onedio
Ovacık'ta Köylüler Direndi, Ağaç Kesimi Durduruldu
İzmir’in Urla ilçesine bağlı Ovacık köyü sakinleri, rüzgar enerjisi santrali (RES) kuracak firmanın önceden işaretlediği 1300 ağacı kesmeye başlaması üzerine ayaklandı. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Urla Şubesi yönetici ve üyelerinin de destek verdiği köylüler, ağaçlara sarılarak direndi. Bölgede bulunanların can güvenliğinin tehlikede olması nedeniyle kesime ara verildi.Danıştay’a yürütmenin durdurulması için başvuran köylüler sonucu beklerken, firmanın görevlileri RES türbinlerinin gövde ve kanatlarının TIR’larla taşınabilmesi için orman yolu üzerindeki ağaçları motorlu testerelerle kesip, parçalamaya başladı.Dev RES parçalarının TIR’larla taşınması için yol kenarında 300, santralin kurulacağı yere kadar en az 6 metre genişliğinde yeni yol açılması için de 1000′e yakın ağacı kesilmek üzere işaretleyen firma, köylülerin Mersin Boğazı olarak adlandırdıkları bölgeye türbinleri kurmak için ekiplerini gönderdi. Ekipler bsugün ağaçları kesmeye başlayınca köylüler ve ADD üyeleri ağaçların arasına girerek eylem başlattı. Bunun üzerine kesim yapılan alana jandarma ve Orman Bölge Müdürlüğü’nden yetkililer geldi. Gerginlik yaşanmadan kesim çalışmaları durduruldu.ADD Urla Şube Başkanı Ali Yanar, “Burada bir yargı süreci var, bu sürecin hızlı bir şekilde sonlanmasını istiyoruz, karar verilmeden de ağaçların kesilmesini istemiyoruz. Buna örnek olarak Soma’nın Yırca Mahallesi’ni gösterebiliriz. Bir gecede binlerce ağaç katledildi. Burada da benzer şeylerin yaşanmasına karşıyız. Eğer yargı ağaçların kesilmesi yönünde karar verirse yapacağımız bir şey kalmıyor, ama en azından o kararın beklenmesi gerekiyor ve biz de mücadelemizi karar çıkıncaya kadar sürdüreceğiz. Önümüzdeki günlerde de bölgeye gidip nöbetimizi tutacağız” dedi.Köylüler adına mücadeleyi sürdüren Ovacık Muhtarı Veysel Erköse de, yeni Yırcalar yaşanmaması için çabaladıklarını söyledi. Mücadelelerine sonuna kadar devam edeceklerini vurgulayan Erköse şunları söyledi:“Bizim burasının doğal güzellikte ormanları var. Bir çam ağacı hemen yetişmez. Yüz yıllık ağaçlar var. Biz köylüler, ağaçlar zarar görmesin diye çok çaba gösterdik. Ama şimdi birileri geldi ve o güzelim ağaçları para için kesip atacaklar. Buradaki ağaçlar kesilecek, ormanın ortasından yeni yol açılacak. Bu vicdana sığar mı? Burası turizm alanı, öyle kalsın. Sadece yürüyüş sporlarının yapıldığı alan olsun. Ama bu ağaçlar kurban gitmesin. RES’ler için başka boş alanlar mı yok? Gidip oralara, insanları rahatsız etmeyen yerlere yapsınlar. Biz bu işin sonuna kadar takipçisi olacağız. Ormanlarımızı bize bıraksınlar.”Ovacık Köyü Muhtarı Veysel Erköse ile ADD Urla Şube Başkanı Yanar, pazartesi günü sabah saatlerinden itibaren nöbete devam edeceklerini söyledi. DHA
Beşiktaş'tan Pektemek Açıklaması
Beşiktaş'ın resmi sitesi'nden Mustafa Pektemek'in sağlık durumu ile ilgili bir açıklama yayınlandı.Açıklama şöyle,Beşiktaş-Trabzonspor maçının ikinci devresinde Trabzonsporlu Belkalem ile hava topunda kafa kafaya çarpışarak sakatlanan futbolcumuz Mustafa Pektemek, Acıbadem Maslak Hastanesi'nde ameliyat edilecek.Mustafa Pektemek, dün akşam oynanan Beşiktaş-Trabzonspor maçında Belkalem ile kafa kafaya çarpıştı. Çarpışmanın etkisiyle Pektemek'in burnunda ve yüzünde kırıklar meydana geldi.Mustafa Pektemek, bu sabah özel uçakla İstanbul'a getirilerek, Acıbadem Maslak Hastanesi'ne kaldırıldı.Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Hasan Tanyeri ile Plastik, Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Yazar tarafından yapılan tetkiklerin ardından Mustafa Pektemek'in ameliyatına karar verildi.Kulüp Doktorumuz Ertuğrul Karanlık yaptığı açıklamada gerçekleşecek operasyonla Pektemek'in elmacık kemiği ve burnunda meydana gelen kırıkların tedavi edileceğini belirtti.Radyospor
Gazetelerde Bugün | 8 Aralık Pazartesi
Hürriyet: Kim olduğunu biliyoruz Sabah: Kriptolu ihanet deşifre olduMilliyet: 1 saatin 40 dakikası kayıp zaman! Vatan: ‘Aramıza kimse giremez’ Akşam: Cumhurbaşkanı‘yla kader arkadaşıyız Taraf: AKP akraba devleti kurduCumhuriyet: Yargı düellosunda anahtar Gül'de Star: Dink suikastinde kilidi mürekkep testi çözecek Birgün: Bacanak TİB’e, baldız TOKİ’yeZaman: CHP'li Haluk Koç, 85 kişilik VIP torpil listesini açıkladıYeni Şafak: Nefret dilinin kırılması lâzım
Beşiktaş - Trabzonspor Maçı İçin Yazılmış En İyi 10 Köşe Yazısı
Türkiye Ligi'nde bu yılın en güzel ortamı ve ambiyansı vardı Konya'da. Şahane bir ortamda oynandı maç. Çok uzun bir zamandır böylesi bir karşılaşma izlemedim. Trabzonspor'un zayıf denecek pozisyonu dahi yok. Tolga çok başarılıydı.Beşiktaşlı şunu bilsin ki kalecisi bir kez yere yattı, topla yere düştü. Trabzon'un pozisyonu yok. 3 gol attı, 4 pozisyon kaçırdı.Beşiktaş'ta Bilic, Trabzonspor'u çok iyi analiz etmiş. Üçüncü bölgede çok iyi bastılar. Rakibin santrforu kim? Cardozo... Bilic'Bırakın savunmayı, önde basın' dedi.Devamı...
