4 Ekim 2014 Günlük Burç Yorumu Videoları
Lütfen videoları öz burcunuza ve özellikle YÜKSELEN BURCUNUZA göre izleyin. Yükselen burcunuzu bilmiyorsanız NÖBETÇİ ASTROLOG servisinde gerçek astrologlara sorup hemen öğrenebilirsiniz:)
Türkiye'nin Tam Bir Turizm Cenneti Olduğunun 7 Kanıtı
Birleşmiş Milletlere bağlı Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) her sene ülkelerden gelen verileri toplayarak sıralamayı açıklar. Bu verilere göre 2013 yılında Türkiye Dünya sıralamasında Almanya ve Birleşik Krallık’ı geride bırakarak ilk 6 da yer almıştır. Listenin üst sıralarında İtalya, İspanya, Çin, A.B.D. ve Fransa bulunur. Avrupa sıralamasında ise Fransa, İspanya, İtalya’dan sonra 4’üncü sıradadır. Gayet iyi derecelere sahip olan Türkiye turizmi, yükseliş ivmesini korumaktadır.
Marie Claire, IŞİD'le Savaşan YPJ'li Kadınları Haber Yaptı
Dünya’da çok sayıda ülkede okunan kadın ve moda dergisi Elle‘den sonra, Avustralya’nın moda dergisi Marie Claire de Rojava’da kadınların özsavunma gücü olarak Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı savaşan Kadın Savunma Birlikleri’ni (YPJ) haberleştirdi.“Bu olağanüstü kadınlar IŞİD’e karşı savaşıyor. Şimdi onları tanımanın zamanı” başlığıyla verilen haber derginin kadın foto muhabiri Erin Trieb ’ın Rojava’da YPJ’li kadınlarla geçirdiği bir haftalık izlenimlerinden oluşuyor.imctv.com.tr’de yer alan habere göre, haberde çok sayıda kadın savaşçıyla yapılan görüşmeler yer alıyor. Derik ve Rabia’da savaşan kadınların yer aldığı haberde YPJ’li kadınlar şu ifadeleri kullanıyor: “ırk ve din farkı olmadan kendimizi kendimiz koruyoruz. IŞİD’e karşı başkaları korumayacak bizi.”Kadınların birbirlerini “Heval” yani “Yoldaş” olarak çağırdıklarının anlatıldığı haberde, YPJ’lilerin onur, adalet ve dürüstlük değerleriyle savaştığını, 18 yaşından küçük kadınların da savaşmalarına izin verilmediği belirtildi. Haberde YPJ’liler şöyle tanımlanıyor: “Erkek savaşçılar kadar güçlü, disiplinli ve inançlı…”Batı algısının olası sorularına yanıt verilen haberde, kadın askeri gücün gönüllülerden oluştuğu herhangi bir maaş almadıkları, istedikleri zaman askeri birimden ayrılabilecekleri, hediye ya da bağış kabul etmedikleri bilgisine yer veriliyorHaberin sonunda şöyle bir not da yer alıyor: “Fotoğrafları çekilen kadın savaşçıların bazıları IŞİD saldırıları sonucu yaralandı bazıları da IŞİD’in elinde.”T 24
Reklam
Sezaryen Nedir, Nasıl Yapılır?
Sezaryen Nedir?Sezaryen doğum sırasında annenin karın ve rahminin açılarak bebeğin alındığı cerrahi bir operasyondur. Belirli durumlarda sezaryen doğum yapılacağı önceden kesinleştirilebilir. Bazı durumlarda ise önceden öngörülemeyen bazı durumlar sonucu sezaryen doğum gerçekleşir.Sezaryen Doğum Niçin yapılır?Sezaryen doğum aşağıdaki koşullar altında önceden kararlaştırılabilmektedir:Geçmişte birden fazla kere sezaryen doğum yaptıysanız uterusun normal doğumu engelleme riski yüksektir.Miyomektami (fibroidlerin ameliyatla alınması) gibi invasif uterin ameliyatı geçirdiysenizBebeğinizin büyük doğması bekleniyorsa (makrosomi). Özellikle şeker hastasıysanız ve geçmişte normal doğum sırasında ciddi bir travma yaşayan aynı kiloda veya daha küçük bir bebek dünyaya getirdiyseniz..
Hamilelikte Düşük Riskini Arttıran Faktörler!
Düşük yapma olasılığını arttıran etmenler nelerdir?Her kadın için düşük riski bulunsa da bazı kadınlarda bu risk daha yüksektir. Modakan olarak sizin için araştırdık, İşte bazı risk faktörleri: Yaş İleriki yaşlarda kromozomsal olarak anormal hamilelik, sonuçta da düşük riski daha yüksektir. 40 yaş sonrasında düşük riski 20 yaşındaki bir kadının iki katı kadardır. Geçmişte düşük yapmış olmak Geçmişte ard arda en az iki kez düşük yapmış olan kadınların tekrar düşük yapma olasılığı yükselmektedir. Kronik hastalıklar veya bozukluklar İhmal edilen diyabet ve belirti kan pıhtılaşma bozuklukları, otoimmün bozuklukları (antifosfolipid sendromu veya lupus gibi) ve hormonal bozukluklar (polikistik over sendromu gibi) düşük riskini arttıran faktörler arasındadır. Rahim veya cervix problemleri Belirli rahim anomalileri, şiddetli rahim adhezyonları veya rahim boynu kısalığı gibi durumlar düşük olasılığını arttırmaktadır. Rahim fibroidleri ve düşük arasındaki ilişki tartışmalı bir konudur. Ancak çoğu durumda fibroidler problem oluşturmamaktadır. Doğuştan gelen..
Reklam
Dış Gebelik Nedir, Belirtileri, Ağrıları ve Ameliyatı Nasıldır?
