İlk Müdahale İçin 66 Motosikletli Ambulans Hizmeti Veriyor
Türkiye genelinde, turizmin ve trafiğin yoğun olduğu iller ve kazaların çok olduğu güzergahlarda, olay yerine çabuk ulaşmak amacıyla 30 ilde, 66 motosikletli ambulans hizmet veriyor.Ankara'da 12, İzmir'de 7, İstanbul'da 5, Antalya'da 3, Muğla, Konya, Adana, Hatay, Malatya'da 2'şer olmak üzere Türkiye genelinde 30 ilde, özel donanımlı motosiklet ambulanslar hastalara ilk müdahaleyi yapıyor.Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Osman Arıkan Nacar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, motosiklet ambulansların Türkiye genelinde 2009 yılında hizmete başladığını belirtirken, bu hizmetin yıllar itibariyle yaygınlaştığını söyledi.Özel donanımlı motosiklet ambulansı dünyada ilk kullanan ülkenin 1982 yılında Çin olduğunu anlatan Nacar, nüfusa oranla en çok motosiklet ambulans bulunan ülkenin Yunanistan olmakla beraber, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Slovakya, Almanya, İngiltere, Macaristan, Sırbistan, Hollanda, Lüksemburg, Avusturalya, Amerika ve Avusturya’da da bu araçların kullanıldığını kaydetti.Türkiye'de motosiklet ambulansların, daha çok turizmin ve trafiğin yoğun olduğu bölgeler, dar sokakları olan iller, büyük şehirlerde ve kazaların çok olduğu iller arası geçiş güzergahlarında tercih edildiğine dikkati çeken Nacar, şöyle devam etti:''Özel donanımlı motosiklet ambulans olay yerine çabuk ulaşmayı hedeflemektedir. Olay yerinde ilk muayene ve müdahaleyi yapmak, gerekli durumlarda hava yolunu sağlamak, gerekli durumlarda eksternal kalp masajı yapmak, damar yolunu açmak, travma hastalarında gerekli stabilizasyonu sağlamak, hasta hakkında ilk bilgiyi komuta merkezine ileterek hasta için uygun ambulansın olay yerine yönlendirilmesini sağlayarak uygun hastanenin tercihini kolaylaştırmak ve hastayı acil yardım ambulansı ile nakline hazır hale getirmek gibi müdahalelerde bulunmaktadır. Özel donanımlı motosiklet ambulansların trafik yoğunluğu nedeniyle gündüz saatlerinde çalıştırılması tercih edilmektedir.''Motosiklet ambulansa hasta nakli yapılmıyorMotosiklet ambulansın hasta nakli yapılan bir araç olmadığını vurgulayan Nacar, bunların kara ambulansı gelinceye kadar vakayı stabil hale getirdiğini ya da ambulansa gerek olmadığı vakalarda sağlık hizmeti sunduğunu söyledi.Bu çerçevede tatil bölgelerinde boğulma vakaları, güneş çarpması gibi durumlarda sahildeki motosiklet ambulans ekibinin olaya müdahale ettiğini anlatan Nacar, ayrıca diğer bölgelerde trafiğin yoğun olduğu yerlerde ve şenlik, tören gibi durumlarda gerektiğinde kara ambulansı gelinceye kadar görev yaptığını ifade etti.İlk müdahale için bütün ekipman mevcutMotosiklet ambulansın arkasında tıbbi malzemelerin konulduğu bir port bagaj olduğunu anlatan Nacar, ilk müdahalede yapılabilecek her şey için gerekli ekipmanın motosikletlerde mevcut olduğunu bildirdi. Nacar, şunları kaydetti:'' Motosiklet ambulanslar, hastaya ulaşmada ilk müdahalenin anında gerçekleşebilmesi için bir fırsattır. Ancakmotosiklet ambulansların sedyesi olmadığı için ambulans bekleniyor. Bu araçlarda kalbi duran bir hastanın elektroşokla yeniden canlandırabilmesini sağlayacak cihaz, solunumu duran bir hastanın desteklenebileceği ventilatör, kırık ve travmalarda kullanılacak boyunluk ve atel, yanıklarda kullanılacak setler, acil tıbbi müdahalenin yapılabilmesini sağlayan ilaç, serum ve her türlü cihaz bulunmaktadır''Motosiklet ambulansları kullanan kişilerin çoğunun doktor olduğunu, paramediklerin de bu hizmeti sunabildiğini belirten Nacar, bu kişilerin mutlaka ileri sürüş tekniği eğitimi alan kişiler olduğunu sözlerine ekledi.AA
Ebola ve MERS Yakın Takipte: En Riskli Nokta İstanbul
Ebola; Batı Afrika’dan, MERS-CoV ise Arap Yarımadası’ndan yayılıyor. Türkiye, bu iki salgın hastalığın tam ortasında. Her iki hastalık da ölümcül. Batı Afrika uçuşlarının tamamı, hacıların yüzde 50’si İstanbul’a geliyor. Gümrük kapıları, 1 Ağustos'tan bu yana alarmda.Türkiye’de henüz Ebola vakası görülmedi. MERS-CoV’dan ise Hatay'da biri kişi hayatını kaybetti. Yakın tarihte ilk kez böylesi bir durum yaşanıyor. Türkiye, daha önce iki salgın hastalık riskini aynı anda yaşamamıştı. Tüm risk ve acil eylem planları bu olağandışı duruma göre alınıyor.Alarm seviyesine geçildiAtatürk Havalimanı Sağlık Denetleme Merkezi’nin Baştabibi Dr. Aykut Yener Kavak, 1 Ağustos tarihinden itibaren tüm yurtdışına açılan kapılarda alarm seviyesine geçildiğini söyledi. Ebola ve MERS-CoV salgın hastalıklarına karşı uluslararası havaalanları, limanlar ve sınır kapılarında ekipmanlar yenilendi, negatif basınçlı kabinler satın alındı. Bu kabinler, hastalık şüphesi olan kişilerin hastaneye taşınmasında kullanılıyor. İçerdeki havayı asla dışarı vermiyor.En riskli nokta İstanbulTürkiye, her iki hastalığın da geçiş güzergahı üzerinde. Türk Havayolları’nın özellikle Afrika seferlerinde öne çıkan bir şirket olması, yolcu kapasitesinin yoğunluğu Ebola riskini arttıran faktörlerden.Batı Afrika seferleri de sadece Atatürk Havalimanı’ndan yapılıyor. Ekiplerin dikkatlerini yoğunlaştırdığı 10 hat var. Nijerya, Liberya, Çad, Senegal, Gana, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Moritanya, Benin, Sierra Leone’dan aktarmalı ya da direkt uçuşlar sağlık ekiplerinin yakın takibinde. Atatürk Havalimanı Sağlık Denetleme Merkezi’ndeki kriz masasında hem Ebola hastalığının görüldüğü ülkeler hem de o bölgeden gelen uçaklar takip ediliyor.MERS-CoV yani Ortadoğu Solunum Sendromu-Koronavirüsü ise başta Suudi Arabistan olmak üzere Arap Yarımadası’ndaki pekçok ülkede var. Hacı adaylarının dönüş zamanına denk gelmesi, bu salgın hastalık için de dikkatleri giriş-çıkış noktalarına çeviriyor.Operasyonun kumandasıEbola ve MERS-CoV salgın hastalıklarına karşı yürütülen operasyonda en önemli rol, Sağlık Bakanlığı'na bağlı Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'ne düşüyor. Zira, yurtdışına açılan kapılardan onlar sorumlu. Şüpheli vak’alarla ilk onların ekibi yüzleşiyor. Şimdiye kadar, İstanbul’da 26 vak’aya müdahale edildi. Bunun dördü özel donanımlı ambulanslarla hastanelere gönderildi. Dört hastada da Ebola ile en çok karıştırılan sıtma çıktı.Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü Hüsem Hatipoğlu, “Vatandaş rahat olsun. Öyle bir vak’a olsa biz onu yakalarız. Sınırdan giren yolcuları takip ediyoruz. Gelenlerin listesini, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu ile paylaşıyoruz. Kurum, bu yolcuları hastalığın kuluçka dönemi 21 gün boyunca takip ediyor. Sağlık ocakları tarafından da bu yolcular telefonla aranıyor, şikayetleri olup olmadığı sorgulanıyor.” diyor.Hatipoğlu, bilgilendirmenin önemine dikkat çekiyor. Genel Müdürlük, riskli bölgelere sehayat edenler için farklı dillerde broşür bastırdı. Hacı adayları için MERS-CoV virüsünü, bulaşma yollarını, korunma yollarını detaylıca anlatan 63 bin 370 broşür dağıtıldı.Başak Çubukçu | Al Jazeera
Ebola Vakalarının Sayısı 10 Bini Geçti
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ebola virüsüne yakalananların sayısının 10 bini aştığını ve virüs nedeniyle gerçekleşen ölümlerin de 4 bin 922'ye yükseldiğini açıkladı.WHO'nun ebola salgını ile ilgili yayınladığı son raporda, salgından en çok etkilenen üç Batı Afrika ülkesi dışında sadece 27 vaka tespit edildiği belirtildi.Liberya, Sierra Leone ve Gine ebola nedenli ölümlerin en çok yaşandığı ülkeler.Raporda bu ülkelerin dışında sadece 10 kişinin ebola nedeniyle öldüğü belirtildi.Mali'de 2 yaşında bebek ebola kurbanıEbola virüsüne rastlanan son Afrika ülkesi ise Mali oldu.Salgının nedereyse bin kişinin ölümüne yol açtığı Gine'den Mali'ye yüzlerce kilometrelik otobüs yolculuğuyla gelen iki yaşındaki kız bebeğın hayatını kaybettiği belirtildi.Mali'deki ilk ebola ölümü olarak kayıtlara geçen olayın ardından yetkililer virüse yakalandıktan sonra çok sayıda kişlinin bebekle temas kurduğunu ifade etti.Şu ana kadar bebekle temas eden 40 kişinin karantinaya alındığı belirtiliyor.WHO Mali'deki ilk ebola kaynaklı ölümle ilgili bir açıklama yaptı ve 'Bebeğin otobüs yolculuğu boyunca ağır hasta olması özellikle endişe verici. Uzun süreli yolculuk sırasında hvirüsün diğer yolculara geçme riski oldukça yüksek.Annesi Gine'de ebolaya yakalanarak ölen bebeğin Mali'deki akrabalarına götürülürken ebola belirtilerini göstermeye başladığı ifade ediliyor.Batı Afrika ülkeleri Gine, Liberya ve Sierra Leone'de şu ana kadar 4 bin 800 kişi ebola virüsü nedeniyle hayatını kaybetti.
