onedio
25 Mükemmel Fotoğraf ile 2014 National Geographic Fotoğraf Yarışması
2014 yılı National Geographic fotoğraf yarışması için son başvuru tarihi 31 Ekim 2014. Bu yıl yarışmaya katılan fotoğraflar arasından bir seçkiyi sizlerle daha önce paylaşmıştık. Eğer kaçırdıysanız, ilk grup fotoğrafları şuradan görebilirsiniz: 32 Göz Alıcı Fotoğraf ile 2014 National Geographic Fotoğraf YarışmasıBu yıl yarışmaya katılan adayların eserlerinden oluşan bu ikinci içeriğimizi de sizlerle paylaşmak istedik. Yarışmanın birincisi 10 bin dolarlık ödülün sahibi olacak ve National Geographic merkezinde her yıl düzenlenmekte olan fotoğraf seminerine katılma şansı yakalayacak. Herkesin şansı bol olsun!
Ece Temelkuran Kamyon Dergi'de Yazdı: Yalnızlık Mavisi
'Bir nefes sesi bari olsa evde.'Bir nefes sesi için kimlere gider insan, kimlere ikram eder kendini. Işıklı bir bardak su ikram eder gibi karanlık ve kıymet bilmez ağızlara, çiğnenmek üzere. Hatta kimi kez iki yalnız böyle gecelerin sabahında rastlarlar birbirlerine. Hiç konuşmadan, hiç kurcalamadan sarılırlar birbirlerine, bir daha hiç birbirlerinin ellerini bırakmamak üzere. Her iki yalnız da bir nefes peşinde olduğundan, her ikisi de bir tene, bir sese kanaat ettiğinden yürür giderler hayatın içinde. Teslim olmuş askerlerin kederi vardır yüzlerinde, yetinmenin sessizliği. Er ya da geç, ama mutlaka bir gün ya da zalim bir gecede gelip sarılan bir beladır yalnız yaşayanın başına. İçinin en titreyen sesiyle söylersin kendine. Bu söylediğini duyunca, bazen, ağlarsın bile kendine: Başlangıçtaki yetinme kavlini bozmazsa birinden biri, beraber ihtiyarlayacaklardır artık. Ne zaman birinden birinin aklına gelse başka hayatlar kurulabileceği, bir sıkıntı olacaktır evin içinde. Ama mutlaka diğeri hatırlatacaktır ona, yalnızlığın karşısında diz çökülen o geceyi. Eğer kimse tamah etmezse 'daha iyisine', yaptıkları çocuklara bakacaklardır oturma odalarında. Bir ömür de böyle geçecektir işte.Bazen de, sanki merhametli bir tanrı görmüş gibi yalnız olanın halini, birbirlerinin yoluna çıkarır ışıklı iki ruhu. Tereyağından kıl çeker gibi olup biter her şey, bir çiçeğin yanından yürür gibi kurulur ilişki. Su gibi akar iki insan birbirine, birbirinde birikir iki kişi. İyidir. Çok iyidir böylesi. Akarlar birbirine… Küçük kavgalar edilir, sonra çaylar koyulur. Daha yarısına gelmeden bardağın, iki gövde birbirine dolanır, dolaşır. Bir çok şey konuşulmadan hallolur, iki insan birbirinde bir şahane film gibi kaydolur. Biri diğerinin yatakta kalan kokusuna sarılır, öteki berikinin çamaşırlarına yüzünü bastırır. Gün içinde aklına gelir biri diğerinin, diğeri ötekinin sesini duymak için bahaneler yaratır. Fakat… Ama… Ne olsa da işte… Niyeyse… İnsanın ancak yalnızken yapabileceği şeyler vardır. En pamuk şekeri aşkta bile insanın, sanki terk ettiği tek kişilik evinde, eski iç evinde özlediği bir şeyler kalır. Ve bu özlenenler içerisinde en içe işleyeni yalnızlık laciverdidir. Sabah gelen o 'hayret vakti'!Bazen yolculukta olur bu mavi. Sabaha kadar süren yolculukta, buğulu camda, yol yol akan camda, gün aydınlanır. Gece öyle bir döner ki sabaha, bir çocuk hayretiyle kalakalırsın. ‘Hayret vakti’ Bazen evde olur bu mavi. Sabaha kadar oturursun. Saat sana aittir nasılsa, kimse yoktur. Niyeyse oturmuşsundur sabaha karşı, evin ışıkları açıktır. 'Artık yatsam mı?' dersin, sıkıla sıkıla. Kalkarsın, evin ışıklarını söndürürsün ve…Evin içi kararınca, işte o anda camların dışı aydınlanır. Ne sabahtır o an ne de artık gece seni saklamaktadır. Camı açarsın, bir yalnızlık fotoğrafı olursun. Kederli gibi olursun, neşeli gibi ve sanki her şeyi anlar ve her şeyi içine sindirirsin. Sokağa bakarsın, tepende uçan sabah kuşlarına. Hayret edersin. Bu maviyi ne zaman görsen sanki ilk kez görüyor gibi hayret edersin… Sabah bu kadar mı güzel olur, her seferinde kendine bunu dersin. Biri varsa hayatında işte o maviyi niyeyse pek görmezsin. Yalnız insanlarındır o mavi, rahat bırak! Sen git yat ısıtılmış yatağa, sevdiğin ayaklarını ısıtsın. Bırak bari bu sabah mavisi yalnızlara kalsın. Yalnızlara kalsın…Ece TemelkuranTwitter: https://twitter.com/KamyonDergiFacebook: https://www.facebook.com/KamyonDergiE-mail: kamyondergi@gmail.comWeb: http://kamyon.co/
Cadılar Bayramı'na Özel 'Harry Potter' Hikayesi
J.K. Rowling, Cadılar Bayramı'na özel yazacağı öyküde serinin en nefret edilen karakterlerinden Dolores Umbridge'e odaklanacakJ.K. Rowling, ünlü kitap serisi 'Harry Potter’dan Dolores Umbridge’i anlatacağı yeni bir hikaye yazdığını ve Pottermore isimli web sitesinde yayınlayacağını duyurdu. Cadılar Bayramı’na özel yazılan hikaye, 31 Ekim’de okurlara sunulacak.Rowling’in Sony Entertainment ile birlikte kurduğu ve Harry Potter üzerine yazar tarafından paylaşılan haberler ve ek içeriğin yer aldığı Pottermore adlı internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, hikayenin beşinci kitabı 'Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nda ortaya çıkan profesör Umbridge’in anlatılacağı hikaye bin 500 kelime uzunluğunda olacak.Yazar daha önce de aynı sitede şarkı söyleyen büyücü Celestina Warbeck ve Harry Potter’ın bir Quidditch maçını izleyerek yorumladığı kısa hikayeler yayınlayarak Potter hayranlarını sevindirmişti.Milliyet Sanat
Tarihin En Büyük Dinleme Skandalı Beyazperdede
Edward Snowden ve onun ABD, Birleşik Krallık ve başka ülke hükümetlerinin kitlesel gözetleme faaliyetlerini ifşa etmesiyle ilgili Citizenfour adlı belgesel filmin ön gösterimi, Cuma günü Londra’da yapıldı. 114 dakikalık filmin, dünya ön gösterimi ise 10 Ekim’de New York Film Festivali’nde yapılmıştı.Belgeseli, Amerikalı ödüllü belgesel yönetmeni Laura Poitras yönetti. Poitras, Snowden’ın sarsıcı ifşaatları konusunda onunla bağlantıya geçen ve onun Ulusal Güvenlik Teşkilatı (NSA) belgeleri arşivini açtığı ilk kişiydi. Belgesel, Poitras, Kirsten Johnson, Katy Scoggin ve Trevor Paglen tarafından filme alındı. Film yapımcısı Steven Soderbergh ise üç baş yapımcıdan biridir.Belgeselin Birleşik Krallık’taki ön gösterimi, Britanya Film Enstitüsü’nün düzenlediği 58. Londra Film Festivali’nin bir parçasıydı. Londra’daki Curzon Chelsea’de ağzına kadar dolu bir salonda ve 18 Ekim’de yine başkentteki