Otomobilin Devleri Paris'te Sahneye Çıktı
Uluslararası Paris Otomobil Fuarı kapılarını otomobilseverlere açtı. Otomobil ve yedek parça üreticilerinin katıldığı fuar, 19 Ekim’e kadar açık kalacak. 1,2 milyon kişinin ziyaret edeceği fuarda Toyota, Ferrari, Aston Martin ve Masserati gibi markaların süper spor modelleri görücüye çıktı.Avrupa’nın Frankfurt ve Cenevre ile birlikte en büyük 3 fuarından biri olan 2014 Paris Otomobil Fuarı 114. kez kapılarını ziyaretçilerine açmaya hazırlanıyor. Dün ve bugün basın tanıtımı yapılan fuar 4-19 Ekim arasında ziyaret edilebilecek. Modanın şehri Paris’te bütün hünerlerini otomobilseverlerin beğenisine sunan otomobilin devleri başta Türkiye’de üretilecek olan Hyundai i20 olmak üzere birçok yeni ürünün dünya lansmanını gerçekleştiriyor. Japon Toyota önümüzdeki 20 yılın teknolojisi olarak gördüğü hibrit motorlu araçları görücüye çıkardı. Marka yeni C-HR konseptinin dünya tanıtımını da fuarda gerçekleştirecek. ‘Sürdürülebilir gelecek’ stratejisiyle yola çıkan Toyota, elektrikliden ziyade yakıt hücreli otomobillerin alternatif enerjili araçlar olacağını öngörüyor. Bu kapsamda dünyanın ilk hidrojen yakıt hücreli seri üretim otomobili Toyota Fuel Cell Sedan’ın tanıtımını yapıyor. Bu araç ortalama bir benzinli aracın bir yakıt depoyla aldığı menzile ulaşabilirken 3 dakikada dolarak sadece su buharı salınımı yaparak gerçek bir çevreci araç kimliğini yaşıyor. Fuel Cell Sedan, Japonya’da 2015’in Nisan ayından önce, ABD ve Avrupa’da ise yaz aylarından önce yollara çıkacak. Kısa mesafelere efektif çözüm üreten elektrikli araçlar konusunda yaptığı çalışmaları ise i-Road modeliyle somutlaştıran markanın bir dizel otomobil fiyatına piyasaya çıkaracağı yeni Yaris’in hibrit versiyonu bu aydan itibaren Türkiye pazarında satışa sunuluyor.Zaman
Tesla’nın Yeni Elektrikli Arabası
Elon Musk’ın geçtiğimiz günlerde üstü kapalı bir şekilde tanıtımını yaptığı ‘D’ hala gizemini koruyor. Ancak dün Tesla Motors Club forumlarında paylaşılan bir fotoğraf ile sürpriz bozulmuş olabilir. Daha önce görülmemiş siyah 'Model S P85D' fotoğrafı Tesla’nın araçlarında performans artışı görebileceğimiz anlamına geliyor olabilir. Fotoğrafın çekildiği kamera iPhone 5S olarak gözüküyor ve arabanın metal kısmında gözüken yansıma da resmin montajlanmış olabileceği ihtimalini düşürüyor. 9 Ekimde aracın diğer detaylarının açıklanması da bekleniyor.
3 Ekim 2014 Günlük Burç Yorumu Videoları
Lütfen videoları öz burcunuza ve özellikle YÜKSELEN BURCUNUZA göre izleyin. Yükselen burcunuzu bilmiyorsanız NÖBETÇİ ASTROLOG servisinde gerçek astrologlara sorup hemen öğrenebilirsiniz:)
2014 Göç Yollarının En Ölümcül Yılı Oldu
Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM), bu hafta açıkladığı rapora göre, 2014, ilk dokuz ayında Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken hayatını kaybeden 3,072 göçmenle 21. yüzyılın en yüksek ölüm oranı istatistiğine şimdiden ulaştı.2014’te Akdeniz’i geçmeye çalışırken hayatını kaybeden göçmenlerin sayısı 3.072’ye ulaşırken, bu istatistik 1.500 olan yıllık ortalamanın iki katından bile fazlasına denk geliyor. Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM), bu hafta açıkladığı rapora göre, 2014, ilk dokuz ayında Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken hayatını kaybeden 3,072 göçmenle 21. yüzyılın en yüksek ölüm oranı istatistiğine şimdiden ulaştı.Bu istatistiklerle 21. yüzyılda göç yollarında ölenlerin sayısı 40 bini geçerken, bu göçmenlerin yarısından fazlası Akdeniz’de hayatını kaybetti. IOM raporuna göre, bu sebeple Avrupa’ya giden göç yolları, yasal yolları kullanmayan göçmenler için en tehlikeli güzergâh. Ölüm oranının yüksekliği açısından, Akdeniz’i, ABD-Meksika sınırı ve Hint Okyanusu takip ediyor.Ortadoğu’daki süregelen savaş halinin bu vahim tablonun oluşmasında çok önemli bir etmen, zira yasal yolları kullanmayan göçmenlerin %24’ü Suriyeli. 2000’den itibaren Ortadoğu, Kafkasya ve Hazar bölgesinden Avrupa’ya geçiş için en çok kullanılan ikinci güzergah Türkiye olurken, bu güzergahta tespit edilen yaklaşık 25 bin göçmenin %51’i Suriye’den, %24’ü ise Afganistan’dan kaçanlar. AB’nin uyguladığı sert sınır politikası sebebiyle Türkiye üzerinden kara yolunu kullanarak Avrupa geçmek isteyenlerin sayısında 2010’dan itibaren büyük düşüş yaşanırken, 2011’den başlayarak aynı güzergahta deniz yolu kullanımı önemli oranda artış gösteriyor. Avrupa’ya ulaşmak için göçmenlerin en çok kullandığı yol ise Tunus veya Libya’dan İtalya’ya gitmeye çalışmak.Raporda, devletlerin bu hususta verileri dikkatli bir biçimde toplamadığı için sayının sunulandan çok daha yüksek olabileceğine dikkat çekilirken, gerçek istatistiklerin yayınlanmasının sorunun gerçek boyutunu gözler önüne sermesi açısından çok önemli olduğu ifade ediliyor.EMRE CAN DAĞLIOĞLU | AGOS
Yalnızca İnsanlardan Nefret Edenlerin Anlayabileceği 22 Durum
etiket
İnsanlardan nefret etmenin bilimsal adı 'misantropi' olarak biliniyor. Eminiz ki siz veya çevrenizdeki herhangi biri misantrop olarak nitelendirilebilir. Bu insanların eline sulu bir limon verseniz, ilk yapacakları iş bu limonu gördüğü her insanın yüzüne sıkmak olurdu heralde. Sık sık elleri ceplerinde gökyüzüne bakarak yürüyen ve telefonu çaldığında yüzü ekşiyen bu insanların yaşadığı durumları aşağıda sıraladık. Bakalım siz de bir misantrop musunuz?
Reklam
Reklam
Meme Kanserini Önlemek İçin Öneriler
