İngiltere 1966'dan Beri Mutlu Sona Erişemiyor: 60 Yıllık Macera Nasıl Başarısızlıkla Sonuçlandı?
İngiltere'nin her büyük turnuvada yeniden gündeme gelen 'Football's Coming Home' sözü, aslında otuz yıl önce yazılmış bir şarkının nakaratı. 1996'da İngiltere'nin ev sahipliğinde oynanan Avrupa Şampiyonası öncesinde besteci Ian Broudie ile komedyenler David Baddiel ve Frank Skinner'ın kaleme aldığı 'Three Lions' adlı parça, 'It's coming home, football's coming home' dizesiyle stadyumlara taşındı. Türkçeye 'futbol eve dönüyor' diye çevrilen bu söz, aslında futbolun İngiltere'de doğduğu iddiasına dayanıyor; şarkı, kupanın da kurallarını yazan ülkeye 'dönmesi' gerektiğini söylüyor.
O turnuvada İngiltere yarı finale kadar çıktı, ama Almanya'ya penaltılarla elendi. Kupa eve dönmedi. Buna rağmen şarkı ölmedi; tam tersine, her yeni turnuvada sosyal medyada yeniden dolaşıma girdi, taraftarların ortak şakası haline geldi. 1998, 2018, 2020 Avrupa Şampiyonası finali ve şimdi 2026 Dünya Kupası'nda İngiltere yarı finale ya da finale her yaklaştığında, aynı söz yeniden trend oldu.
Futbol ya da kupa 1966'dan beri eve dönemiyor. Peki 60 yılı İngiltere nasıl geçirdi? İşte İngiltere'nin makus Dünya Kupası tarihi...
1970 - Meksika
Son şampiyon unvanıyla kupasını savunmaya giden İngiltere, çeyrek finalde Batı Almanya karşısında 2-0 öne geçti. Maçı bitirmek için tek yapmaları gereken dayanmaktı. Ama kaleci Gordon Banks, maçtan bir gece önce açıklanamayan bir rahatsızlık geçirmiş, yerini yedek kaleci Peter Bonetti'ye bırakmıştı. Almanya iki golle beraberliği yakaladı, uzatmada bir gol daha bularak turu geçti. İngiltere, dünya şampiyonluğunu koruyan değil, elindekini kaptıran taraf olarak sahadan ayrıldı.
Çeyrek final gibi son şampiyon için 'görece' erken bir veda da başarısızlık olarak kayıtlara geçti.
1966 şampiyonu 1974 ve 1978'de kupaya katılamadı.
İngilizler, 1974 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri'nde Polonya ve Galler ile mücadele ettiği grupta kritik puan kayıpları yaşadı. Polonya deplasmanında 2-0 mağlup olan İngiltere, Wembley'deki son maçta rakibini yenmek zorundaydı. Ancak karşılaşma 1-1 sona erdi ve Polonya finallere yükselirken İngiltere Dünya Kupası dışında kaldı.
İngiliz teknik adam Brian Clough, Polonya kalecisi Jan Tomaszewski için 'O bir palyaço' ifadesini kullandı. Ancak Tomaszewski, Wembley'de yaptığı sayısız kurtarışla maçın 1-1 sona ermesini sağladı ve Polonya'yı Dünya Kupası'na taşıdı. Clough'un sözleri ise maçın ardından futbol tarihinin en unutulmaz yanılgılarından biri olarak hafızalara kazındı.
İngiltere, 1978 Dünya Kupası öncesinde de benzer bir hayal kırıklığı yaşadı. Arjantin'deki turnuvanın elemelerinde İtalya, Finlandiya ve Lüksemburg ile aynı grupta yer alan İngilizler, İtalya ile puanlarını eşitlemesine rağmen gol averajında geride kaldı. Her iki takım da beş galibiyet ve bir mağlubiyet alırken, İtalya'nın daha farklı skorlarla kazandığı maçlar averaj üstünlüğünü getirdi ve Dünya Kupası biletini alan taraf oldu. Böylece İngiltere, 1966'daki şampiyonluğunun ardından üst üste 1974 ve 1978 Dünya Kupaları'na katılamayarak tarihinin en dikkat çekici başarısızlıklarından birini yaşadı.
1982-İspanya
İngiltere, İspanya'daki turnuvaya güçlü bir başlangıç yaptı. İlk turda oynadığı üç maçı da kazandı: Fransa'yı 3-1, Çekoslovakya'yı 2-0, Kuveyt'i ise 1-0 geçerek grubunu lider tamamladı. O yıl uygulanan formatta ikinci tur da üç takımlık gruplar halinde oynanıyor, sadece grup birincisi yarı finale yükseliyordu. İngiltere'nin ikinci tur grubunda Batı Almanya ve İspanya vardı. Ama bu kez gol bulmakta zorlandılar; Almanya'yla 0-0, ardından İspanya'yla yine 0-0 berabere kaldılar. Almanya ise İspanya'yı 2-1 yenmişti. Puan tablosunda Almanya 3 puanla ilk sırada, İngiltere 2 puanla ikinci sırada kaldı; iki maçlık bu grupta İngiltere'nin tek maç bile kaybetmemiş olması, elenmelerini engellemeye yetmedi. Turnuvadan hiç yenilmeden ama yarı final biletini de kapamadan döndüler.
1986-Meksika
Çeyrek finalde karşılarına Arjantin ve Diego Maradona çıktı. Maradona önce elinin yardımıyla bir gol attı, hakem fark etmedi; birkaç dakika sonra sahanın yarısını tek başına kat edip ikinci golü de buldu. İngiltere 2-0 geriye düştüğü maçta sadece bir gol bulabildi o kadar.
O maç, tek bir oyuncunun bir milletin turnuvasını nasıl tek başına belirleyebileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak kaldı. Bugüne dek uzanan Malvinas Adaları'ndan Tanrı'nın Eli hikayesine kadar çarpıcı birçok hikaye de bu elenme sürecinde ortaya çıktı.
1990-İtalya
İngiltere turnuvaya temkinli başladı; İrlanda'yla 1-1, Hollanda'yla 0-0 berabere kaldıktan sonra Mısır'ı 1-0 yenerek grubunu ikinci sırada tamamladı.
Son 16 turunda Belçika'yı, uzatmanın son dakikalarında David Platt'in müthiş bir vole ile bulduğu golle 1-0 geçtiler.
Çeyrek finalde Kamerun karşısında daha da zorlandılar; normal süre 2-2 bitince, Platt ve Lineker'ın kullandığı iki penaltıyla maç 3-2 kazanıldı.
Yarı finalde karşılarına yine Batı Almanya çıktı. Andreas Brehme'nin şutu Paul Parker'a çarpıp yön değiştirerek kaleye gitti, Almanya öne geçti. Lineker bir penaltıyla eşitliği getirdi, 90 dakika ve uzatmalar 1-1 tamamlandı.
Ama maçın belki de en çok hatırlanan anı, skorla değil bir sarı kartla ilgiliydi. Genç orta saha oyuncusu Paul Gascoigne, turnuva boyunca aldığı ikinci sarı kartı gördüğünde, bunun kendisini olası bir final maçından mahrum bırakacağını anladı ve maç henüz bitmemişken ağlamaya başladı. Görüntü, o kadar güçlüydü ki turnuvanın simgesi haline geldi. Sonunda penaltı atışlarına gidildi; Stuart Pearce ve Chris Waddle'ın kaçırdığı vuruşlarla Almanya 4-3 kazandı, finale gitti. İngiltere, kazanmaya bu kadar yaklaşıp yine de kaybetmenin ne demek olduğunu bir kez daha, belki de en acı biçimde yaşadı.
1994, İngiltere yine yok!
Graham Taylor yönetimindeki İngiltere, elemeler grubunda Hollanda ve Norveç'in gerisinde kaldı; Hollanda'ya deplasmanda kaybettikleri maçta Ronald Koeman'ın kırmızı kart görmesi gereken bir müdahaleden sonra kalan sürede attığı serbest vuruş golü, yıllarca tartışılan bir ayrıntı oldu.
