article/comments
article/share
Haberler
The Dark Knight: Demokrasinin Joker’le İmtihanı

etiket The Dark Knight: Demokrasinin Joker’le İmtihanı

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Geçen yazıda The Godfather’a oyun teorisi gözlüğüyle bakmıştık. O film, kötülüğü opera gibi anlatırdı, görkemli, trajik, neredeyse hüzünlü. Bu hafta girdiğimiz karanlık çok daha soğuk. Christopher Nolan’ın 2008 tarihli The Dark Knight’ı. İlk bakışta sıradan bir süper kahraman filmi. Pelerini var, maskesi var, salonları dolduran bir gişe başarısı var. Ama biraz izleyince anlıyorsunuz ki süper kahraman kostümünün arkasına gizlenmiş çok daha karanlık bir filmle karşı karşıyasınız. Film, siyaset düşüncesinin en eski ve en ürpertici sorusunu soruyor, hem de hiç yumuşatmadan. Düzeni korumak için düzenin dışına ne kadar çıkılabilir? Bir toplum, kendini savunmak uğruna kendini ne kadar feda edebilir? Ve o eşik bir kez aşıldığında, geri dönüş diye bir şey kalır mı?

Boşuna değil bu soru. Film, 11 Eylül’ün gölgesi hâlâ üzerlerindeyken, telefonları dinlenen, olağanüstü yetkilere alıştırılan, içinden “güvenlik mi, özgürlük mü” diye geçiren bir Amerika’da çekildi. Gotham’ın o yağmurlu, neon ışıklı sokaklarında dolaşan korku, biraz da o günlerin korkusu. Ve açık konuşalım, yalnız o günlerin, yalnız o ülkenin korkusu da değil.

ÖNE ÇIKAN YAPIMLAR & OYUNCULAR

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

“Suçlular eskiden bir şeylere inanırdı”

“Suçlular eskiden bir şeylere inanırdı”

Film bir banka soygunuyla açılır. İş bittiğinde yerde yatan banka müdürü, uzaklaşan Joker’in ardından son bir şey söyler, neredeyse bir ağıt gibi. Bu şehrin suçluları eskiden bir şeylere inanırdı. Onura. Saygıya. Sen neye inanıyorsun? Cevap filmin ilerleyen saatlerinde damla damla gelir ve geldikçe insanın içini ürpertir. Hiçbir şeye. Joker para istemiyor, toprak istemiyor, intikam bile istemiyor. Çaldığı para dağ gibi önüne yığıldığında oturup onu ateşe veriyor, alevlerin yüzüne vurduğu ışıkta gülümseyerek. Onun derdi düzenin şusu busu değil, düzen fikrinin ta kendisi. Alfred’in o unutulmaz teşhisi tam da bunu söyler. Bazı adamlar mantık aramaz, pazarlık bilmez. Bazı adamlar dünyayı sadece yanarken seyretmek ister.

Siyaset düşüncesi bu ihtimalle ilk kez tanışmıyor. Bundan dört yüz yıl kadar önce, kendi iç savaşının ateşi içindeki İngiltere’de, Thomas Hobbes masasına oturmuş ve insana dair en karamsar cümlelerinden birini yazmıştı. Kuralları zorla yürütecek bir üst güç olmazsa insan insanın kurdu olur. Hayat yoksullaşır, çirkinleşir, vahşileşir ve kısalır. Çare olarak da herkesin kendi gücünü gönüllüce teslim ettiği o devasa deniz canavarını önermişti. Devleti. Yani Leviathan’ı. Joker, işte bu kâbusun ete kemiğe bürünmüş hâli. Bütün yaptığı, koca bir şehre tek bir şeyi ispatlamaya çalışmak. O heybetli canavar aslında kâğıttan bir kaplandır, biraz dürtersen herkes bir gecede ilkel doğasına geri döner.