Hackney Sineması’nda gösterilen Citizenfour, “Özel Belgesel” olarak sunuldu. Curzon’daki gösterimi, yaşadığı şehir olan Berlin’den Skype üzerinden bağlantı kurulan Poitras ile yapılan bir soru-cevap oturumu izledi. Citizenfour ve soru-cevap oturumları, Birleşik Krallık’ın başlıca kent ve kasabalarında bulunan 70 sinemada, ülke çapında eş zamanlı olarak gösterildi.HER ŞEYİ GÖREN GÖZPoitras, soru-cevap oturumunda, Citizenfour’un, önceki filmleri “My Country, My Country” [Ülkem, ülkem] ve “The Oath” [Yemin] olan “11 Eylül üçlemesi”nin son filmi olduğunu açıkladı. Poitras 2013 yılı Ocak ayında, 11 Eylül sonrasında ABD’de yaşanan demokratik hak ihlalleri hakkında bir film hazırlama sürecinde, kendini başlangıçta sadece Citizenfour olarak tanıtan Snowden’dan şifreli e-postalar almaya başlamıştı.Film, Snowden’ın Poitras’a yazdığı ilk e-postaların birinde onu nasıl bilgilendirdiğini anlatıyor: “Şimdilik şunu bil, geçtiğin her sınır, her satın aldığın şey, yaptığın her arama, geçtiğin her baz istasyonu, edindiğin her arkadaş, ziyaret ettiğin her site ve yazdığın her satır, ulaşımı sınırsız olan ama koruması sınırsız olmayan bir sistemin ellerinde.”Snowden, “Sonunda kaynak belgeleri yayınlarsan, büyük olasılıkla benim bu olayla ilişkili olduğum hemen görülecek. Senden sadece Amerikan halkına ait olan bu bilgiyi sağlama almanı istiyorum.” diye ekliyor.2013 yılı Mayıs ayı sonunda, Poitras ve sonrasında Guardian’da gazeteci Glenn Greenwald ve diğer bir Guardian muhabiri Ewen MacAskill, Snowden ile görüşmek için Hong Kong’a gitmişti. Poitras, Hong Kong’ta bir otel odasında, Snowden’ın kimliğini açıkladığı Guardian’daki söyleşisini kaydetmişti.HAREKETLİ SAHNELERFilm, bu olayı belgeliyor ve Snowden ile otel odasında çekilen etkileyici yeni kamera görüntülerini ve röportajları içeriyor. Snowden, Poitras ve Guardian muhabirleri, onun elindeki malzemeyi ve onu insanlar ile acilen paylaşmak gerektiğini tartışıyor.Citizenfour, bu malzemelerin halka açıklanmasının ardından ilerleyen saatlerde ve günlerde, Snowden’ın yazgısı ABD güvenlik/istihbarat güçleri tarafından ele geçirilmesi ve hapsedilmesi tehdidiyle nazik bir durumdayken yaşanan gerilimleri ve kaygıları çarpıcı biçimde yansıtıyor. Hareketli sahneler, Snowden’ın, kadın arkadaşının Amerikan yönetimi tarafından sorguya çekildiğini öğrendiğinde, onun eylemlerinin ABD’deki ailesi ve kadın arkadaşı üzerindeki etkisine ilişkin büyük kaygısını gösteriyor.EN BÜYÜK BASKI SİLAHISnowden, bir yerde, “İnsanlık tarihindeki en büyük baskı silahını inşa ediyoruz” diyor.Bizzat Poitras’ın ve diğer gazetecilerin yazgısı, temel haklara yönelik saldırının, Snowden’ın belgelerinin yayımlanmasından sonraki 18 ay içinde ne ölçüde artmış olduğunu gözler önüne sermektedir.Belgeselin yapımcısı, Londra’daki gösterime neden katılamadığına ilişkin bir soruyu yanıtlarken, orada bulunmayışının nedenini, “Çünkü Britanya yasaları, Birleşik Krallık Terörizm Yasası ve Devlet Sırları Yasası bu tür bir yapıtı yayımlamayı gazeteciler için son derece tehlikeli kılıyor. Filmde görmüş olduğunuz gibi, Gleen’in arkadaşı David