DIŞ GEBELİK NE ZAMAN FARK EDİLİR, BAŞLICA BELİRTİLERİ NELERDİR?Dış gebelik erken dönemde hekime başvurulmamışsa belli bir süre fark edilmeyebilir. Bu durumda genellikle kirli kahverengi bir kanama olur. Kanama süresi ve miktarı normal adet gününden farklılık gösterir. Kanama ile beraber ya da kanama olmadan kasık ağrısı da ortaya çıkabilir. Ağrı çoğunlukla dış gebeliğin yerleştiği bölgede görülür. Başlıca belirtileri ise; adet gecikmesi, ağrı oluşması, anormal kanama meydana gelmesi.Dış gebelikte en erken aşamalarda hiçbir belirti vermez. Normal bir gebelik gibi adet gecikmesi olur ve gebeliğin diğer belirtileri de olabilir. Ancak kısa zamanda gebeliğin büyümesiyle birlikte tüp gerilmeye başladığı andan itibaren hastalarda ‘’müphem’’ ağrılar olur. Bu müphem ağrılar duyarlı bir hastanın doktora başvurmasını sağlar ve en erken dönemde tanı koymak mümkün olabilir. Gebelik ilerledikçe bu ağrılar şiddetlenir. Bunun da nedeni embriyonun tüpün içinde büyümeye devam etmesi ve gerilmeye bağlı olarak ağrı uyandırmasıdır. Bu aşamada başvuran bir kadında da henüz tüp yırtılmadan tanı koymak ve tedavi etmek mümkündür. Gebelik daha da ilerlediğinde gebeliğin yerleştiği tüp gerginliği daha fazla kaldıramaz ve bir yerinden yırtılır. Yırtık giderek büyür ve... tamamı için tıklayın
Öldükten Sonra Dirilmek Mümkün mü?
“Vücut ısınız 10 santigrat derece, beyin fonksiyonlarınız durmuş, kanınız akıtılmış ve kalbiniz durmuşsa, herkes bunu ölüm olarak tanımlama konusunda hemfikir olacaktır,” diyen Arizona Üniversitesi’nden Peter Rhee. “Ama sizi yine de hayata döndürebiliriz,” diye devam ediyor.Maryland Üniversitesi’nden Samuel Tisherma n ile birlikte, bedenin saatlerce ‘gecikmeli canlandırma’ adı verilen durumda kalmasının mümkün olduğunu gösterdiler. Bugüne kadar sadece hayvanlar üzerinde denenmiş olan bu uygulama, vücuttan kanın boşatılmasını ve vücut ısısının 20 santigrat derece düşürülmesini gerektiriyor.Yaralanma hali giderildikten sonra kan geri pompalanıyor ve vücut ısısı yavaş yavaş yükseltiliyor. “Kan geri pompalandığında vücut hemen pembeleşiyor,” diyor Rhee. Vücut ısısı belli bir dereceye ulaştığında kalp kendiliğinden çalışmaya başlıyor. “Çok ilginç bir şekilde, 30 derecede kalp birdenbire tek tek atmaya başlıyor; ısı yükseldikçe kalp atışı da kendiliğinden artıyor,” diyor. Bu işlemden geçen hayvanlar uyandığında pek yan etki görülmeden ertesi gün normale dönüyor.Bir süre önce Tisherman’ın, bu tekniğin Pennsylvania’da kurşun yarası almış insanlar üzerinde deneneceğini açıklaması bütün dünyada yankı yaratmıştı. Yani yaralanma sonucu kalp atışları duran bu hastalar için bu uygulama son şansları olacaktı.Tisherman kamuoyunun bu tekniği bilim-kurgu olarak algılamasını istemiyor. Ancak Rhee bu çalışmanın böylesi bir deneyin başlangıcı olabileceği görüşünde.New York Devlet Üniversitesi’nden Sam Parnia bu konuda şunları söylüyor: “Hepimiz ölümün mutlak bir an olduğu düşüncesiyle yetiştirildik; ölünce artık geri dönüşünüz yok gibi. Bu bir zamanlar doğruydu, ama şimdi kalp masajının keşfinden bu yana şunu anladık ki öldükten saatler sonra bile vücudunuzdaki hücreler ‘ölü’ hale gelmiyor hemen… Kadavra olduktan sonra bile hala hayata döndürülebilirsiniz yani.”Tisherman artık ölümü, tanımın sübjektif olduğunun farkında olmakla beraber, doktorların kalp masajından umut kestikleri an olarak değerlendiriyor. Geçen Aralık ayında Resuscitation adlı dergide yayımlanan bir makale çalkantı yaratmıştı. Makalede, hastanelerin acil servislerinde çalışan doktorlar arasında yapılan bir ankette, bu doktorların %50’sinin, ‘Lazarus olgusu’ olarak adlandırılan ve artık umut kesilen bazı hastalarda kalbin kendi kendine yeniden çalışmaya başlamasına tanık oldukları belirtiliyordu.Kalbi yeniden çalıştırmak işin sadece başlangıcı; kalp durması ardından görülen oksijen yetersizliği, başta beyin olmak üzere hayati organlarda ciddi hasara yol açabiliyor. Tisherman, oksijensiz geçen her dakikada bu organlar yavaş yavaş ölmeye başlıyor,” diyor.Tisherman’ın öğretmeni ve 1960’larda geliştirdiği kalp masajı tekniğiyle ölüm algısının değişmesine yol açan bir bilim adamı olan Peter Safar bu soruna da bir çözüm getirmiş: Buz parçalarıyla vücut ısısını 33 dereceye kadar düşürüp hücrelerin daha yavaş çalışmasını sağlayarak oksijen eksikliğinin yol açacağı hasarı asgariye indirmek.Kalbi yeniden çalıştırılmak için uğraşılırken, kan dolaşımını ve oksijen pompalama görevini üstlenen makinelerle birlikte bu uygulama da kalp durması ve beyin ölümü vakaları açısından yeni bir fırsat yarattı.Bir süre önce Texas’taki bir hastanede 40 yaşındaki bir adamın üç buçuk saat