onedio
Çok Terleyen İnsanların İyi Bildiği 19 Durum
Terlemek, her zaman terlemek büyük sıkıntı. Arkadaş buluşmasına giderken, toplantıya, iş görüşmesine giderken, merdiven çıkarken, otobüse yetişirken, hayatın her anında terlemek hem sizin hem de çevrenizdekiler için rahatsız edici olabilir. İşte çok terleyen insanlarla empati yapabilmeniz için onların hayatlarından kısa bir kesit.
Çocuklara Topa Kafa Vurmama Uyarısı
Boston Üniveristesi’nden Dr. Ann McKeen çocukların erken yaşta topa kafa vurmaları sebebiyle beyinlerinin zarar görebileceği konusunda uyardı.Amerika’da 16 ve 18 yaş arasındaki 24 futbolcuda yapılan bir çalışmada, sezon sonunda beyinlerinde hafif travmatik hasarlar tespit edildi.Eski İngiltere ve West Brom forveti Jeff Astle 2002 yılında 59 yaşında öldü.Kendisine, normalde boksörlerde görülen ve kronik travmatik ensefalopati(CTE) denilen bir beyin hastalığı tanısı kondu.Astle'a önce yanlışlıkla Alzheimer tanısı konuldu.Ancak bu yılın başlarında Dr. Willie Stewart, Astle'ın beynini analiz etti ve tekrarlanan kafa travması nedeniyle beyinde dejenerasyona yol açan CTE'den öldüğünü belirledi.Stewart başka futbolcuların da bu hastalıktan etkilenmiş olabileceğini ekledi.Dr. McKeen “Bir kez topa atmak tehlikeli değildir ama bir ömür boyunca bunun binlerce kez tekrarlanması tehlikelidir. Bu ileriki yaşlardaki riskleri artıran bir durum” diye belirtti.BBC
Reklam
Gerçek Boyutlu Oyuncak Bebeklerde Yaşam Sevinci ve Mutluluk Bulan İnsanlar
Fotoğrafçı Benita Marcussen, gerçek boyutlu oyuncak bebeklerde aradığı teselliyi bularak hayata tutunan insanların fotoğraflarından oluşan yeni bir çalışma hazırladı. Bu çalışmanın ana amacı, insanlar ve oyuncak bebekler arasındaki sevgiyi ve bağlılığı ortaya koymaktı. Yetenekli fotoğrafçıya göre başarıya ulaşıldı ve birbirinden ilginç fotoğraflarla insan-oyuncak bebek ilişkisi gözler önüne serildi. İşte o fotoğraflar;
Reklam
Disney Prensleri AIDS'e Karşı Soyundu
İtalyalı sanatçı aleXsandro Palombo'nun 'Hello Boys' projesinde, Alaaddin, Herkül, Pamuk Prenses’in yakışıklı prensi AİDS’e karşı farkındalık için soyundu.Alaaddin, Herkül, Pamuk Prenses’in yakışıklı prensi ve diğer Disney prensleri, AİDS’e karşı farkındalık için soyundu.1 Aralık Dünya AİDS Günü için “Hello Boys” başlıklı bir proje yapan İtalyalı sanatçı aleXsandro Palombo, Disney prenslerini ellerinde prezervatiflerle çizdi.HuffingtonPost’a konuşan Palombo, gençlerin genellikle prezervatif kullanmadığını ifade etti.Çizimlerde “gençlik, güzellik, aşk, düş ve yaşama tutkusunu” birleştirmeye çalıştığını söyleyen Palombo, “Bu konu çoğu aile için hala tabu olmayı sürdürüyor. Eğer bu konuyla aile ilgilenmiyorsa, farkındalık yaratmak, bilgilendirmek ve eğitmek topluma düşüyor” diye konuştu.Taraf
Kanser Hastası Çocuklara Tacizde Bulunan Doktora 22 Yıl Hapis
İngiltere'de, kanser hastası çocuklara tacizde bulunduğu tespit edilen bir doktor 22 yıl hapis cezasına çarptırıldı.41 yaşındaki Myles Bradbury, Cambridge'deki Addenbrooke Hastanesi'nde 2009-2013 yılları arasında 18 çocuğa tacizde bulunduğunu kabul etmişti.Myles Bradbury'nin kabul ettiği suçlamalar arasında bir çocukla cinsel ilişkiye girmek, altı çocuğa cinsel saldırıda bulunmak ve 16 binden fazla 'uygunsuz' fotoğrafı izinsiz çekip saklamak da var.Yargıç Bradbury'e, işlediği suçlarla 'güveni fazlasıyla kötüye kullandığını' söyledi.Lösemi uzmanı doktor Aralık ayında gözaltına alınmıştı.BBC Türkçe
Bebeğe AIDS'li Kana 1.4 Milyon Lira Tazminat
ŞANLIURFA’da 6 yıl önce 1.5 yaşındayken, üzerine çaydanlıktaki kaynar suyun devrilmesi sonucu haşlanan, hastanedeki tedavisi sırasında ise HIV’li kan verilmesi sonucu AIDS hastalığına yakalanan Y.Ç.’nin ailesinin açtığı davada mahkeme, Sağlık Bakanlığı’nı toplam 1 milyon 393 bin lira tazminat ödemeye mahkum etti. Kararın 1 Aralık Dünya AIDS Günü'nde çıkması dikkat çekti.Şanlıurfa Eyyübiye İlçesi’ne bağlı Ulucanlar Mahallesi’nde oturan Fatma- Mehmet Ç. çiftinin çocukları Y.Ç.’ye 2008 yılının Mart ayında 1.5 yaşındayken HIV virüsü bulaşmasının ardından ailesi tarafından açılan maddi ve manevi tazminat davasında karar çıktı. Şanlıurfa 1’inci İdare Mahkemesi, maddi tazminat olarak, ’hizmet kusuru nedeniyle yaşam hakkı ve kişisel bütünlüğü zarar gören’ Y.Ç.’ye 522 bin 111, baba Mehmet Ç.’ye 24 bin 250, anne Fatma Ç.’ye ise 46 bin 716 lira tazminat ödenmesine karar verdi. MANEVİ TAZMİNAT DAHA FAZLASağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü hizmetin ağır kusurlu işlediğinin sabit görülmesi, olayın oluş şekli ve Y.Ç.’nin tedavisi mümkün olmayan, yaşam kalitesini ve süresini etkileyen bir hastalığa yakalandığını dikkate alan mahkeme, ’Manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının karşılığı olarak Y.Ç.’ye 300, anne Fatma ve baba Mehmet Ç.’ye 125’er ve 5 kardeş için de 50’şerden 250 bin lira manevi tazminat talebini kabul etti.Mahkemenin verdiği kararla Sağlık Bakanlığı’nın aileye toplam 1 milyon 393 bin 77 lira maddi ve manevi tazminat ödemesine hükmedildi.Baba Mehmet Ç., parayı büyüyen ve ilkokula giden çocuğunun adına açacağı hesaba yatırarak tedavisi için kullanacağını söyledi.DHA
Reklam
Kadınların Ruh Sağlığını Ne Bozuyor?