Kitaplardaki adı doğa durumu (state of nature), yani insanın üzerindeki üst güç çekilince geri döneceği varsayılan o ilkel hâl. Hobbes, Leviathan’ı işte bu uçurumun kıyısına bir duvar olsun diye dikmişti. Joker’in bütün mesaisi ise o duvarı yıkıp şehri uçurumdan aşağı itmek.

Romalıların usulü

Romalıların usulü

Bir akşam yemeği sahnesinde, Gotham’ın pırıl pırıl savcısı Harvey Dent, Batman’i savunurken tarihe başvurur. Romalılar, der, düşman kapıya dayandığında demokrasiyi bir süreliğine askıya alır, şehri kurtarsın diye tek bir adama olağanüstü yetki verirlerdi. Üstelik bunu bir ayıp değil, bir vatandaşlık görevi sayarlardı. Masanın öbür ucundan ince bir itiraz yükselir. O yetkiyle donatılan son adamın adı Sezar’dı. Ve aldığı gücü bir daha  geri vermedi.

İşte filmin bütün gerilimi bu iki cümle arasında salınıp durur. Dent haklıdır. Olağan kurumlar Joker gibi bir canavarın altından kalkamaz. Mahkemesi, polisi, belediyesi, hepsi ya satın alınmış ya sindirilmiştir. Ama itiraz da en az onun kadar haklıdır. O kapı bir kez aralandı mı, geri kapatmak çoğu zaman kimsenin elinde olmaz. Olağanüstü yetki kiralık bir eve benzer. İçine bir yerleşen, kolay kolay çıkmaya yanaşmaz. Ve Dent’in kendi hikâyesi, bu acı dersin en sarsıcı kanıtına dönüşür. Şehrin “beyaz şövalyesi”, filmin sonunda yüzünün yarısıyla birlikte ilkelerinin de yarısını ateşte bırakır.

Dent’in anlattığı Roma usulünün bugünkü adı istisna hâli (state of exception), yani hukukun kendini korumak için kendini askıya aldığı an. Carl Schmitt’in ünlü cümlesi, “egemen, istisnaya karar verendir”, tam bunu söyler. Asıl güç kuralları koyanda değil, kuralların ne zaman geçerli olmadığına karar verendedir. Sezar itirazı da bu yüzden eskimiyor. O kararı veren, gücü çoğu zaman bir daha bırakmıyor.

Otuz milyon kişiyi dinleyen makine

Otuz milyon kişiyi dinleyen makine
miro.medium.com

Filmin asıl siyasi sahnesi ne bir patlamada ne bir kovalamacada geçer. Loş bir bilgisayar odasının içinde geçer. Joker’i bir türlü yakalayamayan Batman, şirketinin sessiz dehası Lucius Fox’u o odaya çağırır ve perdeyi açar. Gotham’daki her cep telefonunu bir tür sonara çevirmiştir. Şehrin yarısı birbiriyle konuştukça, bütün şehir tek bir ekranda, canlı canlı önünde uzanmaktadır. Fox’un yüzündeki ifade bir anda değişir. Güzel, der. Güzel ama ahlaksız. Ve tehlikeli. Otuz milyon insanı gözetlemek benim işim değil. Hiçbir insanın elinde bu kadar güç olmamalı.

Batman’in cevabı insanın aklında kalır. Biliyorum, der. O yüzden anahtarı sana bırakıyorum, bu makineyi yalnızca sen çalıştırabilirsin. Fox bir kerelik, yalnız bu sefer yardım etmeyi kabul eder. Ama bir şartı vardır. Bu makine bu binada durduğu sürece ben bu şirkette durmam, bunu da istifam say. İş bittiğinde Fox ekrana adını yazar ve o korkunç düzenek kendi kendini küle çevirir.

