Açık Alanda Sigara Yasakları Başlıyor
Sağlık Bakanlığı 2015-2018 Tütünle Mücadele Eylem Planı'na açık havada sigara yasaklarıyla başladı. Bakan Mehmet Müezzinoğlu'nun imzasıyla önceki gün illere gönderilen genelgede, çocukların faydalandığı tüm açık alanlarda, yürüyüş yollarında, vatandaşların spor yaptığı aletli egzersiz alanlarında sigara içilemeyecek. Havaalanı, otobüs terminali, tren garı, alışveriş merkezi, sinema, tiyatro, sağlık kurum ve kuruluşu gibi insanların yoğun olduğu yerlerin giriş kapılarına asgari 5 metre mesafede olacak şekilde sigara tüketilemeyecek. Kamu kurum ve kuruluşlarının açık alanlarının sadece yüzde 30'unda sigara içmeye izin verilecek. Aynı kurumlarda sigara içme alanları giriş kapısının 10 metre uzağında olacak. Denetim için her türlü personel ve lojistik destek sağlanacak. Kapalı alanda sigara içilmesine hiçbir şekilde müsaade edilmeyecek. Kamu kurumlarında iyasağa uymayanlara idari işlem uygulanacak. Üniversitelerde sadece belirli alanlarında sigara içimine izin verilecek. Kamu kurum ve kuruluşlarında halk sağlığı müdürlüklerince koordineli olarak sigara bırakma kampanyaları düzenlenecek. Sigara bırakmanın teşvik edilmesi ve çalışanlarının hiçbirinin sigara içmediği işyerlerinin özendirilmesine çalışılacak.Sabah
Görme Engellilerin Gördüğü Tamamen Karanlık Mıdır?
Genelde görme engellilerin tam bir karanlık deneyimledikleri varsayılır. Ama benim kişisel deneyimim bu varsayımdan oldukça uzak.Görme engelli birinin şimdi kuracağım cümleyi kurması garip gelecek bunu biliyorum. Ama insanlar bana en çok neyi görmeyi özlediğimi sorduklarında, cevabım 'karanlığı' oluyor.Açıklamama izin verin. Ben görme yeteneğini tamamıyle yitirmiş az sayıda insandan biriyim. Tamamen körüm. Tamamen.Görme yetimi 31 sene önce, yanlış yapılmış bir ameliyat neticesinde kaybettim ve görme engelli olduğumu belgeleyen kağıtta hiç bir şekilde ışığı algılayamaz yazıyor.Işığın ortadan kalktığı bir durumda yapılacak olan mantıksal varsayım, kişinin tamamen karanlıkta kalacağıdır. Eğer yorganın altına girerseniz, hiçbirşey göremezsiniz. Gözlerinizi kaparsanız herşey siyaha döner. O zaman kör, eşittir siyah? Mantıklı geliyor değil mi? Değil.Her ne kadar gözlerimle beynimin bağlantısı kesilmiş de olsa, dünyam siyaha dönüşmüş gibi değil.Körlük ve karanlıkla ilgili tüm metaforlar, benzerlikler ve edebiyatın bitmesi gerek aslında. Gördüğüm şey karanlık değil çünkü. Hatta tam tersi.Peki, 3 boyutlu teknikolor görüş kaybolduğunda yerine ne gelir? Cevap, en azından benim durumumda, ışık. Çok fazla ışık. Parlak, rengarenk, sürekli değişen ve sıklıkla dikkat dağıtan, ışık.Nasıl anlatsam. Denemeye çalışayım. Şu anda koyu kahverengi bir zemin üzerine, önde ve merkezde turkuaz ışıldamalar var. Hatta şu anda yeşile dönüştü. Şu anda üzerinde sarı benekler olan parlak maviye ve tüm manzarayı kaplama tehlikesi gösteren turuncu da var.Görüşümün geri kalan kısmında ezilmiş geometrik şekiller, karalamalar ve bulutlar ve ben tarif edemeden değişiyorlar. Bir saat sonra gelin, bambaşka olacaklar.Tüm bu dağınıklıktan kaçmak için gözlerimi kapatsam, birşey değişmiyor. Hiç gitmiyorlar.Karanlığa yakın olan o zamanları özlüyorum. Gece dışarıda yürümek ve sokak lambalarına bakmak, ateş yanan bir odadaki gölgeler, ya da gece vakti babamın arabasının arka koltuğunda eve giderken karanlık sokaklardaki kedilerin gözlerini yakalamak.Kafamın içine yerleşmiş olan havai fişek gösterisi hiç bitmediği için, bu yaşadıklarıma bir tür görsel kulak çınlaması diyorum.Kör olduğumda gözlerimin önündeki bu parlak renk cümbüşünün gözlerimin tekrar görmeye başlama çabası olduğunu düşünmüştüm. Bu bana umut vermişti ve bu duruma hayran oluyordum. Oturup izliyordum onları. Şimdi ise biliyorum ki beynim, kendisine iletilen herhangi bir resim olmadığı için kendisi resimler üretiyor.Görmeyen diğer insanların da benimkine benzer şeyler görüp görmediğini merak ediyorum.BBC Türkçe
'Şiddet Önce Aileden Öğreniliyor'
OMÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hatice Özyıldız Güz, şiddetin biyolojik nedenleri arasında testosteron adı verilen erkeklik hormonlarının etkisi, seratonin adı verilen beyin düzenleyicilerde değişiklikler veya beyin dalgalarında bozulma gibi bir çok etken olduğunu söyledi. Prof. Dr. Güz, şizofreni, manik atak gibi bazı akıl hastalıkları ile antisosyal kişilik bozukluğunun psikiyatrik hastalıklara bağlı şiddet nedenlerinin başında geldiğini dile getirdi.ŞİDDET ÖNCE AİLEDEN ÖĞRENİLİYORAynı zamanda şiddetin öğrenilen bir davranış olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Güz, 'En önemli öğrenme kaynağı ise, şiddeti uygulayan kişinin kendi ailesidir. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde, aile içi şiddetin uygulandığı bir ortamda yetişenlerin, şiddet gösterme eğilimine sahip oldukları görülmüştür. Ayrıca şiddetin, toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısı olarak kabul edilmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması da sosyal bir neden olarak kabul edilmektedir. Bu açıdan bakıldığında bazı toplumlarda şiddetin daha fazla özellikle kadına yönelik şiddetin daha çok olduğu görülmektedir. 