Türkiye Psikiyatri Derneği Kadın Ruh Sağlığı Çalışma Birimi Koordinatörü ve Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, kadınların erkeklere göre ruh hastalıklarına daha çok yakalandığını, bunun ana nedenlerinin de kadına yönelik şiddet ve yoksulluk olduğunu bildirdi.Başterzi, cinsiyet olarak bakıldığında dünya genelinde kadınların ruh sağlığının erkeklere oranla daha fazla bozulduğunu, kadınlarda en yaygın görünen ruh hastalıklarının ise depresyon ve anksiyete (kaygı bozukluğu) olduğunu söyledi.Ruhsal hastalıklara çok daha sık yakalanan kadınların yardım aradığını ve yardımı reddetmediğini dile getiren Başterzi, erkeklerin ise sosyal rolleri ve sorumlulukları gibi nedenlerle sağlık sektörüne ulaşmakta biraz daha zorlandıklarını kaydetti.Başterzi, 'Çalışan erkekler, özellikle yoksul çalışan erkekler, bir yerde vardiyalı olarak çalışan erkekler izin almakta ve sağlık kurumlarına gitmekte ciddi zorluk yaşayabiliyor' dedi.Nedeni şiddet ve yoksullukKadınların ruh sağlığının bozulmasının iki temel nedeninin 'kadına yönelik şiddet ve yoksulluk' olduğuna dikkati çeken Başterzi, kadınlarda en sık görünen şiddetin fiziksel şiddet olduğunu, bunun yanında ruhsal ve ekonomik şiddete de uğradıklarını belirtti.Türkiye'de 2007 yılında yapılan kapsamlı bir araştırma ile kadınların yüzde 37,6'sının aile içinde hayat boyu en az bir defa fiziksel şiddete uğradığının tespit edildiğini bildiren Başterzi, geçen yıl İngiltere'de yapılan bir araştırmada ise ülkedeki kadınların yüzde 44'ünün hayat boyu en az bir defa aile içi şiddete maruz kaldığının ortaya çıktığını söyledi.Başterzi, 'Şiddet ülkemizde de çok yoğun, belki de çok dile getirilmiyor. Çünkü bizim kültürümüzde (kol kırılır yen içinde kalır) diye bir anlayış var. Aile içi şiddetin dile getirilmesi engelleniyor. Dünya genelinde kadınların ruh sağlığı erkeklere oranla daha fazla bozuluyor. Bunun ana nedenleri kadına yönelik şiddet ve yoksulluk' diye konuştu.'Televizyonların biraz kapatılması gerekiyor'Başterzi, ruh sağlığını korumanın en önemli yolunun sosyal etkileşimler olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:'İnsanlar arasındaki etkileşimin ruh sağlığı açısından koruyucu etkisi var. Bu, gerek ev içi gerekse sosyal yaşamla ilişkiler. Son 20-30 yılda özellikle büyük kentlerde yaşayan insanların yalnızlaştığını ve bunun birçok soruna yol açtığını biliyoruz. Hızlanan yaşam şartlarında insanların ilişkilerine baktığımızda evden işe, işten eve giden, eve girdikten sonra televizyonu açan, birbirleriyle konuşmayan insanlarla karşılaşıyoruz. Televizyonların biraz kapatılması gerekiyor. Televizyonları kapatın, insanlarla daha çok iletişim kurun, dertlerinizi paylaşın, insanların dertlerini dinleyin, komşularınızı, akrabalarınızı ziyaret edin. Bütün bunlar ruh sağlığı için çok önemli. Hem ev içinde hem de sokakta insanların bir arada olması, park, meydan gibi kamusal alanlara sahip çıkılması da ruh sağlığı açısından önemli.'Kentlerde ve köylerde sosyal alanların da genellikle erkeklere ait olduğunu dile getiren Başterzi, köy kahvelerinin, şehirlerde spor alanlarının çoğunlukla erkeklerce kullanıldığını, kadınların sosyal alandan çıkarıldığını savundu.İnsanların bireyselleşmesinin yoksulluğu da görünmez kıldığını ifade eden Başterzi, aynı apartmanda yaşayan insanların bile birbirini tanımadığına dikkati çekti. Başterzi, 'Kocaman, büyük binalar başkalarının acılarını görmemizi engelliyor, sosyal bağları kopartıyor. Yatay binalar insan etkileşimini daha çok artırıyor' diye konuştu.Dünyadaki yoksulların yüzde 70'inin kadın ve çocuk olduğunu ifade eden Başterzi, aynı hane içinde bile erkeğin karnının, kadın ve çocuklara göre daha iyi doyduğunu söyledi. Başterzi, yoksulluğunun da ruh sağlığı üzerinde çok önemli olumsuz etkileri bulunduğuna işaret etti.Kişilik bozukluklarıKadınlarda ve erkeklerde görülen kişilik bozuklukları hakkında bilgi veren Başterzi, kadınlarda sıklıkla histrionik (histerik) ve borderline (sınırda), erkeklerde ise antisosyal kişilik bozukluklarının görüldüğünü bildirdi.Kadınlarda görülen kişilik bozukluklarının sosyal yapıyla yakından ilişkisi bulunduğunu belirten Başterzi, 'Histrionik kişilik bozukluğu olan kadınlara baktığımız zaman, toplumda dikkat çekmeyi, ön planda olmayı, bunun için cinsel kimliğini öne çıkarmayı severler. Bunlar aile ve sosyal ilişkilerini etkilediği ve uzun süreli kronik bir şekilde devam ettiği zaman kişilik bozukluğundan söz edebiliriz' dedi.Başterzi, bağımlı kişilik bozukluklarında kadınların bir başkası olmadan karar alamadığını kaydederek, çocukluk çağından itibaren yalnız kalmış, sosyal açıdan içe dönük kişilerde bağımlı kişilik bozukluğunun daha fazla görüldüğünü dile getirdi.Sevgi ve şefkatle yetiştirilen, kendi kararlarını kendisinin alması desteklenen çocuklarda kişiliğin çok daha iyi geliştiğini vurgulayan Başterzi, 'Sevgi ve şefkat gösterilmesi, her şeye evet ya da hayır denilmemesi, gereken yerlerde doğru sınırların çizilmesi, nelerde haklı olduğu ve haklı olmadığı konusunda yol gösterici olması çocuklarda kişilik gelişiminde çok önemli' diye konuştu.
Apple Mağazaları Dünya AIDS Günü'nde Logolarını Kırmızıya Çevirdi
AIDS ile mücadele konusunda ön saflarda yer alan Apple, 1 Aralık Dünya AIDS Günü’nde de konuya dikkat çekmeyi sürdürüyor. Bugün için mağazalarındaki logolarını kırmızıya çeviren şirket, bugün hem fiziksel hem de çevrim içi mağazalarında yapılan alışverişlerden elde ettiği gelirin bir kısmını da AIDS ile mücadele için kurulan küresel fona aktarıyor. Apple’ın İstanbul’da Zorlu Center ve Akasya Alışveriş Merkezi’ndeki mağazalarının logoları da bugüne özel olarak kırmızıya çevrildi.Product (RED) organizasyonuyla birlikte hareket ederek AIDS ile mücadele konusunda kararlı bir duruş sergileyen Apple, farkındalık yaratma ve mücadeleye destek olma konusundaki çalışmalarının kapsamını bu yıl biraz daha genişletmiş durumda. Özel iTunes hediye kartları hazırlayan şirket, uygulama içi satış gelirlerinin bir kısmını AIDS ile mücadeleye aktarmak için bazı geliştiricilerle işbirliğine gitti.Teknoblog
'Meyve Suyu İçmeyin'
'Süpermarket tipi beslenme bağırsaklardaki yararlı bakterileri azaltıyor, doğal beslenmeye önem verilmeli'Türk Gastroenteroloji Derneği(TGD) tarafından düzenlenen Uluslararası katılımlı 31. Ulusal Gastroenteroloji Kongresi, Antalya Belek’te gerçekleştirildi. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Kongre Başkanı Prof. Dr. Hakan Şentürk, süpermarket tipi beslenmenin bağırsaklardaki bakterileri azalttığına dikkat çekerek, doğal beslenmeye önem verilmesini istedi ve ' meyve suyu içmeyin, meyve yiyin' önerisinde bulundu.'Kafa karıştıran diyetlerden uzak durulması gerek'Cumhuriyet'te yer alan habere göre, Prof. Dr. Şentürk, sık sık gündeme gelen ve kafa karıştıran diyetlerden uzak durulması önerisinde bulunarak, son zamanlarda sıkça gündeme gelen diyetlerin spekülatif olduğunu belirtti. Prof. Dr. Şentürk, 'Onu yemeyin, bunu yiyin. Bunların sonu gelmez. Acıkınca yiyorsanız, karnınız doyduğu zaman sofradan kalkıyorsanız ve hep hareket halindeyseniz sorun yok ama bunları yapmıyorsanız Karatay ya da başka diyet önerilerinin eline düşeceksiniz” diye konuştu.'Çok lezzetli gıdadan uzak durun'Kilo alımında en büyük etkenin hareketsiz yaşam olduğunu kaydeden Prof. Dr. Şentürk, 'Organizmanın şişmanlığa karşı koruyucu bir önlemi yok. Elini uzattığınız her yerde kalorili gıda bulacağınız yer var. Acıkınca yemiyoruz. Masaya oturduğumuz zamana iyi yiyoruz. Beslenme ile  ilgili sorunu kilolu insanlar yapıyor. Beslenme ilgili çok çeşitli reçeteler, çok spekülatif reçetelerdir. Ekmek yemeyin, zeytinyağı yiyin, tereyağı yemeyin türü benzer spekülasyonların sonunun gelmesi mümkün değil. Günümüzde tereyağı yemek doğru değil. Çünkü günümüzde çok oturuyoruz. Yani aslında bir eski deyim var. ‘Kendinizin doktoru olun.’ Eğer acıkınca yemek yiyorsanız sıkıntı yok, fakat gözünüz doyuncaya kadar yiyorsanız sıkıntı vardır.  