O sahne, 2008’de salondan çıkan Amerikalının kulağına bir şey fısıldıyordu. O yıllarda ülke, izinsiz dinlemeleri ve terörle mücadele adına büyüyen yetkileri tartışıyordu. Ama sahnenin asıl zekâsı başka yerde. Film, sorunun iki ucunu da aynı anda haklı çıkarır. O makine olmasa Joker asla bulunamayacaktır. O makine kalsa Gotham yavaş yavaş başka bir şehre dönüşecektir, daha sessiz ama daha az hür bir şehre. Nolan’ın çözümü neredeyse bir hukuk dersi inceliğindedir. Olağanüstü yetkiye ancak tek seferlik, denetlenebilir ve işi bitince kendini yok edecek biçimde kurulduğunda katlanılabilir. Gerçek hayatta bu üç şartın bir araya geldiği pek görülmez. İtiraf edeyim, kendi kendini imha eden olağanüstü yetkiye ben henüz rastlamadım.

Fox’un itirazının literatürdeki adı gözetim devleti (surveillance state) tartışması. Sahnedeki pazarlığın adı ise güvenlik-özgürlük takası (security-liberty trade-off). Makine ne kadar çok görürse şehir o kadar güvenli, ama bir o kadar da az hür. Fox’un istifa şartı, bu takasın faturasını kimin ödediğini hatırlatır. Düğmeye basanın değil, dinlenen otuz milyonun.

İki feribot, iki düğme

İki feribot, iki düğme

Ve finale geliyoruz. Joker son oyununu artık Batman’le değil, doğrudan şehrin kendisiyle, sıradan insanlarla oynar. Limandan iki feribot ayrılır. Birinde işten dönen sıradan insanlar, çocuklar, yorgun yüzler. Ötekinde hapishaneden nakledilen mahkûmlar, zincirler, kelepçeler. İki gemi de tıka basa patlayıcıyla doludur. Ve her iki gemiye birer detonatör bırakılmıştır, ama kendi bombalarının değil, tam karşıdaki geminin. Kural iğrenç bir sadelikte. Gece yarısına kadar biriniz öbürünü havaya uçurursa, o gemi yaşar. Kimse basmazsa ikinizi birden ben havaya uçururum.

Joker’in beklentisi nettir, hatta neredeyse matematikseldir. Medeniyet dediğin o ince cila ilk gerçek sıkışmada çatırdayıp dökülür. Vatandaş mahkûmu, mahkûm vatandaşı gözünü kırpmadan yakar. Olmaz. Vatandaş gemisinde bir adam ayağa kalkar, o karşıdakiler zaten haklarını çoktan kaybetti diye detonatöre uzanır. Eli bir an düğmenin üzerinde asılı kalır. Sonra titrer. Sonra geri çekilir ve sessizce yerine oturur. Mahkûm gemisinde ise iri yarı, dövmeli bir adam ağır ağır ilerler, detonatörü gardiyanın titreyen elinden alır ve hiç düşünmeden denize fırlatır. Gece yarısı gelip çatar. İki gemi de hâlâ oradadır, sapasağlam, ışıkları yanarak. Joker’in o büyük insanlık deneyi, deneklerin elinde sessizce ters yüz olmuştur.

Filmin en az inandırıcı sahnesi mi? Olabilir. Ama en güzel sahnesi olduğu kesin. Çünkü Nolan burada, dört yüz yıl öteden Hobbes’a usulca itiraz eder. İnsan, üzerinde sopa sallayan kimse kalmadığında bile her zaman insanın kurdu olmaz. Toplum dediğimiz o kırılgan şey yalnızca korkuyla ayakta durmuyor. Alışkanlıkla, utançla, vicdanla, bir de sabah aynada kendi yüzüne bakabilme ihtiyacıyla ayakta duruyor. Joker kaybeder. Çünkü insanı yalnızca en karanlık ihtimaliyle hesaba katmıştır.

Bu kurgu geçen yazıdan tanıdık. Mahkûmun ikilemi (prisoner’s dilemma), iki tarafın da birbirini satmasının “akıllıca” göründüğü o meşhur tuzak. Joker oyunu kitabına göre kurar, Gotham halkı ise kitabı kapatıp oynamayı reddeder. Kuramın hesaba katmadığı tek hamle de budur. İnsanın mantığıyla değil vicdanıyla hareket etmesi.