Ekim ayının “Meme Kanseri Bilinçlendirme Ayı” olması nedeniyle sağlık kuruluşları ve doktorlar meme kanseriyle ilgili birçok bilinçlendirme çalışmasına katılıyorlar. Küçük bir belirtide bile mutlaka hekim kontrolüne gidilmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt meme kanseri riskini azaltmak için alınabilecek önlemleri ve brokolinin meme kanseri üzerindeki faydalarını anlattı.Brokoli meme kanserini önlemede etkili mi?A, C, E vitaminleri, karotin ve antioksidan bakımından zengin olan brokoli hücreleri serbest radikallere karşı koruyor ve içeriğindeki “sülforafan”la brokoli filizi tam bir panzehir görevi üstleniyor. Brokolinin tohumundan yeni çıkmış olan brokoli filizleri, erişkin bir sebzeye göre 50 kat daha fazla sülforafan taşıyor. Sülforafan maddesi kanserli hücrelerin büyümesini engellemekle birlikte onları öldürebiliyor. Yapılan klinik araştırmalarda, meme kanseri olan kadınlara brokoli, kıvırcık lahana, beyaz lahana ve karnıbahar gibi besinler verilerek, meme kanseri riskinin yüzde 50 azaltıldığı, kimilerinde ise tamamen iyileşme belirtisi gösterdiği ortaya çıkmış durumda. Ayrıca brokoli bol miktarda göğüs kanseri riskini azaltan “indole” adlı bir madde içeriyor. Bu besin göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor.Meme kanserinden korunmak için nasıl beslenmeliyiz?Haftada 1-2 kez brokoli yemelisiniz. Brokoliyi iyice yıkadıktan sonra, çay, çorba, yemek ve çiğ salata olarak tüketebilirsiniz. Omega 3 doymamış yağ asitlerine sahip olan balık yağı ve arıların kovanlarını izole ettikleri propolis maddesinin de kanserle savaşta destek olabileceğini araştırmalarda görülüyor. Koruyucu ve yapay katkı maddesi ihtiva eden fabrikasyon gıdalardan, beyaz, esmer, her türlü şeker, beyaz un, rafine tuz, kızartma gibi yiyeceklerden kesinlikle kaçınmalısınız. Özellikle gebelikte tuzlama türü gıdalardan uzak durulmalı.Meme kanserini önlemede hangi vitaminler etkili?Vitaminler, radyasyona karşı savaşta önemli bir yer tutar. A, C ve E vitaminlerinin moleküler yapıları sayesinde antioksidan koruma sağladığı kanıtlandı. Bu vitaminlerin ve diğer antioksidanların yüksek miktarda alınması, pilotlar gibi yüksek irtifada çalışanları, mesleki bir tehlike olan ve radyasyonla harekete geçen kromozom hasarından korur. ACE katkıları ayrıca, astronotları yüksek radyasyon seviyelerinden korumak için ‘uzay besinleri’ olarak da öneriliyor. A vitamini, radyasyon etkilerini iyileştiriyor ve kanser hücrelerini öldürüyor. C vitamini, glutatyon gibi doğal antioksidan sistemleriyle birlikte, DNA’nın ve kromozomların, oksidatif hasardan korunmalarına yardımcı oluyor. C vitamini aynı zamanda insan kan hücrelerinin radyasyon yüzünden ölümünü de önlüyor. C ve E vitamini, serbest radikalleri etkisiz hale getiriyor. E vitamini de serbest radikalleri oluşur oluşmaz stabilize ederek toksisitelerini azaltır.Meme kanserinden korunmak için neler yapılmalı?Cep telefonu, televizyon, bilgisayar, florasan lamba, yüksek enerjili ısıtıcılar gibi radyasyon yayan cihazlardan uzak durmak ya da ölçülü kullanmak gerekiyor. Ne yazık ki, toplum olarak cep telefonu bağımlısıyız. Ancak kanser açısından bu telefonlar çok büyük risk faktörü. Cep telefonu ilk çaldığı an kesinlikle açılmamalı, yolculukta telefonu kapatmalı, yatarken de telefonu yatak odanızdan uzakta şarj etmelisiniz. Çözücüler, boyalar, mürekkepler, böcek ilaçları gibi kimyasallardan kaçınmak gerekiyor. Ayrıca kağıt ve mürekkep kartuşlarının geri dönüşümlü olmasına dikkat etmelisiniz. Evde kullanılan deterjanlar, oda spreyleri kanserojen maddeler içerdiği için kanser riskini artırıyor. Ev temizliğini sirke, limon suyu, kabartma tozu, çamaşır sodası ve zeytinyağı ile yapmanızda fayda var. Oda kokusu olarak taze doğal çiçekler veya organik çiçeklerden elde edilen saf uçucu yağlar en ideali. Leke, su tutmayan yatak örtüleri, mobilyalar, el çantaları kanserojen maddelerden oluşuyor. Hammaddesi pamuk, keten, yün ve kenevir olan elbiseleri tercih etmelisiniz. Dolaplarınızda naftalin yerine ceviz yaprağı kullanmalısınız.
Erken Teşhisin Meme Kanserinde Hayati Önemi
Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor. Özel Sevgi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burhan Tümen kanser haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, kanserin günümüzün en önemli sağlık sorunları arasında baş sıralarda yer aldığına dikkat çekti. Özellikle kadınlarda meme kanserinin en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu söyleyen Op. Dr. Burhan Tümen meme kanserinin ülkemizde görülme sıklığının yüzde 8 ila 10 arasında olduğuna işaret etti. Tümen, Türkiye’de meme kanserinin öneminin Avrupa’ya oranla tam olarak anlaşılamadığını ve bu nedenle de ülkemizde kadınlar arasında meme kanseri konusunda yeterince farkındalık oluşturulamadığını söyledi.Erken teşhisin meme kanserinde hayat kurtarıcı faktör olduğunu belirten Op. Dr. Burhan Tümen, “Gelişen tıp nedeni ile tedavi seçenekleri artmış, erken tanı ile başarı sağlanmıştır. Erken tanı ile hastalıktan kurtulma şansı yüzde 95 civarındadır. Bu nedenle arken tanıda kendi kendine meme muayenesi tarama tetkiklerini yaptırmak, belirtileri hakkında fikir sahibi olmak, uzman doktora başvuru çok önemlidir” dedi. Erken tanı için bazı faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Burhan Tümen, “15-16 yaşından sonra adetin 7 ila 10. günleri arasında ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapılmalıdır. 20-40 yaş arası kadınlar 1 ila 3 yılda bir, 40 yaş sonrasındakiler ise yılda bir genel cerrahi uzmanı tarafından muayene edilmelidir. 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi çektirilmelidir. Daha küçük yaşlarda meme ultrasonu idealdir” diye konuştu.25 yaşındaki kadınların 20 binde 1′inde meme kanseri görülürken, 80 yaşındaki her 8 kadından birinde meme kanseri görüldüğünü, meme kanseri vakalarının özellikle 50 yaşından sonra artış gösterdiğini ifade eden Tümen, meme kanseri için risk faktörlerini şöyle sıraladı:“Aile bireylerinden birinde özellikle birinci derecede akrabalarda over veya meme kanserinin görülmesi ile risk artmaktadır. Meme dokusu uzun süre östrojen etkisinde kalırsa risk artmaktadır. Doğurmamış, geç doğurmuş veya emzirmemişlerde ve menopoz sonrası kullanılan hormon tedavileri, aşırı kilo, yağlı beslenme, hayvansal gıdalar ile alkol ve sigara kullanımı da riski arttırmaktadır. Fiziksel aktivite riski azaltmaktadır.”MEME KANSERİNİN BELİRTİLERİ VE TEDAVİ YÖNTEMLERİEn sık görülen belirtinin memede ağrısız bir kitlenin ele gelmesi olduğunu söyleyen Op. Dr. Burhan Tümen, meme derisinde tahrişler ya da bozulmalar; memede şişlikler, kalınlaşmalar, meme başının içeri dönmesi ve daha geç evrelerde meme cildinde portakal kabuğu manzarasının ise daha seyrek görülen belirtiler olduğunu ifade etti. Op. Dr. Burhan Tümen meme kanserinin tanısı ve tedavi yöntemleri ile ilgili olarak da şu açıklamalarda bulundu:“Meme kanserinde doku tanısı için 1 milimetrelik bir kitlenin dahi ultrason eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi ile kısa sürede tanısı konulabilmektedir. Riski çok azdır. Hastanemizde gerek Genel Cerrahi Uzmanı gerekse Radyoloji Uzmanı tarafından bu işlem yapılmaktadır. Meme kanserinin tanı konduktan sonra hangi evrede olduğunu saptamak tedavi açısından önemlidir. 4 ana evre vardır. Doğru evreyi saptamak için karın ultrasonu veya tomografisi, akciğer ve beyin tomografisi veya MR, kemik taraması, tüm vücut kemik sintigrafisi gibi tetkikler gerekebilir. Hastalık evresi ve patoloji sonucuna göre cerrahi tedavi, kemoterapi, radyoterapi, hormonal tedaviler tek başlarına veya bir arada kombine edilerek yapılabilir. Erken evrede en etkin tedavi kesinlikle cerrahi tedavidir. Bu gruptaki hastalarda kanserli doku ameliyatla tam olarak çıkarıldığında yaşam şansları en yüksek hasta grubunu oluşturmaktadır. Tümör küçük ve başlangıç evresindeyse sadece memenin küçük bir bölümünün alınması yeterli olmaktadır. İlaveten koltuk altı lenf bezelerine atlama varsa (sentinal lenf nodulü biyopsisi yapılarak) lenf nodülleri çıkarılır. Memesinin tamamı alınmayan (meme koruyucu cerrahi yapılan) hastaların büyük bir kısmına ameliyat sonrası radyoterapi verilmesi gerekir. Ameliyat sonrası tümör dokusu patolojik incelemeye gönderilir, inceleme sonucu, tümör özelliklerine bakılıp kemoterapi kararı alınır. Kemoterapi; mikroskobik düzeyde saptanamayan kanser hücrelerinin ölmesi ve nüksetmesini önlemek amacı ile yapılmaktadır. Ayrıca tümörün küçültülmesi ve tümöre bağlı şikayetlerin azaltılması ve yaşam kalitesini arttırılması için kemoterapi önerilir.”CERRAHİ MÜDAHALE OLMADAN TANI KONULABİLİYORMeme kanserinin teşhisinde herhangi bir cerrahi müdahale olmadan da tanı konulabildiği bildirildi. Özel Sevgi Hastanesi’ne meme kanseri konusunda yoğun bir müracaat olduğuna dikkat çeken Burhan Tümen muayene öncesinde hastalara meme kanseri konusunda, risk faktörleri, meme hastalıklarından korunma önerileri ve kişinin kendi kendine meme muayenesini nasıl yapacağını anlattıklarını söyledi. Op. Dr. Tümen, Özel Sevgi Hastanesi’nde meme kanseri ile ilgili yapılan tetkik ve tedavi yöntemleriyle ilgili de şu bilgileri verdi:“Radyoloji ve patoloji ve laboratuvar bölümleri ile birlikte çalışılmakta olup tanı için ince iğne aspirasyon biyopsisi ultrason eşliğinde yapılmakta. Ayrıca meme başı akıntılarında sitolojik tetkik için yayma tekniği uygulanmaktadır. Aynı gün içinde bütün tetkikler yapılıp, cerrahi müdahale olmaksızın tanı konulabilmektedir. Ayrıca operasyon anında patolojik tanı (Frozensection) ve normal patolojik takip incelemesi yapılabilmektedir. Koruyucu önlemlere dikkat. Kilo almamaya dikkat edin. Yağdan fakir gıdalar ile beslenin. Fiziksel aktivitenizi arttırın. Alkolü ve sigarayı bırakın. Hormon tedavileri ancak doktor takibinde ve kontrolünde yapılmalı, riskli durumlarda hemen kesilmeli. Aile hikayenizde meme kanseri varsa kontrollerinizi mutlaka düzenli olarak yaptırın.”Etiketler:kadın sağlığımeme kanserimeme kanseri belirtilerimeme kanseri çözümümeme kanseri erken tedavimeme kanseri erken teşhismeme kanseri hastalığımeme kanseri ile mücadelememe kanseri nasıl anlaşılırmeme kanseri nasıl geçermeme kanseri sebeplerimeme kanseri tedavisisagliksağlık haberleri
Reklam
Çerkesler'in Ne Kadar Asil Bir Halk Olduğunu Gösteren, Daha Önce Duymadığınız 13 Bilgi
etiket
“Çerkes” dendiğinde ilk akla gelenlerin başında hırçın, süratli ve bir o kadar da estetik dansları, eşsiz lezzetlerden oluşan zengin mutfağı, zarif ve kendine has güzelliğe sahip asil kızları ve yüzlerinin keskin hatlarıyla kadim bir kayayı andıran erkekleri geliyor. Biraz da klişeleşen bu kavramların dışında, bu halkı özel kılan ve duyduğunuzda çok şaşıracağınız birçok sıra dışı özellik bulunuyor. Bu derlemede, Kafkas halklarının daha önce hiç duymadığınız özellikleriyle tanışacak ve çok şaşıracak, belki de hayran kalacaksınız!