İnsanı algılama organları kendisini yanıltabiliyor. Doğal bir sebze ve meyve için bunu söyleyemeyiz tabi ama onun haricinde aldığınız gıda çok lezzetliyse zararlı demektir. Aldığınız gıdanın şekeri, tuzu az derseniz o sağlıklıdır. Çok lezzetli gıdadan uzak durun' şeklinde konuştu.'Ya doğal yiyeceğiz, ya hacmi küçülteceğiz'Gıdalara konulan katkı maddeleriyle ilgili de önemli bir açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Şentürk, 'Ben meyve suyu içmem, meyve yerim örneğin. Herkese her şeyin doğalını öneririm, ancak günümüz beslenme sisteminde doğal gıda alabilmek pek mümkün değil. Aldığımız birçok gıdada katkı maddesi var maalesef. Bunlardan kaçamayacağımıza göre hacmini azaltacağız. Çok fazla tüketmeyeceğiz. Örneğin her gün yarım kilo yemek zorunda değiliz. Her şeyi ölçüsüyle tükettiğiniz sürece içinde kanserojen madde bile olsa size çok fazla zararı olmaz' dedi.'Vücudumuzda kilolarca bakteri var'TGD İkinci Başkanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Hakan Şentürk, dünyada toplumsal refah arttıkça gastrointestinal sistem hastalıkların (reflü, irritabl barsak hastalığı) da arttığını, yeme alışkanlıklarının değişmesi, artan stres, kanserojenlerle temasın çoğalmasının irritabl barsak hastalığı gibi fonksiyonel, pankreas, kolon tümörü gibi organik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığını söyledi. Prof.Dr. Şentürk, Türkiye'de, dünyada uygulanan tüm minimal endoskopik tedavilerin uygulanabilir hale geldiğini de vurguladı.Barsaklarda kilolarca bakteri bulunduğunu ifade eden Prof.Dr. Şentürk, 'Bunların sayıları ve çeşitliliği vücudumuzdaki hücrelerden kat kat fazla. Artık insan kendi hücreleri ve bağırsaklarında bulunan bakterilerle birlikte bir süper organizma olarak kabul ediliyor ve barsak bakterilerinin vücudumuz  kadar önemli olduğu kabul ediliyor. Bağırsak bakterileri çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişmesinde önemli bir faktör olduğu gibi erişkinde de, şişmanlık ve şeker hastalığı gibi metabolik olaylarda önemli bir rol oynuyor. Aynı zamanda bağırsak bakterileri, hassas barsak sendromu ve iltihabi barsak hastalıkları gelişiminde de etkili olabiliyor. Süpermarket tipi beslenme sonucunda bağırsak bakterilerinin çeşitliliğinin azalması çeşitli hastalıklara yol açabiliyor' dedi.'Karaciğer yağlanmasının temel nedeni aşırı beslenme ve egzersiz azlığı'Karaciğer dokusu içindeki yağ oranının sağlıklı koşullarda yüzde 5’ten az olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Şentürk, '9-10 kişiden birinde karaciğer yağlanmasını görüyoruz. Bu oran, yağlanmanın derecesine bağlı olarak yüzde 90’lara kadar çıkabilmektedir. Karaciğer yağlanmasının temel nedeni, çoğunlukla, aşırı beslenme ve egzersiz azlığı, seyrek olarak da yüksek derecede alkol alımı ve genetik hastalıklardır. Alınan yağlar ve şeker yakılarak tüketilmedikleri taktirde karaciğerde yağ birikmesine yol açmaktadırlar. Karaciğerde yağ birikmesinin uzun süre devam etmesi, sertleşme ve sonuçta siroz, karaciğer yetersizliği ve kansere yol açabilmektedir. Toplumda karaciğer yağlanma oranı, son zamanlarda, toplumdaki global şişmanlamanın sonucu olarak, yüzde 15’lere kadar yükselmiştir. Karaciğer yağlanması olan hastalarda, şeker hastalığı, damar sertliği, pankreas ve meme kanseri oranı, yağlanma olmayanlara kıyasla anlamlı olarak yüksektir. Karaciğer yağlanması, toplumda en sık rastlanan karaciğer hastalığının ötesinde, en sık rastlanan hastalıklardan birisi haline gelmiştir. Çoğu zaman sessizdir. Bazen halsizlik, yorgunluk, ve karın sağ üst kısmında şişkinlik, dolgunluk gibi bulgular verebilir' diye konuştu.'Hepatit B ve C virüsü bulaşma yollarına dikkat' Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Necati Örmeci ise, Hepatit B-C virüsü (HCV) dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü (yaklaşık 170 milyon kişi) hepatit B’nin 400 milyon insanı efekte ettiğini belirtti. Prof. Dr. Örmeci, 'Hastalığın en temel bulaş yolu hasta bireylerin kan ve kan ürünlerinin sağlıklı bireylere verilmesidir. Aile içi bulaş özellikle tıraş bıçaklarının, diş fırçalarının yanlışlıkla kullanımına bağlı olarak ortaya çıkar. İyi dezenfekte edilmeyen cihazların tanı veya tedavi amacıyla insanlarda kullanılması bulaşa yol açabilir. Cinsel yolla bulaş yüzde 1’in altındadır. Bağımlılık yapan ilaçların damardan veya kalçadan kullanımı, vücuda uygulanan dövmeler, eşcinsellik, berberler bulaşı kolaylaştıran faktörler olarak bilinir' ifadelerini kullandı.'Çölyak'ın teşhisi geç oluyor'İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim Hastanesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi  Doç. Dr. Emrah Alper de ince bağırsakların gıdaları emen bağırsak kısımlarında vücudun kendi kendine oluşturduğu hasara bağlı olarak gıdaların yeterince emilmemesine 'Çölyak' hastalığı dendiğini belirterek, buğday, yulaf ve arpa içeren gıdaların içindeki gliadın adlı proteinin bağırsakta oluşturduğu alerji olduğunu söyledi. Doç. Dr. Alper, 'Çölyak hastalığı ileri hastaların bağırsaklarında emici yüzeylerde oluşan hasara bağlı olarak emilim kusuru oluştuğunda hastalar kansızdır, belirgin zayıftır, adetleri düzensizdir, geç adet görmeye başlamıştır, bağırsak rahatsızlık hissi mevcuttur. Ancak çölyak hastalarının çoğunda bu kadar ileri düzeyde şikayet olmadığı için teşhis konulamamakta ya da geç aşamada teşhis konulmaktadır. Uzun yıllar kansızlık çeken hastaların bir kısmında aslında çölyak hastalığı nedeniyle oluşan demir emilim eksikliğine bağlı kansızlık mevcuttur. Uzun süredir adet düzensizliği olan kadınların bir kısmında aslında çölyak hastalığı mevcuttur. Büyüme, gelişme geriliği ile beraber yaşından daha geç zamanlarda adet görmeye başlayan ya da adet göremeyen kızlarda mutlaka çölyak hastalığı da akla gelmelidir' dedi.'Buğday ve türevlerinden uzak durmalılar'Çölyak hastalarının hayatları boyunca buğday, arpa, yulaf ve bunlardan üretilen ya da bunlarla temas eden gıdalardan uzak durması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Alper, 'Eğer diyete sıkı uyarsanız şikayetleriniz 1 ayda düzelmeye başlayacaktır. Ancak diyetinizi 1 gün bile bozarsanız tekrar başa dönme riskiniz yüksektir. Ülkemizde artık çölyak hastaları için diyet ürünleri ve gıdalar mevcut. Sağlık Bakanlığı, belediyeler ve çeşitli dernekler bu konuda size gereken yardımı yapabiliyor' şeklinde konuştu.'Akşam yatmadan önce yenilen yemek reflüyü tetikler'Dr. Alper, reflüyü yemek borusunun yanması olarak tanımlayarak, şunları kaydetti: 'Hemen hemen her gün göğüs kafesinizde yanma ve ağrı hissediyorsanız, siz muhtemel reflü (mide asidinin yemek borusuna geri kaçması) hastasısınız. Muhtemelen eskiden beri benzer şikayetleriniz var ve önemsemiyorsunuz. Unutmayın ki mide asidinin yemek borusuna kaçması ve bazen de yemek borusunun alt kısımlarında hasar oluşturması olarak tanımlanan reflü hastalığı yemek borusu kanserine de neden olabiliyor. Sigara kullanmanın, fazla alkol tüketmenin, akşam yatmadan önce yemek yemenin reflüye neden olabildiğini biliyoruz. Hayat standardınızda değişiklikler yaparak, şikayetlerinizde azalma olup olmadığı anlanabilir.''Üç kişiden biri hazımsızlık çekiyor'Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Halil Bahçecioğlu da hazımsızlığı, 'Üst karın orta bölgesinde hissedilen, yemeklerden sonra oluşan ve rahatsız edici dolgunluk hissi, erken doygunluk, ağrı ve yanma hissi yakınmaların olmasıdır. 3 kişiden birinde bu yakınma var. Hazımsızlık nedeni çoğunlukla organik ve yapısal bir bozukluğa bağlı olmaz. Çoğu zaman endoskopi dahil yapılan incelemelerde çok ciddi bir patolojik bulguya rastlanmaz. Mideden beyine gelen uyarıların algılamasında ve yönetilmesinde değişiklik olması, psikososyal faktörler ve midedeki helikobakter pylori enfeksiyonu buna neden olur. Müzmin seyredebilir. Hastalığın selim karakterli olduğu hastaya ifade edilmelidir. Özellikle yağlı gıdalar, çok fazla yemek, çok çeşit yemekte yakınmaların artmasına neden olur' diye konuştu. Hazımsızlık karşısında yapılması gerekenleri ise Prof. Dr. Bahçecioğlu şöyle sıraladı:'Yağlı gıdaların tüketimi azaltılmalıdır. Mide asit salgısını inhibe eden ilaçlar, bazı hastalarda düşük doz antidepressan ilaçlar fayda ediyor. Hazımsızlık nadiren daha ciddi hastalıklara bağlı olabilir. İleri yaşlarda birden bire başlayıp ve devam ediyorsa, açıklanmayan kilo kaybı varsa, ilerleyici yutma güçlüğü varsa, demir eksikliğine bağlı kansızlık varsa, kusma varsa, ailede kanser öyküsü varsa mutlaka tetkik edilmelidir.''Karaciğer olimpiyatları Türkiye'de olacak'Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastoenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve 24. Asya Pasifik Karaciğer Kongresi(APASL 2015) Başkanı Prof. Dr. A. Kadir Dökmeci,  12-15 Mart 2015 tarihleri arasında İstanbul’da, HEBIPA-Hepato Bilio Pankreatoloji Derneği ev sahipliğinde gerçekleştirilecek kongrenin Türkiye’de bugüne kadar karaciğer hastalıkları alanında düzenlenen en büyük bilimsel etkinlik olacağını ve bir ‘olimpiyat’ niteliğinde etkinlik olduğunu kaydetti. Asya Pasifik Karaciğer Derneği’nin (APASL) 3,5 milyardan fazla insanı ilgilendirdiğini dile getiren  Prof. Dr. Dökmeci, 'APASL tarihinde ilk defa, Avrupa’ya köprü olan İstanbul gibi bir merkezde kongresinin düzenlenmesi, sadece Asya-Pasifik bölgesine değil, Avrupa, hatta Amerika kıtasına hitap eden bir etkinlik haline gelmesine imkan vermektedir. Kongre düzenleme kurulu ve bilimsel program kurulu da bu doğrultuda, her 3 kıtayı kucaklayan bir program hazırlamıştır' diye konuştu.T24
Reklam
Britney Spears'ı Sevmek İçin 7 Neden
1. İçimizden Biri 'Evet o Britney Spears. 200 milyondan fazla kayıt satışı, 6 #1 numara albüm sahibi olan. 2 Diamond albüme, 400'den fazla ödüle sahip ve 200 milyon dolardan fazla serveti var ama Starbucks kuyruğunda pijama giymiş halde bekliyor.'Britney Spears diğer starların aksine günlük yaşamında sadelikten yana olan bir sanatçı.Mümkün olduğunca abartıdan kaçınan Britney'i Starbucks kuyruğunda pijama veya eşofmanlarıyla görmek mümkün.Britney bu yönüyle ilgili bir röportajında 'Ben oldukça normalim, bilirsin!Herkes gibiyim, herkesinki gibi olan sıradan bir günü severim.' demiştir.
Ebola'da Son Üç Günde 1.250'yi Aşkın Ölüm!
Eboladan yaşamını yitirenlerin sayısındaki ani artışının birçok ölüm vakasının kayıtlara geçmemiş olmasından kaynaklandığı sanılıyorBatı Afrika’da yayılmaya devam eden ebola virüsünden ölümlerin sayısı her geçen gün artıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, sadece Çarşamba gününden bu yana bin 250’yi aşkın kişi yaşamını yitirdi.WHO tarafından yayınlanan son ebola bilançosunda, çoğunluğu Liberya, Sierra Leone ve Gine’de olmak üzere 16 bin 169 kişinin ebola virüsüne yakalandığı, bu kişilerden 6 bin 928’inin ise yaşamını yitirdiği kaydedildi. WHO, Çarşamba günü açıklanan son verilere göre, bin 250’yi aşkın kişinin daha hayatını kaybettiğine dikkat çekti.WHO tarafından Çarşamba günü açıklanan bir önceki rapora göre, Liberya, Sierra Leone ve Gine’de ebola virüsüne yakalananların sayısı 15 bin 935, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 5 bin 674 olarak verilmişti.Eboladan yaşamını yitirenlerin sayısının iki gün içerisinde ani artışının birçok ölüm vakasının kayıtlara geçmemiş olmasından kaynaklandığı sanılıyor.1976’dan bu yana Afrika’da görülen en ölümcül ebola salgını bu yıl görülüyor. Mart ayında Batı Afrika’da yayılmaya başladığı tespit edilen ebola salgınının ilk kurbanının Gine’de geçtiğimiz Aralık ayında yaşamını yitiren 2 aylık bir bebek olduğu tahmin ediliyor.Ebolanın henüz kesin bir tedavisi bulunmazken, virüsün bulaştığı kişilerin yüzde 50 ila 60 kadarının ölebileceği varsayılıyor. Şimdiye kadar yaşamını yitirenler arasında Batı Afrika’daki salgınla mücadele eden yüzlerce sağlık ve insani yardım görevlisi de bulunuyor.Demokrat Haber
Reklam
Neden Esneriz?
Esnemek 2000 yıldır bilim insanlarının kafasını kurcalayan bir mesele. Bu konudaki yeni bir teori, tartışmalara son verebilecek mi?Yorgunluk, sıkılma ya da bir başkasını esnerken görmek esneme nedenleri arasında sayılıyor. Peki, esneme vücudumuzda nasıl bir işlev görüyor?Bu konudaki araştırmalarıyla bilinen Maryland Üniversitesi’nden psikolog Robert Provine 1980’lerde çalışmalarına ilk başladığında esnemeyi “hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz en yaygın insan davranışı” olarak tarif ediyordu. Aradan geçen 30 yılda belki bir yanıta daha çok yaklaştık; ama uzmanlar arasındaki görüş ayrılığı devam ediyor.Esnemeyle ilgili ilk araştırmayı 2500 yıl önce Yunan doktor Hipokrat yapmış ve esnemenin özellikle ateşli bir hastalık sırasında vücuttaki kötü havayı temizlemeye yardımcı olduğu sonucuna varmıştı. Bu görüş 19. yüzyıla kadar hakimiyetini korudu. Bu yüzyılda artık bilim insanları esnemenin nefes almaya yardımcı olduğu, vücuttan karbondioksitin atılıp kana daha çok oksijen girmesini sağladığına inanıyordu. Provine ise gönüllü deneklerine çeşitli gaz karışımları soluttuğunda bir değişiklik görmedi.Birçok teori daha çok esnemenin ilginç olan bulaşıcı özelliği üzerinde duruyordu. Provine, “Karşılarında biri esnediğinde insanların yüzde 50’sinin de esneyerek karşılık verdiğini” belirtiyor. “Öyle bulaşıcı ki birinin esnediğini görmek, duymak, hatta sadece bu konuda okumak bile esneme eylemini tetiklemeye yetiyor,” diyor.Bu özelliğinden dolayı bazı uzmanlar esnemenin ilkel bir iletişim biçimi olup olmadığını merak etmeye başladı. Eğer öyle ise esneyerek ne anlatılmak isteniyordu? Genellikle yorgun olduğumuzda esnediğimiz için bazıları bu yolla herkesin biyolojik saatini aynı ayara getirme işlevi görüyor olabileceğini iddia etti. Bern Üniversitesi’nden Christian Hess de bu fikirde: “Esnemenin bir sosyal grubun davranışlarını eşzamanlı kılma, örneğin herkesin aynı zamanda uyumasını sağlama gibi bir sinyal işlevi olabilir,” diyor. Böylece ertesi gün grup üyeleri çok daha verimli çalışabilir.Fakat stresli olduğumuz zaman da esneriz. Atletler yarış öncesi, müzisyenler konser öncesi bol bol esner. Bu nedenle Provine da dahil olmak üzere birçok uzman esnemenin beyni canlandırıcı bir işlevi olduğuna, uyku çöktüğünde uyanıklığı, dikkat dağıldığında yeniden toplanmasını sağladığına inanıyor. Grup içinde yayılmasıyla da herkeste aynı dikkat seviyesinin gelişmesi, böylece örneğin herhangi bir tehlikeye karşı daha uyanık hale gelmeleri mümkün oluyor. Fransız araştırmacı Olivier Walusiski ise beyin etrafında omurilik sıvısının pompalanması yoluyla sinir hücrelerinin daha aktif hale geldiği görüşünde.Yakın zamanda ise bütün bu fikir ayrılıkları ve kafa karışıklığına son verme umuduyla New York Üniversitesi’nden Andrew Gallup yeni bir teori geliştirdi. Gallup’a göre esneme yoluyla aslında beynimizi aşırı ısınmaktan koruyoruz. Çenenin şiddetle açılması kanın kafatasında dolaşımını sağlayarak aşırı ısıyı dağıtıyor, esneme sırasında alınan derin nefesle sinüs boşluklarına dolan hava ise beyni serinletiyor.Gallup bu teoriyi sınamak için insanları farklı sıcaklıklarda esnerken inceledi. Normal koşullarda insanların yüzde 48’i esnemiş, fakat deneklerden kafalarına soğuk bir bez bastırmaları istendiğinde bu oran yüzde 9’a düşmüştü. Daha etkili olan şey ise burundan solumaktı. Bu yolla beyin soğuyor, esneme isteği ortadan kalkıyordu.Bu teoriyi destekleyen bir gelişme oldu. Gallup araştırmalarını yayımladıktan kısa bir süre sonra, bazen bir saat süreyle esneme krizine giren iki kadın ona başvurmuştu. Kadınlardan biri çare olarak kendisini soğuk su dolu küvete attığını söylüyordu. Gallup onlardan, esneme krizi gelmeden önce ve sonra ağızlarına bir termometre koyup vücut ısılarını ölçmelerini istedi. Ölçümler, esnemeden önce vücut ısısında az bir yükselme olduğunu ve ısı tekrar 37 dereceye düşünceye kadar esnemenin devam ettiğini gösterdi.Vücut ısımız uykudan önce ve sonra biraz yükselir. Bu durum o anlarda neden esnediğimizin açıklaması olabilir. Beyni biraz serinletmek dikkatimizi daha fazla yoğunlaştırmamızı sağlayabilir. Sıkılıp dikkatimiz dağıldığında bu nedenle esniyor olabiliriz.Fakat Gallup’un teorisi bu konuda araştırma yapan herkesi tatmin etmedi. Bazıları onun yeterli deneysel veri sunmadığını, bazıları doğrudan insan beyninin ısısını ölçmediğini iddia ediyor. Provine ise bu teoriye daha olumlu bakanlardan.Fakat Gallup’un teorisi bazı şeyleri açıklasa da hala yanıtlanmayı bekleyen başka sorular da var. Örneğin anne karnındaki fetüs neden esniyor olabilir? Provine bebeklerde esnemenin yetişkinlerden daha önemli rol oynadığına, akciğerlerinin gelişimine yardımcı olduğuna inanıyor.Provine ayrıca esnemenin hapşırma ve seks ile de paralellikler gösterdiğini, her birinin bir tırmanma ve sonunda rahatlama durumu içerdiğini, bir kere başlandı mı sonuna vardırma güdüsü taşıdığını ve bunlar arasında sinir hücrelerinin işleyişi bakımından ortak bir yan olabileceğini belirtiyor.Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future ’da okuyabilirsiniz.Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz .
Dövme Kanser Yapar mı?
Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahinin işlerinden birisi de cilt kanserleridir. En sık görülen cilt kanserleri  arasında bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom ve malign melanom sayılabilir. Risk grubu ise Beyaz tenli renkli gözlü insanlardır. Çevresel faktörler ise toplam güneşe maruz kalma süresidir. Vücutta kansere dönüşebilecek cilt lezyonlarıda risk faktörleri arasında sayılabilirDövme cilt kanseri yapar mı?Ben dövme üzerinde gelişmiş cilt kanseri görmedim. Gördüğümüz cilt kanserleri uzun yıllar güneş altında çalışan açık tenli insanlardı. Bilimsel literatüre bakmak için Pubmed i açtım. Dövme cilt kanseri arasındaki ilişkiyi araştıran makaleleri inceledim. Dövme üzerinden cilt kanseri gelişmesinin bilimsel değeri vardır ve yayın olarak bilimsel dergilerde kabul görür.Dövmenin ne kadar yaygın olduğunu söylememe sanırım gerek yok. Cilt kanserleri de sık görülen kanserler arasındadır. 2012 yılına kadar 50 dövme üzerinde gelişmiş cilt kanseri bildirilmiş (Kluger N. 2012) Dövmeye siyasi yada dini olarak karşıysanız, bu yayınlar yeterli argüman oluşturur.Bilim istatistik ile konuşur. Bilimsel gerçeklikten bahsedebilmek için İstatistiksel olarak anlamlı olması gerekir. Milyonlarca dövmeden 50  cilt kanseri gelişmesi İstatistiksel olarak yeterli kabul edilmez. Kluger ve arkadaşları cilt kanseri ve dövme arasındaki ilişkiyi  tesadüfi olarak değerlendirmişlerdir.Cilt kanseri ile sebep sonuç ilişkisi ancak ultraviole ışınları ile kurulabilir.Dövmenin bazı siyasi görüşler tarafından hoş karşılanmaması sonucu kanser yapar diyenlere, her siyasi görüş tarafından yaygın kullanılan kaş konturunun da bir dövme olduğunu da belirtmek gerekiyor.Dövme kanser yapar mı?- Bilimsel olarak hayırGüzel bir hafta dilerim.Dr. Barış Çakır
Hamilelikte Spor Yapanların Normal Doğum Şansı Yüzde 58 Daha Fazla
9 aylık hamilelik sürecinde anne adaylarını birtakım fizyolojik değişiklikler bekliyor.İlk 3 ay yaşanan bulantı ve kusmalar 20. haftadan itibaren beliren karın büyümesiyle gelişen bel ve kasık ağrıları, bunlara sadece birer örnek. Oysa sağlıklı spor ve düzenli beslenmeyle bu sorunları aşmak mümkün.Fransız dermokozmetik markası Lierac’ın anne adayları için verdiği eğitimde konuşan Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Faruk Onur Başeğmez, sporun hamileler için faydalarını anlattı.1- DAHA AZ KİLO Yapılan araştırmalara göre spor yapan anne adayları yapmayanlar göre 7 kilo daha az kilo alıyor.2-DAHA KOLAY DOĞUM Kuvvetli karın kasları ve güçlü pelvik taban sayesinde normal doğumdaki ağrılara annenin itici gücü de eklenince rahat normal doğum kaçınılmaz hale geliyor. Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre spor yapan kadınlarda yapmayanlara oranla normal doğum oranı yüzde 58 daha fazla.3-DAHA DÜŞÜK DİYABET RİSKİ 28-40 haftası arası rastlanan ani bebek ölümü, yüksek doğum ağırlığı gibi riskler taşıyan gebelik şekeri (gestasyonel diyabet) riski spor yapanlarda yüzde 27 daha az.4-DAHA AZ KABIZLIK Anne adayları gebelik boyunca östrojen hormonunun yükselmesi nedeniyle kabızlık ve buna bağlı gelişen hemoroitlerden şikâyet eder. Düzenli yapılan egzersiz ve sıvı tüketimi bu şikâyetleri büyük ölçüde azaltmaktadır.5- DAHA ÇOK ENERJİ DAHA YÜKSEK MORAL Gebelik boyunca çizgi film izlerken ağlayan anne adayları sıkça görülür. Düzenli yapılan spor anne adaylarının psikolojisi üzerinde olumlu etki yapar.6- DAHA AZ SEZERYAN Düzenli yapılan yoga, pilates ve esneme egzersizleri pelvik tabanı, relaksin denilen bir hormon aracılığıyla gevşetir ve bu sayede sezaryen doğum olasılığı azalır.7-DAHA AZ ÖDEM Hamileliğin son döneminde vücutta dolaşımda gelişen bir takım hormonal etkilerden dolayı bacak şişmeleri görülür. Düzenli egzersiz ile bu durum önlenebilir.8- DAHA RAHAT UYKU Gebeliğin son döneminde gelişen uykusuzluk için de düzenli spor birebir.9-DAHA FİT BİR GÖRÜNTÜ Gebelikte artan kilolar, karın kaslarının ayrılması (diastesis rekti) , şişen bacaklar tüm bunlar görsel anlamda anne adaylarını mutsuz eder. Düzenli egzersiz bu durumların gelişmesini engeller.HANGİ TİP EGZERSİZ?Egzersiz seçiminde hamileleri hamilelik öncesi spor yapan ve yapmayan anne adayları olmak üzere 2 gruba ayırmak gerekir. Yapılan çalışmalar gebelik öncesi aktif spor hayatı olan kişilerin gebeliğinde var olan bir risk olmadığı sürece rutin aktivitelerine devam etmesinde bir sakınca olmadığı yönündedir.Gebelik döneminde spor yapmaya başlayacak anne adayları ise yürüyüş, yüzme, gebelik pilates, fitness ve yoga yapabilir. Ancak tüm bunlar konusunda deneyimli kişisel antrenör takibinde yapılmalıdır. Çünkü bütün bu antrenmanlar için gebeliğe özel durumlar ve hareketler olacaktır.
Reklam