Yalanla biten film

Yalanla biten film

Peki bu film nasıl biter? Bir zaferle değil. Bir yalanla, hem de gönüllü seçilmiş bir yalanla. Harvey Dent’in son anlarında işlediği cinayetler duyulursa şehrin bütün umudunun da onunla birlikte yıkılacağını bilen Batman, o suçların hepsini sessizce üstlenir. Gordon’a döner ve der ki, bırak Dent’in yaptıklarını ben yapmış olayım, halk ona inanmaya devam etsin. Gotham’ın huzuru, kendi kahramanının lekelenmesi ve gerçek katilin temize çıkması üzerine kurulur. Kahraman, kötü adam olmayı kendi rızasıyla kabul eder.

Bu da yepyeni bir fikir değil aslında. Platon, ideal devletinde yurttaşları bir arada tutsun diye yöneticilerin anlatacağı kurucu bir masaldan söz edeli iki bin dört yüz yıl oluyor. Nolan aynı çetin soruyu alıp Gotham’ın sokaklarına bırakır. Bir toplum gerçeğin tamamını taşıyamayacaksa, onu bir yalanla korumak meşru mudur? Filmin verdiği cevap içimizi rahatsız eder, çünkü o cevabı kahramanın ağzından değil, kendi midemizden alırız. Yalan işe yarıyor. En azından bir sonraki filme kadar.

Platon buna asil yalan (noble lie) derdi, toplumu bir arada tutsun diye yöneticilerin anlattığı kurucu masal. Gotham’ın finali, o iki bin dört yüz yıllık tartışmanın şehir efsanesi hâli. Tek fark şu ki, Platon’un yalanını filozof krallar söyleyecekti, Gotham’ınkini suçu üstlenip karanlığa karışan bir kaçak söylüyor.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Son söz

Son söz

The Dark Knight’ı bir daha açtığınızda, pelerine ve patlamalara değil de şu üç ana takılın. Dent’in Roma’yı andığı o yemek masası. Fox’un istifasını masaya koyduğu o loş oda. Ve detonatörün gece yarısı karanlık sulara düştüğü o tek saniye. Bu üç sahne yan yana geldiğinde ortaya bir süper kahraman filmi değil, sessiz bir yurttaşlık sınavı çıkıyor. Ve soru hâlâ aynı yerde duruyor, hiç eskimeden. Düşman kapıya dayandığında anahtarları kime, hangi şartla, ne kadarlığına teslim edeceğiz? Ve hepsinden zoru, o anahtarları geri istemeye yüzümüz, gücümüz kalacak mı?

Gotham şanslıydı. Makinesini kendi eliyle küle çeviren, eline geçen gücü gönlüyle geri veren bir kahramana denk geldi. Biz fanilerin böyle bir garantisi yok. O yüzden en sağlamı, olağanüstü yetkilere baştan razı gelmemek yani o makineyi hiç kurmamak.

Meraklısına

Bu işin tadını alıp biraz daha okumak isteyene üç öneri.

John Ip, “The Dark Knight’s War on Terrorism,” Ohio State Journal of Criminal Law, 9/1 (2011): 209-229. Filmi doğrudan terörle mücadele hukuku üzerinden okuyan, keyifle okunur bir akademik makale. Bu yazının yaptığını kaynakçalı yapıyor.

Thomas Hobbes, Leviathan (çev. Semih Lim, Yapı Kredi Yayınları, ilk baskı 1993). Joker’in yıkmaya, Batman’in ayakta tutmaya çalıştığı şeyin kullanım kılavuzu. Türkçesi otuz yılı aşkındır basılıyor, siyaset düşüncesinin temel taşlarından.

Carl Schmitt, Political Theology (1922). “Egemen, istisnaya karar verendir” cümlesinin kaynağı. İnce ama çetin bir metin, olağanüstü hâl tartışmasının başladığı yer.

Twitter

LinkedIn

Instagram

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam