"Nerede O Eski Bayramlar" Diyenler Buraya: En Çok Özlediğiniz Bayram Geleneği Hangisi?
Türkiye'nin dört bir yanında, büyükşehirlerin telaşlı sokaklarından Anadolu'nun sıcacık köylerine kadar her köşede Kurban Bayramı coşkusu yaşanıyor. Ancak bayram alışverişleri ne kadar renkli olursa olsun, aile büyükleriyle çay içerken o meşhur cümle mutlaka dudaklardan dökülüyor: 'Ah ah, nerede o eski bayramlar...' Çünkü eskiden bayram, sadece kısa bir tatil rotası veya dinlenme fırsatı değildi; koca bir mahallenin tek yürek olduğu, Türk aile yapısının o sıcacık bağlarının ilmek ilmek işlendiği bir şölendi.
Hadi gelin, hep birlikte çocukluğumuzun Türkiye'sine doğru kısa bir yolculuğa çıkalım ve içimizi ısıtan o eski bayram ritüellerini hatırlayalım.
Başucunda Bekleyen Bayramlık Heyecanı
Arife gecesi gözümüze uyku girmezdi. Alınan o gıcır gıcır kırmızı pabuçlar, ütüsü bozulmasın diye özenle askıya asılan elbiseler yatağın başucuna konur, sabahı beklemek dünyanın en zor işine dönüşürdü. Bayram, o kıyafetleri giydiğimiz an başlardı.
Sabahın Köründe Başlayan "Bayramlaşma" Mesaisi
Babaların ve dedelerin bayram namazından dönüşü beklenir, eve adım atılır atılmaz bayramlaşma merasimi başlardı. Kapıdan giren herkese daha 'Hoş geldiniz' demeden o buz gibi limon kolonyası dökülür, avuçlar serinletilirdi. Ardından şık kristal kasede sunulan o meşhur bayram şekerleri ve çikolatalar ikram edilirdi.
Kavurmalı Bayram Kahvaltısı
Kurban Bayramı'nın en büyük alametifarikası ise sabah kahvaltısıydı. Kurban kesildikten sonra eve gelen ilk taze etle, hemen oracıkta sacda veya tavada lokum gibi bir kavurma yapılır. Belki de çoğumuza normalde sabah sabah ağır gelebilecek o sıcak kavurma, bayram sabahı tüm ailenin iştahla taze ekmek banarak yediği dünyanın en lezzetli yemeğine dönüşürdü.
Gıcır Gıcır Harçlıklar
Mahallenin çocukları için kapı kapı dolaşma vakti! Bakkaldan alınan poşetler elde, zile basılırdı. Eskiden harçlıklar öyle ulu orta elden ele verilmez; özenle hazırlanmış, ütülü kumaş mendillerin arasına sıkıştırılır, yanına da mutlaka nane ya da gül aromalı akide şekerleri iliştirilirdi.
Büyüklerin Evinde Kurulan "Yer Sofraları" ve Uzayan Masalar
Çekirdek aile olarak değil; amcalar, dayılar, kuzenler derken en az 15-20 kişi bir araya gelinirdi. Masalar yetmez, sandalyeler komşudan taşınır, yere upuzun sofralar kurulurdu.
O sofralarda arife gününden imece usulü açılan, şerbeti tam kıvamında ev baklavaları ve incecik, kalem gibi dizilmiş zeytinyağlı sarmalar baş köşeyi alırdı. 'Baklava mı, sarma mı?' ikilemi yaşanır, ikisi birden o kalabalık sofrada elden ele dolaşan tabaklara doldurulurdu.
Paylaşmanın Zirvesi: Kapısı Herkese Açık "Mahalle" Kültürü
Kurban Bayramı'nın ruhu da pek tabii mahalle kültüründe gizliydi. Kurban etleri özenle pay edilir, komşuluk hakkı gözetilerek kavurma kokuları birbirine karışırdı. Çat kapı gidilen komşu ziyaretleri, elden ele dolaşan ikramlıklar, kapının asla kilitlenmediği o güven dolu sokaklar bayramı bayram yapardı.
Ekranların Değil, Gözlerin İçine Bakılan Sohbetler
Telefonlara gömülmek ya da toplu bayram tebrik mesajı atmak da yoktu. Ziyaretlerde kimse elindeki ekrana bakmaz, televizyonlar bile arka planda sadece Türk filmleri oynatırken asıl odak noktası aile büyüklerinin anlattığı eski hikayeler olurdu. Kahkahalar emojilerle değil, gerçekten atılırdı.
Gurbetten Gelen Akrabanın Valizinden Çıkan Hediyeler
Bayram aynı zamanda kavuşmak demekti. Başka şehirlerden, hatta Almanya'dan gelen akrabaların valizleri salonun ortasında heyecanla açılırdı. İçinden çıkan değişik çikolatalar, gıcır gıcır kıyafetler ve oyuncaklar çocukların dünyasını aydınlatır, gurbet hasreti o samimi sarılmalarla son bulurdu.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın