Kanal İstanbul Haberleri

Kanal İstanbul ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Kanal İstanbul ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

İstanbul'un 4. Köprüsü Geliyor: Kanal İstanbul'lun İlk Köprüsünde 250 Tonluk Operasyon
Kanal İstanbul projesi kapsamında yapımına başlanan ve projenin ilk köprüsü olma özelliğini taşıyan Sazlıbosna Köprüsü inşaatında, 250 tonluk dev tabliye kaldırma operasyonu gerçekleştiriliyor. Havadan çekilen görüntülerde, Sazlıbosna Barajı’ndan başlayıp Küçükçekmece Gölü’ne ve ardından Marmara Denizi’ne kadar uzanan Kanal İstanbul güzergahı tek bir karede net bir şekilde gözler önüne serildi.
Bilim İnsanları Uyardı: 'Ya Kanal ya İstanbul...'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘çılgın proje’ olarak lanse ettiği Kanal İstanbul Projesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampüsünde konunun uzmanlarınca masaya yatırıldı. Uzmanlar ekolojik dengenin bozulacağını belirterek, ''Ya kanaldan ya İstanbul'dan vazgeçeceğiz'' dedi.Prof. Dr. Naci Görür, olası İstanbul depreminde Kanal İstanbul’da yaşanacak yıkıma karşı uyardı: 'Kanal nerede yapılırsa yapılsın Marmara’ya girdiği yerde en az 10 şiddetinde etkilenecek. Daha fazla olabilir.' EKOLOJİK DENGE BOZULACAK, DEPREMİN RİSKİ ARTACAK İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’nın moderatörlüğünü yaptığı ‘Hukuki, Kentsel ve Ekolojik yönleriyle Kanal İstanbul’ isimli panele Prof. Dr. Emin Özsoy, Prof. Dr. Fikret Adaman, Prof.Dr. Naci Görür, Doç. Dr. Hürriyet Öğül, Yrd. Doç. Dr. Dolunay Özbek, Dr. Nilüfer Oral, Dr. Sedat Kalem katıldı. Bilim insanları, Erdoğan’ın 2011 yılında genel seçimleri öncesinde kamuoyuna duyurduğu Kanal İstanbul projesinin ekolojik dengeleri bozacağı, İstanbul’da deprem riskini arttıracağı, maliyeti dahi hesaplanamayacak bir risk oluşturacağının altını çizdi. ''ÇATLAK PROJE DİYORUM'' Panelde konuşan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Emin Özsoy projenin olmayacağını varsaydığını söyleyerek 'İstanbul mega kent ama aynı zamanda haritadan baktığınızda kanserli bir akciğere benziyor. Yeşil alanlar çok az. Yeşil alanlar kuzey ormanları ve biz şu an onları tehdit ediyoruz. İnsanın etkisiyle oluşan bir diğer afet Kanal İstanbul’dur, eğer olursa. Ben olamayacağını varsayıyorum. Benim kanımca olamaz' dedi. Çanakkale ve İstanbul boğazlarını uydudan görünümünü iki çatlağa benzeten Özsoy, 'İstanbul ve Çanakkale Boğazı haritada çok ince iki tane kılcal çatlak şeklinde. Onun için Kanal İstanbul için uzaydan görünen yeni bir çatlak açıyoruz. Onun için ben çatlak proje diyorum' diye konuştu. Özsoy, kanal hakkında değerlendirme yapabilmek için yeterli bilgiye sahibi olmadıklarının altının çizdi ve 'Şu anda kanalın ne yeri, ne ölçüsü, ne altyapısı belli' diye konuştu. ''YA KANAL’DAN VAZGEÇECEĞİZ YA İSTANBUL’DAN'' Doğa Koruma Direktörü (WWF) Dr. Sedat Kalem ise Kanal İstabul’la kaybedilecek içme suyu havzalarına dikkat çekti: 'İstanbul’un iklimini, suyunu biz bu ormanlara, bu doğal alanlara borçluyuz. Bunların başında içme suyu geliyor. Böyle bir proje, içme suyu rezervlerinden vazgeçmek anlamına gelir. Bugünkü nüfus 13 milyon. 25 milyona ulaştığında azalacak su kaynakları nereden telafi edilecek. Bugün Melen’den Istranca’lardan telafi ediyoruz, yarın Tuna’dan Fırat’tan mı getireceğiz suları?' Kanal İstanbul’un İstanbul doğasının bugüne kadar karşılaşmış olduğu en büyük mühendislik operasyonu olduğunu iddia eden Kalem, 'Sadece Kanal İstanbul değil, 3. Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu, havalimanı, limanlar, Yenişehir… Bütün bunları yan yana koyduğumuzda İstanbul’un yarısının bir şantiye alanına dönüşeceğini öngörmek yanlış olmaz' ifadelerini kullandı. Gelecek kuşaklara karşı sorumluluklarımızın olduğunu belirten Kalem, 'Kazanacağımızı umduğumuz şeyler karşısında kaybedeceğimiz değerler bedava değil. Bunları sadece ulusal ihtiyaçlarımız için değil, aynı zamanda uluslararası sorumluluklarımız ve gelecek kuşaklara karşıda bunları korumaktan sorumluyuz' dedi. Kalem sözlerine şöyle devam etti: 'Bu konuda bilime kulak verilmesi, sürecin mümkün olduğunca kamuoyuna açık olması. Çünkü bu konu sadece inşaat projesi bağlamında, ekonomik ölçülerde tartışılıyor. Dolayısıyla hem Kanal hem İstanbul bir arada mümkün değil, ya kanaldan vazgeçeğiz, ya İstanbul’dan.' ''KANAL NEREDE YAPILIRSA YAPILSIN DEPREMDE EN AZ 10 ŞİDDETİNDE ETKİLENECEK'' İstanbul Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür de İstanbul’da yaşanacak deprem riskine değindi. Böyle bir projenin İstanbul’u yaşanmaz hale getireceğini savunan Prof. Dr. Naci Görür, 'İnanılmayacak boyutta kazı, dolgu, dinamit ve iş makinesi kullanımı, gürültü, egzoz, yapacağınız güzergah boyunca oluşabilecek kayma, göçük oluşacak. Doğu Trakya’nın drenaj sistemini tümüyle etkileyecek, sadece yer altı suyu kaybı bile İstanbul’u yaşanmaz hale getirebilir' dedi. Görür olası İstanbul depreminde Kanal İstanbul’da yaşanacak yıkıma karşı uyardı: 'Kanal nerede yapılırsa yapılsın Marmara’ya girdiği yerde en az 10 şiddetinde etkilenecek. Daha fazla olabilir.' ''KANAL İSTANBUL 3.HAVALİMANI KARDEŞ PROJELER'' Mimar Sinan Üniversitesi Şehir Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hürriyet Öğdül, Kanal İstanbul’un kardeş projesinin 3’üncü havalimanı olduğunu belirterek aradaki bağıntıyı hafriyat aktarımı ile açıkladı. Öğdül, havaalanını yapmak için doldurulacak sulak alanların, Kanal İstanbul projesi nedeniyle çıkacak tarım toprağı ile doldurulacağını savundu. ''BUNU YAPARKEN KOMŞUMUZA ZARAR VERİR MİYİZ?'' Panelde projenin hukuki boyutu ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla uygunluğu da ele alındı. Kanal İstanbul projesinin 1992 yılında imzalanan Bükreş Sözleşmesi ve 2011 yılında yürürlüğe giren ‘Karadeniz Biyolojik Çeşitlilik ve Peyzajın Korunmasına ilişkin Protokol’ başta olmak üzere Türkiye’nin imzaladığı pek çok anlaşmayla ters düştüğünü ifade eden Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Dr. Nilüfer Oral projenin sadece İstanbul’u değil, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeleri de ilgilendirdiğini savundu. Oral, komşularımıza karşı sorumluluklarımız olduğunu savunarak 'Biz bunu yaparken komşumuza zarar verir miyiz? Verirsek de bunun bir sorumluluğu var. Her şeyi tek taraflı yapmaya çalışıyoruz. Hiç mi bu ülkelere danışmayacağız? Bükreş sözleşmesinin hedeflediği, Karadeniz’i balıklarından tutun da doğal hayatı, sadece deniz değil kıyı, bunları korumak iyileştirmek' diye konuştu. Ezgi ÇAPA/İSTANBUL (DHA)
Son 12 Yılda Kayseri Büyüklüğünde Orman Kayboldu
Küresel Orman Takip ve Uyarı Sistemi verilerine göre Türkiye, son 12 yılda 164 bin 222 dekar ormanını kaybetti. Bu alan Kayseri büyüklüğünde bir alan. En çok orman kaybının olduğu iller Antalya ve İstanbul oldu. Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü liderliğinde Google, BM Çevre Programı, BM Küresel Çevre Programı ve 40'tan fazla ortağın bulunduğu bir konsorsiyum, uydu verileri diğer bilgilerle derlenen Küresel Orman Takip ve Uyarı Sistemi kapsamında Ocak 2000-Aralık 2012 tarihlerine ilişkin bir rapor yayımladı. Bu raporda, Türkiye'de net orman kaybının 164 bin 222 hektar olduğu tespit edildi. KAYSERİ BÜYÜKLÜĞÜNDE ORMAN KAYBOLDU Bu tarihler arasında Türkiye çapında 342 bin 571 hektar orman kaybı olduğu, yine aynı sürede 178 bin 349 hektarlık alanın ormanlaştırıldığı belirtildi. Sonuçta ortaya çıkan 164 bin 222 hektarlık net orman kaybı miktarı, Kayseri ilinin yaklaşık yüzölçümüne denk geliyor. DÜNYADA EN ÇOK KAYIP BREZİLYA'DA Ormanların dünya çapında, özellikle yüksek tür çeşitliliğine sahip tropik ülkelerdeki kaybının hızla devam ettiğine işaret eden Utah Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi ve Kars KuzeyDoğa Derneği Başkanı Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, 'dünya orman raporu'na ilişkin şunları söyledi: 'Dünya çapında sadece 2012 yılında 20.8 milyon hektar orman yok oldu. Bu da Türkiye yüzölçümünün dörtte birinden daha fazla bir alan. Dünyada orman kaybının en çok yaşandığı bölgeler, ne yazık ki yüzbinlerce canlı türünün yaşadığı Brezilya, Güneydoğu Asya ve Orta Afrika'nın tropik ormanları.' TÜRKİYE'DE EN ÇOK KAYIP BU İLLERDE Türkiye'de yaygın ağaçlandırma çalışmalarına rağmen kontrolsüz şehirleşme, turizm, otoyol, maden ve diğer yapılaşma projeleri yüzünden 2000 yılından bu yana gerçekleşen en çok orman kaybının Antalya ve İstanbul'da olduğunu, bu iki ili Adana, Mersin, Muğla ve Yozgat'ın izlediğini kaydetti. İSTANBUL'DAKİ ÜÇ PROJE Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, raporda net orman kazancının ise en çok Çanakkale'de gerçekleştiğinin görüldüğünü belirterek, 'Orman artışının gerçekleştiği diğer bölgeler arasında Kırklareli, Tekirdağ ve İstanbul'un batısı göze çarpıyor. Ama ne yazık ki İstanbul'un su havzasının çoğunu oluşturan bu ormanların önemli bir kısmı, yapılması planlanan 3'üncü havaalanı, 3'üncü köprü ve Kanal İstanbul projeleriyle yok edilecek' diye konuştu. YABAN HAYATI KORİDORU ÜMİT VERİCİ 2000 yılından bu yana Türkiye'de yılda ortalama Kilis kadar bir alanın ormansızlaştığının bu raporda gösterildiğini dile getiren Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, şunları kaydetti: 'Bu raporun en ümit verici tarafı, KuzeyDoğa Derneği olarak 2008 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı'na önerdiğimiz ve Bakan Veysel Eroğlu tarafından kabul edilip projelendirilen 'Türkiye'nin İlk Yaban Hayatı Koridoru'ndaki ormanları da kapsıyor. Kars-Erzurum-Artvin-Ardahan-Gürcistan sınırı arasındaki 162 km uzunluğunda ve 28 bin 543 hektar büyüklüğünde bir alandaki ormanlar 'muhafaza ormanı' olarak korunacak. Bu alandaki birbirinden kopuk orman parçaları, 2 bin 500 hektarın 4.5 milyon ağaçla ağaçlandırmasıyla birbirine bağlanacak. Raporda Kars, Erzurum ve Ardahan illeri kısımlarındaki orman örtüsünün 2000 yılından bu yana arttığı görülüyor. Bu ümit verici gelişme, Türkiye'nin ilk yaban hayatı koridorunun gerçekleştirilmesi için bu bölgenin ne kadar uygun olduğunu gösteriyor.' DHA
"Tweet Mweet Anlamam Ben Bu İşlerden"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,ın Konuşmasından satır başları İstanbul Türkiye’nin özetidir. Bu ne manzara? Bugün Türkiye bizi izliyor. Tüm dünya İstanbul’u izliyor. Tüm mazlumları, mağdurları, yolda kalmışları, garipleri, öksüzleri sizi izliyor. Kahire’de oyları çalınmış kardeşlerim sizi izliyor. Şam’da kurşunların bombaların altında yaşayan açlıkla sefaletle imtihan edilen, belki de yavrusunun başında ağıtlar yakan ciğeri parçalanmış anneler sizi izliyor. Bağdat’ta barışa susayan gönüller İstanbul’u izliyor. Karabağ’da toprakları çiğnenen Azeri kardeşlerim sizleri izliyor. Mogadişu bugün İstanbul’u izliyor. 'KILIÇDAROĞLU BAK BU MONTAJI NASIL YAPTIK' Varsın birileri montaj desin. Kılıçdaroğlu bak bu montajı nasıl yaptık? Güzel mi, beğendin mi? Bir montaj da sen yap böyle. Varsın birileri montaj desin, taşıma desin. Bu muhteşem coşkuyu küçümsesin. Ama bilesin ki İstanbul, Gazze’nin yetimleri Ramallah’ın öksüzleri sizi izliyor. Kabe’nin etrafında tavafta olanlar size dua ediyor. Diyorlar ki 30’unun akşamında müjde bekliyoruz. 'ONLAR AHLAKİ OLMAYAN ŞEYLERİ İZLİYOR' Telefon, sürekli soruyorlar İstanbul nasıl. Gelirken aynı şeye muhatap oldum. İstanbul sen her an dildesin, kulaktasın, gözlerdesin. İzleniyorsun İstanbul. Ama Pensilvanya’nın izlediği gibi değil. Onlar mahremleri izliyor. Ahlaki olmayan şeyleri izliyor. Ama burası güzellikleri izliyor. Ülkemin aydınlık yarınlarını izliyor. Mahzun, boynu bükük Kudüs bugün sizleri izliyor. “Biz, kısık sesleriz minareleri, Sen ezansız bırakma Allah'ım. Ya çağır şurada bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allahım. Mahyasızdır minareler göğü de, Kehkeşansız bırakma Allahım. Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allahım. Bize güç ver... Cihad meydanını, Pehlivansız bırakma Allah'ım. Kahraman bekleyen yığınlarını, Kahramansız bırakma Allah'ım. Bilelim hasma karşı koymasını, Bizi cansız bırakma Allah'ım. Yarının yollarında yılları da, Ramazansız bırakma Allah'ım. Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma Allah'ım. Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız, Ve vatansız bırakma Allah'ım. Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah'ım.” Amin sonsuz kere amin. Bugün bir kez daha tarih yazıyorsun İstanbul. Bugün bir kez daha tuzakları oyunları bozuyorsun İstanbul. 'RAHŞAN AFFIYLA KURTARDIN' Millet oynanan oyunu görüyor. Millet sınırsız basiretiyle Türkiye üzerindeki kirli oyunu, tuzağı görüyor. 94’te İstanbul’a aday olduğumda, kimse kazanacağımıza ihtimal vermiyordu. Kimden aldık belediyeyi CHP’den. Yolsuzlukların belediyesi CHP. Kılıçdaroğlu sen bu işleri anlamazsın. Seni zaten SSK’dan tanıyoruz. SSK’daki yolsuzluklarınla tanıyoruz. Rahşan affıyla kurtardın işi yırttın. SSK hastanelerinde çektiğimiz çileleri biz biliriz. Az önce Kocaeli’nde yaşlı bir amca illa sahneye sahneye dedi. Getirin dedim, geldi. Ne dedi biliyor musunuz? İki kere beni hastanede rehin tuttular beni dedi rehin. Nice rehin tutulanlar oldu. Geldiğimde ilk verdiğim talimat şuydu. Bundan böyle hastanelerin kapısından kimseyi döndürmeyeceksiniz ve asla rehin tutmak gibi bir şey duymayacağım. Duyduğum zaman başhekimlere kesin ikazımdır, kesinlikle ilişkilerini keseriz. İstanbul’un seçkinleri kaymak takımı böyle bir sonuç beklemiyordu. İstanbul susuzdu, çöp dağları vardı. Çünkü CHP demek kirlilik demektir. Yolsuzluk demektir, çöp demektir. CHP demek susuzluk demektir. Ey İstanbul o zaman Ümraniye’nin belediyesi de CHP’liydi. Ümraniye çöplüğünde vahşi depolama vardı, o çöplük patladı 39 kişiye maalesef mezar oldu. gençler bunu bilmeyebilir, geziciler bunu bilmeyebilir. Ah ah, çevreci ha, ne çevrecisi ya? 39 kişi orada maalesef öldü. CHP’li belediye vardı. Bunun hesabını soran oldu mu? Nerde o medya? Yandaş medya nerede? sordular mı bunun hesabını? Sormazlar, işlerine gelmez. Niye? Paslaşıyorlardı, dayanışma içerisindeydiler. Onları onlar getirdiler. Ama tarih hesap soruyor şimdi. Diyor ki ey CHP o 39 vatandaşımızın hesabını ver. Kılıçdaroğlu sen bunların hesabını ver. Ama bunlarda o yüz yok. Geldi İstanbul’a büyükşehir başkan adayı oldu Kılıçdaroğlu. Ben de merak ettim nerede oturuyor diye. Dediler ki Kağıthane’de. Nerede oturuyorsunuz diye, Kağıttepe’de oturuyorum demiş. Ve seçim günü geldi oyunu kullanamadı. Yahu bunun eline üç koyun verin kaybedip gelir. İnanın bundan bir şey olmaz. Şimdi biliyorsunuz pozlar veriyordu, klasör. Yolsuzluk klasörü. Tabi böyle şeylerin olacağını da zannetmiyordu. Baykal genel başkan o da yanında. Klasörün sırtında ne yazıyor yolsuzluk. Kimin klasörü bu? Şu anda büyükşehir adayı olarak gösterdiler zatın. Ne yaptılar onu? Partiden ihraç ettiler hırsız ya. O ihraç ettikleri kişiyi şimdi getirdiler büyükşehir adayı yaptılar. Peki bu nasıl iş? Ben söylemiyorum klasörü sen hazırladın, şimdi de kalkıyorsun o adamı aday yapıyorsun. Niye? Malzeme yok ellerinde malzeme. Kimi koysunlar? Bunlar felç olmuş felç. Ama biz gümbür gümbür geldik, yine gümbür gümbür geliyoruz. Biz İstanbul’a, ülkemize, milletimize efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik. Yine hizmetkar olarak yolumuza devam edeceğiz. İstanbul’daki seçkinler elitler, Recep Tayyip Erdoğan’ın başkan seçileceğine inanmıyorlardı. Milleti dahi kontrol ettiklerini, milletin aklını çeldiklerini zannediyorlardı. Milletim onlara ağır bir ders verdi. şimdi ne diyorum biliyor musun? 30 Mart’ta sadece onlara değil, hani bu telefonları dinleyenler var ya, Pensilvanya var ya, en önemli dersi ona vereceğiz. 'BUNLAR BİZİM HELALİMİZİ YEDİLER' Bunların dershanelerine gidenler varsa yavrularımızı lütfen oralardan alın. Milli Eğitim Bakanlığı olarak hafta sonlarında takviye kurslarını biz ücretsiz olarak vereceğiz. Yıllarca bunlar bizi sömürdüler ya. Sülük gibi sömürdüler. Ama sülük faziletli, sülük zararlı kanı emer. Bunlar bizim helalimizi yediler ya. Sadaka dediler yediler, zekat dediler yediler, kurbanlık koyun dediler yediler, adak dediler yediler. Ah kardeşlerim ha, benim sevgili peygamberime, kendi televizyonunda miraçtan iniyor kamyonete bindiriyor. Ve bu senaryoları da o onaylıyor biliyor musun? Yahu sen hoca mısın senarist misin? Nesin? İyi niyetimizin kurbanı olduk. Başörtülü kızlarımızın, yahu üniversiteye giderken başlarını açmaları noktasında fetva veriyor beyefendi. Niye? Çünkü 28 Şubatçı generaller onu istediler. Ya sen nasıl hocasın be. Ama 28 şubat öncesi öyle demiyor. Akşam başka sabah başka. Şu andaki yandaş medya var ya muhtar bile olamaz dediler. Muhtar bile olamaz dedikleri kişi 11 yıldır aralıksız Türkiye’de başbakan oldu. Bu milletin iradesini çalamazsınız. Biz önce halkın sonra hakkın iradesine boyun eğdik. Benim meselem milletimin hak meselesidir. Benim meselem milletimin hukuk meselesidir. Biz hukuku çiğnemeye karşı dik duruyoruz. Yargı darbesi yapmak isteyenlere karşı dik duruyoruz. Milli iradenin çalınmasına karşı dimdik duruyoruz. Müslüman olmayanlara da hizmet etmek bizim görevimiz. İster Müslüman olsun, ister Hıristiyan olsun, ister ateist olsun. Bizim görevimiz alanında hepsi var. Bizim iktidarımız ayrımcılığın iktidarı olmayacaktır. Epey zamandır bir şarkı tutturdular. Demokrasi sandıktan ibaret değildir. Sevsinler sizi. Nereden ibaret? Doğru bunlar öyle alıştılar. Ama böyle değil. Biz sandıksız bir demokrasiyi asla kabul etmedik ve etmiyoruz. Sen Şişli’de ne yaptın ya? İstanbul’a ne yapacaksın. Bunların böyle bir imkanı gücü yok. Geçenlerde bizim Taksim Yenikapı hattındaki, yeni yapılan köprü var ya, o köprüyü yıkacakmış. Ya bu CHP yıkmakla mükellef, yapmakla değil. İstanbul’da ulaşım sıkıntısı var. İkinci tüp geçidi yapacağız. Kılıçdaroğlu onu da yıkarsınız olur mu? Ama iktidara gelemeyeceğine göre sen artık aracınla gezersin. 