Dijitalde Serenay’a Neden Bu Kadar Kıskanç ve Kötü Yorum Geldi?
Çünkü insanların güzellikten çok neşeye ve auraya tahammülü yok. Hem güzel hem mutlu olması bir yere dokunuyor: kendi içsel tatminsizliğiyle yüzleşemeyen bireyin, başkasının taşan yaşam enerjisini kendi eksikliğine yöneltilmiş örtük bir tehdit veya hakaret gibi algılaması.Güzellik tek başına affedilebilir bir kusurdur çünkü edilgendir, sessiz bir fotoğrafta donup kalabilir, mesafelidir ve tüketilmesi kolaydır. Hatta toplum, 'güzel ama mutsuz/melankolik' figürleri bağrına basmaya her zaman dünden razıdır. Ancak güzelliğin yanına kontrolsüz bir neşe, yüksek bir özgüven ve odayı dolduran bedensel bir aura eklendiğinde, dijital kitlelerin bilinçdışında çok daha ilkel bir savunma mekanizması tetiklenir: Narsisistik yaralanma ve haset. Burada “aura” derken mistik bir özellikten söz etmiyorum. Sosyal psikoloji açısından düşündüğümüzde insanların aura diye tarif ettiği etkinin önemli bir kısmı beden dili, kendilik algısı, sosyal rahatlık, duygusal ifade, ses kullanımı, hareket serbestliği ve kişinin bulunduğu alanda kendisine ne kadar rahat yer açabildiğiyle ilgilidir. Bazı insanlar fiziksel olarak çok güzel oldukları hâlde aynı etkiyi yaratmazken bazıları odaya girdiklerinde dikkati üzerlerine çekebilir çünkü karşımızdakinin yalnızca yüzünü ve bedenini değil, kendisiyle kurduğu ilişkiyi de okuruz.Serenay Sarıkaya örneğini ilginç hâle getiren de tam olarak bu. Güzel bir kadın görmek dijital kültürde olağanüstü bir durum değil artık. Ekranlarımız güzellik, gençlik, başarı, zenginlik ve kusursuzlaştırılmış beden imgeleriyle dolu. Fakat güzelliğin yanında “Ben burada olmaktan memnunum” duygusu gördüğümüzde karşılaştırma başka bir seviyeye geçiyor.