Başbakan Davutoğlu: 'Şiddete Karşı Yerel Medya Seferber Olmalı'
Başbakan Davutoğlu, yerel medya temsilcilerine 'Özellikle kadına ve çocuğa yönelik şiddet konusunda yerel medyayı bir seferberliğe çağırıyorum' dedi.ANKARABaşbakan Ahmet Davutoğlu, Anadolu Yayın Platformunun JW Marriott Otel'deki toplantısında yaptığı konuşmada, ulusal medya olmanın milli olmak anlamına her zaman gelmeyeceğini belirterek, ölçek olarak ulusal olup da mantık olarak milli olmayan çok medya bulunduğunu söyledi. Mantık olarak da milli ve yerli olabilmenin önemli olduğunu vurgulayan Davutoğlu, yerel medyayla buluşmaktan büyük bir onur duyduğunu dile getirdi. Başbakan Davutoğlu, '24 ulusal, 17 bölgesel televizyon yanında 204 yerel televizyon, toplamda 245 yerel televizyon olduğu bir ülkede yerelin gücü inkar edilemez. Biz size güveniyoruz. Sizin yerelden kaynaklanan o büyük enerjinize saygı duyuyor, sizlerle birlikte yeni Türkiye'nin inşasında gerçek anlamda bilinçlenmenin olabileceğine inanıyoruz' diye konuştu.Hiçbir fikrin, hiçbir siyasi hareketin, sadece başkentte veya büyük şehirlerde oturarak veya oralardan bütün ülkeyle ilgili ahkam keserek başarıya ulaşamayacağını belirten Davutoğlu, şöyle devam etti: 'Bunun çarpıcı örnekleri var. Hatırlarsanız, Sayın Cumhurbaşkanımızın yasaklı olduğu dönemlerde, 'muhtar bile olamaz' diye manşet atanlar, sonra çok mahcup oldular. Şimdi muhtarlar Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda ağırlanıyor. Fakat hiçbir milli ve yerel medya böyle bir başlık atmamıştı, buna inanmamıştı. Çünkü onlar halka bir aradaydılar. Siyasete, demokrasiye, milli iradeye ne zaman darbe vurulmak istense dışarıdaki bir takım odaklar ile içerideki işbirlikçileri  çok geniş bir alanda değişik kamuoyu manipülasyonları yapma gücünü kendilerinde buldular ama maniple edemedikleri tek güç, milletin iradesi ve millet iradesini yansıtmakta hiç tereddüt göstermeyen yerel medya oldu. Onları maniple edemediler. Sizler manipülasyona gelmediniz.' 'Yerele atıf yapmayan hiçbir politika başarılı olamayacaktır'Ulusal medyada da manipülasyona gelmeyen, milli iradeye saygı gösteren değerli yayın kuruluşları bulunduğunu söyleyen Davutoğlu, şunları kaydetti:'Bu yeni dönemde, yerele ve yerliliğe atıf yapmayan hiçbir politika başarılı olamayacaktır. Andıçlarla, brifinglerle ülkeleri yönetme dönemi bitti. 28 Şubat'ta medya mensupları çağrılıp, Ankara'da 'şunlar şunlar yazılacak, şunlar şunlar kesinlikle yazılmayacak' diye talimat verildiği dönemler oldu. 27 Mayıs darbesinden sonra, 12 Eylül darbesinden sonra özgür düşünen herkes hapishanelere giderken, talimatla yayın yapan medya o günlerde bir şartlanmanın aracı olarak kullanıldı. Şimdi ise bizim için yerel medya, yerel kanaat önderleriyle birlikte aslında toplumdaki bilinçlenmenin doğrudan adresidir.''En erdemli söz kimden çıktı?'Özgecan Aslan'ın öldürülmesinin ardından yapılan yayınlara değinen da Davutoğlu, şunları söyledi:'Özgecan Aslan'ın katledilmesi, hatta masum bir genç kız olduğu için şehit edilmesi üzerinden uyanan kamuoyuna dikkatinizi çekmek isterim. Yerel medya, ülkede bilinçli şekilde kadına yönelik şiddete karşı duran herkes bu anlamda ortak bir tavır içine girdi. Ancak, en erdemli söz kimden çıktı? Düşünürlerden, köşe yazarlarından, ulusal alanda bu acı olayı istismar etmek isteyen muhalefet partilerinden ya da belli büyükşehirlerde, sokaklarda yürüyenlerden değil, bu kızımızın babasından geldi en erdemli ses. Hiçbir intikam duygusu taşımadan, hiçbir olumsuz düşünce taşımadan, öylesine güçlü mesajlar verdi ki. İşte Mersin'in yerelindeki o belki de bu acı olay hiç yaşanmasa ismini hiç bilmeyeceğimiz Mehmet Aslan bence yakın dönem Türk kültürünün, irfanının en önemli sözcüsü oldu. Bunun için çok kitap okumak gerekmez, her gün bir köşe yazmak da gerekmez, her gün televizyonlarda ahkam kesmek de gerekmez. Fakat işte bir irfan sesi, bir anda bütün ülkede yankı buldu. O acıyı yaşayan baba, o irfanla konuşurken, annesiyle bizzat konuştum, vakur bir şekilde benimle konuşurken, anamuhalefet partisi genel başkanı ve birçok siyasi kesim, buradan yine AK Parti iktidarına fatura çıkarmaya kalktı.''İlk uluslararası sözleşmeye ilk imzayı biz attık'Başbakan Davutoğlu, Özgecan'ın acısını yüreklerinde derinden hissettiklerini, anında aileyle irtibata geçtiklerini, hala 'ne yapılabilir' diye Bakanlar Kurulunda ve ilgili bütün kurumlarda çalışma yaptıklarını anlattı. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet konusunda ilk uluslararası sözleşmenin, Türkiye'nin öncülüğünde, Türkiye'yi temsilen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığı yaptığı sırada, 2011'de çıkarıldığını anımsatan Davutoğlu, 'Adını da İstanbul Sözleşmesi koyduk, ilk imzayı bizzat biz attık, ilk kanuni çalışmayı da Nisan 2012'de biz yaptık' dedi.Türkiye'de kadına yönelik şiddet konusunda hem hukuki hem de kurumsal alanda en önemli adımları kendilerinin attığını dile getiren Davutoğlu, bunu da bir siyasi prim aracı olarak görmediklerini ifade etti. Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:'Kadınlarını koruyamayan bir toplumun, çocuğun koruyamayan bir toplumun geleceğini inşa etmesi mümkün değil. Samimiyetle buna inandık ama bir anda dikkat edin, medyada da toplumda da iki tavır ortaya çıktı. Bir, acıyı derinden hissedip bunu aileyle, toplumla paylaşarak bunun üzerine bir bilinçlendirme yapmaya çalışanlar, diğerleri ise yeni bir fırsat ortaya çıktı, bunu istismar ederek, hükümeti, AK Parti'yi yıpratmaya çalışanlar veya belli anlayışlara dayalı olarak, geleneksel kültürümüze dönük yorumlar yapmaya kalkışanlar.'Seferberlik çağrısıDavutoğlu, yerel medyanın ise bu konuda her zaman olduğu gibi vakur bir tavır koyduğunu dile getirerek, yerel medyaya şu çağrıyı yaptı: 'Şimdi sizden ricam şu; lütfen bütün yayınlarınızda şiddete karşı seferberlik ilan edin. Bunu nasıl en iyi şekilde yapacağınızı siz iyi bilirsiniz. Özellikle kadına ve çocuğa yönelik şiddet konusunda yerel medyayı bir seferberliğe çağırıyorum. Her yerde, Van'dan İzmir'e, Batman'dan Edirne'ye burada bu salonda olan bütün yerel medya temsilcilerimize bir anlamda çağrıda bulunuyorum. Gelin, hükümet olarak ilan ettiğimiz bu seferberliğe sizler katılın. Bunun en güzel siyaset dilini birlikte geliştirelim. Anadolu'nun ve Trakya'nın her köşesinde şu anda bizleri izleyen vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum. Her şey aslında ailede başlıyor. Vatandaşlarımıza ailenin reisi olarak görülen baba veya eşe sesleniyorum, hanımlarınıza muhabbetle bakınız. Hanımlar beylere muhabbetle baksın ve birlikte çocuklarını muhabbetle yetiştirsinler. Ailede şiddet ve nefret görmemiş bir çocuğun daha sonra bunu geliştirmesi imkansızdır.''Şiddet, nefret diline ortak tavır sergileyelim'Öfkeyi, şiddeti yerle bir edecek olanın tebessüm ve tebessümün arkasındaki zihin ve gönül olduğunu belirten Davutoğlu, 'Tebessümü, selamı yaygınlaştıralım ve kim şiddet dili, kim nefret dili kullanırsa ona karşı ortak tavır sergileyeyelim' dedi.Annesinin sık sık, Konya ağzıyla 'Erkeğin keli (kötüsü) kadın döver, kadının keli, (kötüsü) çocuk döver' dediğini anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:'Biz evimizde geleneksel, yerel bir kültürden geldik. Anadolu kültürünün içinden yetiştik, şiddet görmedik. Kadınlara el kaldıran, bu anlamda namertlerin en namerdidir. Dışarıda yapamadığı, gösteremediği yiğitliği evinde kaba güçle göstermeye çalışan ya da başka yerde gösteremediği yiğitliği, işte Özgecan kızımızda olduğu gibi arabasına binen bir genç kıza göstermeye çalışan mert olamaz, namerdin ta kendisidir. Mertlik öfkeyi bastırabilmektedir. Aynen Özgecan'ın babasının yaptığı gibi. Mertlik gönül genişliğindedir, aynen Özgecan'ın annesinin yaptığı gibi. Ama buradan hareketle ülkede karşıtlık çıkarmak isteyen ve bir anlamda aynen Gezi Olaylarında olduğu gibi ağaç, halbuki ağaç hepimiz için büyük değerdir, hepimiz ağaca saygı gösteririz, 14 kadar ağacın yer değiştirmesi dolayısıyla ağaç üzerinden bir şiddet ortamı çıkarmaya çalışanlar gibi, Özgecan'ın acısı üzerinden bir karşıtlık ortaya çıkartmaya çalışanlara en güzel cevabı Özgecan'ın annesi ve babası vermiştir. Sizler bu sese sahip çıkın ve bu kültürü her yerde yaygınlaştıralım.''Çözüm Süreci bir gönül seferberliğidir' Çözüm Süreci için de seferberlik beklediğini dile getiren Davutoğlu, sürein bazılarının iddia ettiği gibi 'mekanik bir müzakere süreci' olmadığını söyledi.Çözüm Süreci'nin kendileri için 'asırlarca bir arada yaşamış kardeşler arasındaki kardeşliği ezeli ve ebedi kılacak olan bir gönül seferberliği' anlamına geldiğini kaydeden Davutoğlu, 'Biz iktidar olmadan önce Kürtçe konuştuğu için tahkir edilen, hapishaneye gittiğinde kendi ana lehçesiyle, diliyle, oğluyla konuşamayan annelerin acısı üzerinden yaşanan o trajedileri yok etmek için benimsenmiş ve mutlaka başarıya ulaşacak olan bir gönül seferberliğidir' şeklinde konuştu.Bunu, bazı kesimleri memnun etmek ya da bir şekilde tatmin etmek için ortaya koymadıklarını ifade eden Davutoğlu, 2005'te Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Diyarbakır konuşmasından bu yana adım adım inşa ederek, tekrar Türkiye'yi bütünleştiren bir siyaset ahlakının, bir yeni kültür anlayışının yaygınlaşmasına önem verdiklerini vurguladı.'Hangi dil nefret üretiyorsa, o bizim dilimiz değildir'Dillerin hepsinin güzel olduğuna işaret eden Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti: ''Feqiye Teyran'ın güzel Kürtçesi ile Yunus Emre'nin güzel Türkçesi arasında bir fark yoktur. Eğer bir dil muhabbet üretiyorsa, eğer bir dil sevgi dili haline dönüşebiliyorsa, o dil her yerde güzeldir, kim konuşursa konuşsun güzeldir. Ancak bir dil, hangi dil olursa olsun, nefret üretiyorsa, şiddet üretiyorsa, o dil her yerde ve kim tarafından kullanılırsa kullanılsın çirkindir ve bizim dilimiz değildir. Hazreti Peygamber de Arapça konuşuyordu, Ebu Cehil de Arapça konuşuyordu. Hangi dili konuştukları değil neyi tebliğ ettikleri önemliydi. 12 Eylül'ün bildirileri de Türkçe yayınlanıyordu, Yunus Emre'nin şiirleri de ya da 2002'de Türkiye'de demokrasinin önünü açan AK Parti'nin bildirisi de Türkçe yayınlandı. Burada önemli olan, hepimizin sahip çıkması gereken şey muhtevadır ve güzel dillerimizi muhafaza etmektir.''Çözüm Süreci konusundaki tutumumuzu sürdürüyoruz'Çözüm Süreci'nde ne zaman önemli bir aşamaya gelinse bunun engellenmeye çalışıldığını anlatan Davutoğlu, Oslo süreciyle ilgili bir çok komplolar tertip edildiğini, son olarak tam yasal düzenleme yapıp, Çözüm Süreci'nde ivme kazanılacakken, 6-7 Ekim olaylarının başlatıldığını söyledi.'Israrla ve kararlılıkla çözüm süreci konusundaki tutumumuzu sürdürüyoruz' diyen Davutoğlu, yerel medyaya seslenerek, şu ifadeleri kullandı:  'Sizden talebimiz, beklentimiz, hangi şehirde olursanız olun, ister Türkiye'nin doğusunda, ister batısında, ister kuzeyinde, ister güneyinde Çözüm Süreci'ne, Milli Birlik Projesi'ne sahip çıkın. Bunu baltalamak isteyenlere, Türkiye'de Türk, Kürt, Alevi, Sünni ayrımı yapmak isteyenlere karşı en yüksek gür sada yerel ve yerli medyadan çıkmalıdır ve çıkacağına da ben inanıyorum. Sizler eğer bu davaya sahip çıkarsanız, Türkiye'yi parçalamak, sadece ben parçalamaktan kastım kimsenin haddi değildir Türkiye'nin bölünmesi coğrafyasında onu kastetmiyorum sadece. Aynı apartmanda yaşayan bir Türk, bir Kürt, bir Alevi, bir Sünniyi birbirine neredeyse hasmane bakan komşular haline getirmek de bu ülkeyi parçalamaktır. İstanbul'da Ankara'da aynı apartmanda bakarsınız, Balkan muhaciri, Kafkas muhaciri, Diyarbakırlı, İzmirli birarada yaşar. Bu bilincin yaygınlaşması için sizlere güveniyoruz.''Anadolu Medya Platformu'na da Türkiye'nin her yerine yayılmış olan medya mensuplarının öncülüğünde yürüyen faaliyetlere de bu anlamda büyük ihtiyaç hissettiklerini belirten Davutoğlu, 'Bu seferberliğe siz de katılın, her yerde kardeşliği, demokrasiyi, demokratik istikrar üzerinden gelen milli irade bilincinin yaygınlaşması konusunda bize yardımcı olunuz. Birilerini nefreti körüklerken, siz inadına kardeşlik demeye devam edin' ifadelerini kullandı.Evlerinde kendilerini izleyen vatandaşlara da seslenen Davutoğlu, 'Lütfen yarın sabah karşılaştığınız herkese selam verirken, nasıl acaba bu selam verdiğim ve selam aldığım Türk müdür, Kürt müdür, Alevi midir, Sünni midir diye düşünmüyorsanız, bundan sonra da hiçbir zaman bu tür ayrımlar üzerinden, Türkiye'yi bölmeye çalışanlara prim vermeyin. Komşunuz farklı bir dildense özellikle ona selamla mukabelede bulunun, farklı bir bölgedense selamla mukabelede bulunun ve her yeri bir kardeşlik mekanı haline birlikte dönüştürelim'' şeklinde konuştu.6-7 Ekim'de yaşanan olaylarDavutoğlu, JW Marriott Oteldeki, Anadolu Yayın Platformunun toplantısında, 6-7 Ekim'de yurt genelinde yaşanan olayları hatırlattı.Olaylarda ortaya çıkan görüntülerin Türkiye'ye, ülkenin derin irfanına yakışmadığını belirten Davutoğlu, 'Yakılan binalar, Kur'an kursları, devlet daireleri, belediye otobüsleri, molotofkokteyliyle tahrip edilen arabalar, Diyarbakır'da 4. kattan atılan Yasin Börü ve arkadaşları, gencecik hayatını kaybeden o yiğit Diyarbakırlılar' diye konuştu.Başbakan