Dünya'nın En Tehlikeli On İki Hastalığı
Son iki yılda hızla yayılan ve günümüzde insanlığın korkulu rüyası haline gelen Ebola yüzünden Uluslararası Sağlık Örgütü'nün rakamlarına bu güne kadar 4 bin 493 insan yaşamını yitirdi ve 8 bin 997 kişiye bu hastalık bulaştı.Buna rağmen Focus dergisinde yer alan bir habere göre, Ebola Dünya'nın en tehlikeli ilk on hastalığı listesinde yer almıyor. Listede insanları en çok korkması gereken Dünya'nın en tehlikeli ilk on iki hastalığı sırasıyla şunlar:1)Solunum yollar hastalıkları - Genelde akciğerin iltihaplanması olarak en sık rastlanılan bir ölümcül bulaşıcı hastalıktır. Yılda çoğunluğu çocuk ve yaşlılar olmak üzere yaklaşık 4 milyon kişi bu hastalıktan yaşamını yitirmektedir.2)AIDS - Yılda 3 milyon insanın yaşamını yitirdiği bu hastalıkta, yeni vakalar hala yüksek oranda sürmekte.3)İshal hastalıkları- En çok rastlanılan kolera, tifo ve dizanteri gibi ishal hastalıkları özellikle çocukları öldürüyor. 1996'da 3 milyon olan ölüm sayısı günümüzde sadece bir milyon azaldı.4)Verem - Dünyada yılda 1 milyon 600 bin kişi veremden ölmektedir. Özellikle sigara içenlerin bu hastalığa yakalanma tehlikesi çok yüksek.5)Sıtma - Dünya'nın en tehlikeli enfeksiyon hastalıklarından biridir. Eğer tedavi edilmezse hastanın hiç bir yaşama şansı yoktur. Küçük bir sinek sokması ölümcül olabiliyor. Bu tropikal hastalık Dünyada yılda 1 milyon insanın ölümüne neden olmaktadır.6)Kızamık - Aslında aşısı bulunan zararsız bir çocuk hastalığı olarak görünür. Fakat, buna rağmen yılda 1 milyon insan bu hastalık yüzünden yaşamını yitirmektedir. Bir çok çocukta kızamık nedeniyle oluşan beyin iltihabı ölümle sonuçlanabilmektedir.7)Uyku hastalığı - Sadece tropik Afrika'da görünen ve çeçe sineğinin sokmasıyla bulaşan uyku hastalığı (Tripanozomiyazı) yılda 500 bin kişinin ölümüne neden olmaktadır.8)Tetanos - Aşısı olmasına rağmen tetanos yüzünden dünyada yılda 300 bin kişi yaşamını yitirmektedir. Bu hastalığı en acı yanı da ölenlerin genelde bebekler olması.9)Boğmaca - Özellikle yeni doğmuş bebekler bu hastalığa yakalanırlar. Bordetella pertussis bakterisinin yol açtığı bu hastalık üst solunum yollarını etkiler. Dünyada bu hastalıktan yılda yaklaşık 300 bin yaşamını yitirmektedir.10)Menejit - Dünyada yılda 160 ile 300 bin kişi bu üç hastalık yüzünden (menenjit, Hepatit ve frengi) yaşamını yitirmektedir.11)Hepatit -12)Frengi -Ahmet İNCEL / MÜNİH DHA
Vücudunuzdaki Çatlaklardan Çekinip Onları Saklamaya Uğraşıyorsanız Ünlüler Sizi Vazgeçirmeye Geliyor
Fakat 'mükkemmel vücut' kavramı öylesine hakim ki, dergilerde rötuşlanmış bedenleri görüp kendimizi eksik hissedebiliyoruz.Oysaki yaşadığımız çevreden, yediğimiz yemeklere, soluduğumuz havaya kadar bir çok şeye bağlı olarak çatlayabilen vücudumuz sadece bize özgü bir şey değil. Bunu gören ünlü modeller ve oyuncular da artık bu ezber görüntüye karşı çıkmak istiyorlar. Çünkü tabi ki onların da vücutlarında bu izlerden mevcut.
Kalp Sağlığınız için Terk Etmeniz Gereken 6 Kötü Alışkanlık
İnsanlar bazen öyle zararlı alışkanlıkları benimsiyorlar ki sanki kalpleri olmasa da yaşayabileceklerini sanıyorlar. Bir gün kalp sağlığınız bozulmuş olarak uyanmamak için aşağıdaki tavsiyelere uymanızı öneririz. Kalbinizi sevin çünkü kalpsiz birini kimse sevmez!
