onedio
Sebze Suları ile Hem Zayıflayın, Hem de Sağlıklı Beslenin...
Hepimiz artık hangi bitkinin neye iyi geldiğini biliyoruz. Hangi bitki çayıyla nasıl kilo kaybedeceğini de bilmeyen kalmadı. Ama hangi sebze ve meyve suyunun zayıflattığını biliyor muyuz?Sizler için hazırladığımız besleyiciliği yüksek, doğal ve kolay yollarda zayıflatan sebze suları;1.      Salatalık suyu: Doğal bir idrar söktürücü olan salatalık suyu vücudunuzdaki toksinleri atmanızda yardımcı olur. Salatalık suyu susuzluğunuzu giderir. Bunun yanında cildinizin parlak ve pürüzsüz görünmesini sağlar.2.      Kereviz Suyu: Kalori alımınızı azaltarak zayıflamanızda yardımcı olan kereviz suyu kabızlığı önler ve selülitlerinizden kurtulmanızı sağlar. Kereviz suyu ayrıca erken yaşlanmayı önler.3.      Havuç Suyu: Havuç suyunda çok fazla lif bulunur. Havuç suyundaki bu lifler vücudun yağ oranını azaltır. Eğer havuç suyunu düzenli bir şekilde tüketirseniz daha hızlı kilo verebilirsiniz. Havuç suyunun bilinmeyen bir yanı da kan yapıcı özelliği sayesinde mide ve bağırsak kanamalarını engellemesi.4.      Lahana Suyu: Lahana kalorisi oldukça düşük bir sebzedir. Lahana suyu içerisinde bulunduğu zengin lif kaynağıyla sizi gün boyu tok tutabilir. Lahana suyunu yemek öncesinde veya yemek sonrasında ya da dilerseniz öğün olarak da tüketebilirsiniz.5.      Pancar Suyu: Demir eksikliği sorununuz varsa pancar suyu içmelisiniz. Hiçbir yağ içermeyen ve besleyici değeri de oldukça yüksek olan pancar suyunun listenizde bulunmasında fayda var. Pancar suyu lifli bir besin olduğu için kolesterolünüzü düşürmenizde yardımcı olur. Ayrıca gün boyu enerjinizin yüksek olmasını sağlar.6.      Elma Suyu: Romatizma, mide hastalıkları gibi rahatsızlıklarınız varsa elma suyu birebir. Kalp ve akciğer hastalıklarını önleyebilen elma suyu kan şekerinizi kontrol altında tutmanızı sağlıyor.7.      Armut Suyu: Böbreklerinizde taş mı var o zaman size armut suyu içmenizi tavsiye ediyoruz. Uzmanlar armut suyunun kansızlığı önlediğini ve yüksek tansiyonu düşürdüğünü söylüyor. Ayrıca günün yorgunluğunu da üzerinizden alıyor.8.      Nar Suyu: İçerisinde güçlü antioksidan barındıran nar suyu kurt düşürücü özelliğiyle biliniyor.Uzmanlara göre günde tüketilecek bir bardak sebze suyu hızlı bir şekilde kilolarınızdan kurtulmanıza yardımcı olur.Sebze suyu içersindeki vitaminler, mineraller ve güçlü antioksidanlar sayesinde bağışıklık sisteminizi güçlendirir. Dolayısıyla vücudunuzu hastalıklara karşı korur. Sebze suyu tüketirken ürünlerin taze ve doğal olmasına dikkat edin. Afiyet olsun.Kadinon.com yazarı: Zehra Yurtsever
Depresyona Neden Gireriz?
Depresyon birdenbire yakalandığımız bir hastalık ya da kapıldığımız bir ruh hali değildir. Genellikle kişiyi depresyona hazırlayan birden çok sebep vardır.Depresyon birdenbire yakalandığımız bir hastalık ya da kapıldığımız bir ruh hali değildir. Genellikle kişiyi depresyona hazırlayan birden çok sebep vardır. Ancak özellikle de depresif hissetmeye başladıktan sonra bu ortaya çıkarıcı sebepleri fark etmek zorlaşır. Depresyondayken kişi kendini suçlamaya ve tek yönlü düşünmeye eğilimli olduğu için depresyonun sebebi olarak kendini ve eksiklerini görür. Oysa sebep yaşamı ve kendisi ile uyumsuz düşünce ve davranış kalıplarıdır. Depresyon tedavi edilse bile bu yaşamsal etkenler değiştirilmediği sürece aynı süreç yeniden yaşanabilir.Birazdan okuyacağınız sebeplerin çoğu uyum bozucu bilişsel şemalarımızdan köken alır. Şemalar düşünce, duygu, davranış kalıplarından oluşan sistemlerdir. Çocukluk ve ergenlik yıllarında oluşup, dünyayı algılayışımızı ve başa çıkma mekanizmalarımızı etkilerler.Anlamsızlık / Boşluk hissi:Varoluşsal anlam temel bir ihtiyaçtır. Bu karşılanıp biten bir ihtiyaç değil, yaşam boyu devam eden dinamik bir arayıştır. Varoluşcu psikolojinin öncülerinden Viktor Frankl mutlu olabilen kişilerin yaşamın anlamı; diğerlerine yardım ederek, severek, çalışarak, öğrenerek, inanarak, yaratıcılıklarına imkân tanıyan aktiviteler yaparak (resim, müzik, edebiyat) bulduklarını söyler. Yaşamın anlamını bulabilmek için öncelikle bir amacımızın olması gerektiğini vurgulayan Frankl acının kaçınılmaz olduğu durumlarda acının da bir anlamı olabileceğini söyler.Hayatı yaşıyor gibi değil, içinde kaybolmuş gibi hissediyorsanız; anlamsızlık duyguları içindeyseniz, depresyonunuz ihtiyaçlarınızı karşılayan bir hayat yaşamadığınızın işareti olabilir. Bu da değişim için bir fırsattır. Anlamsızlık ve boşluk hissi genellikle, duygusal yoksunluk, yapışıklık ve gelişmemiş benlik şemaları ile ilişkilidir.Eleştirel içsesSizi sürekli eleştiren, her yaptığınıza bir kulp takan ve yanınızdan hiç ayrılmayan bir arkadaşınız olduğunu düşünün. Kendini fazlaca eleştiren kişilerin yaşadığı bundan bile daha zordur. İçsesinize kulak verdiğinizde bir başkasına kolay kolay söyleyemeyeceğiniz kadar eleştirel ve acımasız sözler duyuyorsanız, değişmenin zamanı gelmiş olabilir. Birçok çalışma kendini koşulsuz sevmenin ve kabul etmenin depresyonu tedavi etmede ve en önemlisi önlemede büyük etkisi olduğunu kanıtlar. Eleştirel içses, genellikle yetersizlik, kusurluluk ve cezalandırıcılık şemaları ile ilişkilidir. Bunları değiştirmek kendiniz ile kurduğunuz ilişki için yeni bir dil öğrenmeye benzer. Yalnız yapmakta zorlanırsanız, terapi bunun için oldukça uygun bir ortamdır.
Hangi Renk Hangi Hastalığa İyi Geliyor?
Renklerin hastalıklar üzerinde olumlu etkisi olduğu biliniyor. Hatta Mısır’da renkler tedavi amacıyla kullanılırdı. Aynı şekilde Çin’de de kişiler üzerinde renk tedavisi uygulanıyordu. Peki hangi renk hangi hastalığa iyi geliyor işte cevapları...YEŞİLSinirli ve agresifseniz kendinizi yeşilin sakinliğine bırakın. Yeşil huzur verdiği için hamilelikte tercih edeceğiniz bir renk. Bu renk ayrıca stresi azaltır ve kırık kemiklerin iyileşmesinde önemli bir role sahip.TURUNCUKadın hastalıklarından korunmak mı istiyorsunuz? O halde turuncu sizin renginiz olmalı. Yumurtalıklarında sorun yaşıyorsanız, erken menopoza girdiyseniz, cinsel isteksizlik yaşıyorsanız turuncu kullanın. İdrara çıkmakta sıkıntı, kalça ve ellerde sorunlar, eklem ağrısı varsa, turuncu kullanın. Turuncu ayrıca sindirim sistemi problemlerinde de etkilidir.SARIAsosyal olduğunuzu mu düşünüyorsunuz, insanlara hayır diyemiyor musunuz, dikkat eksikliğiniz mi var o zaman sizi sarı renk kullanmaya davet ediyorum. Bu renk zekanızı harekete geçirir ve size mutluluk etkisi verir. Cilt problemlerinizin giderilmesinde de önemli paya sahip.KIRMIZIKırmızı birçok kadın için vazgeçilmez bir renk. Her kadının gardrobunda mutlaka bir kırmızı elbise vardır.Sırt ağrısı, anemi ve kansızlık gibi sorunlarınız varsa kırmızıyı çok kullanmalısınız. Eğer kırmızı elbiseyi giymeyi tercih etmiyorsanız üzerinizde kırmızı aksesuarlar taşıyabilirsiniz.MAVİEğer uyku sorunu yaşıyorsanız mavi sizin renginiz. Yatak odanız bu renk olabilir ya da nevresimlerinizin rengini mavi seçebilirsiniz. Bu renk, duygularını kendine saklayanlar, kendini ifade etmekte güçlük çekenler ve tiroid problemi yaşayanlar da iyileştirici etkiye sahip. Mavi renk ayrıca şok geçiren hastaları da iyileştirir.MORMor renk, vücuttaki hormonların ve salgı bezlerinin çalışmasın da etkilidir. Özellikle sara, menenjit gibi beyin hastalıklarında tedaviyi destekler. Eklem iltihaplarına karşı faydalıdır. Ayrıca, kanı temizler ve akciğer, karaciğer, kalp ve böbreklerin çalışmasını düzenlemeye yardımcı olur.Morun açık tonları olan lavanta, leylak gibi renkler ilham verici etkilere sahipken morun koyu tonları ise bazı kişilerde üzüntü ve depresyona sebep olabiliyor. Bu nedenle morun koyu tonları depresyona yatkın kişilerin, ruhsal sorunu olanların, alkoliklerin ve madde bağımlılarının olduğu ortamlarda kullanılmamalıdır.KOYU MAVİBu renk göz hastalıklarına, guatra, boğaz ve migren gibi baş ağrısına oldukça faydalı. Sakinleştirici bir etkisi olduğu için tansiyonu düşürür. Mavi ayrıca varis hastalığının tedavisinde de kullanılır.Kadinon.com Yazarı: Zehra Yurtsever
Ebola Tehlikesine Karşı 4 Günlük Sokağa Çıkma Yasağı
Batı Afrika'da 2 binden fazla insanın ölümüne neden olan Ebola virüsünün yayılmasını engellemek amacıyla Sierra Leone'de 4 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildiSierra Leone’de 18-21 Eylül tarihleri arasında sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu süre zarfında sağlık görevlileri Ebola taşıyıcılarını teşhis edecek. Batı Afrika ülkesi, bu kararla virüsün ülkede yayılmasını engellemeyi hedefliyor.Al Jazeera'nin haberine göre, Birleşmiş Milletler, Ebola virüsünün Mart ayından beri 2097 kişinin ölümüne neden olduğunu açıkladı. Ölen 491 kişi ise Sierra Leoneli.Dünya Sağlık Örgütü, Cenevre'de Ebola hakkında iki gün süren ve pek çok konuda 150 uzmanın katıldığı danışma toplantısı düzenledi. Toplantı sonrası yapılan açıklamada, şu ana kadar hiçbir aşı ve ilacın virüsü tedavi ettiği veya önlediğinin kanıtlanamadığı belirtildi.Dünya Sağlık Örgütü, Ebola hastalığından iyileşenlerin kanlarından tedavilerde yararlanılabileceğini, üzerinde çalışılan aşıların ise en erken Kasım ayında kullanılabileceğini bildirdi.İdrar, kan, ter veya tükürük gibi vücut sıvısı veya salgılarıyla temas ile bulaşan Ebola'nın henüz kesin tedavisi veya aşısı yok. Bazı şirketler Ebola aşısını insanlar üzerinde denemeye başladı.Ayrıca maymunlar üzerinde test edilen ZMapp isimli ilacın Ebola virüsüne karşı yüzde 100 etkili olduğu açıklandı. Ebola virüsü kaptıktan sonra beş gün geçse de, ilaç tedavisi uygulanan maymunların iyileştiği tespit edildi. Ebola virüsü kapan iki ABD’li sağlık görevlisi, ilacı kullandıktan sonra iyileşmişti. Ancak Liberyalı bir doktor ve İspanyol bir misyoner, aynı ilaçla tedavi edilmeye çalışsalar da hayatlarını kaybetti.T24
Trafiği İnsanı Kanser Eden 10 Şehir
Listede, nüfusu neredeyse 20 milyon olan New York yok. Dünyanın en kalabalık şehri 40 milyonluk Tokyo yok. Otomobil firmalarının deney tahtası olarak kullandığı, toplu taşımanın 't'si bulunmayan Los Angeles yok.Listede yer alan ülkelerin en dikkat çeken özelliği, geri kalmışlık ve evet, İstanbul da listede yer alıyor.