Davutoğlu, Gezi olaylarında yaşananların da hatırlanmasını isteyerek, 'Sıradan bir toplantı ve gösteri özgürlüğü müydü' diye sordu. Söz konusu dönemde oluşturulan ortamı anımsatan Davutoğlu, şunları söyledi:'Düşünün İsrail'de onlarca gazeteci öldürüldü haber olmaz, bu olaylar esnasında uluslararası medya bulundukları yerlerden savaş yayını yaptılar. Çünkü gerçekten Türkiye'de savaş çıksın istiyorlar. Aynen Suriye ve Irak gibi Türkiye kaosa girsin istiyorlar. Eğer AK Parti ve Sayın Cumhurbaşkanımız başbakanken gösterdiği direnç Gezi olaylarında, bizlerin Kobani olaylarında gösterdiğimiz direnç ve kararlılık olmamış olsaydı birileri Diyarbakır sokaklarını Halep sokaklarına döndürecekti. O güzelim Halep'in tarihi camileri nasıl yıkılmışsa birileri Diyarbakır'da aynı senaryoyu uygulamak istiyorlardı. Aynı senaryoyu Van'da, Mardin'de, Siirt'te uygulamak istediler. O görüntüleri gördükten sonra herhangi bir vicdan sahibi kişi, bu görüntülerin arkasındaki zihniyeti, bu görüntülere yol açan yaklaşımı benimseyebilir mi, bunu savunabilir mi? Buradan hareketle Türkiye'de molotofkokteyline özgürlük çağrılarında bulunabilir mi?''Tek söyledikleri, Türkiye polis devleti oluyor''İç Güvenlik Paketi'ne ilişkin görüşmelerin Meclis'te devam ettiğini, görüşülmeleri bilinçli şekilde iki defa uzattıklarını hatırlatan Davutoğlu, kendisinin de 'kimin eteğinde bir taş varsa heybesinde bir düşünce varsa ortaya koysun' diye iki defa çağrıda bulunduğunu vurguladı.'Kimin özgürlüklerin korunması ve İç Güvenlik Paketi'nin şu maddesi AB standartlarına, evrensel insan haklarına aykırı diye bir iddiası varsa bunu getirsin tartışalım' diyen Davutoğlu, geçen iki haftaya rağmen hiçbir teklifle gelinmediğini belirtti. Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:'Tek söyledikleri, 'Türkiye polis devleti oluyor'. Neden polis devleti oluyormuş gelin hep beraber bakalım. Molotofkokteyline ceza geliyormuş. Peki molotofkokteyli toplantı ve gösteri esnasında niye ihtiyaç hissedilen bir şeydir. Kalem değil bu. Bir pankart da değil. Bir fikir de ifade etmiyor, mikrofon da değil, molotofkokteylinden bahsediyoruz. Kokteyl olarak ikram edilen bir içecek de değil, bu insanları yakmak, binaları tahrip etmek için özel olarak üretilmiş bir malzeme. Bu malzeme Avrupa'nın her ülkesinde yasaktır.'Molotofkokteylinin ABD'de de yasak olduğunu vurgulayan Başbakan Davutoğlu, söz konusu ülkelerde bununla ilgili verilen cezalara ilişkin de bilgi verdi. 'Kimse de İngiltere'nin, Avrupa'nın, ABD'nin polis devleti haline dönüştüğünü iddia etmedi' ifadesini kullanan Davutoğlu, şöyle devam etti:'Neymiş efendim burada özgürlükleri daraltan husus, polise 24 saat gözaltında tutma yetkisi verilmesi, savcılıkla bunun 48 saate çıkacak olması. Şu anda polisin gözaltında tutma yetkisi yok. İyi niyetle bu reformları getiren yine biziz. Ama Kobani olaylarından sonra ortaya çıktı ki bu açık bir şekilde istismar ediliyor ve molotofkokteyli kullanan ya da bonzai taşıyan birisi yakalansa polis hiç gözaltında tutmadan savcılığa sevk edebiliyor, savcılık da eğer o anda ortada bir açık delil yoksa ki bazen o delilin ortaya konulması vakit alıyor, suçlu bir kapıdan giriyor karakolun diğer kapıdan çıkıp tekrar suç işlemeye devam ediyor. O 24 saat, 48 saat o esnada hukuki tahkikatın yapılması için ihtiyaç hissedilen bir süre.''Onların meselesi özgürlükler değil'Gözaltı sürelerine ilişkin diğer ülkelerden örnekler veren Başbakan Davutoğlu, İngiltere'de polisin 36 saat sebep göstermeden gözaltında tutma yetkisinin olduğunu vurguladı. Almanya'da polisin 24 saati muhafaza amaçlı, 72 saat adli amaçlı tutabildiğini dile getiren Davutoğlu, 'Demokratik Almanya'da bu oranlar hiç kimse tarafından 'polis devleti' olarak yorumlanmıyor' dedi.Başbakan Davutoğlu, İtalya'da polisin 24 saat, savcının 96 saat gözaltında tutma yetkisinin olduğuna dikkati çekerek, İspanya'da polisin 3 gün, Danimarka'da 4 gün gözaltında tutma yetkisinin bulunduğunu söyledi.Belçika'da ise polisin 2 gün gözaltı yetkisinin olduğunu ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdü: 'Biz ise ne diyoruz bu yasayla? Polis 24 saat tutabilsin, savcı bunu 48 saate kadar uzatabilsin. Bu şu anda Avrupa'daki en düşük süredir, Fransa ile birlikte. Ben bunu birkaç kere tekrar ettim, Kılıçdaroğlu'dan, Bahçeli'den, Demirtaş'tan ses çıkmadı. Çünkü onların meselesi özgürlükler değil, onların meselesi demokrasi değil. Onların meselesi bir an önce seçime giderken ülkeyi kaos ortamına sokmak ve bu kaos ortamında AK Parti'nin zaaf göstermesine dayalı bir strateji uygulamak. Kobani olayları olurken kamu düzeni konusunda biz çok derin bir hassasiyetle davranırken Bahçeli, Kılıçdaroğlu, 'ülke elden gidiyor niye sokaklara hakim değilsiniz' diye tabiri caizse yaygara yapıyorlardı. Ama şimdi bunun hukuki zeminini kurmak, oluşturmak için yaptığımız bu yeni düzenlemeye de onlar karşı çıkıyor. Ve ilginç bir şekilde, birbirleriyle hiçbir konuda uzlaşmayan, uzlaşması mümkün olmayan, Meclis'te yan yana oturmalarını hep takdir ettik ama yan yana otururken bile dönüp birbirine bakmayan MHP ile HDP bu kanuna karşı çıkma konusunda anlaşıyor. Bu da bizim doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Ülkeyi kutuplara çekmek isteyen iki parti eğer bir hususta anlaşmışlarsa demek ki biz aslında ülkeyi bütünleştirme yönünde adım atıyoruz demektir. Bu yasayla bizim hedeflediğimiz yegane şey insan haklarına dayalı olarak özgürlüklerin rahatlıkla uygulanabilmesini teminen güvenlik ortamının sağlanmasıdır. ''Bu, ülkeyi kaosa götürme çabasıdır'Davutoğlu, 'Eğer biz bütün bu Kobani bahane edilerek yapılan 6-7 Ekim olaylarında yaşananları görmezden gelirsek ve bunun arkasındaki uluslararası çeteleri, Kürt sorunu üzerinden bölgeye dizayn vermek isteyen birtakım çevreleri gözardı edersek Suriye'de, Irak'ta, Kürt, Türk, Arap, Sünni, Şii, Nusayri bütün kardeşlerimizin katledilmesine sebep olan otoriter rejimler ve terör örgütlerinin at oynattığı bir ülke haline Türkiye'yi getirmek isteyenlere karşı tedbir almazsak tarih, millet bizden hesap sorar' diye konuştu. Bu tedbirin barışçıl gösteri yapmak isteyenlere karşı alınmadığını vurgulayan Davutoğlu, 'Kimse bize molotofkokteylinin barışçıl gösterinin bir unsuru olduğunu iddia edemez. Kimse bize barışçıl gösteri yapmak isteyen birinin maske takarak meydana gelmesi konusunda ikna edemez. Barışçıl gösteri yapacak olan alnı, yüzü açık olarak vakur şekilde gelir. Bizi istediği kadar da eleştirebilir. Ne kadar isterse her türlü eleştiri hakkını kullanır' değerlendirmesinde bulundu.Yüzünü kapatanların