süren kalp masajı boyunca zihni melekelerini yitirmeden hayatta kaldığı bildirilmişti. Ancak doktorların bu kadar uzun süre kalp masajına devam etmesini sağlayan motivasyon unsuru, kalp masajı sırasında hastanın bilincinin geri gelmesi ve konuşmaya başlaması olmuş. Buna şahit olan doktorlar daha önce böyle bir vakayla karşılaşmadıklarını belirtiyor.Kalp durmasına travma sonucu yaralanma (kurşun yarası ya da araba kazası) durumu da eşlik ediyorsa hayata döndürme işlemlerini bu kadar uzun süreli uygulamak şu an için mümkün değil. Bugün açısından cerrahların yapabileceği en iyi şey, kol ve bacaklara giden atardamarları tıkadıktan sonra göğsü açıp kalp masajı yaparak yaralar dikilinceye kadar beyne birazcık kan akışını sağlamak. Bu durumda hayatta kalma oranı yüzde 10’dan daha az.Bu nedenle Tisherman, vücut ısısını 10-15 dereceye kadar düşürerek doktorlara ameliyat için birkaç saat daha kazandırmak istiyor. Bu ölçüde vücut soğutma işlemi bugün de bazı kalp ameliyatlarında uygulanıyor. Tisherman’ın projesinde ise bu işlem ilk kez hastaneye ‘ölü’ olarak gelen kişilere uygulanıp kişi yeniden hayata döndürülmeye çalışılacak. Ölüm nedeniyle metabolizma durmuş olduğundan ve hücreleri canlı tutmak için kan gerekmediğinden vücuttaki kan boşaltılıyor ve vücudun hızlı bir şekilde soğuması için yerine tuzlu soğuk su dolduruluyor. Bu vücudu soğutmanın en hızlı yolu olarak biliniyor.Tisherman, Rhee ve başka bilim insanlarıyla 20 yıllık bir çalışma sonucunda bu uygulamanın güvenli ve etkili olduğunu kanıtlayacak verileri toplamış. Deneylerin birçoğunda ölümcül yara almış domuzlar kullanılmış. Hayvanlar gerektiği kadar hızlı bir şekilde soğutulabilmişse ki bu vücut ısısını dakikada 2 derece düşürmek demek, yüzde 90’dan fazlası, bir saatlik işlemin ardından vücutlarına kan geri pompalandığında yeniden canlanmış. Bu hayvanlar üzerinde yapılan testler, beyin aktivitelerinde de herhangi bir hasar oluşmadığını ve hafıza kaybı ortaya çıkmadığını göstermiş.Bu uygulamanın insanlar üzerinde denenmesi için izin almak kolay olmamış elbette. Ama bu yıl Tisherman’a Pennsylvania eyaletindeki Pittsburgh kentinde silahla yaralanmış hastalar üzerinde pilot deneme yapması için izin verilmiş. Baltimore ve Tuscon’da da deneme hazırlıkları yapılıyor.Bütün tıbbi araştırmalarda olduğu gibi bunda da hayvanlar üzerindeki deneylerden insana geçiş bazı zorluklar içeriyor. Örneğin hayvanlara ameliyat sonrası kendi kanları verilmiş; insanlara ise kan bankalarında haftalarca beklemiş kanlar nakledilecek. Ayrıca hayvanlar anestezi altında yaralanırken, ateşli silahla yaralanmış insanlar normal haldeyken bu yarayı almış olacağı için vücudun bu travmaya vereceği tepki farklı olabilir. Fakat Tisherman iyimser bakıyor. “Domuzlar ve köpekler kanama halinde insana benzer tepki veriyor,” diyor.Diğer doktorlar ise gelişmeleri ilgiyle izliyor. Bir doktor, beyni korumak için vücudu alışılagelmiş uygulamadan çok daha fazla soğutmak gerektiğini birçok kişinin bildiğini, ama uygulamadan korkulduğunu belirtiyor.Denemeler başarılı olursa Tisherman bu işlemleri farklı travmalarda da kullanmak istiyor. İlk denemede kurşunla yaralanmış olanların seçilmesinin nedeni, kan kaybı kaynağının kolay bulunması. Ancak bir gün bu işlemin araba kazalarındaki yaralanmalarda görülen iç kanamalarda, kalp krizi ve daha başka hastalıklarda da uygulanması ümit ediliyor.David Robson / BBC Türkçe
Evleri Geleceğe Taşıyan 9 Teknolojik Eşya
Tüplü televizyonlardan ince ekranlara geçilen bir çağdan sonra, icat edilen teknolojik eşyalar gün geçtikçe ihtiyaçlarımıza daha basit ve modern çözümler üretecek şekilde gelişmeye devam ediyor. İşte yakın zamanda evleri geleceğe taşıyabilecek yeni nesil 9 teknolojik eşya.
Reklam
Evinizi Lüks Gösterecek 18 Muhteşem Dekorasyon Fikri
Bu yazıda evinize lüks bir bakış katacak parlak fikirler bulduk. Her birimiz genelde iyi bir değişiklik yapmak için eşyalarımızı atar, satar, yenisi alır yada yer değiştiririz. Asıl amacımız fazla para harcamadan güzel değişiklikler yapmaktır. Lütfen bu inanılmaz örneklere bir göz atın. Evimizdeki boşlukları güzel bir şekilde değerlendirdiğimiz zaman beklenmedik şekilde güzellikler yapmış oluruz. Bu dahice ev düzenlemeleri havuzdan ve akvaryumdan yada bahçemizden başlayarak eşyaları daha iyi kullanarak hem yerden tasarruf etmiş oluruz hem de eşyaya bir kullanım şekli daha yüklemiş oluruz. Bu yazıdaki evleri gördükten sonra siz de bu fikirleri düşündüğünüzü hatırlayacak belki de siz de bu işe koyulacaksınız. Hadi bir göz atalım bu hünerli ev sahipleri nelerden neler yapmışlar yaratıcılıklarını kendi evlerine nasıl uygulamışlar.