'TENCERE TAVA HEP AYNI HAVA' Bak Kanal İstanbul dedik, adam Kanal İstanbul’dan rahatsız. Biraz kendinize gelin. Şu ülkede bir dikili ağacınız yok. Sadece yakarsınız yıkarsınız başka işiniz yok. Ondan sonra da tencere tava hep aynı hava. Adı da ne? Demokrasi özgürlük. Tencere tavayla özgürlük olur mu? Ancak huzursuzluk olur. Bakıyorsunuz şimdi bazı bu zihniyette olan, sokaklarda yollarda çirkin hareketler yapma… 12 yıl boyunca hırsızların art niyetlilerin farklı hesaplar içinde olanların bu davaya sızmaması için hep hassasiyet içinde olduk. 'UYDURMA BİR PASAPORTLA KAÇTIN GİTTİN' Pensilvanya beddua seansları yapıyor. Varsınlar etsinler ya. Hiç önemli değil. Bumerang gibi onları vurur. Kötü söz sahibinindir. Bitmedi. Şimdi geçenlerde baktım bir şey daha düşmüş. Ne diyor? O uzun bize çok hainlik etti diyor. Şu hale bak, ya sen ne biçim hocaefendisin ya. Ya sen bu noktada eğer dürüstsen 99’da bu ülkeden niye kaçıp gittin? 15 yıldır kaçaksın. Uydurma bir pasaportla kaçtın gittin. İlkokul mezunu ve öbür taraftan da maalesef hak etmediği halde bir pasaportla kaçış. Şimdi soruyorum diyorlar ki inzivaya çekiliyor. TWEET MWEET ANLAMAM BEN BU İŞLERDEN Ya şu medya. Açık söylüyorum. Başta Doğan Grubu olmak üzere, açık söylüyorum, Ciner grubu olmak üzere, buna benzerler. İsimlerini diğerlerinin vermeyeceğim. Utanmadan sıkılmadan kalkıp şu anda bu olaylarda bize karşı yapılan haksızlıkları savunur durumdalar hala. Ya bu ülkenin başbakanına bu hakaretler yapılırken, siz nasıl oluyor da bunları savunuyorsunuz? Ha söyleyeyim, çünkü Pensilvanya’nın onlarla ilgili kasetleri de var. Şantaj var onlarla ilgili şantaj. Yeri geldiğinde onu da açıklarız diyorlar. Geçenlerde bir tane açıklandı, diğeriyle de ilgili açıklandı. Şimdi korkuyorlar. Şimdi batmışlar, bataklığa batmışlar. Bunlardan çekiniyorlar. Kendi devletine güvenmiyor, onlara güveniyor. Biz de kusura bakmasınlar, gereken neyse bunu yaparız. Öyle tweet mweet anlamam ben bu işlerden. Evet, Twitter dürüst davranacaksa her türlü desteği veririz. Youtube her türlü desteği veririz. Facebook ahlaksızlıklarından vazgeçerse destek alır. Ama aileleri bozacaksa karşısında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini bulur. Bunlarda neler var neler. Şimdi ne diyorlar, 25 Mart’ta şu çıkacak, 30 Mart’ta şu çıkacak. Hangi iftirayı atarsanız atın. Bu montajların bu ahlaksızlığınızın altında ezilip gideceksiniz. Daha şimdiden 30 Mart akşamı hangi yalanları söyleyeceklerini konuşuyorla “CUMHURBAŞKANIMIZIN KANAATİ FARKLI OLABİLİR” Şimdi ne diyorlar? Özgürlük elden gidiyor. Kusura bakmasınlar, bak şu Tayyip Erdoğan, kim ne derse desin bizim mahremimizi, görüşmelerimizi, konuşmalarımızı dinleyen ve dinletenlere karşı sonuna kadar mücadelesini verecektir. Özgürlük adı altında kimse bizim mahremimize giremez. Kim olursa olsun. Cumhurbaşkanımızın kanaati farklı olabilir. Beni dinleyecek, bakanları dinleyecek. Yahu bırakın tüm insanları dinleyecek. Beni dinleyemezsin, yok böyle bir şey. Ben artık evimde bile rahat rahat konuşamıyorsam, telefonla konuşamıyorsam, ailemle konuşamıyorsam, bu montaj, dublaj, uydurma şeylere itibar etmek suretiyle bu ülkede başbakanını yargılayamaz. Böyle bir hakları olmadığı halde bunlar bizi dinliyorlar. Ya şu medya. Açık söylüyorum. Başta Doğan Grubu olmak üzere, açık söylüyorum, Ciner grubu olmak üzere, buna benzerler. İsimlerini diğerlerinin vermeyeceğim. Utanmadan sıkılmadan kalkıp şu anda bu olaylarda bize karşı yapılan haksızlıkları savunur durumdalar hala. Ya bu ülkenin başbakanına bu hakaretler yapılırken, siz nasıl oluyor da bunları savunuyorsunuz? Ha söyleyeyim, çünkü Pensilvanya’nın onlarla ilgili kasetleri de var. Şantaj var onlarla ilgili şantaj. Yeri geldiğinde onu da açıkları diyorlar. Geçenlerde bir tane açıklandı, diğeriyle de ilgili açıklandı. Şimdi korkuyorlar. Şimdi batmışlar, bataklığa batmışlar. Bunlardan çekiniyorlar. Kendi devletine güvenmiyor, onlara güveniyor. Biz de kusura bakmasınlar, gereken neyse bunu yaparız. Öyle tweet mweet anlamam ben bu işlerden. Evet, Twitter dürüst davranacaksa her türlü desteği veririz. Youtube her türlü desteği veririz. Facebook ahlaksızlıklarından vazgeçerse destek alır. Ama aileleri bozacaksa karşısında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini bulur. Bunlarda neler var neler. Şimdi ne diyorlar, 25 Mart’ta şu çıkacak, 30 Mart’ta şu çıkacak. Hangi iftirayı atarsanız atın. Bu montajların bu ahlaksızlığınızın altında ezilip gideceksiniz. Daha şimdiden 30 Mart akşamı hangi yalanları söyleyeceklerini konuşuyorlar. MİT müsteşarımı tutuklayıp süreci bozmak istediler. Benim Anadolu’daki Trakya'daki kardeşimin gözünden bile sakındığı 20 yaşındaki evladı o dağlarda şehit olmuş bunların umurunda mı? Yozgat'taki kardeşimin Samsun'daki Kastamonu'daki kardeşimin ocağına ateş düşmüş bunların umurunda mı? Babaların ciğeri dağlanmış bu Pensilvanya'nın umurunda mı? Ya Mavi Marmara vuruluyor Pensilvanya'nın gözünde yaş yok. Tam aksine o başkalarının yanında yer alıyor. Bu Aydın Doğan'ın bu Pensilvanya'nın onların medyasının umurunda mı? ‘NE KOMADA ÖLEN ÇOCUK, NE DE BURAK YAVRUMUZ’ Ne İstanbul'da, ne komada ölen çocuk, ne de sokakta vurulan gencecik Burak yavrumuz bunların asla umurunda değil. Bunlar nebbaş nebbaş. Bunlar mezarlık soyguncusu. Cumhuriyet
Kanal İstanbul'un Güzergahı Değişti
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 'Çılgın proje' olarak adlandırılan Kanal İstanbul'un güzergahı değişti. Çılgın proje olarak anılan Kanal İstanbul için belirlenen Silivri, Ortaköy, İnceğiz, Gökçeli, Çanakça, Dağyenice bölgesinden, Karacaköy, Evcik Barajı’ndan Karadeniz’e bağlanan bölümde istimlak edilecek arazilerin çokluğu nedeniyle vazgeçildi. Küçükçekmece, Başakşehir ve Arnavutköy alternatif bölge olarak düşünülüyor. Bu konuda asıl gelişmenin ihale modeliyle ortaya çıkması bekleniyor. Yetkililerden edinilen bilgilere göre Kanal İstanbul projesi ile yerlilerin yanı sıra birçok yabancı şirket de ilgileniyor.   Panama Kanalı projesini yapan MWH Global ve Çinli birçok şirket ihaleye ilgi duyarken, TAV da ortağı CCC ile süreci yakından takip ediyor. Dünya Gazetesi'nin haberine göre, Rus ve İtalyan firmaları ile de bazı ön görüşmeler yapıldı. Bölgedeki deniz trafiğine de çözüm getirmesi beklenen proje, Karadeniz ve Boğazlar’ı yoğun kullanan Rusya’nın da radarında. İstanbul’daki deniz trafiğine çözüm için büyük bir Rus firması kanalın inşasını üstlenebileceğini iletti. 10 MİLAR DOLAR TAHMİNİ Bazı sivil toplum kuruluşları ve bilim adamlarının eleştirdiği, karşı çıktığı projenin tam detayları ortaya çıkmadığı için maliyeti hakkında kesin tespitler de yok. Ancak üçüncü havalimanı projesine yakın bir büyüklüğün ortaya çıkması bekleniyor. İlk telaffuzlara göre projenin maliyeti 10 milyar dolar! Kanal’ın 25 metre derinliğinde ve 150 metre genişliğinde olması öngörülüyor. 5.5 milyar TL olarak hesaplanan inşaat işleri kapsamında İstanbul Boğazı ile Silivri arasındaki doğu- batı ekseninde, proje ile çakışacak en az 5 otoyolu, karayolu ve demiryolunun deplase edilmesi (başka noktaya taşınması) planlanıyor. Kanal üzerine en az 8, en çok 11 köprü inşa edilmesi planlanıyor. Toplamda 10 milyar dolara mal olacak proje için parça parça ihaleye çıkılacak. Kanal, alttan kesik ‘V’ harfi biçiminde inşa edilecek. Alt bölümünün genişliğinin 100 metreye, V harfinin iki ucu arasındaki mesafenin 520 metreye kadar ulaşabilecek. Kanalın derinliği 20 metre olacak. GÜZERGÂH YAKINDA AÇIKLANACAK Kanal İstanbul projesi, güzergahının açıklanacağı tarihten itibaren gayrimenkul piyasasına büyük hareketlilik getirecek. Başbakan Erdoğan’ın ‘Çılgın Proje’ olarak tanımladığı Kanal İstanbul’un güzergahı henüz açıklanmadı fakat projeye ev sahipliği yapacak yerlerde arazi fiyatları tavan yaptı. Projenin yerinin şu an tam olarak belli olmadığını, çalışmalar yaptıklarını belirten yetkililer, “En kısa yol, en uygun yer neresidir onu araştırıyoruz. İstanbul Boğazı’na alternatif olacak güzergahı belirleme gayretindeyiz. 