Amerika'nın En Yaşlı İnsanı 116 Yaşındaki Kadın Uzun Yaşamanın Sırrını Açıkladı: Sıkı Çalışma, İnanç ve Aile
Kayıtlı tarihte 116 yaşına ulaşabilen yalnızca 33. kişi olan Naomi Whitehead, 26 Eylül'de Pennsylvania'da doğum gününü kutladı. Amerika'nın yaşayan en yaşlı insanı ve dünyanın en yaşlı ikinci kişisi olan Whitehead, uzun ömrünü içki ve sigaradan uzak durmasına, sıkı çalışmaya ve inancına bağlıyor. Bilim insanları ise onun gibi süper yaşlıların sırrını giderek daha çok genlerde arıyor.
Naomi Whitehead'in formülü basit: Hayatı boyunca ne bir kadeh içki içti ne de tek bir sigara yaktı.
Whitehead, uzun ömrünün arkasında önce aile geçmişini görüyor. Babası da 90'lı yaşlarını görmüş biriydi. Bunun yanında hayatı boyunca alkol ve tütüne hiç dokunmadığını, büyük ölçüde sağlıklı beslendiğini ve inancından güç aldığını anlatıyor. 114 yaşındayken Amerika'nın en yaşlı insanı unvanını aldığında söylediği söz de bunu özetliyor: 'Tanrı ne kadar izin verirse o kadar yaşayacağım.'
Ailesi de aynı fikirde. Torunu Daniel Whitehead, 'Hep iyi bir kızdı. İçmedi, sigara kullanmadı. Doğru ve az yer, Tanrı'ya inanır' diyerek büyükannesini anlattı. Diğer torunu Stacia Talbert ise sırrı dört kelimeyle özetledi: 'Tanrı, inanç, aile ve sıkı çalışma.'
Yemek yapmayı, hamur işi hazırlamayı, resim çizmeyi ve müzik dinlemeyi seven Whitehead'in bu uğraşları da onun zinde kalmasının parçası olarak görülüyor.
Whitehead, 116 yaşını gören ilk Amerikalı olarak Edie Ceccarelli'den bu yana boş kalan yeri doldurdu.
Gerontoloji Araştırma Grubu'na (GRG) göre Whitehead, 22 Şubat 2024'te hayatını kaybeden Kaliforniyalı Edie Ceccarelli'den bu yana 116 yaşına ulaşan ilk Amerikalı oldu. 1910 doğumlu olup hâlâ hayatta olan son Amerikalı da o.
Unvanlar art arda geldi: Ağustos 2022'de Pennsylvania'nın en yaşlı sakini oldu, yaşı 17 Mart 2023'te GRG tarafından resmen doğrulandı. 22 Ekim 2024'te 115 yaşındaki Elizabeth Francis'in ölümünün ardından, 114 yaş 26 günlükken Amerika'nın en yaşlı insanı unvanını aldı. 10 Şubat 2026'da Fransız Marie-Rose Tessier'in vefatıyla da dünyanın en yaşlı ikinci insanı konumuna yükseldi. Önünde artık yalnızca İngiltere'den Ethel Caterham var.
Doğum gününde LongeviQuest araştırmacısı Eli Logan ve kurucusu Ben Meyers, ona 'Yaşayan En Yaşlı Amerikalı' plaketini takdim etti. Pennsylvania Eyalet Senatörü Michele Brooks da Whitehead adına bir bildiri gönderdi.
Kaç yaşında olduğu sorulduğunda verdiği cevap salonu alkışa boğdu: "Sanırım 116'yım."
Kutlama, Whitehead'in yaşadığı Greenville'deki St. Paul's Senior Living Community'de yapıldı. Aralarında torunlarının torunlarının çocuklarının da bulunduğu 80-90 kişilik bir aile kalabalığı toplandı. Misafirlerin çoğu, önünde Whitehead'in fotoğrafı ve altın sarısı '116' yazısı, arkasında ise onunla akrabalık derecesi yazan mavi tişörtler giydi.
Parıltılı mavi bir kıyafet seçen Whitehead, gelenleri tek tek karşıladı. Bir yeğeninin kızı ona kaç yaşında olduğunu sorduğunda gelen 'Sanırım 116'yım' cevabı, LongeviQuest'in aktardığına göre salonda coşkuyla karşılandı.