"Einstein Bu Atamaları Görse İntihar Ederdi"
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, yoksulluk baş planda olmak üzere en büyük sorunun işsizlik olduğunu, Türkiye'nin son yıllarda ekonomide yeterli büyümeyi sağlayamadığını kaydetti. Koç, AK Parti iktidarının, kamuya personel seçmeyi kadük ettiğini, hakkaniyeti çiğnediğini, siyasi himayenin devlet memuru olma noktasına getirdiğini savundu.İŞTE HALUK KOÇ'UN AÇIKLADIĞI O LİSTEErdoğan'ın teyzesinin oğlu İbrahim Er ilköğretim müfettişi iken, AK Parti'nin iktidara gelmesinin ardından MEB ilköğretim Genel Müdür Yardımcılığı'na sonrasında da ilköğretim Genel Müdürlüğü görevine getirildi. 2011 yılında ise Danıştay tarihinde belki de bir ilk olarak bir ilkokul öğretmeni Danıştay üyesi yapıldı.Erdoğan'ın teyzesinin diğer oğlu da Recep Ali Er sınıf öğretmeni iken 2013 yılında da KYK Genel Müdür Yardımcısı yapıldı.Erdoğan'ın 2 yıllık itfaiyecilik mezunu olan akrabası Recep Ali Erdoğan şu anda KOSGEB İnsan Kaynakları Dairesi Başkanı olarak görev yapıyor.Erdoğan'ın Avukatı Muammer Cemaloğlu'nun eşi Berna Cematoğlu, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nda memur olarak çalışıyor.Erdoğan'ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan'ın yeğeni Burhan Doğan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nda uzman yardımcısı yapıldı.Erdoğan'ın AKP Genel Başkanlık Makamındaki Özel Kalem Müdürü Fatih Can'ın kardeşi, Ömer Faruk Can, sınavsız olarak Telekomünikasyon iletişim Başkanlığı'nda (TİB) işe alındı ve uzman yapıldı.Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın Kartal İmam Hatip Lisesi'nden arkadaşı İbrahim Eren ATV'den Başbakanlığa alınıp istisnai kadrodan memur yapıldıktan sonra TRT Genel Müdür Yardımcılığı görevine getirildi.TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in oğlu Ahmet Çağrı Çiçek, 2000 yılında TBMM Dış ilişkiler ve Protokol Müdürlüğü'nde işe başladı, SPK'da Sermaye Piyasaları Daire Başkanı oldu, Mayıs 2012'dede EPDK üyeliğini getirildi.Başbakan Bülent Arınç'ın danışmanı Metin Karadağ, TİB'e kaydırılarak uzman yapıldı.Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın Akif Büyükergene Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nda uzman olarak çalışıyor.Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in amcasının oğlu Mehmet Veysi Şimşek, Batman'da tarım işleri uğraşan bir kişi idi. Veysi Şimşek önce Hazine Müsteşarlığında gayrı resmi danışman yapıldı. Mehmet Şimşek Maliye Bakanı olduktan sonra ise Veysi Şimşek Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nda başkan müşaviri yapıldı.Şimşek'in baldızı Coğrafya Öğretmeni Esin Kara herhangi bir sınava girmeden TOKİ'de göreve başlatıldı. Baldızının eşi Avrupa Birliği Bakanlığı'na müşavir olarak alındı.Milli Savunma Bakanı ismet Yılmaz'ın abisinin bacanağı Mustafa Yaman, sınavsız olarak TİB'de işe alındı ve uzman yapıldı.Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın yeğeninin eşi Ahmet Onur Ak, KOSGEB'te işe başlatıldı. Hâlihazırda Bakan Danışmanı olarak görev yapıyor.Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Faruk Çelik'in yeğeni Ahmet Toraman, Diyanette imam iken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda işe başlatıldı.Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli'nin bacanağı Orhan Öğe, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nda Müsteşar Yardımcılığı görevine atandı.İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın kız kardeşi Elif Ala sınavsız olarak Şırnak Valiliği'ne Özel Kalem Müdürü yapıldı. Hiç bekletilmeksizin önce memleketi Erzurum'a, sonrasında Ankara'da Gençlik ve Spor Bakanlığı'na memur olarak atandı.Ala'nın erkek kardeşi Atıf Ala öğretmen iken Bakan kardeşinin torpilleri sayesinde 3 yıl içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı görevine kadar yükseltildi.Efkan Ala'nın Başbakanlık Müsteşarlığı görevi esnasında Özel Kalem Müdürü olan Serap Akınoğlu, maaşı yükselsin diye kadrosu TİB'e kaydırıldı.İçişleri Bakan Yardımcısı Osman Güneş'in kızı Nurdan Güneş şimdiki Bakan Ala Batman Valisi iken sınavsız olarak Valiliğe Özel Kalem Müdürü yapıldı. Nurdan Güneş eşinin yanına Ankara'ya tayin edildi. Güneş'in oğlu Abdülhamit Güneş önce Şırnak Valiliği'ne Özel Kalem Müdürü olarak atandı. Ardından da bir gün bile Şırnak'a gönderilmeden Başbakanlığa memur olarak alındı. Başbakanlık Güvenlik işleri Genel Müdürlüğü'nde Daire Başkanı yapıldı.Bilim ve Sanayi Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık'ın yakın arkadaşı Arif Koyuncu bir belediyede özel kalem müdürlüğü verilerek, istisnai kadrodan memur yapıldıktan sonra önce TRT'de müşavir, ardından TÜBİTAK'ta Genel Sekreter yapıldı.Eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay kızının arkadaşı olarak tanıttığı Melabat Çelebiözü, önce sınavsız olarak çok yüksek ücretle Bakanlık Müşavirliği'nde göreve başlatıldı. Sonrasında da Atom Enerjisi Kurumu'na uzman olarak atandı.Eski içişleri Bakanı Muammer Güler'in bateristlik ve barmenlik yapan yeğeni Hakan Güler, önce sınavsız olarak özel kalem müdürlüğüne atanıp memur yapıldı. Sonrasında da Avrupa Birliği Uzmanlığına atandı.Eski Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler'in kayınbiraderi Mehmet Akif Okur, önce Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nde Daire Başkanı, sonrada Gençlik ve Spor Bakanlığı'nda Genel Müdür Yardımcısı yapıldı.Gaziantep Belediye Başkanı ve eski Bakan Fatma Şahin'in erkek kardeşi Ünal Kıymık, açıktan Muş Valiliği Özel Kalem Müdürlüğü'ne atanarak devlet memuru olması sağlandı.CHP genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen Haluk Koç, hak edenin o görevlere gelmesi için konulmuş bir sınav olduğunu, AK Parti iktidarı döneminde bunun da tarumar edildiğini ifade etti. Koç, ' 'Saray dalkavuksuz, siyaset yalakasız olmaz.' Bunun tersini de düşünebilirsiniz.' ifadelerini kullandı. AK Parti'nin kendi yakınlarına, kendi yandaşlarına kadro ulufesi dağıtmayı kendisine görev bilmiş durumdu olduğunu savunan Koç, '20 milyon kişi KPSS'ye girdi. Bunun 610 bini devlet memuru olarak atanabiliyor. Bunun 370 bini öğretmen kadrosu. Devlete hak ederek bir kadroya girme şansını bu sınavlara bağlayanlar, yüzde 97 yurttaşımız hayal kırıklığı yaşıyor.' dedi.'AKP'li olmayıp sade vatandaş olursanız bazıları sınava alınmıyor. Saç renginden dolayı Pelin Derya Çetinkaya sınava alınmıyor.' diyen Koç, KPSS'ye girip atanamayan 20 gencin intihar ettiğini ve bunların yerine AK Parti'nin yakınlarının, hile yapılarak sınavsız kadroya taşındığını vurguladı.'Bin odalı değil 5 bin 500 odalı olsa ne olur? Nasıl yatıyorsun yatakta?' diyen Koç, devlet memuru olma, yer değiştirme, istifa sonrası geri dönüşte, işçi alımında, Adalet Bakanlığı'nda memur alımında, ek ödeme veren kurumlara geçişte torpil yapıldığını savundu. 