niyetinin eleştiri değil suç işlemek olduğunu savunan Davutoğlu, 'İşte burada hep beraber oturuyoruz kimse yüzünü kapatmaya ihtiyaç hissetmiyor. Ama dikkat edin MHP de HDP de CHP de yüzünü kapatan daha doğrusu maskeli siyaset uyguluyorlar. Yüzlerindeki maskeyi indirdiğinizde bu, ülkeyi kaosa götürme çabasıdır' dedi.Davutoğlu, salonda Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan gelen medya çalışanları bulunduğunu belirterek, 6-7 Ekim olaylarında özgürce yayın yapıp yapamadıklarını sordu.'Kamu düzeninin olmadığı yerde özgürlükler korunamaz'Güvenliğin, kamu düzeninin olmadığı yerde özgürlüklerin korunmasının da mümkün olmadığını dile getiren Davutoğlu, bugün Suriye'de, Irak'ta kamu düzeni olmadığı için özgürlüklerin de olmadığına dikkati çekti.Kamu düzeni olduğu zaman özgürlüklerin de korunduğunu ifade eden Davutoğlu, medya çalışanlarından bu konudaki bilinçlendirmeyi yaygınlaştırmalarını, tam bir seferberlikle özgürlüğün de güvenliğin de teminat altında olduğu bir ülke inşa etme yolunda gösterdikleri çaba konusunda destek vermelerini istedi.Başbakan Davutoğlu, 'Biz kimsenin özgürlüğünü kısıtlamayacağız. Kimsenin herhangi bir şekilde toplantı ve gösteri yapma hakkına herhangi bir kısıtlama getirmeyeceğiz ama tekrar o güzelim, benim mürşit şehir dediğim Diyarbekir'i Halep'e döndürmek isteyen biri çıkarsa da ona da taviz vermeyeceğiz, ona tahammül göstermeyeceğiz' dedi.6-7 Ekim olaylarının Kobani bahane edilerek çıkarıldığını bildiren Davutoğlu, şöyle devam etti: 'Peki Kobani'nin kurtarılmasında en büyük desteği Türkiye vermedi mi? Kobani'den gelen kardeşlerimize kucağımızı biz açmadık mı? Dünyanın hiçbir yerinde 3 günde 197 bin mülteci kabul eden ülke yoktur. Biz 3 günde Kobani'den ve çevresinden gelen 197 bin kardeşimizi bağrımıza bastık. Aramızdaki fark bu. Onlara 'Arap mısın, Kürt müsün, Türkmen misin' diye sormadık. Halep'ten gelen Araplara sormadık, İdlib'den gelen. Bayırbucak'tan gelen Türkmenlere de sormadık. İşte bu yerel medyanın güzelliği burada. Her biriniz Türkiye'nin her köşesindensiniz. Aranızda her etnik, mezhebi kökenden kardeşimiz var. Şimdi eğer biz Suriye'den gelen Türkmenleri bağrımıza basıp Kürtleri ihmal etmiş olsak Kürt kökenli vatandaşlarımız rahatsız olmaz mıydı? Ya da Kürtleri bağrımıza basıp Türkmenleri ihmal etmiş olsak Türkmen kökenli vatandaşlarımız bundan rahatsız olmaz mıydı? Aynı şey Arap kökenli vatandaşlarımız için geçerli olmaz mı?'Bütün insanları tarağın dişleri gibi birbirine eşit gördüklerini anlatan Davutoğlu, 'Üstünlük ancak takvadadır, üstünlük ancak hayırdadır, güzel amel işlemektedir. Diğerinin her biri cahiliye adeti olarak ayaklarımızın altındadır' ifadesini kullandı.Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:'Aynı şekilde modern Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşları olarak bu salonda bulunup da Türkiye'nin her köşesinden gelen bütün kardeşlerimiz, nasıl masanın etrafında hiçbir fark olmadan oturuyorlar, Türkiye'de de vatandaşlarımız arasında hiçbir fark gözetilmeden bütün vatandaşlarımızın eşit muamele gördüğü yeni Türkiye doğmuştur. Artık eski Türkiye muhaldir ve eski Türkiye'ye dönmek imkanı yoktur. Buna da hiçbir zaman izin vermeyeceğiz. Sizleri bu güzel akşam vesilesiyle bir kez daha selamlıyorum ve tekrar rica ediyorum. Şiddet, Özgecan kardeşimiz örneğinde olduğu gibi, özellikle kadına karşı şiddet konusunda, Çözüm Süreci'nin getirdiği kardeşlik bilinci konusunda ve bir daha Türkiye'de Gezi, 6-7 Ekim benzeri olaylarda olduğu gibi şehirlerimizin tahrip edilmemesi için özgürlüklerin ve güvenliklerin birlikte sağlanması konusunda toplumsal bilinçlendirmeye davet ediyorum. Bu bir gönül seferberliğidir. Ben biliyorum yerel ve yerli medyamız gönül derinliğine sahip, milletle gönül gönüle konuşan, milletle gönül beraberliği olan kardeşlerimizden oluşuyor. Eminim bütün bu çabalar Türkiye'nin parlak geleceğinde sizlerin derin izlerini taşıyacaktır.'Toplantıya Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan da katıldı.Muhabir: Aylin Sırıklı, Zeynep Akyıl, Sarp Özer, Ferdi TürktenAA
MİT, 2014 Faaliyet Raporu Yayınlandı: 1 Milyar 21 Milyon TL Harcandı
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) 2014 Faaliyet Raporu internet sitesinde yayınlandı. Şubat 2015 tarihli rapora göre, 1 milyar 47 milyon TL olan 2014 yılı bütçesinin 1 milyar 21 milyon TL’sini kullandı.Milli İstihbarat Teşkilatı Mesteşar Vekili İsmail Hakkı Musa, Faaliyet Raporu’nun girişine yazdığı Sunuş’ta ‘2014 yılında Teşkilatımızın teknolojik imkan ve kabiliyetleri ile nitelikli insan kaynakları kapasitesinin artırılması çalışmalarına devam edilmiştir.” dedi. Müsteşar Vekili Musa’nın Sunuş yazısı şöyle: “Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, 2937 sayılı ‘Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu çerçevesinde yürüttüğü görev ve hizmetleri mali saydamlık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle 2014 yılında da sürdürmüştür.2014 yılında teşkilatımızın teknolojik imkan ve kabiliyetleri ile nitelikli insan kaynakları kapasitesinin artırılması çalışmalarına devam edilmiştir. 2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu hükümleri gereğince yürütülen görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi sürecinde kamu kaynağının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılması sağlanmıştır.Milli İstihbarat Teşkilatı 2014 yılı Faaliyet Raporu, 5018 sayılı ‘Kamu Mali Yönetimi Kontrol Kanunu’nun 41’nci maddesi ile ‘Kamu İdarelerince Hazırlanacak Faaliyet Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca hazırlanmıştır.Milli İstihbarat Teşkilatı bugün olduğu gibi gelecekte de ülkesine en iyi şekilde hizmet etme hedefi doğrultusunda ve kaynaklarını etkin ve verimli kullanma bilinci içinde faaliyetlerini sürdürecektir. Bu hedef doğrultusunda emek veren tüm çalışma arkadaşlarıma bu vesileyle teşekkür ederim.”EN YÜKSEK TEKNOLOJİ KULLANILIYORRaporun Bilgi ve Teknoloji Kaynakları bölümünde, “Teşkilatımız görev ve hizmetleri en yüksek teknolojik imkan ve kabiliyetleri kullanmak suretiyle yerine getirir.” denildi.FARKLI UZMANLIKLARA SAHİP PERSONEL GÖREV YAPIYORİnsan Kaynakları bölümünde ise “İstihbarat uzmanlarının yanı sıra, asli göreve destek hizmeti sağlayan farklı uzmanlıklara sahip personel görev almaktadır.” ifadeleri yer aldı.KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANILMASINA AZAMİ GAYRET SARF EDİLDİFaaliyet raporunun değerlendirme bölümünde, “2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu ile verilen görevlerin yerine getirilmesinde, teknolojik gelişmeler takip edilerek, 5018 sayılı ‘Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’ ile getirilen kaynakların etkin, etkili ve verimli bir şekilde kullanılması ilkelerine uyulması konusunda azami gayret ve çaba sarf edilmiştir.” denildi.'BİLGİLERİN GÜVENİLİR, TAM VE DOĞRU OLDUĞUNU BEYAN EDERİM'Milli İstihbarat Teşkilatı Mesteşar Vekili İsmail Hakkı Musa, raporun sonunda yer alan İç Kontrol Beyanı’nda ‘Bu raporda yer alan bilgilerin güvenilir, tam ve doğru olduğunu beyan ederim” dedi. Beyanda İsmail Hakkı Musa’nın ‘Burada raporlanmayan, idarenin menfeatlerine zarar veren herhangi bir husus hakkında bilgim olmadığını beyan ederim.” ifadeleri yer aldı.Cihan
19 Yaşındaki Genç, 12 Yaşındaki Çocuğa Tecavüz Etmek İsterken Yakalandı
Hatay'ın Kırıkhan İlçesi'nde A.Ş., ortaokul öğrencisi 12 yaşındaki kızı dövüp, jiletle yaraladıktan sonra zorla bindirdiği minibüste tecavüz etmek isterken, olaya tanık olan bir yurttaşın haber vermesiyle polis tarafından suçüstü yakalandı.Doğan Haber Ajansı'ndan Hüseyin Yıldız'ın verdiği bilgilere göre, elektrik tesisatçısı babasının yanında çalışan 19 yaşındaki A.Ş., dün sabah saatlerinde plakası açıklanmayan minibüsle yanına yaklaştığı okula giden küçük kızı önce dövdü, ardından zorla araca bindirdi. A.Ş., minibüste de dövmeye devam ettiği çocuğu daha sonra jiletle yaraladı. O sırada yoldan geçen bir kişi olayı görüp hemen polisi aradı. İhbar üzerine harekete geçen ekipler, camları kapalı minibüsü aynı cadde üzerinde park halinde buldu. Kapıyı açan polisler, A.Ş.’yi kız çocuğuna tecavüz etmeye çalışırken yakaladı. 'AMCA BENİ KURTARIN'Küçük kız, kapıyı açan polisten “Amca beni kurtarın” diye ağlayarak panik halinde yardım isterken, A.Ş. gözaltına alındı.ÇOCUĞA PSİKOLOJİK DESTEKEmniyet’teki ifadesinde A.Ş.’nin daha önce kendisine arkadaşlık teklifi ettiğini ancak kabul etmediğini belirten kızın Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü tarafından psikolojik tedavisine başlandığı ve bu nedenle de bir süre okuluna gidemeyeceği belirtildi.SAPIK TUTUKLANDIA.Ş. ise Emniyet’teki sorgusunun ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı.Hüseyin Yıldız (Hatay)  / DHA
Marine Le Pen: 'IŞİD'den Memnun Görünen Ülkelerle Müttefik Kalamayız'
Fransa'da Ulusal Cephe lideri Le Pen, IŞİD karşısında net olmayan bir tutuma sahip olmakla suçladığı Türkiye gibi ülkeler için 'Artık onlarla müttefik kalamayız' dedi.Fransa siyasetinde etkisini artıran ve Mart ayındaki yerel seçimlerde başarısını sürdürmesi beklenen aşırı sağcı parti Ulusal Cephe'nin (FN) lideri Marine Le Pen, İtalyan La Repubblica gazetesine verdiği röportajda, IŞİD tehdidinin güç kazandığı Libya'daki durumu değerlendirdi.'LİBYA'DAKİ KAOS, SARKOZY'NİN ÜRÜNÜ!'Libya'daki kaos ortamı nedeniyle eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin sorumlu olduğunu belirten Le Pen, 2011 yılında bu ülkeye askeri müdahale yapılmasının büyük bir hata olduğunu söyledi. Libya'ya yeniden müdahale edilmesi yönündeki yorumlara da tepki gösteren Le Pen, 'Bu savaşa katılmamak herkesin yararınadır. IŞİD'e finansal desteğin önünü keserek, duruma müdahale etmeli. Kendimize sormalıyız: Onları kim finanse ediyor, kim silah veriyor?' diye konuştu.TÜRKİYE'YE AĞIR SUÇLAMAAçıklamalarında Türkiye'yi suçlayan Le Pen, 'İlişkide olduğumuz bazı ülkeler, IŞİD karşısında belirsiz bir tutuma sahip. Türkiye, bu ülkelerden biri. IŞİD'den memnun görünen ülkelerle, suç ortağı olmamak için müttefik kalamayız' dedi.'KADDAFİ DAHA İYİYDİ!''Uluslararası koalisyonun müdahalesiyle iktidardan indirilen Muammer Kaddafi'nin yönetimde kalması belki daha doğru olurdu' değerlendirmesinde bulunan Fransız siyasetçi, 'Dönemin Libya rejimi otoriterdi ama laikti. Kaddafi, şeriatı getirip, Avrupa'da terör fethi başlatmak için Libya'yı bir karakol haline dönüştürmek amacıyla gücü ele geçirmek isteyen radikal İslamcılardan daha az kötüydü' dedi.Sputniknews
Reklam
Pamuk: 'Tweet Atan Bir Kişinin Evinin Aranmadığı Bir Türkiye'de Yaşamak İstiyorum'
Almanya’nın, yaklaşık 1 milyon okuyucuya hitap eden haftalık siyasi gazetesi ‘Die Zeit’ (Zaman) bugün piyasaya çıkan sayısında, Nobel Edebiyat ödüllü yazar Orhan Pamuk ile yapılan röportaja iki sayfa yer ayırdı.Die Zeit, Orhan Pamuk’la İstanbul’da yapılan röportajında, yazarın 2000 yılında piyasaya çıkan ‘Kar’ romanının halen güncelliğini koruduğunu yazdı.Die Zeit’ın röportajında Orhan Pamuk, ‘İfade özgürlüğünün Türkiye’de bir değeri olmadığını’ yazan bir televizyon gazetecisinin, attığı tweet yüzünden evinin aranmasını eleştirdi ve “Tweet atan bir kişinin evinin aranmadığı bir Türkiye’de yaşamak istiyorum” dedi.Pamuk röportajında şunları söyledi:“Türkiye’de liberal, özgür bir demokrasi değil; popülist, hoşgörüsüz bir demokrasi var. Türkiye’de bir şey söylemek için 50 kez düşünmek zorundasınız. Gezi olaylarından sonra Türkiye’de her şey kötüye gitmeye başladı. Hükümeti eleştirenler sert reaksiyonlarla karşılaşıyor. Beni bile batı ajanı olarak gösteriyorlar. Batı ve Amerika; radikal İslamcı gruplar ve siyasi İslamcılarla, diğer İslam arasındaki farkı göremiyor. Radikal İslamcılarla İslam arasındaki ayrıma hep dikkat çektim ve çağrıda bulundum.”Pamuk röportajında, ‘Charlie Hebdo’ saldırısına da dikkat çekti.“Siyasi İslamcıların hayali vizyonlarının felakete yol açtığı kendi fikirlerine uymak istemeyenleri tehdit ve cezalandırmak istiyorlar.” diyen Pamuk hükümeti de eleştirdi. Pamuk; “Halk, seçmen demokrasiden çok ekonominin büyümesine daha önem veriyor. İnsanlar her gün rüşvet haberlerini okuyor. Kendini iyi hisseden halk bu nedenle ses çıkarmıyor.” dedi.Türkiye’nin AB’ye girme zamanının geçtiğini, Avrupa ve Türkiye’nin kendi problemleriyle ilgili olduğunu belirten Nobel ödüllü romancı; ’10 yıl önce 1 milyon Ermeninin öldürüldüğünü söylediniz; Ermeni soykırımının 100. yıldönümünde ne söylemek istersiniz?’ sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Türkiye ve özellikle muhalefetin bu konuyu ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmesini isterdim.”DHA
Başbakan Yardımcısı Arınç: 'Önemli Olan Toplumu Cinayetlerden Korumak'
