onedio
Ticaret Bakanlığı 115 Sürekli İşçi Alacak? Ticaret Bakanlığı Personel Alım Başvurusu Ne Zaman, Şartları Neler?
Ticaret Bakanlığı 115 sürekli işçi alacağını Resmi Gazete'de yayımladığı ilan ile duyurdu. Resmi Gazete'de yayımlanan ilanda başvuralar İŞKUR üzerinden online olarak yapılacak. er aday kadrolarında yalnız biri için başvuruda bulunacak. Başvuru sonrası adaylar sözlü sınava çağırılacak. Peki, Ticaret Bakanlığı 115 personel alımı başvurusu ne zaman? Ticaret Bakanlığı personel alımı şartları neler? İşte merak edilen tünm detaylar ile ilgili haberimiz...
Irak'taki Şii Lider Sadr, İsrail İle İlişkileri Normalleştirmeye İzin Vermeyeceklerini Söyledi
BAĞDAT (AA) - Irak'taki Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, ABD güçlerinin ülkeden çekilmesini isteyerek, İsrail ile normalleşmeye izin vermeyeceklerini belirtti.Sadr, ikamet ettiği Necef kentinde düzenlediği basın toplantısında Ekim 2021'de yapılması kararlaştırılan erken seçimler, ABD güçlerinin ülkedeki varlığı ve İsrail'le ilişkileri normalleştirme konularında açıklamalarda bulundu.Erken seçimlere ilişkin Sadr, 'Herkesi, erken seçimlerin başarılı olması için şiddetten uzak demokratik ortamın oluşturulmasına katkı sunmaya çağırıyorum. Seçimlerde uluslararası denetimi kabul ederiz ancak başka ülkelerin buna müdahalesine izin vermeyiz.' dedi.Şii lider, Irak güvenlik güçlerinin çöküş yaşadığını savunarak, ordu ve polis güçlerine yapılan saldırılara karşı eli kolu bağlı kalmayacaklarını dile getirdi.Ülkede düzenlenen gösteriler konusunda ise Sadr, sözlerine şöyle devam etti: 'Yolsuzluklara karşı reformist, barışçıl ve kamu mallarına zarar vermeyen, öldürmeden gerçekleşen gösterilerden yanayız. Barışçıl göstericilerle güvenlik güçlerini öldürenlerin yakalanıp cezalandırılması için yürütülen incelemelerin bir an önce bitirilmesi gerekiyor. İç ve dış güçlerin saldırdığı devlet egemenliğinin de korunması gerekiyor. Dostum Kazımi (Başbakan) de devletin egemenliğini geri getireceği sözünü vermişti. Bunu yerine getirmeli.'Biden'a çağrı ve İsrail ile normalleşme mesajıSadr, ABD Başkanı Joe Biden'a da seslenerek, askerlerini Irak'tan 'diplomatik yollar ve parlamento aracılığıyla' çekmesini istedi. Irak'ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme iddialarına ilişkin ise Şii lider, 'Normalleşme kapıdadır ancak parlamentonun bunu engelleyerek izin vermemesi gerekiyor. Biz de kanımız pahasına olsa bile bu normalleşmeye asla izin vermeyiz.' ifadelerini kullandı.
İnternetten Sevgililer Günü Hediyesi Alırken Dolandırıcıların Ağına Düşmeyin
İSTANBUL (AA) - UĞUR ASLANHAN - Bilişim uzmanları ve tüketici dernekleri, salgın nedeniyle artan online alışverişlerin Sevgililer Günü haftasında hızlanacağını belirterek, tüketicileri sanal dolandırıcıların ağlarına düşmemeleri konusunda uyardı.Tüketiciler Derneği (TÜDER) Genel Başkanı Levent Küçük, salgınla birlikte artan online alışverişlerin özel günlerin bulunduğu haftalarda zirveyi gördüğünü belirterek, dolandırıcıların ise bu gün ve haftaları fırsat bildiğini söyledi. Tüketicilere öncelikle güvenilir siteleri tercih etmesi gerektiğinin altını çizen Küçük, ihtiyacı doğru belirleyip fiyat araştırması yapılmasının hem hediye alanı hem de karşı tarafı mutlu edeceğini anlattı.Küçük, özel günlerde kötü niyetli kişilerin ve firmaların tüketicileri mağdur edebildiğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Tüketicilerimiz mutlaka bilinen ve güvendikleri internet sitelerinden alışveriş yapmalıdır. Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan alışverişler tam bir saatli bomba. Tanıtımı yapılan ürünler çoğu zaman ellerinde bile olmuyor. Bilinen markaların tanıtımı yapılırken de piyasa değerinin çok altında fiyat talep ediliyor. Zaman zaman bazı ünlü isimlerin de kullanıldığı reklam kampanyalarıyla tüketiciler cazip fiyatlarla alışverişe yönlendiriliyor. Sosyal medyada en önemli konulardan birisi kurumsallık. alışveriş yaparken firmanın kurumsallığından emin olunmalı.''Hiçbir gerekçe göstermeden 14 gün içinde cayma hakkı var'Levent Küçük, dolandırıcıların zaman zaman bilinen önemli alışveriş sitelerini kopyalayıp sahtesini yapabildiğine işaret ederek, bu yolla banka ve kredi kartı bilgilerinin ve şifrelerin ele geçirilmeye çalışıldığını söyledi.İnternet alışverişlerinde kontrollü teslimat yönteminin kullanılması gerektiğini dile getiren Küçük, gerekirse kapıda ödeme seçeneğinin tercih edilmesi gerektiğini bildirdi.Küçük, 'Ayrıca, tüketicilerimizin, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümleri gereğince hiçbir gerekçe göstermeden 14 gün içerisinde cayma hakkı var. Bir olumsuzluk yaşandığında ürünü iade edebilir.' dedi.'Olumsuzluk yaşanırsa tüketici hakem heyetlerine gidin'Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Genel Başkanı Aziz Koçal ise, özel gün ve haftaların tüketicileri fazlasıyla alışverişe yönlendirdiğini belirterek, lüks ve pahalı hediyelerden mümkün olduğunca kaçınılması gerektiğini söyledi.Tüketicilerin bu gibi dönemlerde çok sık mağdur olabildiğini dile getiren Koçal, 'Dolandırıcılar böyle dönemleri fırsat biliyor. Tüketicilerimiz mutlaka ama mutlaka güvenilir sitelerden alışveriş yapmalı. sosyal medya alışverişlerinden mümkün olduğunca uzak durmalı.' diye konuştu.Koçal, alışveriş yaptıktan sonra fiş ve faturaların saklanması gerektiğine dikkati çekerek, 'Olumsuzluk yaşanması halinde tüketici hakem heyetlerine gidilmeli. Bu heyetlerin kararları sayesinde tüketicilerimiz mağduriyeti gideriliyor.' açıklamasında bulundu.Çok büyük indirimlerle tüketicilerin cezbedilmeye çalışabileceğine dikkati çeken Koçal, 'Olağan dışı ve teknik olarak mümkün olmayan indirimlere dikkat edilmeli. Burada fiyatlar başka sitelerden veya fiyat karşılaştırma adreslerinden denetlenmeli.' dedi.'İnternet sitesinin ETBİS'ten doğrulatmalıyız'Bilişim Teknolojileri ve Siber Güvenlik Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Sultan Selim Yüksel de salgınla birlikte dijital dönüşümün çok hızlandığını, artık alışverişleri internetten yapmanın bir lüks değil mecburiyet haline geldiğini söyledi.Online alışverişlerle birlikte siber saldırgan ve dolandırıcıların sayısında da hızlı artış yaşandığını dile getiren Yüksel, şu bilgileri verdi:'Özel gün ve haftalarda genelde büyük indirimler ve kampanyalar yapılıyor. Bu kampanyalar arasında aslında hiç de gerçeği yansıtmayan duyurular da bulunuyor. Alışveriş yapmak isterken sanal dolandırıcıların ağına düşmemek için girilen sitenin gerçek bir işletme olup olmadığını doğrulamak gerekiyor. Bunu Ticaret Bakanlığı'nın Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi'ne (ETBİS) bakarak doğrulayabiliriz. Girdiğimiz siteyle ilgili arama motorlarından birçok bilgi çıkmalı. Ayrıca şikayet sitelerinden ve bloglardan yorumları okuyabiliriz.''İnternet adresinde 'https' kısmına dikkat'Yüksel, internet sitesinin güvenlik sertifikasının olup olmadığına da bakılması gerektiğini belirterek, şu uyarılarda bulundu:'İnternet adresinin başında yer alan 'https' kısmı mutlaka bulunmalı. Bazı internet adreslerinde sadece 'http' var. Bu güvenli olmayan bir site anlamına gelir. Https sertifikası aslında uçtan uca bir bağlantı protokolü. Bir alışveriş sitesine girdiğinizde ve ödeme kısmına geldiğinizde internet adresinin https formuna geçer. o girdiğiniz bilgiler sadece banka tarafından açılabilir. Buna güvenlik sertifikası deniliyor. Bu olmaması halinde kart bilgileriniz kopyalanıp dolandırıcılara gönderilebilir.'Yüksel, ürünün belirtilen tarihlerde gelmemesi halinde hızlıca banka hareketlerine bakılıp bilgilerin hangi firma tarafından alındığının görülebileceğini sözlerine ekledi.
Uganda'da Yüzlerce Muhalif İsmin Kaçırıldığı İleri Sürüldü
KAMPALA (AA) - Uganda'da 14 Ocak'ta yapılan genel seçimlerin ardından yüzlerce muhalifin kaçırıldığı iddia edildi. Çoğunluğu başkan adayı Robert Kyagulanyi'nin başını çektiği Ulusal Birlik Platformunun (NUP) üyesi olan Ugandalılardan haftalardır haber alınamadığı öne sürüldü. Kaçırıldığı belirtilen kişilerin yakınları AA muhabirine yaptıkları açıklamada, yakınlarının plakası olmayan araçlarla alındığını ve bilinmeyen bir yerde tutulduğunu söyledi. Kaçırılanlardan birinin eşi 30 yaşındaki Ritah Namazzi, 'Silahlı adamlar kapımızı çaldığında gece yarısının geçiyordu. Kapıyı açtığımda eşimi istediklerini söylediler. Yatağın altında saklanıyordu. Burada değil diyerek onları geri döndürmeye çalıştım ancak içeri girip onu saklandığı yerde buldular, dövdüler ve zorla araca bindirdiler.' diye konuştu. Ulusal Birlik Platformu Başkanı Kyagulanyi de şimdiye kadar yaklaşık 3 bin destekçisinin tutuklandığını ya da kaçırıldığını öne sürdü. İddialarla ilgili Mecliste açıklama yapan İçişleri Bakanı Jeje Odongo, sadece 31 ismin gözaltına alındığını ve sorgularının devam ettiğini söyledi. Seçim iptali başvurusu reddedildiUganda'da başkanlık seçimlerini kaybeden Kyagulanyi'nin seçimlerde hile yapıldığını ileri sürerek Yüksek Mahkemeye yaptığı başvuru dün reddedilmişti. 'Bobi Wine' adıyla tanınan ünlü şarkıcı Kyagulanyi, seçimlerin iptal edilmesi ve Devlet Başkanı Yoweri Kaguta Museveni'nin gelecek seçimlere katılmasına müsaade edilmemesi gerektiğini savunmuştu.38 yaşındaki Kyagulanyi, 14 Ocak'ta yapılan seçimlerin ardından günlerce keyfi şekilde ev hapsinde tutulmuş, mahkeme emriyle salıverilmişti.Uganda Devlet Başkanı Museveni, seçimde oyların yüzde 58,64'ünü, rakibi Kyagulanyi ise yüzde 34,83'ünü almıştı.1986'da iktidara gelen Museveni, 1996, 2001, 2006, 2011 ve 2016'daki seçimleri de kazanmıştı.
