Beyaz Et Hakkında Soru ve Cevaplar
Böyle bir görüş bilimsellikten uzak bir yaklaşım olup tamamen safsatadır. Piliç etinin erken ergenliğe neden olduğuna dair hiçbirbilimsel yayın bulunmamaktadır. Böyle bir durumun olması hiçbir zaman sözkonusu değildir.
Nazilerin En Gizli Silahları
Einstein almanyadan ayrılınca almanya bilim adamsız kaldı demeyin ve führerin hırsıyla bilim adamların zekası birleşince ortaya çıkan silahlara bi göz atın
Tatil Yaparken Porno Yıldızı Oldu
Swansea Üniversitesi’nde fizik eğitimi alan 21 yaşındaki başarılı öğrenci Luke Kristopher Davis, İspanya’nın Barcelona kentinde tatil yaparken keşfedilip porno film oyuncusu olduİNGİLTERE'NİN Galler bölgesindeki Swansea Üniversitesi’nde fizik eğitimi alan 21 yaşındaki başarılı öğrenci Luke Kristopher Davis, İspanya’nın Barcelona kentinde tatil yaparken keşfedilip porno film oyuncusu oldu. Yerel Wales Online gazetesine konuşan Davis, “Barcelona’da tatil yaparken porno film yönetmeni Erika Lust yanıma gelip oyuncu ya da model olup olmadığımı sordu. Sadece bir üniversite öğrencisi olduğumu söylediğimde ise bana ‘Kısa süreliğine yıldız olmak ister misin?’ diye sordu” dedi. Boş zamanlarında lise öğrencilerine özel fen dersleri veren Davis, Lust’ın teklifini kabul etmeden önce bir porno filmde rol almanın geleceğini nasıl etkileyeceğini etraflıca düşündüğünü ancak “Bir bilim insanı olmayı planladığını ve bilim çevrelerinin bu konularda oldukça rahat olduğunu” bu nedenle de teklifi kabul ettiğini söyledi. Davis “Bilim dünyası bir araştırmacının sadece yaptığı işle ilgileniyor. Onlar geçmişte ne yaptığınızı hiç önemsemiyor” dedi. ANNESİNE FACEBOOK’TA SÖYLEMİŞ Şimdiye dek İspanya’da “Kristopher Kodjoe” takma adını kullanarak iki porno film çektiğini söyleyen Davis, porno film sektörüne girdiğini annesine Facebook’ta açıkladığını belirtti. Davis, “Ben Barcelona’dayken İngiltere’deki anneme Facebook’tan mesaj atıp erotik bir filmde rol alacağımı söyledim. Bana sadece keyfini çıkarmamı söyledi” dedi. Başarılı öğrenci sözlerine “Elbette ailem biraz şoke oldu ancak onlar aptal olmadığımı, asla porno yıldızı olmak için eğitimimden vazgeçmeyeceğimi biliyorlar” diyerek devam etti. Gelecekte teorik fizik alanında çalışmalar yapmak istediğini belirten Davis, filmler çekilirken çok eğlendiğini ve gelecek yaz Barcelona’ya dönüp bir iki filmde daha oynamayı planladığını söyledi.YeniAlanya
Gürsel Tekin:'İmam Hatip Talimatını Bilal Erdoğan Veriyor'
CHP, İmam Hatip okullarıyla ilgili Bilal Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen bir ses kaydını dinletti. CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, parti genel merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Başbakan Erdoğan’ın oğlu, TÜRGEV Mütevelli Heyeti üyesi Bilal Erdoğan’a ait olduğunu iddia ettiği bir ses kaydını (tape) basına dinletti. Tekin, “Milli Eğitimi ne hale getirdiklerini göreceksiniz” diyerek sinevizyonla yayınladığı söz konusu kaydın, Bilal Erdoğan’ın İmam Hatip’lerin yaygınlaştırılmasına ilişkin telefon görüşmesi olduğunu ileri sürdü. Tekin, kayıtla ilgili olarak, “Bilal Erdoğan paraları sıfırlamakla yetinmemiş ve milli eğitimi sıfırlamak için talimatlar veriyor. Milli eğitimin nasıl dizayn edileceğinin talimatları veriliyor” diye konuştu. Söz konusu ses kaydında Bilal Erdoğan olduğu iddia edilen şahsın, “Kız-erkek aynı kampüs içinde düşünmeyelim” demesi dikkat çekiyor. nediyor.com
Samsun'da 2 Milyon Yıllık Mamut Fosili
Samsun Kültür ve Turizm Müdürü Yüksel Ünal, ilçede özel bir firma tarafından uzun yıllar işletilen ancak son 10 yıldır atıl bekleyen linyit kömürü madeninde 4 yıl önce bazı fosillerin çıkarıldığını söyledi. Bulunan parçaların neye ait olduğunun bulunması için Maden Tetkik Arama (MTA) Tabiat Tarihi Müzesi ile irtibata geçtiklerini belirten Ünal, şöyle konuştu: 'Bilim adamları ilk gözlemlerinde fosillerin Akdeniz Mamutu'na ait olduğunu tespit etti. Bunu da fosiller arasında bulunan ve bu hayvanların karakteristik özelliklerinden birisi olan sağ üst çenedeki son azı dişinden anlamışlardı. Söz konusu fosillerin yaşının tespit edilmesi, yakından incelenmesi gerektiği bize bildirildi. Biz de MTA'yla irtibata geçtik ve fosiller yaklaşık 1 yıl incelendi.' Fosiller Samsun'da sergilenecek Fosilleri MTA Tabiat Tarihi Müzesi Paleontoloji Birim Yöneticisi Ebru Albayrak'ın incelediğini belirten Ünal, şunları kaydetti: 'Ladik ilçesinde bulunan fosillerin 2 milyon yıl önce yaşamış mamut, mamut dişi ve at dişleri olduğu belirlendi. Ladik'in geçmişte erken pleistosen döneminde yaklaşık 2 milyon yıl önce mamut ve atlar için uygun bir iklim ve bitki örtüsüne sahip olduğu tespit edildi. Ayrıca bu fosiller ile gelecekte bu bölgede daha ayrıntılı çalışma yapılması durumunda önemli fosillerin elde edilebileceği belirtildi.' Ünal, fosillerin Samsun'da müzede sergileneceğini sözlerine ekledi.AA
İnsanlık Testosteronun Azalmasıyla İlerledi
ABD'li araştırmacılar tarafından yapılan araştırma, insanların testosteron hormonunun azalması sayesinde gelişime yöneldiğini ve uygarlıkların bu sayede ortaya çıktığını savundu. İnsanları medeniyete götüren yol, testosteron hormonunun azalmasıyla ortaya çıkmış olabilir. Duke, Utah ve Iowa üniversiteleri tarafından yapılan araştırmada, insan vücudundaki testosteron seviyesinin azalması, medeniyetin kalkınmasını sağlayan önemli gelişmelere ve işbirliğine yol açtı. Current Anthropology dergisinde yayımlanan araştırmada, antik ve modern zamanlara ait 1400 kafatası incelendi. Duke Üniversitesi'nden Brian Hare ve Jingzhi Tan; Utah Üniversitesi'nden Robert Cieri ve Iowa Üniversitesi'nden Robert Franciscus'un yer aldığı araştırmada, zamanla testosteron seviyesinin azaldığı ve insan kafatasının 'daha yuvarlak ve yumuşak hale geldiği' ifade edildi. Yaşanan değişim, insanların birbirlerine davranışlarını da yumuşatırken, el aletleri yapma becerisi arttı, sanat ilerledi ve teknoloji alanında gelişmeler başladı. Modern insanın atalarının 200 bin yıl önce, el aletleri yapımının ise sadece 50 bin yıl önce başladığına dikkat çeken araştırmacılar, bu zamanlanın testosteron hormonunun azalmasıyla uyuştuğunu belirtti. Araştırmada, toplu halde yaşamaya başlamak ve işbirliği yapmak uzlaşma yeteneğini artırırken saldırganlığı azalttı. Yaşanan zihinsel ve davranışsal değişimler, vücuda da yansıdı. Özellikle yüz hatları değişti, çıkık kaşlar ortadan kalktı. Birbirimizden öğrenmeye başladık Biyolog Robert Cieri, 'insanların daha işbirlikçi davranış sergilemeye başladıkları dönemlerde teknolojik yeniliğin, sanat ve kültür gelişimlerinin de arttığını' ifade etti. Cieri, 'Eğer tarih öncesi insanlar daha yakın yaşamaya ve teknoloji transferi yapmaya başlamışlarsa, bu birbirlerine anlayışlı olmaları sayesinde gerçekleşti. İnsanlığın başarısı birbirimizden öğrenmemiz ve işbirliği yapabilmemiz' dedi. İncelenen kemiklerde testosteron seviyesinin nasıl değiştiğini anlamanın çok zor olduğunu ifade eden Brian Hare ise şempanze ve cüce şempanze sayesinde bir fikir elde ettiklerini belirtti. Şempanzeler stresli oldukları zaman testosteron salgılarken, cüce şempanzeler kortizol salgılıyor. Hare, 'Cüce şempanzelerde çıkık kaş görmek imkansız' ifadesini kullandı. Al Jazeera
Reklam
İntihar Riskini Kan Testi Ortaya Çıkaracak
Bilim insanları, kanda, intihar riskiyle bağlantılı yeni bir gen keşfetti. Artık, insanların intihar etme olasılıkları kan testiyle anlaşılabilecek. İntihar etmiş olan insanların beyin dokuları üzerinde yapılan analizler, intiharla bağlantılı yeni bir genin keşfedilmesiyle sonuçlandı. Beyin dokularından alınan genlerle normal sebeplerden ölen insanların genlerini karşılaştıran araştırmacılar, intihar eden insanlarda ortak olarak beliren SKA2 adında bir gen tespit etti. Analizler, intihar eden kişilerde ortak olan gende aynı zamanda kimyasal bir değişiklik bulunduğunu da belirledi. Araştırmada yer alan Johns Hopkins Tıp Okulu'ndan Zachary Kaminsky, 'intiharı da içeren birçok davranışla bağlantılı bir gen bulduklarını ve yaptıkları kan testlerinde intihar eğilimini tespit edebildiklerini' söyledi. 325 kişiden alınan kan örnekleriyle yapılan analizlerde, deneklerin SKA2 geni ve genle bağlantılı kimyasal değişime sahip olup olmadığına bakıldı. Ayrıca, deneklerin cinsiyet ve yaşı ile stres ve gerginlik seviyeleri not edildi. 22'sinin 15-24 yaş arası olduğu, 50'sinin de hamile kadınların oluşturduğu katılımcıların daha sonra davranışları takip altına alındı. Kan testleri, intihar düşüncesi içeren veya intihara teşebbüs eden denekleri yüzde 80 ila 96 arasında doğru tespit etmeyi başardı. Elde edilen sonuç, ileri derecede intihar riski bulunan kişilerin gösterdiği orandan daha yüksek çıktı. Stres kontrol altına alınmalı American Journal of Pyschiatry dergisinde yayımlanan araştırmada, intihar riskinin genetik değişimle bağlantısı olabileceği belirtildi. SKA2 genindeki değişikliklerin, vücudun strese olan tepkilerini kapatıyor olabileceği, bu durumun da frenleri çalışmayan bir arabaya benzediği ifade edildi. Kaminsky, 'stres olmadığı zaman insan vücudunun el freni çekilmeden park edilmiş bir arabaya benzeyeceğini' belirtti. Ortaya çıktığı anda stresi kontrol altına almakta zorlanan kişinin, riskli durumlarla karşı karşıya kalabileceği ifade edildi. Araştırmacılar, yapılan deneyin oldukça küçük bir grupla gerçekleştirildiğini bu yüzden alınan ön sonuçların belirleyici olmadığını ifade etti. Testin ileride onaylanması halinde, hastaların nasıl denetlenmesi gerektiği konusunda çok daha erken karar verilmesini sağlayabileceği belirtildi. İntihar riski üzerinde geçtiğimiz yıl yapılan bir diğer araştırma, kanda intihar düşüncesiyle bağlantılı olan belli işaretleyicilerin bipolar rahatsızlık (manik depresif hastalık) ile belirdiğini ortaya koymuştu. Al Jazeera
TDK: Bundan Böyle Prezervatif Kaputtur!
Türk Dil Kurumu'nun (TDK) hazırladığı İlaç ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü yine tartışma yaratacak gibi. Sözlükte, 'deterjan-kirgiderir', 'otopsi-ölü açımı', 'mazoşist-özezer', 'katarakt-akbasma', 'prematüre-yarımca', 'grip-paçavra hastalığı' ve 'prezervatif-kaput' şeklinde isimlendirildi. Türk Dil Kurumu tarafından oluşturulan çalışma grubu, eczacılık terimlerine bulduğu karşılıklarla ilk Türkçe eczacılık sözlüğünü hazırladı. Yaklaşık 12 yılda hazırlanan 'İlaç ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü'nde, eczacılık terimlerine bulunan ilginç karşılıkların yanı sıra halk diline yerleşen ancak bilimsel anlatımda yeri olmayan sözcüklere de yer verildi. Sözlükte, 'deterjan-kirgiderir', 'otopsi-ölü açımı', 'mazoşist-özezer', 'katarakt-akbasma', 'prematüre-yarımca', 'grip-paçavra hastalığı' ve 'prezervatif-kaput' şeklinde isimlendirildi. TDK Başkanı Mustafa Kaçalin, 'İlaç ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü'ne ilişkin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eczacılık terimlerine dil birliğini ve terimlerin daha anlaşılır olmalarını sağlamak amacıyla yeni karşılıklar bulunduğunu belirtti. Çalışmanın, ilaç ve eczacılık terimlerine ilişkin kaynaklarda Türkçe karşılık bulunması konusunda görülen eksikliğin giderilmesine katkı sağlayacağına inandığını ifade eden Kaçalin, sözlüğün çalışma grubunda yer alan 11 öğretim üyesinin çabalarıyla hazırlandığını ve yaklaşık 12 yılda tamamlandığını söyledi. 12 BİN TERİM VAR Kaçalin, sözlükte 12 bin terimin tanımları ve yönlendirmelerinin mevcut olduğuna işaret etti. Çalışmada birçok yabancı terime Türk dilinin kurallarına uyan yeni karışılıklar türetilirken, terimlerin Türkçe karşılıklarının kullanılmasına öncelik tanındığını anlatan Kaçalin, ancak kavram karışıklığına engel olmak için dile yerleşmiş, kökeni yabancı olan terimlere de yer verildiğini belirtti. Kaçalin, sözlüğün hazırlanış tekniği, düzenlenişi ve bütün eczacılık bilim alanlarını içermesi nedeniyle alanında 'ilk ve tek çalışma' olduğunu kaydetti. SÖZLÜKTEKİ İLGİNÇ TANIMLAR İlaç ve eczacılıkla ilgili terimlere pek çok yeni Türkçe karşılığın bulunduğu çalışmada, günlük yaşamda sıkça kullanan kelimelere bulunan ilginç karşılıklar dikkat çekiyor. 'By-pass'ın 'köprüleme-aşırtma', 'check-up'ın 'tambakı', dedektörün 'ararbulur', dezenfeksiyonun 'bulaş savma' olarak isimlendirildiği sözlükte, 'efervesan-suda eriyen tablet' yerine 'fışırdayan', 'endoskop' yerine 'içgöreç' gibi karşılıklar kullanılıyor. Sözlükte, bazı tıp terimleri için belirlenen yeni karşılıkar ise şöyle: 'Biseksüel: Erdişi, Anksiyete: Kaygı, Aerosol: Püskürtü, Andropoz: Yaş Dönümü, Antidot: Ağugideren, Antienflamatuvar: Yangıgiderir, Atrofi: Körelme, Dejenerasyon: Yozlaşma, Depresyon: Çökkünlük, Deterjan: Kirgideren, Deodorant: Kokugideren, Diyaforetik: Terletici, Endoskop: İçgöreç, Fistül: Akarca, Filobotomi: Hacamat, Greft: Yama, Parfümeri: Itriyat, Migren: Yarım Baş Ağrısı, Nüks: Depreşme, Refleks: Tepke, