10 Soruda Türkiye'nin Fon Krizi: SPK 130 Fonu Neden Tasfiyeye Gönderdi, Yatırımcıların Parası Ne Olacak?
Türkiye'de yatırım fonları günlerdir ekonomi gündeminin merkezinde duruyor. Önce bazı fonlar yatırımcılarına ödeme yapamadı, ardından Borsa İstanbul'da sert satışlar yaşandı. Son olarak SPK yedi portföy yönetim şirketinin işlemlerini durdurdu ve 130 fonun tasfiyesine karar verdi. Bu krizin nasıl büyüdüğünü ve yatırımcıyı nelerin beklediğini soru soru anlatıyoruz.
Fon nedir?
Fon dedikleri şey aslında büyük bir sepet. Binlerce kişi parasını bu sepete koyuyor, fon yöneticisi de topladığı parayla hisse senedi, tahvil, altın veya başka araçlar alıyor. Yatırımcı hisselerin doğrudan sahibi olmuyor, sepetin belli bir dilimine sahip oluyor, sepet değer kazanınca fon yükseliyor, kaybedince fon da düşüyor. Fonun varlıkları onu yöneten şirketin kendi malından ayrı tutuluyor, yani şirketin başı sıkışsa bile fonun içindeki para ortadan kaybolmuyor.
Peki sorun nerede başladı?
Sorunun başladığı yer borsanın kendisiydi. Bazı yatırım fonları işlem hacmi düşük, yani alıcısı satıcısı az hisselerde çok büyük pozisyonlar kurdu. Bu pozisyonlar hisseleri yukarı taşıdı, hisseler yükseldikçe fonlar yüksek getiri gösterdi, yüksek getiriyi gören yeni yatırımcılar da parasını aynı fonlara yatırdı. Fonlar gelen parayla yine aynı hisselerden aldı, sistem bir süre kendi kendini besledi, sorun ise bu döngü tersine dönünce çıktı.
Yatırımcılar fondan çıkmak isteyince ne oldu?
Bir yatırımcı payını bozdurmak istediğinde fonun ona nakit ödemesi gerekiyor, kasada yeterli para yoksa fon elindeki varlığı satmak zorunda kalıyor. Ama elinde milyarlarca liralık, günde çok az işlem gören hisse varsa bunu yapmak kolay değil, kağıt üzerinde 10 milyar liralık hisseniz olsa bile birkaç milyarını birden satmaya kalktığınızda karşınızda yeterli alıcı çıkmayabiliyor, satış büyüdükçe fiyat da geriliyor. Piyasanın çok konuştuğu 'likidite sorunu' tam olarak bu, varlık elde var ama gerektiği hızda nakde çevrilemiyor.
SPK'nın ağustostaki kararı neden önemli?
SPK bu tabloya 28 Ağustos'ta müdahale etti, serbest fonların birkaç hissede aşırı yoğunlaşmasını sınırlayan kurallar getirdi, BIST 30 dışındaki hisselerde bir fonun yüzde 5'i aşan pozisyonlarının toplamına yüzde 20 sınırı koydu ve mevcut büyük pozisyonların aşamalı azaltılmasını istedi. Bu karar bazı fonların ellerindeki büyük payları satması anlamına geliyordu, tam o sırada yatırımcıların fonlardan çıkışı da hızlanınca iki baskı üst üste bindi, fonlar hem portföyünü küçültmek hem çıkan yatırımcıya para bulmak zorunda kaldı. Satışlar arttı, düşük hacimli hisseler geriledi, fonların değeri düştü, düşüşü gören daha fazla yatırımcı çıkmak istedi, böylece kendi kendini besleyen kazanç döngüsü bu kez tam tersine döndü.
"Temerrüt" ne demek?
Kriz 15 Eylül'de görünür hale geldi, Pusula Portföy bazı fonlarında yatırımcılara yapılması gereken ödemeleri zamanında gerçekleştiremediğini açıkladı, finans dilinde bunun adı 'temerrüt'. Ertesi gün benzer sorun Tera Portföy'ün bazı fonlarında da baş gösterdi, sorunun başka fonlara sıçrayabileceği endişesi Borsa İstanbul'daki satışları hızlandırdı.
Borsa neden sert düştü?
Fonlar nakit bulmak için elindekini satmak zorundaydı, satılması zor hisselerde alıcı bulamayınca bu kez daha kolay satılan büyük şirket hisseleri de elden çıkarıldı, böylece sorun krizin merkezindeki küçük hisselerde kalmadı, borsanın geneline yayıldı. 16 Eylül'de BIST 100 yüzde 5'in üzerinde geriledi.
SPK ne yaptı?
SPK 17 Eylül'de çok daha kapsamlı bir müdahaleye gitti, Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy'ün TEFAS'ta işlem gören fonlarında alım satımı durdurdu ve bu yedi şirkete ait 130 fonun tasfiyesine karar verdi. Bu 130 fonun tamamının yatırımcısına ödeme yapamadığını ya da 'battığını' söylemek doğru değil, temerrüt başlangıçta yalnızca belirli fonlarda görülmüştü, SPK'nın kararı sorunun büyüyüp piyasaya yayılmasını önlemeye yönelik daha geniş bir adımdı.
Fonun tasfiye edilmesi "param gitti" demek mi?
Tasfiye kelimesi 'param gitti' anlamına gelmiyor, fonun elindeki hisse senedi ve diğer varlıklar nakde çevrilecek, giderler ve yükümlülükler karşılandıktan sonra kalan para yatırımcılara payları oranında dağıtılacak. Kritik soru şu, bu varlıklar kaça satılabilecek, çünkü fon milyonlarca hisseyi aynı anda satmaya kalkarsa fiyatlar aşağı gidebilir, yatırımcının eline geçecek tutar da bu satış fiyatlarına bağlı olacak. SPK, tasfiye sürecinde Ziraat Bankası ile Türkiye İş Bankası'nı yetkilendirdi, yaklaşık 3 ay sürmesi beklenen bu operasyon Türkiye sermaye piyasaları tarihinin en kapsamlı fon tasfiyelerinden biri olarak kayda geçiyor.
Devlet neden müdahale etti?
Devletin devreye girme sebebi meselenin birkaç fonun müşterisine ödeme yapamamasının ötesine geçmiş olmasıydı, fonlar nakit bulmak için hisse sattıkça borsa düşüyor, düşüş fonların değerini eritiyor, bu da daha fazla yatırımcıyı çıkışa itiyordu, yani kendi kendini hızlandırabilecek bir zincir kurulmuştu. Merkez Bankası piyasaya verdiği fonlamayı artırdı, SPK bazı borsa kurallarını geçici olarak gevşetti, Finansal İstikrar Komitesi ise sorunun fon piyasasının belirli bir bölümünde yoğunlaştığını, 'geçici ve yönetilebilir' olduğunu açıkladı.
Bütün fonlardan korkmalı mıyız?
Bütün fonlardan korkmaya gerek yok. Türkiye'de yüzlerce farklı yatırım fonu var ve SPK'nın kararı bunların tamamını kapsamıyor, karar dışında kalan portföy yönetim şirketlerinin fonlarında işlemler her zamanki gibi sürüyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın