onedio
Bebekler neden ağlar?
Yeni doğmuş sağlıklı bebekler dahi günde 1 ila 3 saat arası ağlayabilir. Yeni anne ve baba olmuş ebeveynler bebeklerinin neden ağladığını ve ne istediğini anlamakta güçlük çekerler. Acaba karnı mı aç, susadı mı, üşüyor mu, sıkılıyor mu veya kucağa mı alınmak istiyor? Bebekler genellikle niye ağladıkları ve nasıl sakinleştireceklerini anlatmaya çalıştık. Bebeğinizi daha iyi tanıdığınızda ve ağlama şeklini ayırt edebildiğinizde, bebeğinize istediğini verebilecek duruma gelmiş olacaksınız.
McDonalds ve KFC'de Tarihi Geçmiş Fast Food!
Mc Donalds ve KFC, yeni bir gıda skandalıyla çalkalanıyor...İki gıda devine ürün tedarik eden bir firma, son kullanım tarihi geçmiş sığır eti ile tavuk sattığını itiraf etti. Bunun bir anda yayılmasının ardından hemen ayrı ayrı açıklama yapan ABD’li şirketler, Husi Food adlı tedarikçi şirketten aldıkları ürünlerin kullanımını durduklarını söyledi. Ayrıca olayla ilgili inceleme yürütüleceği duyuruldu. Yetkililer, Çin’in en popüler mikroblog sitesindeki resmi McDonald’s hesabında gıda güvenliğinin McDonald’s’ın önceliği olduğunu dile getirdi. Bunun yanı sıra tüketici güvenliğinin ön plana çıkarıldığı yasa ve düzenlemelere itaat ettiklerinin altını çizen yetkililer, bu nedenle gördükleri yasa dışı davranışlara karşı sıfır toleranslı olduklarını vurguladı. McDonald’s’ın şirket yöneticilerinden Yang Liqun da sıkı bir kalite kontrol sistemi olduklarından bahsederek, olayla ilgili inceleme yapacaklarını bildirdi. Öte yandan her iki şirketin Çin'de yaşadığı ilk sıkıntı bu değil. 2012 yılında da yine bu iki şirkete tavuk tedarik eden iki fabrikanın üretimi, tavuklara aşırı antibiyotik verdiği gerekçesiyle durdurulmuştu.HT
Aşırı Antrenman Yaptığınızın Belirtileri ve Etkileri
Antreman yapmayi cok seviyorsunuz ve her gun spor salonundasiniz.Her gun bir sekilde sporun icindesiniz.Hersey mukemmel gidiyor.Vucudunuz gelisiyor ve istediginiz oluyor.Ama bir noktadan sonra artik kendinizi motive hissetmiyorsunuz.Artik antremanlarinizdan sonra yeterince enerjik hissetmiyorsunuz.Artik vucudunuzun gelismedigini dusunmeye basliyorsunuz ve yavas yavas spordan soguyorsunuz.Butun bu hislerinizin sebebi asiri antreman yapmaniz.Artik bu calismaya vucudunuzun yeteri kadar tepki vermedigini dusunmeye basliyacaksiniz. Aşırı Antrenman Sendromu Nedir?Asiri antrenman sendromu vucudunuzun kaldirabileceginden daha fazla antrenman yapmaktir.Tabiki vucudunuzu sekile sokmak istiyorsaniz limitlerinizi zorlamalisiniz.Her gecen gun uzerinz koyarak ilerlemelisiniz.Fakat bu olayi dinlenmeden devam ettirirseniz vucudunuzda bitkinlik baslar.Sadece fiziksel olarakta hissetmessenizi bu bitkinligi ayni zamanda psikolojik olarakta bitkin olursunuz.Sebepleri: Birkez daha tekrarliyorum.Vucudunuz idman sirasinda degil,dinlendiginiz surecte gelismektedir.Eger idmanlari vucudunuza dinlenme firsati vermeden tekrarliyorsaniz vucudunuz zarar gormeye baslar.Gelismek yerine kas kaybi ve ilerleyen seviyelerde sakatlanmalara yol acabilir.Antrenmanlariniza tam gaz devam ederken bitkinlik hissetmeye baslarsaniz vucudunuza dinlenmek icin firsat verin.Belirtiler: Asiri antreman sendromunun bircok belirtisi vardir. Zihinsel ve fiziksel yorgunluk Performansta düşüklük Uyku problemleri Cinsel istekte düşüklük İştah kapanması Daha sık hastalanmakÖnlemenin Yolları: Vucudunuzun dinlenmesine izin verin.En az haftada bir gun spora ara verin.Programlarinizdaki periyotlari vucudunuza uygun ayarlayin ve periyot aralarina dinlenme koymayi unutmayin.Antrenman gunlugu tutabilirsiniz.Boylece gelisiminizi takip edebilirsiniz.