Üst üste iki turnuvaya gidememenin acısını yaşayan İngiltere bir turnuva daha kaçırıyordu.
1998-Fransa
Grup aşamasında Romanya'ya 2-1 kaybeden İngiltere, Tunus'u 2-0 ve Kolombiya'yı 2-0 yenerek son 16 turuna adını yazdırdı. Karşılarına yine Arjantin çıktı. Maç, iki takımın da penaltıdan gol bulduğu bir başlangıç yaptı; ardından on sekiz yaşındaki Michael Owen, kendi yarı sahasından topu alıp iki savunmacıyı geçerek attığı golle turnuvanın en akılda kalan bireysel performanslarından birine imza attı. Ama maçın kaderini, ikinci yarıda David Beckham'ın yerde yatarken Diego Simeone'ye attığı tekmeyle gördüğü kırmızı kart belirledi. On kişi kalan İngiltere yine de maçı uzatmaya taşımayı başardı, Sol Campbell'ın golü ofsayt gerekçesiyle iptal edildi. Penaltı atışlarında David Batty'nin vuruşu kaleci tarafından kurtarılınca İngiltere elendi. Beckham, yıllarca o kartın gölgesinde kaldı; taraftarların bir kısmı onu neredeyse elenmenin tek sorumlusu ilan etti.
2002-Güney Kore/Japonya
Grup aşamasında İsveç'le 1-1 berabere kalan İngiltere, ardından Arjantin'i Beckham'ın kullandığı bir penaltıyla 1-0 yendi; bu skor, dört yıl önceki kırmızı kartın ardından bir tür intikam olarak okundu. Nijerya'yla 0-0 kalan takım, son 16 turunda Danimarka'yı rahat bir 3-0'la geçti. Çeyrek finalde Brezilya'yla karşılaştılar. Owen'ın erken golüyle öne geçen İngiltere'ye Rivaldo cevap verdi; ikinci yarının başında, Ronaldinho'nun uzak mesafeden çektiği frikik, kaleci David Seaman'ın başının üzerinden aşıp filelere gitti. Şans mı, hesaplı bir vuruş mu olduğu bugün de tartışılan o gol, İngiltere'nin turnuvasını bitirdi; Ronaldinho maçın ilerleyen dakikalarında kırmızı kart görse de fark kapatılamadı.
2006-Almanya
Grup aşamasını lider tamamlayan İngiltere, son 16 turunda Ekvador'u Beckham'ın frikik golüyle 1-0 geçti. Çeyrek finalde Portekiz karşısında, genç yıldız Wayne Rooney'nin Ricardo Carvalho'ya yönelik bir hareketinden dolayı gördüğü kırmızı kart maçın kaderini belirledi. Rooney sahadan çıkarken, o sıralar Manchester United'da takım arkadaşı olan Portekizli Cristiano Ronaldo'nun hakeme kart gösterttiren tavrı ve ardından kendi kalecisine göz kırpması, uzun süre İngiliz basınının gündeminden düşmedi; ikilinin kulüpteki ortaklığı bir süre gergin bir havada sürdü.
Maç 0-0 tamamlanıp penaltılara gitti, Lampard, Gerrard ve Carragher'ın kaçırdığı vuruşlarla İngiltere elendi.
2010-Güney Afrika
İngiltere grup aşamasında ABD'yle ve Cezayir'le 1-1 berabere kalarak eleştirilerin odağı oldu; Slovenya'yı 1-0 geçerek zorlukla ikinci tura yükseldiler. Son 16 turunda Almanya'yla oynadıkları maçta, orta saha oyuncusu Frank Lampard'ın uzaktan vuruşu kaleye çarpıp içeri girdi, sonra dışarı sekti; top kale çizgisini açıkça geçmişti ama hakem yardımcıları golü görmedi, sayılmadı.