Balıkesir'de Fetö'nün "Emniyet Mahrem İmamları" Soruşturmasında İddianame Kabul Edildi
BALIKESİR (AA) - Balıkesir'de polis okulunda Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 'emniyet mahrem yapılanması'na yönelik biri tutuklu 13 zanlı hakkındaki soruşturma tamamlandı.Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanarak sunulduğu 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Balıkesir Polis Meslek Eğitim Merkezindeki mahrem yapılanmaya ilişkin detaylara yer verildi.İddianamede, örgütün büyük bir gizlilik içinde, manevi duyguları kullanarak üyelerini polislerden sorumlu yaptığı belirtildi.Bir itirafçı iddianamedeki ifadelerinde, Y.Ş. adlı mahrem imamın kendisine abdestinin olup olmadığını sorduktan sonra, 'Abdestim var.' deyince yemin ettirdiğini aktardı. İtirafçı, şunları anlattı:'Bana, 'Onların hem maddi hem manevi ihtiyaçlarını gidereceksin, sıkıntılarını sorunlarını çözeceksin, aşamadığın bir durum varsa bize bildireceksin' dedi. Ben de 'Bizim polis okulu öğrencileriyle ne alakamız var, ne işimiz olur?' diye sordum. Kendisi bana 'Ortamı görüyorsun, biliyorsun. Bu öğrenciler dinini öğrensin, daha rahat ve güzel bir ortamda dinlensinler, kötü yola sapmasınlar, içki, kumar veya kadın, kız muhabbeti yaşamasınlar. İlgilendiğin her kişinin sevabını sen alacaksın, buraya getirdiğin her kişi için ayrı ayrı sevaba girersin. O çocukları haramdan kurtaracaksın, uzak tutacaksın' gibi şeyler söyledi. Ben de manevi olarak etkilendiğim için kabul ettim.''Polislere söyleyin amirlerini dinlemesinler, askere direnmesinler'İddianamede, FETÖ'nün sözde mahrem imamlarının, örgütün bölge sorumlularına 15 Temmuz 2016'daki hain darbe girişimi sırasında Tango mesaj grubundan gönderdiği mesajlar da yer aldı.Polislerin, darbeci askerlere direnmemesi istenen mesajlarda şu ifadeler kullanıldı:'Değerli abiler, TSK yönetime el koyuyor. Herkes bölge bölge, il il sorumlu olduğu alanlara baksın. Asker kan dökebilir. Gelişmelerden bize bilgi verin, askerle karşı karşıya gelinebilir. Halk ikna edilmeye çalışılsın, askere direnilmesin, pasif olarak dirensinler. Polislere söyleyin amirlerini dinlemesinler, askere direnmesinler, suhuletle işi idare etsinler. Dua edelim, büyük fotoğrafı görmeden yorum yapmayın. Psikolojik üstünlük darbeye karşı olanlarda ancak teknik üstünlük bizde. Birim amirleri halkı ve memurları ikna etsinler. Şu an bize karşı direnme var, moralinizi yüksek tutun. İnternet kesilebilir, hazırlıklı olun ona göre hareket edin.'Bu mesajlardan, polis okulundaki mahrem yapılanmanın FETÖ'nün darbe girişiminde fiilen yer aldığının anlaşıldığı ifade edilen iddianamede, tutuklu sanık A.F.G'nin terör örgütü yöneticiliğinden 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.Diğer sanıklar A.A, A.Ç, A.T.K, A.D, E.G, K.A, M.E, M.O.Y, Ö.U, Ö.H, S.K. ve V.S. ise terör örgütü üyeliğinden 10 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak.Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, 2010-2014 yıllarında Balıkesir Polis Meslek Eğitim Merkezi öğrencilerine sözde mahrem imamlık yaptığı belirlenen 13 şüpheli hakkında gözaltı kararı çıkarılmıştı. Balıkesir, İstanbul, Ankara, Kars, Kocaeli, Şanlıurfa, Hatay, Yozgat, Bursa ve Bingöl'de 11 Eylül 2020'de düzenlenen eş zamanlı operasyonda bu kişiler yakalanmıştı. Aralarında 1 komiser yardımcısı, 1 polis memuru, 5 öğretmen, 1 infaz koruma memurunun da bulunduğu zanlılardan 12'si adli kontrol şartıyla salıverilmiş, 1 kişi tutuklanmıştı.
Reklam
Gaziantep'te 7 Ton Etil Alkol Ele Geçirildi
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep'te düzenlenen operasyonda 7 ton etil alkol ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, kaçak alkol taşıyan bir kamyonun kente geleceği bilgisine ulaştı. Söz konusu kamyonu Tarsus-Adana-Gaziantep (TAG) otoyolu batı gişelerinde durduran ve arama yapan ekipler, 7 ton etil alkol ele geçirdi.Gözaltına alınan 1 zanlının emniyetteki işlemleri devam ediyor.
Analiz - Biden-Blinken Yönetiminde ABD-Türkiye İlişkilerinin Seyri Değişebilir Mi?
İSTANBUL (AA) -ADAM MCCONNEL- Dean Acheson siyasi makalelerini derlediği A Democrat Looks at His Party (Bir Demokratın Partisine Bakışları) isimli eserine, ABD Yüksek Mahkemesi Yargıcı Oliver Wendell Holmes Jr.’dan yaptığı bir alıntıyla başlıyor: “Ve bana öyle geliyor ki şu anda muğlak olanı araştırmaktan ziyade, aşikâr olana dair bir eğitime ihtiyacımız var”. Holmes’un bu sözü, Acheson’ın ABD dışişleri bakanı olarak görev süresinin bitiminden sadece iki yıl sonra yazdığı metnin geri kalanında izah ettiği şeylerin çok güzel bir özeti niteliğinde.Acheson dışişleri bakanı olarak görev yaparken, cesur ve vizyoner dış politika girişimlerinin hâkim olduğu bir dönemin en cesur ve en vizyoner dış politika girişimlerinden birini gerçekleştirdi. Acheson NATO’nun kurulduğu 1949’dan Şubat 1952’ye dek, ABD Kongre’sini olduğu kadar, çeşitli Avrupalı müttefikleri de Türkiye Cumhuriyeti’nin NATO’ya tam üye ve müttefik olarak kabul edilmesine yönelik ikna edebilmek için uzun bir tartışma ve dil dökme süreci geçirdi ve nihayet bu konuda muhataplarını ikna etmeyi başardı. Yönetimi altında dışişleri bakanlığı yaptığı Başkan Harry Truman, Acheson’ın Türkiye’yi destekleme kararını “Hiroşima’nın bombalanmasının ardından aldığı en mühim karar” olarak değerlendirdi [1].Acheson’ın Türkiye’nin desteğe ihtiyacı olduğuna dair inancı, dış politikaya yaklaşımındaki net görüşlülüğün ve ABD çıkarlarını uygulama sahasına ilkeli bir şekilde koyma arayışının bir kanıtıydı. Gerçekten de Acheson sadece Kongre’yi değil, özellikle de meseleye taraf olan çeşitli Avrupa devletlerini, Türkiye’nin NATO’ya kabulü bağlamında, bu ülkeye asırlardır gösterilen önyargı, dini şovenizm ve aşikâr ırkçılığı aşmaya zorluyordu.Acheson’ın uluslararası ilişkiler alanında sıkı talimden geçmiş, odaklı ve gerçekçi bakışı, ABD dış politikasının başına on yıllardır bela olan kafa karışıklığı ile tam bir tezat oluşturuyor. ABD’nin Soğuk Savaş politikasını tanımlar hale gelen “ahlaki cihat”, Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte buharlaşıp kayboldu. O zamandan beri, emperyal reflekslerini hadleri aşan şekilde sergileme alışkanlığı ve “Teröre Karşı Savaş”ı, ABD’yi hem siyaset hem de ilkeler açısından giderek daha derin çatışmalara ve çelişkilere sürükledi. Joe Biden seçim zaferi konuşmasında, başkanlık edeceği yönetimin dünya liderliğini “ABD’nin örnekliğinin gücüyle” yapacağını iddia etti; ne var ki ABD’nin gösterdiği liderliği çok uzun bir süre önce karakterize eder hale gelen şey, çeşitli güç türleri üzerinden yapılan dayatmalardır. Dünyanın giderek çok kutuplu hale geldiği ve ABD’nin küresel egemenliğine en önemli meydan okumayı teşkil eden Çin’in anti-demokratikliğini hiç gocunmadan sergilediği günümüzde, ABD kendisini, uluslararası ilişkileri adına yeni, somut, tartışılmaz ve kapsamlı bir temel belirleyemez halde buluyor.Biden-Blinken dış politikası ve Türkiye CumhuriyetiBu konuda öne çıkan bir örnek, Acheson’ın NATO’ya dâhil etmek için çok büyük bir kararlılıkla çalıştığı müttefike karşı ABD’nin sergilediği yanlış yönlendirilmiş ve kafa karıştırıcı davranış. ABD’nin yirmi yıldır açık bir şekilde, hatta bazen bile isteye, Türk çıkarlarına zarar veren ve yüzlerce Türk vatandaşının ölümüyle sonuçlanan politikalar uygulamış olması çok çarpıcı bir faktör olarak önümüzde duruyor. Bölgede “Pandora’nın Kutusu’nu” açan, Irak işgalini gerçekleştiren George W. Bush yönetimiydi, ama Suriye’de PKK’nın Suriye koluyla ortaklık yapmak dışında hiçbir şey yapmamayı seçen de Obama yönetimi oldu.ABD Başkanı Joe Biden’ın Dışişleri Bakanlığı için seçtiği Antony Blinken kısa bir Senato onay sürecinden sonra 26 Ocak’ta yemin etti. [2] Türk basınında da geniş bir şekilde görüldüğü üzere, Blinken onay oturumlarından birinde, Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham’ın (buruşuk bir kâğıt parçasından okuduğu) bir soruya cevap verirken Türkiye’den “sözde stratejik ortak” diye bahsetti. Graham Türkiye-ABD ilişkilerine yabancı değil, bu nedenle S-400’ler etrafında gelişen durum hakkındaki sorusu şaşırtıcı olmadı. Blinken’ın cevabı da şaşırtıcı görülemez. Oturumlar halka açık bir forum şeklinde gerçekleşti ve Blinken senatörlerin sorularını şevkle yanıtlarken her iki partiyi de memnun etmeye ve Washington’ın mevcut siyasi havasına uygun cevaplar sunarak herhangi bir anlaşmazlık veya gerginlikten kaçınmaya çalıştı.Blinken’ın oturum sırasında yaptığı yorumlar beylik laflar olarak anlaşılmalı; ama Graham’a verdiği cevap, istemeden de olsa “lök” gibi bir ironiye bulandı. Blinken’ın beyanının tamamı şöyleydi: “Türkiye’nin bir NATO müttefiki olarak S-400’ü satın almakla yaptığı şeyin kabul edilemez olduğunu düşünüyorum. Stratejik -sözde stratejik- ortağımızın en büyük stratejik rakiplerimizden biri olan Rusya ile aynı çizgide bir araya gelebilmesi fikri kabul edilemez”. Blinken’ın bu yorumu, diğer NATO müttefiklerinin Rus yapımı silah sistemlerine sahip olmaları ve bunları kullanıyor oldukları gerçeği bir yana, ABD’nin bizzat kendisi tarafından da bir terör örgütü olarak nitelenen ve esasen Türkiye’yi hedef alıp on binlerce Türk vatandaşının ölümünden sorumlu olan PKK’nın organik bir şubesini aktif bir şekilde silahlandırdığı, finanse ettiği ve eğittiği altı yıllık bir sürecin ardından gelmiş oldu. Blinken FETÖ’nün Temmuz 2016’daki akim kalan darbe girişiminin ardından, bombalanan Türk parlamentosundaki enkazı gezdi; bu yüzden Türk kamuoyunun ABD algısının olumlu olmadığını biliyor olmalı. Çoğu Türk vatandaşının Blinken’ın yorumlarına cevabı, “Kendisine yaptırım uygulanması gereken esas ‘sözde stratejik ortak’ ABD’dir” demek olurdu.Karşımızda duran siyasi gerçek şu ki Obama yönetiminin eski bir üst düzey üyesi olan ve dışişleri bakanlığı pozisyonu için Obama’nın başkan yardımcısı tarafından görevlendirilen Blinken, o yönetimin genel olarak Doğu Akdeniz’e, özel olarak da Türkiye’ye yönelik politikalarının yerlerde sürünen mirasını da peşine takmış getiriyor. Bununla birlikte Blinken’ın (yahut Biden’ın) Obama’nın basiretsiz kararları ve pek kısa ömürlü kırmızı çizgileriyle Türkiye’nin etrafında yarattığı felaketlerden herhangi bir ders çıkardığına dair hiçbir işaret yok.Blinken yemin eder etmez Dışişleri Bakanlığı, Biden’ın “ABD’nin ittifaklarını onaracağı” [3] iddiasını tweetledi; fakat Biden’ın Ankara karşısındaki konumunun gerçekte ne kadar zayıf olduğunu anlamadığı çok aşikâr. Biden yönetimi Ankara ile temasa geçene kadar yaklaşık iki hafta geçti ve o zaman dahi temas, Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan üzerinden gerçekleşti. Bu davranış, adeta Obama’nın Gülen kültünün başarısız Temmuz 2016 darbe girişimine verdiği cılız ve pek ağırdan alınmış tepkinin hayaletlerini hortlatıyor.Daha da kötüsü şu ki Biden yönetiminin göreve gelmesinin hemen ardından Suriye’nin kuzeyinde bir PKK/PYD şiddet dalgası patlak verdi. Buna cevaben ABD Dışişleri Bakanlığı, şiddeti kimin uyguladığından bahsetmekten kaçınmak için, son sekiz yıldır kullanılan söylem hilekarlığının aynısında ısrar etti. [4] Ve Blinken’ın resmî görevine başlamasından sadece bir hafta sonra, yine ABD Dışişleri Bakanlığı, Boğaziçi Üniversitesi’nin yeni rektörüyle ilgili protestolara dair resmî bir açıklama yaparak Obama dönemini güçlü bir şekilde anımsatan bir adım daha attı. Türkiye’nin iç siyasetine ilişkin sürekli yapılan yorumlar, Türk halkındaki ABD’ye yönelik gücenikliği daha da alevlendirmekten başka bir işe yaramayacağı gibi, ABD’nin çıkarlarına da hizmet etmeyecektir. Özetle, Obama yönetiminin Türkiye’ye ve bölgesine yönelik tutumu, sanki son dört yıl hiç yaşanmamış ve bir adımlık bir tekleme dahi olmamış gibi kaldığı yerden yola koyulmuş bulunuyor.ABD’nin şu anki Türkiye Büyükelçisi David Satterfield’ın faaliyetlerinde daha iyi bir örneklik bulabiliriz. Eylemleri ve açıklamaları her zaman kınanmayı hak eden bir çizginin üstünde seyretmemiş olmasına rağmen, Satterfield, selefleri Francis Ricciardone ve John Bass’in utanç verici, bazen de rezil davranışlarının ardından ciddi bir düzelme adımı oldu. Örneğin Satterfield, Türk basını aracılığıyla Türk halkıyla samimi ve saygılı bir şekilde iletişim kurmaya daha fazla önem vermekte. Anadolu Ajansı’na yakın bir zamanda yaptığı kapsamlı yorumlar, onun daha yapıcı olan kamu diplomasisi uygulama tarzını yansıtıyor. [5]“Nazik eleman” iş başındaAntony Blinken’a dair çok sık karşılaşacağınız bir tanım, onun “nazik” biri olduğudur. Buna inanılmasını tamamen mümkün buluyorum; zira onun söylediklerini okuduğumda ya da görüntülerini izlediğimde ben de aynı izlenimi ediniyorum. Örneğin Blinken’ın, içinde [Susam Sokağı karakteri] Grover’ın olduğu dışişleri bakanı adaylığı [6] tanıtım videosunu ele alalım. Amerika’nın “çocukluk kültü”, siyasetine dahi işte bu derecede nüfuz etmiş durumda: Önümüzdeki dört yılı, Şi Cinping ve Vladimir Putin’in temsilcileriyle etkileşim içinde, Avrupalıları da insanlığın geleceği uğruna en basit karşılıklı tavizler vermeye ikna etmeye çalışmakla geçirecek kişi, kendisini küresel topluluğa bir kukla ile tanıttı.Blinken son 30 yılın çoğunu Washington’da geçirmiş ve dış ilişkilerin içinde bulunmuş olmasına rağmen, Condoleezza Rice’tan bu yana herhangi bir dışişleri bakanına göre halk nezdinde sahip olunan en düşük profille bu göreve geliyor. Türkiye’ye ve Türkiye’nin bölgesindeki meselelere dair bazı görüşlerini biliyoruz. Örneğin Blinken 2017 yılının başlarında The New York Times (NYT) için, Amerikan kamuoyunu kandırmaya yönelik bir şekilde, PKK’nın Suriye kolu (PYD/YPG) için uydurulan takma ad olan “Suriye Demokratik Güçleri”ne (SDG) ABD’nin desteğini sürdürmeye çağıran bir başyazı kaleme aldı. Blinken daha önce de ABD’nin Türkiye’yle ilişkilerine dair yorumlar yapmıştı; fakat bu yorumları, Biden’ın Aralık 2019’da NYT’ye yaptığı düşmanca açıklamalardan çok daha ihtiyatlıydı. Oy kazanmak gibi bir derdi olmadığı için, halka açık konuşmalarında, Blinken kimsenin dikine gitmeyen yavan şeyler söylüyor olabilir; ancak özelde tamamen farklı fikirleri de olabilir. Bu nedenle, Blinken’ın SDG hakkındaki başyazısından uğursuzluk tütüyor.Öte yandan, Biden’ın ilk dış politika hamlesi, görünüşe göre Blinken’ın da enerjisinin çoğunu harcayacağı Çin ve Asya’ya [7] daha büyük bir vurgu yapmak oldu. Blinken’ın SDG’ye verdiği destek göz önüne alındığında, insan ilk bakışta bu gelişmeden bir ferahlık duyacaktır. Ancak bu durumda, “muhalif görüşleri de arayıp bulacağını ve uzmanları dinleyeceğini” [8] ileri süren “nazik eleman”, neticede ABD’nin Türkiye’nin bölgesine yönelik politikası üzerinde daha büyük nüfuz sahibi olacak kişiye kıyasla, tercih edilir bir profil kalacaktır, ki o kişi Başkan Biden’ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk’ten başkası değil. Blinken’ın odak noktası Asya olacaksa, McGurk daha büyük bir hareket serbestisine sahip olacaktır; çünkü onun etki alanına daha az dikkat gösterilecektir.McGurk 2015’in sonundan Aralık 2018’e kadar PKK/PYD/YPG’ye silah, para ve eğitim sağlanmasında oynadığı rol nedeniyle Türkiye’de neredeyse yediden yetmişe herkesin nefretini kazanmış biri. McGurk gerçekte PKK teröristleri olan yüksek rütbeli PYD/YPG üyeleriyle alenen işbirliği yaptı. Türk vatandaşlarının büyük çoğunluğu McGurk’ü elinde sadece Suriyeli sivillerin değil, Türk vatandaşlarının da kanı olan biri olarak görüyor. Bu nedenle, Suriye’nin kuzeyinde onlarca kişinin hayatını kaybettiği PYD/PKK bombalamalarının en son halkası, Türkiye’de “McGurk geri döndü” şeklinde, umutsuzluğun hâkim olduğu bir tespitle karşılandı.Blinken ABD-Türkiye ilişkilerinin seyrini değiştirebilir mi?Neticede, önümüzdeki dört yıl boyunca, Türkiye-ABD ilişkileri, her şeyden önce Blinken’ın Türkiye’ye yönelik mevcut ABD politikasının sadece yanlış değil ikiyüzlü ve yalnızca ABD çıkarları için değil aynı zamanda Türkiye ve bölgedeki diğer toplumlar için de felaket niteliğinde olduğunu fark edip edemeyeceğine bağlı olacak. Blinken tanıtım videosunda “Amerikan değerleri” ve küresel zorlukların üstesinden gelmek için “müttefiklerin desteğini almak” gibi tipik klişeler zikrediyor. Türkiye 1950’den beri demokrasisi olan bir NATO müttefikidir, şu anda bölgede Rusya’ya karşı tek müstahkem kalkandır ve ABD’nin Türkiye’nin menfaatlerini tanıması durumunda, ABD ile olabildiğince büyük bir çerçevede işbirliği yapmaya son derece isteklidir.Blinken Türk müttefikinin desteğini almak istiyorsa, Türk yetkilileri dinlemek ve onlarla çalışmak zorunda kalacaktır. Türk yetkililer, bölgenin gerçekten demokratik olarak seçilmiş tek hükümetinin temsilcileri olmanın yanı sıra, bu bölgeyi ABD’li yetkililerden çok daha iyi anlıyorlar. ABD’li yetkililerin, bölgesel durumu yeni perspektiflerden anlamaya ve Türkiye ile uzlaşmaya istekli olması gerekiyor. En önemlisi, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri olduğu gibi, ABD’nin çıkarlarının Türkiye’nin çıkarlarıyla çok paralel durduğunu fark etmeleri gerekiyor.İkincisi, Blinken ABD’nin Türkiye politikasının değişmesi gerektiğini kabul edebilse bile, o zaman bir istikamet değişikliği için mücadele edebilecek midir? Blinken yalnızca Dışişleri Bakanlığı’ndan sorumlu olacak ve diğer ABD kurumları şimdiye dek Türkiye’nin bölgesinde politika uygulama konusunda son derece bağımsız olduklarını kanıtladılar. Örneğin Donald Trump birkaç kez bu kurumsal aktörlere karşı çıkmaya karar verdi; ancak kararlarını uygulatma konusunda çok sınırlı bir başarı elde edebildi. Blinken -ve nezaketinin- Pentagon gibi, Trump’ın esen gürleyen pozlarına karşı mukavemetli olduğu kanıtlanan kurumlara karşı tartışmalarda herhangi bir şansı olabilir mi? Blinken New Jersey Demokrat Senatörü Robert Menendez’in kendisine Senato onay oturumunun sonuna doğru ikrar ettirdiği garip Türkiye karşıtı “yeminini” ihlal etmeyi düşünür müydü?Aşikâr olanı öğrenmekABD’li yetkililer için kabul etmesi ne kadar zor olsa da, ABD’nin küresel spot lambalarının altındaki zamanının giderek azaldığı görülüyor. Diğer güçler yükselecek ve nihayet ABD’nin yerini alacaklar. Bu durumdaki temel endişe, demokrasinin muhafaza edilmesi ve insanlar için daha iyi bir hayat sağlayan bir siyasi sistem olarak yaşamaya devam edebilmesidir. Bu nedenle ABD’nin Türkiye’nin önemini teslim etmesi ve Türkiye ile çalışmak için gerekli tavizleri vermesi hayati önem taşıyor. ABD etkisinin gözle görülür şekilde azaldığı, AB’nin geleceğinin fırtına bulutları tarafından kuşatıldığı ve diğer yükselen güçlerin demokratik olmaktan çok uzak olduğu bir çağda, demokrasinin yaşama kabiliyeti tehlikededir. Türk yetkilileri ve en önemlisi vatandaşları demokrasiye bağlıdır. Fakat ABD’nin Türkiye’ye ve bölgesine yönelik mevcut politikası, ilgili herkes için demokratik bir geleceğe dair bir tehdit oluşturmaktadır.Daha da kötüsü, ABD’nin son on yılda Türkiye’ye karşı izlediği yanlış, felaket mahiyetindeki gidişatı tespit etmek ya da anlamak zor olmamalı; Türk yetkililer bunu ABD’li yetkililere yıllardır sürgit izaha çalışıyorlar. Bu arada, Türk güvenlik personelleri ve vatandaşları PKK/PYD/YPG şiddetinin kurbanı olmaya devam ettikçe ve müteakip ABD yönetimleri ABD’ye sığınan FETÖ mensuplarını iade etmeyi reddettikçe, Türk halkının öfkesi de giderek arttı. Bölgesel çıkmaz, Türkiye ve Rusya’nın bölgede artan sayıda çatışma bölgesinde karşı karşıya kalmasıyla derinleşti. Ancak Türkiye Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’ı, Moskova’ya karşı da Kiev’i destekleyerek 300 yıl sonra Rusya’ya karşı ilk açık, bağımsız olarak elde ettiği askeri ve diplomatik zaferini kazandı.Tüm bu sahne, Yargıç Holmes’un “aşikâr olana dair eğitim” ihtiyacına işaret ediyor. Türkiye ABD’nin küresel çıkarları için —Acheson’ın NATO müttefiklerini Türkiye’yi bir ortak olarak kabul etmeye ikna etmek üzere yoğun çaba sarf ettiği 70 yıl öncesinde olduğu kadar— hayati önem taşımaktadır. Türkiye capcanlı, sanayileşmekte olan bir demokrasidir ve İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Amerikan demokratik modelinden olumlu yönde etkilenen toplumlara başat bir örnektir. Senato Dışişleri Komitesi ve Dışişleri Bakanı Blinken “Çin modelinin” ABD demokratik modelini tehlikeye attığını anlayabiliyorlarsa, o zaman neden aynı yetkililer, Türkiye’yi tehdit eden tanımlı bir terör örgütünü (PKK/PYD/YPG) desteklemenin bu bölgede ABD’nin çıkarlarına asla hizmet etmeyeceğinin farkına varamıyorlar? Neden aynı yetkililer, Türkiye’nin demokrasisini ve devlet kurumlarını yıkmayı amaçlayan, şiddet kullanan bir dini kültü barındırmanın, Türkiye ile ilişkilerinde ABD’nin çıkarlarına asla hizmet edemeyeceğini anlayamıyorlar?“Bir Demokratın Partisine Bakışları”nın ilerleyen bölümlerinde Acheson, başarılı bir dış politika için gerekli olan iki hayati bileşeni tartışıyor: Amerika’nın bir hedefe ulaşma isteği ve yabancı toplumların bu hedefe ABD ile birlikte ulaşmak için ne derece istekli olduğu. Acheson yabancı bir devletin ve toplumun ABD ile ortak bir amaç için çalışma konusunda istekli olduğu durumda bile, “özgür uluslardan oluşan bir koalisyondaki liderlik sorununun” hâlâ devam ettiği konusunda ikazda bulunuyor: “Böyle bir grup, rıza esasına göre çalışır […] Liderlik, evvelemirde güvenin verildiği bir durumda tevdi edilir. Ve güven duyulması, davranışlara bağlıdır […] Ama güven derken neyi kastediyoruz? Koruduğumuz çıkarların bize güvenen insanların çıkarlarını da kuşattığına dair güven ilka edebilmeyi kastediyoruz”. [9]Acheson’ın bu izahı, Türk-Amerikan ilişkilerinde tekerrür eden temel sorunu tartışmasız bir vuzuha kavuşturuyor.[1999 yılından bu yana İstanbul’da yaşayan Adam McConnel tarih alanındaki yüksek lisans ve doktora derecelerini de almış olduğu Sabancı Üniversitesi’nde Türk tarihi dersleri vermektedir; 20. yüzyıl Türk tarihi, Türk-Amerikan ilişkileri ve 19 ve 20. yüzyıl dünya tarihi özel olarak odaklandığı araştırma alanlarıdır]Mütercim: Ömer Çolakoğlu[1] Acheson, Türk Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak ve Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Feridun Erkin arasındaki konuşmaların bir belgesi olan “Görüşme Notları”nda geçen 12 Nisan 1949 tarihli not.[2] https://www.youtube.com/watch?v=uRzjGxmI6Oo[3] https://twitter.com/StateDept/status/1355999296508755970[4] https://www.state.gov/attacks-on-civilians-in-syria/[5] https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/abdnin-ankara-buyukelcisi-satterfield-abd-turkiye-ile-koklu-ve-basarili-ticari-iliskilere-olan-bagliligini-surduruyor/2132524[6] https://twitter.com/ABlinken/status/1338529826836275202[7] https://www.politico.com/news/2021/01/28/biden-china-foreign-policy-463674[8] https://www.politico.com/news/2021/02/01/blinken-secretary-state-464268​​​​​​​[9] Dean Acheson, A Democrat Looks at His Party, s. 96-97.