1-1,5 ay içinde güzergahı netleştireceğiz” dedi. Daha önce belirlenen Silivri, Ortaköy, İnceğiz, Gökçeli, Çanakça, Dağyenice bölgesinden, Karacaköy, Evcik Barajı’ndan Karadeniz’e bağlanan bölümde istimlak edilecek arazilerin çokluğu nedeniyle vazgeçildi. Diğer yandan Küçükçekmece, Başakşehir ve Arnavutköy’ün alternatif bölge olarak düşünüldüğü, kanal aksında bulunan arazilerin yaklaşık yüzde 80’inin Hazine'ye ait olmasının bu rotanın seçilmesinde önemli rol oynadığı öğrenildi. Eğer bu güzergah seçilirse proje, Küçükçekmece-Başakşehir- Arnavutköy ilçelerinden geçerek Karadeniz ile Marmara Denizi’ni birbirine bağlayacak. Projeyle Küçükçekmece Gölü kanala katılacak, Sazlıdere Barajı ise devre dışı kalacak. GÜNDE 160 GEMİ GEÇECEK Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘çılgın projem’ olarak adlandırdığı Kanal İstanbul uzun süre büyük ses getirmişti. Kanal İstanbul projesi ile beraber iki yarım ada ve bir ada oluşacak. Kanalın su derinliği yaklaşık 25 metre olacak. Su yüzeyinde genişlik 145-150 metre yi bulacak. Kanalın inşası sırasında ortaya çıkacak hafriyat büyük bir liman ve havalimanı yapımında, sönmüş maden ocaklarında ve kanalın kapatılma noktasında kullanılacak. Kanal İstanbul’dan günde 150-160 geminin geçmesi hedefleniyor. Projeye karşı çıkan sivil toplum kuruluşları ve akademisyenlerin görüşleri özetle şöyle: • İstanbul’un doğal yaşam kaynaklarını tehlikeye atar. • Boğaz’daki tanker trafiğinin yarattığı tehlikeyi önleyemez. • İstanbul’un su kaynaklarını bitirebilir, deniz kimyasını bozarak canlıların yok olmasına yol açabilir. • Tarım-orman arazilerini olumsuz etkiler. • İstanbul’un deprem ve ulaşım gibi en önemli sorunlarına öncelik verilmeli. Proje deprem riskini artırabilir. • Tehdit altındaki doğal ve çevresel değerlerin kaybına yolaçar. • Projenin devreye girmesi, içme suyu rezervlerinden vazgeçmek anlamına gelir. Kaynak: http://www.anahaberler.com.tr/emlak/kanal-istanbulun-guzergahi-degisti-h15524.html
10 Soru 10 Cevap: Türkiye'de Kuraklığın Sebepleri
Türkiye'de artık yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı değil. Meteoroloji mühendisi Kadıoğlu'na göre her iki mevsim de kurak geçiyor. Kadıoğlu, olası su kıtlığının sebebi olarak da plansızlığı görüyor. 2013 yılının mayıs ayında yüzde 82 oranında dolu olan İstanbul barajlarının bu yılın haziran ayı için doluluk oranı sadece yüzde 26. Rakamlar İstanbul’dan ancak kuraklık Türkiye geneli için geçerli. Kent merkezlerinde sele neden olan yağışlara rağmen barajlar dolmuyor. Meteoroloji mühendisi Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu’na göre herkesin bildiği Türkiye’nin iklimine dair o tekerleme de bozuldu. Türkiye, “Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı” değil artık. Artık Türkiye’de kışlar “ılık ve kurak.” İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ( Meteoroloji Mühendisliği Bölümü ve Afet Yönetim Merkezi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Miktad Kadıoğlu Al Jazeera'den Umay Aktaş Salman'a anlattı. İşte 10 soru ile kuraklığın ve su kıtlığının sebeplerini ve sonuçları...1 - Kuraklık nedir ve kaç evreden oluşuyor? Kuraklık önce meteorolojik olarak başlıyor, yani yağış eksikliğiyle. Sonra bu yağış eksikliği belli bir zaman sonra yer altı suları, barajlar ve göllerde kendini gösteriyor. Buna da hidrolojik kuraklık diyoruz. Tarlaları ekip biçmek için suya ihtiyaç olduğu zaman, rezerv alanında da suyu bulamayınca toprak da kuru oluyor, o zaman da üçüncü evre olan tarımsal kuraklık gerçekleşiyor. Bu hidrolojik ve tarımsal kuraklık, belli bir zaman sonra tarım ürünlerini ve enerji üretimini aksatmaya başlıyor. Tarım ürünlerinde fiyat artışları, zamlar, enerji kesintileri veya enerjinin daha pahalı kaynaklardan temin edilmesi gerçekleşiyor. O zaman buna da sosyo-ekonomik kuraklık deniyor. 2 - Türkiye kaçıncı evrede şu an ? Son aşama olan sosyo-ekonomik kuraklığa gelme evresindeyiz. Bu yıl yine bir önceki yılın yağışları fazlaydı, oradan idare ettik. Eğer 1 Ekim 2015’te başlayacak su yılı da kötü giderse seneye daha şiddetli kuraklık hissedeceğiz 3 - O zamana nasıl bir senaryo ortaya çıkar ? O zaman su kesintileri, tarımsal rekolte düşüşleri olacak. Daha fazla orman yangını, daha çok kene, çekirge, daha çok haşere olacak demek. 4 - Yağan yağışlara rağmen barajlar neden dolmuyor? Baharda yağan yağışlar sağanak gök gürültülü yağışlar. Kar gibi bölgesel yağışlar değil. Bakıyorsunuz her tarafı sel götürüyor ama barajdaki su seviyesi yüzde bir bile artmamış. Bizim için önemli olan o soğuk havada, buharlaşmanın az olduğu zamanda kar yağması ve sürekli yağması. Bunlar net kazanç oluyor. Yeraltı sularını da besliyor. Bir iki saatlik yağış önemli değil. Ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart çok önemli. Bu aylarda esas yağış alıyoruz. Bu aylardaki gidişat neyse ona göre tedbir almak gerekiyor. 5 - Nasıl tedbirler alınması gerekiyor ? Çiftçi baktı ki kurak, daha az su ihtiyacı olan bitkileri dikmesi lazım. Kuraklığa rağmen hala şeker pancarı, pirinç dikilecek derseniz olmaz. Tarımın kuraklığa göre daha kolay manevra edilebilir olması lazım. Bunun bir politika ve eğitim haline gelmesi lazım. 6 - Sizce Türkiye’nin kuraklıkla mücadele planı yok mu ? Türkiye’deki problem şu; meteorolojik kuraklığı bir bakanlık, hidrolojik kuraklığı başka bir bakanlık, tarımsal kuraklığı başka bir bakanlık izliyor. Biri kuraklık var diyor, biri yok diyor. Herkesin parametreleri farklı. Oysa kuraklığı tek elden incelemek lazım. Biz gelecek yağışlara bel bağlayarak gidiyoruz. Dünyada ülkelerin, şehirlerin kuraklıkla mücadele eylem planları var. Bu planda aşama aşama hangi tedbirler alınacağı, halka anlatılacak önlemler, bilincin artırılması için kampanyalar vardır. Nasıl ki yılbaşında mali bütçeler devreye girer, 1 Ekim olan su yılının başında da su bütçeleri devreye girmeli. Su bütçeyle yönetilmiyor. 7 - Kuraklığın ve su kıtlığının sebebi sadece iklim değişikliği mi ? Hayır değil. Yağmur az yağıyor, siz masraf yapıp arıtıyorsunuz, elektrik harcıyorsunuz. Ancak şehirlerde suyun büyük kısmı şebekeden toprağa sızıyor. Bazı illerde yüzde 45’lere kadar çıkıyor bu oran. Yağışlar azaldı ama az yağan yağmurları da hasat edemiyorsunuz. Bakıyorsunuz Ömerli Barajı’nın havzasında kocaman bir ilçe kurulmuş. Eskiden yağan yağmurlar toprağa, topraktan sızarak göle gidiyordu. Su havzalarında kurulan şehirler yüzünden yağan yağmurlar çatılarda toplanıyor, oradan kanalizasyona oradan da denize gidiyor. Yağmur yağdı diye seviniliyor ama ancak yağmur barajın üzerine yağarsa baraja gidiyor. Suyu toplama konusunda eksiğimiz var. Suyu tüketmeye yönelik ise aşırı bir gidişat var. Havuzlar, kanallar, yapay boğazlar ters yönde gidiyoruz. Su kıtlığının son nedeni kuraklık. Su kıtlığının belli başlı nedeni aşırı nüfus ve sanayinin bir yerde toplanarak aşırı talep yaratması. Çoğu yerde erozyon ve çölleşmeye neden olduk, su havzalarını yerleşime açtık. Suyu kirlettik, doğru kullanmadık. Bunlar kuraklıktan önceki nedenler. 8 - Su havzaları dikkate alınmıyor mu planlamalarda ? Hayır dikkate alınmıyor. Yurt dışında bir şehir yapılacağı zaman su havzaları ne kadar, ne kadar kişiyi besler diye bakılıp ona göre kuruluyor şehir. Türkiye’de hiç bakılmadan bütün nüfus, sanayi bir yerde toplanabiliyor. Sonra su ihtiyacını karşılamak için diğer bölgelerden su taşıyarak karşılamaya çalışıyoruz. 9 - Su taşımaktan öte neler yapılmalı ? Türkiye’nin iyi bir arazi planlaması yapması lazım. Neresi tarım alanı, neresi su havzası, neresi fabrika alanı diye bilmek gerekiyor. Adapazarı Ovası’nı fabrika ile doldurmak, su havzalarını yerleşime açmak doğru değil. Bunlar belirlendikten sonra tarım alanlarını ve su havzalarını çok iyi korumak lazım. Mesela İstanbul’da Elmalı Barajı devre dışı. Aşırı kirlenmiş durumda. Ömerli Barajı’nın etrafında Sultanbeyli gibi büyük ilçe var. Büyükçekmece ve Küçükçekmece etrafında çimento fabrikaları var. Sazlıdere Barajı da Kanal İstanbul yapılırsa iptal olacak. İstanbul içindeki barajların önemi yok. Nasılsa suyu pompalarla bir yerden getiriyoruz diye düşünülüyor ve depo olarak kullanılıyor. Yer altı suları kirleniyor ve aşırı tüketiliyor. Yeraltı suları stratejiktir. Normal zamanda kullanılmaz. Türkiye’de su doğuda, nüfus ve sanayi batıda yerleşmiş, bu ikisi problem yaratıyor. Türkiye’nin değişik yerlerinde yeni kentler, cazibe merkezlerinin kurulması lazım. 10 - Peki sizce gelecekteki planlamalar yapılırken iklim değişikliği hesaba katılıyor mu ? İklim değiştiği zaman nerede mısır, fındık, pamuk yetiştirilecek? Bunlar da değişiyor. Diyelim ki ileride öyle bir bölge var ki pamuk yetiştirilebilecek. Siz orayı bugünden yerleşime açarsanız ileride pamuk yetiştirme şansını kaybediyorsunuz. Gelecekteki iklim şartlarına göre bir alt yapı kurmuyoruz. Su ihtiyacı da sadece nüfusa göre hesap ediliyor. 1990’larda yıllık kişi başına düşen su miktarı 3 bin metreküptü , 2050’de artan nüfusla birlikte 1250 metreküpe düşecek. İklim değişikliği de hesaba katılınca bu 700 metreküpe düşüyor. İklim değişikliğini Türkiye’ye konduramıyor bizim millet. İklim değişikliğini gündelik hayatımızda, devlet politikamızda, mühendislikte benimsemiş değiliz. Ne baraj yaparken, ne fabrika seçerken, ne bir yere teşvik verirken iklim değişikliğini hesaba katmıyoruz.Umay Aktaş salman | Al Jazeera
3. Havalimanına Durdurma Kararı
Bakanlar Kurulu, 18 Ağustos 2012 tarihinde üçüncü havalimanı inşaatı, üçüncü Boğaz Köprüsü inşaatı ve Kanal İstanbul projeleri kapsamında Avrupa yakası Karadeniz kıyılarında 42.300 hektarlık bir alanı “Rezerv yapı alanı' olarak belirledi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 8 Nisan 2013 tarihli kararı ile bu rezerv alan ile ilgili kamulaştırma iş ve işlemlerinin yürütülmesi için Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'nı (TOKİ) görevlendirdi. Kamulaştırma yetkisi alan TOKİ, bu üç projenin yapılacağı alanlarda kamulaştırma çalışmalarına başladı. Mayıs 2013 tarihinden itibaren de arsa sahiplerine belirli bir bedel karşılığı anlaşma teklifinde bulunmaya başladı. TOKİ METREKARE BAŞINA 22 LİRA ÖNERDİ ARSA SAHİPLERİ KABUL ETMEDİ TOKİ, bu çerçevede üçüncü havaalanının yapılacağı alanda 10 ayrı parsel halinde toplam 54.507 metrekare arsası bulunan Akçelik Madencilik, 2 ayrı parsel halinde toplam 9.840 metrekare arsası bulunan İsmail Tükenmez, 4.520 metrekare arsası bulunan Ozan Madencilik, 1.998 metrekare arsası bulunan Topkara Mermer'e kamulaştırma teklifinde bulundu. Arsa sahipleri metrekare başına TOKİ'nin önerdiği parayı yeterli bulmayınca taraflar arasında anlaşma sağlanamadı. 14 DAVA AÇTI Bunun üzerine geçen yıl mahkemeye başvuran TOKİ, Akçelik Madencilik aleyhine 10, İsmail Tükenmez aleyhine 2, Ozan Madencilik ve Topkara Mermer aleyhine birer dava açtı. Dilekçesinde davalılara ait taşınmazların, Bakanlar Kurulu tarafından 18 Ağustos 2012 tarihli karar ile “Rezevr yapı alanı' olarak tespit edilen alanın içinde kaldığını hatırlattı. Bu arsalara ait kamulaştırma yetkisinin de kendisine verildiğini savunan TOKİ, arsa sahiplerinin kamulaştırma bedelini kabul etmediği için anlaşamadıklarını hatırlattı. TOKİ, mahkemeden, atanacak bilirkişilerce belirlenecek tutar karşılığında davalılara ait toplam 14 parseldeki bu arsaların tapu kaydının iptal edilerek kendi adına tesçil edilmesini istedi. TOKİ'nin arsa sahiplerine açtığı 14 dava da İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne düştü. Davalılar, davaya konu arsaların yapılacak olan üçüncü havaalanı inşaatının sahasında kaldığını hatırlatarak, TOKİ tarafından verilen tutarın emsallerine göre çok düşük kaldığını savundular. TOKİ'nin kendilerine metrekare başına 22 lira ile 35 lira arasında teklif yaptığını savunan davalılar, aynı bölgede bulunan emsal arsaların yerine göre metrekaresinin 300 liradan 500 liraya kadar alıcı bulduğunu savundular. BİLİRKİŞİLER METREKARE FİYATINI 10'A KATLADI Mahkeme, dosyaları inşaat mühendisi, harita ve kadastro mühendisi, mimar ve ziraat mühendisinden oluşan 6 kişilik bilirkişi heyetlerine yolladı. Bilirkişiler, arsaların bulunduğu alanın üçüncü havaalanı inşaatının da yapılacağı “Rezerv yapı alanı' içerisinde kaldığını hatırlattı. Bilirkişiler, davalıların arsasının yerine göre metrekare fiyatının 200 lira ile 500 lira arasında değişkenlik gösterdiğini belirttiler. ARSALARIN DEĞERİ 16.2 MİLYON TL Bilirkişiler, TOKİ'nin 54.507 metrekare arsası kamulaştırılan Akçelik Madencilik şirketine 10 milyon 901 bin, 9.840 metrekare arsası kamulaştırılan İsmail Tükenmez'e 2 milyon 785 bin, 4.520 metrekare arsası kamulaştırılan Ozan Madencilik'e 1 milyon 602 bin, 1.998 metrekare arsası kamulaştırılan Topkara Mermer şirketine de 999 bin 840 TL kamulaştırma bedeli ödemesi gerektiği yönünde rapor tuttu. TOKİ: DAVALILAR ÜÇÜNCÜ HAVALİMANININ ARTI DEĞERİNDEN FAYDALANAMAZ TOKİ, “3. Havaalanı projesinin bölgeye kattığı artı değer, bir değerlendirme ölçütü olarak dikkate alınmıştır. Bilirkişi heyetinin bu tutumu kamulaştırma Kanunu'nun 11. Maddesine aykırılık teşkil etmektedir' gerekçesi ile bilirkişilerce belirlenen kamulaştırma bedellerine itiraz etti. MAHKEME BİLİRKİŞİLERE UYDU Mahkeme, nisan ayında yapılan duruşmada, bilirkişilerce belirlenen tutarın davacı TOKİ tarafından davalı arsa sahiplerinin banka hesaplarına depo edilmesini istedi. TOKİ, bu tutarı yatırmadı. Mahkeme, 4 Haziran 2014 tarihinde yapılan duruşmalarda ikinci kez depo kararı aldı. TOKİ mahkemenin ikinci kez aldığı depo kararına da uymadı. Mahkeme, bugün yaptığı duruşmalarda 14 davayı da karara bağladı. TOKİ'nin Avukatı Hüseyin Balaban, bilirkişilerce belirlenen kamulaştırma bedelinin çok fahiş olduğunu belirterek, “Bu nedenle depo şartını yerine getirmedik' dedi. TOKİ'NİN KAMULAŞTIRMA TALEBİ REDDEDİLDİ İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi Mehmet Coşkun Gündüz, Avukat Balaban'ın yeniden depo kararı verilmesi yönündeki isteğini reddederek davaları TOKİ aleyhine sonuçlandırdı. Bir önceki duruşmada ikinci kez depo kararı verdiği halde TOKİ'nin bu tutarı davalıların hesaplarına yatırmadığını hatırlatan hakim Gündüz, kararın kesinleşmesi ile birlikte tapulara konulan kamulaştırma şerhinin de kaldırılmasına hükmetti. AVUKAT ALTIN: TOKİ YENİDEN KAMULAŞTIRMA YAPARSA HAVALİMANI İNŞAATI DURMAZ Davalılardan Akçelik Madencilik şirketinin avukatı Kemal Altın, karar ile ilgili olarak dha'nın sorularını telefonda yanıtladı. 'TOKİ, bilirkişilerce belirlenen tutarları yüksek bulduğu için ödeme yapmadı. Bilirkişi hesaplarına göre benim müvekkilime 11 milyon TL ödeme yapması gerekiyordu, ancak bunu yapmadı. Bize metrekare başı 22 TL teklif etti. Bu tutar çok düşük, bunu kabul etmediğimiz için bize dava açtı. Ancak kaybetti. Bugün kaybedilen 14 davaya konu arsalarda üçüncü köprü inşaatı ile ilgili hiçbir işlem yapılamaz. Ya projeyi değiştirerek bizim arsalarımızı havaalanı inşaatının dışında bırakacak ya da yeniden kamulaştırma kararı alıp yeni bir mahkeme süreci başlatacak. Bir seçenek de arsa sahipleri ile mahkemeye gitmeden yeni bir anlaşma yapması. Bizim 10 parsel ile ilgili 10 davamız vardı. Bazı parseller pistlerin yapılacağı yerde bazıları da inşaat alanına denk geliyor.' diye konuştu. 22.1 MİLYAR EURO'LUK PROJE Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından yap-işlet-devret modeli ile yapılması planlanan üçüncü havaalanın 3 Mayıs 2013 tarihinde yapılan ihalesini, 22 milyar 152 milyon Euro tutarındaki teklifi ile Cengiz-Kolin-Limak-MAPA-Kalyon ortak girişimi kazandı. 10 milyar 247 milyon Euro'ya mal edilmesi planlanan havaalanının temel atma töreni 7 Haziran 2014 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapıldı. Yüksel KOÇ/İSTANBUL, (DHA)
‘Mega Projelerin’ Şehir Plancıları Meslekten Men Edildi
İstanbul’da Üçüncü Köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu projelerinin imar planını yapan şehir plancıları Ahmet Özdal ve Arzu Özdal, TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından meslekten men edildi. İstanbul 3. Köprü, 3. Havalimanı ve Kanal İstanbul gibi projelere karşı olduğunu Gezi olayları sırasında yayımladıkları açıklama ile duyuran Taksim Platformu’nun etkin örgütlerinden Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Şehir Plancıları Odası, 3. Köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu’nun imar plancılarını meslekten men etti. Kuzey Marmara Otoyolu ve 3. Köprü projesinin imar planını yapan şehir plancıları Ahmet ve Arzu Özdal’a, üyesi oldukları TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından ’3 ay süre ile meslekten men’ cezası verildi. Ortaklar, ‘yargısız infaz’ yapıldığını belirterek kararın iptali için mahkemeye başvurdu. Ankara İdare Mahkemesi’nde dava konusu olan olay şöyle gelişti: 2 Haziran 2011′de ihalesi yapılan Kuzey Marmara Otoyolu imar planı işini Ahmet Özdal ve ortağı Arzu Özdal’a ait Bige İnşaat firması aldı. TMMOB Şehir Plancıları Odası, planlama çalışmalarına başlayan ortaklara 9 Şubat 2012′de, işi yapabilecek yeterliliğe sahip olduklarını gösteren ‘mesleki denetim bilgi formu ve büro tescil belgesi’ verdi. Oda, yapılacak işin de yazılı olduğu bu belge karşılığında firmadan yaklaşık 10 bin lira harç aldı. Ancak 4 ay sonra Şehir Plancıları Odası bu kez, Kuzey Marmara Otoyolu Projesi’nin ‘planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu’, projede yer alarak ‘meslek etik ve ahlakı ile bağdaşmayan faaliyet’ yaptıkları gerekçesiyle iki ortak ile 4 firma çalışanı hakkında soruşturma açtı. (Sabah/ Yeşil Gazete)
Haşmetli Devletimizden 25 Fantastik Açıklama
'TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman 'Bizim hızlı trenimiz yok, bu normal tren. Ama 'normal tren yaptık gelin binin' desek ilgi çekmezdi. Hızlandırılmış tren diyerek, yolcu ilgisi çekildi. Bunda da başarılı olundu' dedi. ' 09 Ağustos 2004 - [Haberin Tamamı]
'Bir Telefonu Almak İçin Saatlerce Kuyrukta Bekliyorlar, Geçen Yılkinden Farkı Yok'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ürünlerinin, yeni bir logo ve ''Gücü Keşfet'' sloganı ile tanıtılacağını belirtti.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çırağan Palace Kempinski Otel'de, Türkiye İhracatçılar Meclisi 'Türkiye Markası' lansmanı toplantısında yaptığı konuşmada, tanıtımı yapılacak logo ve sloganın başarılı olmasını diledi.Logonun hazırlanmasında emeği geçen kişi ve kuruluşları tebrik eden Erdoğan, tasarım üzerinde uzun soluklu bir çalışma yapıldığını, iş adamlarından reklam ajanslarına, ihracatçılardan siyasetçilere, sivil toplum örgütlerinden vatandaşlara değin geniş bir yelpazede görüşler alındığını ifade etti. Başbakanlık görevinde bulunduğu sırada taslakları kendisinin de görme fırsatı bulduğunu, önerilerini, tavsiyelerini ilettiğini aktaran Erdoğan, 'Sonuçta Ekonomi Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisinin ön ayak olduğu ama bugün itibarıyla tüm Türkiye'ye mal olacak, tüm dünya tarafından tanınacak bir tasarım ortaya çıktı' dedi.Benzeri süreçleri ve heyecanları daha önce de başbakanlık yaptığı hükümetler dönemlerinde yaşadığını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bildiğiniz gibi, 28 Ocak 2004'te bir yasa çıkardık. Türk Lirası'ndan 6 sıfırın atılması sürecini başlattık. 2004 yılı boyunca Merkez Bankamız, çok titiz bir şekilde hazırlıklarını yaptı ve 'Yeni Türk Lirası' adı altında yeni banknot ve madeni paraları 1 Ocak 2005'te tedavüle soktu. Bu yeni banknot ve madeni paraların tanıtımını da yine bizzat ben ve bakan arkadaşlarım birlikte yapmıştık. Yeni Türk Lirası, o dönemde mevcut paralarla aynı tasarımı taşıyordu. Ancak 6 sıfır olmaksızın basılmıştı. Ardından 1 Ocak 2009'da milletçe yine bir başka heyecanı yaşadık. Geçici olarak tedavüle girmiş 'Yeni Türk Lirası'ndan', 'Yeni' ibaresini kaldırdık. Yeni tasarımlarıyla Türk Lirası'nı kullanmaya başladık. Dünyanın ilgiyle izlediği çok çok başarılı bir operasyon gerçekleştirdik. Allah'a hamdolsun hiçbir aksaklık yaşanmadı. 6 sıfırın atıldığı yeni paramız, sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada beğeni topladı, ilgi çekti ve Türk Lirası nihayet itibarına yeniden kavuşmuş oldu. Yine bugün yaşadığımıza benzer bir heyecanı Türk Lirası'nın simgesini hazırlarken ve kamuoyuna açıklarken yaşadık. Dünyadaki tüm güçlü ve saygın para birimlerinin bir logosu vardı ancak, Türk Lirası için sadece 'TL' kısaltması kullanılıyordu. Güzel, sade, kolay yazılabilir bir logo hazırlandı, kamuoyuna tanıtıldı ve bu logo da çok hızlı yaygınlaşarak vatandaşlarımız tarafından kullanılmaya başlandı. Şu anda çarşıda, pazarda, etiketlere baktığımızda bu logonun kullanıldığını ve artık iyice benimsendiğini görüyoruz. 'Bugün de Ekonomi Bakanlığı ve TİM tarafından hazırlanan aynen yeni Türk Lirası logosu gibi önem arz eden bir başka logoyu, bir başka milli tasarımı, Türkiye ve dünyaya tanıttıklarını dile getiren Erdoğan, 'İnşallah bugünden itibaren Türkiye'de üretilen ürünlerin artık üzerinde 'Made in Turkey' damgası yerine artık bu logo olacak. Dünyanın neresinde olursa olsun bu logoyu görenler o ürünün Türkiye'de üretildiğini, Türkiye'den ihraç edildiğini anlayacaklar' diye konuştu. Bu logoyla birlikte 'Discover the potential' sloganının kullanılacağını kaydeden Erdoğan, bu sloganın da son derece isabetli olduğunu söyledi. 'Discover the potential' cümlesini İngilizce'den Türkçe'ye çevirirken 'Potansiyel' sözcüğü yerine 'Güç' sözcüğünün kullanımının daha uygun olacağı görüşünde olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Yani 'Gücü keşfet'... Bu noktada böyle bir yaklaşım. İnşallah bugünden itibaren tüm dünyada Türkiye'yi ve Türkiye ürünlerini bu logoyla ve 'Gücü keşfet' sloganıyla tanıtıyor olacağız' diye konuştu. Türkiye'nin dünyaca tanınan markalarının itibar ve güvene sahip olduğunu anlatan Erdoğan, 'Bu logo ve sloganla inanıyorum ki ürünlerimizin gücüne güç katılmış, itibarına itibar katılmış, güvenine de güven katılmış olacaktır. Bu önemli logo ve sloganın bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum. Emeği geçenleri tekrar tebrik ediyor, elinize sağlık diyor, herkese şahsım, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum' dedi. 'Eleştiriler olacak'Erdoğan, belirlenen logo ve slogana yönelik eleştiriler geleceğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Yeni Türk Lirası ve sıfırları atılmış Türk Lirası banknotlarını tanıttığımızda belli kesimlerden çok acımasızca eleştiriler yapılmıştı. Hatta bu 6 sıfır atıldığı zaman, 'Enflasyon patlar' deyip, 'Eğer bu başarılı olursa Taksim'e çıkar eşek gibi anırırım' diyen köşe yazarları olmuştu. Hala yazmaya devam ediyorlar ama Taksim Meydanı'na çıkmadılar. Değerli arkadaşlarım, bugün baktığımızda hem banknotlarımızın hem de TL logosunun sorunsuz şekilde kullanıldığını benimsendiğini görüyoruz. Karamsar senaryoların hiçbiri gerçekleşmedi. Yeni paraların enflasyon üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmadı. Ödemeler üzerinde, ticarette, çarşıda, pazarda yeni paralardan dolayı öyle seslendirildiği gibi olumsuz hadiseler de yaşanmadı. Toplum yeni para birimine çok kısa sürede adapte oldu. Değişime anında ayak uydurdu sanki yıllardır kullanıyormuş gibi yeni paraları ve yeni logoyu kullanmaya başladı. Bugün tanıtımı yapılan slogan ve logonun da yapılacak tüm olumsuz eleştirilere rağmen hızla benimseneceğine, hızla kullanıma girip yaygınlaşacağına ben yürekten inanıyorum. Özellikle bizim KOBİ'lerimiz, sanayicilerimiz, ihracatçılarımız, değişim konusunda dünyada gerçekten farklı bir yere sahipler. Onların bu logoyu hızla ürünlerine ambalajlarına, paketlerine basıp logonun yaygınlaşmasına katkı sunacaklarını tahmin ediyorum. Tabi bu logo ve sloganın yaygınlaşmasında uluslararası markalarımıza da büyük görev düşüyor. Örneğin Kültür ve Turizm Bakanlığımızın artık uluslararası bir turizm markası olan Türkiye'yi bu logoyla tanıştırmalarını bekliyoruz.'Konuşmasında Türk Hava Yolları'nın da benzeri şekilde logo ve slogana sahip çıkmasını, logo ve sloganı onlarca dünya ülkelerine taşımasını beklediğini ifade eden Erdoğan, 'Barcelona'yı Real Madrid'i filan falan bunları taşıyabilirsin o ayrı bir konu ama önemli olan bu. Bunu tabi ısrarla taşımanız gerekir' diyerek espri yaptı.Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:'Bu yeni logo ve sloganı esasen yeni Türkiye'nin güçlü Türkiye'nin artık küresel iddiaları ve hedefleri olan Türkiye'nin özgüven simgesi olarak görüyorum. Evet bu tasarım ve 'Gücü Keşfet' sloganı, yeni Türkiye'nin özgüveninin simgesidir, özgüvenin sloganıdır. Biz sadece bu logoyu markalarımızın üzerine basmakla yetinmeyeceğiz. Bu özgüvenlogosunu basabileceğimiz artık çok daha fazla marka üretmenin mücadelesini de kararlılıkla yürüteceğiz. Mevcut markalarımız artık bize yetmiyor. Dünya mağazalarında, piyasalarında, pazarlarında kendisine yer bulan markalarımızla gurur duyuyoruz ama bunları artık sayıca yetersiz görüyoruz. Türkiye ekonomisi gelmiş artık marka meselesine, marka ihtiyacına dayanmıştır. Bizim istikrarlı şekilde büyürken ihracatımızı son derece hızlı şekilde artırırken artık enerjimizin önemli bir kısmını bu marka konusuna ayırmamız gerekiyor. Arkadaşlar yeni markalar üretecek güce yani potansiyele ziyadesiyle bu heyet sahiptir. Eğer fikir derseniz, Allah'a hamdolsun olsun parlak fikirlere, yenilikçi fikirlere sahip bir neslimiz var. Eğer girişim diyorsak, girişim ruhu diyorsak, dünyanın her yerine ulaşabilen ve her yerinde iş kovalayan dinamik, enerjik girişimcilerimiz var. Teşvik konusunda, destek konusunda eskisine oranla çok daha farklı, çok daha güçlü bir konumdayız.'Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için Amerika Birleşik Devletleri'nin New York şehrinde olduklarını, konakladıkları otelin bulunduğu '5. Cadde' adı verilen uzun bulvarda dünyanın birçok ülkesinin büyük markalarının görüldüğünü belirtti.Aynı caddede dünyaca tanınmış bir teknoloji markasının da mağazasının bulunduğu dile getiren Erdoğan, şunları söyledi: 'Tabii bizim toplantı ve görüşmelerden dolayı görme fırsatımız olmadı. Ama arkadaşlarımız şahsıma aktardılar, o teknoloji mağazası 24 saat açık. Normalde saat 22'dekapanıyor ama o 24 saat açık. 24 saat boyunca yeni çıkardığı telefonu satın almak için mağazanın önünde kuyruk oluşuyor. İnsanlar o marka telefonun yeni modelini alabilmek için gece dahil saatlerce kuyrukta bekliyor. Bu marka hemen her yıl yeni bir model çıkardığı halde, modeller arasında çok büyük farklılıklar da yok, markanın sahip olduğu güç, prestij ve tanınmışlık sayesinde mağazalar önünde bu uzun kuyrukları oluşturabiliyorlar. Burada zaten birçok arkadaşımız, dostumuz da bunu biliyor. Dikkatinizi çekiyorum, aslında satılan telefon değil, satılan o telefonun markası. 'Bak yenisini aldım' bu.' Erdoğan, ABD ekonomisine bakıldığında, ekonomiyi ayakta tutan ve büyüten gücün bu ve buna benzer markalar olduğunun görüldüğünü aktararak, Japonya, Kore, Almanya, İngiltere ve diğer büyük ekonomisi olan devletlerin de aynı şekilde olduğunu, küresel markaları sayesinde istikrarla büyüdüklerini anlattı. Türkiye'nin geçmişte yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, ekonomideki tüm belirsizliklere rağmen, böyle küresel markalar oluşturmayı başardığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:'Bu markalarımızı da bir kez daha tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Mesela Avrupa'da güçlü markalarımız var. Ama bunu bizim dünyaya da yaymamız gerekiyor. Ancak bunlar tabii bir elin parmakları kadar. Bize bu yetmez. Bizim artık ufukları zorlayan potansiyelimize denk düşecek yeni markalar üretmemiz lazım. Daha çok, daha güçlü, daha fazla tanınmış markalara ihtiyacımız var. Bunu da yaparız ve ben yapacağımıza gönülden inanıyorum.''12 aylık ihracatımız 157 milyar dolara ulaştı'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin bu hedefe inandığını ve bir süredir bu hedef yolunda çok başarılı çalışmalar yaptığını, araştırma, geliştirme, markalaşma konusunda özellikle de inovasyon konusunda TİM'in yaptığı çalışmaları izlediklerini, takdir ettiklerini, bu gayret için de kendilerine teşekkür ettiğini dile getirerek, şöyle devam etti:'Bundan daha da önemlisi TİM bizim 2023 hedeflerimize yürekten inandı. Bunların gerçekleşebilir olduğunu ilan etti. Bu yolda da hız kesmeden, umudunu kaybetmeden yolunda ilerliyor. TİM'in ve Türkiye'nin tüm ihracatçılarının inandığı bu seviyeyi yakalayacaklarına, hedeflerine ve hedeflerimize mutlaka ulaşacaklarına şahsen ben de gönülden inanıyorum. Asla umudunuz kaybolmasın, asla yılgınlığa düşmeyin, asla vazgeçmeyin. Yapılan olumsuz, karamsar, umutsuz açıklamalara da lütfen itibar etmeyin. 2023 hedeflerini ulaşılamaz görenlerin, hayal gibi görenlerin açıklamaları sizleri asla karamsarlığa sevk etmesin. Lütfen hatırlayın değerli arkadaşlar 2002 yılında milli gelirimiz 230 milyar dolarken, 2013'te bunun 820 milyar dolara çıkacağı söylenseydi buna kim inanırdı? Bunu ulaşılamaz hedef olarak görüyorlardı. Çünkü 79 senede 230 milyar dolara gelmişsin. 10 senede kalkıp da 820 milyar dolara nasıl geleceksin? Bunun hemen kıyasını yapıyorlardı. Ne oldu? 2013 sonunda milli gelirimiz 820 milyar dolara ulaştı. Kişi başı milli gelir 2002 yılında 3 bin 500 dolardı, 2013 sonunda 3 kattan fazla artarak 10 bin 500 dolar olacağı söylenseydi buna da inanmayacaklardı. Ama bu gerçekleşti.'Türkiye'nin küresel krize rağmen 2 yıl üst üste yüzde 9 büyüme kaydettiğini anımsatan Erdoğan, 2013 büyümesinin yüzde 4 olduğunu, bu oranla Türkiye'nin dünyada en yüksek oranda büyüyen ülkeler arasında yer aldığını, 2014'te de büyümenin devam ettiğini ve edeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikinci çeyrekteki büyümenin yüzde 2 olmasının dahi ülke için büyük bir başarı olduğunu, zira diğer büyük ekonomilere bakıldığında büyüme oranlarının 0-1'i ancak yakalayabildiklerinin görüldüğünü ifade ederek, 'İşte Avrupa. Avrupa'da en güçlü ekonomi Almanya, bakıyorsunuz 0,8. Bizim yıl sonu hedefimizi inşallah yüzde 4. Çok çalışacağız, çok üreteceğiz, daha çok ihracat yaparak bu hedefi tutturacağız. Yine 2002 yılında 150 milyar doların üzerinde ihracat denilseydi, biri de çıkıp hayal diyeceklerdi. Niye? Çünkü o zaman 36 milyar dolar. 36 milyar dolardan 150 milyar dolara çıkılır mı? Ama sizler çalıştınız. Ürettiniz, ihracat ettiniz. En son ağustos ayında TİM'in açıkladığı rakamlara baktığımızda son 12 aylık ihracatımız 157 milyar dolara ulaştı ve bu alanda da yeni bir rekor kırıldı. Bu büyük rekor için de sizleri kutluyorum, tebrik ediyorum' diye konuştu.'Bunlar devletçi mantıkla olmadı'Bunların devletçi bir mantıkla olmadığını, özel sektörün önünün açılması suretiyle olduğunu belirten Erdoğan, eğer devletçi mantık devam etseydi bunların başarılamayacağını söyledi.Erdoğan, göreve geldiklerinde Türkiye'de 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol olduğunu, kendilerinin ise 15 bin kilometreye ulaşmayı hedeflediklerini ve söz verdikleri süre içerisinde 17 bin kilometre bölünmüş yol inşa ettiklerini vurgulayarak, şunları aktardı:'Devlet olarak bizim görevimiz buydu. Biz Boğaz'ın altından Marmaray'ı yapacağız dedik. 'Hayal' dediler ki bu 12 yıl öncesinin değil, 150 yıl öncesinin, Abdülhamit Han'ın hayaliydi, Türkiye hamdolsun o hayali de bizim iktidarımızla gerçekleştirdi. Yüksek Hızlı Tren aynı şekilde hayaldi, Türkiye onu da gerçeğe dönüştürdü. Önceki hafta TÜSİAD'ınYüksek İstişare Konseyi'nde de ifade ettim, dedim ki, 'ya yol bulacağız, yol yoksa da yollar açacağız'. Şimdi biz bunu yapıyoruz. Niye? Biz ya yol bulacağız, ya yolları açacağız ki ülkemizdeki girişimci de ne yapsın?  O da yollardan devam edip gitsin. Hiçbir konuda, alanda çözümsüzlük ve çaresizlik bu ülkenin ve bu milletin önünde seçenek olmayacak. Ülke olarak, millet olarak önümüze hangi sorun çıkarsa inşallah çözeriz. Hangi engel çıkarsa inşallah yaparız. Bütün hayalleri de Allah'ın izniyle gerçeğe dönüştürürüz. Buna inanacak ve her zaman bu özgüven içinde, bu umut için de olacağız. Şu anda belli çevrelerden pompalanan karamsarlığa da hiç kimse aldırmasın. Bakın Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, içeride ve dışarıda gelişmeleri en yakından takip eden birisi olarak ifade ediyorum. Türkiye ekonomisi de Türkiye'nin dış politikası da hiç olmadığı kadar güçlü, hiç olmadığı kadar sağlam ve istikrarlı şekilde yollarında ilerliyor. Bundan hiç endişeniz, tereddüttünüz olmasın. Uluslararası medyadan bazıları çıkıyor, 'Türkiye ekonomisi şöyle, Türkiye ekonomisi böyle' diye afaki yorumlar yapıyor. İnanın, karanlık bir operasyonun, karanlık bir algı operasyonunun parçası olarak bunu yapıyorlar.'Aynı şekilde bazı kredi derecelendirme kuruluşlarının da olduğunu ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Bunların kimler olduğunu, buradaki iş adamı arkadaşlarım gayet iyi bilirler. Bunların kökenini ne olduğunu gayet iyi bilirsiniz. Batmakta olan ülkelerin notuna bakıyorsunuz 6 not birden yükseltiyor, Türkiye gibi büyüyen gibi bir ekonomi hakkında olumsuz yorum yapıyor. İnsaf ya. Edep denilen bir şey var. Ya ekonomi bilmiyor bunlar ya bunların bilimden haberi yok veyahutta gerçekten bu alanda daha yeni çırak bile değiller, tamamen siyasi bir karar veriyorlar. Bunun adı algı operasyonudur. Başka bir şey değil. Kendilerine verilen bir vazife var. Bu vazifeyi yapıyorlar. Türkiye'yi güya dünyada küçük gösterecekler, yaptıkları iş bu. Tekrar söylüyorum. Biz bu seviyelere ulusal ya da uluslararası o bazı medya kuruluşlarının, o bazı kredi derecelendirme kuruluşlarının üfürmeleriyle gelmedik. Biz bu seviyelere işçimizin, çiftçimizin, sanayicimizin, esnafımızın gayretleriyle geldik, sizin gayretlerinizle geldik. Bu seviyelere işte bu salonda bulunan çok değerli ihracatçılarımızın alın teriyle geldik. Bundan sonra da manşetlerle değil, afaki yorumlarla değil, emekle gayretle alın teriyle hayır dualarla geleceğe yürüyeceğiz. Hani slogan diyor ya, 'Gücü Keşfet'. 10 yıl önce keşfedemeyenler bugün keşfettiler. İnanın şu anda bizim gücümüzü keşfedemeyenler de er ya da geç bunu keşfedecek, bunun farkına varacaklar.'  'Yani artık alan el değiliz, biz veren eliz'Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu anda İMF'ye borcunu ödemiş ve borç verebilecek bir konuma gelen bir Türkiye olduğunu, 27,5 milyar dolardan aldıkları Merkez Bankası rezervlerinin şu anda 132 milyar 582 milyon dolara çıktığını ifade etti. Artık dünyanın en büyük havalimanını inşa edebilen bir Türkiye olduğuna işaret eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Marmaray gibi, Tüp Geçit gibi, Üçüncü Köprü gibi, Körfez geçişi gibi nice büyük projeyi sürdüren ve şu anda onları özellikle önümüzdeki yıldan itibaren Yavuz Sultan Selim Köprü'sü önümüzdeki yıl sonu bitiyor inşallah. Bunun yanında yine aynı şekilde Boğaz'ın altından tüp geçit önümüzdeki yıl sonuna o da yetişiyor, o da bitiyor. artık otomobiller Boğaz'ın altından geçebilecek. İzmit geçişi o da hızla devam ediyor. Bütün bunlarla beraber bir Kanal İstanbul Projesi de inşallah yakında onun da adımları atılacak. Bütün bunları yaparken, dünyanın her yerinde bunun yanında mazlumlara el uzatabilen bir Türkiye var. 2013 yılında milli gelirimizin, bakın bu da çok önemli binde 23'ünü insani yardımlara ayırdık. Bu oranla dünyanın en cömert ülkesi konumuna yükseldik. Acil ve insani yardımlarda şu anda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'den sonra dünyada üçüncü sıradayız. Türkiye bu. Yani artık alan el değiliz, biz veren eliz. Kriz bölgelerinden vatandaşlarını tahliye edebilen, başka ülke vatandaşlarını tahliye edebilen, rehinelerini başarılı operasyonlarla burunları dahi kanamadan kurtarabilen bir Türkiye var. 1,5 milyona yakın insani Arap, Kürt, Ezidi, Sünni, Şii, Müslüman, Hristiyan, Musevi demeden kabul eden, sınırlarını açan, onlara gıda, barınak, güvenlik temin edebilen bir Türkiye var. Bu tabii vatandaşlarımız arasında bazı olumsuz yaklaşımlar meydana getiriyor olabilir. Ama şunu unutmayalım biz insanız.'Cumhurbaşkanı 'Biz öyle bir ecdadın torunlarıyız ki biz hep darda kalanın yanında olduk. Hep mazlumların yanında olduk. Sadece bu topraklarda değil, Hint Yarımadası’na kadar biz mazlumlar için donanma gönderen bir ecdadın torunlarıyız'' diye konuştu.Bunun hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, bu insanların ölümden kaçtığını, üzerlerine bombaların yağdığını, sadece Türkiye'nin 1.5 milyon insanı kabul ettiğini, batı ülkelerinin ise bu süre içerisinde ne yazık ki 130 bin insanı kabul ettiğini belirtti.Batı ülkelerinin buna rağmen ''çok insan geldi'' diye dertlenip durduğunu ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:''1.5 milyon sadece biz. Bizim kadar Lübnan aynı şekilde. O da o kadar kabul etti. 700 bin civarında Ürdün. Aynı şekilde Irak. Tüm bunlar coğrafyada devam eden, az önce Kültür Bakanımızın da söylediği, aslında işte bir kültür coğrafyasının içinde size o değerlerin yüklediği bir görevdir. Biz o görevi yerine getiriyoruz. Biz böyle bir medeniyetin çocuklarıyız. Bölgesel krizlerin çözümünde görüşlerine, uyarılarına, özellikle de gücüne ihtiyaç duyulan bir Türkiye var. İşte bu Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi toplantısında, 'Burada Türkiye’nin olması gerekir' ifadesinin, bakın katılımcıların hepsi, ikili görüşmelerde, özel görüşmelerde ''Biz bunları Türkiye'nin içinde bulunduğu, bu lider kadroyla ancak gerçekleştirebiliriz'' diyen bir anlayış var. Zaten işin gereği de budur. Niye? Sürekli olarak bu insanlar size göç ediyor ve tehdit altında olan ülke hangisi? Türkiye. Irak tarafından da tehdit var, Suriye tarafından da tehdit var. Irak'ı ve Suriye'yi şu anda hedefe koyan bir anlayışı ve bölgedeki tüm terör örgütleri ile böyle bir mücadeleyi yapmak zorundayız. Buradaki oluşacak bir koalisyon içinde Türkiye rehineler olduğu için, tabi biz bu süreçte farklı yaklaşmıştık. Şimdi bakıyorum, bazı medya mensupları 'Daha önce Başbakanken şöyle diyordu, şimdi böyle diyor' diye yazanlar çizenler var. O kadar anlarsınız. Sizin sırtınızda küfe yok, rahatsınız. Ama bizim sırtımızda küfe var, sorumluluk var, onlar da böyle bir sorumluluk yok. Biz bu sorumluluğun idraki içerisinde ne dedik; 'Sağ salim önce bu 49 tane rehinemizi kurtaracağız. Ondan sonraki yaklaşım, ondan sonraki yol haritamız farklı olacak. Şimdi farklı yol haritası inşallah çalışmaya başlıyor, çalışacak.'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin güçlü bir ülke olduğunu anlatarak, ''Biz güçlüyüz, güçlü bir ülkeyiz. Biz, gücünün farkında bir ülkeyiz. Esasen yeni Türkiye, gücünü yeniden keşfeden Türkiye'dir. Potansiyelini yeniden keşfeden Türkiye'dir. Biz gücümüzün potansiyelimizin farkında olarak Türkiye'yi bu günlere taşıdık. İnşallah bu gücü henüz keşfetmemiş olanlar da keşfedecek ve Türkiye çok daha ileri seviyelere ulaşacaktır'' dedi.Çözüm süreci Burada bir noktaya da özellikle değinmek istediğini belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:''Tabii terör sadece komşu ülkelerde olmuyor. İçimizde de terör var. Her şeyden önce ekonominin ayağına bağlanmış bir prangaydı terör. Ne yaptık, Çözüm sürecini başlatarak sabırlı bir şekilde bu süreci muhafaza ederek Türkiye'yi bu ağır ağır prangadan büyük ölçüde kurtardık. Yine biz sabırlıyız, soğukkanlıyız. Tüm sabotajlara rağmen bu süreci hassas bir şekilde, kararlı bir şekilde nihayete erdireceğiz. Ekonominin, toplumsal huzurun prangası olan bu ağırlıktan Türkiye'yi inşallah tamamen kurtaracağız. Çözüm sürecine yönelik hiçbir tehdide, hiçbir şantaja Türkiye boyun eğmez. Bakın biz şu anda Suriye’den yeni bir göç dalgasına maruz kaldık. Bir hafta içinde 150 bini aşkın SuriyeliKürt kardeşimiz sınıra akın etti. Almayalım mı? Aldık. O mağdur kardeşlerimizi içeri aldık ve şu anda ülkemizde misafir ediyoruz. Yaşadıkları bölgede güvenlik temin edilinceye kadar bizim ülkemizde misafir olacaklar. Bunu aynen 1991 yılındaki o büyük Kürt göçünde de yaptık. Merhum Özal da sınırları açtı ve 1 milyona yakın o zaman Kürt kardeşimize sahip çıktık. Bunu takdir etmek yerine, bunu kardeşler arasındaki muhabbetin bir vesilesi, bir vasıtası olarak görmek yerine siyasetin malzemesi yapmak, buradan bile istismar üretmek, en hafif tabiriyle kendini bilmezliktir. Mehmetçik sınıra gelen o mağdur insanların can güvenliği için çırpınırken, birilerinin çıkıp Mehmetçik'e taş atması maalesef büyük bir densizliktir.''Türkiye’nin bu mağdur Kürt kardeşlerine sınırı açmasının çözüm süreci yolunda önemli bir adım olduğunu ifade eden Erdoğan, ancak birilerinin bundan rahatsız olduğunu bildirdi.Birilerinin tahrik peşinde, provokasyon peşinde, sabotaj peşinde koştuğunu dile getiren Erdoğan, ''Hiç umutlanmasınlar. Ne bu kardeşliğe, ne de çözüm sürecine asla zarar veremezler. Benim yurt içindeki ve yurt dışındaki Kürt kardeşlerim taş atan ellerle, su veren, ekmek veren, toprağını misafirlerine açan elleri ve gönülleri birbirinden ayıracaktır diye inanıyorum. İnanıyorum ki bu son hadiselerle içerideki ve dışarıdaki kardeşim Türkiye Cumhuriyeti devletinin yeni yüzünü, şefkatli, kucaklayıcı ve merhametli yüzünü keşfedecektir'' dedi.Yeni tasarımın ve ''Gücü keşfet'' sloganının tekrar hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi'ni, bu heyecan verici çalışmalarından dolayı tebrik ettiğini belirtti. Ekonomi Bakanlığı'na ve katkı sunan diğer bakanlıklara, kurum, kuruluş, sivil toplum kuruluşu ve medyaya teşekkür eden Erdoğan, ''Bu logo ve sloganı, dünyanın en güzel köşelerindeki raflara ulaştıracak ihracatçı kardeşlerimize de şimdiden teşekkür ediyor, başarılar diliyorum. Allah yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum'' diyerek, konuşmasını tamamladı. Etem Geylan-Hatice Şenses Kurukız-Arif Yakıcı-Uğur AslanhanAA