Yağ Yakmanın 7 Yolu
Diyet ve spor şu an gündeminizdeyse eminiz yağ yakmakla da ilgileniyorsunuz. O halde yağları daha hızlı bir şekilde yakmanızı sağlayacak 7 yöntem ilginizi çekecektir. Karşınızda hızlı yağ yakmanın 7 yolu...Ağırlık kaldırırken yavaşlayınYağ yakmak istiyorsanız, öncelikle kaslarınızı güçlendirmeniz gerekiyor. Kasları güçlendirici hareketlerden en önemlisi ağırlık çalışmaktır. Ancak ağırlık çalışırken normalden daha yavaş kaldırma kaslarınızın gücünü yüzde 50 oranında artıracaktırHaftada 4 saat koşunKoşmanın en güzel yanı, koşmayı bıraktıktan sonra da vücudun yağ yakımına devam etmesidir. Haftada en 4 saat koşanlar, koşmadıkları zamanlarda da kalori yakmaya devam ederler.Bol protein tüketinAraştırma sonuçlarına göre protein ağırlıklı besinlerin tüketildiği bir kahvaltı ya da öğle yemeği yemek, yemekten sonra daha fazla yağ yakmanızı sağlıyor.Alkol almaktan kaçınınAlkollü içecekler metabolizmanızı yavaşlatır ve yağlanmayı kolaylaştırır. Yağ yakmak gibi bir amacınız varsa içkiden uzak durmanızda fayda var.Sabah sporu yapınUyandıktan sonra bir kaç saat içerisinden yapılan spor metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlar. Böylece bütün gün yağ yakmaya devam edersiniz.Yağ yakan besinleri tüketinGünde iki fincan yeşil çay içmek metabolizmayı hızlandırırken, yağ yakımını da kolaylaştırıyor. Buna ek olarak şekersiz ve kremasız kahve de yağ yakıyor. Yoğurt, tam tahıllı gıdalar, baharatlı yiyecekler daha fazla yağ yakmanızı sağlayacaktır. Kahvaltıda düşük glisemik indeksli besinler yemek, sonrasında yapacağınız egzersizlerde daha fazla yağ ve kalori yakmanızı sağlar.1200 kalorinin altına düşmeyinEğer 1200 kalorinin altında düşük kalorili bir diyet yaparsanız vücut kıtlık sinyalleri verir ve bu da yağlanmanıza sebep olur. Diyetteyseniz her gün en az 1200 kalori almaya dikkat etmelisiniz.Kadinon
Şalgam Suyu Her Derde Deva
Şalgam suyunun sağlığı olumlu etkilediğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mesut Başak, içeceğin önemli bir antioksidan kaynağı olduğunu söyledi.“Şalgam suyu toksin atmada çok önemli bir rol oynar” diyen Prof. Başak’a göre şalgam suyunun faydaları saymakla bitmiyor. İşte Prof Başak’ın değerlendirmesiyle şalgam suyu ve vücuda etkileri:“Şalgam suyu üretiminde kullanılan mor havuç, şalgam turpu, az tuz, bulgur mayası ve acı süs biberiyle iştahı açıyor, vücuttaki toksinleri atıyor, sindirimi kolaylaştırıyor. Mide ve karaciğere faydalı, B grubu vitaminleri de içeren şalgam suyu kalsiyum ve potasyum yönünden çok zengindir ve afrodizyak özelliği de vardır. Bağırsakları çok iyi çalıştırarak günde mutlaka en az bir kez büyük tuvalete çıkmanızı sağlıyor.Fazla kiloların atılmasına yardımcı olan şalgam suyu insanları rahatlatıyor ve stresi gideriyor. Hücre yenileyici özelliği de bulunan şalgam suyunun içerisinde sıfır şeker bulunuyor. Özellikle bu yıl Ramazan ayında iftar ile sahur arasındaki sürenin kısa olması sebebiyle yemeklerle birlikte, yemeklerden önce veya sonrasında içilecek bir iki bardak şalgam suyu hazmı kolaylaştırıcı etkisiyle sindirim sistemini hızlandırıyor. Şalgamın mayalanması esnasında şalgam suyunun oluşması için içerisine konulan doğal bulgur mayası şalgamın içerisindeki şekerin tamamını parçalıyor ve böylece şalgam suyunun içerisinde bulunan şekeri sıfırlıyor. Şeker hastalarının da kolaylıkla tüketebileceği doğal bir içecek olan şalgam suyu kalori bakımından son derece düşük bir içecek olma özelliği taşıyor.Yüksek tansiyon hastaları ve hamileler şalgam suyu tüketim oranına dikkat etmeli. Yarım litre şalgam suyu içerseniz ancak 15 kalori alırsınız. Diğer yandan bol miktarda içerdiği kalsiyum elementi, metabolizmayı hızlandırıcı fayda sağladığı için “şalgam suyu zayıflatır mı?” sorusunun cevabı ‘kesinlikle evet’tir.”Kadinon
'Ağrı Kesici İlaçlar Ölümle Sonuçlanabilen Hastalıkları Maskeleyebilir'
Ağrı kesici ilaçlar, acil olarak müdahale edilmesini gerektiren, ağır seyreden ve ölümle sonuçlanabilen birçok hastalığı maskeleyebilir. Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Metin A. TELLİ konu ile ilgili bilgiler verdi.Evet yanlış okumadınız… Ağrı kesici ilaçlar, acil olarak müdahale edilmesini gerektiren, ağır seyreden ve ölümle sonuçlanabilen birçok hastalığı maskeleyebilir. Bu tür ilaçlar sadece doktor tarafından teşhis edilmiş hastalıklarda, reçeteli olarak ve önerilen dozda kullanılmalı; zorunlu kalınmadıkça çok şiddetli ağrı durumları dışında mümkünse hiç kullanılmamalıdır.Şiddetli baş ağrıları sebebiyle uzun süredir ağrı kesici ilaç kullanan hasta erken teşhis ile hayatı kurtulabilecekken, ilerlemiş bir beyin hastalığı, yayılmış bir beyin tümörü veya anevrizma patlaması sebebiyle ani beyin kanaması ve ölümle hastane acil servilerine başvurabilmektedir. Ayrıca alınan ağrı kesiciye bağlı, tüm vücutta artmış kanama riski, önlenemez karaciğer ve böbrek hasarı, mide ve barsak delinmesi, iç kanama da cabası…Hasta bel ve sırt ağrılarını giderebilmek için kullandığı basit bir ağrı kesici sebebiyle, göğüs ve karın içinde patlamaya hazır damar baloncukları (anevrizma), omurilik ve omurgayı ilgilendiren hastalık ve tümörlerin, kalp zarı ve diğer kalp hastalıklarının, akciğer kanseri, tüberkülozu, zatürre, gibi ölümle sonuçlanabilecek bir çok hastalığın erken teşhisine engel olur.Akut batın olarak tabir edilen apandisit, mide – barsakta delinme ve tıkanıklıklar, travmaya bağlı iç kanamalar, kadınlarda yumurtalık kistleri, tümörlerinin kanama ve delinmeleri kullanılan ağrı kesici ilaç sebebiyle maskelenir, birçok defalar, acil servislerde doktorlar tarafından bile teşhis konamayacak düzeyde maskelenebilir. Bu da ölüm riskini kat be kat arttıracaktır.Peki, tehlikeli olan