Doğal Antibiyotikler
Pekçok hastalığın çaresini doğal yollardan karşılamak mümkün. Her ağrıda ilaçlara sarılmak istemiyorsanız, doğanın size sunduğu mucizevi besinlerden yararlanabilirsiniz. Bu sayede hastayken daha hızlı iyileşir; sağlıklıyken ise daha zor hastalanırsınız.Sarımsak Sarımsakta bulunan allisin maddesi sarmısağın doğal bir antibiyotik olmasını sağlar. Sarımsak on binlerce yıldır, bir çok hastalığı iyileştirmekte kullanılır. Gripten, zatüreye; arpacıktan, vebaya pekçok hastalığa iyi gelir. Her türlü bakteriyi, mikrobu ve mantarı vücudunuzdan uzaklaştıran bu besini, bolca tütekmeye dikkat etmelisiniz. Bal Bal, içinde pek çok antibiyotik bulundurur. Özellikle Yeni Zelanda yerlilerinini kullanmış olduğu bir bal olan Manuka balı, dünyanın en değerli balı olarak bilinir. Bal günümüzde hala yara ve yanıklara tedavi amacı ile sürülerek, kişiyi olası enfeksiyonlardan korur. Ayrıca bal yaraların daha hızlı kapanmasını ve iyileşmesini de hızlandırır. Kahvaltıda yiyeceğiniz bir kaşık bal sizi bir çok hastalıktan koruyacaktır. Kekik Kekik, bütün şifalı otlar arasında en sağlıklısı, içinde en fazla antibiyotik barındıranıdır. Kekiği taze ya da kuru olarak tüketebilirsiniz. Yine aynı şekilde kekik yağı da kullanabilirsiniz. Adaçayı Eski çağlardan beri kullanılan en iyi antibiyoktiklerden biri de adaçayıdır. Adaçayının insan vücuduna sağladığı pekçok avantaj vardır. Ağız, diş, kan, eklemler, boğaz, akciğer, mide; her organımızı iyileştirici etkisi olan adaçayı, doğal bir mucize. Gülsuyu Gül suyu hem en eski antibiyotiklerden, hem de en eski doğal kozmetiklerdendir. Yaraların üstünü dezenfekte etmekte de kullanılan gül suyunu kullanarak kendinizi mikroplardan koruyabilirsiniz. Gül suyunu direk cildinize sürerek, cildinize sağlıklı bir bakım uygulayabilirsiniz. Ayrıca dondurma, pasta, ya da çeşitli tatlıların içine katarak da gülsuyunu tüketebilirsiniz. kaynak:724saglik.org
Bu Nedenlerden Sonra Spora Başlayacaksınız
Spor yapmak istiyor fakat bir şekilde başlayamıyorsanız, spora sizi teşvik edecek birçok neden var;Enerjiyi artırır Egzersiz sırasında kalp atışları hızlandığından vücuda daha fazla kan pompalanır, hücrelere ve dokulara giden oksijen artar. Ruh halini iyileştirir Egzersiz vücudun mutluluk hormonu olan endorfin salgısını hızlandırır. Kendinizi mutsuz hissettiğinizde koşu bandında tempolu yürüyün ya da açıkhavada koşuya çıkın. Sağlıklı pH dengesi sağlar Egzersiz yoluyla vücutta artan oksijen, pH seviyesini dengeler. Bunun anlamı, vücudumuz için en sağlıklı “alkali ortamın” sağlanması. Vücuttaki asidik ortamın artması, egzama, eklem romatizması ve üstelik kanser gibi hastalıklara yakalanma riskini arttırır. Sağlıklı kilo vermeyi sağlar Egzersiz, sağlıklı gıda seçimleriyle birlikte kilo vermenin en iyi yoludur. Egzersiz sayesinde metabolizmanız canlanır ve vücudun harcadığı kalori miktarı artar. Kaslar, yağlara göre 50 kat daha fazla enerji yakar; ne kadar sağlıklı kaslı bir yapıya sahipsek o kadar fazla kalori yakarız. Sağlıklı kilo almayı sağlar Bazı insanlar kilo vermek yerine kilo almak için çabalar. Kaslı bir vücut ve sağlıklı bir kiloya ulaşmanın tek yolu egzersiz ve uygun bir diyettir. Ağırlık çalışmaları ve egzersiz, vücudun kas sistemini geliştirir ve daha dinamik hissetmenizi sağlar. Esnekliği artırır Esneme şeklinde yapılan pasif egzersizler veya yoga, vücutta esnekliği sağlar. Vücudun esnek olması sağlamlığın bir adımıdır; bu da ömrü uzatan faktörlerden biridir. Vücudun daha esnek olması kişinin hareket becerisini artırır, onu daha hareketli kılar. Vücut direncini artırır Dayanıklılık antrenmanları enerjiyi artırır ve ilerlemiş yaşın sebep olduğu güç kaybını yavaşlatır. Ağırlık çalışmaları, dayanıklılık egzersizleri ve vücut geliştirme egzersizleri vücut direncini artırmanın en etkili yoludur. Toksinlerden arındırır Düzenli egzersiz, vücudunuzun kendi kendini arındırma ve yenileme faaliyetlerine de pozitif katkıda bulunur. Lenf sistemimiz adale hareketiyle uyumlu çalışır ve hücrelerimizin atıklardan temizlenmesi gibi önemli bir görevi vardır. Egzersizin sağladığı oksijen vücudun kendisini onarma ve yenileme çabasına yardımcı olur. haber kaynağı: 724saglik.org
Dişlerin Ağartılmasında Kullanılan Teknikler
Diş hekimliği, son yıllarda teknolojinin ilerlemesine paralel bir şekilde hızla gelişmektedir. Bu gelişmeler ışığında diş hekiminin değişmez yükümlülüğü olan hastalara acı çektirmeden dental problemlerini çözebilmenin ötesinde estetik ihtiyaçlarını  da karşılayabilmek ön plana çıkmıştır. Modern toplumlarda, bireyler dişlerinin fonksiyonu dışında görünümlerini de önemsemektedirler. Estetiğin öneminin artmasıyla birlikte milyonlarca insan, gerek hekim kontrolünde, gerekse OTC denilen reçetesiz piyasa mamulleri ile ağartma işlemini uygulamışlardır.Ağartma işlemi uygun bir endikasyon  ve dikkatli materyal seçimi ile ucuz ve başarılı bir teknik olması nedeniyle günümüzün  popüler dental işlemleri içine girmiştir. Hem vital hem de devital dişlere uygulanabilmesinden dolayı ağartma işlemi için dental kliniklere başvuran hasta sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Kısaca