Reklam
8 Madde ile Tavukların Yıllar Geçtikçe Korkutan Büyümesi
Tavuklar değişti, sanırım bunu herkes farketmiştir. Günümüzde, etçi civcivler, geçmişe oranla çok daha büyükler ve oldukça hızlı büyüyorlar. Kanada'da yürütülen bir çalışma, günümüzde tavukların neden daha büyük olduğu sorusuna cevap bulmaya çalıştı. Bu çalışmanın ardından elde edilen bilgiler, 26 Eylül 2014 tarihinde, Poultry Science isimli dergide yayınlandı. İncelemenin sonucuna göre, günümüzde tavukların daha büyük olmasının tek sebebi genlerinin farklı olması ve bu nedenle, tavuk yemekte herhangi bir sakınca yok.
Tıp Tarihinde İlk Kez Durmuş Kalbin Nakli Yapıldı
Avustralyalı doktorlar bir ilki gerçekleştirerek durmuş bir kalbi hastaya nakledip hayata döndürdü. Sydney’s St Vincent’s Hospital ve Victor Chang Cardiac Research Institute tarafından geliştirilen yeni bir teknik sayesinde 20 dakika boyunca atmayan kalbi tekrar hastaya nakledip çalıştırmak mümkün hale geldi.Bugüne kadar sadece beyin ölümü gerçekleşen ancak kalbi atmaya devam eden hastaların kalp nakli yapılabiliyordu. Üç hastanın durmuş kalplerini naklettiklerini açıklayan doktorlar, iki hastanın iyileştiğini diğer hastanınsa yoğun bakım ünitesinde olduğunu belirtti. Avustralyalı doktorlar bu yeni teknik sayesinde organ nakli alanında daha fazla ilerlenebileceğini söyledi.Milliyet
Reklam
İyi Görünen Karın Kasları İçin 6 Basit Hareket
Atletik Fizik Türkiye 2. ve Lets Club hocalarından İlker Dural'ın sizler için hazırladığı, kolayca her yerde yapabileceğiniz bu 6 basit hareketle iyi görünen, sağlıklı karın kaslarına sahip olabilirsiniz.Not: Fotoğraf temsili değil, İlker Hocamıza aittir. :)
Türkiye'de Yağmur Yağdığında Dikkat Etmeniz Gereken 11 Şey
Evet malumunuz kış kapıda, artık yaz aylarını geride bırakıp o soğuk günlere geri dönüyoruz. Ama kışa geri dönerken 3-5 hatırlatma yapmak lazım diye düşündüm kendimce. Malum Türkiye'de yaşıyoruz ve insan hayatının resmen şans eseri devam ettiği bir ülkeyiz.  Yağmur bir doğal durumda olsa, Türkiye'de yağmurdan bile korunmamız gerektiğini düşünüyorum.
MERS Şüphelisi Hastaneden Kaçtı!