'Varsa AKP yakından, ampullü bir kartvizit varsa bu işlemleri yapman için senin için bir sorun yok.' diyen Koç, eğer bunlar yoksa liyakatle sınavla yükselmenin unutulması gerektiğini ifade etti.Organize işlerin sadece bir film adı olmadığını belirten Koç, AKP'nin siyaset karnesinin adının da organize işler olduğunu iddia etti. 'Vatandaş soruyor; KPSS varsa neden torpil var, torpil varsa neden KPSS yapıyorsunuz?' diyen Koç; İçişleri Bakanı Efkan Ala, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başta olmak üzere bazı bakanların akrabalarının atama işlemlerini anlattı. 'Eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kızının arkadaşı olarak tanıttığı Melahat Çelebiözü, önce sınavsız olarak çok yüksek ücretle bakanlık müşavirliğinde göreve başlatıldı. Sonrasında da ATOM Enerjisi Kurumu'na uzman olarak atandı.' diyen Koç, 'Einstein bile intihar ederdi herhalde görse.' ifadelerini kullandı.'Hem çalıyorlar hem de iş yapıyorlar.' diyen Koç, 'Bu vicdan sorunudur, bu ahlak sorunudur. İnançlı bir insanın yüreğinin kaldırmayacağı, hukuka saygılı bir yurttaşın kabul edemeyeceği bir durumdur.' şeklinde konuştu.Bu konuda mağdur olanlara seslenen Koç, 'Bu namertlerden, bu vicdansızlardan hesap sorulacak. Hiçbirinizin hakkı bunların yanına bırakılmayacak. Sıkıntılı bir durum. Bunların anlatılması lazım. AK troller istediği kadar yazsın, bu AKP döneminin en acı gerçeklerinden birisi.' dedi.Zaman
ODTÜ Dünyanın En İyi 100 Üniversitesi Arasında
Times Higher Education’un Reuters işbirliği ile gerçekleştirdiği Dünyadaki En İyi Üniversiteler (2015) listesi yayınlandı.Üniversiteler, öğretim kalitesi, araştırma, bilgi transferi ve uluslararası görünümü gibi 13 kritere göre sıralandı.Listede ilk 50’ye Türkiye’den hiçbir üniversite giremedi. ODTÜ ilk 100 sıralamasında 85. olurken, Boğaziçi ise 135. sırada yer aldı.Dünyanın En İyi Üniversiteleri 20151 California Institute of Technology (Caltech) 94.32 Harvard University United States 93.33 University of Oxford 93.24 Stanford University 92.95 University of Cambridge  92.06 Massachusetts Institute of Technology (MIT)  91.97 Princeton University  90.98 University of California, Berkeley 89.59 Imperial College London  87.10 Yale University 87.511 University of Chicago 87.112 University of California, Los Angeles (UCLA) 85.513 ETH Zürich – Swiss Federal Institute of Technology Zürich 84.614 Columbia University 84.415Johns Hopkins University 83.016 University of Pennsylvania 81.017 University of Michigan 80.918 Duke University 79.919 Cornell University 79.420 University of TorontoCanada 79.321 Northwestern University 79.222 University College London (UCL) 78.723 The University of Tokyo 76.124 Carnegie Mellon University 74.325 National University of Singapore (NUS) 73.326 University of Washington 73.227 Georgia Institute of Technology (Georgia Tech) 72.828 University of Texas at Austin 72.329 University of Illinois at Urbana Champaign 71.929 Ludwig-Maximilians-Universität München 71.929 University of Wisconsin-Madison 71.932 University of British Columbia 71.833 University of Melbourne 71.234 École Polytechnique Fédérale de Lausanne 70.934 London School of Economics and Political Science (LSE) 70.936 University of Edinburgh 70.437 University of California, Santa Barbara 70.038 New York University (NYU) 69.939 McGill UniversityCanada 69.640 King’s College London 69.441 University of California, San Diego 68.642 Washington University in St Louis 67.843 The University of Hong Kong 67.544 Karolinska Institute 66.845 Australian National University 66.546 University of Minnesota 65.946 University of North Carolina at Chapel Hill 65.948 Peking University 65.249 Tsinghua University 65.150 Seoul National University 64.851 Hong Kong University of Science and Technology 64.7Listeye buradan ulaşabilirsiniz.Report Türk
Reklam
İsrail Uçakları 'Suriye'yi Bombaladı'
Suriye, İsrail'i başkent Şam yakınlarına iki hava saldırısı düzenlemekle suçladı.Suriye ve Lübnan televizyonlarına göre İsrail uçakları Şam Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki bir bölgeyle Dimas kasabasını bombaladı.Suriye ordusundan yapılan açıklamada da, 'Bugün öğleden sonra, düşman İsrail Şam bölgesindeki iki güvenli bölgeyi, Dimas'ı ve Şam Uluslararası Havaalanı'nı hedef aldı' dendi.Hava saldırılarında ölü ya da yaralı olup olmadığı konusunda bilgi verilmedi.Suriye devlet televizyonu, 'İsrailli düşmanın' iki hava saldırısıyla 'mütecaviz bir saldırganlık' sergilediğini duyurdu.İsrail henüz saldırıyı doğrulamadı.İsrail 2011'den bu yana Suriye'de birkaç kez hava saldırısı düzenledi.Daha önceki saldırıların Lübnan'daki Hizbullah grubuna sevk edilen silahları hedef aldığı tahmin ediliyordu. İsrail ordusu işgal altındaki Golan Tepeleri'ni hedef alan saldırılara misilleme olarak Suriye askeri tesislerini de bombalamıştı.İsrail, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın bitimine doğru Golan Tepeleri'ni işgal etmişti. 1973'teki Yom Kippur Savaşı'nda Suriye'nin bölgeyi geri alma girişimi sonuçsuz kalmıştı.İki ülke teknik olarak hâlâ savaşta. İsrail ve Suriye arasındaki 70 km uzunluğundaki askerden arındırılmış bölge BM gözlemcilerinin denetiminde.BBC Türkçe
'Türkiye'de Düşünce Özgürlüğü Yerlerde Sürünüyor'
Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk yeni kitabı ve Türkiye’ye bakışını anlattı.Yazar Orhan Pamuk, yeni kitabı “Kafamda Bir Tuhaflık”ı yazarken yaşadıklarını anlattı. Pamuk, Türkiye’nin bulunduğu durum için “Gezi’yi benim için saygın ve cazip kılan, laik orta sınıfların sokağa çıkıp ‘Arkadaş, laik dünyama, hayat tarzıma ilişme’ demeleriydi. Sokağa çıkıp, fikirlerini ifade etmeleriydi. Benim ilgimi çekti ama düşünce özgürlüğünü anlatabilmek için romanıma Gezi’yi koymama gerek yok. Türkiye’de düşünce özgürlüğü ne yazık ki çok kötü vaziyette. ‘Yerlerde sürünüyor’ demeyeyim de ne diyeyim? Pek çok dostum ‘Şu, şu gazeteden atılmış. Bu, bu gazeteden atılmış’ diye anlatıyor. Artık iktidara en yakın gazeteciler bile takır takır! Bu kadar çok gazeteci atılan bir yer görmedim. Bu bir... İkincisi ve en kötüsü, bir korku var. Herkes korkuyor, onu görüyorum. Hem bir şeyler söylemek istiyor hem işinden atılmaktan korkuyor. Normal değil. Baskı, cesaretli laf söyleyeni önemli kılıyor. Yaratıcı düşünce değil, cesaret öne çıkıyor. Freedom House gibi dünyadaki önemli kurumlar söylüyor ama ben de söylüyorum: Türkiye’de düşünce özgürlüğü yerlerde sürünüyor” dedi.Hürriyet gazetesinden Çınar Oskay ’a konuşan Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk yeni kitabı ve Türkiye’ye bakışını anlattı. Oskay’ın “Orhan Pamuk: Türkiye’de düşünce özgürlüğü yerlerde sürünüyor” başlığıyla yayımlanan (7 Aralık 2014) söyleşisi şöyle:Sadece biz değil, 100’den fazla ülkedeki okuyucuları son romanını bekliyor. Tam altı senedir... Nobelli yazarımız Orhan Pamuk bu kez gözlerini İstanbul’un arka sokaklarına, gecekondu mahallelerine çevirdi. Hızla değişen hayatımızı bir bozacının gözüyle anlattı. Pamuk bugüne kadar yazdığı en iddialı romanı, dünyada ilk kez Hürriyet Pazar'la paylaştı.Nobelli değil sadece.Mesela Le Point’a göre “Yaşayan en büyük yazar”.Umberto Eco onu “Orhan Pamuk’un çılgınlığında deha var” diye anıyor.Bizim için ise bir Yaşar Kemal bir o...Hiç bu kadar ara vermemişti romana.Eserlerinin çevrildiği 100’den fazla ülkede okuyucuları altı yıldır yeni kitabını bekliyor.Birkaç ay önce, sonunda bitirdiğinde, telefonda görüştük.“Romanı ilk sana okutacağım Çınar. Bu iş için şu tarihlerde zaman ayır lütfen” dedi.Hemen idrak edemedim. Yüzüm tutmadığı için de soramadım.Yapı Kredi Yayınları’ndan Derya’dan “Bir dakika, emin olamadım. Romanı dünyada ilk kez ben mi okuyacağım?” diye teyit almam gerekti...Daha önceki bir söyleşimize, başyapıtı sayılan ‘Kara Kitap’ı Geçebilecek mi?’ diye başlık atmıştım.Nobel tatminini yaşadığı, gençlik enerjisiyle ‘Kara Kitap’ gibi bir doruğa ulaştığı için pek emin değildim.‘Kafamda Bir Tuhaflık’ın ilk çıktılarını birkaç gün yanımda taşıdım.Ama büyük bölümü tabii ki son iki güne kaldı.Sürekli kahve içerek, biraz iş gibi, stresle okumam gerekti.Ama kahramanı bozacı Mevlut, değişen İstanbul sokaklarında, inatla her boza satmaya çıktığında, ruhumu, kalbimi ele geçiriyordu.Sabah 06.00 gibi son sayfalara geldiğimde, Mevlut ile Samiha ile vedalaşma fikrini kabul edemiyordum.Final ise beni öyle bir hale soktu ki...İtiraf edeceğim... Kalp kırıklığı mı, umut mu, anlayamadığım tuhaf bir duyguyla hüngür hüngür ağladım.İstanbul’a, kargacık burgacık binalara, burnumuzun dibindeki onca bahtsızın hikâyesine aynı gözle bakamayacağımı hissettim.Biriyle konuşmak istedim ama hepsi uyuyordu.Kitabı bırakıp derhal Pamuk’a soracağım soruları hazırlamam gerekiyordu, yapamadım.Balkona çıktım...İstanbul’a baktım, 15 milyon kişinin hayatını düşündüm.Tıpkı Mevlut gibi, hepimizin dertlerini, hayallerini gökyüzünün kızılına karışıyor gibi gördüm.Ben bir edebiyat eleştirmeni değilim. Yorumum kişisel beğeninin, zevkin ötesine geçemez.Ama biliyorum ki, o bir sonraki kitabını yazarken aklımdaki soru artık “Kafamdaki Tuhaflık’ı geçebilecek mi?” olacak...Bence bir seyyar satıcının hayatı üzerinden yazdığı, Türkiyemizin destanı.Bakalım, Orhan Pamuk benim gibi düşünüyor mu...Bu romanı yazarlık yaşamınızda nereye koyuyorsunuz?Her zamanki romanlarımdan biri gibi düşünmek istiyorum ama öyle olmadığını biliyorum.Ne açıdan?Bazı bakımlardan eskileri gibi. Kahramanlarım en iyi bildiğim yer olan İstanbul’da yaşıyor. Ama bu sefer Nişantaşlı değil. Kuştepe benzeri Duttepe, hayali bir tepe olan Kültepe ya da 1970-2000 arası Tarlabaşı, Gazi Mahallesi, Cihangir, Feriköy, Gümüşsuyu’nda boza satıyor. Satıcıların dünyası. İlk başta dışarıdan gördüğüm ama hep anlayıp anlatmak istediğim bir âlem. Bütün enerjim özellikle son dört yılda içine girip dünyayı, İstanbul’u, o âlemin içinden görmekle geçti. Romancılık, yazarın kendisini bir başkasının yerine koymasıysa başkahramanım Mevlut olmak için dört yıl uğraştım. Ve evet ‘Mevlut’um’ diye hissetmeye başladım.Neden o insanları anlattınız?Ülkemi anlatmak için. Roman, modernleşmiş orta sınıfların icadıdır ama toplumun hepsini görebilirsiniz. Tıpkı ‘Benim Adım Kırmızı’da olduğu gibi... Orada, 16’ncı yüzyıl Osmanlı ressamları üzerinden bugünkü topluma baktım. ‘Kar’da siyasetin üzerinden Türkiye’nin çelişkilerine... Burada temel hikâye İstanbul’un değişimi. İstanbul’da doğmuş büyümüş olanların birazcık da burun kıvırarak ‘dışarıdan gelenler’ dedikleri. Aslında şehrin sahibi onlardır. Rakamlara bakalım. İstanbul, doğduğumda 1 milyondu. Şimdi 15 milyon. Bu şehirde yaşayan çoğunluğu anlatmak istedim.Zihninizde Mevlut olabildiniz mi?Olduğumu zannettim. Alçakgönüllü olmak lazım. Flaubert’in meşhur lafı vardır. “Madam Bovary benim” der. Dünyayı onun baktığı ayrıntılarla görmeye çalıştım. Mevlut bir sokakta yürür. Bozacıya, yoğurtçuya yönelik tehlikeyi, kendisini kovalayan belediyeyi, bir dostu veya para kazanmakla, esnaflıkla ilgili ayrıntıları görür. Benim aynı sokakta yürürken ilk tepkim bu değildir. Ama romancı olmak, kahramanın gözünden âlemi görmek için kendini terbiye etmektir.Nasıl terbiye ettiniz kendinizi?Romancının iki malzemesi vardır: Bir hayal gücü, iki araştırma. Romanın tarif ettiği geniş manzaradan bahsedelim. İstanbul’daki ilk gecekondular, onlara çıkılan katlar, arsalar, şehrin kenarında büyüyen ve sonunda şehri bir şekilde yutan, karmaşıklaştıran, zenginleştiren manzaradan... Burada benim tecrübem vardır tabii ki. Oralarda gezdim, gördüm. Ama en sonunda anlattığım; elektrik tahsildarı, bozacı, yoğurtçu, midyeci, şerbetçi, pilavcı ya da inşaatçıların hikâyeleri. Bütün bu insanlarla röportajlar yaptım, arkadaşlık ettim. Onlara da dürüstçe söyledim: “Ben bir roman yazıyorum. Konuşur musunuz?” Anlattığım dünyanın içinde derin bir şekilde yaşayan insanlarla görüştüm ya da bazıları benim adıma görüştü. Çoğunlukla Boğaziçi Üniversitesi’nden 3-4 kişilik bir arkadaş grubu yaptı bunu.Bazı bölümleri okurken “Orhan Bey burada kesin Mevlut olmuş ve yürümüş” dedim.Çok! Özellikle bozacı gibi. Bozacı tesadüf değil. Şiirle yüklü, daha önce kimse kullanmadığı için memnun olduğum bir tip. Boza, gelenekle ilişkili bir şey. Bozayı sattıran bozacının yanık sesidir... Bu lafı bozacı kendi söyler.Ortak söyledikleri bir şey mi bu?Evet, hepsi biliyor bunu. Bozayı tadı için değil, o töreni için, Osmanlı’dan kalma olduğu için, sokakta kış gecesi üşüyerek giden bir insanla temas etmek istediğin için alırsın. Bozacıyı çağırdığımızda Osmanlı’dan birini çağırıyor gibi oluruz. “Bozacı, bozacı! Gel bakayım” derken.... Bir sınıfsal durum da var orada. Rahat, huzurlu, konforlu evlerinde yaşayan burjuvalar, geçmişten, Osmanlı’dan ve yoksulluktan gelen bir adamı çağırıyor. Bastırılmış şeyler aslında.Biraz da hüzünlü değil mi? Elden bir şey gelmeyecek. Bozacı filan kalmayacak gibi görünüyor.Sorduğunuz, benim hayatımın sorusudur. Ülkeler modernleştikçe kendilerine ilişkin unuttukları şeyleri yeniden keşfederler. Eskiden utandıkları, ilgilenmedikleri, “Bırak canım bunlar pis şeyler, Osmanlı’dan kalma boza ne yahu, rakı varken?” gibi şeyler... Ama zenginleşince, kimliğimizi kaybettiğimiz endişesi bize yavaş yavaş gelir. Sokaktaki bozacı bize onu hatırlatır. Geçmişle ilgilenme ihtiyacı modernliğin elimizden kimliğimizi alıp, bizi kişiliksiz bırakmasıyla ilgilidir.Bozacı kaldı mı şimdi?Var.Çocukluğumda Cihangir’den kışın her gece geçerlerdi.Hâlâ var. Romanı yazdığımı bilen ne kadar arkadaşım varsa arıyor: “Orhan bizim mahalleden geçti.” Dikkat etmiyor insanlar, ben roman yazdığım için biliyorum. Çocukluğumda da severdim. Babaannem pencereyi açsın “Bozacı yukarı gel” desin. Masaldan biri gelmiş gibi gelirdi bana.Ben hem severdim, biraz üzülürdüm hem de “acaba hijyenik mi bu” diye düşünürdüm.Aynen! Gözlüklü çocuk gibi davranırdım.Bazı matrak detaylar var kitapta. ‘Parça’ konulan porno filmler... “Acaba Orhan Bey buralara gitti mi” diye düşündüm.Gitmedim. O sinemanın kültürünü gidenlerden işittim.Pavyona da mı gitmediniz?Gittim. Pavyoncu arkadaşlarım vardı, entelektüellerdi ve gider, anlatırlardı. Pavyon, parça film koyan sinemalar... Onların kapısının önünden geçtim. 1960 yılında Cihangir’de otururduk. Annem 12 yaşındayken abim ve beni Beyoğlu’na sinemaya bırakmazdı! Çünkü yaşımız küçük. Cihangir şimdi en güzide semtlerimizden biri. 1980’lerin sonu, 1990’larda travestiler polis zoruyla atılıyor, radikal dergiler onları savunuyor. Küçük randevu evleri, kabadayılar, cinsellik işçileri diyelim, travestiler daha yeni başlıyordu. Sonra onlar çabuk bir şekilde temizlendiler. Ben bütün bu sokakların üzerinden şehrin tarihini anlatmayı seviyorum. Onlar en kıymetli hazinem, hatırlıyorum.Roman, Türkiye’nin öyküsü. Yazarken uluslararası okuyucuyu düşünür müsünüz? Nasıl çevirecekler şimdi bozayı İngilizceye?Düşünmüyorsun o sırada. Hikâyenin gerçekliği, buraya ait olması seni heyecanlandırıyor. Bozayı çocukluğunda içmişsin. Hayal gücünü yüksek bir şekilde çalıştırırsın. Ama hikâyeyi toparlarken yine de evrensel yanını düşünüyorsun.Kitabınızın ilk paragrafında “12 yaşında İstanbul’a geldi ve ondan sonra hep orada, dünyanın başkentinde yaşadı” diye bir bölüm var. İstanbul dünyanın başkenti mi?İstanbul da bu roman da o cümleyi hak ediyor. Kalemin ucuna geldi. İddialı bir cümle ama yazdığım için memnunum. Açıklamak istemiyorum neden yazdığımı. Öyle hissediyorum. Kişisel hayat hikâyemde önemli bu. Flaubert 1850’de İstanbul’a geldiğinde pek çok mektup yazmıştır: “Bir gün dünyanın baş şehri burası olacak” demiştir. Flaubert yanıldı. 50 yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu çöktü. Osmanlı’nın son 10 yılında yapılmış metro, dünyanın ilk metrosuydu. İmparatorluk kapitalizme ulaşsaydı o metro, Paris metrosu gibi bir şey olacaktı. Halbuki ben bütün çocukluğumu “Aaa Batı’da metro var, bizde yok” diye geçirdim. Belki o eziklik benden de gitti artık. İstanbul için ‘dünyanın başkenti’ kelimesini bundan 20 yıl evvel yazdığım bir romanda kullanamazdım. Hatta gülünç bulurdum. Şimdi biraz gururla söylüyorum. Orada bir iddia var.Nasıl çıktı bu iddia ortaya?Son 20 yılda büyük bir zenginleşme oldu. Merkezi İstanbul’du. Yalnız İstanbul değil hepimizin bildiği gibi Türkiye’de bir ekonomik büyüme oldu ve dünyaya bakışımızı değiştirdi. Yeni sorunlar çıkardı ama burayı başka bir şehir haline getirdi. Buna “Şehrimizi mahvettiniz” diye itiraz edenler var. Bu itirazların bir kısmı doğru. Kitabımda en çok uğraştığım şey, bu değişimin ahlaki sonuçları. Şehrin tarihiyle ilgili sonuçlarını, dürüstçe, adil olmaya çalışarak kahramanların üzerinden irdelemeye çalıştım.10 yıl öncesine göre ne durumdayız? Kitapta anlattığınız vahşi bir dönüşüm süreci var. Bu süreç tamamlandı mı?Ne yazık ki devam edecek. İstanbul’un yüksek binaları hakkında araştırma yaptım. Şu anda çoğumuz silueti bozuyor diye şikayet ediyoruz. Bu gördüklerimiz, biraz araştırınca görürsünüz, gelmekte olanın yarısı. Heybedeki turp daha büyük yani. Kitabım, şehir böylesine acımasızca, amansızca, -bunu bazıları güzel de bulabilir- değişirken orada yaşayan insanın ruh halini, şehre ait olma duygusunu anlamak istiyor. Bir şehrin mimarisi değişirken, içindeki insan da kesinlikle değişir. Eğer değişmezse insan oraya ait olmadığını düşünür. Kitabın sonunda Baudelaire’in bir şiirinden yaptığım alıntı var: “İnsan kalbi ne yazık ki şehir kadar hızlı değişmiyor...”Acı çekiyor...Şehrin manzarası değişince, eski manzarada büyümüş insan acı çekiyor. Hafif bir öfke taşıyor.Baudelaire’in 19. yüzyılda yaşadıklarını biz şimdi mi yaşıyoruz?Kesinlikle. Haussmann’ın yaptığı yıkım Paris’te gerçekten pek çok kalp kırmıştır. Bizim de kalplerimiz kırılıyor ama gelecek kuşaklar bunu kalp kırıklığıyla anlamayacak. Zenginleşmenin getirdiği değişimi, öfkeyle yaşayan insanı anlamak istedim. 50’ler, 60’lar, 70’ler, dededen kalma ahşap konağı yıktırıp yerine beton yapan, sonra da hem kendi yıkan hem de “Gördün mü ya ahşap konağı yıktılar, beton yaptılar. Tu Allah belasını versin” diyenler... Bugün yaşadığımız aynısı değil mi? O çirkin TOKİ’ler için hem “Hay Allah belalarını versin” diyoruz, hem de biliyoruz ki burada da bazı insanlar yaşayacak. Bunlar aynı zamanda Mevlut’un ikilemleridir. Mevlut hem zengin olmak hem geleneğe bağlı kalmak istiyor. Mevlut’un ikilemi, Türkiye’nin ikilemi. Hem zengin olup hem de eski ahlakını, geleneğini, kültürünü koruyamıyorsun. Zenginlik bir zaman sonra yozlaşma getiriyor.Romanda çok farklı bir teknik var. 10’a yakın karakteri konuşturuyorsunuz. Bu sık görülen bir yöntem mi?Hayır, ilk defa ben yaptım ve çalıştı. Masumiyet Müzesi’nde ne yaptım? Bir roman bir de müze... İlk defa... Bu o kadar iddialı bir şey değil ama mütevazı bir şekilde elimden geldiğince söyleyeyim.Dünya romanında bu var mı?Yok. Masumiyet Müzesi’ni ilk yaptığımda “Böyle bir müze var mı” diye soruyorlardı.Adı var mı?Yok, birlikte şimdi bulalım istiyorsan.Çok sesli roman gibi. Bence çok zenginleştirmiş.Evet, devam etmeyi düşünüyorum.“Kafamda bir tuhaflık vardı. İçimde de ne o zamana ne de o mekâna aitmişim duygusu...” William Wordsworth’un bu sözleri kitaba adını vermiş. Yaşadığınız zamandan ve mekândan memnun musunuz?Evet memnunum, çünkü ben bir şehrin bir milyondan 14 milyona geçişini, 62 yılda gördüm. Bunu görmüş kaç romancı var ki? Ben yazmaya başladığım zaman insanlar bu konuyla ilgili değildi. Köy romanıydı önemli olan. Ben İstanbul’u yazdığım için “Yanlış bir iş mi yapıyorum” diye utanıyordum. Ama sonra hikâye buraya döndü.İstanbul’u yazmak ayıp bir şey miydi?Ayıp değil de ilgilenilmeyen bir şeydi. Marjinal romancılar yazardı onları. İstanbul yazarı Tanpınar’dı. Halbuki ben yazmaya başladığımda Fakir Baykurt’tan Yaşar Kemal’e Türk romanının ana gövdesi köy romanıydı. Haklıydılar da. Yoksul bir ülkeydi ve okumuş yazmış olmak da bu ülkenin geri kalanıyla ilişki, empati kurma çabasıydı. Ama şimdi anlamak için 14 milyon kişi var. “Aaah eski İstanbul’un nostaljisi” diyen 14 milyon kişiyi anlamaya ne dersin arkadaş? Sorum budur.Kayıp güzel günler, eski zamanların güzel insanları... Böyle şeyler var mıdır gerçekten?“Eskiden satıcılar daha az hile yapıyordu, hayat daha güzeldi.” Hepimizin içinden geçen ama düşününce pek doğru olmayan şeyler. Eski zamanlarda daha iyi insanlar daha güzel zamanlar olduğu şiirsel gerçeğini şiir olarak kabul ediyorum. Nesnel gerçek olarak ise bu kitapta olduğu gibi sorguluyorum. Ama şiir olmadan, geçmişe bağlılık olmadan Mevlut’unki ya da Mevlut’un müşterileri gibi “Bozacı bozacıı” diye sırf o sesle yaşamak da mümkün değil.Bastırılmışlık, görücü usulü evlilikler, içine parça konulan filmler, bir bakışa âşık olup hayatını karartan insanlar, rakı içen kocasından dayak yememek için erken yatan kadınlar... Bunlar hâlâ var değil mi?Kitabım aslında özellikle kadınların Türkiye’de ezilmesiyle ilgili. Onu da sloganlarla değil günlük ayrıntılarla göstermek istedim. Kocasından dayak yiyen kadınlar ya da benim en sevgi, şefkat duyduğum Vediha. Türkiye’ye dışarıdan bakıp eleştireceksek en büyük şey kadının toplumdaki yeri. Siyasetçilerimiz de maşallah çok düşüncesiz. Hatta kavga çıksın diye demeçler veriyorlar.Cumhurbaşkanı’nın “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir” açıklamasından söz ediyorsunuz.Cumhurbaşkanı sonra düzeltti. “Ben onu kastetmedim” diyerek işin içinden çıktı ama bir siyasetçi “Kadınlar sokakta gülmemeli” dedi. Düşüncesizce edilmiş laflar. Türkiye’de arsalar, evler, fabrikalar, eşyalar... Bunun ne kadarı kadının üstüne, ne kadarı erkeğin? Bir rakamlara bak, ondan sonra eşitlik, fıtrat falan de. Bunu değiştirmeden modern olunmaz. Tabii, acaba Cumhuriyet’te ne kadar değişti bu, ona da bakmak lazım.Dünyaya kadın olarak gelmiş olsaydınız hayatınız nasıl olurdu?Türkiye’den çıkan çok parlak kadın yazarlarımız var.Peki sizin için işler farklı olur muydu?Şu olurdu herhalde: Kendimi gençliğimde savunamazdım. Ben yine de aileme “Romancı olacağım” diyebildim. Kız olsaydım bunu yapamazdım.Direnemez miydiniz?Direnemezdim evet.Sizin evde bile?Evet direnemezdim. Şimdi anne-babama haksızlık etmeyeyim ama en sonunda kadın, özgürlüğü ailesinden ya da kocasından hoşgörü gördüğü kadar alabiliyor. Ama bir kadını düşünebiliyor muyuz, evde kendi kitaplarıyla yaşayacak, toplum da onu hoş görecek. Kolunu bükmeyecek. Yapamazdım. Ben aileme ve çevreme “Romancı olacağım. Ne birine emir verip çalıştırmak istiyorum ne birinden emir alarak çalışmak. Kendi başıma yaşamak istiyorum. Şuradaki küçük evin kirası da bana yeter” deyip ilk 10 yılımda bir romancı olarak kendimi korudum. O zaman romancılık gelirim yeterli değildi. Kadın olsaydım hayal etmesi bile zor. Bu ülkenin bütün kadın yazarlarına saygı duyuyoruz.Kitap pek çok toplumsal olaya değiniyor. 6-7 Eylül, askeri darbeler, Madımak... Ama Gezi yok. Hikâyenin önüne geçmesinden mi çekindiniz?Böyle bir soru bekliyordum. 12 Eylül oldu, romanları yazıldı. Ben istemedim. Çok sıcak olduğu için. Ama 12 Eylül romanlarında anlatılan siyasi, tarihi gelişmeleri 12 Eylül’den bahsetmeden yazdım.Gezi’yi benim için saygın ve cazip kılan, laik orta sınıfların sokağa çıkıp “Arkadaş, laik dünyama, hayat tarzıma ilişme” demeleriydi. Sokağa çıkıp, fikirlerini ifade etmeleriydi. Benim ilgimi çekti ama düşünce özgürlüğünü anlatabilmek için romanıma Gezi’yi koymama gerek yok. Türkiye’de düşünce özgürlüğü ne yazık ki çok kötü vaziyette. “Yerlerde sürünüyor” demeyeyim de ne diyeyim? Pek çok dostum “Şu, şu gazeteden atılmış. Bu, bu gazeteden atılmış” diye anlatıyor. Artık iktidara en yakın gazeteciler bile takır takır! Bu kadar çok gazeteci atılan bir yer görmedim. Bu bir...İkincisi ve en kötüsü, bir korku var. Herkes korkuyor, onu görüyorum. Hem bir şeyler söylemek istiyor hem işinden atılmaktan korkuyor. Normal değil. Baskı, cesaretli laf söyleyeni önemli kılıyor. Yaratıcı düşünce değil, cesaret öne çıkıyor. Freedom House gibi dünyadaki önemli kurumlar söylüyor ama ben de söylüyorum: Türkiye’de düşünce özgürlüğü yerlerde sürünüyor.Yolsuzluklara nasıl bakıyorsunuz?17 Aralık’tan sonra YouTube’da ve başka yerlerde gördüklerim beni rahatsız etti. Toplumdan, devletten, sistemden içimi rahatlatan bir yanıt alamadım. Bunların üstünün kabaca örtülmesi toplumun önemli bir sorunu, utancı.Neden böyle?İletişim sorunu ve muhalefetin başarısızlığı. Muhalefet partilerinin eski bürokratik, aşağılayıcı, Mevlut’a yaptıkları gibi “Gel bakayım buraya” dediği insanların öfkesi de var.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Nobel, kararlarını objektif mi veriyor? Asla! Bunları gördük, görüyoruz” açıklamasını nasıl karşıladınız?Bence Sayın Başbakan benim Nobel aldığımı duymuş olmalı! Çünkü kendisi telefon edip beni çok nazik şekilde tebrik etmişti o zaman. Başbakan diyorum, Cumhurbaşkanı! (Gülüyor)Roman bitti. Şimdi sırada ne var?Bir eksiğim varmış gibi hissediyorum, kısa roman yazamıyorum sanki. Bir çocuğun bakışına yaklaşarak kısa bir roman yazmak istiyorum. Ne olacağını tam ben de bilmiyorum.Kahramanı çocuk olan bir öykü mü?Ergenlik yaşındaki bir çocuğun dünyasını, büyümesini, gerçek ve hayali babasıyla kavgasını yazmak istiyorum. 16-17 yaşında birinin dünyayı, cinselliği ve ergenlikten yetişkinliğe geçmesini, sorumluluklarını anlatmak istiyorum.Kızınızdan esinlendiğiniz bir şey mi?Hayır. Yazın para sıkıntısı yüzünden çıraklık yapan ama Mevlut kadar yoksul olmayan, orta sınıf bir çocuğu anlatmak istiyorum.Artık esas soruyu sorabilirim... ‘Kafamda Bir Tuhaflık’ sizin en güçlü romanınız olabilir mi? ‘Kara Kitap’ı aştınız mı sonunda?Bilmiyorum, onu başkalarına sor. Ama kapsadığı alan, girmek istediği insanın çeşitliliği ve zenginliği, dayandığı araştırma, verdiğim vakit ve hayal gücü olarak çok şey gitti bu kitaba. Hiçbir kitabımı bu kadar elememiş, kesmemiştim. 700 sayfa da çıkabilirdi. Çok zengin bir malzeme var. Kitabımın içindeki insanlığa güveniyorum. Çok büyük bir hakikatin içinden geliyor. Şehrin gürültüsünü, bütün o 12 milyonun sesini duya duya yazdım. Onun bir gücü var. Hikâyelerin hepsi özgün. İster ticari ister insani ister siyasi olsun. Bunların özgünlüğü, değişikliği, yeniliği dünyanın hiçbir yerinde yok. O bakımdan, elinde çok iyi bir şey olan birinin güvenini taşıyorum. Ama ötekilerle karşılaştırmak istemiyorum. Romanlarım çocuklarımdır. Yeni çocuğumu övmek için eskileriyle karşılaştıramam. Yine de önü açık bir evladım olduğunun farkındayım. (gülüyor)Hiç aşk mektubu yazdınız mı?İki tür aşk mektubu var. Biri ilişkiniz olan insana tatlı sözler... O kolay. Bir de bir kere gördüğün birini mektubun kararlılığıyla tavlamak. Kızla erkeğin yan yana gelmediği toplum bu demek. Tatlı dilinle, insanlığınla, hayal gücünle doğrudan konuşamıyorsan başka ne yolun var? Erkek, mektupla ısrar ederek verdiği değeri gösterir. Tığla iş yapar gibi... Cevap geldi mi, eline geçmedi mi yoksa geldi de beğenmedi mi... Bunları, belki bütün insani durumları kenarından bir kaşık tatmışımdır. Bunun ne büyük acı olacağını...Çok hayranınız var. Ama bir o kadar gıcık olan da... Maalesef eleştiri bizde nefret ile el ele yürüyen bir şey. Bunu nasıl idare ediyorsunuz?İdare ettiğimi söyleyemem, edemiyorum. Basmakalıp bir laftır ama meyve veren ağacı taşlarlar Türkiye’de. Siyasi yanı da var. Mesela Ermeni katliamından bahsetmek istemiyor, duymak istemiyor, hak verebilirim. Bunlara itirazım yok. Hak vermediğim, erkek kıskançlığı. Özellikle benim yaşımda, iddialı, önemli olmak isteyen erkeklerin kıskançlığıyla baş etmek zordur. En kötü yanı, siyasi bir maske edinip insanları etkileyebilmesidir.T24
Reklam
Kameralara Yakalanan En Karizmatik 25 Baykuş
etiket
Baykuşlar delici bakışları ve derin derin bakan gözleriyle kesinlikle çarpıcı hayvanlardır. Tarih boyunca farklı kültürlerde ölümün habercisi, kıyamet, kötü alametler ve bilgelikle ilişkilendirilmişlerdir. Fakat o koca gözleriyle artık sevimlilikle de onları anabiliriz.İyi eğlenceler dileriz...
Nou Camp'ta Aziz Yıldırım'a Protesto
İspanya La Liga'nın 14. haftasında Nou Camp Stadı'nda oynanan Barcelona-Espanyol karşılaşmasında ilginç bir protesto göze çarptı.Bir grup Fenerbahçe taraftarı ile Başkan Aziz Yıldırım arasındaki gerilim ilginç bir boyut kazandı. Barcelona'nın bugün Espanyol'u 5-1 yendiği maçta Cam Nou tribünlerinde bulunan Fenerbahçeli taraftarlar, açtıkları pankartla Aziz Yıldırım'ı istifaya davet etti.Fotomaç
Reklam
Alex Gözyaşlarıyla Veda Etti
Fenerbahçe’nin unutulmaz yıldızı Alex De Souza, 37 yaşında aktif futbol yaşamını noktaladı.Coritiba’nın Brezilya Ligi’nde Bahia ile oynadığı maçla yeşil sahalara veda eden Alex, gözyaşlarını tutamadı.
Meteorolojiden 'Çok Kuvvetli' Uyarı
Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Antalya, Tunceli, Bingöl ile Diyarbakır için kuvvetli, Kıyı Ege, Edirne ve Çanakkale için ise yer yer çok kuvvetli yağış uyarısında bulundu. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, bu gece saatlerinden itibaren Antalya il merkezi ve batı kesimleri, Tunceli, Bingöl çevreleri ile Diyarbakır'ın kuzey kesimlerinde kuvvetli, Kıyı Ege, Edirne ile Çanakkale'nin batı kesimlerinde ise kuvvetli ve yer yer çok kuvvetli yağış beklendiğini açıkladı. Açıklamada yağış sırasında yaşanabilecek su baskını ve ulaşımda aksamalara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.DHA
Meclis'te Atatürk'ün 'Harf Devrimi'ne Hakaret
Ömer Tuğrul İnançer, TBMM çatısı altında Atatürk'ün 'Harf Devrimi' için 'köpekleştirme' dedi.Daha önce “Hamile kadınlar sokağa çıkmasın” sözüyle tepki çeken Ömer Tuğrul İnançer, TBMM çatısı altında katıldığı bir konferansta Atatürk’ün 1 Kasım 1928’de yaptığı “Harf Devrimi” için “İnkilap mı? İnkilap ne demek biliyor musunuz? ‘Köpekleştirme’ demektir. Bu memlekette inkilap (köpekleştirme) yapılmıştır” dedi.TBMM Başkanlığı İdari Teşkilatı’ndan “Konferansın konusuyla bağlantılı olmayan ifadeler, tamamen şahsi değerlendirmelerini yansıtmaktadır” açıklaması yapılırken CHP’den sert tepki geldi.TBMM Başkanlığı İdari Teşkilatı’ndan yapılan açıklamada personelin mesleki ve kişisel gelişimini sağlamak üzere çeşitli eğitim programları ve konferansların düzenlendiği bildirildi. Açıklamada, İnançer’in Hz. Mevlana konusunda “en yetkin fikir adamlarından biri olduğu” ifadesi kullanılarak davet edildiği anlatıldı.CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, İnançer’in sözlerine sert tepki gösterdi. Altay, şunları söyledi:“Türkiye’de 90 yıl geçmesine rağmen hâlâ Cumhuriyeti içselleştiremeyen bir kesim var ve iktidar partisi bu kesimin odak merkezi. Meclis Başkanı’na bu konferansı ve neden bu adamın çağrıldığını soracağız. Soruşturma talep edeceğiz. Modernleştirme karşıtı, Türkiye’yi bin yıl geriye götürmek isteyen bir sapkın adam. Böyle bir adama Meclis’te konferans verdirilmesi, konuşturulması Meclis’e sürülmüş kara bir lekedir. Bundan Meclis Başkanı sorumludur.”Cumhuriyet
Reklam
'Suriyeliler İle İlgili Çalışma Son Aşamaya Geldi'
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, Suriyelilere geçici kimlik verilmesi ve istihdamlarına ilişkin çalışmanın son aşamaya geldiğini bildirdi.Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Türkiye'ye sığınan Suriyeli kanaat önderleriyle GAP Tarımsal Araştırma Enstitüsünde (GAP TEAM) bir araya geldi.Toplantı öncesi gazetecilere açıklamalarda bulunan Bakan Çelik, Suriye'den gelen misafirlerin sorunlarını dinlemek ve bunlara çözüm bulabilmek amacıyla görüştüklerini söyledi.Suriye'den gelen vasıfsız kişilerin iş bulma konusunda zorlukla karşılaşmadığını bunun yanında vasıflı kişilerin iş bulma noktasında zorluk çektiğinin kendisine aktarıldığını belirten Çelik, 'Doktor, mühendis ve benzeri mesleklerde olanların burada hayatlarını idame ettirmede karşılaştıkları sorunları çözüme kavuşturmak noktasında talepleri oldu. Ayrıca Kobani'den (Aynel Arap) gelenlerin yaşadığı sorunlar var bunları değerlendireceğiz Valimiz, Büyükşehir Belediye Başkanımız burada Şanlıurfa düzeyinde ele alınacak, Ankara boyutuyla ele alınması gereken konuları da Bakanlar Kurulu'nda ele alacağız' şeklinde konuştu.Bakan Çelik, heyetin kendilerinden Suriye'den gelen vasıflı kişilerin mültecilerin barındığı çadır kentte görev yapmalarını talep ettiklerini bildirdi. Suriye'den gelen kişilerin YÖK'ten denklik sorunları olduğunu hatırlatan Çelik, şunları kaydetti:'Bunların hekim olarak Suriyelilere hizmeti konusu öncelikli ele almamız gereken bir konu. Ayrıca bir Bakanlar Kurulu kararı söz konusu biliyorsunuz. Burada bulunan Suriyelilere geçici bir kimlik verilmesi ve bu kimlik çerçevesinde Bakanlar Kurulu kararı çerçevesinden onların nasıl istihdam edilecekleriyle ilgili de çalışmalarımız son aşamaya gelmiş bulunuyor. Bu akşamki toplantımız da bunlara katkı sağlayacak inancındayım.'Bir gazetecinin bazı şehirlerden toplanan Suriyelilerin Şanlıurfa'ya getirileceği yönündeki sorusu üzerine Çelik, Türkiye'nin her tarafından gelen Suriyeliler olduğunu ve kentin sosyal hayatının dengesini bozmayacak şekilde yaşamaları gerektiğini belirterek, Şanlıurfa boyutuyla böyle bir olayın yaşanmadığını kaydetti.Konuşmasında Suriye ile ilgili yapılan politikalara da değinen Çelik, şunları kaydetti:'Bu iş kamuoyunda işi politize ederek, işi siyasallaştırarak ele alınacak bir konu değil gerçekten bir dram yaşanıyor. İnsanlar aş peşinde insanlar iş peşinde insanlar itibarlarını korumak peşinde ve insanlar evlatlarının eğitimden mahrum olmamaları konusunda bir gayret içerisindeler. Komşuları ve kardeşleri olan bizlerden talepte bulunuyorlar ve diyorlar ki; 'Türkiye çocuklarımızın eğitimine sahip çıksın, Türkiye bize iş versin, Türkiye'ye yük olmayalım, yük olmadan biz kendi ayaklarımızın üzerinde duralım ve itibarlı bir yaşamı sürdürelim' şeklinde bir mücadele içerisindeyken biz Türkiye olarak onların kardeşleri olarak bu olaya siyasi bakmamız, ne Tel Abyad'dan gelenler ne Resülayn'dan gelenler ne de Kobani'den gelenlerin sorunlarına çare üretme konusunda sorumluluğumuz ve bu bilinçle hareket ediyoruz.'Türkiye'ye teşekkür ederizDemokratik Birlik Partisi'nin (PYD) üst düzey yöneticilerinden Enver Müslim'in ağabeyi Mustafa Müslim ise Türkiye hükümetine, Suriye'den gelenleri misafir ettikleri için teşekkürlerini sundu.Bir gazetecinin, 'Mustafa Müslim'in Türkiye'ye ve hükümetine teşekkür ettiğini ama kardeşi Enver Müslim'in ise bunun tersine hükümet eleştiren sözleri olduğunu' belirtmesi üzerine, Müslim şunları kaydetti:'Demokratik bir ülkede yaşıyoruz ve herkesin görüşleri farklıdır, ben insanlarıma İslami yönden hizmet etmek istiyorum o farklı yönden hizmet etmek istiyor tabii görüşlerimiz bu noktada farklı olabilir. Kardeşimle çok az görüşüyorum. O benim küçüğüm ben onun ağabeyiyim ben ona çok nasihat ettim İslam yolunda yürümesi noktasında nasihatlarda bulundum ama o beni dinlemedi.'Daha sonra basına kapalı gerçekleştirilen toplantıya, Vali İzzettin Küçük, Büyükşehir Belediye Başkanı Celalettin Güvenç, eski Halep Müftüsü Şıh Zekeriya el Mesud ve kentteki sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.AA
Reklam
Bilic İçinden Geçenleri Anlattı
Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic, 3-0 kazandıkları Trabzonspor maçının ardından yayıncı kuruluşa konuştu.Bilic, sözlerine; 'Muhteşem bir atmosferde oynadık. Stadyum, atmosfer, taraftarlar, her şey muhteşemdi. Fantastik bir oyun çıkardık. İlk dakikadan itibaren müthiş bir baskı yaptık. Rakibe top yaptırmadık. Toplu oyunda iyiydik, 90 dakika boyunca oyun düzenimizi kaybetmedik, rakibe hiçbir şey vermedik. Sonuç olarak, muhteşem bir performans ortaya koyduk.' diyerek başladı.'75. DAKİKADA İÇİMDEN DEDİM Kİ...'Hırvat teknik adam; 'Bizim için muhteşem bir maç. Oyun gerçekten harikaydı. 15 dakika kala şöyle düşündüm, 2-0 öndeyiz, çok da iyiyiz, ama bir türlü üçüncü gol gelmiyor, 2-0 bıçak sırtıdır. 75. dakikadaydı, Trabzonspor şimdi bir gol atsa, bir daha atsa deidm içimden, ben yine de mutlu olacaktım. Bazen biraz şans gerekir, iyi oynarken skoru artırabilmek için. Bazen oyun sizin aleyhinize gelişir. Sonuç ne olursa olsun, böyle futbol sizi ileri taşır. Oyunun tek bir yönü yok, her şeyi çok iyi yaptık. Bütün her şeyi iyi bir rakibe karşı yaptık. Rakip iyi gününde değildi ama bunun tüm nedeni bizim çok iyi oynamamızdı.' diyerek oyunla ilgili görüşlerini açıkladı.'MUSTAFA'NIN DURUMU İYİ GÖRÜNMÜYORDU'Bilic, sakatlanarak çıkan iki forveti hakkında; 'Mustafa ve Demba çok iyi performans gösterdi. Mustafa çok cesur bir oyuncu. O cesareti nedeniyle çok sert bir kafa darbesi aldı. Mustafa'nın durumu iyi görünmüyor. Demba ile ilgili bir biligimiz yok. Parmağıyla ilgili bir sorun var. Ancak, umarım ciddi bir şeyi yoktur.' sözlerini kullandı.Beşiktaş'ın teknik adamı, son olarak; 'Konya'nın stadı, zemini her şeyi harikaydı. Burada bir daha oynar mıyız, göreceğiz.' diyerek sözlerine son verdi.Sporx
"Herkes Köpek Gibi Koştu"
Beşiktaş'ın orta sahası Veli Kavlak, maçtan sonra açıklamalarda bulundu.Trabzonspor karşısında perdeyi açan golü kaydeden Veli Kavlak, maçtan sonra açıklamalarda bulundu.“Maçta koşu mesafelerinde beni sadece Olcay geçmiş. Ancak o geçer zaten. Attığım golde kalecinin topu kısa düştü ve önümde kaldı. İyi vurdum biraz da şansla gol oldu. Takım arkadaşlarımı kutluyorum. İyi mücadele ettik. Bugün takımda herkes elinden geleni yaptı. Her şeyi yaptık. Köpek gibi koştu herkes. Uzun zamandır böyle bir atmosfer görmemiştik. Taraftarlarımız müthişti onlara teşekkür ediyorum. Mustafa Pektemek’in İnşallah durumu iyidir.”Eurosport
Yanal: "Dağıldık, Toparlayamadık"
Trabzonspor Teknik Direktörü Ersun Yanal, oyuncularının Beşiktaş yerine hakemlere konsantre olmasını eleştirdi.Trabzonspor Teknik Direktörü Ersun Yanal, 3-0 kaybettikleri Beşiktaş derbisi sonrası, yayıncı kuruluş mikrofonuna yaptığı açıklamaya; 'Öncelikle Mustafa Pektemek'e geçmiş olsun, acil şifalar. Bir an önce sahalara dönsün.' diyerek başladı.Yanal'ın maç sonu yaptığı açıklamalar şu şekilde;'İkinci ve üçüncü gol birbirinin bvenzeri. Oyundaki ritmin, özgüvenin kaybolduğu anlar var. Bir türlü toparlayamadık, oyun gerildi, oyuncular gerildi. Oyuncuların verilen kararlara karşı tepkiler oldu. Bu bizim performansımızı etkiledi. Bizim rakibimiz Beşiktaş, biz ona konsantre olmalıydık. Dağıldık, toparlayamadık. Böyle olmamalıydı. İlerleyen dakikalarda da bu devam etti. Bir tane oyuncuyu çıkardık, atılabilirdi. Oyuncular, oyunun tansiyonunu ayarlayamadı.''ÖZGÜVEN YÜKSEK OLDUĞUNDA OYNAMALISIN''Takım olarak oynadığınızda oyuncuların özellikleri ortaya çıkıyor. Oyun ritmini kaybedince, o özellikler ortaya çıkmadı. Özgüven yüksek olduğunda, oynamalısın. İki hataya rağmen iki gol yediğimizde geri dönebilirdik. Biz onu yapamadık. Biz bunu yapabilecek kapasitedeyzi.Şu anda puan farkının açılması işimize gelmiyor. Arada puan kaybetmemeli, rakiplerimiz puan kaybederek kayıp yaşamamalıyız.'Sporx
Kartal Konya'da Kanatlandı
Spor Toto Süper Lig'in 12. haftasında Beşiktaş , Torku Konya Arena'da Trabzonspor 'u ağırladı.Maça ev sahibi Beşiktaş çok etkili başladı. 5. dakikada Veli Kavlak 'ın ceza sahası dışından müthiş şutunu kaleci Fatih kurtaramadı ve Siyah-beyazlılar, Trabzonspor önünde 1-0 öne geçti. Bu dakikadan sonra Bordo-Mavili ekip Beşiktaş kalesinde baskı oluşturmaya çalıştı. 21. dakikada Olcay Şahan yaptığı baskı sonucunda topu kaptı ve pasında Senegalli yıldız Demba Ba topuk vuruşuyla meşin yuvarlığı filelere göndererek skoru 2-0 yaptı. Trabzonspor teknik direktörü Ersun Yanal 35. dakikada erken bir oyuncu değişikliğine gitti ve Costant'ı oyuna aldı. İlk yarı 2-0 sona erdi.Devrenin son dakikalarında bir pozisyonda yerde kalan Demba Ba sol ayak bileğine sert bir darbe aldı. İlk yarı bitene kadar sahada kalan Senegalli, devre arasında sağlık ekibi tarafından tedavi edildi. İkinci yarıya başlamadan önce sahaya girip kendini deneyen Demba Ba, ayak bileğinde ağrılar hissedince teknik heyetten oyundan alınmasıın istedi. Siyahi oyuncunun yerine Mustafa Pektemek girdi.İkinci yarıya da ev sahibi Beşiktaş etkili başladı. Yarı sahasından hızlı çıkan Siyah-Beyazlı ekipte olcay şahan sol çaprazda kaleciyle karşı karşıya kaldı, vuruşunu kaleci Fatih kurtardı.Gökhan Töre zor olanı yaptıMaçın 58. dakikasında Mustafa Pektemek 'in ara pasında sol kanatta topla buluşan Gökhan Töre, rakiplerini ve kaleci fatihi çalımladı ancak boş kaleye vurduğu topu Trabzonspor savunması çıkardı ve Siyah-Beyazlılar mutlak bir golden oldu.68. dakikada Mustafa Pektemek'le Belkalem hava topunda çarpıştı. Mustafa'nın çarpanın etkisiyle burnu kırıldı ve kan akmaya başladı. Hasteneye götürülen Mustafa'nın yerine Cenk Tosun girdi.Beşiktaş fişi çekti84. dakikada sağ kanattan topu getiren Serdar Kurtuluş'un pasında topla buluşan Arjantin'li Sosa , Cenk Tosun 'a 'al da at' dercesine bir pas verdi ve Cenk skoru 3-0'a getirdi. Maçın kalan dakikalarında başka gol olmadı ve beşiktaş sahadan 3 puanla ayrılarak liderliğini devam ettirdi. Bu maçla Beşiktaş ligde arka arkaya 4. galibiyetini elde etti.Fanatik
Reklam