Reklam
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Güvenlik Güçleri, Bouar Şehrini İsyancılardan Geri Aldı
ANKARA (AA) - Orta Afrika Cumhuriyeti'nin (OAC) batısında bulunan stratejik öneme sahip Bouar şehrinin kontrolü 25 gün sonra tekrar güvenlik güçlerinin eline geçti.Hükümetten yapılan açıklamada, Rus ve Ruandalı askerlerin de destek verdiği Orta Afrika ordusunun başkent Bangui’yi Kamerun’a bağlayan güzergahta stratejik öneme sahip Bouar şehrinin kontrolünü tekrar ele geçirdiği bildirildi.Ordu, 9-17 Ocak’ta yaşanan çatışmaların ardından binlerce kişinin evlerini terk etmeye zorunda kaldığı Bouar şehrinden çekilmiş, isyancı grup Değişim İçin Vatanseverler Koalisyonu (CPC) kenti ele geçirmişti.Yaklaşık yüzde 80'i silahlı gruplarca kontrol edilen ülkede güvenlik güçleri isyancıların kontrolündeki Boali, Bossembele ve Yaloke şehirlerinin ardından Bouar’ı da geri alarak ilerleyişini sürdürüyor.
Van'da 25 Kilo 400 Gram Eroin Ele Geçirildi
VAN (AA) - Van'ın Tuşba ilçesinde bir kamyonda 25 kilo 400 gram eroin ele geçirildi, 2 kişi gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğünün açıklamasına göre, Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, uyuşturucu ticareti, nakli veya depolanmasının önlenmesine yönelik çalışmalar kapsamında bir kamyonda arama gerçekleştirdi.Narkotik köpeği 'Şila' ile yapılan aramada, kamyona yüklü ev eşyaların arasına gizlenmiş 50 pakette 25 kilo 400 gram eroin bulundu.Zanlılar M.Y. ve R.Ö. gözaltına alındı.
Van'da Nesli Koruma Altındaki Yaban Hayvanları Tahnit Sanatıyla Müzede Tanıtılacak
VAN (AA) - Van'da, doğada ölü bulunan ya da tedavi sırasında ölen yaban hayvanları Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezinde tahnit yöntemiyle doldurularak doğa müzesinde sergilenecek. Van, Muş, Bitlis, ve Hakkari'de hasta ya da yaralı bulunan yaban hayvanlarının tedavi edildiği tek merkez olan Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezinde, nesli koruma altındaki yaban hayvanlarının gelecek nesillere tanıtılması amacıyla çalışma başlatıldı. Bu kapsamda, avcılar tarafından vurulan ya da çeşitli nedenlerle ölen yaban hayvanlarını tahnit sanatıyla (hayvan doldurma) adeta 'canlandıran' Merkezin Müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan, ur kekliği, toy kuşu, sakallı akbaba, kızıl akbaba, su samuru, vaşak, gelincik, kaya kartalı, yaban keçisi, ayı, kızıl tilki ve kurt gibi 25 hayvanın tahnitini yaptı.Yaklaşık 20 yıl süren çalışmanın ardından nadir görülen hayvanların özenle hazırlanan tahnitleri, üniversite bünyesinde oluşturulacak doğa müzesinde sergilenerek gelecek nesillere tanıtılacak. 2020'de 550 yaban hayvanı tedavi edildiYYÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Şevli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2020'de 550 hayvanın tedavi edildiği merkezin bölgedeki yaralı veya hasta yaban hayvanlarının şifa merkezi haline geldiğini söyledi.Doğada ölü bulunan ya da tedavi sırasında ölen, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanları tahnit sanatıyla geleceğe taşımak istediklerini anlatan Şevli, şunları kaydetti:'Hayvanların korunması açısından merkezimiz önemli bir hizmet veriyor. Doğada az görülen, öğrencilerin hayatlarında hiç karşılaşmayacağı hayvanları öldükten sonra tahnit sanatıyla canlandırıyoruz. Bu çalışmayla özellikle genç kuşaklar hayatlarında karşılaşamayacakları hayvanları burada görebilecekler. Öğrencilerin gelip burada araştırma yapabilecekleri bir düzenleme yapacağız. Bu hayvanların tahnitlerini tanıtıcı bilgilerle sergileyebileceğimiz bir müze oluşturmak istiyoruz. Bu konuda çalışmalarımız başladı. Halkımız, öğrencilerimiz doğada göremedikleri hayvanları burada rahatlıkla görebilecek.''25 hayvanın tahnitini yaptık'Doğada nadir bulunan hayvanların tahnitini yaptığını ifade eden Merkez Müdürü Aslan ise '20 yıldır, ölen hayvanların tahnitini yapıyoruz. Amacım nadir görülen bu hayvanların bölgede yaşadığını da göstermek. Örneğin Bitlis'ten getirilen ölü toy kuşunun yüz yıldır görülmediği tespit edildi. Bu nedenle doğada ölen hayvanları araştırmak için de getiriyoruz. Bunların içinde ismini duyup pek görmediğimiz toy kuşu ve sakallı akbaba gibi türler de var.' diye konuştu.Yaban hayvanlarını yaşadığı ortamda korumanın öncelikleri olduğunu vurgulayan Aslan, şöyle devam etti:'Şu ana kadar 25 tür hayvanın tahnitini yaptık. Bunların arasında ur kekliği, toy kuşu, sakallı akbaba, kızıl akbaba ve vaşak gibi kırmızı listede olan hayvanlar var. Bunların tahnitini yaparken doğal habitatını da gösteriyoruz. Nesli tükenmekte olan bu hayvanları oluşturacağımız doğa müzesinde sergilemeyi planlıyoruz. Bunun altyapısı da hazır. Bunu ilerletip osteoloji müzesine de çevirebiliriz. Bu hayvanların kemikleri, tüyü ve derisi ilime katkı sağlar. Oluşturacağımız müze hem araştırmacılara hem de arkeologlara hizmet edecek.'
Reklam
Büyü Evine Baskın! Suriyeli Büyücü Çetesi Çökertildi
Ankara'da dua okuma, muska yazma gibi yöntemleri kullanıp, büyü yaptıklarını iddia ederek dolandırıcılık yapan Suriyeli 'büyücü çetesi' polis operasyonuyla çökertildi. 1 yıl öncesine kadar belediyeden yemek yardımı alırken şimdi lüks yaşam sürdüğü belirlenen 13 kişi, gözaltına alındı.
Hamile Eşini Kayalılardan Atıp Öldürdüğü İdda Edilmişti: Tatile Götürmek İçin Zorla İkna Etmiş
Muğla'nın Fethiye ilçesinde eşi Hakan Aysal’ın 400 bin liralık ferdi kaza sigortası bedelini alabilmek için fotoğraf çekilirken kayalıklardan itip öldürdüğü iddia edilen 7 aylık hamile Semra Aysal’ın (32) ağabeyi Naim Yolcu, kardeşinin hem tatile hem de yasak olan düştüğü bölgeye gitmek istemediğini, eşinin ikna kabiliyetini kullanarak götürdüğünü söyledi. Yolcu, “Kardeşimin yükseklik korkusu vardı. Yasak bölgeye sağlıklı insanların dahi inmesi yasakken, 7 aylık hamile bir insanın oraya inmesi, oraya götürülmesi manidar” dedi.
Antalya'da Kamyonun Devrilmesi Sonucu Bir Kişi Öldü
ANTALYA (AA) - Antalya'nın Akseki ilçesinde kamyonun menfeze devrilmesi sonucu sürücü hayatını kaybetti. Adem Gülsatar'ın kullandığı 07 AOE 439 plakalı kamyon, Akseki Geriş Kavşağı yakınlarında yol kenarındaki menfeze devrildi. Kazada, Gülsatar yaşamını yitirdi. Kamyonda yüklü olan domates ve biberler yol kenarına savruldu.
Reklam
Adıyaman'da 28 Ev Kovid-19 Tedbirleri Kapsamında Karantinaya Alındı
ADIYAMAN (AA) - Adıyaman'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında 28 evde karantina uygulaması başlatıldı.Valilikten yapılan açıklamaya göre, kent merkezinde bazı kişilerin Kovid-19 test sonuçlarının pozitif çıkması üzerine İl Hıfzıssıhha Kurulu yeni karar aldı.Bu kapsamda, farklı mahallelerdeki 28 evde karantina uygulanmasına karar verildi.
Analiz - Kosova'da Erken Genel Seçim: Çözüm Mü, Kriz Mi?
ÜSKÜP (AA) -BESAR ADEMİ- Kosova 14 Şubat'ta düzenlenmesi planlanan yeni bir erken genel seçime gidiyor. Erken seçim kararı, geçtiğimiz yıl Haziran ayında kurulan hükümetin Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle alınmış ve 2020 yılı içerisinde ülkede iki hükümetin 'düşmesine' neden olmuştu.Kosova’da 1999 savaşının ardından 2001, 2004, 2007, 2010, 2014, 2017 ve 2019'da olmak üzere 7 genel seçim yapıldı; 2010 yılından bu yana ise tüm seçimler erken genel seçim olarak kayıtlara geçti. Bu durum, büyük ölçüde zorluklarla ve mecliste salt çoğunluğu elde ederek hükümete gelen, ardından iç ve dış politikada farklı konulardaki karşıt görüşler nedeniyle başarısız olan iktidar koalisyonlarının ülkede ciddi siyasi istikrarsızlığa yol açmasına neden oluyor.Kosova Meclisi, 10’u Sırp toplumunun temsilcileri ve 10’u ülkedeki diğer azınlık toplumlarının temsilcilerinden olmak üzere 120 sandalyeden oluşuyor. Çok partili, nispi temsil sistemiyle azınlıkların meclisteki yerlerinin garanti altına alındığı bir ülke olması nedeniyle Kosova’da günümüze kadar hiçbir parti mecliste tek başına iktidar elde edecek çoğunluğu sağlayamadı, koalisyonlar arasındaki anlaşmazlıklar ise ülkeyi erken seçimlere götürdü.Ülkedeki son erken genel seçim 6 Ekim 2019 tarihinde, dönemin Başbakanı ve Kosova’nın Geleceği için İttifak (AAK) partisinin Genel Başkanı Ramush Haradinaj’ın, Lahey’deki Savaş Suçları Özel Mahkemesi tarafından şüpheli sıfatıyla ifade vermeye çağrılmasının ardından istifa etmesiyle düzenlenmişti. Haradinaj, mahkemede Kosova başbakanı olarak değil de bir vatandaş olarak yer almak istediğini söylemişti.2004 yılında kuruluşundan beri ilk defa 6 Ekim seçimlerinde Kendin Karar Al Hareketi (VV), başbakan adayı olan partinin Genel Başkanı Albin Kurti ile en çok oyu almayı başarmış, eski başbakanlardan İsa Mustafa’nın genel başkanlığını yaptığı Kosova Demokratik Birliği (LDK) ve bazı azınlık oluşumlarıyla meclis çoğunluğunu elde etmeye başarmıştı. LDK’nin o seçimdeki başbakan adayı ise Vyosa Osmani’ydi.VV ile LDK arasındaki koalisyon görüşmelerinde en başından beri görevlerin bölünmesi konusunda anlaşmazlıklar mevcuttu. Taraflar anlaşmazlıkların çözümü için çalışma grupları kurmuş, Şubat 2020’de anlaşma sağlayarak yeni hükümet mecliste oylanmıştı.Bir yılda iki hükümet düştüHükümet koalisyonunu oluşturan partiler arasındaki anlaşmazlıklar hükümetin kurulmasından sonra da devam etti. Kurti önderliğindeki hükümet, kurulduktan kısa bir süre sonra 25 Mart 2020’de hükümet ortağı LDK tarafından meclise sunulan önerinin ardından güven oylamasında gerekli oyu alamadığı için düşmüştü. LDK kendi saflarından olan İçişleri Bakanı Agim Veliu’nun başbakan tarafından görevden alınmasına karşı çıkıyordu.Eski Başbakan Kurti ise kararı, Veliu’nun hükümetin olağanüstü hâl ilanıyla ilgili tutumuna karşı olması ve yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) ilgili paniğe sebep olduğu iddiasını dillendirdiği gerekçesiyle aldığını söylemişti.Ardından hükümet bir süre geçici hükümet tarafından yönetilse de aynı yılın Haziran ayında 61 milletvekilinin oyuyla, yani salt çoğunlukla, LDK tarafından önerilen Avdullah Hoti başbakanlığında yeni hükümet kuruldu. LDK bu sefer AAK, Sosyal-Demokrat Girişimi, Sırp Listesi ve diğer azınlıkların partileriyle koalisyona girdi.Yeni hükümete VV karşı çıkarken, hükümetin sadece erken genel