beyaz ve temiz görünümlü dişlere sahip olma isteği bir kültür özelliği haline gelmiştir.Bu yoğunlaşan talep karşısında üretici firmalar ağartma materyal ve tekniklerini çeşitlendirmişlerdir. Hatta diş hekimleri tarafından uygulanan sistemlerin haricinde market raflarında dahi bulunabilen birçok ağartma sistemi tüketiciyi kendine çekmektedir.. Ancak ağartma bu kadar basit değildir çünkü her şeyden önce endikasyona göre farklı ağartma teknik ve materyallerinin bulunduğu ve bunlarında çok farklı konsantrasyon ve uygulama tekniklerinin olduğu unutulmamalıdır.Ağartma Ne Kadar Etkili ve Güvenilirdir?Ağartma işleminin başarısındaki en önemli faktör, diş renklenmesinin sebebinin  tespitidir. Bir diğer önemli faktör ise bütün diş hekimliği uygulamalarında olduğu gibi hastaya özel durumlara göre uygulanacak teknik ve materyalin seçimidir. Hasta ile anlaşabilme, onun tedavi istek ve beklentileri de başarıyı önemli bir şekilde  etkiler. Tedavi süresi ise renklenmenin derinliği ile doğru orantılıdır.Ağartma Kime Uygulanmaz?    Açık kök ve dentin yüzeyi ile ortodontik tedaviye bağlı geçici hassasiyetler.Çeşitli nedenlerle meydana gelen geniş mine kayıpları.Hassasiyete neden olabilecek geniş pulpalı dişler.Ağız içinde uygun olmayan restorasyonların varlığı.Hamile ve emziren bayanlar:  Birçok diş hekimi, güçlü oksidadif kimyasallar nedeniyle, ağartma işlemine başlamadan önce birkaç ay bekleme önerilir.Peroksit ve lateks alerjisi olanlar.Dişler, dudaklar ve ağız mukozasında hassasiyet: Özellikle uzun süreli kontrolsüz kullanımın en önemli komplikasyon ve kontrendikasyonudur.Memnuniyetsizlik: Hastanın tedaviye olan isteksizliği tedavi başarısını önemli ölçüde etkileyeceği  için tedavi en kısa sürede kesilmelidir.AĞARTMA METODLARICansız Dişlerde Ağartma: Bu tip ağartma işlemi  pulpaya veya kök kanal dolgusuna bağlı oluşan renkleşmiş dişlerde, başarılı bir kök kanal tedavisi sonrasında hastalar tarafından sıklıkla istenen bir işlemdir. Cansız ağartma işleminde %30-35  konsantrasyonda hidrojen peroksit (H2O2, süperoksol) ve sodyum perborat’ın çeşitli hidratları en sık kullanılan materyallerdir. Son zamanlarda daha yüksek H2O2  salınımı nedeniyle sodyum perkarbonat da işlemde kullanılmaya başlanmıştır. Bu materyaller Walking bleach veya Termokatalilik metotlarla uygulanırlar.Canlı Dişlerde Ağartma: Klinikte Ağartma: Isı ve ışıkla reaksiyonu hızlandırılmış %30-35’lik H2O2  içerikli jeller ve Mc Innes tekniği en popüler yöntemlerdir. Oral mukozanın kimyasallar ile yanmasını önlemek için orabase, kompozit koruyucular ve rubber dam mutlaka uygulanmalıdır...haber kaynağı: 724saglik.org/ağız ve diş sağlığı
Reklam
Türk Bilim Adamından Kansere Karşı ''DNA Onarımı'' Buluşu
Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya çapında adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Sancar, kanser tedavisinde ''sirkadiyen saat (ritmik saat) '' buluşuna imza attı. Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya çapında adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, kanser tedavisinde ''sirkadiyen saat (ritmik saat) '' buluşuna imza attı. Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser konusunda önemli çalışmalar yapıldığını belirtirken, kanser mekanizmasının 10 yıl içinde çözüleceğine inandığını söyledi. Ancak kanserin nasıl olduğunu çözümlemenin onu tedavi etmek anlamına gelmediğine işaret eden Sancar, tedavi konusunda bir şey söylemek için erken olduğunu belirtti. Her kanser çeşidinde farklı mutasyonların tespit edildiğini, dokudaki bazı kanserli hücreler öldürülse dahi başka mutasyonları kontrol etmenin zor olduğunu anlatan Sancar, ''Kanser demek bir tek hücre tipi değildir, kanserde çok hücre tipi vardır, bütün bu hücrelere göre tedaviyi yöneltmek gerekiyor'' dedi. Kanserle ilgili olarak ''DNA onarımı'' konusunda çalışma yaptığını bildiren Sancar, şunları kaydetti: ''Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA'yı tahrip ediyor ve vücutta bulunan DNA onarım mekanizmaları, o kanser hücrelerinin yaşamasını sağlıyor. Biz bu mekanizmayı anlamak, aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu 'inhibe' edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlamaya çalışacağız. DNA onarımı mekanizmasını aydınlatmak, kanser tedavisi noktasında çok önemli. Gayemiz bu mekanizmayı açıklamak.'' DNA onarımının en az olduğu saatler tespit edilerek, kanserle savaşılacak Sirkadiyen saat (günlük ritm) konusunda önemli bir buluş yaptıklarını bildiren Sancar, sirkadiyen saatin DNA onarımını kontrol ettiğini ifade etti. Sancar, DNA onarımının günün belli saatlerinde arttığını, belli saatlerde de minimum seviyeye indiğini söyledi. Amaçlarının vücuttaki DNA onarımının minimum olduğu zamanı tespit edip, kanser hücrelerine ilaç verip, bu hücrelerin ölmesini sağlamak olduğunu belirten Sancar, ''HedefimizDNA onarımının ne zaman minimum ne zaman maksimum olduğunu belirleyerek, DNA onarımı potansiyelinin en az olduğu zaman ilaç tedavisi uygulayarak, hem ilacın etkisini çoğaltmak, hem de yan etkileri azaltmak'' şeklinde konuştu. Bu kapsamda çalışmayı öncelikle kalın bağırsak kanseri üzerinden başlatacaklarını anlatan Sancar, ''Kalın bağırsağın biyolojisi ve DNA onarımı saatleri konusunda daha çok bilgi sahibi olmamız nedeniyle bu kanser çeşidinden çalışmalarımızı başlatacağız. Araştırma çalışmalarına 2-3 ay içinde başlıyoruz'' dedi. Deri kanserinin önüne geçilebilecek Sirkadiyen saat konusundaki çalışmalarının deri kanserini önleme noktasında da faydalı olacağına dikkati çeken Sancar, bu şekilde hangi saatlerde güneşlenildiğinde kanser riskinin arttığının, hangi zamanlarda azaldığının tespit edilebileceğini ifade etti. Fareler üzerinde yaptıkları bilimsel çalışmalarda, UV ışınlarına maruz kalan farelerde kanser riskinin akşam saatlerinde daha az olduğunu tespit ettiklerini belirten Sancar, şöyle devam etti: ''Fareler üzerinde yaptığımız araştırmalarda sabah saatlerindeki UV maruziyeti sonucu kanser riskinin akşamüstü saat 4'teki tespit ettiğimiz oranlara göre 5 misli daha yüksek olduğunu gördük. Yani farelerde deri kanseri riskinin akşam saatlerinde daha az olduğunu belirledik. Farelerde ortaya çıkan sonuçlar insanlarda tam tersidir. Buna dayanarak, insanlar için sabah saatlerinin deri kanseri riski açısından daha düşük olacağını söyleyebiliriz. Yani sabah saatlerinde güneşlenmek, öğlen ve akşamüstüne göre daha az risk taşıyor. Ancak bunu kesin olarak söylemek için öncelikle insanlar üzerinde deney yapmamız lazım'' Bu konuda çalışmalara başladıklarını ve Amerikan Sağlık Bakanlığından izin aldıklarını anlatan Sancar, ilk etapta gönüllüler topladıklarını ve gönüllülerin derilerindeki DNA onarımlarını gün boyu nasıl olduğunu ölçmek için çalışma yapacaklarını söyledi. Sancar, ''Yani DNA onarımı konusunda kalın bağırsakta yapacağımız çalışma kanserin tedavisini, cilt üzerinde yapacağız çalışma da kanseri önlemeyi amaçlıyor'' ifadelerine yer verdi. AA
Reklam
HIV/AIDS Tedavisinde Kötü Haber
ABD'de maymunlar üzerinde yapılan yeni bir bir araştırma, erken teşhisin HIV virüsü taşıyan hastaların tedavisinde olumlu sonuç verebileceğine dair umutları azalttı. Araştırmaya göre, bağışıklık sistemini etkileyen bir virüs olarak AIDS hastalığına yol açan HIV vücutta hızla 'düşürülemez kaleler' oluşturabiliyor. Bu bulgu virüsün erken tedavi ile altedilebileceği yönündeki umutlara darbe vurdu. Maymunlar üzerinde yapılan ve sonuçları Nature dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, HIV kanda tespit edilmeden önce bile dokunulmaz 'viral rezervuarlar' oluşturmakta. Uzmanlar bunu 'zihin açıcı' ve 'çarpıcı' bir bulgu olarak nitelendirdi. Bağırsak ve beyin dokusundaki HIV rezervuarları tedavi önündeki en büyük engeller. Antiretroviral ilaçların geliştirilmesinde sağlanan kayda değer ilerlemeler sayesinde, kan dolaşımındaki HIV kontrol edilebiliyor. Bu da hastanın normale yakın bir yaşam beklentisinin olması demek. Ama ilaçlar durdurulursa virüs yeniden ortaya çıkıyor. Son araştırmada ise hedef virüsü rezervuarların dışına çıkarmaktı. Erken tedavinin de, rezervuarların en başta oluşmasını önleyebileceği umuluyordu. Maymunlara, HIV'in eşdeğeri olan SIV yani Simian bağışıklık sistemi bozucu virüs, enjekte edildi. Maymunlara, daha sonra üç günden iki haftaya kadar değişen sürelerde antiretroviral ilaçlar verildi. Tedavi altı ay sonra durduruldu. Ancak virüs, antiretroviral tedaviye rağmen hızlı bir şekilde yeniden ortaya çıktı. Viral rezervuarların enfeksiyonun çok erken bir aşamasında meydana geldiği belirlendi. HIV ile doğan bir bebeğin de çok erken teşhis sonrası tedavi olduğuna inanılıyordu. 'Mississippi bebeğine' ilk 18 ay boyunca HIV ilaçları verildi ama sonra ilaçlar durduruldu. Başlangıçta tedavinin etkili olduğu umudu doğdu. Ama geçen hafta, şimdi dört yaşında olan kızda, ilaçların kesilmesinden yaklaşık iki yıl sonra yeniden virüsün görüldüğü açıklandı.BBC Türkçe
Cildiniz İçin Lavanta Maskesi
Bir önceki konumuzda cilt bakımında karpuz maskesini önermiştik.Bu konumuzda lavanta maskesiyapımı ve faydaları hakkında bilgiler verelim. Cildinizi rahatlatacak özelliğe sahip olan lavantanın nemlendirici özelliği de vardır.Lavanta yağını cildinizde kullanabileceğiniz gibi yoğurt yardımıyla da maske yapabilirsiniz.Şimdi de lavanta maskesi yapımı hakkında bilgi verelim. Lavanta Maskesi İhtiyaçlar: 100 gr yoğurt(sade yoğurt) 1 yemek kaşığı bal 1 çay kaşığı lavanta yağı
Cilt Bakımında Karpuz Maskesi
Yaz aylarının gelmesiyle en çok tercih edilen meyvelerden birisi olan karpuzun cilt sorunlarına karşı birebir olduğunu söylemememiz doğru olmaz. Su açısından da zengin olan karpuz kalori miktarının 0 olmasıyla zayıflamanıza katkı sağlar. Antioksidan içeriği ile yaşlanmayı önler. Yağlı ciltleri dengeler.(A Vitamini) Bunların yanı sıra karpuzu, bal,yoğurt,salatalık,süt gibi malzemelerle kısa sürede kendinize maske hazırlayabilirsiniz. Sadece Karpuz İle Yüz Maskesi
Reklam
Vücudunuz Hakkında Şaşırtıcı 29 Şey
etiket
İnsan vücudunun ne kadar şaşırtıcı bir sistem olduğunu zaten bugüne kadar çeşitli kereler görüp duyma fırsatınız olmuştur. Bu karmaşık sistemin hepimizi çok şaşırttığı bir gerçek, ancak vücut bizi her geçen gün biraz daha şaşırtmaya devam ediyor.
#Nisaölümeterkedildi
Minik Nisa 7aylık ve tedavisi yoğun bakım şartlarından dolayı Türkiye'de zor ve geç kalınmış olarak tabir edilen Trunkus artezis Tip4 hastası. Devletimizin izin vermemesi dahilinde artık Nisa için maddi desteğe ihtiyacımız var. Ve gereken meblağ tam 1 milyon. Yolumuz çok uzun, engelli ancak aşılmadık engel yok. Tıpkı Muhammet Eren gibi. Bunun için baba İsmail Özçelik Gereken tüm işlemleri de yapmaya devam ediyor. Valiliğin izniyle işlemleri resmen başlatacak olan baba İsmail Özçelik ''Geç kalınmış iyilik,iyilik değildir.''diyor. Haber detayları için  Minik Nisa için verilen iki farklı rapor adresini ziyaret edebilir veya #nisaölümeterkedildi hashtagine tıklayabilirsiniz. Yardımcı olmak isteyenler için iletişim ; tdnzgkdmr@gmail.com
Tarçın Ve Bal Karışımının İnanılmaz Faydaları
Tarçınlı tek kelime ile mucizevi doğal bir ilaç. Kanserden kilo vermeye, kalp hastalıklarından kolesterole, soğuk algınlığından cilt enfeksiyonlarına kadar iyileştiremediği hastalık yok gibi... Hindistan'da bir geleneksel tıbbi tedavi yöntemi ile balın yanık tedavisindeki etkisin kıyaslandığını ve 1 haftanın sonunda balla tedavi edilen yanıkların %91, diğer yöntemle tedavi edilenlerin %7 oranlarında enfeksiyon riskinden korunduğunu biliyor muydunuz? Tarçın ve Bal Mucizesi İlaç firmaları bu bilgilerin yayılmasından hoşlanmayacak, çünkü tarçınlı düzenli kullanıldığında pek çok ilaçtan daha sağlıklı ve daha etkili bir ilaç. Bal ve karışımının pek çok hastalığı iyileştirdiği biliniyor. Bir yan etkisinin olmaması da cabası. Şekerli olmasına rağmen doğru miktarda alındığında diyabet hastalarına dahi zarar vermiyor. Batılı bilim insanlarının araştırmalarına göre: Kalp Hastalıkları: Bal ile toz tarçını karıştırın ve kahvaltıda kızarmış ekmekle yiyin. Kolesterolü düşürür ve muhtemelen kalp krizini önler. Tarçınlı balın düzenli olarak tüketilmesi kalp vuruşlarını güçlendirir. Yaşlandıkça atar damarlar ve toplar damarlar esnekliklerini kaybediyor ve tıkanıyor. Tarçınlı ise damarları yeniden canlandırıyor. Arterit: Arterit hastalar bir fincan sıcak suya iki yemekkaşığı ve bir çay kaçığı toz koyarak faydalı bir içecek hazırlayabilirler. Günlük olarak içilirse kronik arterit hastaları dahi iyileşebilir. Kopenhag Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada 200 hastalarını kahvaltıdan önce bir kaşık bala yarım çay kaşığı ile tedavi eden doktorlar 73 hastanın tümüyle ağrıdan kurtulduğunu, bir ay içerisinde ağrı yüzünden hareket edemeyen hastaların hemen hepsinin ağrı çekmeksizin yürümeye başladığını gördü. İdrar Yolu Enfeksiyonu İki yemek kaşığı toz ile bir yemek kaşığı balı ılık suya ekleyerek için. İdrar yolundaki mikropları öldürür. Kim bilebilirdi ki? Kolesterol İki yemek kaşığı ve üç yemek kaşığı toz 450 gram çay kolesterol hastasına verildiğinde iki saat içerisinde kandaki kolesterol oranunun %10 azaldığı görüldü. Günde üçkez alındığında kronik kolesterol dahi tedavi edilebiliyor. Günlük olarak yenen ise kolesterol şikayeterini azaltıyor. Soğuk Algınlığı Sık ya da ağır şikayeti olanlar bir kaşık ılık çeyrek kaşık toz tarçınla üç gün boyunca birer kez alabilir. Bu tedavi çoğu kronik öksürüğü ve soğuk algınlığını tedavi edebilir, sinüsleri temizleyebilir. Boğaz Tahrişi Tarçınlı balın boğaz ağrısını iyileştirdiği ve boğaz ülserini kökünden kazıdığı söyleniyor. Gaz Hindistan ve Japonya'da yapılan araştırmalar tarçınlı balın midede oluşan gazları önlediğini gösteriyor. Bağışıklık Sistemi Tarçınlı balın günlük tüketimi bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve vücudu bakteri ile virüs saldırılarından koruyor. Balın düzenli tüketimi akyuvarları güçlendirerek bakteriyel ve virütik hastalıklara karşı direnci artırıyor. Sindirim Güçlüğü: İ ki yemek kaşığı bala serpilen toz tarçının yemek yemeden önce aınması asitliliği önlüyor ve en ağır yemekler dahi sindirilebiliyor. Grip İspanyol bir bilim insanı baldakı doğal bir bileşenin grip mikrobunu öldürdüğünü ve hastayı gripten kurtardığını kanıtladı. Uzun Ömür Bal ve toz ile hazırlanan çay düzenli olarak içildiğinde ileri yaşın etkilerini azaltıyor. Çay yapmak için dört yemek kaşığı , bir çay kaşığı ve üç fincan kaynamış su kullanın. Günde 3-4 kez 1/4 fincan için. Cildi taze ve yumuşak tutar ve yaşlanmayı önler. Boğaz Ağrısı Boğaz ağrıdığında ya da gıdıklandığında bir kaşık yiyin. Boğazınızdaki raatlık geçene dek 3 saatte bir tekrarlayın. Sivilceler Üç yemek kaşığı ve bir çaykaşığı toz tarçını karıştırın. Yatmadan önce sivilcelerinizin üzerine sürün ve ertesi gün ılık suyla yıkayın. İki hafta her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden söker. Cilt Enfeksiyonları Bal ve toz tarçını etkilenen bölgelere eşit miktarda uygulamak egzama, mantar ve her türlü cilt enfeksiyonunu iyileştirir. Kilo Verme Her gün sabahları kahvaltıdan yarım saat önce, boş mideye ve geceleri yatmadan önce bir bardak kaynamış suyun içine ve toz koyup için. Düzenli olarak alındığında obezite sorunu yaşayanlarda bile kilo kaybı sağlıyor. Kanser Japonya ve Avustralya'da yapılan araştırmalar mide ve kemik kanserinin başarıyla tedavi edilebildiğini gösterdi. Bu kanser çeşitlerinden muzdarip hastalar günde bir yemek kaşığı ve bir çay kaşığı tarçını üç parçaya bölerek bir ay boyunca almalı. Yorgunluk Yakın zamanda yapılan araştırmalar gösteriyor ki baldaki şeker vücudun güç kazanmasına yardımcı oluyor. Bal ve toz tüketen yaşlılar daha zinde ve esnek olduklarını ifade ediyor. Her gün diş fırçaladıktan sonra ve öğleden sonra 15.00'te alındığında bir haftada vücut direnci artıyor. Kötü nefes Güney Amerikalılar sabahları bir çay kaşığı ve konmuş suyla gargara yapıyor böylece nefesleri gün boyu güzel kokuyor. İşitme kaybı Günlük olarak sabah ve akşamları bal-tarçın ikilisini almak duyma kaybını giderebiliyor. Tarçınlı Balın Hazırlanışı Önce bir bardak suyu kaynatın, sıcak suya koyun ve demlenmeye ve soğumaya bırakın. Kaynar suya koymayın. Sıcak su baldaki enzimleri öldürür. Su oda sıcaklığına geldiğinde tarçının iki katı kadar ekleyin. Yatmadan bardağın yarısını için ve diğer yarısını sabaha bırakın.
Reklam
Google'ın Akıllı Lensi Şeker Ölçümü Yapacak
Geçtiğimiz hafta ABD Patent ve Marka Ofisi, Google'ın akıllı lensinin yeni yönlerini ortaya çıkartan bir patent başvurusu yayınladı. Patentte 'Kontakt lens kullanılarak gözyaşı örneği toplama ve testi' geçiyor. Entegre glikoz testi yani şeker testi ile Google'ın zamanlaması daha iyi olamazdı. Kısa bir süre önce Google'ın akıllı lens teknolojisi lisansı için Alcon'la bir anlaşma yaptığı haberleri çıkmıştı. Apple ve Google şu anda ev ve sağlık pazarında büyük bir savaş içinde. Google önemli adımlar attı. Apple'ın bazı şirketlerle yakından ilgilendiği belirtiliyor. Google'ın son patenti aslında oldukça önemli. Dünyada birçok diyabet hastası var ve şeker ölçümü açısından akıllı lens önemli bir yardımcı olabilir. Lens şu anda halen geliştirme aşamasında ve ne zaman son tüketici için çıkacağı ise belirsiz.Teknokulis
Bilim İnsanları Ölme İhtimalini Tahmin Eden Kan Testi Keşfetti
