Yeşilçam'ın Acılarla Dolu Hayatı Pek Bilinmeyen Gerçek Yumurcak'ı Mürüvvet Sim'in İnanılmaz Hikayesi

-

Yeşilçam kuşağımızda bugün hepimizin çok sevdiği tonton teyzesi Mürüvvet Sim var. Onu bu içeriğe konu yapan ise sefalet ve acılarla geçen duygu dolu hikayesi.

kaynak

Bazen cadaloz bir mahalle teyzesi, bazen Türkçe'yi sevimli bir şekilde konuşan Rum komşu... Hepsinin ortak özelliği içindeki pırıl pırıl kalpli bu kadın: Mürüvvet Sim

Onun hikayesi Tekirdağ'da bir tarlada başlıyor. Anacığı zar zor kestiği göbek bağını tarlaya attıktan sonra eteğine sarıp götürüyor eve. Yoksulluğun ve sefaletin içine doğuyor Mürüvvet Sim.

Annesi el kapılarında temizlikçilik yaparak ekmek parası kazanan, babası bahçelerde çalışan bir ailenin varlığı belli olmayan kızı Mürüvvet.

Başında ana yok, baba yok. Mürüvvet sürekli sokaklarda. O kadar yaramaz ki, konu komşu artık ondan bıkmış, adını Korkunç Mürüvvet koymuşlar. O kadar bıkmışlar ki, aralarında para toplayıp sinemaya gönderirler ve mahallede rahat bir nefes alırlarmış. Öyle bir yaramazlık...

Ama işte o filmler, Mürüvvet Sim'in hayatını değiştirecek kapıların girişi. Seyrettiği her filmi konu komşuya aynen canlandıran bir cimcime düşünün...

Henüz ilkokula gidiyordu o ara ama yaramazlığından hiçbir şey kaybetmemişti maşallah. Zaten 2 yaşındayken de İstanbul'a taşınmışlardı ailesiyle. Bambaşka bir dünya onu hazır olda bekliyordu aslında.

Okul zamanı gelip çattığında ne onun önlüğünü alacak ne de eline üç kuruş harçlık verecek durumu vardı ailesinin. Yine komşular yetişti...

Okuma heveslisi ve olağanüstü yaramaz Mürüvvet'i okula yazdırmak yine komşulara düştü. Hem böylece mahallede huzur olacaktı, hem de Mürüvvet'le onlar değil öğretmenleri ilgilenecekti.

Salgın uyuz hastalığı, aile sefaleti, İkinci Dünya Savaşı derken okulu bıraktı Mürüvvet. Bırakmak zorunda kaldı daha doğrusu. Sonrası işte tırmalayarak başlayan bir başarı hikayesi...

Dışarıdan okulu bir şekilde bitirdi. Bitirdi bitirmesine de önemli olan ortaokuldu; fakat onu kaydettirecek velisi yoktu. Annesi babası okuma yazma bilmiyordu, zaten hayat telaşı içinde kaybolmuşlardı. Çocuk başına Nahiye Müdürlüğü'ne gidip bu işi halletmeye karar veren Mürüvvet, koridorda gözüne kestirdiği eli yüzü düzgün adama "Velim olur musunuz?" dedi. Ve o adam Mürüvvet'in öğretim hayatı boyunca velisi olacak imzayı attı.

Mahalleden arkadaşı Amerikan Kız Sanat Okulu'na giderken o da gitmek istedi ama nasıl gitsindi ki? Ailesinin kazandığı geçim parası bile yetmiyordu okul taksidine.

Annesiyle sıkı bir pazarlığa girdi ama ortada pazarlık yapılacak bir para da yoktu. "Sadece ilk taksiti ödeyin, gerisini ben halledicem" dedi. Olmayan parayı denkleştirdi aile çünkü Mürüvvet'i başka türlü susturmak imkansızdı. Fakat bir süre sonra taksitler ödenmediği için Mürüvvet okuldan atılmakla yüz yüze kaldı. Öğretmenine yalvardı, beni kovmayın diye. Gerekirse erkenden gelip okulu temizleyip sobayı yakabileceğini, karşılığında okuluna devam etmek istediğini söyledi. O kadar çalışkandı ki, müdür okulun tarihinde ilk defa bir öğrencinin bursla okula devam etmesine izin verdi. O da bunun altında kalmadı ve okulunu dereceyle bitirdi.

Akşam Sanat Okulu'na giderken bir an bir şey oldu, bir kapı açıldı... Tesadüf mü dersiniz, kader mi dersiniz bilemem.

Okulda bir piyes sahnelenecekti ve Mürüvvet de yan rollerden birini almıştı. Fakat Mürüvvet o kadar deliydi ki, bütün rollerin repliklerini baştan sona ezberlemişti bile. Başrol oyunucusu Güzide (Nükhet Duru'nun annesi) o gün bir kaza geçirdi ve oyun bir anda başrol oyuncusuz kaldı. Zaman yoktu, birisi lazımdı. Ve işte Mürüvvet, oyundan sonra gazetelerin "Yeni bir Cahide doğdu" diye manşet atacağı performansını gerçekleştirmişti bile.