seçimle seçilebileceğini, Hoti yönetimindeki hükümetin anayasaya aykırı olduğunu ve “hiçbir seçim kazanmadan göreve” geldiğini savunmuştu. Yeni hükümetin 11 Haziran’da oylanmasının hemen ardından VV, 'Milletvekili Etem Arifi'nin meclise katılımı ve oy kullanmasının anayasaya aykırılığı' gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulundu. Ülke anayasasına göre son 3 yılda herhangi bir şahıs mahkeme kararıyla ceza alırsa bu durum “milletvekili yetkisini kaybetmesine veya geçersiz hale gelmesine” neden oluyor.Aşkalilerin Entegrasyonu Partisi (PAİ) Milletvekili Arifi’nin, Hoti’nin başbakanlığını üstlendiği hükümetine oyunu kullandığı sırada, hakkında işlediği bir suçtan (sübvansiyonlarda dolandırıcılık) dolayı bir yıl üç ay cezası bulunuyordu. Ancak Arifi’nin cezası o dönem birkaç aylığına ertelenmişti.Anayasa Mahkemesi 22 Aralık 2020’de VV’nin talebini inceledikten sonra, 61 milletvekilinin oyuyla seçilen Hoti hükümetinin salt çoğunluğunda belirleyici rol oynayan Arifi’nin oyunu reddetti ve cumhurbaşkanından 40 gün içerisinde erken genel seçim tarihi ilan etmesini talep etti.Kosova'daki savaşta işlendiği öne sürülen savaş suçları sebebiyle yargılanan ve bu yüzden görevinden istifa eden eski Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi’nin yerine görevini vekaleten alan Osmani’nin ise, saflarından geldiği LDK’nin politikalarıyla aynı çizgide olmaması ve VV liderinin politikalarına destek vermesi ilgi çekici bir unsurdu. Osmani 7 Ocak’ta Kosova meclisini feshederek erken genel seçim tarihini 14 Şubat olarak belirledi. Osmani, ayrıca Kosova Merkez Seçim Komisyonu’na (KQZ) seçimlerin organize edilmesi ve düzenlenmesi için gerekli sorumlulukları üstlenmesi konusunda talimat verdiğini ifade etti.Engeller 14 Şubat erken genel seçimi öncesinde de mevcut14 Şubat seçimleri öncesinde siyasi parti ve milletvekili adaylarının onaylandığı süreçte KQZ, aralarında Albin Kurti olmak üzere bazı isimlerin milletvekili adaylıklarını onaylamayarak dikkatleri üzerine çekti. KQZ bu kararı, PAİ Milletvekili Arifi’nin aldığı cezadan dolayı Anayasa Mahkemesi tarafından oyunun geçersiz kılınarak Hoti hükümetinin anayasa dışı ilan edilmesine dayanarak verdi.Anayasa Mahkemesine göre, Kurti Eylül 2021’e kadar milletvekili adayı olamaz. Hatırlanacağı üzere Priştine Temel Mahkemesi 2015 yılında Kosova Meclisinde atılan göz yaşartıcı bomba nedeniyle “Silah veya tehlikeli araçların kullanılması ile resmi görevlerin yerine getirilmesi sırasında yetkili bir kişinin engellenmesi” suçlarından Kurti’yi suçlu bulmuştu.Mahkeme Kurti’yi Ocak 2018’de suçlu ilan etti ve ceza 18 Eylül 2018’de Temyiz Mahkemesi’nde onandı. Kurti bahsi geçen suçtan dolayı 1 buçuk yıl şartlı hapis cezası aldı.Kosova Şikayet ve İtiraz Seçim Paneli (PZAP) ve Yüksek Mahkemeye, Kosova Seçim Komisyonu’nun aldığı kararla ilgili şikayette bulunan VV’nin lideri Kurti, devlet kurumlarına 'bilinçlenmiş Kosova halkının iradesini daha önce hiç olmadığı gibi izleme ve karşı çıkmama' çağrısında bulundu. Kurti, 3 Şubat’ta başlayan ve 12 Şubat’ta sona erecek seçim kampanyası döneminde de bu duruşu sergileyerek, partisinin listesinin başında olacağını kaydetti.Cumhurbaşkanı Vekili Osmani ise KQZ’nin kararını “her ne pahasına olursa olsun tekrar edilmemesi gereken benzersiz bir siyasi gündem” olarak nitelendirdi. Osmani ayrıca ülkenin cumhurbaşkanı olarak 'Kosova kurumlarının anayasal işleyişini' sağlamakla yükümlü olduğunu ifade ederken, cumhurbaşkanlığından konuyla ilgili yapılan açıklamada “şartlı cezanın yasal sonuçlar doğurmadığı” kaydedildi.Son olarak 14 Ocak’ta LDK içerisindeki anlaşmazlık Osmani ile parti arasında yolların ayrılmasına neden oldu. Osmani ile Kurti birlikte aday olma konusunda anlaşma imzalarken, imza töreninin ardından düzenlenen basın toplantısında Kurti’nin başbakan, Osmani’nin ise cumhurbaşkanı adayı olacakları bildirildi.KQZ tarafından onaylanan oy pusulasında VV’nin listesinde 110 aday olmasına karşın, Kurti ve onay almayan iki adayın yerleri boş kalacak.Anayasa konusunda bilgi sahibi çevrelerin ülke medyasında yer alan tartışmalarına göre Kurti ve beraberinde milletvekili adayı olan kişiler mecliste yasama organının bir parçası olamayacak ancak ülke yönetiminde her türlü resmi görevi üstlenebilecekler.Öyle ki VV’nin kazanması durumunda Kurti başbakan, milletvekili listesi dışında kalan milletvekili adayları da üst düzey hükümet pozisyonlarına atanabilecek. Ancak daha sonra bu kişiler herhangi bir siyasi parti veya diğer şahıslar tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülerek görevlerinin anayasaya uygunluğu tartışılabilecek. Mahkemenin bu durumda nasıl bir karar alacağı ise henüz belirsizliğini koruyor.Eski siyasilere Lahey’de yönetilen iddialar bir dönemin sonunu mu işaret ediyor?Kamuoyunda 14 Şubat seçimleri öncesinde Kurti liderliğindeki VV ile Osmani’ye büyük bir destek görülüyor. Bu durumun ülkeyi yönetmesi beklenen hükümete “yeni dönemin” yolunu açması bekleniyor.Öte yandan, Lahey’deki Savaş Suçları Özel Mahkemesinde Kosova savaşından bu yana Kosova devletini yöneten sanıklar da dahil olmak üzere savaş suçu işlediklerinden şüphelenilen şahısların davası da devam ediyor. Savaş suçuyla itham edilenler arasında 2016 yılına kadar Kosova Demokratik Partisi’nin (PDK) genel başkanlığını yürüten ancak cumhurbaşkanı olduktan sonra anayasal yükümlülük gereği bu görevi Kadri Veseli’ye devreden Haşim Thaçi de bulunuyor. PDK, 2019 yılındaki seçime kadar ülkede 12 yıldır hüküm sürmüştü.Uluslararası hâkim ve savcılardan oluşan, Kosova Özel Savcılığı ve Odaları olarak da bilinen mahkemenin görevi 1998-2000 yıllarında bölgede işlendiği öne sürülen savaş suçlarını araştırmak ve yargılamak.Kosovalı yetkililer ve UÇK’de farklı görevleri bulunan şahıslara yönelik suçlamalar, mahkemenin ilk olarak eski Başbakan Haradinaj’ı tanıklık etmek üzere mahkemeye çağırmasıyla başlamıştı. Lahey’de gözetim evinde tutuklu bulunan Thaçi ve Veseli, UÇK’nin kurucuları arasında yer alıyor. Bu isimler Kosova’nın bağımsızlığında önemli rol oynamış, bağımsızlığın elde edilmesinden sonra da ülkenin üst kademelerinde görev almıştı.Lahey'deki iddialar, ülkenin eski komutanlarının başını çektiği siyaseti de sarsarak 'askeri-siyasi bir dönemin' sona erdiğinin sinyallerini de vermiş oldu. Ülkenin bağımsızlığında kilit rol oynayan ve bağımsızlığın ardından ülkeyi yöneten Thaçi ve Veseli 14 Şubat erken genel seçiminde tutuklu oldukları için aday olamayacak. Böylece seçim yarışında en çok tercih edilecek adayların Kurti ile Osmani olacağı öngörülüyor. Ancak seçim komisyonun verdiği kararla Kurti’nin durumu belirsizliğini koruyor.Her iki favori aday da 2019 yılındaki erken genel seçimde farklı partilerin başbakan adayları olarak yarışmıştı. En çok oyu Kurti liderliğindeki VV; peşi sıra Osmani’nin başbakan adayı olduğu LDK almıştı.25 Mart 1975'te Priştine'de doğan Kurti, savaş öncesi çok sayıda öğrenci protestosuna katılan, özellikle lideri olduğu 1 Ekim 1997 tarihindeki öğrenci protestosundan beri faal bir siyasi aktivist olarak tanınıyor. Savaştan sonra, 2004'te VV Hareketi'ni kuran Kurti, o zamandan beri ülke siyasetinde aktif rol aldı. Ancak 2019'a kadar hiçbir zaman merkezi hükümette yer almadı. Kurti’nin partisi, hükümete karşı isyanlarını sokak protestolarıyla ifade eden genç Kosovalı kesimler ile en büyük yükselişi yaşadı.17 Mayıs 1982’de Mitrovica'da dünyaya gelen ve hukuk mezunu olan Osmani ise LDK aktivisti olarak gençlik döneminden beri siyasetle uğraşıyor. 2019 yılındaki son seçimlerine kadar, Kosova Meclisi'nde üç dönem boyunca LDK milletvekili olarak görev yapmış, son iki dönemde ise Kosova’da en çok oy alan kadın aday olarak tarihe geçmişti.14 Şubat erken genel seçimde yarışacak diğer büyük partilerin başbakan adayları ise şöyle: LDK’dan mevcut Başbakan Avdullah Hoti, PDK’dan ise Enver Hoxhaj. AAK partisinde liste başı olarak eski Başbakan Haradinaj varken, kendisinin başbakan değil cumhurbaşkanı adayı olacağı kaydedildi.Son on yılda seçimler “parlamento krizinin” çözüm yolu olmadı14 Şubat erken genel seçimi Kosova'yı derinleşen siyasi ve ekonomik krizden 'kurtarma hükümeti' için bir umut olarak görülse de geçtiğimiz on yılda erken seçimler parlamento krizini daha da derinleştirerek, sadece ekonomiyi değil, aynı zamanda ülkenin uluslararası gündemini de olumsuz etkiledi.Her ne kadar Kurti meselesinde, VV liste başı olup olmayacağı veya bu yılın Eylül ayına kadar milletvekili adaylığının men edilip edilmeyeceği konusunda çelişkili bir durum bulunsa da yapılan hesaplamalar ve medyadaki analistlere göre Kendin Karar Al hareketi meclisten en az 40 sandalye elde edecek. VV’ye, mecliste 61 sandalyeli çoğunluğu elde etmesi için, diğer partilerden en az 20 oy gerekecek.Geçmişteki uygulamalara dayanarak, Kosova Meclisi’nin ülkeyi krizden çıkarmak ve ülkenin uluslararası gündemini uygulamak için daha fazla milletvekilinin desteğiyle daha güçlü bir parlamento çoğunluğuna ihtiyacı var.Kosova savaşında büyük zorluklar ve sıkıntılar yaşayan Kosova halkı, son on yılda yapılan olağanüstü seçimlerle ve özellikle devlet kurma sürecinde karşılaştığı “ambargolar” nedeniyle 2008 yılındaki bağımsızlığının keyfini gerektiği gibi süremedi. Ülke tüm gerekli şartları yerine getirmesine rağmen halen Avrupa Birliğinin (AB) vize serbestisi için uğraşıyor.Mütercim: Cihad Aliju
Reklam
Çin'den Kargoyla Adana'ya Gönderilen Pakette "Gamma-Bütirolaktan" Cinsi Uyuşturucu Ele Geçirildi
ADANA (AA) - Çin'den kargoyla Adana'ya gönderilen bir pakette, 637,53 gram 'Gamma-Bütirolaktan' cinsi uyuşturucu ele geçirildi, gözaltına alınan şüpheli tutuklandı.Alınan bilgiye göre, Adana Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Bölge Amirliği ekipleri, Çin'den kargoyla kente gönderilen bir paketten şüphelendi. Paketi inceleyen ekipler, şişe içerisinde 637,53 gram sıvı bulunduğunu belirledi.Yapılan testlerde, maddenin 'Gamma-Bütirolaktan' cinsi uyuşturucu olduğu belirlendi.Paketi teslim almaya gelen şüpheli İ.G. yakalandı.İşlemlerin ardından adliyeye sevk edilen zanlı, çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.