Reklam
Reklam
Sağlıklı Bir Kurban Bayramı İçin 15 Püf Noktası
Kurban Bayramı süresince tüketeceğiniz et miktarıyla paralel olarak yaşayacağınız sorunları minimuma indirnek için önerilerimize bir göz atın!1) Etler kaliteli protein kaynağı olmasının yanı sıra yağ, çeşitli minerallerin (özellikle demir, çinko, fosfor, magnezyum) ve vitaminlerin (özellikle B12, B6, B1 ve A vitamini ) de kaynağıdır. Etlerin çok yağlı kısımları tüketilmemeli, hayvanın iç yağları yemeklere lezzet vermek amacıyla kullanılmamalıdır. Etler, sağlıklı beslenme ilkeleri doğrultusunda sebzelerle birlikte pişirilmeli veya et yemeklerinin yanında sebzelerin de bulunması önemlidir.2) Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için kalp-damar hastalığı, diyabet, hipertansiyonu olan bireyler kurban bayramında, yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli, kısıtlı miktarlarda tüketmeli, aşırıya kaçmamalıdırlar. Yapılan araştırmalara göre, ağır tüketilmiş bir öğün sonrası kalp krizi geçirme riski oldukça yüksektir.3) Kurban Bayramı süresince fazla miktarda et tüketimi birçok rahatsızlığın gelişmesine ve var olan rahatsızlıklarınızın artmasına neden olabilir. Tüketilen et miktarının kontrol edilmesinin yanında, pişirme teknikleri de oldukça önemlidir. Etle yapılan yemeklerin hafif olması için kendi yağıyla pişirin, ilave yağ eklemeyiniz.4) Etler sindirimi zor olan besinlerdir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik hem pişirmede, hem de sindirimde zorluk yaratır, Bu nedenle özellikle mide barsak hastalığı olan bireyler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra, haşlama veya ızgarada pişirme yöntemiyle pişirerek tüketmelidirler.5) Et ve ürünleri posa içeren bir yiyecek grubu değildir. Bu nedenle bayram tatili süresince aşırı miktarda tüketilmesiyle kabızlık gelişebilir. Kabızlık oluşumunun engellenmesi ve çeşitli antioksidanların alınması için etlerin mutlaka sebze yemekleriyle birlikte veya yanında sebzeyle birlikte tüketilmesi gerekmektedir.6) Kırmızı et tüketimi ile ilgili çalışmalar oldukça fazladır. Epidemiyolojik, kanıta dayalı çalışmalar sıklıkla ve sağlıksız pişirme tekniği ile pişirilen kırmızı et tüketen bireylerde kolon ve mide kanserine yakalandıkları yönünde gelişmiştir. Buna ek olarak yağlı et tüketimi ile birlikte kan yağlarında ve ürik asit düzeyinde artış olduğu bilinmektedir.7) Bu nedenle kırmızı et tüketiminde sıklık azaltılıp haşlama öncelikli olmak kaydıyla, fırınlama ve ızgara yöntemleri kullanılarak pişirilmesi daha güvenlidir ve uzmanlarca önerilmektedir. Sıklık açısından haftada 2 kez tüketmek en sağlıklısı. Pişirme esnasında pişirme suyu atılmamalı, bu nedenle et az suda pişirilmelidir. Etli sebze yemeklerine yağ kullanmamak en sağlıklı yöntemdir.8) Bakteri bulaşma riskini azaltmak için; kesim yapılacak yerlerin zemininde su ve kanın birikmemesi sağlanmalıdır. Etle temas eden bıçak ve satır gibi aletler temiz olmalıdır, kesimi yapacak olan görevliler mutlaka kendi kişisel temizliklerine özen göstermelidirler.9) Etleri, büyük parçalar şeklinde değil kıymalık, kuşbaşılık, pirzola, biftek ve bonfilelik olarak ayrılmalı, günlük pişirilecek miktarlara bölünmeli ve buzdolabı poşetine veya yağlı kâğıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır.10) Bu şekilde hazırlanan etler, buzlukta ( -2 ºC ) birkaç hafta, derin dondurucuda ise (-18 ºC ) daha uzun süre ile saklanabilir. Sakatat ve organ etleri buzdolabında 1–2 gün saklanabilir, etler kıyma haline getirilirse saklama süresi kısalır kıyma buzdolabında 1–2 gün parça et ise 2-3 gün saklanabilir.11) Etler kolaylıkla bozulabilen potansiyel riskli besinlerdir. Etlerin dondurulduktan sonra tekrar çözdürülmesi bazı mikroorganizmalar için üreme yeri oluşturur ve bu da sağlığımızı tehdit edebilir. Bu nedenle buzlukta saklanan etler buzluktan çıkartılınca yemek içinde tamamen kullanılacak şekilde parçalara ayrılarak buzluğa konulmalı, çözdürülen et hemen pişirilmeli, tekrar dondurulmamalıdır.12) Çözdürülmek istenen et, oda ısısında açıkta bırakılacak şekilde değil, yine buzdolabında çözünmesi sağlanmalıdır. Derin dondurucuda saklanan etin, buzdolabının sebzelik kısmının üstüne konularak çözünmesi beklenebilir. Çabuk çözünmesi amacıyla uygulanan kalorifer, soba üzerinde çözdürme, oda sıcaklığında bekletme vb. sakıncalı yöntemlerdir.13) Pişirilmiş gıdalar oda sıcaklığına kadar soğudukları zaman üzerilerindeki mikropların sayısı hızla artmaya başlar. Pişirilen gıdaların uzun süre bekletilmesi mikropların çoğalma riskini arttırır, güvenli olması açısından pişirilmiş gıdalar soğumadan tüketilmelidir.14) Güvenli bir şekilde pişirilmiş gıdalar çiğ gıdalarla çok az bir temasta bile bulunsa kontaminasyona neden olabilir. Örneğin pişmemiş bir eti parçalamak için kullandığınız tahtayı veya bıçağı yıkamadan pişmiş bir gıda için kullanmayın.15) Mutfakta tezgah yüzeyini ve ekipmanlarınızı temiz tutunuz. Gıdalar kolayca kontamine olabildikleri için gıda hazırlanmasında kullanılan bütün yüzeyler temiz tutulmalıdır.Kaynak: Mahmure
Peri Çayı Üzerindeki İmarsız Baraj ve HES'e Durdurma Kararı
Peri Çayı üzerinde yapımı protestolar eşliğinde süren Pembelik HES, 'imar planı bulunmadığı' gerekçesiyle durduruldu.Elazığ 1'inci İdare Mahkemesi, Tunceli ile Elazığ sınırları arasındaki Peri Çayı üzerinde yapımı süren Pembelik Barajı ve hidroelektrik santralinin imar planı bulunmadığı gerekçesiyle yapımının durdurulup, mühürlenmesine karar verdi.Elazığ 1'inci İdare Mahkemesi'nin Pembelik Barajı ve HES inşaatının durdurulup mühürlenme kararı ardından Tunceli'de çevre aktivisti ve avukat Barış Yıldırım, Dersim Kültürel ve Doğal Mirası Koruma Girişi ve arazileri Pembelik Barajı ve HES suları altında kalacak Nazimiye köylüleri ile birlikte basın toplantısı düzenledi.Yıldırım, mahkemenin Tunceli bölgesinde yapımı devam eden ve yapılmasına karar verilen toplam 26 HES'in yapımını doğrudan ilgilendirecek önemli bir karar verdiğini belirterek, şunları söyledi:'Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi olarak daha önce Tunceli Özel İdare Genel Sekreterliği'ne başvurarak Tunceli bölgesinde yapımı devam eden ve bitirilen toplam 8 HES projesinin imar planı olmadan yapımlarına başlandığı ve bazılarının bitirildiği kaçak olan bu HES'lerin derhal mühürlenmesi ve yapımlarının durdurulmasını istedik. Bizim bu talebimiz Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından da haklı bulundu. Ancak İl Özel İdare Genel Sekreterliği ile Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri suç işleyerek bu barajları mühürlemedi. Son alınan yargı kararı artık bu durumun hukuken de haklılığımızı ispatının bir örneğidir. Elazığ 1'inci İdare Mahkemesi Pembelik Barajı'nın imar planı bulunmadığı gerekçesi ile durdurulması ve mühürlenmesine karar verdi. İlimiz sınırları içinde bir HES hariç diğer tüm HES'lerin imar planı bulunmamaktadır. Bu karar diğer HES inşaatları için emsal karar olma niteliği de taşıyacaktır.' TUNCELİ/DHA
Lazer Epilasyon Hakkında Öneriler
Dr. Bahar Öznur, lazer epilasyon hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.Ankara Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Bahar Öznur, “Lazerli epilasyon, sedef gibi deri hastalıkları olanlarda, bazı önemli yan etkileri bulunan ve ağızdan alınan sivilce ilacı kullananlarda, kalp pili olanlarda, ayva tüyü (sarı tüy) olanlarda ve sara (epilepsi) hastalarında da kullanılmıyor” dedi. Uzmanlar, istenmeyen tüylerden kalıcı bir şekilde kurtularak tüm mevsimleri rahat geçirmenin en hızlı ve en sağlıklı yolunun, lazerli epilasyon olduğunu belirtiyor. Ancak tüylerden kalıcı bir şekilde kurtulmak isterken olumsuz sonuçlarla karşılaşmamak için bu yöntemle ilgili 10 önemli nokta hakkında mutlaka bilgi edinilmesi gerekiyor. Lazer epilasyon tüm dünyada yaklaşık 20 yıldır uygulansa da, hala güvenilir bir yöntem olup olmadığına yönelik kuşkular bulunuyor. Oysa lazerli epilasyonda, cilde zarar vermeden geçerek kıl kökünü etkiliyor vücutta herhangi bir atık madde bırakmıyor.Bu özelliği nedeniyle de, hijyenik bir hastane veya merkez ortamında, konusunda uzman bir doktor veya doktor denetiminde yapıldığı takdirde oldukça güvenli bir yöntem. Ancak herhangi bir olumsuz tablo ile karşılaşmamak için lazerli epilasyon hakkında yeterli bilgiye sahip olmak gerekiyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Bahar Öznur, lazerli epilasyon yaptırmadan önce bilinmesi gerekenlerle ilgili bilgi vererek, lazerin, genel anlamıyla tek dalga boyunda yoğunlaştırılmış ışık anlamına geldiğini söyledi. Öznur, “Etkisini de şu şekilde gösteriyor; kıl köklerindeki melanin adı verdiğimiz renkli pigmenti tanıyarak, ısı enerjisine dönüşüyor ve kıl kökünü tahrip ediyor. Lazer epilasyon birkaç süreçten oluşuyor. Önce alan temizleniyor, ardından bu alandaki tüyler kısaltılarak lazerle taranıyor. Lazer enerjisi deriden geçip kıl folikülündeki pigment tarafından emiliyor. Saniyeden kısa süre içinde tedavi edilen kıl folikülleri etkisiz hale getiriliyor. Alanın genişliğine bağlı olarak tedavinin süresi birkaç dakikadan birkaç saate kadar çıkabiliyor. Tüyler de 2-3 gün içinde kendiliğinden dökülüyor” dedi.Lazer epilasyonun, geleneksel yöntemlere nazaran çok daha kısa sürmesi ve kıyaslanamayacak kadar daha güçlü olmasından dolayı tercih edildiğini belirten Öznur, epilasyonun kalıcı olması, yok denecek kadar az acı vermesi ve kısa sürede geniş alanların taranabilmesi bu yöntemin diğer üstünlüklerini oluşturduğunu ifade etti.