Sürü Psikolojisi ve Özgür İrade Üzerine İlginç Bir Sosyal Deney
National Geographic ekibinin, insan davranışlarını araştırma sırasında yaptıkları sosyal deneylerin başında 'Sürü Psikolojisi Deneyleri' gelir. Belki daha önce bir kaçına şahit olmuşsunuzdur. Bu defa bir göz sağlığı merkezinde yaşanan sosyal deney gerçekten ilginç.
'Popo'daki Sivilcelere Karşı Etkili Yöntemler
New Yorklu dermatolog Debra Jaliman popodaki akne sorununu şu şekilde açıklıyor: ” Ölü hücreler ve kıl köklerindeki bakteriler pürüzlere ve sivilcelere neden olur. Aktif kadınlar bu konuda malesef daha şanssız.”Peki, poponuzdaki bu pürüzlerden nasıl kurtulacaksınız? İşte etkili öneriler:
Reklam
Canan Karatay ve Ahmet Maranki Gibi İsimlere ‘Ekran Sertifikası’ Zorunluluğu
Medyatik uzmanların tartışmalı sağlık öğütlerine bakanlıktan önlem: ‘Ekran sertifikası ve akreditasyon’ şartı getiriliyor.HaberTürk'ten Lütfi Erdoğan'ın haberine göre Sağlık Bakanlığı, televizyon programlarının müdavimi olan ve söyledikleri büyük ilgi gören ünlü isimlerin “sıra dışı” sağlık ve beslenme önerileri üzerine harekete geçti. Bakanlık, sağlık ve beslenme konusunda yorum yapanlar için “ekran sertifikası ve akreditasyon” zorunluluğu getirmeye hazırlanıyor.“Kolesterol kalp hastası yapmaz, aksine kolesterolü yüksek olan çok yaşıyor” diyen Prof. Dr. Canan Karatay, tıp endüstrisinin ilaç satmak için hastalık icat ettiğini savunan Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, kendi web sitesindeki özgeçmişinde halk arasında “Türkiye’nin Lokman Hekimi” ya da “Bitkilerin Efendisi” olarak tanındığı belirtilen “kozmik bilimci” Ahmet Maranki ve diğerleri...Uzmanlıklarının yanında, gördükleri rağbetle artık birer ‘televizyon yıldızı’, sıra dışı önerileriyle de birer ‘tartışma öznesi’ haline geldikleri söylenebilir. Ancak ‘modern tıpçılar’la ‘gelenekselciler’ arasındaki tartışmaların büyümesi ve ekranlarda dile getirilen sıra dışı sağlık-beslenme önerileri üzerine halkın kafasının karıştığını düşünen Sağlık Bakanlığı, çok tartışılacak bir uygulamayı hayata geçirmeye hazırlanıyor. Sağlığın medyada tartışılmasını ‘bilimsel temel’e oturtmak isteyen bakanlık, özellikle ‘geleneksel ve tamamlayıcı tıp’ konularında televizyonların müdavimi olan ünlü uzmanlara ‘ekran sertifikası ve akreditasyon’ zorunluluğu getirmeye hazırlanıyor.‘KALBİ DURDURAN BİTKİLER VAR’ Uygulanacak sistemin ayrıntılarını HABERTÜRK’e anlatan Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, sağlıkta bilimsel temele dayanmayan söylemlerden kaçınılması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Ekranlarda birçok isim beslenme konusunda açıklamalar yapıyor. Bunların arasında hiçbir bilimsel kanıta dayanmayanlar var. Deniyor ki, ‘Kiraz yerseniz prostat kanseri geçer.’ Tamam da, öyle demekle kanser geçmiyor. Önerdikleri bazı bitkilerin fazla alınması sonrasında ölümler bile yaşanabilir. Ya da ‘Çay yap iç’ diyor. İyi de, çok içildiğinde kalbi durduran bitkiler var.”Türkiye Halk Sağlığı Kurum Başkanlığı’nın ekranlara çıkan isimlerle ilgili çalışma yapacağını ifade eden Gümüş şöyle devam etti: “Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) bünyesinde, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü ile Kronik Hastalıklar ve Halk Sağlığı Enstitüsü açılacak. Ayrıca bir Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü kuruyoruz. Özellikle televizyon programlarına çıkan isimlere bakılacak. O isimler geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında tavsiyelerde bulunuyorlarsa, önce çalışmalarını Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü’ne göstererek onay alacaklar. Her önüne gelen kalkıp topluma bir şeyler öneremeyecek.”Kim olursa olsun, bilimselliği kanıtlanmamış, sağlıkla ilgili hiçbir bilginin televizyonlarda açıklanmasına izin vermeyeceklerini söyleyen Prof. Dr. Gümüş, “Öneride bulunacak uzmanlar, kendi alanlarıyla ilgili bile olsa, önce bize gelip anlatacaklar. Bilimsel verilerini ve kanıtlarınıönümüze koyacaklar” dedi.Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü’nün bu ay sonu açılacağını ve başkanının atanacağını dile getiren Gümüş, sistemin nasıl işleyeceğini ise şu şekilde anlattı: “Oluşturulacak 20 kişilik bilim kurulu, ekrana çıkacak isimler için standartları belirleyecek. Geleneksel ve tamamlayıcı tıpla ilgili topluma önerilerde bulunacak isimler, varsa bilimsel çalışmasını önce o bilim kuruluna anlatacak. Bilim kurulu çalışmaları inceleyecek, uygun bulursa bu kişilere sertifika verecek. RTÜK ve medya kuruluşlarıyla da protokol imzalanacak, ekranlara çıkması uygun görülen isimlerin listesi sunulacak. Sertifikası olmayan isimler TV’lerde açıklama yapamayacak. Böylece bilimsel temeli olmayan konularda kamuoyu önünde bilgi vermelerini önleyeceğiz.”
Reklam
Canan Karatay: 'Kola İçerseniz Hayatınız Kısalır'
İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, kolanın adeta bir eroin gibi insanı kendisine hapsettiğini belirterek, “Kola içerseniz hayatınız kısalır” dedi.Ordu’da Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen 'Şeker Hastalıkları' konulu konferansta konuşan Prof. Dr. Canan Karatay, şeker hastalığının 1980’li-1990’lı yıllarda hızla artış gösterdiğine dikkat çekti. Bu dönemde doğal, saf yağ fobisi ortaya çıkarıldığını, sağlıklı olan her türlü doğal yağın yasaklandığını belirten Karatay, ardından hastalıkların da giderek arttığını vurguladı. Şekerin kilo yaptığını, karaciğer yağlanmasını ortaya çıkardığını belirten Karatay, “Her türlü tatlandırıcı, gazlı içecek, unlar, nişastalar diyabet hastalığı ve kalp krizi nedenidir. Hazır meyve suyu C vitamini değildir. Ürik asidi yükseltir, gut hastalığına sebep olur” diye konuştu.“KOLA EROİN GİBİ”Şekerli tatlandırıcıların içerisinde özellikle kolaya çok dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Karatay, “Kola adeta eroin gibidir. Kola içerseniz hayatınız kısalır” şeklinde konuştu. Karatay, kolanın vücutta 90 dakikada nasıl bir etki bıraktığını şöyle anlattı:“Bir kutu kola içtiğimiz zaman ilk 10 dakikada 10 tatlı kaşığı şeker, kana geçer. Bu, vücudumuzun günlük ihtiyacının 100 katı kadar şeker anlamına gelmektedir. 20. dakikada kan şekeri aniden yükselir, buna karşılık olarak da insülin hormonu yükselir. 40. dakikadan sonra kafeinin tümü kana geçer ve da bu kan basıncını yükseltir. 45. dakikadan sonra beyinde dopamin yapımı artar. Dopamin, mutluluk hormonudur ve yoğun enerjiyle devam eder. Bu beyinde eroine benzer bir etkidir. 60-90 dakika sonra ani halsizlik hissi başlar. Acıkma hissi, huzursuzluk, ellerde titreme ve ardından kola ve tatlılara saldırılır. Çünkü o yüklü enerji hissine artık bağımlılık başlamıştır. Beyinde meydana gelen dopamin mutluluğuna bağlılık başlamıştır. Bu bir kısır döngüye dönmüştür. Kişiler buna hapsolmuştur. Sonrasında karaciğer yağlanması başlar, arkasından göbek yağlanması, bel çevresi genişliği ve memelerin büyümesi artar.'İHA
Aniden Bastıran Tatlı Kriziyle Sağlıklı Yoldan Başa Çıkabilmek İçin 8 Çözüm
Bazen televizyonda bir reklam geçmesiyle, bazen instagram'da önümüze düşen o krema ve çikolatadan görünmeyen resimle, bazen de alakasız bir şekilde belki üstümüzden bir kuş geçmesiyle tatlı krizine girebiliyoruz.  Peki bu krizi çay kaşığını alıp çikolata kavanozuna girişmeden de çözmenin mümkün olduğunu hiç düşündünüz mü? Bundan sonraki ilk tatlı krizinizde bazıları ünlülerin taktiği olan bu 8 çözüm yolunu iyisi mi bir deneyin;*Not: Bu galeride sizi tatlı krizine girmeye itebilecek hiç bir görsel kullanılmamıştır.