Sanatçı Ali Düşenkalkar: "Sadece Sanata Değil, İnsana Karşı Da Sorumluluğumuz Var"
İSTANBUL (AA) - DİLEK DALLIAĞ - 'Baba Evi', 'Hanımın Çiftliği', 'Muhteşem Yüzyıl Kösem’' ve 'Gönül Dağı' adlı dizilerle, 'İstanbul Kanatlarımın Altında', 'Kaç Para Kaç', 'Çamur', 'Korkuyorum Anne', 'Devrim Arabaları', 'Osmanlı Cumhuriyeti' ve 'Ay Büyürken Uyuyamam' adlı filmlerde rol alan oyuncu Ali Düşenkalkar, 'Sorumluluk, sadece sanata karşı değil, insana karşı da öyle. Sanat benim için bu anlamda araç olarak kullanılabilir. İnsana karşı da her zaman nefes alıyorsak sorumluluğumuz vardır. Ben sadece bu kapsamda sanırım tiyatroyla buluştuğum ve bu yapıda bir kültürde ders aldığım için böyle düşünüyorum.' dedi.Devlet Tiyatrosunda birçok oyunda oyuncu ya da yönetmen olarak yer alan, sinema filmi, dizi ve belgesellerde seslendirmeler yapan, yurt içi ve yurt dışı festivallerden ödülle dönen sanatçı, aynı zamanda Bursa Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliğini de üstleniyor.Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde çekimleri devam eden, TRT’nin sevilen yapımı Gönül Dağı dizisinde 'Düğüncü Muammer' rolünü canlandıran sanatçı, sanata ve insana sorumlulukla geçen 40 yıllık sanat hayatını, 'yedek parça ve yan sanayi' dediği seslendirmenin pandemiyle birlikte geldiği son durumu ve 11 Şubat'ta Bursa, Nilüfür Belediyesi Kent Tiyatrosunda dünya prömiyerini yapacakları konteynır projesi 'Hamlet’in Bütün Ölüleri ya da Hamlet'in Mezarlık Ziyareti' oyunuyla ilgili heyecanını AA muhabiriyle paylaştı.SORU: Merhabalar, hoş geldiniz nasılsınız?Ali Düşenkalkar: 'Kayıtta mıyız?'SORU: Kayıttayız. Ali Düşenkalkar: 'Çok güzel, ben bu soruyu daha sonra yine soracağım, kayıtta mıyız? diye. Bu benim esprim çünkü röportajlarımda onu yapıyorum. Hoş geldiniz.'SORU: Siz de hoş geldiniz çekimden. Eskişehir’de, Sivrihisar’dayız. TRT1'deki Gönül Dağı dizisinin çekimleri nasıl sürüyor?Ali Düşenkalkar: 'Teşekkür ederim. Ya ne kadar güzel, Anadolu’nun bir köşesi gibi düşünebilirsiniz Sivrihisar'ı. Fakat doğa şartları. Kışa girmekteyiz. 'Kış geç kaldı.' diyor Sivrihisarlılar. Biz de kışın geç kaldığını artık kar yağışıyla hissetmeye başladık Sivrihisar’da. Hissetmiyoruz aslında zaman zaman çenemizin kilitlendiği oluyor.'SORU: Veysel’in (Semih Ertürk) babası, Düğüncü Muammer’i oynuyorsunuz. Sıcak bir dizi çekiyorsunuz. Kardeşiniz Ağıtçı Hüseyin (Erdal Cindoruk) ile barıştınız mı onu sorayım?Ali Düşenkalkar: 'Sanırım barışmayacağız. Barışırsak, sanırım senarist arkadaşlarımızın kurduğu bütün kurgu bozulur. Orada bir çatışma, çelişki, sorun var. Orası senaristler için hoş bir durak. Sanırım barışmazlar onlar. Barışmamanın yollarını bulmak daha zor biliyorsunuz değil mi? Yani kurgu aşamasında senarist arkadaşların bizi bağlamlara götürdüğü meselelerde haftalık senaryoyu elime aldığımda gerçekten çok gülüyor, çok eğleniyorum o sahnelere. TRT 1’in bu sıcak dizisinde yer almaktan ve seyirci tarafından aynı sıcaklıkla kucaklanmamızdan dolayı çok mutluyum.'SORU: Zaten barışırsanız da onun şiddeti, duygusallığı yüksek olur herhalde?Ali Düşenkalkar: 'Zaman zaman buna benzer nüveler veriyoruz. Yine yakında olacak bir bölümün içinde böyle sahneler var, söylemeyeceğim, sürpriz kalsın. Kayıtta mıyız?'SORU: Kayıttayız. Siz aynı zamanda Eskişehir Anadolu Üniversitesinde öğretim görevlisiydiniz. Devam ediyor musunuz? Ali Düşenkalkar: 'Hayır, devam etmiyorum. 2000-2005 yılları arasında bir yarım yıl ara vererek Eskişehir Anadolu Üniversitesi Konservatuvarında tiyatro bölümünde derslere gelmiştim. Eskişehir’i iyi bilirim. Ama olduğumuz semt mesela o zamanlar yok gibiydi adeta. 'Burası eskiden dutluktu.' derdik ya, adeta öyle bir bölgeydi. Ayrı bir köşeydi. Tarlalar vardı. Çekim vasıtasıyla geldim ve hayretler içerisindeyim. Gerçi Eskişehir çok değişti. Kasaba niteliğinden gerçekten büyük şehirle beraber büyük bir vizyonla çok başkalaştı.' SORU: Lefkoşa doğumlusunuz ve liseyi bitirene kadar orada okudunuz ve yaşadınız. Tiyatroya orada hem okulunuzda hem de sokak tiyatrosu yaparak başladınız. Savaş karşıtı oyunları sokakta sahneliyormuşsunuz. Biraz o yıllarınızı anlatır mısınız? Nasıl bir hayatınız vardı?Ali Düşenkalkar: '1974’ten söz ettiniz. Kendimi bildiğim ilk gençlik yıllarım. İçinin delikanlılığıyla insanın anarşik ruhu başkaldırır ya, işte o yıllar sanırım.'SORU: Bir de 1974 tarihi olarak önemli bir yıl..Ali Düşenkalkar: 'Tabii ki; 1974, savaş yılı ve Barış Harekatı'nın yapıldığı yıl. Savaşın gençler üzerindeki travmaları... Benim annem ve babam mesela 1958-1959 ve 1963 savaşlarını da biliyor. Ben 1961 doğumluyum. Tam merkezde, Lefkoşa'nın göbeğinde doğdum. Aslında insanlar savaş istemiyor. Fakat sistem buna sanırım zorluyor. Bunu da ötelemek, itmek ve savaştan uzak kalmak lazım. Sanırım gençlik yıllarım buna karşı koydu. Gerçekten, 'Savaşa hayır' pankartı açarak, 1977-1979 yıllarında Brecht’in, Neşe Yaşin'in şiirlerini okuyarak, herhangi bir uç ve siyasi mesele olmadan, insanları savaş karşıtlığına davet eden bir oluşumun içindeydim ben de. Bu gösterileri yapıyorduk.''Felsefi ve estetik açıdan kendimizi beslememiz gerekiyor'SORU: Lefkoşa’da tiyatro ve sanat, insan hayatında ne kadar etkili ve nasıl bir yerdedir, merak ediyorum?Ali Düşenkalkar: 'Çok uzun zamandır Lefkoşa’nın dışındayım ama bağım kesilmedi. Annem ve kardeşim orada. Son 2-3 yıldır Lefkoşa Belediye Tiyatrosu idaresi bir değişim gösterdi. Bayrak değiştirdi arkadaşlar. Fakat Devlet Tiyatrosunun biraz atıl kalmış bir hali var. Üstelik çok büyük anlaşmaları var, Türkiye'deki Devlet Tiyatroları ile. Yılda iki yönetmen, iki oyuncu ve dekor yapımı becayiş edilebilir ya da buradan yardım isteyebilirler. Orada kadroların gelişmesi ve genişlemesi lazım. Gelişme ise sadece okul bitirmekle olmuyor. Oradaki dostlar sanırım biraz az görüyor bunu. İnsanın herhangi bir sohbette, bir resimde ya da müzik parçasını dinlediğinde beslenmesi gibi hem felsefi hem de estetik açıdan kendimizi beslememiz gerekiyor, her zaman, her yerde. Sanatçının zaten asıl durakları buralar. Oralarda beslenir ve oralara yatırım yaparsak, kendi ülke tiyatromuza da şehrimize de ülkemize de sınırlarımıza da belirli katkılarda bulunuruz. Orada bir duraksama var galiba. Siyasiler, gerçek yatırımın insana olduğunu unutmadan, tiyatroya yatırım yaparlarsa sanırım gelişebilir. Kıbrıs’ta tiyatro yanmıştı ve yanmış olan tiyatro yapılmadı. Başka bir şey söylemeyeyim. Siyasiler bunu işitirlerse kendi kulaklarını çeksin.'SORU: Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarından mezun olur olmaz Devlet Tiyatrolarına hiç ara vermeden başlamışsınız. Şanslı mı demeliyiz hemen kadroya girmeniz yönünden?Ali Düşenkalkar: 'Evet, çok doğru, çok haklısınız. Biz sınıf olarak şanslıydık. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarının tiyatro bölümüne 1979 yılında giren öğrenciler, çok önemli bir yelpazedeki öğretim görevlileri tarafından yetiştirildi. Yani bizim sınıfımızın hocaları, Türkiye tiyatrosuna bugün damgalarını vurmuş insanlardır. Onun için çok şanslıydık gerçekten. Zaten tiyatro, usta-çırak ilişkisine dayalı bir şeydir. 1979 yılında girdik, 1983 yılında mezun olduk. Birkaç arkadaşımız alt sınıfta kaldı. Fakat onlarla da birkaç yıl sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu çatısı altında buluştuk. İstanbul Devlet Tiyatrosu yeni kurulmuştu. 4-5 yıl olmuştu. 60 kişilik ortalama bir kadrosu vardı. Biz 11 kişilik bir sınıftık mezun olduğumuzda. 10 kişi birden tek dilekçeyle bizi İstanbul kadrosuna aldılar. Devlet Tiyatrosunun genç insana ihtiyacı vardı. Bizim öğretmenlerimiz sağ olsun Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarının öğretim görevlileriydi. Bir torpil mi yaptılar? Hayır. Bir 10 yıl sonra tiyatronun bütün yükünü bu sınıf taşıdı.'SORU: 'İstanbul Efendisi', 'Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz', 'Macbeth', 'Amadeus', 'Afife Jale', 'Küçük Nasrettin' ve dahası, çok sayıda oyunda, oyuncu, yardımcı yönetmen ve yönetmen olarak da görev yaptınız. Sanki yıllar içinde hiç boşluk vermeden çalışıyor olmanız sanata karşı büyük bir sorumluluğunuz varmış hissi uyandırıyor. Siz öyle hissediyor musunuz?Ali Düşenkalkar: 'Sorumluluk, sadece sanata karşı değil, insana karşı da öyle. Sanat benim için bu anlamda araç olarak kullanılabilir. İnsana karşı da her zaman nefes alıyorsak sorumluluğumuz vardır. Ben sadece bu kapsamda sanırım tiyatroyla buluştuğum ve bu yapıda bir kültürde ders aldığım için böyle düşünüyorum. Sahnede olmak güzel bir şey. Şimdilerde artık pek sahnede olmayı seçmiyorum. Yönetmenlik tarafına geçmek daha çok hoşuma gidiyor. Son 5-6 yıldır yaptığım oyunlarla daha çok aşağıda olmayı seviyorum gerçekten. Üretimin farklı bir bakışıyla, başka bir tümce söylemek için. Yaşamınızda derdiniz varsa da zaten sanatla uğraşırsınız. Hele tiyatroyla derdiniz olmazsa yaşama dair, hiçbir şekilde yoksunuzdur orada. Derdiniz varsa kurtulamazsınız da bu dertten. Hep bir şey anlatmak durumundasınız ya da sizce nasıl olması gerektiğini söylemek zorundasınız.'SORU: Profesyonelliğinizin kırkıncı yılınızdasınız değil mi?Ali Düşenkalkar: 'Profesyonelliğim evet, evet. Devlet Tiyatrosuna ilk 1983 yılında girdiğime göre evet. 1983 yılından önce de ben tiyatro yaptım. 1980 yılının şubat ayında Devlet Tiyatrosuna figüranlıkla başladım, profesyonel yaşama. Doğru, tam 40 yıl olmuş.''Selendirme sanat değildir, var olan bir şeyle örtüşmektir'SORU: Dönüp baktığınızda kilometre taşlarınıza içinizde mutluluk yaşadığınız ve iyi ki yaptım dediğiniz hangi projeleriniz var?Ali Düşenkalkar: 'Ben sadece İstanbul'da tiyatro yapmadım. İstanbul dışında, Trabzon, Adana, Ankara, Bursa Devlet Tiyatrosu, İstanbul içinde özel tiyatrolar, Nilüfer Kent Tiyatrosu ve Bursa Şehir Tiyatrosunda oyunlar sahneye koydum daha önce. Sadece İstanbul değil, derdim. Herkese ulaşmak için bunları tercih ettim.'SORU: Türkiye'nin dört bir yanına gitmek değil mi?Ali Düşenkalkar: 'Tiyatro yapıyoruz. Tiyatro yaptıktan sonra sorun yok. Bu bildiğim ve anladığım bir iş. Onun için başka bir iş yapmayı tercih etmiyorum. Bunun yedek parça ve yan sanayileri de var.'SORU: Evet, seslendirme için söylüyorsunuz yedek parça ve yan sanayiyi. Ama aslında çok önemli filmlerin başrol ve ana karakterlerinin sesisiniz. Bu çok büyüleyici geliyor izleyenlere aslında ama siz yedek parça ve yan sanayi diyorsunuz. Neden?Ali Düşenkalkar: 'Şöyle; ben orada bir filmde oynayan sanatçıya sanat yapmıyorum. Yapılmış bir olgu var ortada. Bunu böyle savunuyorum. Onun için yedek parça, yan sanayi diyorum. Gerçek bir sanat var, estetik, film, yönetmen, oyuncu, prodüktör var. Bu filmde biz sadece Türkçe söyleyen kısmındayız. Onun için biz bir yedek parçayız, bir yan yoluz diyorum. Biz sanat yapmıyoruz. Seslendirme bu anlamda bir sanat değildir. Seslendirme var olan bir şeyle örtüşmektir ve onun önüne geçmeden, ciddi ve büyük bir saygınlıkla yapılması gerekir. Oynamış bir aktörün önüne geçmeye çalışarak, onun tümcelerini, onun anlarını eğer algılamayıp metin okumaya çevirirseniz, o da en kötüsü olur. Artık yavaş yavaş ülkemizde teknolojinin gelişmesiyle iyi seslendirme yapılmadığı kanaatindeyim. Çünkü eskiden biz stüdyoya hep beraber, 7-8 kişi girerdik ya da konuşacağınız roller beraber girerdi. Artık şimdi salgının da bize kazandırdığı bir şeyler oldu galiba. Evden de seslendirme yapabiliyoruz. Belirli programları var ve evden siz konuşuyor, gönderiyorsunuz. Sonra başkası da aynı şekilde yapıyor gönderiyor. Onun ne dediğini, nasıl dediğini bilmiyorsunuz. Hangi tonda cevap vereceğinizi bilmiyorsunuz. Yani stüdyodaki insanın aldığı nefesin nasıl bir nefes olduğunu ya da nasıl bir tonda size bağırdığını bilmiyorsunuz. Artık makinelere ve teknolojiyle yapılan bir seslendirmeye kalınca, bu anlamda biraz eski değerlerini yitirdi. Anılarımızda kalacak yakında.'SORU: Bu anlamda tabii stüdyoda hep beraber seslendirmeniz, bu ruhu yaşatıyor olmanız aslında önemli ve 'Sadece seslendirme yapıyorum.' dememektir bu. Evde tek başınıza teknolojik seslendirme kaydında demek ki bu ruhu hissetmiyorsunuz?Ali Düşenkalkar: 'Tabii ki önemli. Hayır tabii ki vermiyor.'SORU: Ben dahil eminim çok insan, Hugo Weaving’ın oynadığı 'V For Vendetta'da, V’yi sırf sizin sesinizle dinlemek için dublajlı halini izlemek istiyor, bu ruhu hissederek. Siz ne hissediyorsunuz?Ali Düşenkalkar: 'Evet, o film benim yaşamımda çok özel bir yer aldı. Haklısınız. Çok da güzel bir film çünkü. Ben o filmi 3 günde konuştum. Birinci gün bitireceğimizi sanıyorduk seslendirme yönetmeniyle. Fakat bir yerde yoruldum. Önceki gün prova da yapmıştım. Herkes prova da yapmıyor artık. Eskiden biz prova yapardık. Kaseti alırdık stüdyodan, yapım şirketinden. Seyrederdik, tekste bakardık, tekstin deşifresini yapardık. Şimdi artık o kadar süratli yaşıyoruz ki, bu da artık fast food gibi bir hale dönüştü. Zaten deşifre ederken filmi konuşmuş oluyorsunuz. Ne filmi görüyorsunuz, ne filme sahipsiniz, birden bire sizden kaçıp gidiyor. Seslendirmenin bugün Türkiye’de geldiği yerden dolayı üzgünüm. Eskiden öyle değildi. Bu sadece benim için özel bir şey değil. Özellikle böyle bir filmi konuşmuş olmamdan kaynaklanan bir övgüyü almışlığımdan söylemiyorum. Buna bir enstantane diyelim. Ben bugün böyle görüyorum. Daha iyisi yapılabilirdi ve yapılıyordu. Zamana karşı yarış sanırım bunun tadını kaçırdı. Dibi tuttu.'SORU: Tiyatro oyunlarınızın yanı sıra radyo tiyatrosu, radyoda arkası yarın, belgeseller, sinema filmi ve dizi film seslendirmelerine okul zamanında mı başlamıştınız?Ali Düşenkalkar: 'Okul biterken son sınıfta başladım. Ramazan eğlence programlarında Dinçer Sümer’in yazdığı oyunlar vardı. Onlarla başlamıştık. Bir ajans çağırıyordu ve onları arkası yarın gibi yapıyorduk. Film seslendirmesine de belki hatırlayacak olanlar vardır, VHS ve Betacam dönemi vardı. Stüdyolara gider kasetleri seslendirirdik. Her köşede kasetçiler vardı eskiden. Müthiş bir dönemdi. Bir stüdyo günde 3-4 kaset yapabilirdi. O stüdyoda işimiz biter, öbür stüdyoya giderdik. Ben de yaptım. Adıma değil, bir ticari şirketin adına 5 tane stüdyoyu ben çalıştırdım. Cast'ları yaptım, insanları nasıl bir ses yelpazesiyle bir filmde konuşturmak adına çalışmalar yaptım. Çünkü öyle bir ses vardır ki değerlidir. Bas bir sestir. Sadece bas olduğu için o arkadaşımıza, o ünlüye, eğer başrolü verirseniz, ki yapılan en büyük yanlışlardan biridir diye düşünüyorum, o doğru olmayabiliyor. Çünkü o aktörün sesi benzeyebilir ama o filmde öyle oynamamıştır. Onun için o konuşmacıyı bulmak lazım.'SORU: Çok filmde rol aldınız. Mesela Reha Erdem’in 'Korkuyorum Anne', 'Kaç Para Kaç', 'Beş Vakit' başta olmak üzere, filmlerinin birçoğunda varsınız. Bu filmler hep ödüllü, festival filmleri oluyor. Reha Erdem’in filmlerinde olmak nasıl bir duygu? Sinema filmlerindeki seçiminizi neye göre belirliyorsunuz?Ali Düşenkalkar: 'Evet, çok mutluluk verici bir şey. Bir gün bir gazete bana sormuştu, 'Korkuyorum Anne'den sonra ne düşünüyorsunuz?' diye. 'Artık oğluma hediye edebileceğim bir filmim var.' demiştim. Manşetten röportajıma onu yazmışlardı. Reha Erdem ile tanışmam çok ilginç. A Ay filmini çektikten sonra bir çocuk konuşmacı arıyorlarmış. Çocukları eskiden bizde kadın arkadaşlarımız konuşurdu. Çok da güzel sesler vardır. Yıllarca benim ağabey-kardeş, abla-kardeş konuştuğum sesler vardır. Örnek, rahmetli Fatoş Balkır, Oya Küçümen, Oya Presçiler ve birçok arkadaşımla, hanımefendiyle ağabey-kardeş konuşmuştum. 30 yıl önce, sesim 14 yaşına kadar inebiliyordu. Bir gün Reha Erdem, stüdyoda bir erkek çocuk konuşmacı arıyor. Bana ulaştılar, 'Tabii gelirim.' dedim. Orada tanıştık. Hatta Arif arkadaşımız çok iyi bir oyuncudur. Onu konuştum. Çok beğendi Reha, 'Tamam oldu.' dedi. Birkaç kadın arkadaşımız konuşmuş, olmamış. İlk tanışmamız öyle başladı. Ondan sonra Kaç Para Kaç'ta beraber çekim yaptık. Benim işimin bittiği gün, beraber vapur iskelesindeydik Kabataş'ta. Koluma girdi, 'Bundan sonraki işte de beraber olacağız.’ dedi. Korkuyorum Anne'nin ismini söylemeden zikretmişti. Sonra beni 2-3 yıl sonra çağırdı gittim. O süre biraz uzun. Bana, 'Ne kadar fotoğrafın ve geçmişine ait belge elinde varsa getirsene. Rolün adı Ali.' dedi. İki sayfa sinopsis okudu bana. Filmin adı Korkuyorum Anne değildi ama gösterime Korkuyorum Anne olarak çıktı. Fakat jenerikte (İnsan nedir ki?) eski adı yazar filmin. O çok güzel bir anı benim için. Nürnberg Film Festivali’nde, Ankara Film Festivallerinde En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini aldım onunla. Reha Erdem ile devam ettim. Bazı filmlerinde sadece ses olarak varım. Bu çok güzel bir şey.''Baba Evi dizisi, çıraklıktan kalfalığa geçmekti'SORU: Sadece Reha Erdem filmleri değil, birçok sinema filmleriniz var rol aldığınız. Derviş Zaim’in 'Çamur', 'Devrim Arabaları', 'Malazgirt 1071' ve diğerleri de çok özel filmler.Ali Düşenkalkar: 'Evet, mesela 'Osmanlı Cumhuriyeti' de çok ilginç bir filmdir. Oradaki rolüm İbrahim Paşa da benim için çok hoş bir roldür. Düzenin ve sistemin yalpalattığı insanları çok seviyorum. Onlarla uğraşmayı bir aktör olarak çok seviyorum galiba. Öyle şeylerle biraz haşır neşirim. Bu dizide de çok sağlıklı bir adam değil, oğluna ve evde karısına karşı. Gönül Dağı’nın başarısının en büyük nedeni de hepimizin içinde olan ve hepimizin gördüğü anneler, babalar, kardeşler, ağabeyler, ablalar, çocuklar var. Bozkır, doğa ve evlerimiz. Çok uzun süredir özlediğimiz ve etrafımızda aslında gördüğümüz ama birbirimize ‘Hayır böyle değilmiş yaşam.' deyip 'beyaz cam'da bakarak uzaklaştığımız bir şeyleri hatırlattı galiba. Başarı da burada sanırım.'SORU: Gelenekselliği içinde barındırırken bütün karakterlerin ayrı ayrı örgüsünün ekrana yansıması izleyiciye tanıdık ve sıcak geliyor tabii.Ali Düşenkalkar: 'Bana da sıcak geliyor. Ben senaryoyu okuduğumda çok keyif alıyorum.'SORU: İzliyor musunuz her bölümünüzü?Ali Düşenkalkar: 'Hepsini seyretmeye çalışıyorum, gerçekten. Çekimde değilsek ilk yayınlandığı anda. Çekimdeysek de ertesi gün bakmaya çalışıyorum.'SORU: Genelde projelerinizi seyreder misiniz?Ali Düşenkalkar: Hep seyrediyorum. Ben mesela sette monitör arkasına geçmem, bakmam. Arkadaşım nasıl oynuyor diye seyretmem. Sonuca bakmaya çalışırım. 'Ben nasıl olmuşum'u mutlaka kontrol etmem lazım. Bir kalite kontrole girmek lazım ara sıra kendinizce.''Gönül Dağı çok iyi bir iş'SORU: 'Muhteşem Yüzyıl', 'Baba Evi', 'Hanımın Çiftliği', 'Kayıt Dışı' ve en son 'Gönül Dağı' gibi bir sürü dizi projeniz oldu. Dizilerin hayatınızdaki yeri ve önemi nedir?Ali Düşenkalkar: 'Dizi bir oyuncuyu ekonomik olarak bir parça rahatlatan bir sektör. Nice tiyatro insanı arkadaşım var, dizilerde çalışıp tiyatro kuran. Tiyatroda para kazanamayıp dertlenip, diziden kazandığıyla tiyatronun çalışması, tiyatroyu var edebilmek için taşıyan, gerçekten cengaver diyebileceğim insanlar var. Benim de hayatımı yaşamım ve ailem adına kolaylaştırmak için diziye ihtiyaç duyduğum bir gerçek. 36 yıl üstünden Devlet Tiyatrosundan 1,5 yıl önce emekli oldum. Ama bununla yaşayamayacağımı çok net görebiliyorum. Çünkü oğlum yurt dışında okuyor. Ekonomik zorlukların hepimizi bir yerlerde kıstırdığı aşikar. Bu yüzden bir imdat kolu olarak da görüyorum aynı zamanda. Eğer benim dişlinin bir parçası olarak yer almam bana mutluluk veriyorsa, doğru işle buluşmuşum demektir. O anlamda Gönül Dağı da iyi bir iş. Evet, Hanımın Çiftliği, Dila Hanım, özellikle Baba Evi ilk büyük dizimdi benim. O, dizi sektöründe çıraklıktan kalfalığa geçmekti. Çünkü dizi sektöründe apayrı bir matematik işliyor. Kaldığınız yer neresi ise o mantıkla gün içinde beş defa aynı yerden başlamak zorunda kalabilirsiniz. Onu tutmak, onu hatırlamak, karakteriniz için çok önemli ise onu sağlamlaştırmak çok önemli. Ayrı bir mesaisi de var. Gecesi, gündüzü, soğuğu, sıcağı da yok. Bununla özellikle Sivrihisar'da karşılaştık.'SORU: Görselliğin ekranda ön planda olduğu günümüzde diziler iyi oyuncular olmadan kotarılamıyor gibi. Öyle düşünüyor musunuz?Ali Düşenkalkar: 'İyi oyuncular olmadan işler hiçbir zaman kotarılamadı ki zaten. Mutlaka ve mutlaka ikinci ve üçüncü kadının, ikinci ve üçüncü erkeğin tiyatro kökenli olduğunu lütfen dikkate almanızı rica ederim. Evet, başrol oyuncusu kendini yetiştiren çok arkadaşımız var. İsim olarak zikretmeyeceğim ama şimdi yönetmen olan şarkıcı-türkücü arkadaşımız var. Bir Türkiye güzelimiz, genç bir jön arkadaşımız var. Aldığı derslerle, çalıştığı filmler gerçekten ben bile seyrediyorum. Çok ciddi eğitim peşinde koştu, kendini yetiştirdi. Bu isimler çoğaldı. Bu güzel insanlar yalnızca kendilerini çeken kameraya yan dönüp bakılamayacağını bir süre sonra anladılar. Onlar kendilerini eğitmek zorunda kaldı ve çok da başarılı işlere imza atıyorlar. Onları takdir ediyorum. Ama kendilerine yatırım yapmayan ve bu işlerde tutunmaya çalışanlar zaten görüyorsunuz doğal bir eleme usulüyle yavaş yavaş eleniyor. Keşke öyle yapmasalar, bu işte usta-çırak ilişkisi içinde ya da bir dramaturgla çalışsalar. Son 10 yıldır oyuncu koçu var. Artık bundan da bahsediyoruz. Oyuncu koçuyla çalışsınlar. Devamlılığını bilmek için bir asistan tutsun kendine. Yani sektörün kendi oyuncularıyla doğru şekilde haşır neşir olarak doğru eğitsin kendini ve bunu bulsun.'SORU: Seyirciyi yetiştirmeye çocuk oyunlarıyla başlanılacağını savunuyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz? Bu çocuk oyunlarıyla başlayan bir nevi eğitim durumu hem sanat hem insanlık adına neleri değiştir sizce?Ali Düşenkalkar: 'Dünyayı değiştirecek. Dünyaları değiştirecek. Çocuklar ve gençler bizim geleceğimiz. Biz, onlara yatırım yapmazsak değişmeyecek dünyamız. Yani bildik, gördükle ilerleyecekler. Ama yaşamlarına estetiği, güzelliği tiyatroyla beraber getirebiliriz. Sadece tiyatro da demiyorum bu sinemadır, açık alanlardaki parklardır, sosyal değerlerdir, müzedir, bir konserdir. Çocukları yetiştirmemiz lazım. Okuldaki eğitmenlerinden başlamamız lazım. Bunun bir gereksinim olduğunu anlatmamız lazım eğitimcilerimize. Bunu gereksinim olarak hissettikleri anda değişim başlayacaktır. Gerçekten 'eğitim şart' sözü, eğitimin gerekliliğinden kaynaklanır zaten. Türkiye son 30 yılda okur-yazarlıkta başarıyı sağladı. Fakat bilgi, kültür ve birikim adına bir parça gerideyiz. Üniversitelerimizin haline bakarsanız ilk 500’de çok az üniversitemiz var. Çocukların eğitiminde ise çocuk tiyatroları çok önemli. Oradan başlar insanı tanımak. Kendinin dışındaki, annesi, babası, öğretmeni ve arkadaşları, bir tiyatroda bunların hepsini görebilir karşılıklı. Bir bebek önce emekler, bir yere tutunarak ayağa kalkmaya ve sıralamaya başlar. İki adım atar, düşebilir. Bırakın düşsün, kalkacaktır. Ama siz onu tiyatroya götürürseniz, estetiği, felsefeyi, güzel sanatları, kitabı tanıtırsanız, başka bir dünya olduğunu anlar. Bu dünya ile onun varlığını yapılandırmaya çalışırsanız, düşünce sistemini özgür, bağımsız düşünce sistemi olarak yetiştirmeye çalışırsanız o da bu özgürlükle ülkesi için yararlı bir insan olacaktır. Bir çocuk oyununda yarına ait ne öğretebilirsiniz? Aslında her şeyi. Yüzleşeceği o an, tasarlayabileceği renklerden tutun neyi var edebileceğini, yanlışın ne olduğuna kadar her şeyi öğretebilirsiniz. Zaten tiyatronun asıl amacı da o işte. İnsanı insanla anlatma meselesi. Çocuk sadece ekranda ve sinemada değil, tiyatroda bunu gördüğünde, inanın bana çok daha iyi ve sürati hızlandıran bir eğitim modeli bulabilirsiniz. O yüzden çocuklar değiştirecek dünyayı.''Yeni projemizle Türkiye’de bir ilke imza atacağız'SORU: Bursa, Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu’nun Genel Sanat Yönetmenliğini yapıyorsunuz. Neler yapıyorsunuz şu sıralar? Yeni projeler var sanırım gündemde?Ali Düşenkalkar: 'Sömestr tatilinde pazartesi-çarşamba günleri iki çocuk oyununu canlı yayınladık. Biri, 'Yaşlı Kadın ve Papağan', diğeri 'Renkli Olsun Yarınlar'. Bu iki oyunun yanı sıra 23 Nisan için de büyük bir proje var. Nilüfer Kent Tiyatrosundan söz ediyorsak sadece sömestr tatili için hazırlamadık. Diğer bölgede bu oyunları Nilüfer Kent Tiyatrosu Oyuncuları oynamıyor, Nilüfer’de ve Bursa’da salgın nedeniyle işsiz kalmış tiyatrolarla ortak projeler üretiyoruz. Şimdi 3 tane daha yapacağız. 23 Nisan haftası için bunları internet sitemizden ve Youtube kanalımızdan yayınlıyoruz. Bir süre sonra bunların çokça olduğu bir dönem başlayacak. Onları da 23 Nisan haftasında açacağız. O, orada kalıcı olacak. Bu salgın dönemi bitene kadar kendilerinin açıp bir şeyleri görebilecekleri, dünyalarını değiştirebilecekleri bir dünya sunmak istiyoruz. Sadece onlarla kalmadık. Küçük Prens’i, evlerden çekerek bir masal anlatı şeklinde ‘Küçüklere Masal Büyüklere Hikaye’ diye yayınladık. Şimdi yeni bir projelerimiz var ama bir projemizle Türkiye’de bir ilke imza atacağız.'SORU: Nedir o proje?Ali Düşenkalkar: 'Bir konteynır projesi, 'Hamlet’in Bütün Ölüleri ya da Hamlet’in Mezarlık Ziyareti'. Bir konteynırı aldık ve 8 göz oda yaptık. Birebir oyuncu ve seyirci karşılıklı olacak. Seyirci baştan başlayacak ve sondan bütün oyuncuları tek tek seyrederek dışarı çıkacak. Büyük sürprizleri olan oyunun içeriğinde şöyle bir şey var; Hamlet oyununda ölen Hamlet’in iki arkadaşı Rosencrantz ve Guildenstern’ın dışındaki tüm karakterler ve iki mezarcı var. Bu yeniden bir yazım. Emre Feza Soysal yazdı. Nilüfer Kent Tiyatrosu yapıyor ve salgın düşünülerek bütün sterilizasyon ve havalandırma koşulları sağlanarak yapılıyor. Bu oyuna, 11 Şubat akşamı Nilüfer Belediyesi Binası Halkevi önünde gösterime başlıyoruz kısmetse. Çok yakın bir tarih kaldı. Eskişehir’de olmak güzel, evet çalışıyorum. Bir taraftan da içim, aklım, kafam, yüreğim orada çarpıyor ve sızlıyor. Az gün kaldı.'SORU: Evet, bir de farklı bir proje yapıyorsunuz.Ali Düşenkalkar: 'Yani dünyanın bilmediğimiz noktaları var. Yapılmış mı diye baktık. Birebir yapılmamış. Ama bir kişi konteynırın içinde oyun oynamış. Yani seyirci gezici olmuş. Ya da 3-5 kişi seyirciyi konteynırda bir yere koymuşlar orada oynamışlar. Buna dair bir belge, bilgi yok elimizde. Türkiye’de bir ilk olduğunu biliyoruz. Bir dünya prömiyeri yapacağız. Bunu Türkiye’nin değişik kentlerine götürme şansımız olacak, taşıyabileceğiz. Sadece burası için düşünmüyoruz, ülke içinde kalsın diye istemiyoruz. Bunu eğer tanıtabilirsek, anlatabilirsek dünyada tiyatro adına ender yapılmış projelerden biri olacak.'SORU: Dünyayı dolaşırken de dilini çeviri olarak mı oynayacaksınız? Ali Düşenkalkar: 'İngilizce ve Fransızca alt yazısını yaptık. Bu sadece konteynırda canlı seyirciyle olmayacak. Zaman zaman bunu canlı olarak belli şifreler vererek, belli bedel karşılığında internette de yayınlayacağız. Yine bu proje ülkede salgın döneminde zor durumda kalmış tiyatrolara ve oyunculara aktarılacak bir bütçe olacak. Yine bazı rolleri bazı ünlü dostlar oynayacak.'SORU: İsim verebilir misiniz, kimler olacak?Ali Düşenkalkar: 'Verebilirim tabii ama şu anda vermeyeyim. En azından sözleşmeyi imzalayamadım dostlarımla. O yüzden ayıp etmiş olmayayım. Ama 8-10 arkadaşımız var ana cast’ın dışında. Bazı roller bazı geceler değişecek. Ki buradan elde edebileceğimiz geliri örnek Bursa’da Güney Marmara Kooperatifi diye bir tiyatro kooperatifi var, olduğu gibi oraya aktaracağız. İstanbul’da da ya tiyatro kooperatifi ya da Oyuncular Sendikası’na aktaracağız. Yani kişi bazında değil tanıdık bir kurum ve bildik, sicili olan, sigorta ödeyen kimselere aktırmak istiyoruz. Bu aktarma meselesinin deneyimini de daha önce ‘Dayanışmanın Yüzü Şiir’ diye bir platform kurduk. Orada çok ciddi bir çalışma yaptık. Destek Ol kampanyası yaptık. 100 ünlü aktör ve aktris şairlerimizin şiirlerini söylediler.'SORU: Siz de galiba Afşar Timuçin’in şiirini söylediniz değil mi?Ali Düşenkalkar: 'Evet Afşar Timuçin, felsefe hocam. Onun şiirini söyledim.'SORU: Geri dönüşü nasıl oldu?Ali Düşenkalkar: '438 arkadaşımıza belli bir dönemde ikişer defa yardımda bulunabildik. Çok istediğimiz kadar ilerlemedi, gelişmedi, büyümedi. Çünkü ilk ay yardım eden insanlar olmaya başladı. Üçüncü ayında baktık ki o yardım eden arkadaşlarımız da sorunlu olmaya başladı. Uzun sürdü. Bu salgından en fazla etkilenen yer tiyatrolar ve sinemalar oldu.''Ülkemizin, salgından sonra yeni bir yapılanma sürecine gireceğine inanıyorum'SORU: Bu sadece pandemi döneminin bir sorunu değilmiş gibi geliyor bana. Yani genel olarak tiyatroların ödenekleri veya sigortasız çalışan insanların olduğunu varsayarsak gerçekten tiyatro kazançlı bir yer değil. Geçinme zorluğu yaşayan çok insan vardır sanırım?Ali Düşenkalkar: 'Biz başlığımızı Tiyatro Emekçileri diye açtık zaten. Gişecisi, yer göstericisi, oyuncusu, ışıkçısı, dekorcusu, dekor taşıyanı, kostüm kreatörü, tasarımcısı, yönetmeni, dramaturgu, kim varsa. İstanbul’da bugün tiyatro kooperatifinin sayısı çok ciddi bir rakama ulaştı. Bir de tiyatro kooperatifine girmemiş nice tiyatro var henüz. Gireceklerdir umarım. Birlik olmak çok önemli. Hiç yoksa 15 kişi olsa deseniz çok büyük bir fabrika aslında. Her tiyatronun apayrı söyleyeceği bir şey vardır ve ona ulaşmak güzel bir şey. Umuyorum kültür politikaları yeniden düzenlenir. Umuyorum kültür politikasının değişmesi gerektiği, gerçek katkının insana yatırım olduğu anlaşılabilir. Zor zamanda sadece sanayiciyi desteklemek değil, insanı destelemek için bir şeyler yapmak lazım. Tiyatro salonuna giren seyirciyi devletin de desteklemesi lazım.'SORU: Yeni bir sinema projeniz var mı? Ali Düşenkalkar: 'Sinemaya dair bir projemiz yok ya da bana gelmiş bir proje yok ama adıma konuşulan bir şeyler varsa ben bilmiyorum.'SORU: Belki pandemi dönemi öncesi konuşulmuş ve bekleyen bir proje vardır diye soruyorum?Ali Düşenkelkar: 'Yok, bende yok. Keşke olsaydı.'SORU: İletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?Ali Düşenkalkar: 'Öncelikle buraya geldiğiniz için ve bu röportajı gerçekleştiren tüm dostlara teşekkür ederim. Sağ olun emek vermişsiniz. Eskişehir’deyiz çünkü. Ülkemizin, salgından sonra yeni bir yapılanma süreci içinde olduğuna inanıyorum.'
Kilis'te Şüpheli Ölüme İlişkin Bir Kişi Tutuklandı
KİLİS (AA) - Kilis'te yaşlı 80 yaşındaki kişinin evinde şüpheli ölümüne ilişkin gözaltına alınan zanlı tutuklandı.Valilikten yapılan açıklamaya göre, Ekrem Çetin Mahallesi'nde yaşayan 80 yaşındaki F.C'ye ulaşamayan yakınları polisten yardım istedi.F.C'yi evde hareketsiz bulan ekipler, durumu 112 Acil Servis ekiplerine bildirdi. Sağlık ekipleri, yaptıkları kontrolde F.C'nin hayatını kaybettiğini belirledi.Ölümü şüpheli bulan ve olayla ilgili inceleme başlatan polis, S.H'yi gözaltına aldı.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen S.H. tutuklandı.
TRT World Forum "Dijital Tartışmalar" Serisi Başlıyor
İSTANBUL (AA) - TRT World Forum tarafından kültürel, politik, ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm aramak amacıyla bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek 'Dijital Tartışmalar' serisinin ilk programı bu akşam 'Libya İç Savaşı' oturumuyla başlıyor. ​​​​​​​TRT'den yapılan açıklamaya göre, ilki geçen yıl başlatılan 'Dijital Tartışmalar' serisi, bu yıl 'Küresel Düzende Yeni Dinamikler' ve 'Arap Baharı'ndan On Yıl Sonra: Geçmişin Yansımaları ve Geleceğe Dair Öngörüler' ana başlıkları altında devam edecek.Her ay alanında uzman konukların katılımıyla düzenlenecek çevrim içi seminerler, TRT World Forum'un YouTube, Facebook ve Twitter hesaplarından canlı takip edilebilecek.'Arap Baharı'ndan On Yıl Sonra: Geçmişin Yansımaları ve Geleceğe Dair Öngörüler' tartışma serisinde, Arap dünyasının büyük bölümünü etkileyen ayaklanmaların 10. yıl dönümünde Arap ülkelerinin dinamikleri, toplumların yaşadığı zorluklar ve gelecek beklentileri ele alınacak.'Küresel Düzende Yeni Dinamikler' tartışma serisinde ise değişen dünya düzeninin ortaya çıkardığı belirsizlikler ve uluslararası güç ilişkilerinin geleceği tartışılacak.Bu akşam saat 20.00'de 'Libya İç Savaşı' oturumuyla başlayacak ilk programın konukları, Libya Taghyeer Partisi Lideri Guma El-Gamaty, Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü William Lawrence ve Sadeq Enstitüsü Direktörü Anas El Gomati olacak.
Reklam