16 yaşında bir tiyatro oyuncusuydu o artık. İstediği hayata çetrefilli yollardan geçerek kavuşmuştu.

Tiyatrocu Suat Sim ile kısa süre sonra evlendi ancak bu evlilik çok uzun sürmedi. Bir tane de çocuğu dünyaya geldi Mürüvvet'in. İkinci evliliğini de dublaj sanatçısı Temuçin Caymaz ile yaptı, bir çocuğu daha oldu. Maalesef bu evliliği de uzun sürmedi.

Sinemaya adım attıktan sonra artık o da evimizin Adile Naşit gibi tatlı ve tonton teyzelerinden biri olmaya başladı. Fakat onunla ilgili bilmediğimiz öyle detaylar vardı ki. Yukarıdakilerden daha başka hem de...

İlker İnanoğlu'nun canlandırdığı Yumurcak karakterini hatırlarsınız değil mi? İşte bu Yumurcak aslında Mürüvvet Sim'den başkası değil.

Bir gün sette çocukluğunu anlatıyor Mürüvvet Sim. Ünlü yapımcı Türker İnanoğlu'nun çok dikkatini çekiyor ve Mürüvvet'in çocukluğu senaryo olarak yazılıyor ve ortaya Yumurcak serisi çıkıyor. Hiç bilemezdik ki biz de bu afacan çocuğun aslında Mürüvvet Sim'i canlandırdığını...

O küçük Yumurcak'ın içindeki en büyük özlemlerden birisi de sokakta annesi tarafından hasta olmasın diye sırtına geçirilmemiş yelek.

Mahallede çocuklar koşturup oynarken anneleri sırtına yelek geçirirmiş terleyip hasta olmasınlar diye. Herkesin annesi bir evden çıkıp çocuğunun yanına gidermiş ama Mürüvvet'e kimse gelmezmiş, gelemezmiş. Gecenin bir saatinde çalışmaktan anca eve dönermiş annesi ve babası. Zaten de hasta olmasından o kadar korkulmayan, üstüne titrenmeyen bir çocukmuş o.

Yıllar sonra bulduğu her yünden yelek örüp çocuklara dağıttı Mürüvvet Sim. Hatta bazılarını kendisi giydirdi çocuklara.

Elinden yününü hiç bırakmadı. Her fırsatta, köşede bir yerde oynamaktan kendini unutmuş bir çocuk olabileceğini aklında tuttu. Mahallede kendi ağladığı zamanları aklından hiç çıkarmadı. Kim bilir kaç çocuğu giydirdi içindeki burukluk ve kocaman şefkatiyle.

Bu cefakar ama başarılı serüvenin sonunda Mürüvvet Sim, çoğu Yeşilçam oyuncusu gibi geçim derdi ile sarsıldı kariyerinin sonuna doğru.

Tiyatronun ve sinemanın tıkandığı noktada iş bulamadığı içn Milli Piyango satıcılığı yaptı uzun süre. Ayıp değil ya, ekmek parasıydı nihayetinde.

Denizden ve rüzgardan gelenlerle "Lodosçuluk" yaparak ekmek parasını kazanmaya başladı sonra. Nasıl mı?

İstanbul'da lodos çıktıktan sonra dipten deniz yüzeyine çıkan eşyalar, takılar kıyıya vurur. Lodosçular da sahile vuran değerli eşyaları alıp satarak geçimlerini sağlar. Mürüvvet Sim de yaşamının sonuna doğru işte böyle ekmeğini kazanmaya başlamıştı.

Genç kızlara "Göster ama elletme" jargonunu kazandıran, yaşadığı hayatın sırları ekranda güldürdüğü kadar bilinmeyen bir Yeşilçam mucizesidir Mürüvvet Sim.

Hayatımızdaki en tatlı tontonlardan bir tanesidir Mürüvvet Sim. Çektiği acıları, çileli hayatını her ne kadar bilmesek de her filminde bize yaşattığı mutluluk onun ne kadar iyi bir sanatçı olduğunun göstergesi. Seviyoruz seni Mürüvvet Abla!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
tc-kadriye-peker

hemşerim oğlu ile de tanışmıştım

derin-a-clk

Ne güzel insanlar var, bire bir tanımak ne kadar şahane olurdu kuşkusuz. Koşup denize atlamalarını kıskandım :)

ercy

Her biri birbirinden değerli ustalar... Hem yetenek, hem tevazu! Yeşilçamın bu kadar sevilmesi ve hala daha izlenmesinin nedeni bu olsa gerek.

raca

Adile Naşit, Mürüvvet Sim, Aliye Rona, adı aklıma gelmeyen Dev Sanatçılar . Onları dev yapan sanatları kadar mükemmel insan olmaları

farkedmez

Mekanı cennet olsun. Yeşilçam filmlerinin vazgeçilmezi muhakkak. Onu böyle tanımadık daha yakın hissettirdi.

Görüş Bildir