Finlandiya merkezli Moleküler Tıp Enstitüsü uzmanlarından Bilimadamı Dr.Johannes Kettunen ve ekibi, kişinin 5 yıl içinde ölme ihtimalini tahmin eden bir kan testi keşfetti.Sağlıklı bir kişinin önümüzdeki 5 yıl içinde ölme ihtimali nedir ? Bilim insanları, basit bir kan testiyle artık bu soruyak yanıt verebilecekleri görüşünde. Finlandiya merkezli Moleküler Tıp Enstitüsü uzmanlarından Bilimadamı Dr.Johannes Kettunen ve ekibi, kişinin 5 yıl içinde ölme ihtimalini tahmin eden bir kan testi keşfetti. Araştırmacılar, kandaki 4 değerin belirleyici olduğunu söylüyor. Araştırmada, sağlık sorunu olmayan 17 bin kişinin kanlarındaki yüz farklı biyomoleküle bakıldı. Kişilerin sağlık durumları 5 yıl boyunca takip edildi. Takip süresince bu kişilerden yaklaşık 700′ükalp ve kanser de dahil çeşitli hastalıklar nedeniyle öldü. Ölenlerin hepsinde dört değerin benzer seviyede olduğu saptandı. Dört değere bakarak ölüp ölmeyeceği anlaşılabiliyor. Bu göstergeler albumin, alfa-1 asit glikoprotein, sitrat ve düşük yoğunluklu lipoprotein. Bilim insanları, bu dört değere bakarak insanların 5 yıl içinde ölüp ölmeyeceğinin anlaşılabileceğini söylüyor. Sağlıklı insanların 5 yıl içinde kanser, kalp gibi hastalıklara yakalanıp ölme riskini belirleyen ve bu nedenle de “ölüm testi”olarak tanımlanan kan testi, bilim dünyasını da ikiye böldü. Bazı bilimadamları Dr.Kettunen gibi sağlıklı bireylerin kendilerini öldürme riski yüksek olan hastalığa karşı tedbir alması için bir fırsat olarak değerlendirirken, bazı bilimadamları bilim dünyasının artık ölüm değil ölümsüzlük üzerinde çalıştığını bu nedenle de ölüm testinin beynin sınırlarını zorlayan bir çalışma olmadığı kanaatini taşıyor. Bu konuda Erzurum Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Bölüm Başkanı Doç.Dr.Hasan TÜRKEZ ise şunları söylüyor; Şu andaki testlerle ilerleyen yıllarda hangi hastalıklara yakalanacağınız zaten saptanıyor. Hatta doğuştan DNA testleriyle kişinin ilerleyen yaşlarında hangi hastalıklara yakalanacağı da saptanabilir. Tıpta bu etik olarak tartışılan bir konudur. Bireye, ’30 yaşında ölüm riskin var’ demenin bireye ne faydası olacaktır? Bilim dünyası şu anda insanların ne zaman öleceği değil ölümsüzlüğün keşfi üzerinde çalışıyor. Mesela “C-elegans” isimli solucanda, ölümsüzlük büyük ölçüde gerçekleşti. İnsan gibi komleks bir organizmada bu hala teori aşamasında. Bireye ne zaman öleceğinin söylenebiliyor olması beyin sınırlarını zorlayan bir test olmadığı gibi etik de değil. Zaten ölüm vakalarının başında birinci sırada kalp, ikinci sırada kanser hastalıkları geliyor. Bunların da zaten belirteçleri var. Doktorlar da bu belirteçlere bakıp, ‘Senin 6 ay ömrün kalmış’ diyebiliyor. Bu bilgiler ile birlikte tartışmalar “ölümü engelleyecek bir şey yapılamayacaksa, öleceğini daha önceden bilen bir kişinin bu bilgi ile hiçbir şey yapamayacak olması” konusunda düğümlenmekte.Teknoloji Oku
Reklam
Arkadaşlığın Sırrı Genlerde
Amerikada gerçekleştirilen bilimsel çalışma, biyolojik bağı olmayan arkadaşların genetik açıdan birbirlerine benzediğini gösterdi. Framingham Heart Study isimli bilimsel çalışmaya ait veri bankasında bulunan aşağı yukarı 1,5 milyon genetik varyasyon işaretleyicisine dayalı yapılan araştırma, kişilerin akraba olmadıkları arkadaşları ile diğerlerine oranla daha çok ortak DNA’ya sahip olduğunu ortaya çıkardı. Bilimsel çalışmanın arkadaşlar arasındaki genetik benzerliklerin, 4ncü göbekten kuzenlerde veya 3′üncü kuşaktan aynı büyükanne ve büyükbabayı paylaşan kişilerdeki kadar yakın olduğunu ortaya koyduğuna işaret eden araştırmacılar, bunun arkadaşlar arasında olan genlerin yaklaşık % birinin benzerlik gösterdiği anlamı taşıdığını kaydetti. Konunun uzmanı olmayan kişiler için çok küçükmüş gibi görünen bu oranın, genetik bilimciler açısından çok belirgin genetik benzerliğe işaret ettiğini belirten baş tahlilci Christakis, “İnsanların çoğu 4′üncü göbekten kuzenlerini tanımaz. Fakat sayısız olasılıklar arasından, akrabalarımıza en çok benzeyen kişileri arkadaş olarak seçiyor olmamız ne kadar dikkat çekici” dedi.
'Bebeğiniz Kaç Aylık' Sorusuna Kızdı 48 Kilo Verdi
Adana'da İbrahim ve Mesude çiftinin ilk çocukları, küçük yaşlardan itibaren kilo almaya başladı. Düzensiz beslenen ve kilo almaya devam eden Tomas, 25 yaşına geldiğinde 110 kiloya ulaştı. Aşırı kilosu nedeniyle zor günler geçiren ve sosyal hayata uyum sağlamakta zorlanan Tomas, ayakkabısının ipini dahi bağlayamaz duruma geldi. Durumuna çok üzülen, sağlık sorunları yaşayan ve zayıflama çabaları sonuçsuz kalan Tomas, bir mağazada kendisini hamile sanan bir görevlinin ''Bebeğiniz kaç aylık?'' sorusundan etkilenerek Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'ne başvurdu. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen Prof. Dr. Cem Kaan Parsak gözetiminde tedavisini başlanılan Tomas, tüp mide ameliyatıyla fazla kilolarından kurtularak, sağlığına kavuştu. Fehime Tomas, yaptığı açıklamada, aşırı kilosu nedeniyle sağlık sorunları yaşadığını, bunun da günlük yaşamını olumsuz yönde etkilediğini söyledi. Zor günler yaşadığını, bedenine göre kıyafet bulamadığını anlatan Tomas, ''Kıyafet almak için gittiğim bazı mağazalarda 'burada size uygun beden yok' denilerek geri çevriliyordum. Bir başka mağazada ise bir görevli beni hamile sanarak 'Bebeğiniz kaç aylık?' dedi. Halbuki hamile falan değildim. Görevlinin bu sözünden çok etkilendim ve zayıflamaya karar verdim, şuanki kilomdan çok mutluyum'' diye konuştu. 62 KİLOYA DÜŞTÜ Tomas, ameliyat olmadan önce 110 kilo olduğunu hatırlatarak, şunları kaydetti: 'Yaklaşık 8 ayda 48 kilo vererek 62 kiloya düştüm. Ameliyat olmadan önce kendime güvenim hiç yoktu. Hiçbir yere gitmek istemiyordum. Ancak şuan öyle bir sorunum kalmadı. Özel bir günde istediğim kıyafeti alıp giyebiliyorum. En azından otobüste yanımdakini rahatsız etmiyorum. Ayakkabı ipimi artık rahatlıkla bağlayabiliyor, merdiveni rahatlıkla çıkabiliyorum. Beni görüp ameliyat olan 4 arkadaşım var. Onlar da durumlarından çok mutlular.' Ameliyata ailesinin karşı çıktığını hatta annesinin 'seni evlatlıktan reddederim' dediğini belirten Tomas, 'Operasyondan sonra annem 'acaba bende mi ameliyat olsam' diyor. Ameliyatım doğum günüme denk geldi. Şuan yeni hayatıma başlamış gibi hissediyorum' dedi. '' MORBİT OBEZİTE GÜNÜMÜZDE ÇOK YAYGIN '' Prof. Dr. Cem Kaan Parsak ise Fehime Tomas'ın, obeziteye bağlı sosyal ve psikolojik sorunları bulunan bir hasta olduğunu aktararak, ameliyatla başarıya ulaştıklarını söyledi. Hastasının hem yandaş hastalıklarından kurtulduğunu hem de sosyal ve fiziksel hayatta kendini daha iyi hissettirecek, mutlu olmasını sağlayacak bir görünüme kavuştuğunu bildiren Parsak, şöyle devam etti: ''Morbid obezite dediğimiz durum; vücudun belirli bir kitle endeksinin üzerinde olması, yani şişmanlık hastalığı denilebilir. Bence çağın en önemli sorunlarından biri. Morbid obezite günümüzde çok yaygın. Çeşitli şişmanlık ameliyatları yapılıyor ama her hastanın ameliyatının başarılı olacağı, yüzde 100'ünün aynı görüntüye kavuşacağı anlamına gelmiyor. Bu çok faktörlü bir durumdur. Çünkü kilolu olmak genetik yatkınlıktan tutun, beslenme alışkanlığına, çevresel faktörlere kadar metabolizma ile çok faktörlüdür. Ameliyatların da doğru seçilmesi, her hastaya uygun ameliyat tekniğinin seçilmesi bu hekime düşen önemli bir görevdir. Ama hastaların da ameliyattan sonra diyetine, sporuna dikkat etmesi çok önemli.'' modahaber
Vajinismus Hastası Kadına Boşanma Tazminatı Yok
Mahkeme, ''vajinusmus rahatsızlığı'' nedeniyle eşinden boşanan kadının nafaka talebini, cinsel birlikteliğin kadının fiziksel ve psikolojik durumu nedeniyle gerçekleşmediği ve fiili bir evliliğin de tam olmadığı gerekçesiyle reddetti. Ankara 7. Aile Mahkemesi'nin gerekçeli kararında, çiftin mahkemeye sundukları dilekçelere yer verildi. Koca A.T. eşi V.T. ile 24 Haziran 2012'de evlendiklerini, eşinin istememesi üzerine cinsel ilişkiye giremediklerini ileri sürdü. Eşine doktora gitmeyi önerdiğini belirten A.T. eşinin bu öneriyi kabul etmediğini kaydetti. Cinsel sorunlar nedeniyle eşinin asabileştiğini anlatan A.T, V.T.'nin tam kusurlu olduğunu iddia ederek, toplam 110 bin lira tazminat istedi. A.T. ayrıca, kadının istediği nafaka ve tazminat taleplerinin de reddini istedi. V.T. de eşiyle cinsel ilişkiye girememesi üzerine tedavi gördüğünü, ancak eşi A.T'nin bu tedavi sürecine katılmadığını ileri sürdü. Kadın, şiddetli geçimsizlik yaşadığını ileri sürdüğü kocasından 35 bin 200 lira tazminat ve nafaka talebinde bulundu. Mahkeme, yaptığı incelemede, çiftin cinsel birliktelik yaşayamadığını tespit ederek, evlilik birliğinin sosyal amacının yanında cinsel arzuları tatmin etmesi gayesinin de bulunduğunu dikkate alarak, evlilik birliğinin devamında taraflar açısından bir yarar bulunmadığına hükmetti. Çiftin birbirinden istediği tazminat taleplerini reddeden mahkeme, cinsel birlikteliğin kadının fiziksel ve psikolojik durumu nedeniyle gerçekleşmediğini de belirterek, kadının nafaka isteğini evliliğin tam olarak gerçekleşmemesi nedeniyle geri çevirdi.AA
Sizi İşten Kurtarabilecek 10 Hastalık Yalanı
Yaşınız kaç olursa olsun sizi kurtaracak en baba hastalık bahanelerinden biridir 20'lik diş! Öyle ki zat-ı muhterem 20'lik diş, 15 yaş itibariyle başlamak suretiyle 30 küsürlü yaşlarınıza dek başınıza bela açabilir. Ve '20'lik dişim çokfena, konuşamıyorum bile..' dediğinizde buna herkes inanacaktır, çünküçoğu insanın ya başına gelmiştir ya da çevresinden biliyordur bu illet ağrıyı.Ekstra önemli not: 20'lik diş ağrısı ve bu ağrıya verilen ilaçları iyi araştırın birertesi gün işe gittiğinizde uzun uzun bu muhabbete maruz kalacaksınız.
Reklam