'Kızını dövmeyen dizini döver' atasözü ise bizim toplumumuzda kadının niye şiddete uğradığı gösteren basit bir söz gibi gözükse de ardında yerleşmiş inançları olan bir sözdür' diye konuştu.ŞİDDET ERKEKLERDE DAHA FAZLAProf. Dr. Güz, toplumların sahip oldukları iletişim becerilerinin yetersizliği, duygu ve düşüncelerin kışkırtıcı biçimlerde ifade edilmesi alışkanlığı, bilinçsizce yapılan suçlamalar, hatalı namus ve ahlak anlayışları da şiddetin sosyal nedenleri arasında sayılabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Güz, 'Yoksulluk, hayat karşısında şanssız olmak, beklentilerin ve kazanılmış niteliklerin yoksunluğu gibi sosyo-ekonomik baskı unsurları da şiddet uygulamasına neden olabilir. Şiddetin türleri arasında kadına yönelik, çocuğa, yaşlılara yönelik şiddet aile içi şiddet olduğu gibi, intihar da kişinin kendine yönelik şiddetidir. Her bireyin kontrol altına almayı öğrenmesi gereken dürtülerin başında şiddet ve saldırganlık gelir. En başta engellenme olmak üzere günlük yaşamda karşılaşılan sorunlar, iletişim kuramama ve çatışmalar öfke ve şiddete yol açar. Erkeklerde daha sık olmasının nedeni hormonların yanı sıra yanlış çevre koşulları ve yanlış öğrenmelerdir' diyerek şöyle devam etti:'Küçük erkek çocuklarına tabanca alınması, boks oyunun önde olması, günümüzde bilgisayar oyunlarında yoğun miktarda savaş ve dövüş olması nedenler arasındadır. Yanlış modellerin yanı sıra disiplin eksikliği, bağlanma sorunları da çocukların şiddete meyilli olmasına neden olmaktadır. Aslında şiddet kendine güvensizliğin bir göstergesidir.'
Çay Kemikleri Güçlendiriyor
Osteoporoz adı verilen ve yaşı ilerlemiş insanlarda görülen kemik kaybı ve zayıflaması olarak tanımlanan hastalığa karşı siyah çay içmenin faydalı olduğu söylendi.Osaka Üniversitesi’nde yapılan ve Keizo Nishikawa tarafından yönetilen araştırmada siyah çayda theaflavin-3 denilen bir antioksidant maddenin kemik dokusuna zarar veren metiltransferas adlı enzimi yok ettiği ve bu şekilde kemiklerin dokusunun güçlü kaldığı tespit edildi.Japon bilimadamlarının açıklamasına göre fark edilebilir bir gelişme meydana gelmesi için 60 kilo olan bir yetişkinin kemik dokusunu güçlendirmek için üç gün içerisinde 60 fincan çay içmesi gerekiyor.
Göbek Deliği Yağı ile Yüze Gençlik Aşısı!
Son yıllarda özellikle kök hücreden zengin yağ hücresi uygulamaları anti aging tedaviler arasında en çok tercih edilen yöntemler oldu belirtildi. Nanofat uygulaması adı verilen yeni yöntem, göbek deliği çevresi, kasık içi ve diz içi yağlarından elde ediliyor. Özellikle göz kapağı çevresi için iddialı bir estetik yöntem olduğu belirtilen Nanofat uygulamasına yönelik bilinmeyenleri Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar anlattı. Prof. Dr. Karacalar, 2001 yılında yağ hücrelerinin çok önemli bir kök hücre kaynağı olduğunun saptandığını belirtirken, şunları söyledi:'O yıla kadar yapılan ve etkili olan makrofat yağ hücre transferleri bu gelişmenin ardından değişmeye başladı. Yağ hücreleri kök hücrece zenginleştirilerek verilmesi etki süresini uzatırken tamir gücünü de artırdı. Kemik iliğinden elde edilmesi daha zor olan kök hücreler yağ dokusundan kolayca ve neredeyse aynı miktarda kemik iliğinin 1000 katı kadar elde edilmeye başlandı. Kök hücreden zengin yağ hücresi uygulamaları mikrofat yağ enjeksiyonu özellikle yüz gençleştirmede yüzün genelinde oranları sağlamada, volumetrik yüz germede, doku kalitesini arttırmada etkili oldu. Ancak cildin en üst tabakası, göz çevresi, boyun ve üst dudak gibi bölgelerde uygulama yetersiz kaldı. Nanofat uygulamasının gelişmesi ile daha önce hücre yapılamayan bölge ve katmanlara da hücre verilmeye başlandı. Öncelikle ince bir kanülle lokal anestezi altında yağ hücreleri elde ediliyor. Diz içi, kasık içi ve göbek deliği çevresi nanofat için en ideal bölgelerdir. Elde edilen yağ hücreleri özel bazı aparatlar ile emülsifakasyon işlemine tabi tutuluyor ve nanofat adı verilen karışıma dönüştürülüyor.'CANLANDIRMA, GERME VE LEKE AZALTMA AYNI ANDANanofat uygulamasının etkilerinin 1-3 ay arası başladığını belirten Prof. Dr. Ahmet Karacalar, 'Cildi canlandırıcı, lekelerin azaltılması ve germe etkileri vardır. Çok ince iğnelerle cildin üst tabaka kırışıklıklarına, hasar görmüş, incelmiş ve kalitesi azalmış her deri bölümüne, göz kapağı derisine, boyun derisine enjekte ediliyor. Bilimsel çalışmalar nanofat içerisinde yağ hücresinin kalmadığını ve temel olarak kök hücreden oluştuğunu göstermiştir. Nanofat içerisinde bulunan sitokin adı verilen maddenin growth faktör açığa çıkmasına neden olan bir süreci başlattığı ve bununda hasarlı dokunun tamiri için önemli olduğunu göstermiştir. Kişide hacim kaybı varsa, kök hücreden zengin mikrofat yöntemi ile birlikte kullanılması uygundur. Yüz germe gibi operasyonlara da eklenebilir. Yüz gençleştirme işlemlerinde bütünü bozmamak için her tabakaya yönelik işlemlerin eklenmesinde yarar var' dedi.