O an, futbolda gol çizgisi teknolojisinin gerekliliğini tartışmaya açan en somut örneklerden biri oldu ve birkaç yıl sonra bu teknolojinin turnuvalara girmesinde referans noktası olarak anılacaktı. Genç Alman kadrosu, Mesut Özil ve Thomas Müller'in performanslarıyla İngiltere'yi 4-1 dağıttı; İngiltere turnuvaya erken veda etti.
2014-Brezilya
Bu kez daha da erken veda ettiler.
İtalya'ya karşı Daniel Sturridge'in eşitlik golüne rağmen Mario Balotelli'nin golüyle 2-1 kaybettiler. Uruguay maçında ise Luis Suárez'in attığı iki golle yine 2-1 mağlup oldular. Kosta Rika'yla oynanan ve iki tarafın da elenmiş olduğu son maç 0-0 bitti. Roy Hodgson yönetimindeki takım, grup aşamasını geçemeden turnuvadan çıktı; ne bir tartışmalı pozisyon, ne bir bireysel hata vardı, sadece sahada yeterince iyi olamamanın getirdiği sessiz bir eleniş.
2018-Rusya
Gareth Southgate yönetimindeki İngiltere, Tunus'u 2-1, Panama'yı ise Kane'in hat-trick yaptığı bir maçla 6-1 yendi; Belçika'ya karşı oynanan ve iki takımın da grubu geçtiği son maçta 1-0 kaybettiler. Son 16 turunda Kolombiya'yla 1-1 biten maçın ardından, İngiltere tarihinde ilk kez bir penaltı atışları serisini kazandı; kaleci Jordan Pickford'un kurtarışı ve Eric Dier'in belirleyici vuruşu, yıllardır süren 'penaltılarda İngiltere' şakasını bir anlığına tersine çevirdi.
Çeyrek finalde İsveç 2-0 geçildi. Yarı finalde karşılarına Hırvatistan çıktı; Kieran Trippier'in maçın beşinci dakikasında attığı frikik golüyle erken öne geçtiler, ama Ivan Perišić eşitliği getirdi, Mario Mandžukić uzatmada belirleyici golü buldu, maç 2-1 kaybedildi. Southgate'in o turnuva boyunca giydiği yelek, sahadaki sonuçtan bağımsız olarak bir kültürel simgeye dönüştü; kimsenin ummadığı bu çıkış, bir sonraki nesle umut bıraktı ama finale giden yol yine açılmadı.
2022-Katar
Grup aşamasında İran'ı 6-2 yenen İngiltere, ABD'yle 0-0 berabere kaldıktan sonra Galler'i 3-0 geçti. Son 16 turunda Senegal 3-0 elendi. Çeyrek finalde Fransa'yla karşılaştılar; Aurélien Tchouaméni'nin uzaktan golüyle geriye düşen İngiltere'yi Kane'in kullandığı penaltı eşitledi, ama Olivier Giroud'un kafa golüyle Fransa tekrar öne geçti. Maçın 84. dakikasında İngiltere'ye bir penaltı daha verildi; Kane'in kullandığı vuruş, topu doğrudan tribünlerin üzerinden geçirdi. O tek vuruş, altmış yıllık beklentiyi bir turnuva daha erteledi.
2026-ABD/Kanada/Meksika
Bu yıl, altmış yıl sonra ilk kez finale bu kadar yaklaştılar. Yarı finalde Arjantin karşısında Anthony Gordon'ın golüyle öne geçtiler. Ama sahanın öbür yakasında Lionel Messi vardı; önce asistiyle beraberliği getirdiler, sonra doksan ikinci dakikada yine Messi'nin 'al da at' dediği bir kafa golüyle maçı çevirdiler. İngiltere, finale bir adım kala bir kez daha durdu.
Altmış yıl boyunca tekrar eden bu örüntüde değişen tek şey, hangi ülkenin, hangi oyuncunun, hangi anın İngiltere'nin yolunu kestiği. Değişmeyen ise, 1966'daki o öğleden sonranın hâlâ İngiltere futbolunun tek zafer anı olarak kalması.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!












Yorum Yazın