Masada ise ev usulü bir menü vardı: tavuk, jambon, taze fasulye, makarna ve peynir, makarna salatası, fırın fasulye ve meyve punçu.
Hikâyesi 1910'da Georgia'da bir çiftlikte, pamuk ve tütün toplayarak başladı.
Naomi Washington olarak 26 Eylül 1910'da Georgia'nın Patterson bölgesinde dünyaya geldi. Çocuk yaşta ailesinin çiftliğinde pamuk ve tütün toplamaya başladı. Çiftlikteki atlardan o kadar korkuyordu ki, 113 yaşındayken bile bu korkusunu hatırladığını anlatıyordu.
1930'da Sylvester Whitehead ile evlendi ve çiftin üç oğlu oldu. Eşini 1979'da kaybetti. Üç oğlu Sylvester Jr., Elbert ve Parrish'i de sırasıyla 2004, 2006 ve 2011'de toprağa verdi.
Buna rağmen arkasında devasa bir aile var: 2020'deki 110. yaş gününde 12 torunu, 28 torun çocuğu, 49 torununun torunu ve 3 de torununun torununun çocuğu vardı. Aile bugün hâlâ büyüyor.
Bilime göre bu ailenin en büyük mirası uzun ömrü taşıyan genler olabilir: Yeni bir araştırma payı yüzde 50'ye çıkardı.
Science dergisinde 2026'da yayımlanan bir çalışma, bir asrı aşkın süreyi kapsayan üç İskandinav ikiz kohortunun verilerini inceledi. Sonuca göre ömür uzunluğundaki farkların yaklaşık yüzde 50'si genlerle açıklanıyor. Bu oran, yüzde 20-25 civarındaki eski tahminlerin neredeyse iki katı.
Araştırmacılar kazalar, enfeksiyonlar ve şiddet gibi dış ölüm nedenlerini ayıklayıp yalnızca doğal nedenlere baktığında genetik etkinin belirgin biçimde arttığını gördü. Üstelik bu etki insanlar 90'lı, 100'lü ve 110'lu yaşlara ilerledikçe daha da büyüyor.
Whitehead'in babasının da 90'larını görmüş olması bu tabloya uyuyor. Ancak miras her kuşakta seyreliyor: Torunlar atalarının DNA'sının yaklaşık yüzde 25'ini taşırken, torunun torununun çocuklarında bu oran yüzde 3'ün biraz üzerine iniyor.
117 yaşında ölen Maria Branyas'ın genomu ise uzun ömrün tek başına şans olmadığını gösterdi.
Ağustos 2024'te İspanya'nın Olot kentinde 117 yaş 168 günlükken hayatını kaybeden Maria Branyas, Manel Esteller liderliğindeki ekibin kapsamlı bir incelemesine konu oldu. Araştırmacılar Branyas'ın genomunun yaşına göre olağanüstü genç göründüğünü, kalp-damar sağlığının mükemmel ve vücuttaki iltihap düzeyinin çok düşük olduğunu tespit etti. Bağışıklık sistemi ve bağırsak mikrobiyomu da kendisinden onlarca yaş küçük birine benziyordu. Uzun ömür, bağışıklık, kalp ve beyin sağlığıyla bağlantılı nadir gen varyantları taşıdığı da ortaya çıktı.
Başka araştırmalar da benzer bir tablo çiziyor. 100 yaşını görenlerin çocuklarında hipertansiyon riskinin yüzde 32, kalp-damar hastalığı riskinin yüzde 33, ölüm riskinin ise yüzde 42 daha düşük olduğu bulundu. Asırlıkların kanında yağ asitleri ve bazı kilit metabolitlerin düzeyi de orta yaşlılara göre daha düşük seyrediyor.
Yine de uzmanlar genlerin kader olmadığının altını çiziyor. Branyas da tıpkı Whitehead gibi içki ve sigaradan uzak durmuş, sosyal ve hareketli bir hayat sürmüş, Akdeniz tipi beslenmişti. Yani 116 yaşındaki Naomi Whitehead'in torunlarına bıraktığı en somut tavsiye, genlerden çok hayat biçiminde saklı olabilir.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!




Yorum Yazın