Manyas Kuş Cenneti 'Ekolojik Krize Sürükleniyor'
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Manyas Kuş Cenneti’ne 8 kilometre mesafedeki arazilere çok sayıda sanayi tesisi kurulmasına vize verdi. Çevre Mühendisleri Odası'ndan Bozoğlu, “Ekolojik krize sürükleniyoruz” dediÇanakkale’nin kuzey kıyı bandında, Akdeniz foklarının yaşam alanında yüzlerce ithal kömürle çalışan termik santral yapımına izin verdiği için çevre örgütlerini ayağa kaldıran Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100 bin Ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın, Manyas Kuş Cenneti’ni de tehdit ettiği ortaya çıktı. Evin Demirtaş'ın Milliyet'te yer alan haberine göre, tartışmalı Çevre Düzeni Planı, Manyas Kuş Cenneti’ne kuş uçuşu 8 kilometre mesafedeki 1. derece tarım arazilerine çok sayıda sanayi tesisi kurulmasına izin verdi.‘Mahkemeye taşıyacağız’Milliyet’e konuşan Çevre Mühendisleri Odası Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Başkanı Baran Bozoğlu, planı mahkemeye taşıyacaklarını belirterek, şunları kaydetti:“Manyas Kuş Cenneti’nin nesli tükenmekte olan kuşları, büyük risk altında. Kuş göç yolu üzerinde bulunan bu bölge, sanayiye açılamaz. Kurulacak sanayi tesislerinin atık suları arıtılsa bile Marmara Denizi, kirlenecek. Ekolojik krize sürükleniyoruz. Nerede ender bulunan bir kuş popülasyonu var oralara projeler yapılıyor. Artık kuşlarla problemli olduklarını düşüneceğim. Buraya nasıl bir sanayinin yapılacağı alt ölçekli planda belli olacak. Demir-çelik fabrikası, kimyevi tesis, termik santral, doğalgaz çevrim santrali, hatta gizliden nükleer tesis de planlanıyor olabilir.‘Göç başlayacak, nüfus artacak’İster istemez denizin kenarına liman yapacaklar. Oysa Marmara Denizi zaten çok hassas. Bazı yerlerinde 30-50 metrenin altında hayat yok. Balıkların yaşam alanında ciddi değişiklik olacak. Bölge, sanayiye açılınca göç başlayacak ve nüfus artacak. Yeşil alanlar, yapılaşmaya açılacak. Bölgeye ilişkin TÜBİTAK Havza Eylem Planı ve Marmara Denizi Mastır Planı birbiriyle uyumlu değil. Bölgede olabilecek etkiyi baştan analiz etmek için mutlaka Stratejik Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) hazırlanmalı. Stratejik ÇED, Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik taahhütlerimiz arasında, ama Bakanlık, 10 yıldır yönetmelik taslağı olarak bekletiyor. Bölge sanayiye açıldıktan sonra Stratejik ÇED’i hazırlasanız bile iş işten geçer. Bu plan ile Kocaeli Dilovası’ndan daha büyük bir sanayi bölgesi kurmak istiyorlar. Bu, bölgede kanser patlaması anlamına gelir.”Antik kent de tehdit altındaUluslararası Ramsar Sözleşmesi’ne göre koruma altına alınan Manyas Kuş Cenneti, 260 türden 3 milyon göçmen kuşa ev sahipliği yapıyor. Manyas Kuş Cenneti, yazın göç yolunda mola veren ve kuluçkaya yatan gri balıkçıl, kaşıkçı, yaban ördeği, arı kuşu, kukumav, karabatak, atmaca, şahin, çeltikçi, saka ve peçeli baykuşları, kışın ise Kuzey Avrupa ülkelerinden Afrika’ya göç eden binlerce pelikan ve flamingoyu ağırlıyor. Çevre Düzeni Planı, kuleden çıplak gözle ve kapalı devre televizyon sistemi ile ilgiyle izlenen kuşların görsel şöleni ile antik kentleri, temiz denizi ve kumsalı ile önemli bir turizm merkezi olan Erdek’i tehdit ediyor.
Reklam
'Olağanüstü Grip Salgını Yok'
Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, Avrupa'daki grip salgınına ilişkin, 'Şu anda olağanüstü bir salgın, kamuoyunu teyakkuza geçirecek bir durum söz konusu değil' dedi.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Mövenpick Otel'de düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Yönlendirme Komitesi Toplantısı'nın kapanış oturumunun ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını cevapladı.Bir gazetecinin 'Avrupa'da bir grip salgını var. Türkiye'de de var mı şu anda? Bilim Kurulu'nun toplanacağı söylendi' sorusu üzerine Müezzinoğlu, grip salgını açısından kasım, aralık, ocak ve hatta şubat aylarının, diğer yıllardaki aynı dönemlere göre oldukça sakin ve sorunsuz atlatıldığını söyledi.Mehmet Müezzinoğlu, son 10 gündür hekimlerin grip vakalarıyla karşılaştıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:'Birkaç ciddi seyreden vakamız var. Ama şu anda olağanüstü bir salgın durumu söz konusu değil. Bilim Kurulumuz da gerek Fransa'da gerek Almanya'da, Avrupa'daki gidişatı gözlemliyor. Şu anda olağanüstü kamuoyunu teyakkuza geçirecek bir durum söz konusu değil. Özellikle çocuklarımıza, tüm topluma hijyen, özellikle el temizliğine daha çok dikkat etmelerini, diğer taraftan bol sulu gıda almalarını, bir de aşarı yoğunluk ve yorgunluktan uzak durmalarını tavsiye ediyoruz.''Sınırlarda bir sıkıntı var mı?' şeklindeki soruya Müezzinoğlu, 'Sınırlarda virüsü kontrol edecek halimiz yok. Neticede virüs pasaportlu gelmiyor' karşılığını verdi.'Hastanelerin ruhsat alma ve planlamaya uymak gibi sorumlulukları var'Bakan Müezzinoğlu, LÖSEV'e ilişkin bir soru üzerine, 'LÖSEV ile ilgili daha fazla konuşmak istemiyorum. Neticede Türkiye'de tüm özel, vakıf hastaneleri Sağlık Bakanlığı'ndan ruhsat alma ve planlamaya uymak gibi bir görevi ve sorumluluğu var. O zaman Sağlık Bakanlığı'nın bir anlamı olmaz. Ruhsatlandırma gibi bir yetki Bakanlıkta ise Türkiye'ni,n 78 milyonun sağlığından sorumlu olarak Sağlık Bakanlığı varsa herkes Sağlık Bakanlığı'nın planlamalarına uymak zorunda' ifadelerini kullandı.LÖSEV yönetiminin baştan Sağlık Bakanlığı'na yaptığı müracaatın arkasında durması gerektiğini dile getiren Müezzinoğlu, yapılan müracaatın karşılığının verildiğini aktardı.Müezzinoğlu, bir gazetecinin, 'LÖSEV Başkanı'nın 'Cumhurbaşkanı, Başbakan izin ver' der şeklinde bir değerlendirmesi var. Neler düşünüyorsunuz?' şeklindeki soruyu şöyle yanıtladı:'Demokratik ülkelerde, Türkiye'de, hukuk devletlerinde farklı makamları bu işlerin aracı yapmak doğru değil. Burada bir lösemili çocuklarımız bu anlamda kullanılıyor. İki, aileleri kullanılıyor. Ondan sonra diğer makamlar kullanılmaya çalışılıyor. Kamuoyu baskısı yapılarak kullanılmaya çalışılıyor. Ülkemizde (her yıl) 900 lösemili çocuğumuz var, LÖSEV 40 çocuğumuzu tedavisi yapıyor. Bu anlamda onların bu çocukları tedavi etmelerinden dolayı teşekkür ediyoruz.'Bakan Müezzinoğlu, Sağlık Bakanlığı olarak Türkiye'nin her köşesindeki lösemili çocukları düşünmek zorunda olduklarını vurgulayarak, 'Bu ülkenin toplam 161 çocuk hematoloğu ve onkoloğu var. Biz bunları planlamak durumundayız. Dolayısıyla bu planlamaya da LÖSEV ya da bir başkası uymak durumunda' değerlendirmesinde bulundu.Bir gazetecinin 'Kamuoyunda estirilmeye çalışılan sanki bir hayır kurumunun önü kesiliyormuş algısında, rantın gizlenme amacı olabilir mi?' şeklinde sorusuna Müezzinoğlu, şu karşılığı verdi:'Onu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Herhangi bir özel sektör, vakıf ya da dernek bir sağlık kuruluşu açacak ise bu planlamalarına uymak durumunda ve ruhsat alma durumunda. Bu planlamalarla ilgili bize 2-3 yıl önce yaptıkları taleplere biz cevap vermişiz. 50 yataklı. Sonra bizim ihtiyacımız daha çok demişler, 100 yatağa izin vermişiz. Ama biz binayı 400 yatak yaptık denirse bu olmaz. Dolayısıyla demokratik ülkelerde, bu şekilde bir algı operasyonunu doğru bulmuyorum.''Kürtaj tıbbi bir karardır'Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, 'İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi'ndeki kürtaj iznine ilişkin neler söyleyeceksiniz' şeklindeki soru üzerine, şunları kaydetti:'Kürtajla ilgili karar, idari bir karar değildir. Dolayısıyla Sağlık Bakanı'nı veya yöneticilerinin vereceği bir karar değildir. Bu tıbbı bir karardır. Hekim veya konsey karar verir. Dolayısıyla burada hekim arkadaşımız gerekli takipleri yaptıktan sonra bir izin konusunda tıbbi endikasyon konusunda bir şey varsa bunu bilim kuruluna götürür ve o da karar verir. Buralarda yanlış kararlar verildiyse ya da uygulamalar yapıldıysa biz idari veya mesleki inceleme başlatırız. Burada da öyle bir şey söz konusu değil.'AA
Gölgede Bile Cilt Kanseri Olma Riski Var!
Güneşin altında zaman geçirdikten sonra, şemsiyenin gölgesine çekilmek ani bir serinleme hissine yol açabilir. Fakat, yeni yapılan bir araştırmaya göre deri hücreleri güneşe belirli bir süre maruz kaldıktan sonra tamamen karanlık bir ortama geçilse dahi, ultraviyole ışınları tarafından uyarılan moleküller yüzünden güneşin, deri DNA’sı üzerine zararlı etkileri saatlerce devam ediyor.Güneşten gelen ultraviyole ışınlar deri hücreleriyle temas ettiğinde, radyasyon genlere zarar verir ve bu da DNA’nın yapı blokları arasında ekstra kimyasal bağların oluşmasına yol açar. Zaman geçtikçe bu genetik değişiklikler cilt kanserine yani ”melanom”a yol açabilir. Fakat, Yale Üniversitesinden radyoloji araştırmacısı Douglas Brash’ın sayesinde bu konu hakkında bildiklerimize yeni bir şey daha eklendi. Güneş kaynaklı genetik değişikliklerin zamanlamasını inceleyen Brash, DNA içerisinde oluşan ekstra bağların oluşumunun güneş ışınlarından uzaklaştıktan sonra da devam ettiğini fark etti. Hatta öyle ki, güneş ışığına maruz kaldıktan 3 saat sonraya kadar bile DNA’da olan hasarlar artmaya devam ediyordu.Araştırmanın bulgularına göre, ultraviyole ışınların zararlarının kalıcılığı, deriye rengini veren melanin pigmenti ile doğrudan bağlantılı. Koyu ten rengine sahip insanlarda bulunan yüksek seviyedeki melanin, aynı zamanda cilt kanseri için de koruyucu konumunda. Çünkü, melanin ultraviyole enerjiyi absorbe ederek, DNA’nın zarar görmesini engelliyor. Fakat, Brash’in bulgularına göre bu pigmentin ikinci bir rolü daha var. Ultraviyole ışınlar deriye temas ettiği zaman, melanin pigmentini uyarılmış seviyeye taşıyan bir dizi reaksiyona yol açıyor. Saatler sonra, tamamen karanlık bir ortamda olunsa bile, uyarılmış melaninden gelen enerji DNA’ya zarar vermeye devam ediyor.Bu noktaya kadar okuduğunuzda kafanızı karıştırabilecek nokta aslında araştırmanın en ilginç noktası. Yani, melanin pigmentine sahip olmayan insanlar, bu pigmentin koruyucu etkilerinden de dolayısıyla faydalanamıyorlar. Fakat, uyarılmış melaninin uzun süreli zararlarına da maruz kalmıyorlar.Araştırma ayrıca cilt kanserinden korunmak için de yeni bir yol öneriyor. Brash’a göre uyarılmış melanindeki enerji, DNA’ya zarar vermeden, başka bir yere aktarılabilirse cilt kanserinden korunmak da mümkün olabilir. Ayrıca, yayınlanan bu çalışmadaki araştırmacıların ürettiği E vitamini losyonun da, güneşin uzun süreli zararlarından korunmaya fayda sağladığı öne sürülüyor. Brash bu losyon hakkında bilgi verirken , E vitaminin hala kesin bir çözüm olmadığını, güneşten koruma sağlamak için daha verimli bileşiklerin elde edilebileceğini de ekliyor. Bu araştırma sayesinde yakın zamanda piyasalar, yeni nesil ve güneşin ertelenmiş etkilerini en aza indirdiğini iddia eden deri kanseri önleyicileriyle tanışacağa benziyor.Referans:Chemiexcitation of melanin derivatives induces DNA photoproducts long after UV exposure; Sanjay Premi, Silvia Wallisch,Camila M. Mano, Adam B. Weiner, Antonella Bacchiocchi, Kazumasa Wakamatsu, Etelvino J. H. Bechara, Ruth Halaban, Thierry Douki, and Douglas E. Brash,Science 20 February 2015: 347 (6224), 842-847. [DOI:10.1126/science.1256022]
Reklam
Her Üç Tiryakiden İkisinin Katili Sigara
Avustralya'da yapılan bir araştırma her üç sigara ve tütün ürünleri tiryakisinin ikisinin bu nedenle öldüğünü ortaya koydu.Daha önce her iki tiryakiden birinin sigara nedeniyle öldüğü düşünülüyordu.Araştırmada sigara içen ve içmeyen 45 yaşın üzerindeki 200 bin kişi altı yıl boyunca izlendi.Günde 10 sigaradan fazla içmenin riski iki katına çıkarttığı tespit edilirken, günde bir paket sigara içenlerin bu nedenle ölme risklerinin dört ila beş kat yükseldiği görüldü.Bazı sigara tiryakileri uzun bir yaşam sürebiliyor, ancak sigara alışkanlığı bu olasılığı ciddi oranda azaltıyor.İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı uzun süre sigara içenlerin yarısının kanser ya da sigara bağlantılı hastalıklar nedeniyle öldüğünü söylüyor.Ancak son araştırmalar bu oranın daha da yüksek olduğunu gösteriyor.Avustralya'daki araştırma ekibinin Başkanı Prof. Emily Banks 'Avustralya'daki düşük sigara içme oranlarına karşın, sigara tiryakilerinin hiç içmeyenlere kıyasla üç kat yüksek erken ölüm riskiyle karşı karşıya olduğunu tespit ettik. Ayrıca sigara tiryakilerinin içmeyenlere kıyasla 10 yıl daha az yaşadığını gördük' dedi.Sigarayı bırakmak riskleri azaltabiliyor.Sigaranın bırakılmasının on yıl ardından akciğer kanserine yakalanma riski tiryakilere kıyasla yarı yarıya azalıyor. Kalp krizi geçirme riski de hiç içmeyenlerle aynı seviyeye geriliyor.BBC Türkçe
Kıl Dönmesi Hastalığı Hakkında Bilgiler
Kuyruk sokumunda ve daha ziyade erkeklerde kendini gösteren; deriye açılmış bir ya da bir kaç delik; şişlik veya apse şeklinde kendini gösteren kıl dönmesi , kasıkta, koltuk altlarında ve göbekte de görülebilen, sessiz ilerleyen bir rahatsızlık. Cilt ve kıl tipi nedeniyle genetik bir hastalık olduğunu da söylemek mümkün. Büyük ve ağrılı bir kitle olarak gözükmeden önce küçük bir yara şeklinde de anlaşılabiliyor. Kuyruk sokumunda genellikle enfeksiyon sonrası kendini belli eder. Yürüyememe, oturamama, ağrılar ve şişler sonrası hasta doktora koşar.Kılın deri içine büyümesi olarak da kabaca tanımlamak mümkündür. Yanlış tıraş ve sıkı kıyafetler giymenin rahatsızlığı tetiklediği belirtilir. Uygun kıyafetler seçmek, temizlik mühimdir.Bu tip kıl dönmesi sıkıntılarıyla hekime başvuran bir gençte tedavi; rahatsızlığın bulunduğu bölgede apse belirlenmesi ve açılarak temizlenmesi ile başlar. Acil durumun tedavisi bu yolla yapılır. Eğer hasta cerrahi müdahale istemez ise zaman zaman akıntı yaşanması haricinde sıkıntıları olmadan bir süre daha sosyal hayatını sürdürebilir. Ancak belirtelim; bir kaç ay ya da hafta sonra yine aynı klinik tablo tespit edilir. Her apse tekrarladığında ağaç kökü şeklindeki sinüsler vücutta ilerler ve çıkarılacak olan hastalıklı doku miktarı daha da artmış olur. En iyi ve kusursuz bir operasyondan sonra dahi bu rahatsızlığın tekrarlama olasılığı mevcuttur belirtelim.Kıl dönmesi sessiz ilerleyen ve pek de önemsenmeyen bir rahatsızlık olduğu için dikkat edilmesi gereken bir takım temizlik kuralları mevcuttur. Tabii bu hijyen kurallarına uyulması kişinin kıl dönmesi hastalığını hayatının hiç bir anında yaşamayacağı manasına gelmez. Temizlik ve hijyen kurallarına kişinin kendi sıhhati için dikkat ediyor oluşu kıl dönmesi riskini önemli ölçüde azaltacaktır. Operasyon sonrasında hastanın hekimin önerilerine uyması da şarttır. Yaranın iyi korunup bakılması, belirttiğimiz gibi hijyene dikkat edilmesi gereklidir.Cerrahi operasyon sonrasında hekimin uygun gördüğü tarihten itibaren ve belirttiği süre ile bölgedeki kıllar tıraş edilmeli veya tüy dökücü maddeler ile dikkatlice temizlenmelidir. Ayrıca bu bölge muhakkak suretle temiz kalmalı, uygun temiz iç çamaşırı alınmalı, düzenli olarak duş yapılmalı, bölgenin terli ve nemli kalmasına da mani olunmalıdır. Uzun süreli oturarak çalışanlarda bu hastalığın görülme sıklığının arttığı tespit edilmiştir.
Reklam
Farkındalık Egzersizleri ve Beyniniz
Araştırmalar, farkındalık egzersizlerinin; geniş bir yelpazedeki mental ve fiziksel sağlık problemleri üzerinde etkili olduğunu gösteriyor, ancak tam olarak nasıl bir etkisinin olduğu ise bilinmiyordu.Araştırmacılar, farkındalığın; stres azaltma yolları aracılığıyla sağlık üzerinde etkisinin olduğunu gösteren bir model geliştirdiler. Stres azaltıcı farkındalık egzersiziyle bağlantılı biyolojik yolları ve stresten kaynaklı hastalık sonuçlarını tanımlayan çalışma Current Directions in Psychological Science.Carnegie Mellon Üniversitesi psikoloji Doçenti J. David Creswell:” Eğer farkındalık egzersizi insan sağlığını geliştiriyorsa, bütün sonuçları temelde nasıl etkiliyor? Biz farkındalık egzersizinin, stres azaltıcı ve sağlık ilişkisinin delillere dayalı ilk biyolojik açıklamalarından birisini sunuyoruz “ diyor.Creswell ve mezun öğrencisi Emily K. Lindsay farkındalık egzersizinin stres azaltıcı etkisinin biyolojik mekanizmalarını tanımlayan bir çalışmanın altını çiziyorlar.Birey stresli olduğunda; beyinde bilinçli düşünme ve plan yapabilme yetilerinden sorumlu yer olan prefrontal korteksindeki hareketlilik azalırken, vücudun stres tepkisini hızlıca aktive eden kısımlar; amigdala, hipotalamus ve anterior singulat korteksteki hareketlilik ise artar.Çalışmalar; farkındalığın, stres anında bu değişimleri tersine çevirdiğini gösteriyor; biyolojik stres tepkisini düzenleyen ve düşüren prefrontal korteksin hareketliliğini artırıyorBiyolojik stres tepkisinin aşırı aktivasyonu, depresyon, HIV ve kalp hastalıkları gibi stresten etkilenen hastalıkların riskini artırıyor. Bireyin stres yaşamasını azaltarak, farkındalık, fiziksel stres tepkisinin düzenlenmesine yardımcı olabilir ve sonucunda da stres-ilişkili hastalıkların ciddiyetini ve riskini azaltıyor olabilir.Creswell; farkındalık egzersizinin farklı hastalık ve rahatsızlıklar üzerinde nasıl bir etkisinin olduğunun anlaşılmasıyla, araştırmacıların daha iyi müdahaleler geliştirebileceğine, hangi tedavilerin en etkili olduğunu bileceklerine ve farkındalık egzersizinin büyük olasılıkla faydasını göreceği düşünülen insanların kolaylıkla tanımlanabileceğine inanıyor.Kaynak: Carnegie Mellon UniversityOrijinal Çalışma: DOI: 10.1177/0963721414547415
HIV Virüsüne Karşı Savunma Yerine Saldırı Taktiği
ABD'li bilim insanları aşılamaya yönelik yeni bir yaklaşımın maymunları HIV virüsünden tamamen koruduğuna dair güçlü sonuçlar elde ettiklerini açıkladı.Aşılar normalde bağışıklık sistemini enfeksiyonla mücadele için eğitiyor. Ancak Kaliforniya Scripps Araştırma Enstitüsü'nden araştırmacılar, maymunların DNA'sını, değiştirerek, hücrelerin HIV'le savaşan özellikler kazanmasını sağladı.Araştırma ekibi elde edilen sonuçları 'büyük bir adım' olarak niteliyor ve yakında insanlar üzerinde denemelere başlamak istiyor.Bağımsız uzmanlar da bu fikrin 'dikkate değer' olduğunu söylüyorlar. Araştırmacılar yeni tedavi yöntemi sayesinde üzerinde deney yapılan maymunların HIV virüsüne karşı bağışıklık sistemi geliştirebildiğini söylüyor.Yeni geliştirilen teknik, sağlıklı kas hücreleri içine yeni bir DNA bölümü sokmak için gen terapisi prensibine dayanıyor.Eklenen DNA şeridi, HIV virüsünü etkisiz hale getirecek bağışıklık sisteminin gelişmesi için talimatlar içeriyor.HIV'e dayanıklı yeni yapı taşları daha sonra sürekli olarak kan dolaşımına pompalanıyor.Nature dergisinde bildirilen deneyler, maymunların en az 34 hafta boyunca HIV'in her türünden korunduğunu gösteriyor.Araştırma ekibinin başı olan Prof. Michael Farzan BBC'ye şunları söyledi: 'Eksiksiz koruma sağlayacak bir yaklaşıma tüm alternatiflerden daha yakınız, ama insanlara bunu vermenin güvenliği başta olmak üzere önümüzde bir çok engel var.'BBC
Fıstık Alerjisine Çözüm: Bebek Yaşta Fıstık Yemek
Yeni bir çalışmaya göre bebek yaşta fıstık ürünleri yenmesi alerji riskini büyük ölçüde azaltıyor.Fıstık alerjisi olması muhtemel 628 bebek üzerinde yapılan denemelerde, alerji riskinde % 80'in üzerinde azalma bulundu.Londra'daki King College'dan araştırmacılar alerji gelişiminde 'ilk kez' azalma olduğunu söyledi.Uzmanlar bulguların diğer alerjiler için de geçerli olabileceğini ve diyetlerin değişebileceğini söyledi.Ama anneleri bunu evde denememeleri için uyardı.Londra'daki araştırma ekibi daha önce de, erken yaşta fıstık yemeye başlayan İsrail'deki Yahudi çocukların İngiltere'de yetişen Yahudi çocuklara göre, 10 kat daha düşük alerji düzeylerine sahip olduğunu bulmuştu.Umut verici çalışma
Reklam
Türkiye'de Psikolojik Tedavi Görenlerin Sayısı %330 Arttı
Türk halkının psikolojisi her geçen gün biraz daha bozuluyor. Öyle ki son 5 yılda psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuranların artış oranı % 330.Halk nezdinde yaşanan sorunların en temel göstergesi, suça yönelik ve toplum içerisinde yaşanan sağlık problemlerinin artışı. Yapılan araştırmalar ekonomi ve yaşam koşullarının zorluluğunun bu iki vakayı Türkiye'de git gide artırdığını gösteriyor. Sağlık Bakanlığı'nın psikolojik rahatsızlık vakaları ile bu rahatsızlıkların giderilmesine yönelik kullanılan ilaçlara ilişkin verileri ise bu artışı doğrular nitelikte.2009 yılında psikolojik rahatsızlıklar sebebiyle sağlık kuruluşlarına 3 milyon 21 bin 361 kişi başvururken, bu oran 2013 yılında 9 milyon 163 bin 101'e çıktı.