bütün bu (emin olun ki sizin kullandığınızda böyle) ağrı kesici ilaçlar niçin bu kadar yaygın ve gereksiz kullanılmakta?Ağrı sübjektiftir, kişiye özeldir, bazen sadece bir sıkıntı hissi hasta tarafından ağrı olarak nitelendirilebilir, birçok genç ve yaşlı insanın daha dinç hissetmek ve o anı çabuk geçiştirmek için kullandığı ağrı kesici ilaç, hayatının geri kalan kısmında sürekli hastanelerde dolaşmasını gerektirecek bir baş belasına dönebilir. Psikolojik ve psikiyatrik birçok hastalıkta baş ağrıları, başta sıkıntı hissedilir. Asıl hastalık tedavi edilmediği sürece, önce ağrı kesicilerin ve sonrada alkolizmin pençesinde hayatlar mahvolur.Doktorlar tarafından da ağrı kesicileri sürekli olarak biraz da hasta ısrarına bağlı olarak sıkça yazıldığını görüyoruz. Dünyada en çok kullanılan ilaçlar ağrı kesiciler ve mide ve barsak rahatsızlığı sebebiyle kullanılan şuruplar ve haplardır. Bazen doktor tarafından yazılan tek bir ağrı kesici ömür boyu sizi mide karaciğer ve böbrek hastası yani, ömür boyu sağlık ve ilaç sektörünün kölesi yapar.Mümkünse hiç ağrı kesici kullanılmamalıdır, mutlaka kullanılacaksa doktor kontrolünde kısa süreli alınmalı, yan etkilerini azaltmak için proton pompa inhibitörü grubundan mide ilaçları ile birlikte alınmalıdır. Mümkünse İlk ve nihai seçenek parasetamol (parol, tamol, minoset vb..)olmalı, günlük doz maksimum gençlerde 4 gram/günü ,yaşlılarda ise 2 gram /günü aşmamalıdır (karaciğer toksisitesi sebebiyle)Ağrı kesicilerin alkol ile birlikte alınması mide-barsak komplikasyonunu ve karaciğer zararını şiddetle arttırır, hiçbir zaman seçenek olmamalıdır. Masum bildiğimiz Aspirine bağlı hastalıklar, dünyada ölüm sebepleri sıralamasında üst seviyelere tırmanmıştır, tıbbi zorunluluk dışında alınmamalıdır. Piyasadaki diğer antiromatizmal ağrı kesilerden bahsedersek en büyük tehlikenin en iyi ağrı kesicide gizlendiğini söyleyebiliriz, bazen kalp krizinin sebebi bazen de diyalize götüren böbrek hasarı nedeni olabilirler. Halk arasında inanılanın aksine kalça enjeksiyonu veya rektal, vajinal (fitil, ovul) olarak uygulanan ağrı kesicide kan yolu ile tüm vücuda ulaşarak ağır mide ve barsak hasarı yapabilir sakınınız.Haberhedef
Yürüyüşe Şimdi Başlamak İçin 10 İyi Sebep
Neden yürüyüş yapmaya başlamalısınız?Her gün 30 ile 60 dakika arasında yürümek; vücudunuz, zihniniz ve ruhunuz için yapabileceğiniz en yararlı şeylerden biridir. Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, yürüyüşe başlamak için güzel sebepleri sizler için kaleme aldı:1.Yürüyüş yapanlar daha uzun yaşar8000 erkekte yapılan ‘Honolulu Kalp Çalışması’nda’ günde 2 mil yürüyen kişilerde ölüm riskinin neredeyse yarıya düştüğü bulunmuştur. Diğer çalışmalarda da benzer sonuçlar bulunmuştur. Eğer yürümeye devam ederseniz, daha uzun ve daha sağlıklı yaşama şansınızı artırırsınız.2. Yürüyüş kilo almayı önlerColorado Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi, İnsan Beslenmesi Merkezi’nden Dr. James O. Hill tarafından yapılan bir çalışma; 'Eğer günlük aktivitelerinize günde 2000 adım daha eklerseniz, bir daha hiç kilo almayabilirsiniz' diyor. Kilo vermek için daha fazla adım atmalısınız.3. Kilolarınızdan yürüyerek kurtulabilirsinizYürüyüş gibi egzersizler kilo verme programlarının önemli bir parçasıdır. Ama yine de kilo vermek için ne kadar yediğinize dikkat etmeniz gerekiyor. Yürümek kaslarınızı kuvvetlendirmeyi, yağları yakmayı ve metabolizmanızı hızlandırmayı sağlar. Uzun sürede ve başarılı bir şekilde kilo veren kişilerin hemen hemen tamamı yürüyüş programı ya da diğer egzersiz programlarını takip etmişlerdir.4.Yürüyüş kanser riskini azaltırÇalışmalar göstermiştir ki; egzersiz ve yürüyüş, meme ve kolon kanseri riskini azaltmaktadır. Yürüyüş aynı zamanda devam eden kanser tedavisi için yararlıdır, iyileşme ve hayatta kalma oranını artırır.5. Yürüyüş kalp hastalıkları ve inme riskini azaltırKalp hastalıkları ve inme, hem kadınlarda hem de erkeklerde en yüksek ölüm nedenidir. Bu riski günde 30 ile 60 dakika yürüyerek yarıya indirebilirsiniz. Kanınızın akmasını sağlayın!6. Yürüyüş diyabet riskini azaltırAyağa kalkın ve günde en az 30 dakika yürüyün, böylece tip 2 diyabeti önleyin. Pittsburgh Üniversitesi Halk Sağlığı tarafından yapılan bir çalışmada, günde 30 dakika yürümenin fazla kilolu kişilerdeki diyabet riskinin, kilolu olmayan kişilerle aynı olduğu bulunmuştur. Yürümek aynı zamanda diyabetli kişilerde kan şekerinin düzenlenmesine de yardımcı olur.7.Yürümek beyin gücünüzü artırırThe National Council on Aging tarafından yapılan bir çalışmada, günde 45 dakika yürümenin 60 yaş üstündeki kişilerde düşünme yeteneğinde artış sağladığı bulunmuştur. Katılımcılar yürüyüşe 15 dakika olarak başladılar ve ardından zamanı ve hızı geliştirdiler. Bu yürüyüş programını uygulayan kişilerin de aynı şekilde mental olarak keskinleştiği sonucu bulunmuştur.8. Yürümek modu geliştirir ve stresi azaltırYürüyüş ve diğer egzersizler vücudun doğal mutluluk hormonu olan endorfin salınımını sağlar. Birçok insan modlarındaki değişimi fark etmişlerdir. The Annals of Behavioral Medicine’da 1999 yılında yayınlanan bir çalışma; yürüyen ve diğer kolay egzersiz programlarını uygulayan üniversite öğrencilerinin tembellere ya da gayretlice egzersiz yapan kişilere göre daha az stresli olduğunu göstermiştir.9.Yürümek erektil problemleri önlerGünde 2 mil yürümek erkekler için, ileride olabilecek orta yaş iktidarsızlığı riskini azaltır.10. Yürümeye başlamak kolaydırBütün ihtiyacınız olan bir çift rahat ayakkabı ve kendinizi kapıdan dışarıya atmak ya da koşu bandına çıkmak. Yürüyüşün etkilerini günde birçok kez kısa yürüyüşler yaparak ya da günde bir kez uzun bir yürüyüş yaparak görebilirsiniz.
Hamilelikte Migrenin Etkileri Nelerdir?
0 Yorum İzlenmeMigren rahatsızlığının en çok kadınlarda görüldüğü ve kadınların yaşam kalitesinde önemli bir problem yarattığı bilinmektedir. Yapılan araştırmalar migren rahatsızlığının birden çok nedeni olabileceğini ve kişiden kişiye değişkenlik gösterebileceğini göstermiştir. Ancak migrenin en bilinen özelliklerinden birinin hormonlarla alakalı olduğu ve vücuttaki hormonal değişimlerin migreni tetiklediğidir. Bu hormonların en başında da tabiki kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen hormondur. Yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gözlemlerde kadınlarda östorejen hormonunun değişmesine yol açana adet dönemleri doğum kontrol haplarının belirli bir düzende kullanılması , kadınların doğurganlık özelliklerinin sona ermesi yani menapoza girmeleri , tabi ki gebelik yada hormon tedavisinin görüldüğü dönemlerde migren ataklarında farklılıklar oluştuğu ve vücuttaki hormonal değişimin migren üzerinde direkt etkili olduğu anlaşılmaktadır.Gebelik dönemlerinde bilindiği gibi kadınların vücutlarında ki östrojen miktarının belli bir seviyeye çıkması yada kadının vücudunda bu hormonun belirli bir stabiliteye ulaşması kimi gebelerde migren ataklarını azalttığı veya durdurduğu görülmüş ve bu veri östrojenle migren arasındaki bağlantının açıklanması açısından anlamlı bulunmuştur. Ancak yapılan bir çok araştırmada bu hormonal seviyenin bir çok kadında da tam tersine migren ataklarının ve şiddetinin artmasına yol açtığı görülmüştür. Ancak şu bir gerçek ki kadınlık hormonunun değişiklik gösterdiği dönemlerde migren ataklarında da değişiklikler görülmekte ancak bu görülen değişiklikler bazı kişilerde farklılık gösterebilmektedir.Peki migren rahatsızlığı gebelik döneminde nasıl bir seyir izlemektedir? Bu sorunun cevabını ararken bir kez daha belirtmekte fayda var ki gebelik sürecindeki migren atakları bireysel farklılıklar gösterebilmektedir. Ancak bununla beraber yapılan araştırmalar ve gözlemler sonucunda özellikle gebeliğin ikinci ve üçüncü aylarına gelindiğinde migren ataklarında oldukça yüksek sayılabilecek bir düzelme görüldüğü bildirilmiştir ki bu düzelme oranı yüzde seksenlere kadar çıkmaktadır. Hatta bu düzelme oranlarının kimi migren çeşitlerinde mesela aurasız migren hastalarında daha da yüksek olduğu belirlenmiştir. Ancak tabi ki bu düzelme oranları anne adaylarının hamilelik süreçlerinin ne kadar sağlıklı veya düzenli yaşanmasıyla da doğrudan alakalıdır. Eğer anne adayında şiddetli gebelik kusması veya hamilelik sürecini sekteye uğratacak gebelik sorunları yaşanmaktaysa biraz önce belirttiğimiz iyileşme oranlarının görülmesi pek mümkün olmamaktadır.Peki hamilelik süreci boyunca görülmeyebilen migren atakları hamilelik sonrasında görülebilir mi? Bu sorunun cevabı ne yazık ki evettir. Hamilelik bitimiyle birlikte hormonal denge eskiye döneceği için migren atakları da eski düzenine geri dönmesi oldukça yüksek bir orandır.Gebelik süreci bilindiği gibi belki de bir kadının hayatı boyunca yaşadığı en zorlu süreçtir hem fiziksel hem kimyasal hemde ruhsal anlamda bambaşka bir durum içine giren anne adayları için dokuz ay süren bu süreç oldukça zorlu geçebilmektedir . İşte zaten bir çok kadın için zorlu gözüken bu süreçte migren ataklarının bir zararının olup olmayacağı ve ya doğum sürecinde migrenden kaynaklanabilecek ne gibi sorunların yaşanabileceği merak edilmektedir ki oldukça haklı bir meraktır. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki gebelik konusunda migrenli gebe veya migrensiz gebelik gibi bir ayrımı gerektirecek bir veri bulunmamaktadır. Yani gebelik sürecinde yaşanabilecek doğumsal anormallikler ,düşük tehlikesinin görülmesi , ölü doğum olması gibi problemler açısından migerenin herhangi bir etkisi yoktur. Ancak şöyle bir farklılık olabailir ki bilindiği gibi gebelik döneminde sadece migren açısından değil tüm hastalıklar için kullanılan ilaçlarda sınırlandırılma ve çok ciddi bir denetim doktor kontrolü gerekir. Yani anne adayı belli rahatsızlıkları için ya ilaç kullanamaz yada anne karnındaki bebeğe zarar vermeyecek türde ve düşük dozda ilaç kullanması doktorlar tarafından sağlanır. Bu nedenden dolayı migren hastası gebe normal dönemlerde kullandığı migren ilaçlarını ya hiç kullanamaz yada doktorun belirlediği ilaçları düşük dozlarda kullanmak zorunda kalabilir ki bu da tahmin edebileceğiniz gibi migren ağrılarının şiddetlenmesine ve doğası gereği zaten zor bir süreç olan gebelik döneminin daha da zorlu bir süreç haline gelmesine yol açabilmektedir.Migren hastası olan anne adaylarının tabi ki en önemli kaygılarının başında hamilelik döneminde görülebilecek migren ataklarının anne karnında ki bebeğe zarar verip vermeyeceğidir. Yapılan araştırmalara göre migrenli anne adayları ile migreni olmayan anne adaylarının gebelik süreçlerinde bir farklılık olmadı çocukların sağlıkları konusunda bir endişe duyulmasını gerektirecek bir bulgu olmadığı belirlenmiştir. Ancak anne adayının migren atakları oldukça şiddetli ve uzun sürüyorsa yaşayacağı stresin bebek üzerinde olumsuz etkileri olabileceği veya vücutta su kaybına yol açabileceği belirtilmektedir. Böyle olumsuz bir tablonun ortaya çıkmaması için öncelikli olarak gebenin sürekli gözetim altında tutulması ve gerekli hallerde uygun ilaç tedavisi ile ama mutlaka doktor kontrolünde olmak şartıyla ağrı denetim altına alınıp migren atağının süresi kısaltılmaya çalışılmalıdır.Gebelikte Migrene Yol Açabilecek Etkenler Nelerdir?Bir bebek dünyaya getirmek bir kadının yaşayabileceği en muhteşem olay en büyük mucizedir Allah’ın bu dünya üzerinde bir insana bahşedebileceği en güzel hediye hiç kuşkusuz tertemiz dünyaya gelmiş bir bebektir. Dolayısıyla her anne adayının daha hamilelik süreci başlamadan önce yaşam şeklini alışkanlıklarını gözden geçirmeli ve gebelik sürecine zarar verebilecek tüm risk faktörlerini elden geldiğince azaltmalıdır. Örneğin sigara alkol gibi zararlı maddelerin tümü kesinlikle terk edilmelidir. Varsa eğer aşırı kilolardan kurtulmalı aşırı kafein tüketimi mümkünse tüm risk unsurları denetim altına alınmalıdır. Peki migrenli bir anne gebelik sürecini daha rahat geçirebilmek için nelere dikkat etmelidir diyecek olsak bu sorunun cevabı oldukça net gebelikten önce migren ataklarına karşı hangi tedbirler alınıyorsa gebelik sürecinde bu önlemlere eskisinden çok daha fazla dikkat edilmelidir. Bu önlemlerse stresten kaçınmak, elden geldiğince doğal besinlerle beslenmek konserve yiyeceklerden, katkı maddeli yiyeceklerden uzak durulması , depresyona karşı ,aşırı ses aşırı ışık kaynaklarına karşı ve migreni tetikleyebilecek ilaçlardan elden geldiğince korunmak gerekir. Bu önlemler dikkatle uygulanırsa migrenle ilgili riskler minumuma indirilebilir ve daha rahat bir gebelik dönemi geçirilebilir.Spor ve yapılan düzenli egzersizler hiç kuşkusuz hayatın her alanında ve gebelik döneminde de sağlığımız açısından son derece önemli ve yararlıdır. Ancak şunu hemen belirtelim ki spor doğru zamanda ve doğru oranlarda yapıldığında yararlıdır. Gereğinden fazla zorlanmalarda spor vücudumuza yarardan çok zarar verebilir. Tahmin edebileceğimiz gibi hamilelik döneminde yapılabilecek spor türleri normal dönemdekilerden farklı olmak ve elden geldiğince bedeni zorlamayacak düzeyde olmak zorunda . Bu dönemde yapılacak sportif etkinlikler mutlaka doktor kontrolünde yapılmalı ve profesyonel yardım alınmalıdır. Özellikle migren hastası olan anne adayları kendilerini zorlamayacak uygun egzersizleri yapmalı kendilerini asla fazla zorlamamalılar. Çünkü fiziksel zorlanma ve gerginliklerin migren ataklarını ve şiddetini arttırdığı bilinen bir gerçekliktir.Gebelik döneminde yaşanan en önemli sorunlardan biri anne adayının yaşadığı sağlık sorunlaraına ilaçla müdahale etmenin zorluğudur. Bilindiği gibi hemen hemen her ilaç piyasaya sürülmeden önce bazen yıllar boyunca testlere tabi tutulur ve özellikle hayvan denekler üzerinde yapılan deneylerle ilaçların yan etkilerinin neler olabileceği araştırılır. En son aşamada belirli bir güvenlik düzeyinin sağlandığına emin olunan ilaçlar gönüllü insan denekler üzerinde de test edilir ve bu yıllar süren testler sonucunda etkileri ve yan etkileri tespit edilmiş ilaçlar piyasaya sürülür. Ancak bir çok ilaç bebeğin sağlığı tehlikeye atılamayacağı için hamileler üzerinde denenemez o yüzdende bir çok ilacın hamilelik üzerinde çocuk sağlığı üzerinde etkisi bilinemediği için kullanılması tavsiye edilmez. Ancak eğer yaşanan sağlık sorunu hamilelik sürecini ve bebeğin sağlığını tehlikeye sokuyorsa uzman doktorlar ilaç tedavisini tabi ki sadece en az risk taşıyan ilaçlar üzerinden olmak üzere müdahale edebilir. Migren sorunu içinde kural aynıdır doktorlar yaşanan migren ataklarının hamilelik sürecine zarar verem ihtimali görürlerse en az risk teşkil eden ilaçlarla olabildiğince düşük dozlarda kullanabilirler. Ancak üzerine basa basa belirtilmeli ki hiçbir anne adayı doktoruna danışmadan hiçbir rahatsızlığı için ilaç kullanmamalı.
Reklam
Şehrinin Takımını Destekleyenlerin Aşina Olduğu 10 Durum
Memleketimizin güzide takımları olan 3 büyükler 'en çok taraftar bizde' diye tartışadursun, doğup büyüdüğü ya da bir sebepten ayrı kaldığı şehrinin futbol takımını desteklemeyenler de yok değil. İnsanlar 'hangi takımı tutuyorsun?' Sorusunun cevabının 'FB, BJK ya da GS' olmasına o kadar alışmış durumdalar ki, başka bir takımı desteklediğinizi söylediğinizde size sanki uzaylıymışsınız gibi muamele yapmakta bir beis görmezler. İşte koşulsuz şartsız, başarılı ya da değil, şehir takımını destekleyenlerin başına gelebilen durumlar
Reklam
"Migreni" Olanların Çok İyi Bildiği 15 Şey
'Yaşamayan bilemez' lafının en çok yakıştığı hastalıktır migren. Bu ağrıyı, bu acıyı, kafanın içini oyma isteğini, kafayı duvarlara vurmanın zevkli olabileceğini düşünmeyi yaşamayan bilemez. Tüm migren hastalığından muzdarip arkadaşlara kocaman bir geçmiş olsun dileyerek sizi galerimize alalım.Galerinin başına migrenli arkadaşları düşünerek 'su seslerini' içeren bir video koyduk ki galeriyi gezerken bilgisayar ekranının migreni tetikleme ihtimali azalsın. Galeride görsel olarak da yine huzur veren, rahatlatıcı görselleri bizzat tercih ettik. Umarım faydası olur.
Egzamaya İyi Gelen Bitkiler
Egzama kaşıntılı ve rahatsızlık veren bir cilt hastalığıdır. Egzama bulaşıcı bir hastalık değildir. Stres, hava kirliliği, sigara ve alkol gibi etkenler egzamanın daha çabuk yaygınlaşmasına yol açarlar. Egzama genital bölge dahil olmak üzere, eller, ayaklar, kol, yüz gibi vücudun her yerinde çıkabilirler. Bu rahatsızlığa iyi gelen bitkileri sizler için araştırdık. Egzamaya iyi gelen bitkiler:Papatya : Papatya içeren kremlerden tutunda papatya suyuna kadar içinde papatya özleri olan her şeyi rahatlıkla egzamalarınızın üzerine sürebilirsiniz. Faydasını göreceksiniz.Meyan Kökü : Bu bitkiyi ister alıp evde kaynatarak suyunu çıkartıp egzamalarınıza sürebilirsiniz. İsterseniz de kremlerini alıp egzamalı bölgeye uygulayabilirsiniz.Aloe Vera : Eczanelerden rahatlıkla temin edebileceğiniz jel ve kremlerini alıp egzamalı bölgeye sürebilirsiniz.Lavanta Çiçeği : Lavanta çiçeğinin yumuşatıcı ve toksinleri uzaklaştırıcı özelliği bulunmaktadır. Bu özelliğinden faydalanarak egzamanızı tedavi edebilirsiniz.Sarı Kantaron : Sarı kantaron iltihap tedavisinde ve cildi nemlendirmekte oldukça etkili bir bitkidir. Bu faydaları ile egzama tedavisinde de oldukça etkili olacaktır.Beyaz Dut : Beyaz dut ezilerek, yumurtanın sarısı ile karıştırılır. Sonrada egzamalı bölgeye sürülür. Bir süre bekledikten sonra yıkayın. Buda tedavide çok etkili bir yöntemdir.Ada Çayı : Ada çayı sütle birlikte kaynatılır ve egzamalı bölgeye sürülür. Kısa bir zaman sonra egzamaların tedavi olduğunu göreceksiniz.Süpürge Otu : Süt, zeytinyağı ve süpürge otunu bir kaba koyarak kaynatınız. Sonra elde ettiğiniz sıvıyı egzamalı bölgelerinize sürünüz.Kına : Kına, tuzsuz tereyağı ile karıştırılarak egzamalı bölgeye sürülür ve bekletilir. Egzama tedavisinde çok etkili bir yöntemdir.Isırgan otu : Isırganları ezin ve egzamalı bölgenize sürerek 5 dakika bekletiniz. 5 dakika sonra da yıkayınız.Funda Tohumu : Sıcak suda funda tohumlarını kaynatın ve posalı kısımlarını ılıyınca egzamalı bölgeye sürünüz.Defne Yaprağı : Sıcak suda 5 dakika kaynatın ve egzamalı bölgeye sürün.Kekik : Kekik sıcak suda kaynatılır ve;
Maydanoz Kürü ve Faydaları
Maydanoz Kürü Malzemeleri 8 Dal Maydanoz, 2 Çorba Kaşığı Süt ve 1 Su bardağı Su.Maydanoz Kürü Hazırlanışı ve Uygulaması: 1 su bardağı su kaynayana kadar ısıtılır. Kaynarken maydanozun sapları ayıklanır ve yaprakları suyun içine atılır. 5 Dakikada maydanozla birlikte kaynadıktan sonra 10 dakika demlenmeye bırakılır. Ilıdıktan sonra maydanoz suyu süzdürülür ve sadece su olan kısmı alınır. Bu suyun içine 2 çorba kaşığı sütü de ilave ederek maskenizin hazırlama sürecini tamamlayabilirsiniz. Cildinize bu kürü uygularken bir pamuktan yardım alın. Pamukla cildinize sürün ve 15 dakika ciltte bekledikten sonra yıkayarak arındırın.Maydanoz kürü ciltte ki farklı renkleri düzenleyecektir. Cilt lekelerinin tedavisinde de oldukça başarılı sonuçlar elde etmenize yol açacaktır.Maydanoz kürü faydalarıTüm bayanların korkulu rüyası olan ciltte oluşan çillerin yok olmasında ve tedavisinde maydanoz kürü oldukça başarılı bir yöntemdir.En çok ergenlik döneminde oluşan akneler ciltte kırmızı lekelerin oluşmasına yol açar. Maydanoz kürü bu akne lekelerinin de kaybolmasında son derece başarılı bir uygulamadır.İlerleyen yaş faktörü ve güneşin zararlı etkileri ile ciltte matlık oluşur. Maydanoz kürü bu matlığı yok ettiği gibi cilde parlaklık kazandırır.Maydanoz kürü ciltte bulunan canlı sivilcelerin kurumasında da oldukça etkilidir.Maydanoz C vitamini yönünden son derece zengin bir bitkidir. Maydanoz kürü sayesinde cildinizin C vitamini ihtiyacı giderilmiş olur ve güneşin ciltte yol açtığı kahverengi lekelerinde önüne geçmiş olursunuz.C Vitamini sayesinde daha önce oluşan lekelerinde renklerinin açıldığını ve daha ten rengine yakın bir renk aldığını ;
Reklam
Çaycılığı Profesörlüğe Tercih Etti
Berk, bir yanda kanserli hücreleri takip edebilecek mikroskobu geliştiren bir profesör, diğer yandan girişimcilik ruhuyla vatanını tercih eden bir çaycı! Berk, bir alışveriş merkezinde açtığı ‘Çaycı’ isimli dükkanında 1 liraya çay satıyor.Veysel Berk, akademik hayatı başarılarla dolu bir bilim adamı. ABD’nin eski enerji bakanı aynı zamanda Nobel ödüllü Steven Chu ile kansere çözüm bulacak mikroskobu geliştirmek üzere çalışmalar yapıyor. Onu ‘kanser tedavisini bulan Türk’ olarak haberimize konu ettiğimizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Zira Berk, çaycılığı profersörlüğe tercih ettiği sıra dışı hikâyesiyle gündemimizde. Stanford Üniversitesi’nden aldığı profesörlük teklifini annesinin rahatsızlığı ve vatan hasreti nedeniyle geri çeviren Berk, şimdi Türkiye’de çaycılık yapıyor. Bir alışveriş merkezine açtığı ‘Çaycı’ isimli dükkânında 1 TL’ye çay satıyor.BURSLU OLARAK KAZANMIŞTIVeysel Berk, Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nü bitirdikten sonra eğitimine Amerika’da devam etmiş. Massachusetts Institute of Technology (MIT)’de staj yapan Berk, University of California Berkeley’den doktora programına burslu kabul almış.Ardından Nobel ödüllü bilim adamı Steven Chu’dan doktora sonrası çalışmak için davet gelmiş. Berk, “Obama başkan seçildiğinde bizim hocayı enerji bakanı olarak atadı. Laboratuvar da bize kaldı. Gün ışığını kullanan bir mikroskop yaptık. Dünyada ilk defa vücudumuza giren ve kronik hastalıklara sebep olan mikropları canlı izleme şansı elde ettik.” diyor.Stanford Üniversitesi de Nobel ödüllü bir bilim adamıyla bu mikroskobun kullanılacağı bir enstitü kurmasını istemiş. Berk, zeminin üç kat altında, kapısı iki ton kurşunla kaplı odada çalışırken can sıkıntısından Wallit uygulamasını bulmuş. 6 ayda geliştirdiği uygulama Apple tarafından dünyanın 127 ülkesinde future app seçilmiş.8 ay önce Türkiye’ye geri dönen Veysel Berk, ‘Herkese benden çay’ sloganı ile yola çıkarak, ‘Çaycı’ isimli dükkânı açmış. AVM’lerde çay içilebilecek bir yer olmadığını gözlemleyerek bu işe başladığını söylüyor Berk. Ona göre kendisinde ‘Çaycı’ fikrinin oluşmasındaki en önemli sebep, Türkiye’nin en yakın rakibinden 3 kat daha fazla çay içen bir ülke olması.Yapılan bir araştırmayı hatırlatan Berk, “Türkiye’de her gün 250 milyon bardak çay içiliyor. Buradan yola çıkarak 15 dakikada çay demlenecek bir yer açmaya karar verdik.” diye konuşuyor. Günün herhangi bir saatinde içilen çayın lezzeti ve tadı aynı olmalı Berk’e göre. “Aynı kalitede çay tadı yakalayabilmek için porselenden metale kadar tüm demlikleri denedik. Son olarak bir şirketin ürettiği çay makinesini seçerek üzerinde çalışmaya karar verdik. Bu makine tam istediğim lezzette çay demleyemiyordu. Demleme ısısından dakikasına kadar birçok özelliği değiştirdim. Hataları da üretici şirkete göndererek makine özelliklerinin de değişmesini sağladım.” yorumunu yapıyor. Bu işe 3 kişi ile başladıklarını hatırlatan Berk, “İlk günlerde 3 kişiydik. Şimdi 8 kişi ile beraber çalışıyoruz. İlerleyen günlerde hem bu sayıyı artırmayı hem de mağaza sayısını artırmayı düşünüyoruz.” ifadelerini kullanıyor.AVM’de satılan çayın 1 TL olması da işin en dikkat çekici yanı. Berk, yanı başlarındaki dükkânlarda çayın fiyatının 2,5 TL’den 7,5 TL’ye kadar çıktığını belirtiyor. Kendilerine AVM gibi bir yerde 1 TL’ye çay satmanın riskini soruyoruz, “Fiyat konusunu müşterilerin isteğine bıraktık ve bir anket düzenledik. Günde bin bardaktan fazla çay satıyoruz. Riskli bir durum olduğunun ben de farkındaydım ancak AVM’de eksik olan bir şeyi yaptık.” cevabını veriyor.34 yaşındaki Berk’in profesörlük yerine çaycılığı tercih etmesi, çevresindekilerin de şaşkınlığına sebep olmuş. Bunların başında da babası geliyor. “Bir gün babama çaycı dükkânı açacağımı söyledim. Bana güldü. Bir gün sonra bana ‘Oğlum sen profesör müsün, çaycı mı?’ diye sordu.” diyor. “Amerika ile irtibatlarınızı kopardınız mı?” sorusuna, “2 ayda bir gidiyorum. Video konferans ile çalışmaları takip ediyorum. Gerektiğinde doktora öğrencilerine mikroskobun nasıl kurulacağını anlatıyorum gittiğimde.” cevabını veren Berk, Steven Chu’dan da yakayı kurtarabilmiş değil!