“KURALLARA UYGUN YAPILAN UYGULAMA KÖTÜ SONUÇLARA YOL AÇMAZ”Kurallara uygun yapılan hiçbir lazer türünün kötü sonuçlara yol açmadığına dikkati çeken Öznur, “Ancak olumsuz bir tablonun ortaya çıkmaması için dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Öncelikle kullanılan lazer cihazı ve türü araştırılmalı. Herkesin kıl ve ten tipi farklı oluyor. Bu yüzden tipe göre uygun olan lazer cihazları bulunuyor. Güvenli ve etkin şekilde olması için kıl ve cilt tipine göre değerler doğru belirlenmeli. Cilt rengi, kıl yoğunluğu, kıl rengi ve kalınlığına bakılarak doğru enerji tespit edilmeli. Bu belirleme aşamasında, bir dermatoloji uzmanının karar vermesi çok önemli. Dolayısıyla mutlaka dermatolog veya onun kontrolünde çalışan bir uzman ve hijyene verdiği önemle de ön plana çıkan özel hastaneler ile klinikler tercih edilmeli. Bunların yanı sıra cildin güneşten korunması da şart” ifadelerine yer verdi.Sağlığa herhangi bir zararı olmayan lazer ışınlarının hedefinin, kıllar olduğunu bildiren Öznur, “Bu yüzden çevre dokulara zarar vermez. Olabilecek en kötü yan etkisi, kabuklanma olan bayanlarda gelişen kalıcı olmayan lekelerdir. Bu lekeler, kısa süre sonra kendiliğinden iyileşir. Lazer epilasyon güneşten koruyucu kremler düzenli kullanıldığı sürece, her mevsim yapılabilir. Ancak bazı hastalarda yüz bölgesine yaz ayında lazer uygulamak riskli olabiliyor” dedi.Kılların renklerinde ve büyüme devrelerinde olan değişiklikler nedeniyle epilasyonun seansının kişiden kişiye, hatta aynı kişide vücudun farklı bölgelerine göre değiştiğini ifade eden Öznur, lazer tipine göre 1- 2 ay aralarla vücut için 6-8 seans yüz için 10-12 seansın önerildiğini, ancak tüyler açık renkli ve ince ise lazer ışığını emmeyeceği için lazer epilasyondan etkilenmediğini dile getirdi.Lazer epilasyon adet görmeye başlanıldığı dönemlerden itibaren her yaşta yapılabildiğini belirten Öznur, “Nedeni ise bu dönemlerde hormonlardan dolayı tüylerin gelişimini tamamlamış olması. Ancak bu yöntem tamamen beyaz tüylere sahip kişilere uygulanmıyor. Bunun yanı sıra hamilelerde, sedef gibi deri hastalıkları olanlarda, bazı önemli yan etkileri bulunan ve ağızdan alınan sivilce ilacı kullananlarda, kalp pili olanlarda, ayva tüyü (sarı tüy) olanlarda ve sara (epilepsi) hastalarında da kullanılmıyor” ifadelerini kullandı.LAZER ÖNCESİ YAPILMASI GEREKENLERÖznur, “İşlem yapılmadan 4 hafta öncesinden ağda cımbız, epilatör ve tüy dökücü gibi kıl köklerine etki edebilecek herhangi bir işlem uygulanmamalı. 1 ay öncesinden itibaren gün ışığı ve bronzlaşmadan özellikle kaçınılmalı. En uygunu, işlemi kişinin kendi ten rengine sahip olduğu zaman yapmak. Eğer kullanılan bir ilaç varsa yöntemi uygulayan uzmana mutlaka bilgi vermeli. Uygulamadan önce kimyasal peeling veya cildi soyacak krem uygulaması yapılmamalı ve tüy sarartıcı madde kullanılmamalı. Uygulama sırasında meydana gelme durumunda kişiyi ve uzmanı sıkıntıya sokacak bir hastalığın varlığında mutlaka bilgi verilmeli, herhangi bir cilt hastalığı varsa uygulayıcıyı uyarılmalı” dedi.Tedavi sonrasında hafif kızarıklık, ödem veya su toplamasının olabileceğini belirten Öznur, açıklamasını şöyle sürdürdü:“Bunun için cilt güneşten korunmalı. 30 veya daha yüksek faktör güneş koruyucusu kullanılmalı ve bu süre en az 3 ay olmalı. Lazer uygulanacak olan bölge nemlendirici krem ile nemlendirilmeli. İşlemden sonra 24 saat içinde işlem yapılan bölgeye sıcak su değdirilmemeli. Ağrı şişme olursa, aynı gün yumuşak beze sarılı buz tatbik edilmeli. Yine 24 saat içinde fondöten ve allık gibi cildi kapatan uygulamalardan kaçınılmalı. Kabuklanmalara el sürülmemeli. Ağda ve tüy dökücü kremler kullanmayınız. Bölgeye nazik davranmalı ve kaşımamalı. Keseleme gibi tahriş edici işlemlere maruz bırakmamalı. Ateş ve iltihap gibi enfeksiyon bulgusu varsa mutlaka işlem yapan uzman aranmalı.”