Reklam
Dünyanın Ne Kadar Güzel Bir Yer Olduğunu Kanıtlayan Birbirinden Sevimli 26 Hayvan
Öyle zamanlar vardır ki, içimiz kararır ve geleceğe dair umudumuzu yitiririz. Çevremizde ve dünyada olup bitenler, bizleri bir tür karamsarlık haline sürükler. İşte tam da bu zamanlarda, bu minik hayvanlara bakmanızı ve dünyanın ne kadar güzel bir yer olduğunu hatırlamanızı öneriyorum size. Onların gözlerindeki ışığı ve bedenlerindeki doğal güzelliği görmek, yaşam ile aramızda kurduğumuz köprüyü bir derece daha güçlendirmeye ve yaşamı daha da çok sevmemize yetiyor sanırım.
Reklam
Antarktika Eriyor Yerçekimi Azalıyor
Uydulardan elde edilen yeni görüntüler, Batı Antarktika'da yaşanan buzul erimesinin çok ciddi bir boyuta ulaştığını gösterdi. Buzul kaybı arttıkça, Dünya'nın yerçekim kuvvetinin de azaldığı belirtildi.Geophysical Research Letters dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, Batı Antarktika'da yaşanan buzul kaybı, Dünya'nın bu bölgedeki yerçekim kuvvetinin azalmasına neden oldu. Buzulların erimesi, Batı Antarktika'da uzaydan net bir şekilde görülen bir kütle kaybına neden olurken, bu azalma yerçekim kuvvetini de zayıflattı.Batı Antarktika'nın yerçekimi hakkındaki bilgiler, Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) GOCE uydusu tarafından elde edildi. Bilim insanları, görevi Kasım 2013'te sona eren uydunun 2009-2012 yılları arasında elde ettiği verileri analiz etti. Alman, Hollandalı ve ABD'li araştırmacıların incelediği veriler, artan sıcak okyanus akıntıları nedeniyle buzul ve buz katmanlarındaki erimenin hızlandığını gösterdi.ESA'nın verdiği bilgiye göre, 2011 ile 2014 arasında Antarktika'daki yıllık buzul kaybı 125 kilometreküp olarak belirdi. Batı Antarktika'nın ise 2009-2012 yılları arasında kaybettiği buzul miktarının 230 milyar ton olduğu tahmin ediliyor.Alman Jeodezik Araştırma Enstitüsü'nden Johannes Bouman'ın başında yer aldığı araştırma ekibi, NASA ve Almanya'nın yürttüğü Grace görevindeki verileri de kullanarak Antarktika'nın toplam buzul kaybını belirlemeye çalışacak.Milliyet
Tartışmayı Kazanmanın En İyi Yolu Nedir?
Haklı olduğunuzu düşündüğünüz bir konuda karşınızdaki insanın fikrini nasıl değiştirebilirsiniz?Psikolojik araştırmalar, genellikle başvurduğumuz yolun doğru olmadığını gösteriyor.Korkarım yanılıyorsunuz. Tuttuğunuz yol mantıklı değil. Beni bir dinleyin; size benim haklı sizin haksız olduğunuzu gösterecek birçok nedeni anlatmaktan memnuniyet duyacağım. İkna olmaya hazır mısınız?Konu ister iklim değişikliği, ister Orta Doğu ya da bu yılki tatil planları olsun, birçoğumuz karşımızdakinin fikrini değiştirmek için bu yolu seçeriz. Oysa bu tutum genellikle karşımızdaki insanın fikrinin daha da sabitleşmesine neden olur. Ne var ki araştırmalar daha iyi bir yolun olduğunu söylüyor; daha fazla dinlemeyi ve karşınızdakini teslim olması için daha az zorlamayı içeren bir yol.On yıldan biraz daha uzun bir süre önce Yale Üniversitesi’nden Leonid Rozenblit ve Frank Keil, insanların bir şeyin işleyişini bildiklerini sandıkları birçok durumda aslında bu bilginin iyimser bir tabirle yüzeysel olduğunu ifade etmişti. Bu olguya “açıklayıcı derinlik yanılsaması” adını verdiler.Araştırmaya katılan kişilere tuvalet sifonu, araba hız göstergesi, dikiş