Kansızlık Erken Doğuma Neden Oluyor
Hamilelik sırasında kadınlarda anemi sorununun sık rastlanan bir durum olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Cevahir Tekcan, hamileliğin 16. haftasından sonra mutlaka demir takviyesi yapılması gerektiğini vurguladı.Gebelerde demir eksikliğine bağlı olarak ve kaybedilen kanın yerine konmamasından dolayı demir eksikliği anemisi sık görülüyor. Gebelikte hem bebeğin doğum sonrası kullanacağı demirin depolanması, hem de gebenin artan kan hacmi nedeniyle, normal bir insandan çok daha fazla demir ihtiyacı oluşur. Ayrıca B12 vitamini eksikliği, kronik hastalıklar ve genetik yapı gibi durumlar da kansızlığa sebep olur. Kansızlık gebelerde genellikle halsizlik, yorgunluk, kalp atım sayımında artma, uyku, çabuk yorulma ve konsantrasyon güçlüğüne neden oluyor.Kansızlık erken doğuma neden oluyorGebelikte kansızlığın hem anne hem de bebek üzerinde olumsuz etkileri vardır. Kansızlık gebelerde doğum sonrası kanamaların artmasına sebep oluyor ve rahmin toplanmasını güçleştiriyor. Bebek üzerinde erken doğuma, anne karnında gelişme geriliğine ve bebekte ani ölümlere sebep oluyor.Dünya Sağlık Örgütü gebenin kansızlığı olsun ya da olmasın 16. haftadan sonra günlük demir takviyesi yapılmasını öneriyor. Demir takviyesi gebede bazı yan etkilere sebep olsa da, bebek büyüme evresine geçtiği için annenin karnındaki demiri alıyor ve anneyi de bebeğin gelişimini de etkiliyor.Demirden zengin gıdalarYumurtaKırmızı etCeviz, fındık, bademKırmızı kuru üzümKeçiboynuzuPekmezKoyu yeşil yapraklı sebzelerC vitamini, demir emilimini arttırır. Bu yüzden demirden zengin gıdaların tüketimi sırasında portakal, maydanoz, limon tüketilmesi gerekiyor.Çalışan anneler dikkat!Demir ve protein oranı yüksek olan yemekler tercih edin.Kısa ve sık aralar verin.Aktivitelerinizi azaltın.Rutine bağlayın ve fitness yapın.Erken yatın.Hamilelik sırasında kadınlarda anemi sorununun sık rastlanan bir durum olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Cevahir Tekcan, hamileliğin 16. haftasından sonra mutlaka demir takviyesi yapılması gerektiğini ...
Sağlıklı Makarna Kilo Aldırır mı?
Bu durumda hafif yiyecekler yemeyi tercih eden kişilerin özellikle makarnadan uzak durduklarını görebilmeniz mümkündür. Çünkü pek çok kişi makarna kilo aldırır mı endişesi yaşamaktadır. Makarnanın karbonhidrat içermesi böyle bir yanlış olgu oluşmasına neden olabilmektedir. Ancak bu gereksiz bir endişe olduğu gibi içerdiği B vitamini sebebiyle makarnayı sağlıklı besinler arasına alabilmemiz mümkündür.Sağlıklı beslenme alışkanlıklarına sahip olmak için bir kişinin kendini bir yemek türünden tamamen uzak tutması yanlış olacaktır. Besinleri süt grubu, et grubu, ekmek yerine geçenler ve ekmek grubu, sebze grubu, meyve grubu ve yağ grubu olmak üzere 6 grupta incelemekteyiz. Bunlardan birini hayatınızdan tamamen çıkarmanız durumunda sağlıklı bir beslenmeden söz edebilmemiz mümkün olmayacaktır. Sağlıklı beslenme için makarnadan vazgeçmeniz de yanlıştır. Kilo aldırır endişesi yaşayanların daha çok tabaklar dolusu makarna yediği düşünülecek olduğunda elbette böyle bir beslenmenin hatalı olduğu görülecektir. Nasıl ki bir besin grubunu hayatınızdan çıkarmak yanlışsa bir besin grubunu aşırı şekilde tüketmek de yanlıştır.Kepekli makarna tüketmeniz durumunda porsiyonunuzun büyüklüğünü daha rahat şekilde ayarlayabilmeniz mümkündür. Aksi takdirde porsiyonunuzu küçültmeniz gerekebilmektedir. Ayrıca makarna için kullanılan sosların aşırı yağlı olması da aslında kilo aldırıcı özelliğe sahip olanın makarna değil makarna sosu olduğunu görebilmenizi sağlayacaktır. Sos tercihinizi de doğru yaptıktan sonra makarnanın tok tutma özelliği sebebiyle diğer besin gruplarına göre özellikle yaz aylarında daha fazla tercih edilmesinin herhangi bir olumsuz etkisini görmezsiniz.
Reklam
Çocuğu Okula Yeni Başlayan ve Uyum Sorunu Yaşayan Aileler Dikkat!
Motive Psikolojik Hizmetler Aile Danışma Merkezi uzmanlarından Psikolog Pınar Akdemir GANDUR ile, çocuklar için sancılı olabilecek okula uyum sürecinde, anne ve babaların nelere dikkat edebileceklerini konuştuk.Okulların açılmasına da az bir süre kaldı. Birçok çocuk öğrencilik ve okulla yeni tanışacak. Anaokuluna ya da ilkokula yeni başlayacak çocuğu olan ailelerin, çocuklarının alışma ve uyum süreçlerine dair endişeleri var. Eğer sizin de, çocuğunuzun okula başlamasına ve uyumuna ilişkin endişeleriniz varsa, bu yazıya mutlaka göz atın. Motive Psikolojik Hizmetler Aile Danışma Merkezi uzmanlarından Psikolog Pınar Akdemir GANDUR ile, çocuklar için sancılı olabilecek okula uyum sürecinde, anne ve babaların nelere dikkat edebileceklerini konuştuk.Gandur , her yeni eğitim ve öğretim yılının başlaması ile birlikte, çocuklar ve aileler için zorlu bir dönemin başladığı, bu dönemde çocuklarda bazen beklenen bazen de beklenmedik tepkiler görülebildiği konusunda aileleri uyardı. Anaokuluna gitmenin amacının çocuğu ilköğretime hazırlamak olduğunu belirten Gandur, bu açıdan bakıldığında aslında çocuk anaokuluna ne kadar hazır değilse aslında o kadar çok okul öncesi eğitim alması gerektiğini; eğer çocuk annesinden ayrılamıyorsa, özbakım becerilerini geliştiremediyse, kurallara uymakta zorlanıyorsa, davranış sorunları varsa, dil gelişimine ilişkin problemler yaşıyorsa, özel eğitim almaya başlamadan önce okul öncesi eğitime başlamasını, ailenin 2-3 ay çocuğu gözlemledikten sonra bu sıkıntılar geçmez ise Merkezlerine başvurmalarını önerdi.Gandur konuşmasına şöyle devam etti;“Okula ilk adım sürecini kolaylaştırmak için, anne- babaların öncelikle kendilerinden emin olması, kendi aralarında net ve tutarlı davranmaları ve hem eğitimcilere hem de uzmanlara güven duyabilmeleri oldukça önemli.Bazen çocuklar okula gitme konusunda ailelerine zorlu saatler yaşatabilirler. Anne ve babalar çocuklarını okula bırakırken ya da okuldan alırken çocuklarının çeşitli protestolarıyla karşılaşabilirler. Çocukların okula gitmeyi reddetmelerine bazen baş ve mide ağrısı ya da mide bulantısı gibi fiziksel şikayetler de eklenebilir. Bu nedenle gideceği okul netleştikten sonra, okuldaki klasik bir gününün nasıl geçeceği konusunda çocuğunuzu bilgilendirin. Çocuğunuzun kafasındaki belirsizlik ne kadar az olursa, ilk günleri o kadar rahat geçecektir. Ona birçok şey öğreneceğini, arkadaşları ile birlikte yeni bir sürü faaliyet yapacaklarını söyleyin.İlk gün okula annesi ve babası ile birlikte giden çocuk kendisini daha çok güvende hisseder. Ailelerin çok önemli bir işi yoksaokulun ilk günü çocuklarına eşlik etmeliler. Hatta eğer mümkünse okul çıkışına da birlikte gitmeleri, çocuklarını mutlu eder. Okul sonrasında ailecek beraber bir aktivite yapmak (yemeğe gitmek, parkta oyun oynamak gibi) ve okulun ilk günü hakkında sorgulayıcı olmadan sohbet etmek çocuğu rahatlatır.”Motive Psikolojik Hizmetler Aile Danışma Merkezi uzmanı Psikolog Pınar Akdemir GANDUR , okula başlamanın zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir hazır oluş ve olgunluk gerektirdiğini; bu hazır oluşun kronolojik yaştan çok, çocuğun gelişim düzeyi ile ilgili olduğunu vurguladı. Okula hazırlığın değerlendirildiği birçok envanter ve testin mevcut olduğunu, anaokulu ya da ilkokul 1. sınıfa başlayacak olan çocukların duygusal ve zihinsel olarak okul olgunluğunun değerlendirilmesi için, ailelerin Merkezlerinden randevu alabileceğini, bu testler ile 5 ve 6 yaş düzeyindeki çocukların duygusal ve zihinsel olarak okul olgunluğu ölçümünün bilimsel metodlarla yapıldığını belirtti.
Ergenlik Döneminde Sıklıkla Yaşanan 5 Durum
Çoğumuzun korkulu rüyası olmuştur zamanımızda ergenlik , çıkan sivilcelerle hep bir savaş içinde olmuşuzdur.Çevremizle çok sık sıkıntılar yaşamış artık 'BEN BÜYÜDÜM' lafları çıkmaya başlamıştır ağzımızdan . Tarzımız imajımız bir çok kez değişir ergenlikte . Bazen sıradan bir insanken bazende , adrenalin tutkunu olabilirsiniz , çevrenizdekileri örnek alırsınız kendinize.        Ama ergenlik döneminde en önemlisi ruhsal ve bedensel değişikliklerdir bana göre . Bazıları evrim geçirirken , bazılarına da evrim geçirir :)
Reklam
Mide Ağrılarına İyi Gelen 8 Doğal Çözüm
İşte çözüm yollarından bir kaçı;Papatya : Mide kaslarını rahatlatıcı özelliği olan bu bitki türü antienflamatuvar içerir ve sizi sakinleştirir.Sıcak Su Torbası : Karnınıza koyacağınız sıcak su torbası sayesinde kaslarınızın gevşemesini sağlayabilirsiniz.Pirinç Suyu : Pirinci suda haşladıktan sonra suyunu süzüp bal ile karıştırıp içmek, midenizdeki ağrıları azaltacaktır.Nane Çayı : Şişkinlik ve hamızlıktan dolayı meydana gelen ağrıları yok eder ve sindirimi düzene sokarak ağrılarınızı azaltır.Ilık Limonlu Su : Hazımsızlık için birebir olup sindirimlerin hızlanmasını sağlar ve besin öğütümünü hızlandırır.Zencefil Çayı : Bağırsak ve mide sindirimini rahatlatır, ayrıca mide bulantısına iyi gelir.Rezene Tohumu : Hazımsızlığa iyi gelmekle birlikte sindirime yardımcı sıvaların artmasını sağlar.Limonlu Soda : Şişkinlik içeren ağrılarınıza limonlu soda iyi gelecektir.
Bebeği Memeden Ayırmanın Yolları
Bu süreçten sonra ek gıdalar ve sıvılar verilmeye başlanır ve bebeğin yavaşça memeden ayrılması sağlanır. Diğer gıdaları yemekten mutlu oluyor ve sağlık sorunu yoksa, 1 yaşından sonra bebeği memeden ayırmak gereklidir. Bu durum her anne bebeğe göre değişebilir ve uzmandan yardım alınması gerekir.Kademeli sütten kesme yöntemiBu yöntem, bir yaşından büyük bebeklerde 3 öğün yerine günde 2 öğüt, sonrasında 1 öğüt süt içirme sağlanarak gerçekleştirilir. Gündüzleri normal gıda tüketimine odaklanan bir beslenme şekli sağlanır ve sonrasında yavaşça geceleri ve sabahları süt verme de kesilerek, çocuğun sadece normal gıda alması alışıtırılır.Bir anda sütten kesme yöntemiBu yöndem 1 yaşını geçmiş ve normal gıda tüketiminde sorun olmayan bebeklerde uygulanır. Sütü aniden keserek çocuğa normal gıda verilir ve bu süreçte meme üzerine olan çikolata, ketçap, hardal gibi meme tadını engelleyecek ürünler sürülür ve 1-2 gün bu şekilde devam edildikten sonra memeden kesinlikle uzaklaştırılır.
Kilo Vermek İçin Spor Yapmanın Önemi
Kilo vermek için diyet yapmak göze alınsa da spor_ yapmaya başlama konusunda ciddi sıkıntı yaşanılmaktakilo vermek için spor yapmanın önemispor yapmak demek pek çok insana göre terlemek, aşırı yorulmak ve günlük pek çok işin aksaması demektir. Ancak aslında spor yapıldığında mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin salgılandığı için bilinenin aksine kişi kendini daha dinç ve huzurlu hisseder._Kilo vermek için spor yapmanın önemi kilo vermenin ilk koşulu elbette alınan enerjinin kısıtlanmasıdır. Ancak bir diyetin yeteri kadar etkili olabilmesi için diyetin, sporla desteklenmesi gerekmektedir. Yapılan tüm araştırmalar diyet sürecinde spor yapan insanların yapmayanlara göre % 30 daha hızlı kilo kaybı yaşadığını ve verilen kiloları geri almadığını göstermiştir. Bir ay boyunca sıkı bir diyet yapıyor ve 3 kilo veriyorsunuz ancak bu diyeti haftada 4-5 günlük bir spor ile desteklediğinizde vereceğiniz kilo otomatik olarak 5 kiloya çıkıyor. Yani siz 1 ay boyunca vermiş olduğunuz emeğin karşılığını daha motive edici şekilde alabiliyorsunuz.
Reklam