Sigara ve Gırtlak Kanseri İlişkisi
Sigara en çok doğrudan temas ettiği bölgelerde tahribat yapmaktadır. Sigara dumanını adeta dokunduğu yeri yakan ve hasta eden bir etkiye sahiptir. Dudaklarımızdan başlayarak dilimiz, damağımız, ağzımız, gırtlağımız, akciğerlerimiz sigaranın zararlarından en fazla etkilenen organlarımızdır. Sigaranın neden olduğu en tehlikeli hastalıklardan birisi de gırtlak kanseridir. Gırtlak kanseri olan hastaların %98’i sigara kullanan hastalardan oluşmaktadır. Bu orana baktığımız zaman sigara içen birisinin gırtlak kanserine yakalanma riski oldukça fazladır. Gırtlak Kanseri Nedir?Gırtlak kanseri; aslında adı üzerinde gırtlağın bir hastalığıdır. Bu yüzden gırtlağın tanımını yapmamız daha doğru olacaktır. Gırtlak; nefes borusuna giren ve çıkan havanın kontrol edildiği adeta bir gümrük kapısı görevi görür. Boynumuzda yer alır ve aşağı doğru hava inerken başka bir şeyin de inmemesini sağlayan bir açılma kapanma mekanizmasıdır. Bu bölgenin içinde de ses telleri ve onu taşıyan başka oluşumlar bulunmaktadır.Gırtlak içinde bulunan kansere de gırtlak kanseri adı verilmektedir. Kanser ise, tümör, şişlik, o dokunun tahrip olduğu, yaralar yaptığı ve ölüme kadar ilerleyen bir hastalıktır. Gırtlakta böyle bir hastalık varsa buda gırtlağımızda bir tahribe yol açacaktır. Gırtlağın üç ana işlevi vardır. Birincisi nefes almamızı sağlar, ikincisi yutkunmamızı üçüncüsü ise konuşmamızı yani ses çıkarmamızı sağlar. Gırtlak kanseri, bu üç ana işlevin birisini tahrip edip çalışmaz hale getirebileceği gibi tamamını da bozabilir. Gırtlak Kanseri Nedenleri Nelerdir? Neden Gırtlak Kanseri Oluruz?Gırtlak kanseri erkeklerde daha sık görülen bir hastalıktır. Fakat son yıllarda kadınlarda da görülme sıklığı artmaya başlamıştır. Bunun nedeni ise; kadınların erkeklere oranla geçmiş yıllarda daha az sigara içerlerken, günümüzde artık neredeyse aynı sayıda belki daha da fazla sigara içmeleridir. Ayrıca kadınlarda bulunan östrojen hormonu da bu kanser türünden kadınları az da olsa korumaktadır.Geçtiğimiz 20 yılda gırtlak kanserinin kadınlarda görülme sıklığı %150 artış göstermiştir. Çevresel faktörler, beslenme alışkanlıkları, stres gibi yan nedenler olsa dahi, gırtlak kanserinin en büyük ve en önemli nedeni sigara kullanımıdır. Sigara kullanan kişilerde gırtlak kanserine yakalanma riski %25 civarındadır.Genellikle bu kanser türü 45-75 yaş aralığında ki hastalarda görülmektedir. Gırtlak Kanserinin Belirtileri Nelerdir?Ses Kısılması: 2 aydan daha fazla ses kısıklığı bu hastalığın en önemli belirtisidir. Ses bir yıl içinde 5 kere veya daha fazla kısılıyorsa ve bu kısıklık uzun süreli olup geçmiyorsa mutlaka bir hekime görünülmesi gerekmektedir. Bir ay sesimiz kısık, bir ay normalse yani bu tür dalgalanmalar sık sık yaşanıyorsa kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayene edilmeniz gerekmektedir.Boğazda Kitle Hissi ve Boyunda Şişlik: Hastalığın ileri safhalarında ortaya çıkarlar. Boynumuzun sağ tarafında 75 ve sol tarafında 75 olmak üzere toplam 150 adet lenf bezi vardır. Tümör bu lenf bezlerine etki ederek onların şişmesine neden olmaktadır. Ayrıca lokmaları yutmada zorluk ya da yutma esnasında yiyecekler istem dışı olarak nefes borunuza kaçıyorsa bu gırtlak kanserinin habercisi olabilir. Boyunda oluşan şişliklerin pek çok nedeni vardır. Ses kısıklığı ile beraber bir şişlik hissediliyorsa yada yutkunmada zorluk çekiliyorsa hekime başvurmakta fayda vardır. Ses kısılması yaşamadan da hastalık ilerleyebilir. Bu tür tek ve büyük kitlelerde de dikkatli olmak gerekmektedir.Yutma Güçlüğü: Gırtlak kanserlerinde tümör yemek borusuna yakınsa yutmada zorluk yaşanır. İlk ve en önemli belirtisi budur.Kanlı Balgam: Hasta öksürükle beraber kanlı balgam atar. Bu hastalığın en ileri seviyelerinde görülmektedir. Eğer kanlı balgam gibi bir şikayetiniz varsa en kısa sürede bir hekime görünmelisiniz.Ses Kalınlaşması: Sesimiz olduğunda daha kalın çıkıyorsa ve bu durum 2 aydan uzun bir süre devam ediyorsa bu da gırtlak kanseri belirtileri arasında yer almaktadır.Kulak Ağrısı: Nadiren olsa da kulak ağrılarınında nedeni gırtlak kanseri olabilmektedir.Gırtlak Kanseri Muayenesi Nasıldır?Gırtlak kanserleri, muayenesi ve teşhisi en kolay olan hastalıklardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda yer alan belirtilere sahip olan hastaların, ağızlarından endoskopi aracılığıyla girilerek gırtlaklarına bakılır. Orada bir kanser tümörü varsa bu kolayca görülebilir. Tedaviye başlanır.Gırtlak Kanserinde