Reklam
10 Yılda 230 Milyar Lira ‘Duman’ Oldu...
Son 10 yılda sigaraya yaklaşık 230 milyar lira harcandı. Geçen yıl sigara içenlerin cebinden sigara için 34,7 milyar lira çıktı.AA muhabirinin Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK) verilerinden derlediği bilgilere göre, sigara tüketimi 2005 ve 2009 yılları arasında 106,7 milyar adet ile 107,8 milyar adet arasında seyretti. Sigara kullanımı, resim ve yazılardan oluşan birleşik uyarı sistemi ve kapalı alanda tütün ürünlerinin yasaklanması kararının ardından son yıllarda düşüş gösterdi ancak sigaraya harcanan para azalmadı.Ülkede 19 Mayıs 2008'de uygulamaya giren ve bir yıl sonra kahvehane, restoran, kafe ve barları da kapsamına alan kapalı alanlardaki sigara yasağı, etkisini 2010'dan itibaren göstermeye başladı. 2009 yılında 107,5 milyar adet sigara tüketilirken, bu rakam 2010 yılında 93,4 milyar adede geriledi. Böylece sadece bir yılda sigara tüketiminde yaşanan düşüş oranı yüzde 15'i aştı.Sigara tüketimi 2011'de bir miktar daha gerileyerek 91,2 milyar adete geriledi ancak 2012'de 99,2 milyar adede kadar yükseldi. Söz konusu rakam 2013'te 91,7 milyar adet, geçen yıl ise 94,7 milyar adet olarak gerçekleşti. Böylece son 10 yılda tüketilen sigara adedi yüzde 12,7 azaldı. Bu dönemde sigaraya harcanan para ise 12,3 milyar liradan, geçen yıl itibarıyla 34,7 milyar liraya çıktı.Milli servet her yıl 'duman' oluyorTürkiye'de 2005-2014 yıllarını kapsayan 10 yıllık dönemde ise sigaraya harcanan para 230 milyar liraya yaklaştı. Adet bazında ise bu dönemde tüketilen sigara adedi, 1 trilyonu aştı.Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu Küresel Yetişkin Tütün Araştırmasına göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 27'si her gün veya ara sıra tütün kullanıyor. Bu oran erkeklerde yüzde 41,4, kadınlarda ise yüzde 13,1 seviyesinde bulunuyor.İbrahim Yılmaz, AA
Kabızlık Yaşam Kalitenizi Bozmasın
Siz de tuvalette uzun ve zorlu dakikalar geçiriyorsanız dikkat! Lif ya da posa açısından yetersiz beslenmeniz, yeterince sıvı almamanız, hareketsiz yaşam tarzınız, genetik yatkınlığınız gibi pek çok faktör kabızlık problemi yaşamanıza neden olabilir.Uzun süreli kabızlık durumunun başka hastalıkların habercisi de olabileceğini belirten Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Sezai Leventoğlu, 5 kişiden 1’inde görülen kabızlık problemiyle ilgili önemli uyarılarda bulundu.Çoğumuz kabızlık problemini çok ıkınmak, sert dışkılamak ve tam olarak bir boşaltım hissi yaşayamamak olarak tanımlıyoruz ancak uzmanlara göre kabızlığın en önemli kriterlerinden biri de seyrek dışkılamak. Peki kabızlık probleminiz olduğunu tam olarak nasıl anlarsınız? Doç. Dr. Sezai Leventoğlu, üç aydan fazla süre olmak kaydı ile haftada iki veya daha az dışkılıyorsanız, dışkılama için lavman ya da dışkı yumuşatıcı kullanıyorsanız, dışkılama esnasında makatınızın etrafına bastırma ihtiyacı ya da yanları dışa doğru elle açma isteği duyuyorsanız, içeride dışkı kalmış gibi hissediyor, tam rahatlayamıyor, çok ıkınıyor, çok sert ve hacimli dışkılıyorsanız sizin de kabızlık probleminiz olduğunu söylüyor.Kabızlık İlaçları Da Kabızlık Nedeni OlabiliyorSize tuvalette zor anlar yaşatan bu problemin en yaygın nedenleri arasında diyetinizde yeterince lif ya da posa tüketmemeniz, fiziksel aktivitelerinizin az olması, sıvısız kalmanız, cerrahi operasyon ya da doğum sonrası pelvik taban kaslarınızın zayıflaması, bağırsak hastalıklarınız (bağırsak fıtığı, irritable barsak sendromu-bağırsak tembelliği), kullandığınız ilaçlar yer alıyor. Bunlara ek olarak askerlik, gebelik, yaşlanma, seyahat gibi rutin yaşamınızı değiştiren durumlar, uygun koşullar olmadığı için dışkılama ihtiyacınızı ertelemeniz, doğuştan olma bozukluklar, kültürel, psikolojik, çevresel faktörler, eklem sorunları ve Parkinson gibi pek çok başka faktör de kabızlığa neden olabiliyor.Ülkemizde ve dünyada en yaygın kabızlık nedeninin kabızlık giderici ilaçların yanlış ve uygunsuz kullanımı olduğunun altını çizen Leventoğlu ekliyor: ‘Bu ilaçlar elektrolit bozuklukları, kemik erimesi, protein kaybı ve bağımlılık yapabilirler. Kullanımdan sonra kolay kolay düzelmeyen şiddetli kabızlık meydana gelebilmektedir’.Uzun Sürmesi Durumunda Uzmana Görünmek ŞartEğer uzun süredir kabızlık problemi yaşıyorsanız ya da dışkılama alışkanlığınızda yeni bir değişiklik meydana geldiyse, kilo kaybı, şiddetli karın ağrısı veya dışkılama ile birlikte kan gelmesi durumları yaşıyorsanız mutlaka bir kolorektal cerrahi ya da gastroenteroloji uzmanına başvurmalısınız. Çünkü bu belirtiler çok ciddi bir durumun habercisi olabiliyor. Uzmana başvurduğunuzda fizik muayene, özellikle proktolojik muayene, laboratuvar testleri yapılıyor, gerekli görülürse kalın barsak filmi ya da kolonoskopi yapılabiliyor. Bu şekilde kabızlığın nedeni tespit edililiyor, başka rahatsızlıklar, polip veya tümörler erkenden saptanabiliyor. Kolon ve rektum kanserleri %40 oranında bu şekilde önlenebiliyor. Kabızlık tedavisinde hastaların uzman hekimleriyle birlikte yaşam zamanlaması, doğru diyet önerileri, davranışsal değişiklikler, gerekirse bazı bitkiseller açısından ayrıntılı bir yol izlemesi gerekiyor ve eğer altta yatan organik bir neden (barsak fıtığı-rektosel ya da barsak kanseri, iltihabi barsak hastalığı) varsa da bunun atlanmaması ve dışlanması önem teşkil ediyor.Dr. Leventoğlu’nun kabızlık probleminizle başa çıkmanız için önerileri şöyle;Düzenli beslenin, öğün atlamayın. Sabah kahvaltısının bağırsak fonksiyonları için önemi çok büyüktür. Sabahleyin aç karna bir kaç adet kuru kayısı, kuru incir veya kuru erik üzerine 2 bardak su içildikten sonra yapılacak sızma zeytinyağı içine kekik, 6-7 adet zeytin konularak esmer ya da kepek ekmeğin buna batırılarak yenilmesi barsak faaliyetlerinizi rahatlatacaktır,Kahvaltı sonrası tuvalet ihtiyacınız olsun ya da olmasın tuvalete gidip 5-10 dk oturun. Bu şekilde sağlanabilinecek barsak alışkanlığı uzun süreli rahatlatıcı olacaktır. Her gün sabahları bu dışkılama girişimine zaman ayırın, çünkü doğalı budur. Yataktan kalktıktan sonraki ilk iki saat, en kıymetli zaman. Günde bir kere sabahları tam boşaltma…Günlük beslenmenizde yoğunluklu olarak sebze yemekleri ve meyve tüketin, beyaz pirinç yerine kepekli pirinç tüketin, tam buğday ekmeği yiyin, kepekli gıdalara yönelin. Lif alımına özen gösterin. Lif bitkisel yiyeceklerin sindirilmeyen kısımlarıdır. Buğday kepeği, tahıl taneleri ve elma, armut gibi çeşitli meyvelerin kabukları örnek olarak verilebilir. Lifler su tutarak gaitanın miktarını ve su içeriğini arttırılar, barsakları hareketlerindirir, dışkıyı yumuşatırlar. Uygun bir barsak hareketi için günde 20-25 gram lif alın,Düzenli egzersiz (haftada beş gün günde 20 dakika tempolu yürüyüş) yapın, fiziksel aktivitelerinizi arttırın,Günde en az 6-8 bardak su için, bol sıvı alın.Şiddetli kabızlıkta, özellikle karında şişlik mevcutsa ozmotik dışkılatıcıların (Magnezyum tuzları, sodyum fosfat, laktiloz bu gruptandır) emniyetle uzun süre kullanılabileceğini bilin. Sıvı vazelin, mineral yağlar, ağızdan veya lavman yoluyla kullanılabilabilir,Pelvik taban bölgesini ve anal bölgenin kaslarını güçlendirici, sıkma-gevşeme egzersizleri, top egzersizleri, kegel egzersizlerini düzenli olarak uygulayabilirsiniz,Barsak hareketlerini arttırmak, doğru dışkılama alışkanlığını geliştirebilmek için Biofeedback tedavisi ve PTNS denilen ayak bileğinden uyarı verilerek anal bölge kaslarının çalışmasını sağlayan uygulamalar ve yine anal bölgeden uygulanan elektrostimulasyon tedavisi (EST) uygulamalarından yardım alarak fayda sağlayabilirsiniz.
Reklam
Reklam
Sınırlarda Yaşayanlar: Borderline İlletinden Muzdarip Bireylere İlişkin Bilmeniz Gereken 12 Önemli Şey
Borderline Kişilik Bozukluğu son dönemde pek çok kişinin kendine atfettiği bir psikolojik rahatsızlık. Kendisi gerçekten de aklınıza gelmeyecek kadar yaygın, hafife alınmayacak kadar ciddi, korkuya mahal vermeyecek kadar “birlikte yaşamaya ayak uydurulabilecek” bir durum. Ebeveyniniz, kardeşiniz, eşiniz veya arkadaşınız, herkes olabilir… Peki kim bu Borderline’lar?
Göbek Düşmesi (Kayması) Hastalığı
Yıllardır geçmek bilmeyen göbek ve göbek çevresi şikayetleriniz varsa,bu şikayetler nedeniyle gitmediğiniz hastane yaptırmadığınız tetkik ve tahlil kalmadıysa, denenmedik ilaç, serum, bardak çektirmek, koca karı yöntemleri kalmadıysa ve bütün bunlara rağmen yaşadığınız şikayetlerle yine baş başa kalıp üstelik derdinizi bir türlü anlatamadıysanız, çaresizlik ve umutsuzluk eşiğine geldiyseniz ve artık bu sıkıntılardan kurtulmak istiyorsanız, doğru yerdesiniz ve halk delinde bilinen Göbek Düşmesi Durumu için aşağıdaki makaleyi detaylı ve dikkatli bir şekilde okumanızı öneriyorum..Not: Bu makaleyi yurt içinden ve yurtdışından bize ulaşan ve kalıcı tedavisini gerçekleştirdiğimiz yüzlerce hastamızın ortak şikayetlerinden yola çıkarak yazdım. Amacımız, bu sıkıntılardan muzdarip insanların yakınmalarına tercüman olup kalıcı çözüme kavuşmalarını sağlamaktır çünkü biliyorum ki göbek ve çevresindeki şikayetler birçok hastamızın yaşam tarzını bile etkilemekte olup ciddi çaresizlik eşiğine sürüklemektedir.GÖBEK DÜŞMESİ BELİRTİLERİ VE TANISIHalk arasında göbek düşmesi, kayması, düşüklüğü, kaçması, göbek şişliği, göbek kalkması, kursak kalkması, eş göbek düşüklüğü bazı yörelerde köbek düşmesi olarakta bilinen durumun başlıca belirtileri:HalsizlikHazımsızlıkYemeklerden sonra şişkinlikDikkatsizlikEğilirken göbeğin bir tarafa doğru kaymasıGöbeğe bastırıldığında başka yerlerde atmasıGöbekte ve çevresinde ağrı ve ağırlık hissiHalk arasında bu ve benzeri göbek şikayetleri için genelde Göbek Düşmesi, Göbek Kayması veya Göbek Kaçması tabirleri kullanılır. Ne yazık ki çoğu hastane ve sağlık merkezinde bu hastalara yeterli tıbbi hizmet verilmez, ihmal edilir ve üstelik göbek düşmesi diye bir durumun aslında var olmadığı görüşü bildirilir. Hastalar mecburen zoraki olsa da kanaat getirir ve bu durumu kabullenmek zorunda kalır ancak öte yandan ömür boyu göbek şikayetleri de devam eder durur. Bu durumu kabullenemeyen hastalara ise maalesef psikolojik hasta muamelesi uygulanır.Hastaların ciddi şikayetleri olmasına rağmen testler, tetkik tahlillerde, röntgen, ultrason, tomografi ve MR filmlerinde, endoskopi ve kolonoskopiderde ne yazık ki hiçbir bulguya rastlanmaz. Herşey Normal Çıkar !Neden mi? Nedeni şudur, halk arasında bilinen göbek düşmesi durumu sadece elle yapılan detaylı muayene ile anlaşılır. Yani altta yatan patolojinin teşhisi klinik bulgularla yapılır. Bu insanlar ne yazık ki hastane hastane gezerler ve sonuç alamazlar. Çoğu zaman muayene bile yapılmadan serum taktırılır ve ağrı kesici iğneler yapılar. (ağrı kesici iğne = sadece ağrıyı keser, yani ağrıyı algılamamızı engeller ancak ağrıya neden olan hastalığı ve patolojiyi etkilemez). Aslında en acı olanı da hastanın ailesi ve yakın çevresi de belli bir süre sonra hastanın artık gerçekten hasta olduğuna inanmazlar çünkü herşey normal çıkıyor, ki bu durum da hastanın psikolojisini çok derin bir şekilde etkiler. Psikolojisi etkilenen hastalar da ağrı kesici, sakinleştirici, mide ilaçları, kas gevşetici, uyku hapları ve depresyon ilaçlarında medet umar.. Bu kısır döngü böylece yıllarca akıp gider.. Elbette genelleme yapmamız doğru değildir ancak bu gibi şikayetleri olan insanların %95′inde patolojik sebepler tespit edilir.GÖBEK DÜŞMESİ VEYA KAYMASININ NEDENLERİGöbek düşmesinin ana nedeni karın içi basıncın artması (örneğin ağır kaldırıldığında, gebelerde, aşırı kilolu insanlarda, ani korku, ani ve aşırı hareketler) ve genetik (irsi veya kalıtsal) yatkınlıktır.Göbek Düşmesi için Koca karı uygulamalarıGöbek düşmesi için insanlar genelde ilkel yöntemlerle onu çözmeye çalışır. Koca karı uygulamaları ile göbeği yerine yerleştirmeyi umar. Göbek yerleştirmesi olayı ise göbekteki su kesesini tekrar karına doğru yerleştirilmesidir. Bunun için yörelere göre birçok farklı uygulaması vardır. Göbek yerleştirmesi durumunda ise barsaklara ve karın içi organlara ciddi zararlar verebilir ve bazen de ölümle sonuçlanabilir. Ayrıca, geleneksel olarak yapılan bu uygulamalar geçici rahatlık sağladığı gibi her seferinde hastalığın daha da ilerlemesini sağlar ve son aşamalarda ise “göbeğin yer etmiş” tabiri kullanılır. (bkz)GÖBEK DÜŞMESİ’NİN TIBBİ TEDAVİ YÖNTEMİTıp alanında göbek düşmesi olarak bilinen durumun kalıcı çözümü ve tedavisi mümkündür. Bu durum hastanın detaylı muayene sonrası tespit edilen patolojinin ortadan kaldırılması ile gerçekleşebilir. Göbeğin yerine yerleştirilmesi, göbek bağı veya kuşak bağlanması, metal para konması vb. yöntemler geçici rahatlık sağladığı gibi bazen de göbek kesesinde bulunan barsak veya barsak zarlarına zarar verebilir. Uyguladığımız tedaviler sayesinde kalıcı çözüm sağlanarak yüzlerce hastamız eski sağlığına kavuşmuştur.Özet: Göbek düşmesi aslında hastalıktan ziyade bir sendromdur. Bu sendromun oluşumunda bir çok patoloji sorumludur. Dolayısıyla her hastanın durumu ayrıca değerlendirilmelidir. Sorumlu patolojik faktörler ise geniş bir varyasyon yelpazesi halindedir. Testlerde ve tetkiklerde normal görülen bu varyasyonlar aslında ciddi anlamda göbek ve dolaylı yoldan sistemik şikayetlere neden olur. Bu şikayetlerin, varyasyonların ve zaman sürecinde gelişen patolojinin tümüne halk dilinde “Göbek Düşmesi” tabiri kullanılır..Op.Dr.Ertan BEYATLI
'Kısa Boylularda Kalp Krizi Riski Daha Fazla'
İngiltere'de yapılan bir araştırma, kalp krizi geçirme riskinin kısa boylu insanlarda, uzun boylulara kıyasla daha fazla olduğunu ortaya koydu.Leicester Üniversitesi öncülüğünde yapılan araştırmaya göre, bu farkın nedeni genetik faktörler.İngiltere'de her yıl 73 bin kişi kalp bağlantılı hastalıklardan hayatını kaybediyor.Bilim insanları uzun yıllardır yapılan farklı araştırmalarda, boy uzunluğu ile kalp hastalıkları arasında bir bağlantı olduğunu görüyordu.Ancak son araştırma, bunu daha net ortaya koydu.Araştırmada kalp hastalığı geçirmiş olan ya da sağlıklı, farklı boy uzunluğunda 200 bin kişinin DNA'larını inceledi ve bireylerin boy uzunluğunu belirleyen genetik değişkenlerin, kardiyovasküler sistemin gelişiminde de etkili olduğu ortaya çıktı.Buna göre kısa boylularda, kalbe kan sağlayan ana damarlar daha dar oluyor, ve bu da yağ birikimini artırarak damar duvarlarının kalınlaşmasını kolaylaştırıyor.Atardamarların tıkanması da kalp krizine neden oluyor.Profesör Sir Nilesh Samani, 'Genetik olarak sizi kısa ya da uzun yapan değişkenler, aynı zamanda kan damarlarınızın yapısını da etkiliyor. Bu da sizin kalp hastalığı geçirme riskinizi artırıyor ya da azaltıyor' diyor.Araştırmaya göre, iki insanın boyları arasındaki her 6,35 cm'lik fark, kısa boylu kişinin kalp krizi geçirme riskini diğerine göre %13,5 artırıyor.Profesör Samani, 'DNA bir kişinin yaşam tarzı ya da sosyoekonomik şartlarıyla değişebilecek birşey değil. Kısa boy koroner kalp rahatsızlıklarıyla doğrudan bağlantılı ise, kısa boyda etkili olan genetik faktörler de kalp rahhatsızlıklarıyla doğrudan bağlantılı demektir' diyor.Araştırmaya destek veren İngiliz Kalp Vakfı'ndan Profesör Jeremy Pearson da, Independent gazetesine yaptığı açıklamada, bunun 'Kalp rahatsızlıklarının genetik nedenleri de olabileceğini gösteren ilk araştırma' olduğunu belirtiyor.Bilim insanları yine de bu araştırmadan yola çıkarak kısa boylu insanların daha sık kalp kontrolünden geçirilmesinin gerekli olmadığını, kalp hastalıklarına neden olan birçok değişik faktörün bulunduğunu belirtiyor.Doktorlar kalp hastalıklarından korunmanın en iyi yolunun düzenli egzersiz yapmak, fazla sigara ve alkol tüketmemek, aşırı kilolu olmamak, yani sağlıklı bir yaşam tarzı izlemek olduğunu söylüyor.BBC Türkçe
'Kısa Boylularda Kalp Krizi Riski Daha Fazla'
İngiltere'de yapılan bir araştırma, kalp krizi geçirme riskinin kısa boylu insanlarda, uzun boylulara kıyasla daha fazla olduğunu ortaya koydu.Leicester Üniversitesi öncülüğünde yapılan araştırmaya göre, bu farkın nedeni genetik faktörler.İngiltere'de her yıl 73 bin kişi kalp bağlantılı hastalıklardan hayatını kaybediyor.Bilim insanları uzun yıllardır yapılan farklı araştırmalarda, boy uzunluğu ile kalp hastalıkları arasında bir bağlantı olduğunu görüyordu.Ancak son araştırma, bunu daha net ortaya koydu.Araştırmada kalp hastalığı geçirmiş olan ya da sağlıklı, farklı boy uzunluğunda 200 bin kişinin DNA'larını inceledi ve bireylerin boy uzunluğunu belirleyen genetik değişkenlerin, kardiyovasküler sistemin gelişiminde de etkili olduğu ortaya çıktı.Buna göre kısa boylularda, kalbe kan sağlayan ana damarlar daha dar oluyor, ve bu da yağ birikimini artırarak damar duvarlarının kalınlaşmasını kolaylaştırıyor.Atardamarların tıkanması da kalp krizine neden oluyor.Profesör Sir Nilesh Samani, 'Genetik olarak sizi kısa ya da uzun yapan değişkenler, aynı zamanda kan damarlarınızın yapısını da etkiliyor. Bu da sizin kalp hastalığı geçirme riskinizi artırıyor ya da azaltıyor' diyor.Araştırmaya göre, iki insanın boyları arasındaki her 6,35 cm'lik fark, kısa boylu kişinin kalp krizi geçirme riskini diğerine göre %13,5 artırıyor.Profesör Samani, 'DNA bir kişinin yaşam tarzı ya da sosyoekonomik şartlarıyla değişebilecek birşey değil. Kısa boy koroner kalp rahatsızlıklarıyla doğrudan bağlantılı ise, kısa boyda etkili olan genetik faktörler de kalp rahhatsızlıklarıyla doğrudan bağlantılı demektir' diyor.Araştırmaya destek veren İngiliz Kalp Vakfı'ndan Profesör Jeremy Pearson da, Independent gazetesine yaptığı açıklamada, bunun 'Kalp rahatsızlıklarının genetik nedenleri de olabileceğini gösteren ilk araştırma' olduğunu belirtiyor.Bilim insanları yine de bu araştırmadan yola çıkarak kısa boylu insanların daha sık kalp kontrolünden geçirilmesinin gerekli olmadığını, kalp hastalıklarına neden olan birçok değişik faktörün bulunduğunu belirtiyor.Doktorlar kalp hastalıklarından korunmanın en iyi yolunun düzenli egzersiz yapmak, fazla sigara ve alkol tüketmemek, aşırı kilolu olmamak, yani sağlıklı bir yaşam tarzı izlemek olduğunu söylüyor.BBC
Reklam