Miranda saatlerce gözaltında tutuldu ve avukatım bana ‘Birleşik Krallık’a gitme’ tavsiyesinde bulundu. Bu yüzden orada değilim.” sözleriyle açıkladı.ASSANGE’A ALKIŞRejisör, filmin yapımına katkıda bulunan ve avukatların önerisiyle gösterime katılamayan diğerlerine de kişisel olarak teşekkür etti: “Öncelikle, orada bulunamayan Sarah Harrison’a [WikiLeaks’in yasal savunma temsilcisi] ve Julian Assange’a [WikiLeaks’in kurucusu] teşekkür etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, Edward Snowden’a siyasi sığınma sağlayan şey onların çabasıydı ve onlar bu yüzden büyük bir övgüyü hak ediyorlar.”Londra’daki izleyiciler, Harrison ile Assange’ın yanı sıra WikiLeaks’in salondaki temsilcileri için tezahürat yaptılar ve onları alkışladılar.Poitras, gösterime katılan ve kimi soruları yanıtlayan Trevor Paglen’a da teşekkür etti. O, Paglen’ın, “[Britanya hükümetinin] Bude ve Menwith Hill istasyonunda gördüğünüz gözetleme tesislerinin görüntülerini çeken olağanüstü fotoğrafçı” olduğunu söyledi.Citizenfour belgeselinin nasıl yapıldığını açıklayan Poitras, şunları belirtti: “2004 yılında, bir film dizisi olacağını bilmeden, Irak Savaşı hakkında bir film yaptım. ABD’nin farklı bir yol izleyebileceğini düşünüyordum. Bugün bulunduğumuz yola sürüklendiğimizi düşünmemiştim. O filmin ardından hala yazıyordum ve Guantanamo’nun [Körfez Hapishanesi] hala açık olduğuna çok şaşırdım; bu 2005 yazındaydı. Guantanamo hakkında bir film yapmam gerektiğini düşündüm; çünkü onun hala açık olması gerçekten ulusal bir utançtı. Böylece The Oath filmini yaptım.”“O film üzerinde çalışırken, bunun bir film dizisi olacağını biliyordum ve son bölümünde hikayeyi ülkeye götürmek istedim; 11 Eylül’den sonra Bush’un [Başkan George W. Bush] yaptığı ilk şeylerden biri iç gözetlemeydi. Onlar, Askeri Güç Kullanım İzni’ni çıkardılar ve ardından ABD’de iç casusluk yapmak için sunucuları devreye soktular. … 11 Eylül’ün hemen ardından hedefe yerleştirilen insanlar ABD’deki Müslüman Amerikalılar idi ama bu sonradan genişlemeye başladı. ”Poitras, konuşmasını, “kişisel olarak, 2006 yılında izlenme listesine konuldum ve ABD’ye her seyahatimde durdurulmaya ve sorgulanmaya başladım. Böylece, onun, herkes ama aynı zamanda bir gazeteci olarak benim durumumdaki biri için oluşturduğu tehlikelerin ve tehditlerin farkına vardım.” diyerek sürdürdü.Citizenfour, Birleşik Krallık’ta Artifical Eye ve BRITDOC Vakfı tarafından dağıtıma sokuluyor ve 31 Ekim’den sonra Film4 ortak yapımı olarak Britanya sinemalarında gösterilecek. Karasal yayın yapan televizyon kanalı Channel 4, filmi 2015 yılı başlarında gösterecek.Robert Stevens – Toplumsal EşitlikToplumsol.org
Hülya Avşar ve Rüzgar Erkoçlar Aynı Filmde