makinesi gibi eşyanın nasıl çalıştığı konusunda ne kadar iyi bilgiye sahip olduklarını düşündüklerini sorup derecelendirmelerini, daha sonra da bildiklerini anlatmalarını ve konuyla ilgili soruları yanıtlamalarını istediler. Ortaya çıkan sonuç şuydu: Deneye katılan kişiler asıl teste tabi tutulduktan sonra, ortalama olarak bu konulardaki bilgilerine daha kötü bir derece verdiler.Bu deneyden yola çıkarak araştırmacılar şu sonuca vardı: Bu eşyaya aşinalığımız ile onların nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgi sahibi olmayı birbirine karıştırıyoruz. Psikologlar, insanların karar verirken veya değerlendirme yaparken zihni kestirmelere başvurması eğilimine “bilişsel cimrilik” teorisi adını veriyor.Etrafımızdaki eşyanın nasıl çalıştığını gerçekten anlamak için o kadar çaba göstermeye ne gerek var? İlginç olan şu ki, aslında bilgimizin ne kadar yüzeysel olduğunu kendimizden saklamayı becerebiliyoruz.Bir konuyu öğretme girişiminde bulunan herkesin aşina olduğu bir olgudur bu. Genellikle bir konuyu açıklamak için ne söyleyeceğinizin denemesini yaparken ya da o konuda bir soru sorulduğunda farkına varırsınız ki aslında konuyla ilgili tam bilgi sahibi değilsiniz. Dünyanın her yerinde öğretmenlerin tekrarladığı şeydir bu: “Öğretmeye başladığım ana kadar anlamamıştım bunu aslında.” Ya da araştırmacı ve mucit Mark Changizi’nin ifade ettiği gibi “Ne kadar kötü öğretsem de hep yeni bir şey öğreniyorum.”Bu algı yanılsaması konusunda geçen yıl yayımlanan bir araştırma, bu durumun başkalarını haksız oldukları konusunda ikna etmede kullanılabileceğini gösteriyor. Colorado Üniversitesi’nden Philip Fernbach’ın başkanlık ettiği araştırma ekibi, bu olgunun, tuvaletin işleyişi gibi basit konuların yanı sıra siyasi bilgi ve algı konusunda da geçerli olduğunu vurguluyor. Katı siyasi görüşlere sahip kişilere, savundukları görüşlerin tam olarak ne tür bir değişiklik getireceğini açıklamaları istendiğinde belki de diğer görüşlere daha açık hale geleceklerdir.İnternet üzerinden bir grup Amerikalı üzerinde bir anket yapılarak sağlık, karbon salınımı, İran’a uygulanan yaptırımlar gibi tartışmalı bazı konularda ABD’nin politikaları konusundaki görüşleri soruldu. Bir gruba bu konulardaki düşünceleri ve neden böyle düşündükleri soruldu. Yani kendi görüşlerini açıklama olanağı verildi.İkinci grup ise daha farklı bir uygulamaya tabi tutuldu. Bu görüşleri savunma nedenlerinden ziyade, savundukları politikaların nasıl işleyeceğini neden-sonuç ilişkileriyle adım adım açıklamaları istendi.Sonuç netti: Görüşü savunma nedenleri sorulan gruptakiler bu görüşleri konusunda deneyden önceki kadar ısrarcıydılar. Ama açıklama istenen gruptakilerde yumuşama olmuş ve bu konulardaki bilgilerini derecelendirmelerinde çok daha büyük bir düşüş kaydedilmişti.Yani bir dahaki sefere bir arkadaşınızı nükleer santrallerin gerekliliği, kapitalizmin yıkılışının kaçınılmazlığı ya da dinozorların 10 bin yıl öncesine kadar insanlarla birlikte yaşadığı konusunda ikna etmek istiyorsanız bu bilgiyi göz önünde bulundurmanızda fayda var. Ama neden haklı olduğunuzu açıklamanız gerekebileceğini de unutmayın. Aksi halde sonunda görüş değiştiren siz olabilirsiniz.Tom Stafford__Sheffield Üniversitesi | BBC Türkçe
Reklam