Uykusuzluğa Ne Kadar Dayanabiliriz?
Ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bakarsak ilginç şeylerle karşılaşırız.78 yaşına geldiğimizde kaba bir hesapla dokuz yılımızı televizyon seyrederek, dört yılımızı araba sürerek, 92 günümüzü tuvalette, 48 günümüzü ise seks ile geçirmiş oluruz.Fakat ömür boyu yaptığımız etkinliklerin en uzunu hiç şüphesiz uykudur. 78 yaşına bastığımızda, uykuda geçirdiğimiz zaman 25 yılı bulmuş olacaktır. Peki, bu süreyi biraz daha azaltmak mümkün müdür? En fazla ne kadar süreyle uyanık kalınabilir? Uykusuz kalmanın sonuçları nelerdir?Kendimizi uykusuzlukla sınamaya kalktığımızda bunun ne kadar zor olduğunu görürüz. Uzmanlar uyuma dürtüsünün yemenin bile önüne geçtiğini, uyumamak için ne kadar çabalasak da beynimizin kendiliğinden uykuya dalacağını söylüyor.
Reklam
Cem Yılmaz'dan LÖSEV'e Destek
Komedyen Cem Yılmaz, Lösemili Çocuklar Vakfı (LÖSEV) Onkoloji Kenti ve Hastanesi'nin tanıtımına katılarak, hastanenin bitirilmesi için destek istedi.Cem Yılmaz, tanıtım toplantısında yaptığı konuşmaya, hastanenin yapımı sürecinde mücadele veren, başarıyı arzulayan, vazgeçmeyen anne ve babalara teşekkür ederek başladı.'Böyle hadiselerde insanın aklına ilk gelen şeyin, işin duygusal tarafından yola çıkıp, bencil bir şekilde benim de başıma gelebilir duygusunu yakalamaya çalışması' diyen Yılmaz, 'Halbuki iyi insanlar için şöyle bir şey var, ha benim başıma gelmiş ha senin başına gelmiş, neticede bu insana ait bir macera. İnsanlarımızı böyle bir hadiseye desteğe çağırırken bile açıkçası ben çok üzülüyorum' ifadelerini kullandı.Yılmaz, 'daha önce hastalıkla mücadele eden insanlarla tanıştığını, bu maceraya yakından tanık olanların sesi olabilmek, paylaşmak ve insanlara bu macerayı duyurmak için hadiseye dahil olduklarını' dile getirerek, hastalık sürecinde moralin, insanın içinde bulunduğu ortamın önemli olduğunu, tedavi yapılan mekanların fiziki şartlarının da iyi olması gerektiğini vurguladı.Yardım kampanyası kapsamında, bir yılda yapılan yardımlarla ciddi yol katedildiğini anlatan Yılmaz, biraz daha kurumsal katkılar beklediklerini söyledi.Ayrıca Twitter'da, 'İyi ki ben Sağlık Bakanı değilim, yoksa buraya madalya dağıtmaktan bayağı masrafa girecektik' diye espri yapan Yılmaz, şakalarıyla Lösemili çocukları güldürdü.Cem Yılmaz, 'Biz, bizden sonraki kuşak için bir fikir paylaşmak istiyoruz, mesele bence bu. O sırada da ne kadar çok insanın yüzü gülebilirse. Gülmek gitgide zorlaşıyor, gülmekten mutlu olmaktan da daha kıymetli bir şey yok' diye konuştu.Yılmaz, güzel bir hastane yapılmaya çalışıldığına işaret ederek, yardımseverlerden destek beklediklerini dile getirdi.Halkımıza ve hayırseverlerimize güveniyoruzLÖSEV Yönetim Kurulu Başkanı Üstün Ezer de inşaatı bitmek üzere olan hastanenin, Avrupanın ilk, ülkenin en donanımlı onkoloji kenti ve hastanesi olduğunu söyledi.Türkiye'nin böyle bir hastaneye ihtiyacı olduğuna dikkati çeken Ezer, 85 bin metrekareye kurulan kentin içinde sağlık tesislerinin yanı sıra 900 öğrencinin okuyacağı okul, hasta yakınlarının kalacağı otelin de bulunacağını belirtti.Kanser hastası çocuklar ile yetişkinlerin hastaneden hizmet alacağını, beyin cerrahisi, kadın doğum, nöroloji bölümlerinin de hastanede olacağını dile getiren Ezer, tek kişilik hasta odalarının, 84 polikliniğin, kanser hastaları için ayaktan tedavinin de bulunacağını kaydetti.Ezer, 'Halkımıza ve hayırseverlerimize güveniyoruz. Bizi ayakta tutacaklar ve herşey parasız olacak, bizim burada kar amacımız asla olmayacak' diye konuştu.Sağlık Bakanlığının hastanenin yapımına izin vermediği iddiasına ilişkin ise Ezer, şunları söyledi:'Ben tahmin ediyorum ki bu bürokrat arkadaşlara da 'Bu hastanenin ruhsatını verin' diyecek Sayın Cumhurbaşkanımızdır. Mevzuata uymayan hiçbir şeyimiz yok. Çankaya'da yer alan LÖSANTE mevzuata uygun olarak taşınacaktır. Taşınma müracaatını daha yapamadık. Çünkü hastanenin inşaat tarafı henüz bitmedi. İnşaat ruhsatımızla Sağlık Bakanlığına başvuracağız. Tahmin ediyorum ki o gün yasal hakkımız olarak bu izin verilecektir. Biz hayat kurtarma tarafındayız. Bu hastanenin açılacağına inanıyoruz.'AA
Bugün Steve Jobs’un Doğum Günü
Bugün 24 Şubat 2015. Apple’ın kurucu ve vizyoner yöneticisi Steve Jobs’un 60. doğum günü. Uzun süre kanser ile mücadele edip 2011 yılında aramızdan ayrılan dijital devrimin babası Jobs, kişisel bilgisayar, müzik ve iletişim gibi pek çok sektörü yeniden yapılandırdı. Sadeliği, serseriliği, değiştirmeyi sevmediği kıyafetleri, takıntıları ve tüm teknoloji dünyasına bıraktığı devasa mirası ile anılacak.
TTB'den Akkuyu ÇED Raporu'na Karşı Rapor ve 5 Soru
Aralık 2014’te sunulduktan hemen sonra Rusya Başbakanı Putin’in gelişine denk getirilerek apar topar imzalanan inşaat onayı bile verilen Akkuyu Nükleer Santrali  için Çevre Etki Değerlendirme Raporu (ÇED)’na  karşı gün geçmiyor ki itirazlar bitsin. Hatırlarsanız Geçen hafta Avrupa Parlamentosu Yeşiller/Özgür İttifak Grubu Eş Başkanı ve Milletvekili anti-nükleer aktivist Rebeca Harms’ın Enerji Bakanı Taner Yıldız’a ÇED onayındaki imza sahteciliğine ve inşaat izninin hemen verilmesine dair sorularını yönelttiği mektup paylaşılmıştı.12 Şubat 2015 tarihinde de Türk Tabipleri Birliği(TTB) Halk Sağlığı Kolu, Çevre Bakanlığı ve tarafından hemen onaylanmış olan fakat itirazlara yol açmış bulunan Akkuyu ÇED’ine karşı ağırlıklı olarak halk sağlığı alanında çalışan ve halk sağlığı uzmanı unvanına ya da halk sağlığı doktorası derecelerine sahip uzman doktor ve akademisyenlerin katkılarıyla  hazırlanan bir karşı rapor sundu.3000 sayfalık ÇED’in değerlendirmesi de elbette biraz uzun olur lakin, bu rapor ÇED’in içindeki yanlışlıklardan başka  hiç göz önüne alınmayan noktalara ışık tuttuyor. Yeşil Gazete, TTB’nin onaylanan ÇED’i eleştiren raporunun Sonuç ve Öneriler kısmında yer alan 33 maddesinden sadece öne çıkan noktaları kısa ve öz olarak aktardı.Deniz ekositemi – insan sağlığı ilişkisi yok mu?Onaylanan ÇED Raporu’nda kaza olmasa dahi hem inşaat hem de işletme aşamasında deniz ekosisteminin de etkileneceği, işletme aşamasında ısıtılan suyun denize deşarjının plankton topluluklarının yapısında ve üreme kapasitesindeki değişikliklerin balıkların besin potansiyelini ortadan kaldıracağı, balık faunasını etkileyeceği belirtilmektedir. Denizde yaşayan canlıların etkilenmesi  insanların da etkilenmesini getirmektedir. Balık yetiştiriciliği ve deniz balıkçılığı Mersin’in önemli gelir kaynaklarından biridir. Ancak bu etkiler sistematik olarak ortaya konmamış, neredeyse geçiştirilmiştir.Radyonüklid salımı olacak, peki önlem?ÇED Raporu’nda da  “nükleer santralin normal işletimi sırasında tıpkı diğer tesislerde olduğu gibi bir radyonüklid salımı gerçekleşeceği belirtilmiştir. Ancak ÇED’de “Bu durum nükleer endüstride meşru sayılan bir uygulamadır” şeklinde bir ifade bulunmaktadır. Bu durum,  toplum sağlığı açısından riskli olan bir durumun meşru sayılması kabul edilemez bir durumdur.Zira  Almanya’da nükleer santrallerin bacalarından 5 km çapındaki mesafeye kadar radyonüklid salımı yapmasına bağlı olarak özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda kanser oranında %60, lösemide %117 artış olduğu ve saptanan lösemi sıklığının tüm olduğunu gösteren çalışma bulunmaktadır.Deniz suyundan başka yeraltı suları da etkilenmeyecek mi?ÇED’de , gerek endüstriyel amaçlı gerekse de içme ve kullanma amaçlı suyun denizden temin edileceği belirtilmiştir ancak deniz suyuna yakın olan ve köylerin de kullandığı yer altı su kaynakları da potansiyel kaynaklar arasında sayılmıştır. ÇED içerisinde denizden elde edilecek içme ve kullanma suyunun ilgili yönetmelikteki değerlere uygun olacağına dair bir taahhüt verilmemiştir. Ayrıca tesisin yapım ve işletim sürecinde bölgedeki kuyularla yeraltı içme ve kullanma suyu ve sulama suyu elde eden yerleşim yerlerinin sularına etkisi irdelenmemektedir.
Annelere Dövmenin Çok Yakıştığını Gösteren 34 Fotoğraf
etiket
Annelik, büyük ihtimalle anne olunca anlayacağımız bir şey olmanın çok ötesinde. Anne olmayan birisi bile, bir anneye her şeyin en güzelinin yakışacağını görebilir. Dövmelerin bile ☺ Anneliğin getirdiği o kutsal hissi, dövmelerin verdiği o asi hisle karıştırınca ortaya bu taptatlı anneler çıkmış.
Reklam