Kuzu’ filmiyle 51. Antalya Altın Portakal’da en iyi film dahil 6 ödül kazanan yönetmen Kutluğ Ataman’ın “Hiç bitmeyen bir aşk hikayesi, erotik bir masal” olarak tanımladığı yeni filmi ‘Oryantalya’nın başrolünde Hülya Avşar ve Rüzgar Erkoçlar oynayacak.Radikal’in haberine göre; Usta yönetmen Kutluğ Ataman, 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film dahil altı ödül kazanan ‘Kuzu’nun yanı sıra yeni projesi ‘Oryantalya’yla gündemdeydi. Festival kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen Antalya Film Forum’a seçilen projelerden biri de yönetmen Kutluğ Ataman’ın yeni film projesi ‘Oryantalya’ydı. Ataman, Antalya Film Forum’un Sunum/ Pitching bölümünde yer alan ‘Oryantalya’yı uluslararası yapımcı ve dağıtımcılara sunarken filmin başrolünde Hülya Avşar ve cinsiyet değiştirme ameliyatıyla gündeme gelen oyuncu Rüzgar Erkoçlar’ın oynayacağını açıkladı.Antalya Film Forum’un katalogunda ‘Oryantalya’nın konusu şöyle özetlendi: 19 yaşındaki yakışıklı Mazlum fakir olduğu için sevdiği Vicdan’la evlenmesine izin verilmez. Vicdan’ın ailesinden öç almak için en yakın arkadaşı, Vicdan’ın ikiz erkek kardeşi Civan’ı öldürdüğünde yanlışlıkla Vicdan’ı öldürdüğünü anlar. Mazlum, bu büyük ihanetinin verdiği suçluluk duygusundan kaçmaya çalışırken kendini tekrardan bu aşkın başladığı 70’li yılların savaş sonrası şehrinde bulacak, aynı hayatı sonsuza dek yaşayacaktır.Yönetmen görüşü bölümünde Ataman, ‘Oryantalya’yla ilgili şu bilgileri verdi: “Oryantalya aşk ve tutkunun neden olduğu bir cinayetin hikayesini anlatır. Tutku, hikayenin kahramanı Mazlum’un işlediği cinayetin bir cezası olarak onun yakasını asla bırakmaz ve onu ölümsüzlüğe mahkum eder.Mazlum sonsuza kadar sevmeye, sevdiğini yeniden öldürmeye ve onu tekrar bulup sevmeye mahkumdur. ‘Oryantalya’ aynı anda geleceğe ve geçmişe doğru ilerleyen bir hikaye anlatır. Kişilikler ve hikayeleri sarmal bir şeklinde gelişen zaman içerisinde her iki yöne doğru ilerler, sarmal çatıdan dolayı seyahatleri boyunca tekrardan buluşur, tekrardan sever ve birbirlerini tekrardan katlederler. Bütün bu çıldırmışlığa rağmen hikaye, neden ve sonuç ilişkisi mantığını korur ve kendi içerisinde bütün bir erotik masal anlatır.”Katalogdaki yapımcı görüşü bölümünde ise “Bu hikayenin ana aktörü cinselliktir. Eşcinsel ve hetoroseksüel erotizm, arzu ve seks binaların duvarlarından akacak ve sıcak asfalttan yüzeye çıkacak” ifadeleri yer alıyor.2016 yılında çekilmesi planlanan ‘Oryantalya’nın çekim mekanı olarak ise Kuzey Kıbrıs’taki Maraş bölgesi seçilmiş. Katalogdan aktaralım:“Hikaye, 70’li yıllarda savaştan sonra terk edilmiş gerçek bir Akdeniz şehrinde gerçekleşir. Türk ordusu tarafından kapatılmış ve mühürlenmiş şehre o tarihten bu yana geçiş izni verilmemiştir. Şehir 70’li yıllarda kalmıştır. Hala el sürülmemiştir ve erotik bir hikaye için mükemmel bir mekandır. Bu şehirde çekim yapmak için özel bir iznimiz bulunmaktadır.”HT
Karşınızda Cadı Streep
Aralıkta vizyona girecek olan Walt Disney yapımı ‘Into the Woods’ (Sihirli Orman) tam bir yıldızlar geçidi. Meryl Streeep’in bir cadıyı canlandırdığı filmde Johnny Depp ve Emily Blunt da varOscar’lı oyuncu Meryl Streep bu defa bir cadıya hayat verecek. Walt Disney Pictures tarafından beyazperdeye aktarılan Into The Woods/ Sihirli Orman filminin fragmanında, usta oyuncu Streep cadıyı, Cinderella’yı canlandıran Anne Kendrick ile ormanda şarkı söylüyor. Müzikal türündeki filmde ayrıca, Amerikalı aktör Johnny Depp ve Emily Blunt gibi yıldızlar yer alıyor. Yönetmenliğini müzikal film konusunda usta olan yönetmenlerden Rob Marshall’ın yaptığı Into The Woods/ Sihirli Orman için ödüllü yönetmen, “Bu filmi sadece müzikal olarak algılamak doğru olmaz, içinde dram ve komedi unsurları da barından, karışık bir tarzı var” dedi. VARIETY
Hızlı ve Öfkeli 7'nin Resmi Adı ve Afişi Belli Oldu
Hızlı ve Öfkeli serisinin yedinci filmi olacak Hızlı ve Öfkeli 7’nin resmi adı belli oldu. Öfkeli 7 (Furious 7) olarak adlandırılacak filmin posteri de yayınlandı. Geçtiğimiz yıl Paul Walker’ın trafik kazası sebebiyle hayatını kaybetmesi Hızlı ve Öfkeli 7’nin ertelenmesine neden olmuştu. Walker’ın vefatından önce 11 Temmuz 2014’te vizyona gireceği söylenen film ünlü oyuncunun beklenmedik ölümü sebebiyle 10 Nisan 2015 tarihine ertelenmiş; Hızlı ve Öfkeli’nin resmi Twitter hesabından paylaşılan bir tweet’le bu tarihin de değiştiği açıklanmıştı. Hem aksiyon tutkunları hem de serinin fanatikleri tarafından sabırsızlıkla beklenen film, 3 Nisan 2015′te vizyona girecek. Produksiyon ekibi Walker’ın ölümünden önce aksiyon ve drama sahnelerini tamamlandığını, geri kalan sahnelerde Walker’ın kardeşlerinin yer alacağını açıklamıştı. Vin Diesel, Dwayne Johnson, Michelle Rodriguez, Kurt Russell ve daha birçok ünlü oyuncunun yer alacağı Öfkeli 7′yi ilk Testere filmini yöneten James Wan yönetecek.LOG
Emrah Serbes Kamyon Dergi'de Yazdı: Hüzünlü Piç
İşler iyi de gitse kötü de gitse her zaman yanımda olan biri var. Beraber büyüdük onunla. Aynı okullara gittik. Aynı teneffüsleri bekledik. El ele tutuştuk karşıdan karşıya geçerken. Hâlâ birbirimizi kollarız yaya geçitlerinde. Sabah kalkarım başımda bekler. Yüzünde sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi duran acayip tebessümüyle. Bence hiç çıkma o yataktan der, dışarıda berbat bir hava var. Pazardan dönen sinirli teyzeler var. Havada uçuşan serseri kurşunlar var. Ayrıca bütün şoförler yerli yersiz kornaya basıyor.Arkadaşlarla otururken gelir bazen. Bir parça uzakta durur. Benden başka seveni yok çünkü. Biz güldükçe kollarını kavuşturup küskün bakar. Büyük bir bilmişlikle de vardır o bakışlarında. Yine bana kalacaksın nasılsa der gibi başını sallar.Kuyrukta beklerken muhabbet ederiz genellikle. Kuyrukta beklemekten zevk alan tek insan diyebilirim. En son Üsküdar’da iki kilometrelik bir iftar çadırı kuyruğunda gördüm onu. Oruç tutmamasına rağmen.Kaleciye geri pasın serbest olduğu zamanlardan beri maça gidiyoruz beraber. Gelme, uğursuzsun diyorum, gene de geliyor. Kaç sefer yakaladım gol yediğimizde çaktırmadan sevindiğini. Takım tutmuyorum diyor ama biliyorum kimle oynasak onları tutuyor. Felaketlerden zevk alan bir mizacın mı var diye sormuştum bir seferinde. Gerçeklere tahammül edebilecek gücüm var demişti.Onunla ortak bir şeyler yapmanın da imkânı yok. Ben film seyretmek istiyorum o eski fotoğraflara bakmak istiyor. Sürekli eski günlükleri karıştırıyor. Tam bir şimdiki zaman düşmanı. On beş dakika öncesini bile özlüyor.Omzumun üstünden bakıyor yazarken. Dudak büküyor. Berbat bir yazarsın diyor. Neden diyorum. Maziye saygın yok diyor. İstikbalden haberin yok. Ayrıca üslubun berbat. On beş yaşında bir kızın anlayabileceği kadar bayağısın. Hiç Proust okumadın mı Allah aşkına? Ya ciddi bir şeyler yaz artık ya da bırak bu işleri bir kuruyemişçi açalım.Ne zaman berbat bir birahanenin önünden geçsek koluma giriyor, gel şurada oturalım diye ısrar ediyor. İstemiyorum, işim gücüm var diyorum ama dinlemiyor, kolumdan çekiyor. Paldır küldür giriyoruz içeri, iki bira söylüyorum mecburen. Ben içmeyeyim sağ ol diyor. İçmeyeceksen niye getirdin beni buraya diyorum. Lütfen garsonun önünde tartışmayalım diyor. Kafayı bulunca cep telefonumu elimden alıyor, kimseyi arama böyle güzel diyor. Nefret ediyorum yalnız ve sarhoş olmaktan. Hiç kimse yalnızken tam anlamıyla sarhoş olamaz, şahit gerekir sarhoşluk için. O zaman gel onu arayalım diyor. Benim hiç gururum yok mu, nasıl istersin böyle bir şeyi benden diyorum. Seni sevmeyen birini sarhoşken arayamazsın. Seni sevmeyen birini gece yarısından sonra arayamazsın. Seni sevmeyen birini öğleden sonra bile arayamazsın. Belki akşamüstü mesaj çekersin. Olsun yine de arayalım diye tutturuyor. Olmaz diyorum. Herkesin içinde çocuk gibi ağlamaya başlıyor. Ağzını kapatıyorum. Elimi ısırıyor. Şişeyle vuruyorum kafasına o zaman. Küsüp gidiyor. Birkaç gün gözükmüyor ortalıkta. Sonra ansızın çıkıp geliyor yine, hiçbir şey olmamış gibi sarılıyoruz.Neredeydin diyorum nasılsın iyi misin? Seni özledim diyor. Kalbini kırdıysam özür dilerim kardeşim diyorum. Önemli değil diyor, zaten kalbini İkea’dan almış, söküp takabiliyormuş. Ayrıca yalanlara inanmaya ihtiyacı varmış. Bütün çaresiz insanlar gibi. Bütün hasta yakınları gibi. Dağılan bir okul gibi.Hüzünlü piç diyorum ona ismini bilmediğimden. O da bana acemi piç diyor. Yok dünyadan haberin. Bir fabrika paydos ederken ortalığa çöken hüznü bilmiyorsun. Bilmiyorsun suya bırakılmış kâğıttan kayıkların gerçek anlamını. Rüzgârda uçuşan torbaları. Moloz dökülmüş arsaları. Bu hızla ölmeye devam edersek bütün dünya mezarlık olacak. Ama sen hâlâ ölümü kişisel bir şey olarak algılıyorsun. Herkes uzmanı olduğu konunun zalimi olmuş. Ben de mi diye soruyorum. Sen de diyor. Ama üzülme. Hiçbir şey bırakmayacağız arkamızda. Çekip giderken sırtımıza saplanacak bir çift göz olmayacak. Enkazımızı toplayıp öyle gideceğiz. Asgari centilmenlik toz olmayı bilmeyi gerektirir.Acılarımız da birbirine benziyor artık. Birbirine benzeyen parmaklar gibi ama. Her birinin eşsiz bir izi var. Bazen gözlerim doluyor karanlıkta. Ama fısır fısır konuşmaya başlıyor yine kulağımın dibinde, hiç susmuyor, ağlamama asla müsaade etmiyor. Her şey affedildi diyor, hiç ayrılmayacağız diyor. Keşke kadın olsaydın diyorum öyle konuştuğunu duyunca. Bu kış çok kar yağar belki beraber kayboluruz diyor o da bana. Söylediği her şeye inanıyorum o zaman. Gözlerimi kapatıyorum her yer bembeyaz oluyor. Yine el ele tutuşuyoruz iki çocuk gibi. Sessizce söz veriyoruz birbirimize. Sessizce verilen sözlere kim inanmaz.Emrah SerbesTwitter: https://twitter.com/KamyonDergiFacebook: https://www.facebook.com/KamyonDergiE-mail: kamyondergi@gmail.comWeb: http://kamyon.co/