Başbakan Yardımcısı Arınç, 'Cinayetlerden sonra 'daha ağır ceza verilmeli' tartışması yerine önemli olan toplumu cinayetlerden korumak' dedi.ANKARABaşbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ankara Genç İşadamları Derneği (ANGİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Fatma Semiz ve beraberindeki yönetim kurulu üyelerini Başbakanlık Merkez Bina'da kabul etti.Kabulde konuşan Semiz, Mersin'de üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın öldürülmesinin Türkiye'yi derinden sarstığını belirterek, dernek olarak iş dünyasının şiddet gören kadınlara sahip çıkması için 'Bir umut melek Özgecan' adıyla bir proje geliştirdiklerini belirtti.Bu konuyu Barolar Birliği ile de ele alacaklarını ifade eden Semiz, şiddet gören kadınların iş bulabilmesi için ortam yaratılmasının amaçlandığını, şirketlerdeki engelli kotasını, şiddete uğrayan kadınlar için de isteyeceklerini bildirdi.'Tedbirleri almamıza ihtiyaç var'Başbakan Yardımcısı Arınç da Özgecan Aslan'ın çok vahşi bir şekilde katledildiğini, bu acıyı sadece Türkiye'nin değil bütün insanlığın, büyük bir lanetle ve nefretle hatırladığını vurguladı.Aslan'a Allah'tan rahmet dileyen Arınç, 'İfade edilebilecek, tekrar anlatılabilecek bir vahşet değil. Bu kadar insanlıktan nasıl çıkabilirler, böyle bir cinayeti nasıl işleyebilirler bunları bile düşünemiyoruz' diye konuştu.Başbakan Yardımcısı Arınç, bu olayın ilk ve son olmadığını kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Yine dün belki yine bugün başka bir kadına karşı aşırı şiddet uygulanıyor ve cinayetler işlenebiliyor. Bu toplumda bir cinnet halidir. Yani bunun psikolojik, sosyal, toplumsal yönüne de mutlaka bakmamız gerekir. Sadece 'bu cinayetler işlendikten sonra ne kadar daha ağır ceza vermeliyiz' bunu tartışmak yerine önemli olan toplumu bu cinayetlerden kadınıyla erkeğiyle koruyabilmektir. Bunun üzerine şüphesiz iş hükümetlere düşer. Ülkeyi yöneten hükümettir. Bugüne kadar aldığımız tedbirler yeterli olmuyor da hala bu cinayetler işlenmeye, cinayet olmasa bile aşırı şiddet uygulaması devam ettiğine göre ya yaptığımız işte eksiklik var veya ilave tedbirler almamız gerekiyor. Nasıl uyuşturucuyla mücadelede benim koordinasyon başkanlığımda yeni bir bilinç oluşturmaya çalıştıysak bence kadına yönelen bu şiddeti de mutlaka bir başlık altında mutlaka bir koordinasyon içerisinde çalışmamıza ve bu tedbirleri almamıza ihtiyaç var.''Genç işadamları' denilince işin bir tarafının da istihdam, sanayi ve ticaret, yeni iş alanları açılması olduğunu dile getiren Arınç, ANGİAD'ın bu konuda öncülük ettiğini belirtti.Arınç, şiddet gören, sığınma evinde olan, panik butonu verilen veya çocuklarından ayrı kalan kadınların iş hayatında da önlerine engeller çıkabildiğine dikkati çekerek, 'Yani artık o çalıştırılması düşünülmeyen, kapıların yüzüne kapandığı bir kişilik haline gelebiliyor. Bunların istihdamı, kendi ekonomik kazaçlarını temin etmesi ve hayata tutunması için bir umut projesi. Allah kolaylık versin' dedi.Muhabir: Selma Bıyıklı AdabaşAA
Reklam
Tansu Çiller, 28 Şubat Davasında 'Tanık' Olarak Dinlenecek
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Şubat davasında, eski Başbakan Tansu Çiller'in 'tanık' olarak dinlenmesine karar verdi.28 Şubat davasına bakan Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, eski Başbakan Tansu Çiller'in 'tanık' olarak dinlenmesine karar verdi, eski Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın ise davaya katılma talebini reddetti.28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın, 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak' suçundan yargılandığı davanın 76. duruşması tamamlandı.Mahkeme, ara kararında, eski Başbakan Tansu Çiller'in, daha önce beyanının alındığı hatırlatılarak, maddi gerçeğin ortaya çıkması amacıyla alınan beyanın yeterli görülmediğinin anlaşıldığı belirtildi. Kararda, Çiller'in yeniden dinlenilmesi gerektiği, bu nedenle kendisine 9 Haziran'da mahkemede hazır bulunması için çağrı kağıdı çıkartılmasına, Çiller'in İstanbul'da ikamet ettiği için duruşmaya gelmek istememesi halinde beyanının SEGBİS sistemiyle alınmasının kararlaştırıldığı kaydedildi. Çiller, daha önce dava kapsamında 19 Aralık 2014'te İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 'mağdur müşteki' olarak ifade vermişti.Eski Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın şikayetçi olduğu ancak dünkü duruşmada bundan vazgeçtiği, daha sonra da dilekçe vererek davaya tekrar katılmak istediği bildirilen kararda, 'CMK'nın 243. maddesi müştekinin duruşmada şikayetten vazgeçmesi halinde, bir daha katılan sıfatı alamayacağı, ayrıca Ceza Genel Kurulunun içtihadında da özgür iradesiyle kamu davası açıldıktan sonra, şikayetten vazgeçen şikayetçi hakkında katılma verilemeyeceği belirtildiğinden müşteki Şevket Kazan'ın katılma isteminin reddine' ifadesine yer verildi.Mahkeme, suçtan zarar görmüş olma ihtimali ve usulüne uygun talep doğrultusunda Tansu Çiller, Bülent Orakoğlu, Hasan Celal Güzel, Şeref Malkoç, Milli Gençlik Vakfı, Önder İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği ile Konya Eğitimcilik Ticaret ve Sanayi AŞ'nin de arasında bulunduğu bir kısım katılanın müdahilliğinin kabulüne karar verdi.Mahkeme, duruşmayı üç gün peş peşe yapma kararı alarak erteledi.AA
28 Şubat Davası: Şevket Kazan Karar Değiştirdi 'Şikâyetçiyim'
28 Şubat davası duruşmasındaki beyanında 'Hayatımın en zor kararıdır bu dosya için şikayetçi olmak. Şikayetçi değilim' diyen dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın duruşmadan sonra dilekçe vererek şikayetçi olduğu açıklandı.28 Şubat dönemine ilişkin, 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak' suçundan 103 sanığın yargılandığı davanın 76. Duruşması başladı.Duruşmada, dünkü beyanında 'Ben şikayetçi değilim' diyen dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın dilekçe ile şikayetçi olduğu belirtildi.Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar, 'Mağdur Şevket Kazan'ın, saat 15.32 itibarıyla mahkemeye verdiği dilekçede, 'yeniden şikayetçi sıfatıyla davaya devam edeceğini' belirttiğini' tutanağa geçirdi.Kazan'ın avukatı İsmail Aydos da açıklamasında, 'Şevket Bey biraz rahatsız, hafızasını toplayamıyor. Dün beni aradı. Yaptığından pişmanlık duyduğunu ifade etti. 'Şikayet dilekçesi göndersem olur mu' diye sordu. Ben de gönderebileceğini söyledim' dedi.CNN Türk
Adobe, Photoshop’un 25’inci Yılını Bu Videoyla Kutladı
Grafikerin dostu, görsel yönetmenin arkadaşı, hatta Facebook’ta “x Photography” diye sayfa açan nice amatör fotoğrafçının umudu Photoshop bugün itibarıyla 25 yaşına girdi.Adobe de ünlü fotoğraf düzenleme programının 25’inci yaşını kutlamak üzere bu eğlenceli çalışmayı paylaştı. 1 dakikalık video, Photoshop’un yıllar içinde geçirdiği evrimi ve saymakla bitiremeyeceğiz yeteneklerini gözler önüne seriyor. Videoda Bilbo Baggins ve Shrek gibi ünlü karakterler de yer alıyor. Gelmiş geçmiş en iyi “görsel manipüle etme” programlarından Photoshop’un 25’inci yıl videosunu hemen aşağıdan izleyebilirsiniz.
Reklam
CHP Yöneticisinden Çarpıcı İddia: 'AK Parti'ye Sahte Üye Yapıldım, Geleceğim Karardı'
CHP yöneticisi: AK Parti'ye sahte üye yapıldım, CHP'den milletvekili aday adayı olamıyorumBİR süre önce bilgisi dışında Ak Parti'ye üye yapıldığı gerekçesiyle yargıya başvuran ve 3 bin TL tazminat kazanan CHP Kayseri Disiplin Kurulu Başkanı Yılmaz Karaca, 'Beni sahte üye yaptıkları için kaybettiğim itibarım ve kendime güvenemediğim için aday olamıyoruz. AKP geleceğimi kararttı' dedi.CHP Kayseri binasında İl Başkanı Mustafa Ayan ile birlikte basın toplantısı düzenleyen Disiplin Kurulu Başkanı Yılmaz Karaca, kendisini AK Parti'ye sahte üye olarak kaydedenler nedeniyle milletvekili aday adayı olamadığını söyledi. AK Parti teşkilatlarının kendisini gibi binlerce kişiyi bilgileri dışında sahte üye yaptığını öne süren Karaca, şunları söyledi:'13 yıldır ülkemizi yöneten AKP'nin 'Bizim üye sayımız diğer partilerin aldıkları oylardan fazladır' diyerek övünmelerinden sonra CHP Genel Merkezi Yargıtay'dan üye sayımızı istemiştir. Yargıtay'ın cevabi yazısında 70 bin civarında CHP üyesinin AKP üyesi olduğu ve 'İki partiye birden üye olunamayacağı için üyeliklerinin düşürüldüğünü' bildiriyor. Genel merkezimiz bu durumu 2012 yılı Kasım ayında il başkanlıklarımıza bildirmiştir. Yapılan bu sahtecilikten 16 Kasım 2012'de haberim oldu. Cumhuriyet savcılığına başvurup bu sahtecilerin ortaya çıkarılması için suç duyurusunda bulunarak süreci başlattım. O zaman benim durumumda Kayseri'de 1200 civarında üyemizin AKP'ye üyeliği dolayısıyla CHP'den üyeliği düşmüştü. Israrlı ve kararlı takibimiz sonunda Kayseri 6'ncı Asliye Ceza Mahkemesi 2013/368 sayılı dosya ile 70 kişinin davasını tek dosyada ve tek duruşmada 1 yıl 3 ay ay hapis cezası verdi. Ben ve Avukatım Mustafa Devrim Demirtaş bu sahteciliğin peşini bırakmamaya kararlıydık. AKP genel başkanlığı ve zamanın Kocasinan İlçe şimdinin ise İl Başkanı Hüseyin Cahit Özden hakkında 20 bin TL manevi tazminat davası açtık. Gerekçelerimiz doğru ve haklıydı. Kaybolan siyasi itibarımı kazanmak istiyordum. Kendimin CHP li olduğunu kanıtlamak ve hakkımdaki bu şüpheleri kaldırmak zorundaydım. Kayseri 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 30 Aralık 2014'te AKP Genel Başkanlığı ve şimdi il başkanı olan Hüseyin Cahit Özden'e 3 bin TL manevi tazminat ödemesine hükmetti.''PARALAR MADENCİLERİN AİLELERİNE'Karaca, alacağım paraya dokunmadan Soma'daki maden faciasında şehit olan madencilerin ailelernin hesabına yatıracağını anlatırken, 'Allah bana bu sahtecilerin kör kuruşunu kısmet etmesin. Cumhuriyet devrimi kazanımlarını yok eden AKP iktidarı, benim de siyasi geleceğimi ve itibarımı çalmıştır. CHP de disiplin kurulu başkanı olmama rağmen kaybettiğim itibarım dolayısıyla kendime güvenemediğimden milletvekili adayı olamıyorum. Geleceğim karartıldı' diye konuştu.Cafer ZENGİN/KAYSERİ, (DHA)
Çöken Bayram Oteli İçin 'Hasarlı Oturulur' Ön Raporu Verilmiş
Van'da 9 Kasım 2011 tarihinde çökerek aralarında DHA muhabirleri Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir'in de bulunduğu 24 kişinin yaşamını yitirdiği Richter ölçeğine göre 5.6 büyüklüğündeki depremde yıkılan Bayram Oteli davasına Van 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davaya devam edildi.Çöken Bayram Oteli'nin sahibi sanık Tevfik Bayram'ın avukatı mahkemeye Van İl Afet Acil Durum Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve 'hasarlı oturulur' bölümünün işaretlendiği ön hasar tespit formunu mahkeme heyetine verdi.Van'da 9 Kasım 2011'de Richter ölçeğine göre 5.6 büyüklüğündeki depremde 25 bina ile birlikte Bayram Oteli de yıkıldı. Yıkılan otelin enkazında Doğan Haber Ajansı muhabirleri Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir'in de aralarında bulunduğu 24 kişi yaşamını yitirdi. Van 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada otel sahibi Tevfik Bayram, 'Bilinçli taksirle 1'den fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek' suçundan 11 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası verildi. Yargıtay 12'nci Ceza Dairesi, 'Eylemin ağırlığı ve ölen kişi sayısının fazlalığı' nedeniyle otel sahibi Tevfik Bayram'a verilen cezayı az bularak yerel mahkemenin kararını bozdu. Tevfik Bayram'ın avukatlarının bozma kararına yaptığı itirazı da reddeden Yargıtay 12'nci Ceza Dairesi, dava dosyasını Van'a gönderdi. Kararın bozulması sonrası bugün davanın ikinci duruşması Van 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü.YENİ BİR BELGEBugün yapılan duruşmaya Van Cezaevi'nde tutuklu bulunan Tevfik Bayram sağlık sorunları nedeniyle video sistemiyle duruşma salonuna bağlanırken, Bayram'ın Avukatı Mehmet Denizoğlu, AFAD tarafından hazırlanan bir belgenin kopyasını delil olarak mehkeme heyetine sundu. Denizoğlu, Bayram Oteli için yapılan inceleme ardından ön hasar tespit formu olan ve 'Hasarlı oturulur' ibaresi yazılı kutucuğun işaretlendiği bir belgenin kopyasını erdi. Bunun üzerine mahkeme heyeti belgenin aslının AFAD'tan istenmesine ve tutuklu sanık Tevfik Bayram'ın sağlık durumunun cezaevinde kalmasına uygun olup olmadığının belirlenmesi için Adli Tıp'a sevkine karar verdi. Duruşma 19 Mart 2015'e ertelendi.'BELGE TEVFİK BAYRAM'IN SUÇUNU ORTADAN KALDIRMAZ'Depremde hayatını kaybedenlerin avukatı Övgü Erdoğan, sanık avukatları tarafından mahkemeye sunulan belgenin Tevfik Bayram'ın suçunu ortadan kaldımadığını söyledi. Erdoğan,'Eğer böyle bir belge vardıysa şimdiye kadar AFAD neden vermedi. Ayrıca AFAD defalarca yaptığı açıklamalarda otelde inceleme yapmadığını söyledi. Eğer böyle bir belge doğruysa ve sonradan hazırlanmamışsa Türk halkı ve mahkemeler devlet tarafından kandırılmıştır. Burada AFAD büyük bir suç işlemiştir' dedi.DHA
Reklam
THY 457 Seferini İptal Etti
Türk Hava Yolları (THY), olumsuz hava koşulları nedeniyle bugün yapılması planlanan 457 seferini iptal etti.THY'nin resmi internet sitesinde yer alan açıklamada, İstanbul’da yaşanan olağanüstü hava koşulları nedeniyle 457 seferin iptal edildiği yolculara duyuruldu.İptal edilen seferlerin listesine buradan ulaşabilirsiniz.Kaynak: DHA
Yüksekdağ: 'Meclis, 'Kadın Güvenliği Paketi' İçin Olağanüstü Toplanmalı'
TBMM’nin kadına yönelik şiddetin engellenmesi gündemle olağanüstü toplanması çağrısında bulunan HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, “Bu siyasi iktidar güvenlik paketi adı altında karşımıza yeni şiddet paketleri getiriyor. Faşizan yasalarla toplumsal yaşamı tahakküm altına almak istiyor” dedi.“Sokakta her gün 3 kadın öldürülürken kadının güvenliği paketi mi olmalı yoksa iç güvenlik paketi mi olmalı” diye soran Yüksekdağ, AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş ve diğer AKP’lilerin saldırıya ilişkin savunmalarını 1990’lı yılların polisine benzetti. “’Ayağı kaydı düştü, HDP milletvekilleri kendi kendini darp etti ‘gibi savunmalar bize çok tanıdık geliyor. 90’lı yıllarda işkenceci polislerin verdikleri ifadeler bunlar. ‘Ayağı kaydı düştü.’ ‘Kendini astı.’ ‘İşkence olmadı.’ ‘Kendi kendisini darp etti.’ İşkenceci polislerin savunmalarıydı bunlar” dedi.Yüksekdağ’ın değerlendirmeleri şöyle:“‘BIÇAK KEMİĞE DAYANDI’ AŞAMASI GEÇİLDİ”“Siyaset kadın ekseninde kadına yönelik şiddetin yoğunlaştığı bir yolda ilerliyor. Kadınları politikadan bağımsız bir yere koymak mümkün değil. Hunharca katledilen Özgecan kardeşimizin ölümünden sonra yaşanan gelişmeler olmuştur. Kadınların bağrında biriken öfkenin patlaması ve sele dönüşmesi olmuştur. Bu yeni aşamayı ifade eder. Bu vicdan ayaklanmasıdır. Kadın isyanıdır. Siyasi iktidarın bu gelişmeleri çok doğru okuması gerekir. Günlerdir katliamı lanetleyen kadın kitleleri ayakta.Biz bugün tüm siyasi kurumlara Meclis’te tüm partileri uyarmak kadınların hak ve özgürlük talepleri eşiğinde kadınların bir politika ortaya koymasını sunmak için bu basın toplantısını yapıyoruz. ‘Bıçak kemiğe dayandı’ noktasını çoktan geçtik. Ataerkil bakış açısı tüm toplumu eritecek duruma gelmiş durumda. Kadına şiddetin ve kadın cinayetlerinin bu kadar organize gerçekleşmesi toplumun çürümesine, şah damarlarının kesilmesine denk düşüyor.AKP iktidarı çok net sorumluluk üstlenmek zorundadır. Özgecan’ın katledilmesinden sonra geliştirilen hamaset, algıyı çarpıtma hamlelerinin hiçbir gerçeklik payı yoktur. Öneri diye önümüze çıkardığı idam, hadım gibi formüllere rağmen hala kadınlar şiddet görmeye devam ediyor. Meclis’in bir bütün olarak sorumluluk üstlenmesi AKP’nin de önünde engel olmaktan çıkması gerekiyor.“MECLİS TEK BİR GÜNDEMLE OLAĞANÜSTÜ TOPLANMALI”Meclis tek gündemle olağanüstü olarak toplanmalıdır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için can güvenliğinin sağlanması için meclis olağanüstü toplantıya çağrılmalı etraflıca değerlendirmeler ve çözüm paketleri devreye koyulmalıdır.“KADIN GÜVENLİK PAKETİ KONUŞULMALI”İktidar güvenlik paketi altında yeni şiddet paketi getiriyor. Meclis’in tartıştığı gündem sokakta her gün üç kadın öldürülürken kadın güvenliğini tartışmak mı olmalı yoksa iç güvenlik paketini mi?Bu güvenlik paketinin derhal geri çekilmesini istiyoruz. Onun yerine görüşülmesi gereken daha hayati acil paketler var. Meclis otursun kadın güvenliği paketini konuşsun.“İKTİDAR HERKESİN GÖZÜNÜNDE KADIN VEKİLLERİMİZE SALDIRDI”İktidar, herkesin gözü önünde kadın milletvekillerimize doğrudan saldırı düzenlemiştir. Kadına yönelik şiddetin nerden desteklendiğini nerden uygulandığını çok açık bir şekilde resmetmiştir. Kadına yönelik şiddetin sorumlusu AKP hükümetinden başkası değildir.“ÖLÜMLERDEN SEN SORUMLUSUN DEYİNCE BURNUNDAN GETİRİYOR”Cumhurbaşkanı Erdoğan Obama’ya akıl vermeyi biliyor. ‘Katledilen Müslüman gençlerden sen sorumlusun, başkansan sorumluluğunu yerine getir’ diyor. Biz bugün çıkıp Sayın Cumhurbaşkanı senin ülkende yaşanan ölümlerden de sen sorumlusun deyince bunu söyleyenin burnundan getirmeye çalışan bir siyasi iktidar anlayışı görüyoruz. Özgecan’ın ölümünü lanetleyen Cumhurbaşkanı eş zamanlı olarak bir kadına yönelik nefret söylemini geliştirerek kullanabiliyor. Bu yaklaşımın samimiyetine nasıl inanalım. Kadınlar böyle bir siyasi iktidara, Cumhurbaşkanı’na nasıl güvensin, canını emanet etsin? ‘Kadın mıdır, kız mıdır’ demeyin diye uyardık. Yaşam tercihleriyle oynamayın dedik. ‘Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum’ demeyin dedik. Hayatımızı böyle bir siyasi iktidarın eline bırakmaya niyetimiz yok.“KADIN BAKANLIĞI KURULMALI”Müstakil özgün tüm kadın sorunlarını içeren bir bakanlık çalışması olmadığı takdirde şiddetin önüne geçilmesi mümkün değildir. Cinsiyet adaleti de mümkün olmaz. Bu bakanlığın kurulmasının sahiplendiğimiz talep olduğunu yeniden ifade ediyoruz. Meclis’in olağanüstü toplanarak şiddetin önlenmesi siyasal tedbirlerin hayata geçirilmesi için yoğun mesai harcaması gerekiyor.”ZETE
Reklam
Bugün Türkiye Gündemindeki En Önemli 10 Olay
İstanbul, Kadıköy'de kartopu yüzünden esnaf tarafından bıçaklanarak öldürülen gazeteci Nuh Köklü toprağa verildi. Köklü'nün ailesi ve arkadaşları tabutun üzerine kartopu koydu. Anne Çiğdem Köklü de oğlunu, tabutuna kartopu koyarak uğurlayanlar arasındaydı. AA'nın objektifine yansıyan o an yürekleri burktu...
Müdür Yardımcısından Kısa Etekli Öğrencilere 'Taciz Timi'
Kepez Atatürk Anadolu Lisesi müdür yardımcısı Filiz G'nin okuldaki 31 sınıf başkanını toplayarak, 'Bu okulda kızlar mini etek giyiyor. Bu tacize açık bir durum. Böyle giyerlerse tacizi hak ediyorlar. Erkek öğrencilerden bir tim kuracağım. Erkekler mini etek giyen kızları önce uyaracak. Eğer devam ederlerse taciz yapılacak' dediği iddia edildi.DHA Antalya muhabiri Mehmet Çınar'ın haberine göre, Kepez Atatürk Anadolu Lisesi'ne yeni atanan kadın müdür yardımcısının, kız öğrencilerin kısa etek giymesini önlemek için erkek öğrencileri peşlerine takıp bundan vazgeçirme önerisi, Öğretmenler Kurulu toplantısı tutanağına yansıdı.Eğitim- Sen olaya tepki gösterirken, Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürü Hüdai Vural, olaya ilişkin soruşturma açıldığını ve konuyu takip edeceklerini açıkladı.Varsak Lisesi'nden geçen hafta Kepez Atatürk Anadolu Lisesi'ne atanan ve Almanca öğretmeni olan Müdür Yardımcısı Filiz G., 9 Şubat pazartesi günü okuldaki 31 sınıfın başkanı öğrencilerle toplantı yapıp, kılık kıyafet konusunu görüştü. İddiaya göre toplantıda kısa etek giyen kızlara karşı önlemler de sınıf başkanları toplantısında ele alındı.Sınıf başkanı öğrencilerden bazıları, toplantıda neler konuşulduğunu okul diğer öğretmenlerine anlattı. Öğrencilerin iddiasına göre Müdür Yardımcısı Filiz G., 'Bu okulda kızlar kısa etek giyiyor, tayt giyiyor, okul kıyafeti giymiyor' dedi. Filiz G., bunun önlenmesi için de kısa etek giyen kız öğrencilerin peşine erkek öğrencilerin takılmasını, bundan rahatsız olacak kızların düzgün giyinmek zorunda kalacağını söyledi.
KONDA'nın Son Seçim Anketine Göre HDP Barajı Geçiyor
KONDA'nın Ocak 2015'de yaptığı son seçim anketine göre HDP %10,6 ile barajı geçerken AK Parti ise %45,4 oy oranı ile düşüş yaşadı. Konda Araştırma ve Danışmanlık (KONDA) tarafından Ocak 2015'de yapılan seçim anketi sonuçları açıklandı. Kararsızlar dağıtıldıktan sonra HDP Barajı 10.6 ile geçiyor, AK Parti ise düşüşte.KARARSIZLAR DAĞITILDIKTAN SONRA OY ORANLARIKonda'nın son anketine göre kararsızlar dağıtıldıktan sonra partilerin oy oranları şöyle oluştu:AKP %45,4CHP %23,3MHP %15,1HDP %10,6
Çevre Mühendisleri Odası: Van Çöplüğü Patlamak Üzere
Van'a gelen Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, kentin çevre sorunlarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Atıklardan dolayı Van Gölü'nün gittikçe kirlendiğini ve ömrünün kısaldığını söyleyen Bozoğlu, yıllardır Van'ın büyük sorunlarının başında gelen Van çöplüğünün de metan seviyesinin çok yükselmiş durumda olduğunu ve patlama riski olduğunu söyledi.Çevre sorunları olan bölgeleri yerinde görmek ve kentteki çevre mühendislerinin sorunlarını görüşmek üzere Van'a gelen Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, Van'ın ciddi çevre sorunlarının olduğunu belirtti. Özellikle Van Gölü'ne dikkat çeken ve gölün ömrünün kısa olduğunu ifade eden Bozoğlu, 'Bir yandan Van Gölü ile gurur duyacaksın, koruduğunu söyleyeceksin, Van Gölü'nü bir değer olarak ortaya koyacaksın, bir yandan da atığını, bütün pisliğini bu göle boşaltacaksın. Bu kabul edilebilir değil. Ben yetkilileri uyarıyorum Van Gölü ölmek üzere olan bir göldür. Van'da vahşi bir depolama alanı var. Çöpler doğaya veriliyor. Hiçbir düzenleme yok. Birçok atık Van Gölü'ne akıtılıyor. Bu Van Gölü'nün yok olmasına neden olacak. Tıpkı Ankara'daki Mogan Gölü'nde olduğu gibi. Van Gölü'nün büyüklüğüne bakıp 'nasıl olsa bize bir şey olmaz' yaklaşımı doğru bir yaklaşım değildir. Bu noktada Van Gölü'nün ömrünün kısaldığını söyleyebiliriz' diye konuştu.Van'da bir takım arıtma tesislerinin olduğunu fakat yaptıkları incelemede özellikle Erciş ve Muradiye'deki bölgelerdeki arıtma tesislerinin çalışmadığını gördüklerini de söyleyen Bozoğlu, 'Üzerinde otlar bitmiş durumda. Dolayısıyla atık sular arıtılıyormuş gibi gösteriliyor. Fakat çalışmıyor. Bu oranlar geri kalmışlığın somut göstergeleridir. Van Gölü'ne sahip çıkılmadığının, kirlenmesine göz yumulduğunun kanıtıdır. Yani aslında atık sular arıtılmamakta, derelere, Van Gölü'ne endüstriyel ve evsel atıksular boşaltılmaya devam edilmektedir' dedi.
Reklam