Ankara’daki CerModern’in ana galerisinde Nuri Bilge Ceylan’ın Panoramik Bakış isimli bir sergisi açılıyor. Ceylan’ın çektiği 50 panoramik fotoğraftan oluşan sergide Türkiye’nin çeşitli köşelerinden çekilmiş fotoğraflar yer alıyor.26 Mart 2015 tarihine kadar ziyarete açık olacak sergideki işlerin başlangıcı, yönetmeni Uzak filminin ardından Kapadokya’da çektiği bir fotoğraf olmuş. Heinz Peter Schwerfel küratörlüğünde hazırlanan sergideki fotoğraflar, Nuri Bilge Ceylan’ın kendi sözleriyle ” film için mekan arayışını bahane ederek memleketin dört bir yanında çektiği” enstantaneleri barındırıyor.Sergi hakkında detaylı bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.Bantmag
Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde yer alan ve ziyaretçi akınına uğrayan 'İşte Benim Zeki Müren' sergisi, 31 Aralık tarihine uzatıldıİstiklal Caddesi'ndeki Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi, 31 Aralık'a dek sıcacık bir sergiyle izleyicileri ağırlıyor. Kapısından herkesin gülümseyerek çıktığı 'İşte Benim Zeki Müren' sergisi, gördüğü yoğun ilgi sebebiyle 31 Ocak'a dek uzatıldı. Yapılan açıklamada daha da uzatılma ihtimali olduğu söyleniyor. Yoğun ilgiden kastımız Türkiye'deki sergilerde eşine az rastlanır türden bir ilgi. Sergiyi açıldığı 18 Kasım'dan bu yana, yaklaşık 30 bin kişi gezdi. İstanbul'daki sergilerle karşılaştırıldığında bu rakamın oldukça yüksek olduğu yönünde herkes hemfikir. Serginin koordinatörü, Veysel Uğurlu, 'Rakam Türkiye için bir rekordur. Zeki Müren ciddi anlamda devrimci bir kişilik, sanat hayatı boyunca halka karşı gösterdiği sevgi ve saygısının karşılığı olarak bugün 50 yaş üzeri kişilere hitap etmesinin dışında, gençler tarafından da çok seviliyor,' diyor.Sergiye yönelik ziyaretçi akınını değerlendiren Pilot Galeri kurucusu ve direktörü Azra Tüzünoğlu, 'Zeki Müren sergisi, tıpkı David Bowie sergisi gibi, sergi alanlarını/konularını popülerleştirmeye yönelik bir iş. 20 binden fazla ziyaretçi Türkiye gibi sergi görme alışkanlığı pek oluşmamış bir ülke için fena bir rakam değil,' diyor.İstanbul Modern Direktörü Levent Çalıkoğlu ise ziyaretçi rakamını, 'Oldukça iyi bir ziyaretçi sayısı bu. Zeki Müren gibi halka mal olmuş, belleklerde yer edinmiş önemli bir sanatçının sergisinin bugünkü kültürel dönüşümde ilgi görmemesi düşünülemez. İlginin giderek artacağını düşünüyorum,' diyerek yorumluyor.FİSUN YALÇINKAYA | Milliyet
'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı', ilk 5 günde 643 bin 689 kişi tarafından tüm zamanların en iyi ilk beş Ggn yabancı film açılış rekorunu kırdı.'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı', ilk 5 günde 643 bin 689 kişi tarafından Tüm Zamanların En İyi İlk Beş Gün Yabancı Film Açılış Rekorunu kırdı.Warner Bros'tan yapılan açıklamaya göre, New Line Cinema ve Metro-Goldwyn-Mayer Pictures (MGM) yapımı olan film, ilk 5 günde 643 bin 689 kişi tarafından izlendi.Oscar ödüllü yönetmen Peter Jackson'ın İngiliz yazar John Ronald Reuel Tolkien'ın 'The Hobbit' romanından uyarladığı üçlemenin son filmi, böylece 'Tüm Zamanların En İyi İlk Beş Gün Yabancı Film Açılış Rekorunu' kırmış oldu.Film vizyona girdiği 17 Aralık günü 109 bin kişi tarafından izlenerek, tüm zamanların en iyi 'hafta içi yabancı film açılışı' rekoruna da imza atmıştı.Ian McKellen'ın 'Gri Gandalf', Martin Freeman'ın 'Bilbo Baggins', Richard Armitage'ın ise 'Thorin Meşekalkan' rollerini üstlendiği filmin senaryosunu Fran Walsh, Philippa Boyens, Peter Jackson ve Guillermo del Toro yazdı.'Hobbit: Beklenmedik Yolculuk' ve 'Hobbit: Smaug'un Çorak Toprakları'nın ardından çekilen final filmi, Miramar-Wellington'daki tesisler ile Yeni Zelanda'da yapıldı.Tayfun Salcı, AA
Evsizlerin zorlu hayatlarının anlatılmak istendiği kısa filmde başrolü yalnız bir robot oynuyor. İnsanlar tarafından saygı görmeyen ve yardıma ihtiyaç duyduğu anda etrafında kimsenin olmadığı evsizlerin benzer hayatlarına sahip robotun hikayesini izliyoruz...
Orta Dünya'da yaşamadığımıza göre Elf gözlerimizi bugünün şartlarına uygun şekilde kullanmak gerekecek. GIF'lere de dikkatinizi ayrıca çekmek istiyorum
İnsanlar hayvanları kişisel ve görsel zevkleri için ya öldürüyorlar ya da işkence edecek kadar acı çektiriyorlar. Peki ya tam tersi olsaydı ? Hayvanlar bize hükmetseydi neler olurdu?
Bursa’nın İznik İlçesi’nde, göl kıyısının 20 metre açığında 1.5- 2 metre derinlikte bulunan ve 1600 yıl önce Aziz Neophytos’un adına inşa edilen bazilika, Amerika Arkeoloji Enstitüsü (Archaeological Institute of America) tarafından ’2014 Yılının En Önemli 10 Keşfi’ arasında gösterildi.Tarihi M.Ö. 4′üncü yüzyıla kadar uzanan, Bitinya, Roma, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarına ev sahipliği yapan İznik’te geçen Ocak ayında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından havadan yapılan fotoğraf çekimleri sırasında, ilçe ile aynı adı taşıyan gölün 20 metre açığında 1.5-2 metre derinlikte bazilika formunda bir kilise kalıntısı ortaya çıktı.Fotoğrafları inceleyen Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Mustafa Şahin’in bazilikanın bulunması ardından bunların incelendiğini, tarihi kaynakların araştırıldığını söyledi. Prof.Dr. Şahin, yapının Roma askerleri tarafından İznik Gölü kıyısında öldürülen ‘Aziz Neophytos’ adına yapılan kilise olduğunun belirlendiğini açıkladı. Prof.Dr. Şahin, Aziz Neophytos’un önce bazilikanın içine gömüldüğü, ardından 740′da meydana gelen deprem nedeniyle yakındaki Koimesis Kilisesi’ne götürüldüğünü açıkladı. Sualtı ekiplerinin incelemesi sonucu bazilikadaki mezar kapağının açık olmasının da antik kaynakları doğruladığını belirten Prof.Dr. Şahin, şöyle dedi:“Yeri bilinmeyen bu kilise; büyük olasılıkla tespit ettiğimiz bazilika. 740′daki depremle yıkılarak göl derinliklerine gömülür ve unutulur. Yazılı kaynaklarda, 8′inci yüzyılda Aziz Neophytos’un naaşının, yine İznik’te bulunan Koimesis Kilisesi’ne taşındığı ve oraya defnedildiği anlatılır. Bu güne kadar naaşın neden taşındığı bilinmemekteydi. Mezarlardan birinin kapağının açık olması naaşın taşındığını doğrulamakta. Böylece bazilikanın Aziz Neophytos’a ait olduğunu da söyleyebiliriz.”Prof.Dr. Mustafa Şahin, büyük deprem ile üst örtünün zemini kapladığını düşündüklerini de kaydederek, “Enkazın kaldırılması durumunda mozaik kaplamalı zemin döşemesi dahil tüm birimleri sualtında görebiliriz. İznik ile birlikte Bursa’nın kültür ve dinler tarihi açısından önemli bir çekim merkezi olmasına da katkı sağlayacak bu yapıda arkeolojik çalışmalar büyük önem taşımakta. Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü olarak bilimsel çalışmayı yürütmeye hazırız” dedi.İznik’teki bu keşif dünyadan da büyük yankı buldu. Uluslar arası haber ajanslarının yayını sonrası Amerika Arkeoloji Enstitüsü, Prof.Dr. Mustafa Şahin ile bağlantı kurarak detayları hakkında bilgi aldı. Enstitünün bu ay yayınlanan sayısında da bazilika 2014 yılında, ‘Dünyadaki En Önemli 10 Arkeolojik Keşif’ arasına alındı.Dergide, Prof.Dr. Mustafa Şahin’in görüşlerine de yer verilerek, sualtı müzesi olması konusundaki önerisi de yazıldı.“İLK AZİZLERDEN”Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu’nda 313 yılında Milano Fermanı ile serbest bırakıldı. Tarihi kaynaklara göre, fermandan önce Hıristiyanlığın yasak olduğu yıllarda henüz çocuk yaşta Aziz olan Neophytos, Romalı bir asker tarafından İznik Gölü kıyısında öldürüldü. Milano Fermanı’nın çıkmasının ardından sevenleri Aziz Neophytos adına önce göl kenarında bir kilise yaptı. Yüzyıllarca kilisenin içinde mezarı bulunan Aziz Neophytos’un cenazesi 740′taki büyük depremle birlikte İznik içinde ki başka bir kiliseye taşındı.İZNİK 7′NCİ SIRADAAmerikan Arkeoloji Enstitüsü’nün yayınladığı 2014 yılındaki 10 önemli keşif şunlar:1- İngiltere’nin ünlü Stonehenge Anıtının bulunduğu bölgede, yeraltı taramalarıyla yapılan incelemelerde 17 yeni tapınak bulundu.2- İngiltere’nin Devon bölgesinde Roma hazinesi bulundu.3- Yunanistan’ın Amphipolis kazı alanında yapılan çalışmalarda girişini kadın heykellerin koruduğu dev bir mezar keşfedildi.4- Nepal’de Buda’nın doğum yeri Lubini’de yeni buluntular keşfedildi.5- İsrail’in Kudüs kentinde bilim adamları Neandertal insana ait genetik örnekler buldu6- İngiliz kaşif Sir John Franklin’in kuzey kutbunda 1846 yılında kaybolan iki gemisinden biri, 168 yıl sonra kanada açıklarında bulundu.7- İznik’te batık bazilika bulundu.8-1930′lardan bu yana İngiltere’nin Bolton Müzesi’nde saklanan mumyanın sanılandan çok daha eski olduğu MÖ 4300 yılına ait olduğu ortaya çıktı.9- Danimarkalı arkeologlar Koge şehrinin batısında bulunan Sjelland adasında Vikinglere ait bir kale ortaya çıkardı.10- Meksika’nın Yucatan Yarımadası’ndaki kara delik adlı sualtı mağarasında 2 bin 7 yılında bulunan iskeletin 13 bin yıl önce yaşamış genç bir kıza ait olduğu belirlendi. DHA
BitTorrent, hacker'ların tehdidi üzerine gösterimi iptal edilen The Interview filminin torrent olarak sunulması için Sony Pictures'a teklif götürdü. BitTorrent, filmin evlerde güvenli bir şekilde izlenmesi gerektiğini savundu.Sony Pictures'a siber saldırı düzenleyen 'hacker'ların tehdidi üzerine gösterimden kaldırılan ve geleceği belirsizliğe düşen The Interview, torrent olarak sunulabilir.Sony Pictures CEO'su Michael Lynton, ABD ile Kuzey Kore arasında diplomatik krize neden olan filmi göstermek isteyen büyük video firmaları bulunmadığını belirtmişti. Sony, The Interview'ı yayınlamak için alternatifler aradıklarını belirtirken, şirketin avukatı David Boies, 'filmin sinemalarda gösterilmeyecek olmasının bir ertelemeye işaret ettiğini' söylemişti.Bu açıklamaların ardından filmin internette bedava sunulmasına yönelik talepler artarken, BitTorrent, The Interview'ı torrent olarak sunabileceklerini duyurdu. BitTorrent, 'The Interview hakkındaki gelişmeleri herkes gibi yakından takip ettiklerini, Sony'nin aradığı alternatife cevap olabileceklerini' belirtti.Tehditlere boyun eğmemek içinBitTorrent, ortaya çıkan şartlar altında The Interview'ı yayınlamayı kabul edeceklerini, böylece Sony'nin kendi filmini yeniden kontrol edebileceğini ifade etti.BitTorrent, bu hamleyle hem tehditlere karşı boyun eğilmemiş olacağını, hem de herkesin evinde güvenle filmi izleyebileceğini savundu. Peer-2-peer istemcisi, aynı zamanda ifade özgürlüğünün de bu şekilde savunulacağını belirtti.Açıklama, Sony'nin BitTorrent Bundle'ı kullanarak indirme işlemi için ücret belirleyebileceği belirtildi. BitTorrent, korsan sitelere kıyasla bu yöntemin güvenli olduğunu not düştü.Dosya paylaşımı ve indirmenin yasal olduğu BitTorrent, bu özelliğiyle korsan sitelerden farklılaşıyor. Sony, henüz kendisine sunulan teklife cevap vermiş değil.Al Jazeera Turk
Yunanistan'dan gelen Megaralılar M.Ö. 680'lerde Marmara Denizi'ni geçerek İstanbul'a ulaştılar ve bugünkü Kadıköy'de Halkedon adını verdikleri bir kent kurdular. 'Körler Ülkesi' olarak da anılan Halkedon'un halkı tarımla uğraşıyordu. M.Ö. 660'larda da Trak kökenli komutanları Bizans önderliğinde yola çıkan Mega'lıların diğer bir kolu bugünkü Sarayburnu'nun olduğu yerde başka bir kent daha kurdu.(Metin ibb.gov.tr 'den alınmıştır.)
Ontario College’de Sanat ve Tasarım üzerine eğitim alan KAWS olarak da bilinen Torontolu sanatçı Brian Donnelly, hayatına Toronto’da devam ediyor. Kendi selfie’lerini de kullanan Donnelly’nin işleri, San Francisco’da düzenlenen karma sergi Platinum Blend’de sergileniyor.
Morgan Freeman'ın şu ana kadar oynamadığı rol yok nerdeyse. Emir komuta zincirinin bütün halkalarında yer almış kendisi. Hatta bunların dışında yüzlerce filmde yapımcı, yönetmen ve seslendirmenlik gibi görevlerde bulunmuştur.
Üniversite...Bir çok insanın hayali,Bir çok insanın umudu,Bir çok insanın geleceği..Her yıl ülkemizde ortalama 1,5 milyon kişi üniversite sınavına giriyor. Kimisi kendisini deniyor, kimisi hiç çalışmadan giriyor, kimisi bütün yılını (yıllarını) harcamış biri olarak giriyor, kimisi ikinci üniversitesini okumak için giriyor, kimisi 2 yıllık kazanayım sonra 4 yıllığa tamamlarım diyerek giriyor, kimileri de hali hazırda olan üniversitesini bir amaç uğruna, memnuniyetsizlikten bırakıp tekrar giriyor.
Bizdeki adı “Doğa İçin Çal” olan projenin yabancı versiyonu “Değişim İçin Çal” (Playing For Change) müziğin barışı ve yardımlaşmayı sağlayacak tek güç olduğunu savunuyor. Birbirinden güzel çalışmalar ile dünyanın farklı yerindeki müzisyenleri bir araya getirerek bir müzik ziyafeti sunuyorlar. Daha fazla bilgi edinmek için burayı ziyaret edebilirsiniz. İşte değişim için çalan güzel insanlar.
Muhtemelen bu arkadaş insanları dürtmekten kol kası yapmıştır. Bu modelin eylemi, sanki biz görmemişiz gibi, filmin her kilit sahnesinde bizi dürterek kaşgöz yapması şeklinde tekerrür eder. Facebook'ta fazla zaman geçiriyordur uzak durun.
“Diyalektik İmgelem”, 1923-1950 yılları arasındaki gelişmeleri, kaygıları ve yazarların tüm insani duruş ve yönelimlerini içerdiği için Türkiye okuru için bir eksiği kapattığı kanısındayım. Dili ve anlatımı kendi kategorisinde bir kitap için oldukça anlaşılır. İsteyenler için ileri okuma açısından geniş bir kaynakçaya da sahip. Velhasıl, elimizdeki kitap; marksistler açısından önemli isimleri ve dönemi içerdiğinden de okunup üzerinde tartışılmaya değer bir kitap.Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Diyalektik İmgelem” kitabı Türk okuyucusu ile daha önce Ünsal Oskay’ın çevrisiyle, buluşmuştu. Kitapta tüm marksist kuramsal dünyayı eleştiren ve etkileyen Frankfurt Okulu konu edilmiş. Martin Jay, kitabında tüm tarihsel süreçleri ve kişileri ayrıntılı bir çalışmayla ele almış. Öncelikle metodolojik olarak kitaba hakkını teslim etmemiz gerekli, gerçekten iyi hazırlanmış.Kitabın giriş kısmından itibaren kitabın niyeti, sınırları ve amaçları belirtilmiş. Yazar, günümüzde hâlâ güncelliğini koruyan birçok tartışmanın çıkış noktası olan Frankfurt Okulu'nun tarihsel konumunu ele almakla başlamış. Frankfurt Okulu bir düşünce kulübünden ziyade bir düşünme metodu çevresine toplanmış dönemin ruhu aslında. 'Aktivist entelektüel' ifadesi kitabın giriş kısmında eleştirilerek entelektüel; “zaten düşüncesini dışsallaştıran kişi” olarak tanımlanıyor. Kitaptan bir alıntıyla ifade edersek: 'Radikal entelektüel, fildişi kulesini terk etmesi için değişimin popüler gücüyle çok yakından özdeşleştiğinde mükemmel olanı başarmayı da tehlikeye atıyor.'Kitabın yazarı Martin Jay, Frankfurt Okulu’nun 1923-1950 yıllarını aktarırken; Horkheimer, Adorno, Erich Fromm, Löwenthal gibi yazarların hayatlarını ve dünyaya karşı bireysel tutumlarını da ele alıyor. Bu yazarların 1933’te göç etmek zorunda kalmaları onların yazılarını da derinden etkiliyor, bu da dış dünya ile ilişkilerinde 'sürgün'de bir bakış açısı oluşturmalarına yol açıyor. Yaşadıkları dönem; hem faşizmden kaçma ve hayatta kalma hem de yaşanan Sovyetler Birliği deneyimine sahip çıkma ve onu reddetme arasında gidip geldikleri bir dönem. Bir geriye dönüş taramasıyla tüm filozofları tekrar okuyorlar. Söz konusu yıllar hem Sovyet deneyiminin hem de Avrupa'nın faşizm gölgesinde kaldığı yıllar olduğu için eleştirel teorinin yanı sıra o fikrin uygunabirliğine dair bir metot izliyor. Antropolojiden, psikanalize, fenomenolojiye, estetiğe, sosyal psikolojiye felsefenin birçok alanına eleştirel bir bakış sergiliyorlar. Tam da bu noktada “bilimsel sosyalizm”, “diyalektik materyalizm” gibi kavramlara enstitünün soğuk bakması; Sovyet deneyime ve örgütlülüğe mesafeli duruşları politik çıkmazları olarak ortaya çıkıyor. Bu duruş, Marksistler arasında - sonraki yıllarda daha fazla belirginleşen- Sovyetler Birliği’nin reddine kadar uzanan bir politik duruş ayrılığına yol açıyor. Liberal sol denilen akımın beslenme damarlarını oluşturuyor.Martin Jay, bir Amerikalı olarak anlattığı dönemi oldukça geniş kaynaklardan ve özellikle de kişisel yazışmalardan derlemiş. Frankfurt Okulu’nun eleştiri teorisi başlığında dünyaya yeni bir bakış açısı getirmek üzere nasıl oluştuğunun cevabını aramış. Birbirleriyle tanışmalarına, hatta bireysel bunalımlarına da yer vermiş. Özellikle cesurca altını çizdiği gibi; Frankfurt Okulu'nun çoğunluğunun Yahudi kimliğine sahip olması dünyayı yorumlamalarında etkili olmuş. Bir Yahudi olarak nazizmin yükselişine tanıklık etmek onları daha pesimist olmaya itmiş. Bu da gayet insani kuşkusuz. Eleştiri okulundakilerin parti ile ilişkileri, örgütlülüğe bakışları ve tüm marksist teori kavramlarıyla yeniden ilişkilenmeleri kitapta ayrıntılı şekilde yer almış. Diyalektik materyalizm, sınıf, bilinç, üretim ilişkileri gibi oldukça tanıdık olan kavramlarla mesafelerine de dikkatlice değinilmiş.Kitapta özellikle vurgulanan nokta aslında mutlak gerçek konusunda oldukça tereddüt içinde olmaları. Bu Sovyetler’e bakışlarına da yansıyor. Bilimsel sosyalizmden ne anlaşılması gerektiği ya da sosyal bilimler enstitüsünün “ne anladığı” aktarılmış kitapta. Adorno'nun Kraucer’le tanışması ve bu tanışıklığın etkilerinden tutun, Adorno'nun neden müzik teorisine ilgi duyduğuna kadar birçok konuda okuyucuyu tatmin edecek geniş bir bilgi çerçevesi sunmuş.Grünberg'den sonra psikanalizin enstitüye hızlı bir şekilde girmesiyle beraber Marcuse'un döneminin başlaması gibi tarihsel detayları içeren kitap; tüm teorisyenleri, yaşamlarından kesitlerle okuyucuya aktarıyor. Kendi düşünceleri ve çekişmelerini görme fırsatı buluyoruz bu sayede. Horkheimer'in Nietzsche okuması ve Kant üzerine yeniden okumaları ve yazdığı makaleleri kitapta referans vermesi başka kaynaklara yönlendirmesi açısından okuyucu için oldukça büyük bir fırsat oluşturuyor.“Diyalektik İmgelem”, 1923-1950 yılları arasındaki gelişmeleri, kaygıları ve yazarların tüm insani duruş ve yönelimlerini içerdiği için Türkiye okuru için bir eksiği kapattığı kanısındayım. Ayrıca 'kültür endüstrisi' başta olmaz üzere; 'sınıf bilinci' gibi aşina olduğumuz kavramlara ve hakkındaki diğer tartışmalara ışık tutarken, aynı zamanda Frankfurt Okulu'na mensup olmasa da onu dışarıdan etkileyen ve katkı sağlayan Lukacs, Gramsci, Sartre, Bloch ve Benjamin gibi düşünürlere de değinilmiş. Dili ve anlatımı kendi kategorisinde bir kitap için oldukça anlaşılır. İsteyenler için ileri okuma açısından geniş bir kaynakçaya da sahip. Velhasıl kitap, marksistler açısından önemli isimleri ve dönemi içerdiğinden de okunup üzerinde tartışılmaya değer bir kitap.Turgay Seçkin Serpil/İleri Haber
Türkiye'de kadın rock müzik sanatçılarını sıralayan hemen hemen herkes ilk olarak onun ismiyle başlıyor. E haksız da değiller Şebnem Ferah yıllardır çizgisinden çıkmadan Volvox'taki günlerinden Kadın albümüne, Can Kırıkları albümünden bugün iyi insanlara inancımızı koruyan şarkısı Birileri Var'a kadar hep müziği ile ön planda oldu. Hayko Cepkin'in de dediği gibi o çoğu dünya starından da daha iyi. Hayran grubundan müzisyen arkadaşlarına kadar büyük bir ailenin kraliçesi Şebnem Ferah'ın en güzel şarkılarından bazıları. *Şebnem Ferah'ın güzel olmayan şarkısı olmadığından liste yapmak çok zor oldu, sizin favorinizi yorumlara bekliyorum.