VAN'da MERS virüsü taşıdığı şüphesiyle Erciş Devlet Hastanesine başvuran 28 yaşındaki Z.Y., Van'a sevk edileceği sırada kaçtı.Sağlık ekiplerinin yanındayken kaçan Z.Y., yaklaşık 2 saat sonra Muradiye İlçesi yol ayrımında jandarma ekiplerinin çalışması sonucu yakalanarak Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alındı.Suudi Arabistan'da hac farizasını yerine getirdikten sonra Van'a gelen ve Erciş İlçesi'nde oturan Z.Y. yüksek ateş şikayetiyle Erciş Devlet Hastanesi'ne başvurdu. Z.Y., MERS virüsü taşıdığı şüphesiyle maske takılarak Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildi.Fakat bunu duyan Z.Y., karantinaya alınacak korkusuyla hastaneden kaçtı. Sağlık ekiplerinin durumu jandarmaya haber vermesiyle birlikte harekete geçen ekipler Z.Y.'yi Muradiye İlçesi yol ayırımında yakaladı. Yaşar, ambulansla Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürülerek tedavi altına alındı.Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'de MERS virüsü şüphesiyle bir hastanın getirileceği haberi üzerine hastanenin Nöroloji servisi saatler öncesinden boşaltıldı. Güvenlik önlemlerinin arttırıldığı hastanede personelde maske taktı.DHA
Reklam
Panik Atak Hastalarının Ağzından, Nöbet Sırasında Ortaya Çıkan 10 Fiziksel Durum
Kaygı yaşayan ve panik bozukluğu olan milyonlarca insan arasında, panik nöbetleri belki de en sık gözlemlenen durum. Panik atak, her bireyde farklı bir şekilde ortaya çıkıyor ve her bireyin bu rahatsızlıkla mücadelesi çok farklı şekilde oluyor. Bu nedenle, panik atak rahatsızlığı için dünya çapında kabul görmüş tek bir tedavi süreci/yöntemi bulunmamaktadır.Boston Üniversitesi'de çalışmalarına devam eden klinik psikolog Todd Farchione: 'Eğer bir birey panik nöbetlerine tutuluyorsa, bu rahatsızlık, o birey için elden ayaktan düşürücü ve oldukça zayıflatıcı bir hal alabiliyor.' Panik nöbetlerinin belki de en kötü tarafı, tahmin edilemez oluşları. Bu ataklar herhangi bir anda gerçekleşebiliyor, birey uykudayken dahi. Ortalama olarak bir panik nöbeti 10 dakika sürüyor, fakat birey üzerindeki etkileri çok daha uzun bir süreye yayılıyor. Panik nöbetleriyle başı dertte olan insanların durumunu anlamak için, bu rahatsızlığa sahip olan insanların deneyimlerini paylaştığı bir Facebook ve Twitter platformu oluşturuldu. Bu çalışmada, genel olarak panik nöbetlerinin 'fiziksel' etkileri ve hastada tarattığı 'hissiyat' göz önünde tutuldu. İçeriğimizde, hastaların paylaştığı deneyimlerden 10 tanesini -kendi sözleriyle ifade edildiği şekilde- bir araya getirdik ve fiziksel olarak gözlemlenen durumları illüstrasyonlar ile anlaşılabilir hale getirmeye çalıştık.
Kanserojen Pirinç mi Yiyoruz?
HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verdiği soru önergesinde Ergene Havzası’ndaki kirliliği ve bu durumu dile getirdiği için görevden alınan Dr. Dilek Tucer’i sordu.Ertuğrul Kürkçü, Bakan İdris Güllüce’ye, “Dr. Dilek Tucer’in Edirne Valisi Dursun Ali Şahin tarafından görevden alınmasının sebebi halk sağlığını yakından ilgilendiren bilgiyi kamuoyu ile paylaştığı için midir” sorusunu yöneltti. Kürkçü, Tucer’in de dile getirdiği kanserojen pirinç iddialarına Bakanlık’tan cevap istedi.TBMM Başkanlığı’na Kürkçü’nün verdiği soru önergesi ve gerekçesi şöyle:“9 Eylül 2014 tarihinde Edirne Devlet Hastanesi’nin belirli aralıklarla çeşitli uzman hekimler aracılığı ile halkı bilgilendirmek amacıyla düzenlediği basın toplantısına katılan Gastroenteroloji uzmanı Dr. Dilek Tucer, basın mensuplarına yaptığı bilgilendirme toplantısında uzmanlığı olan şifalı otlar adı altında kullanılan bitkilerin, bilinçsiz ve yanlış kullanımından dolayı kanser tehlikesine sebep olabileceğini anlatmıştır.Dr. Tucer, daha sonra gazetecilerin sorusu üzerine Ergene Nehri’ndeki kirliliği ve çevresine verdiği zararları dile getirerek, “Trakya bölgesinde Ergene Nehri gibi bir sorun varken sadece otlar açısından değil, diğer yediğimiz ürünler konusunda da büyük bir kanserojen etkisi var. Trakya bölgesi için bu çok önemli bir sorun. Özellikle pirinç üretiminde önde gelen bölgelerden birisiyiz. Otları bir kenara bırakıyorum, pirinçte de neredeyse tüm Türkiye’ye bizden dağıtım yapılıyor. Bir otun nereden ve nasıl toplandığı çok önemli, Ergene’yi özellikle söylüyorum çünkü biz organik tarıma yönelmeye başladık ve gastroenterolojik açıdan da Trakya bölgesinde kolon ve mide kanseri özellikle son yıllarda artmış durumda. Bunda tabi sadece Ergene rol oynamıyor. Çernobil’den etkilenen bölgeler arasında Karadeniz’den sonra Marmara Bölgesi geliyor zaten. Bu konu hakkında aslında bilimsel bir çalışma yok. Türkiye’de bildiğim kadarıyla yapılan iki büyük çalışma var. Bu çalışmalar bir hekim tarafından yapılan çalışmalar değil. Özellikle halk sağlığı uzmanları tarafından yapılan bir çalışmada ve yabancı kaynaklı bir çalışmada da Çernobil faciasının Trakya bölgesindeki etkilerinden çokça bahsedilmekte. Gözümüzle de bunu görüyoruz” şeklinde halk sağlığını son derece yakından ilgilendiren konuda açıklama yapmıştır.Açıklama sonrasında Edirne Valisi Dursun Ali Şahin tarafından Dr. Dilek Tucer hakkında soruşturma başlatılmış ve görevden alınmıştır.Ergene nehri yakınında bulunan, başta Çorlu, Çerkezköy, Lüleburgaz’dakiler olmak üzere toplam 2.757 adet sanayi tesisinin Ergene nehrine her gün doğal debisinin üç katı oranında kirli atık su boşalttığı doğru mudur?2011 yılında Uzunköprü Belediye Başkanı Enis İşbilen, nehirdeki kirlilik nedeniyle çevrede kanser vakalarının büyük oranda arttığını ve ölümlerin yaşandığını söylemiştir. Bu bilgi araştırılmış mıdır? Araştırılmış ise varılan sonuçlar nelerdir? Araştırılmamışsa nedeni nedir?Bölgede kanser vakalarında 1990 yılından 2014 yılına kadar artış oranı ne kadardır?Trakya bölgesinde üretilen pirinç kanserojen midir?Dr. Dilek Tucer’in Edirne Valisi Dursun Ali Şahin tarafından görevden alınmasının sebebi halk sağlığını yakından ilgilendiren ve yukarıda ifade edilen bilgiyi kamuoyu ile paylaştığı için midir? Ankara ZETE
Kekemelik Hakkında Merak Edilen Herşey
Konuşma sırasında konuşmanın düzenli ilerlemesini bozan, konuşmalara duraklama getiren, bazı ses ve sözcüklerin tekrarlanması ya da hecelerin uzatılması ile konu konuşmalarda görülen bozukluğa kekemelik denir.Kekemelik bireyi sosyal ortamdan soğutur. Bireyde kaygı ve üzüntüye neden olur. Bu yüzden birçok kekeme toplumsal baskılar yüzüne psikolojik olarak rahatsızlıklar yaşamaktadır.Kekemeliğin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bazı olayların kekemeliği tetiklediği bilinmektedir. Gerilim düzeyi yüksek olan ailelerde kekemelik daha sık görülmektedir. Kekemelik beyindeki konuşma merkezinin olumsuz etkilenmesi sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Çocuklukta yaşanan endişe ve gerilim kekemeliği tetiklemektedir.Kekemelik görülme olasılığı %3 tür. Yani her 100 kişiden 3 ünde kekemelik görülmektedir. Genellikle küçük yaşlardaki çocuklarda kekemelik çok sık görülmektedir. Kekemelik erkeklerde daha sık görülür. Şehir hayatı yaşayan çocuklarda daha fazla görülmektedir. Gürültünün ve stresin içinde büyüyen çocuklarda kekemelik görülmektedir. Kekemelik en çok 2-7 yaşları arasında görülmektedir. Kekemelik en çok 5 yaşlarında görülür.Kekemelik birçok çocukta ergenliğe geçişle birlikte son bulmaktadır. Bazı çocuklarda görülen kekemelik ergenlikte atlatılmazsa ömür boyu sürmektedir. Bazı vakalarda erişkinliğe geçiş döneminde kaybolmakta, bunun dışında tedavi edilmeyen vakalar omur boyu sürmektedir. Kekemelik genelde kalabalık ortamlarda, otoriter birisinin karşısında cevap vermelerde, telefona yanıt vermelerde, birinden bir şey isterken, hazırlıksız bir durumla karşılaşıldığında daha sık görülmektedir.Kekemelik için birçok tedavi yöntemleri kullanılmaktadır.1-Davranış düzenlemesi2-Nefes alıştırmaları3-Gevşeme teknikleri4-Konuşma terapisi5-Ses düzey kontrolü6-Antidepresan ve anksiyolitik tedavileri kekemeliğe iyi geldiği gözlemlenmiştir.kekemeliğin iyileşmesi kekemeliğin tedavi edilmesi kekemelik belirtileri kekemelik görülme yaşı Kekemelik nedenleri kekemelik nedir kekemelik tedavisi
Reklam
Doğal Doğumda Hypnobirthing ve Diğer Yöntemler
 Doğal doğuma son yıllarda artan yönelimle birlikte, “doğum terapistliği”, “doğum koçluğu” ve “doulalık”  kavramlarıyla daha fazla karşılaşır olduk. Anne adaylarının hamilelik, doğum ve doğum sonrasında yaşadıkları süreçler ve İngiltere Cambridge Düşesi Kate Middleton’ın doğum yöntemi olarak ünlenen Hypnobirthing hakkında Si&Ma Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Sibel Deniz Toledo önemli bilgiler verdi. Anne adayları size daha çok hangi duygu ve düşüncelerle geliyor?Anne adayları genelde korku ve kaygı gibi duygularla bize geliyor. Doğum hakkında doğurmak hakkında genel bir negatif düşünce mevcut. Haberlerde, yakın ve uzak çevreden gelen bilgilerde hep negatif doğum hikâyeleri dinliyoruz. Bunların etkisiyle büyüyor, kadın ve anne oluyoruz. Tabii hamile kalındığında bu korkular en üst düzeye çıkıyor. Doğumun doğal ve sağlıklı bir eylem olduğunu unutmuş durumdayız. Hypnobirthing ve tüm doğuma hazırlık eğitimlerin temel hedefi bu negatif hipnozu tersine çevirmek ve doğumun binlerce yıldır kadınların yaptığı doğal ve sağlıklı bir eylem olduğunu hatırlatmaktır. Korkunun yerine bilgiyi koymak, hem anne adayına hem de bebeğe güven duygusunu yerleştirmektir.Doğum terapisti tam olarak ne yapar?Doğum terapisti hamilelik sürecinde anne adayı ile çalışır. Kalan korku ve kaygıları var ise geçirmeye çalışır. Daha önce yaşanmış düşükler, kürtajlar veya kayıplar var ise onlarla ilgili duyguları temizler. Doğumun yanı sıra doğum sonrasında da annenin 'iyi anne olmak' veya sadece 'anne olmak' ile ilgili varsa kaygılarını çalışır. Annesiyle olan ilişkisine bakar.Doğum terapisti hangi süreçlerde anne adayının yanındadır? Ailenin diğer üyeleriyle görüşür mü? Doğum terapisti, doğum olup anne bebek bağlanması gerçekleşene kadar annenin yanındadır. Gereken her durumda anneyi destekler. Doğumun durduğu, tıkandığı noktalarda anne ile beraber bunun sebeplerini ve çözüm yollarını arar. Anneye güven verir ve “başarabilirsin” duygusunu aşılar. Annenin doğumdan her şekilde pozitif duygularla, pozitif anılarla ayrılmasına yardımcı olur.Doğum terapisti, anne adayının ve eşinin ailesi ile görüşme yapar. Bu süreçte aile içi dinamikleri de anlamaya, bu dinamikleri anne adayının yararına kullanmaya ve doğum sırasında bu dinamikleri anne için organize etmeye çalışır. Ayrıca ailedeki önemli diğer kadın figürlerle de gerekirse görüşür; teyze, hala, kız kardeş gibi... Amaç; anne adayının en iyi psikolojik şartlarda doğum yapmasına yardımcı olmaktır. Doğum anne adayının psikolojisinden direkt olarak etkilenir. Anne adayı ne kadar rahat ve huzurlu olursa o kadar rahat ve huzurlu bir doğum geçirecektir.İngiltere Cambridge Düşesi Kate Middleton’ın doğum yöntemi olarak ünlenen Hypnobirthing’i de çalışmalarınızda kullanıyorsunuz ve “Hypnobirthing Uygulayıcısı Sertifikası”na sahip az sayıda uzmandan birisiniz. Peki Hypnobirthing tam olarak nedir? Ve kullandığınız diğer yöntemler nelerdir? Terapilerde öncelikle psikodrama ekolünden alınan eyleme dayalı teknikleri kullanıyorum. Bunun yanı sıra eğitimlerde ve terapilerde gevşeme ve nefes egzersizleri, bebek ile bağ kurma egzersizlerini bolca kullanıyorum. Hypnobirthing felsefesinin temeli de bu tekniklere dayanmaktadır. Amaç hipnotik metinler  aracılığı ile anne adayının gevşemesini sağlamak ve bu sırada olumlamalarla anne adayına bir anlamda pozitif yükleme yapmaktır. Bu tarz eğitim alan bir anne adayı kendi de doğuma kadar tekrarlar yaparsa, doğumda bu gevşemiş, huzurlu duruma kolayca ulaşabilmektedir.Bu eğitimleri nerelerde veriyorsunuz? Bireysel olarak mı grup olarak mı katılım gerçekleşiyor? Bu eğitimi Si&Ma Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde ve talep olan diğer eğitim merkezlerin de veriyorum. Bu bir grup eğitimi. Önerilen, anne adayının bu eğitime eşi ile birlikte katılması. Bu sayede eşlerinde korkuları ve kaygıları hafiflemekte, böylelikle anne adaylarına doğumda daha aktif bir şekilde destek olabilmekteler. Uzman Psikolog Sibel Deniz Toledo Hakkında:Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünden 2002 yılında mezun olmuştur. Ticaret Üniversitesi’nde Uygulamalı Psikoloji Yüksek Lisansı yapmaktadır. 2 yıl Gestalt Terapisi eğitimi almıştır. İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nde Psikodrama Eğitimi almaktadır. Bu eğitim kapsamında Bireysel Psikodrama eğitimini tamamlamıştır. Yetişkinlerle çalışmaktadır. 3 yıl boyunca özel bir huzurevinde yaşlılar ve aileleri ile çalışmıştır. Ailelere yaşlı ebeveyn ile yaşam konusunda Psikolojik destek vermektedir. Doğum Psikologluğu ve Doğum Koçluğu diğer adıyla Doulalık özel ilgi ve çalışma alanıdır. İstanbul Doğum Akademisi’nde Doğuma Hazırlık Eğitimcisi, Doula ve Doğum Psikoloğu olmak üzere 9 ay süren eğitimi tamamlamıştır. Ayrıca ülkemizdeki “Hypnobirthing Uygulayıcısı Sertifikası”na sahip az sayıda uzmandan birisidir. Kurucusu olduğu Si&Ma Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde danışanlarını görmektedir. Danışanlarıyla temelde Bireysel Psikodrama ve BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) ile çalışmaktadır.Si&Ma Psikolojik Danışmanlıkİletişim Danışmanığı: http://www.basindanismani.net
Ebola Aşısı Yolda
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Ebola aşısının ocak ayında kullanıma hazır olacağını duyurdu.DSÖ yöneticilerinden Marie-Paule Kieny, ocak ayında Ebola aşı kampanyasına başlanacağını söyledi. İlk aşamada Ebola ile mücadele eden sağlık personeline aşı yapılacak.Kieny, aşının insanlar üzerinde denendiğini, deneme sonuçlarının aralık ayında alınmasının beklendiğini belirtti.İngiltere'de GlaxoSmithKline, ABD'de ise NewLink Genetics, Johnson & Johnson ve Inovio Pharmaceuticals, Ebola aşısı üzerinde çalışan şirketler arasında yer alıyor.DSÖ'nün verilerine göre salgının Gine, Liberya ve Sierra Leone'de patlak vermesinden bu yana görülen vaka sayısı 9 bini aştı. Bu kişilerin yarısı öldü. Virüs ABD, İspanya, Nijerya ve Senegal'e de taşındı. DSÖ, herhangi bir Ebola vakasının görülmediği Nijerya ve Senegal'i resmen Ebola'dan kurtulmuş ülke ilan etti.Deutsche Welle
Reklam
3 Boyutlu Yazıcı ile Üretilen Kalp Bir Bebeğin Hayatını Kurtardı
Cerrahlar, 2 haftalık bir bebeğe yapılması gereken kalp ameliyatı için 3 boyutlu yazıcı teknolojisinden faydalandı.New York’ta bulunan Morgan Stanley Çocuk Hastanesi‘nde bir ilk yaşandı. Oldukça zor ve tehlikeli bir kalp ameliyatını gerçekleştirmek için cerrahlar, minik bebeğin, normalden oldukça farklı gelişmiş olan kalbinin MRI ile taranmış görüntüsünü kullanarak kalbin 3 boyutlu yazıcı ile basılmış bir kopyasını üretti. Bu karmaşık ve zor ameliyat için üretilen kopyalanmış kalpten yararlanan doktorlar, 3 boyutlu yazıcı ile üretilmiş kalp üzerinde çalışarak ameliyat stratejilerini belirledi.Ameliyatı yapan doktorlardan Dr. Emile Bacha yerel medyaya yaptığı bir ropörtajında, “Bebeğin kalbinde görmeye alışık olmadığımız şekilde delikler bulunuyordu. Ayrıca kalbin çeperi de oldukça farklı bir formasyonda görünüyordu” dedi ve ekledi, “Önceden yapılan bu tip ameliyatlarda, kalbi durdurup içine bakar ve ne yapmamız gerektiğine karar verirdik. Bu yeni teknikle, sanki önümüzde tüm ihtimalleri gösteren bir yol haritası var. Bebeğin kalbinde bulunan tüm anormallikleri tek bir operasyon gerçekleştirerek düzelttik.”Bu başarılı ameliyatın gerçekleşmesini sağlayan proje, Connecticut’lı bir yardım kuruluşu olan Matthew’s Hearts of Hope tarafından desteklendi. İlerleyen zamanlarda buna benzer daha fazla operasyonu destekleyeceklerini söyleyen kuruluşun kurucusu Marie Hatcher, “Teknolojinin bu şekilde kullanılmış olması, karmaşık veya bozuk kalp anatomisine sahip bebekler için eski kuralları değiştirecek bir gelişme” diyor ve ekliyor,. “Normalde ameliyatı yapacak doktorun kalbi ilk gördüğü an göğsün kafesinin açılmasından sonra oluyordu. Ancak şimdi durum değişti. Artık ameliyata başlamadan önce kalbin üç boyutlu yazıcı ile üretilmiş kopyası üzerinde planlarını ve stratejilerini belirleyebiliyorlar.”Klasik yöntemlerle yapılan bu tip ameliyatlarda bebeğin veya çocuğun kalbi üzerinde yapılan her türlü işlemin kalbe zarar verme ve geri dönülemez sonuçlara yol açma riski varken, 3 boyutlu yazıcı teknolojisinin sağlık alanında kullanılmasıyla bu risk minimuma indirilmiş oldu. Amerika’da 3 boyutlu yazıcılar ile ilgili bir çok alanda olduğu gibi sağlık alanında da çok ciddi projeler üretiliyor ve çalışmalar yapılıyor. Üniversitelerin araştırmaları bir insan kalbinin “neredeyse” aynısını bu teknoloji ile üretebilmeye başladı. Amerika Savunma Bakanlığı sağlık alanında yapılan bu başarılı projelere ilgi duyduğunu ve bu projeleri yakından takip ettiğini açıklayarak aslında 3 boyutlu yazıcı teknolojisinin insanlığın geleceği için ne kadar önemli olduğunu da doğrulamış oldu.
Meme Kanseri Hakkında Farkındalık Yaratmak Amacıyla Hazırlanan 14 Yaratıcı Tasarım
Meme kanseri, kadınlar arasında en yaygın ikinci ölüm nedeni. Bu kanseri yenmenin tek yolu ise, erken teşhis. Bu nedenle, insanların bu ölümcül kanser hakkında bilgilendirilmesi gerekiyor. Düzenli olarak doktor kontrolüne gitmek, erken teşhisin kilit noktası. Amerika Birleşik Devletleri'nde, ekim ayı 'Meme kanseri hakkında farkındalık yaratma ayı' olarak belirlenmiş. Bu fırsattan yararlanarak, biz de, ülkemiz insanlarını bu konu hakkında bilgilendirmek ve bir farkındalık yaratmak istedik. Konu hakkında birbirinden yaratıcı ve ilginç 15 çalışmanın derlendiği bu galeri, umuyoruz ki Meme kanseri hakkında az da olsa bir farkındalık yaratır.
Ünlü Fotoğrafçı Rene Burri Hayatını Kaybetti
20. yüzyılın siyasal ve kültürel tarihinin en önemli figür ve olaylarını görsel belleğimize kazandırmış olan fotoğrafçı Rene Burri 81 yaşında hayatını kaybetti.20. yüzyılın en önemli fotoğrafçılarından biri olan İsviçreli Rene Burri 81 yaşında İsviçre'nin Zürih kentinde hayatını kaybetti. Magnum fotoğraf ajansı üyesi olan Rene Burri; Che Guevera, Fidel Castro, Picasso gibi kişilerin fotoğraflarını dünya kültürüne kazandırmıştı. Burri uzun süredir kanser hastasıydı.İlk fotoğrafını, 1946’da 13 yaşındayken çeken Burri’nin objektifine takılan ilk ünlü isim İngiltere Başbakanı Winston Churchill’di. Burri, Churchill’i Zürih’te üstü açık arabayla gezerken fotoğrafladı. Zürih’te Güzel Sanatlar okuyan Burri bir süre Walt Disney’de asistan kameramanlık yaptı. Burri, 1956’dan itibaren Magnum için çalışmaya başladı ve dünyanın her yerindeki önemli siyasi gelişmeleri takip etti.Burri’nin meşhur çalışmaları arasında Che Guevara, Fidel Castro, Pablo Picasso, Mimar Le Corbusier gibi isimlerin portreleri vardı. Burri 1963 yılında gittiği Küba'da Che Guevera'nın, içlerinde dünyaca ünlü purolu fotoğrafının da olduğu pek çok fotoğrafını çekmişti.Burri, Guevara için yaptığı açıklamada “Kibirli ama etkileyici bir insandı. Kafesteki bir kaplan gibiydi” demişti. Burri’nin Picasso’yu fotoğraflayabilmek için 4 yıl çaba harcadığı arkadaşları tarafından aktarılmıştı.Magnum Foto Ajansı’nın Başkanı Martin Parr “2. Dünya Savaşı sonrası dönemin en büyük fotoğrafçılarındandı ve tanışma ayrıcalığına eriştiğim en yüce gönüllü insanlardan biriydi” dediği, sanatçı son olarak 2006 yılında fotoğraf sanatına olan katkılarıyla nedeniyle İngiltere Royal Photographic Society özel fahri kardeşlik ödülünü almıştı.Usta fotoğrafçının 30 bin fotoğraflık arşivini Lozan’daki Elize Müzesi’ne bağışladığını açıklandı.soL
Reklam