Reklam
Meme Kanseri İle İlgili En Çok Merak Edilenler
Memede ele gelen kitlelerin %90’ı kanser değildir. Ancak memede ele gelen farklı bir yapı veya kitlenin doktora başvurarak mutlaka aydınlatılması gerekir. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah İğci, meme kanseri ile ilgili en çok sorular hakkında bilgi veriyor.Meme kanseri için risk faktörleri nelerdir?Anne ve kız kardeş gibi birinci derece akrabasında meme kanseri olanlar, hiç doğum yapmamış ve emzirmemiş kadın lar, 50 yaşın üzerindeki kadınlar, 30 yaşından sonra ilk doğumunu yapmış olanlar, ilk adetini erken yaşayanlar ve geç menopoza girenler, fazla kilolular ve aşırı alkol kullanan kadınlar , meme kanseri (BRCA) geni taşıyanlar ile ilk doğum öncesi uzun süre doğum kontrol hapı kullanan kadınlar risk altındadır.Meme kanserinde erken tanı için ne yapılmalıdır?Meme kanseri, kanser tarama programları içinde değerlendirilebilen ve erken dönemde yakalanma ihtimali çok yüksek olan bir kanser türüdür. Meme kanserinde tarama yöntemleri 40 yaşından sonra başlamalıdır. Ancak 30 yaşından itibaren kişinin bilinçlenip her ay kendi kendine meme muayenesi ile gerekli kontrollerini yapması çok önemlidir.Tarama yöntemleri 3 şekilde yapılmaktadırMamografi Memesinden hiçbir şikayeti olmayan kadınlarda 40 yaşından sonra yıllık mamografi çekilmesi, meme kanserini ele gelen büyüklüğe ulaşmadan tespit edilmesini sağlar. Ailesinde meme kanseri olanlar da ise ilk mamografi 32 yaşından itibaren yapılmalıdır.Kendi kendine meme muayenesi Kadınların aylık kendi kendini muayene etmesi kolay bir yöntem olup, genellikle adetin bitiminden itibaren 4-5 gün sonra yapılmalıdır. Menopoz, rahim veya yumurtalık ameliyatı olan kadınların ayda bir kez aynı günler olmak üzere meme muayenesini yapmaları gerekmektedir. Kendi kendine meme muayenesi için belden üst taraftaki giysileri çıkarılıp ayna karşısında, duş yaparken ve sırt üstü yatarken şekillerde gösterildiği gibi gerekli kontrol yapılmalıdır. Bu şekilde, kadınlar meme içindeki dokularını tanıyarak bunun dışında oluşan farklılıkları anında fark edebilir.Rutin kontroller Memesinde hiçbir şikayeti olmayan kişilerin 40 yaşından sonra yılda bir kez doktora başvurarak muayene olması gerekmektedir.Kadinlive
Cilt Temizliği İçin Öneriler
Günlük kişisel bakımlarımızın en önemlilerinden cilt bakımı ve temizliğini her birimiz aksatmadan yapıyoruz. Ancak ne kadar doğru yaptığımız konusunda bazı problemlerimiz olabilir, sizlere altın değerindeki önerilerimizi sunuyoruz.Cilt ve saç temizliği insanın dış görünüşlerinin bilindiği üzere en önemli olanıdır. Cildin ve saçın temiz gözükmesi karşı tarafa sizi nasıl bir kişilik olduğunuzu göstermektedir, sizi kısaca yansıtmaktadır tıpkı bir ayna gibi.Ayrıca karşı tarafa kendinizi daha güzel göstererek kendinize bir öz güven kazanabilirsiniz, rahat hareketler edebilirsiniz. Bizde sizler için bu konu üzerine kısa kısa püf noktalara değineceğiz.Sabun ve ılık su ile yüzünüzü yıkarsanız yağlı cildi olan kişiler için yararlı olacaktır. Yağsız cildi olanlar bunu uygulaması yersiz olur. Çünkü yağlı cildi olanlar hazırlanmış bir öneridir.Düzenli ve sık sık yağlı cildi olan kişiler yüzlerini yıkamalılar. Makyaj çıkartmak için özel bir temizleyici kullanın. Cildinizin güzel görünmesi açısından yüzünü sabun ile temizlerken önce elinizde sabunu köpürtün.Daha sonra ise cildinize parmak uçlarınızla masaj yaparcasına ovalayın ve bir süre bekleyin. Yüzünü yıkayın ve güzelce kurulamaya çalışın.Doktorunuza ve cilt bilgisi olan uzman kişilere sormadan kalitesiz ve bilmediğiniz sabunları kullanmayın. Sabunların bazıları merdiven altı ürün olarak cildinize çok büyük hastalıklar yaparak Kansere meydan açan hastalıklar çıkmaktadır.Cildinize dikkat etmelisiniz ve bilgi alarak temizliğinizi yapmalısınız. Kötü ve bilgisizce yapılacak cilt temizliği kaş yaparken göz çıkartma riski doğurabilir. Güzel cildiniz tahriş olabilir veya sebebini bilemediğiniz bir hastalıktan dolayı sıkıntılı durumlar yaratabilir. Bu yüzden ;
Reklam
Kanser Hastası Bir Çocuğun Hayallerini Gerçekleştirmek
Villareal ile Celtic'in karşı karşıya geldiği özel maçta spor dünyasına örnek olacak bir olay gerçekleşti. Villareal, kanser hastası bir taraftarının hayalini gerçeğe dönüştürdü.13 yaşındaki kanser hastası Gohan, taraftarı olduğu Villareal'in Celtic ile oynayacağı maça gittiğinde unutamayacağı bir sürprizle karşılaştı. Yalnızca maçı izlemek için davet edildiğini sanan Gohan, kendisini bir anda Villarealli futbolcularla birlikte soyunma odasında buldu. Burada futbolcularla tanışan ve sırtında adı yazan 12 numaralı formayla karşılaşan Gohan'ın sevinci kameralara da yansıdı.Gohan böylece, Villareal formasıyla El Madrigal Stadı'nın çimlerinde top koşturmaya başladı. Başlama vuruşuyla birlikte topu kazanan Gohan, bir de gol attı. 13 yaşındaki minik taraftar, topu Celtic filelerine göndermesinin ardından gol sevincini Villareal takımının omuzları üzerinde kutladı. Sonrasında oyundan çıkan gohan, takımının Celtic'i 5-2 mağlup ettiği maçı yedek kulübesinden izledi.Karşılaşmanın ardından kendisine maçın topu ve kaptanlık pazubandı hediye edilen gohan 'Burada yaşadıklarımı hayatım boyunca unutmayacağım. Sanki hasta değilmişim gibi hissettim. Hastayken çok zor günler geçirebiliyorsunuz, ama artık hayata tutunmam için bir sebebim daha var' diye konuştu.
Yağ Yakmanın 7 Yolu
Diyet ve spor şu an gündeminizdeyse eminiz yağ yakmakla da ilgileniyorsunuz. O halde yağları daha hızlı bir şekilde yakmanızı sağlayacak 7 yöntem ilginizi çekecektir. Karşınızda hızlı yağ yakmanın 7 yolu...Ağırlık kaldırırken yavaşlayınYağ yakmak istiyorsanız, öncelikle kaslarınızı güçlendirmeniz gerekiyor. Kasları güçlendirici hareketlerden en önemlisi ağırlık çalışmaktır. Ancak ağırlık çalışırken normalden daha yavaş kaldırma kaslarınızın gücünü yüzde 50 oranında artıracaktırHaftada 4 saat koşunKoşmanın en güzel yanı, koşmayı bıraktıktan sonra da vücudun yağ yakımına devam etmesidir. Haftada en 4 saat koşanlar, koşmadıkları zamanlarda da kalori yakmaya devam ederler.Bol protein tüketinAraştırma sonuçlarına göre protein ağırlıklı besinlerin tüketildiği bir kahvaltı ya da öğle yemeği yemek, yemekten sonra daha fazla yağ yakmanızı sağlıyor.Alkol almaktan kaçınınAlkollü içecekler metabolizmanızı yavaşlatır ve yağlanmayı kolaylaştırır. Yağ yakmak gibi bir amacınız varsa içkiden uzak durmanızda fayda var.Sabah sporu yapınUyandıktan sonra bir kaç saat içerisinden yapılan spor metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlar. Böylece bütün gün yağ yakmaya devam edersiniz.Yağ yakan besinleri tüketinGünde iki fincan yeşil çay içmek metabolizmayı hızlandırırken, yağ yakımını da kolaylaştırıyor. Buna ek olarak şekersiz ve kremasız kahve de yağ yakıyor. Yoğurt, tam tahıllı gıdalar, baharatlı yiyecekler daha fazla yağ yakmanızı sağlayacaktır. Kahvaltıda düşük glisemik indeksli besinler yemek, sonrasında yapacağınız egzersizlerde daha fazla yağ ve kalori yakmanızı sağlar.1200 kalorinin altına düşmeyinEğer 1200 kalorinin altında düşük kalorili bir diyet yaparsanız vücut kıtlık sinyalleri verir ve bu da yağlanmanıza sebep olur. Diyetteyseniz her gün en az 1200 kalori almaya dikkat etmelisiniz.Kadinon
Şalgam Suyu Her Derde Deva
Şalgam suyunun sağlığı olumlu etkilediğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mesut Başak, içeceğin önemli bir antioksidan kaynağı olduğunu söyledi.“Şalgam suyu toksin atmada çok önemli bir rol oynar” diyen Prof. Başak’a göre şalgam suyunun faydaları saymakla bitmiyor. İşte Prof Başak’ın değerlendirmesiyle şalgam suyu ve vücuda etkileri:“Şalgam suyu üretiminde kullanılan mor havuç, şalgam turpu, az tuz, bulgur mayası ve acı süs biberiyle iştahı açıyor, vücuttaki toksinleri atıyor, sindirimi kolaylaştırıyor. Mide ve karaciğere faydalı, B grubu vitaminleri de içeren şalgam suyu kalsiyum ve potasyum yönünden çok zengindir ve afrodizyak özelliği de vardır. Bağırsakları çok iyi çalıştırarak günde mutlaka en az bir kez büyük tuvalete çıkmanızı sağlıyor.Fazla kiloların atılmasına yardımcı olan şalgam suyu insanları rahatlatıyor ve stresi gideriyor. Hücre yenileyici özelliği de bulunan şalgam suyunun içerisinde sıfır şeker bulunuyor. Özellikle bu yıl Ramazan ayında iftar ile sahur arasındaki sürenin kısa olması sebebiyle yemeklerle birlikte, yemeklerden önce veya sonrasında içilecek bir iki bardak şalgam suyu hazmı kolaylaştırıcı etkisiyle sindirim sistemini hızlandırıyor. Şalgamın mayalanması esnasında şalgam suyunun oluşması için içerisine konulan doğal bulgur mayası şalgamın içerisindeki şekerin tamamını parçalıyor ve böylece şalgam suyunun içerisinde bulunan şekeri sıfırlıyor. Şeker hastalarının da kolaylıkla tüketebileceği doğal bir içecek olan şalgam suyu kalori bakımından son derece düşük bir içecek olma özelliği taşıyor.Yüksek tansiyon hastaları ve hamileler şalgam suyu tüketim oranına dikkat etmeli. Yarım litre şalgam suyu içerseniz ancak 15 kalori alırsınız. Diğer yandan bol miktarda içerdiği kalsiyum elementi, metabolizmayı hızlandırıcı fayda sağladığı için “şalgam suyu zayıflatır mı?” sorusunun cevabı ‘kesinlikle evet’tir.”Kadinon
Reklam
'Ağrı Kesici İlaçlar Ölümle Sonuçlanabilen Hastalıkları Maskeleyebilir'
Ağrı kesici ilaçlar, acil olarak müdahale edilmesini gerektiren, ağır seyreden ve ölümle sonuçlanabilen birçok hastalığı maskeleyebilir. Avusturya Sen Jorj Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Metin A. TELLİ konu ile ilgili bilgiler verdi.Evet yanlış okumadınız… Ağrı kesici ilaçlar, acil olarak müdahale edilmesini gerektiren, ağır seyreden ve ölümle sonuçlanabilen birçok hastalığı maskeleyebilir. Bu tür ilaçlar sadece doktor tarafından teşhis edilmiş hastalıklarda, reçeteli olarak ve önerilen dozda kullanılmalı; zorunlu kalınmadıkça çok şiddetli ağrı durumları dışında mümkünse hiç kullanılmamalıdır.Şiddetli baş ağrıları sebebiyle uzun süredir ağrı kesici ilaç kullanan hasta erken teşhis ile hayatı kurtulabilecekken, ilerlemiş bir beyin hastalığı, yayılmış bir beyin tümörü veya anevrizma patlaması sebebiyle ani beyin kanaması ve ölümle hastane acil servilerine başvurabilmektedir. Ayrıca alınan ağrı kesiciye bağlı, tüm vücutta artmış kanama riski, önlenemez karaciğer ve böbrek hasarı, mide ve barsak delinmesi, iç kanama da cabası…Hasta bel ve sırt ağrılarını giderebilmek için kullandığı basit bir ağrı kesici sebebiyle, göğüs ve karın içinde patlamaya hazır damar baloncukları (anevrizma), omurilik ve omurgayı ilgilendiren hastalık ve tümörlerin, kalp zarı ve diğer kalp hastalıklarının, akciğer kanseri, tüberkülozu, zatürre, gibi ölümle sonuçlanabilecek bir çok hastalığın erken teşhisine engel olur.Akut batın olarak tabir edilen apandisit, mide – barsakta delinme ve tıkanıklıklar, travmaya bağlı iç kanamalar, kadınlarda yumurtalık kistleri, tümörlerinin kanama ve delinmeleri kullanılan ağrı kesici ilaç sebebiyle maskelenir, birçok defalar, acil servislerde doktorlar tarafından bile teşhis konamayacak düzeyde maskelenebilir. Bu da ölüm riskini kat be kat arttıracaktır.Peki, tehlikeli olan bütün bu (emin olun ki sizin kullandığınızda böyle) ağrı kesici ilaçlar niçin bu kadar yaygın ve gereksiz kullanılmakta?Ağrı sübjektiftir, kişiye özeldir, bazen sadece bir sıkıntı hissi hasta tarafından ağrı olarak nitelendirilebilir, birçok genç ve yaşlı insanın daha dinç hissetmek ve o anı çabuk geçiştirmek için kullandığı ağrı kesici ilaç, hayatının geri kalan kısmında sürekli hastanelerde dolaşmasını gerektirecek bir baş belasına dönebilir. Psikolojik ve psikiyatrik birçok hastalıkta baş ağrıları, başta sıkıntı hissedilir. Asıl hastalık tedavi edilmediği sürece, önce ağrı kesicilerin ve sonrada alkolizmin pençesinde hayatlar mahvolur.Doktorlar tarafından da ağrı kesicileri sürekli olarak biraz da hasta ısrarına bağlı olarak sıkça yazıldığını görüyoruz. Dünyada en çok kullanılan ilaçlar ağrı kesiciler ve mide ve barsak rahatsızlığı sebebiyle kullanılan şuruplar ve haplardır. Bazen doktor tarafından yazılan tek bir ağrı kesici ömür boyu sizi mide karaciğer ve böbrek hastası yani, ömür boyu sağlık ve ilaç sektörünün kölesi yapar.Mümkünse hiç ağrı kesici kullanılmamalıdır, mutlaka kullanılacaksa doktor kontrolünde kısa süreli alınmalı, yan etkilerini azaltmak için proton pompa inhibitörü grubundan mide ilaçları ile birlikte alınmalıdır. Mümkünse İlk ve nihai seçenek parasetamol (parol, tamol, minoset vb..)olmalı, günlük doz maksimum gençlerde 4 gram/günü ,yaşlılarda ise 2 gram /günü aşmamalıdır (karaciğer toksisitesi sebebiyle)Ağrı kesicilerin alkol ile birlikte alınması mide-barsak komplikasyonunu ve karaciğer zararını şiddetle arttırır, hiçbir zaman seçenek olmamalıdır. Masum bildiğimiz Aspirine bağlı hastalıklar, dünyada ölüm sebepleri sıralamasında üst seviyelere tırmanmıştır, tıbbi zorunluluk dışında alınmamalıdır. Piyasadaki diğer antiromatizmal ağrı kesilerden bahsedersek en büyük tehlikenin en iyi ağrı kesicide gizlendiğini söyleyebiliriz, bazen kalp krizinin sebebi bazen de diyalize götüren böbrek hasarı nedeni olabilirler. Halk arasında inanılanın aksine kalça enjeksiyonu veya rektal, vajinal (fitil, ovul) olarak uygulanan ağrı kesicide kan yolu ile tüm vücuda ulaşarak ağır mide ve barsak hasarı yapabilir sakınınız.Haberhedef
Yürüyüşe Şimdi Başlamak İçin 10 İyi Sebep
Neden yürüyüş yapmaya başlamalısınız?Her gün 30 ile 60 dakika arasında yürümek; vücudunuz, zihniniz ve ruhunuz için yapabileceğiniz en yararlı şeylerden biridir. Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, yürüyüşe başlamak için güzel sebepleri sizler için kaleme aldı:1.Yürüyüş yapanlar daha uzun yaşar8000 erkekte yapılan ‘Honolulu Kalp Çalışması’nda’ günde 2 mil yürüyen kişilerde ölüm riskinin neredeyse yarıya düştüğü bulunmuştur. Diğer çalışmalarda da benzer sonuçlar bulunmuştur. Eğer yürümeye devam ederseniz, daha uzun ve daha sağlıklı yaşama şansınızı artırırsınız.2. Yürüyüş kilo almayı önlerColorado Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi, İnsan Beslenmesi Merkezi’nden Dr. James O. Hill tarafından yapılan bir çalışma; 'Eğer günlük aktivitelerinize günde 2000 adım daha eklerseniz, bir daha hiç kilo almayabilirsiniz' diyor. Kilo vermek için daha fazla adım atmalısınız.3. Kilolarınızdan yürüyerek kurtulabilirsinizYürüyüş gibi egzersizler kilo verme programlarının önemli bir parçasıdır. Ama yine de kilo vermek için ne kadar yediğinize dikkat etmeniz gerekiyor. Yürümek kaslarınızı kuvvetlendirmeyi, yağları yakmayı ve metabolizmanızı hızlandırmayı sağlar. Uzun sürede ve başarılı bir şekilde kilo veren kişilerin hemen hemen tamamı yürüyüş programı ya da diğer egzersiz programlarını takip etmişlerdir.4.Yürüyüş kanser riskini azaltırÇalışmalar göstermiştir ki; egzersiz ve yürüyüş, meme ve kolon kanseri riskini azaltmaktadır. Yürüyüş aynı zamanda devam eden kanser tedavisi için yararlıdır, iyileşme ve hayatta kalma oranını artırır.5. Yürüyüş kalp hastalıkları ve inme riskini azaltırKalp hastalıkları ve inme, hem kadınlarda hem de erkeklerde en yüksek ölüm nedenidir. Bu riski günde 30 ile 60 dakika yürüyerek yarıya indirebilirsiniz. Kanınızın akmasını sağlayın!6. Yürüyüş diyabet riskini azaltırAyağa kalkın ve günde en az 30 dakika yürüyün, böylece tip 2 diyabeti önleyin. Pittsburgh Üniversitesi Halk Sağlığı tarafından yapılan bir çalışmada, günde 30 dakika yürümenin fazla kilolu kişilerdeki diyabet riskinin, kilolu olmayan kişilerle aynı olduğu bulunmuştur. Yürümek aynı zamanda diyabetli kişilerde kan şekerinin düzenlenmesine de yardımcı olur.7.Yürümek beyin gücünüzü artırırThe National Council on Aging tarafından yapılan bir çalışmada, günde 45 dakika yürümenin 60 yaş üstündeki kişilerde düşünme yeteneğinde artış sağladığı bulunmuştur. Katılımcılar yürüyüşe 15 dakika olarak başladılar ve ardından zamanı ve hızı geliştirdiler. Bu yürüyüş programını uygulayan kişilerin de aynı şekilde mental olarak keskinleştiği sonucu bulunmuştur.8. Yürümek modu geliştirir ve stresi azaltırYürüyüş ve diğer egzersizler vücudun doğal mutluluk hormonu olan endorfin salınımını sağlar. Birçok insan modlarındaki değişimi fark etmişlerdir. The Annals of Behavioral Medicine’da 1999 yılında yayınlanan bir çalışma; yürüyen ve diğer kolay egzersiz programlarını uygulayan üniversite öğrencilerinin tembellere ya da gayretlice egzersiz yapan kişilere göre daha az stresli olduğunu göstermiştir.9.Yürümek erektil problemleri önlerGünde 2 mil yürümek erkekler için, ileride olabilecek orta yaş iktidarsızlığı riskini azaltır.10. Yürümeye başlamak kolaydırBütün ihtiyacınız olan bir çift rahat ayakkabı ve kendinizi kapıdan dışarıya atmak ya da koşu bandına çıkmak. Yürüyüşün etkilerini günde birçok kez kısa yürüyüşler yaparak ya da günde bir kez uzun bir yürüyüş yaparak görebilirsiniz.
Hamilelikte Migrenin Etkileri Nelerdir?
0 Yorum İzlenmeMigren rahatsızlığının en çok kadınlarda görüldüğü ve kadınların yaşam kalitesinde önemli bir problem yarattığı bilinmektedir. Yapılan araştırmalar migren rahatsızlığının birden çok nedeni olabileceğini ve kişiden kişiye değişkenlik gösterebileceğini göstermiştir. Ancak migrenin en bilinen özelliklerinden birinin hormonlarla alakalı olduğu ve vücuttaki hormonal değişimlerin migreni tetiklediğidir. Bu hormonların en başında da tabiki kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen hormondur. Yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gözlemlerde kadınlarda östorejen hormonunun değişmesine yol açana adet dönemleri doğum kontrol haplarının belirli bir düzende kullanılması , kadınların doğurganlık özelliklerinin sona ermesi yani menapoza girmeleri , tabi ki gebelik yada hormon tedavisinin görüldüğü dönemlerde migren ataklarında farklılıklar oluştuğu ve vücuttaki hormonal değişimin migren üzerinde direkt etkili olduğu anlaşılmaktadır.Gebelik dönemlerinde bilindiği gibi kadınların vücutlarında ki östrojen miktarının belli bir seviyeye çıkması yada kadının vücudunda bu hormonun belirli bir stabiliteye ulaşması kimi gebelerde migren ataklarını azalttığı veya durdurduğu görülmüş ve bu veri östrojenle migren arasındaki bağlantının açıklanması açısından anlamlı bulunmuştur. Ancak yapılan bir çok araştırmada bu hormonal seviyenin bir çok kadında da tam tersine migren ataklarının ve şiddetinin artmasına yol açtığı görülmüştür. Ancak şu bir gerçek ki kadınlık hormonunun değişiklik gösterdiği dönemlerde migren ataklarında da değişiklikler görülmekte ancak bu görülen değişiklikler bazı kişilerde farklılık gösterebilmektedir.Peki migren rahatsızlığı gebelik döneminde nasıl bir seyir izlemektedir? Bu sorunun cevabını ararken bir kez daha belirtmekte fayda var ki gebelik sürecindeki migren atakları bireysel farklılıklar gösterebilmektedir. Ancak bununla beraber yapılan araştırmalar ve gözlemler sonucunda özellikle gebeliğin ikinci ve üçüncü aylarına gelindiğinde migren ataklarında oldukça yüksek sayılabilecek bir düzelme görüldüğü bildirilmiştir ki bu düzelme oranı yüzde seksenlere kadar çıkmaktadır. Hatta bu düzelme oranlarının kimi migren çeşitlerinde mesela aurasız migren hastalarında daha da yüksek olduğu belirlenmiştir. Ancak tabi ki bu düzelme oranları anne adaylarının hamilelik süreçlerinin ne kadar sağlıklı veya düzenli yaşanmasıyla da doğrudan alakalıdır. Eğer anne adayında şiddetli gebelik kusması veya hamilelik sürecini sekteye uğratacak gebelik sorunları yaşanmaktaysa biraz önce belirttiğimiz iyileşme oranlarının görülmesi pek mümkün olmamaktadır.Peki hamilelik süreci boyunca görülmeyebilen migren atakları hamilelik sonrasında görülebilir mi? Bu sorunun cevabı ne yazık ki evettir. Hamilelik bitimiyle birlikte hormonal denge eskiye döneceği için migren atakları da eski düzenine geri dönmesi oldukça yüksek bir orandır.Gebelik süreci bilindiği gibi belki de bir kadının hayatı boyunca yaşadığı en zorlu süreçtir hem fiziksel hem kimyasal hemde ruhsal anlamda bambaşka bir durum içine giren anne adayları için dokuz ay süren bu süreç oldukça zorlu geçebilmektedir . İşte zaten bir çok kadın için zorlu gözüken bu süreçte migren ataklarının bir zararının olup olmayacağı ve ya doğum sürecinde migrenden kaynaklanabilecek ne gibi sorunların yaşanabileceği merak edilmektedir ki oldukça haklı bir meraktır. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki gebelik konusunda migrenli gebe veya migrensiz gebelik gibi bir ayrımı gerektirecek bir veri bulunmamaktadır. Yani gebelik sürecinde yaşanabilecek doğumsal anormallikler ,düşük tehlikesinin görülmesi , ölü doğum olması gibi problemler açısından migerenin herhangi bir etkisi yoktur. Ancak şöyle bir farklılık olabailir ki bilindiği gibi gebelik döneminde sadece migren açısından değil tüm hastalıklar için kullanılan ilaçlarda sınırlandırılma ve çok ciddi bir denetim doktor kontrolü gerekir. Yani anne adayı belli rahatsızlıkları için ya ilaç kullanamaz yada anne karnındaki bebeğe zarar vermeyecek türde ve düşük dozda ilaç kullanması doktorlar tarafından sağlanır. Bu nedenden dolayı migren hastası gebe normal dönemlerde kullandığı migren ilaçlarını ya hiç kullanamaz yada doktorun belirlediği ilaçları düşük dozlarda kullanmak zorunda kalabilir ki bu da tahmin edebileceğiniz gibi migren ağrılarının şiddetlenmesine ve doğası gereği zaten zor bir süreç olan gebelik döneminin daha da zorlu bir süreç haline gelmesine yol açabilmektedir.Migren hastası olan anne adaylarının tabi ki en önemli kaygılarının başında hamilelik döneminde görülebilecek migren ataklarının anne karnında ki bebeğe zarar verip vermeyeceğidir. Yapılan araştırmalara göre migrenli anne adayları ile migreni olmayan anne adaylarının gebelik süreçlerinde bir farklılık olmadı çocukların sağlıkları konusunda bir endişe duyulmasını gerektirecek bir bulgu olmadığı belirlenmiştir. Ancak anne adayının migren atakları oldukça şiddetli ve uzun sürüyorsa yaşayacağı stresin bebek üzerinde olumsuz etkileri olabileceği veya vücutta su kaybına yol açabileceği belirtilmektedir. Böyle olumsuz bir tablonun ortaya çıkmaması için öncelikli olarak gebenin sürekli gözetim altında tutulması ve gerekli hallerde uygun ilaç tedavisi ile ama mutlaka doktor kontrolünde olmak şartıyla ağrı denetim altına alınıp migren atağının süresi kısaltılmaya çalışılmalıdır.Gebelikte Migrene Yol Açabilecek Etkenler Nelerdir?Bir bebek dünyaya getirmek bir kadının yaşayabileceği en muhteşem olay en büyük mucizedir Allah’ın bu dünya üzerinde bir insana bahşedebileceği en güzel hediye hiç kuşkusuz tertemiz dünyaya gelmiş bir bebektir. Dolayısıyla her anne adayının daha hamilelik süreci başlamadan önce yaşam şeklini alışkanlıklarını gözden geçirmeli ve gebelik sürecine zarar verebilecek tüm risk faktörlerini elden geldiğince azaltmalıdır. Örneğin sigara alkol gibi zararlı maddelerin tümü kesinlikle terk edilmelidir. Varsa eğer aşırı kilolardan kurtulmalı aşırı kafein tüketimi mümkünse tüm risk unsurları denetim altına alınmalıdır. Peki migrenli bir anne gebelik sürecini daha rahat geçirebilmek için nelere dikkat etmelidir diyecek olsak bu sorunun cevabı oldukça net gebelikten önce migren ataklarına karşı hangi tedbirler alınıyorsa gebelik sürecinde bu önlemlere eskisinden çok daha fazla dikkat edilmelidir. Bu önlemlerse stresten kaçınmak, elden geldiğince doğal besinlerle beslenmek konserve yiyeceklerden, katkı maddeli yiyeceklerden uzak durulması , depresyona karşı ,aşırı ses aşırı ışık kaynaklarına karşı ve migreni tetikleyebilecek ilaçlardan elden geldiğince korunmak gerekir. Bu önlemler dikkatle uygulanırsa migrenle ilgili riskler minumuma indirilebilir ve daha rahat bir gebelik dönemi geçirilebilir.Spor ve yapılan düzenli egzersizler hiç kuşkusuz hayatın her alanında ve gebelik döneminde de sağlığımız açısından son derece önemli ve yararlıdır. Ancak şunu hemen belirtelim ki spor doğru zamanda ve doğru oranlarda yapıldığında yararlıdır. Gereğinden fazla zorlanmalarda spor vücudumuza yarardan çok zarar verebilir. Tahmin edebileceğimiz gibi hamilelik döneminde yapılabilecek spor türleri normal dönemdekilerden farklı olmak ve elden geldiğince bedeni zorlamayacak düzeyde olmak zorunda . Bu dönemde yapılacak sportif etkinlikler mutlaka doktor kontrolünde yapılmalı ve profesyonel yardım alınmalıdır. Özellikle migren hastası olan anne adayları kendilerini zorlamayacak uygun egzersizleri yapmalı kendilerini asla fazla zorlamamalılar. Çünkü fiziksel zorlanma ve gerginliklerin migren ataklarını ve şiddetini arttırdığı bilinen bir gerçekliktir.Gebelik döneminde yaşanan en önemli sorunlardan biri anne adayının yaşadığı sağlık sorunlaraına ilaçla müdahale etmenin zorluğudur. Bilindiği gibi hemen hemen her ilaç piyasaya sürülmeden önce bazen yıllar boyunca testlere tabi tutulur ve özellikle hayvan denekler üzerinde yapılan deneylerle ilaçların yan etkilerinin neler olabileceği araştırılır. En son aşamada belirli bir güvenlik düzeyinin sağlandığına emin olunan ilaçlar gönüllü insan denekler üzerinde de test edilir ve bu yıllar süren testler sonucunda etkileri ve yan etkileri tespit edilmiş ilaçlar piyasaya sürülür. Ancak bir çok ilaç bebeğin sağlığı tehlikeye atılamayacağı için hamileler üzerinde denenemez o yüzdende bir çok ilacın hamilelik üzerinde çocuk sağlığı üzerinde etkisi bilinemediği için kullanılması tavsiye edilmez. Ancak eğer yaşanan sağlık sorunu hamilelik sürecini ve bebeğin sağlığını tehlikeye sokuyorsa uzman doktorlar ilaç tedavisini tabi ki sadece en az risk taşıyan ilaçlar üzerinden olmak üzere müdahale edebilir. Migren sorunu içinde kural aynıdır doktorlar yaşanan migren ataklarının hamilelik sürecine zarar verem ihtimali görürlerse en az risk teşkil eden ilaçlarla olabildiğince düşük dozlarda kullanabilirler. Ancak üzerine basa basa belirtilmeli ki hiçbir anne adayı doktoruna danışmadan hiçbir rahatsızlığı için ilaç kullanmamalı.
Reklam
Şehrinin Takımını Destekleyenlerin Aşina Olduğu 10 Durum
Memleketimizin güzide takımları olan 3 büyükler 'en çok taraftar bizde' diye tartışadursun, doğup büyüdüğü ya da bir sebepten ayrı kaldığı şehrinin futbol takımını desteklemeyenler de yok değil. İnsanlar 'hangi takımı tutuyorsun?' Sorusunun cevabının 'FB, BJK ya da GS' olmasına o kadar alışmış durumdalar ki, başka bir takımı desteklediğinizi söylediğinizde size sanki uzaylıymışsınız gibi muamele yapmakta bir beis görmezler. İşte koşulsuz şartsız, başarılı ya da değil, şehir takımını destekleyenlerin başına gelebilen durumlar
Reklam
"Migreni" Olanların Çok İyi Bildiği 15 Şey
'Yaşamayan bilemez' lafının en çok yakıştığı hastalıktır migren. Bu ağrıyı, bu acıyı, kafanın içini oyma isteğini, kafayı duvarlara vurmanın zevkli olabileceğini düşünmeyi yaşamayan bilemez. Tüm migren hastalığından muzdarip arkadaşlara kocaman bir geçmiş olsun dileyerek sizi galerimize alalım.Galerinin başına migrenli arkadaşları düşünerek 'su seslerini' içeren bir video koyduk ki galeriyi gezerken bilgisayar ekranının migreni tetikleme ihtimali azalsın. Galeride görsel olarak da yine huzur veren, rahatlatıcı görselleri bizzat tercih ettik. Umarım faydası olur.
Egzamaya İyi Gelen Bitkiler
Egzama kaşıntılı ve rahatsızlık veren bir cilt hastalığıdır. Egzama bulaşıcı bir hastalık değildir. Stres, hava kirliliği, sigara ve alkol gibi etkenler egzamanın daha çabuk yaygınlaşmasına yol açarlar. Egzama genital bölge dahil olmak üzere, eller, ayaklar, kol, yüz gibi vücudun her yerinde çıkabilirler. Bu rahatsızlığa iyi gelen bitkileri sizler için araştırdık. Egzamaya iyi gelen bitkiler:Papatya : Papatya içeren kremlerden tutunda papatya suyuna kadar içinde papatya özleri olan her şeyi rahatlıkla egzamalarınızın üzerine sürebilirsiniz. Faydasını göreceksiniz.Meyan Kökü : Bu bitkiyi ister alıp evde kaynatarak suyunu çıkartıp egzamalarınıza sürebilirsiniz. İsterseniz de kremlerini alıp egzamalı bölgeye uygulayabilirsiniz.Aloe Vera : Eczanelerden rahatlıkla temin edebileceğiniz jel ve kremlerini alıp egzamalı bölgeye sürebilirsiniz.Lavanta Çiçeği : Lavanta çiçeğinin yumuşatıcı ve toksinleri uzaklaştırıcı özelliği bulunmaktadır. Bu özelliğinden faydalanarak egzamanızı tedavi edebilirsiniz.Sarı Kantaron : Sarı kantaron iltihap tedavisinde ve cildi nemlendirmekte oldukça etkili bir bitkidir. Bu faydaları ile egzama tedavisinde de oldukça etkili olacaktır.Beyaz Dut : Beyaz dut ezilerek, yumurtanın sarısı ile karıştırılır. Sonrada egzamalı bölgeye sürülür. Bir süre bekledikten sonra yıkayın. Buda tedavide çok etkili bir yöntemdir.Ada Çayı : Ada çayı sütle birlikte kaynatılır ve egzamalı bölgeye sürülür. Kısa bir zaman sonra egzamaların tedavi olduğunu göreceksiniz.Süpürge Otu : Süt, zeytinyağı ve süpürge otunu bir kaba koyarak kaynatınız. Sonra elde ettiğiniz sıvıyı egzamalı bölgelerinize sürünüz.Kına : Kına, tuzsuz tereyağı ile karıştırılarak egzamalı bölgeye sürülür ve bekletilir. Egzama tedavisinde çok etkili bir yöntemdir.Isırgan otu : Isırganları ezin ve egzamalı bölgenize sürerek 5 dakika bekletiniz. 5 dakika sonra da yıkayınız.Funda Tohumu : Sıcak suda funda tohumlarını kaynatın ve posalı kısımlarını ılıyınca egzamalı bölgeye sürünüz.Defne Yaprağı : Sıcak suda 5 dakika kaynatın ve egzamalı bölgeye sürün.Kekik : Kekik sıcak suda kaynatılır ve;
Maydanoz Kürü ve Faydaları
Maydanoz Kürü Malzemeleri 8 Dal Maydanoz, 2 Çorba Kaşığı Süt ve 1 Su bardağı Su.Maydanoz Kürü Hazırlanışı ve Uygulaması: 1 su bardağı su kaynayana kadar ısıtılır. Kaynarken maydanozun sapları ayıklanır ve yaprakları suyun içine atılır. 5 Dakikada maydanozla birlikte kaynadıktan sonra 10 dakika demlenmeye bırakılır. Ilıdıktan sonra maydanoz suyu süzdürülür ve sadece su olan kısmı alınır. Bu suyun içine 2 çorba kaşığı sütü de ilave ederek maskenizin hazırlama sürecini tamamlayabilirsiniz. Cildinize bu kürü uygularken bir pamuktan yardım alın. Pamukla cildinize sürün ve 15 dakika ciltte bekledikten sonra yıkayarak arındırın.Maydanoz kürü ciltte ki farklı renkleri düzenleyecektir. Cilt lekelerinin tedavisinde de oldukça başarılı sonuçlar elde etmenize yol açacaktır.Maydanoz kürü faydalarıTüm bayanların korkulu rüyası olan ciltte oluşan çillerin yok olmasında ve tedavisinde maydanoz kürü oldukça başarılı bir yöntemdir.En çok ergenlik döneminde oluşan akneler ciltte kırmızı lekelerin oluşmasına yol açar. Maydanoz kürü bu akne lekelerinin de kaybolmasında son derece başarılı bir uygulamadır.İlerleyen yaş faktörü ve güneşin zararlı etkileri ile ciltte matlık oluşur. Maydanoz kürü bu matlığı yok ettiği gibi cilde parlaklık kazandırır.Maydanoz kürü ciltte bulunan canlı sivilcelerin kurumasında da oldukça etkilidir.Maydanoz C vitamini yönünden son derece zengin bir bitkidir. Maydanoz kürü sayesinde cildinizin C vitamini ihtiyacı giderilmiş olur ve güneşin ciltte yol açtığı kahverengi lekelerinde önüne geçmiş olursunuz.C Vitamini sayesinde daha önce oluşan lekelerinde renklerinin açıldığını ve daha ten rengine yakın bir renk aldığını ;
Reklam