Erken Teşhisin ÖnemiTüm kanser çeşitlerinde olduğu gibi gırtlak kanserlerinde de erken teşhis önemli bir yer tutmaktadır. Erken teşhis konulduğunda yalnızca bir iki hafta içerisinde ilaçlarla ve radyo terapi ile hastalık tamamen temizlenebilmektedir. Tedaviye başlama süresi uzadıkça hastalık yayılma gösterir ve tahribat çok daha fazla olur.Gırtlak Kanseri TedavisiGırtlak kanserleri erken teşhis ile hayat kalitesi düşmeden tamamen tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ölümcül bir hastalık değildir. Fakat ilerleyen gırtlak kanserlerinde cerrahi müdahale gerekebilir. Hastalığın ilk safhalarında ilaç tedavisinin yanında radyoloji veya ışın tedavisi uygulanarak hastalık tamamen yok edilebilir. İlerleyen safhalarda gırtlağın bir kısmının alınması, ses tellerinin alınması ya da gırtlağın tamamının alınması söz konusu olabilmektedir. Gırtlağın tamamen alındığı durumlarda hastanın boynuna bir delik açılarak buradan nefes alıp vermesi sağlanır. Ağız doğrudan yemek borusuna bağlanır. Konuşma yeteneği bu durumda kaybedilir. Boyunda ki deliğe takılan protezler sayesinde hasta kısıtlı da olsa konuşur. Gırtlak kanseri protezleri 7 8 aylık süreçlerle değiştirilmesi gereken cihazlardır. Buda maliyeti yüksek bir alet olduğunda pek fazla tercih edilmemektedir.Gırtlak Kanseri AmeliyatıGırtlak kanserinde cerrahi müdahale gereken durumlarda tümörlü bölüm alınarak herhangi bir koruma bölgesine gerek duyulmadan ameliyat tamamlanmaktadır. Fakat tümör büyümüş ve gırtlağın tamamını sarmış durumdaysa; tümör hangi taraftaysa o tarafın tüm lenf bezleri de alınmak zorundadır.Hastalığın boyna yayılma riski böyle durumlarda çok fazladır. Lenf bezlerinde o an muayenede her hangi bir tümör belirtisi olmasa bile bu bezler alınarak risk ortadan kaldırılır. Eğer tek taraflıysa tek taraftaki bezler, çift taraflıysa tüm bezler alınarak ameliyat bitirilir. Bezlerin alınması sonucunda boynun incelmiş ve adeta yapışmış bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Buda estetik açıdan rahatsız edici bir görüntü olmaktadır.Ses protezleri tümörün çok ileri olmadığı durumlarda ameliyat esnasında takılabilir. Hasta ameliyattan sonra bu protez sayesinde robotik bir sesle konuşma imkanı yakalar. Fakat ameliyatı takip eden 6 ay sonrasında bu gibi protezlerin uygulanması tavsiye edilmektedir.Gırtlak kanseri hastaları, gırtlakları alındıktan sonra konuşma yetilerini kaybetmektedirler. Protez olmadan da yemek borusu konuşması yaparak konuşma imkanı olmaktadır. Bu kişinin yemek borusunu kullanarak konuşmasıdır. Hastalar kendileri antreman yaparak bu şekilde hayatlarını devam ettirebilirler.Lazerli Gırtlak Kanseri Tedavisi “Mohs“En modern ve yeni gırtlak kanseri tedavisi lazerli olarak uygulanan Mohs tekniği. Aslında bu yöntem bir süredir yurt dışında kullanılan bir tekniktir. Tekniğin ana amacı; tümörlü dokuyu mümkün olduğu kadar normal dokuyu bırakacak şekilde çıkarmak. Örnek vermek gerekirse, soğan zarını kabuk kabuk soymak gibi bir şey. Hastaya genel anestezi uygulayarak uyutuyoruz. Gırtlağından katman katman parçalar alarak ameliyat esnasında patolojiye gönderiyoruz. Eğer yolladığımız parçalarda kansere rastlanırsa bir katman daha soyarak işlemi yeniliyoruz. Böylece tümörsüz normal doku elde edilinceye kadar işlem devam ediyor. Diğer cerrahi yönteme göre; tümöre daha yakın geçilmekte fakat bu sayede de daha çok normal doku bırakılmakta. Bu sayede de ameliyat sonrasında hastalar normal seslerine çok yakın bir sese sahip oluyorlar. Daha rahat yutup daha rahat konuşabiliyorlar. Ülkemizde henüz pek fazla kullanılmamasına rağmen bir kaç cerrah bu yöntemi kullanmakta.Mohs Tekniği Kimlere Uygulanabilir ve Riskleri Nelerdir?Erken teşhis konulmuş hastalarda yapılabilecek bir yöntemdir.Hasta takiplere sürekli gelip gidebilmeli. Ameliyat sonrasında ilk bir yıl boyunca hastanın her ay muayene edilmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.Takibi mümkün olmayacak yada zor olacak hastalar için önerilmemektedir.Mohs tekniğinin en önemli avantajı; dışarıdan boyunda herhangi bir kesik olmuyor. Hasta nefes alış verişini normal bir biçimde burundan ya da ağızdan sürdürebiliyor. Gırtlak kanseri olup tedavi edildiğinizi kimse anlamıyor.Mohs tekniğinin en önemli dezavantajı; uzun yıllar boyunca doktor gözetiminde oluyorsunuz. Yeniden hastalığa yakalanma riskiniz diğer cerrahi yönteme göre daha fazladır. Fakat bu risk tüm kanser türlerinde olmaktadır. Çünkü kanser metastas yani sıçrama yapabilen bir hastalıktır.
Reklam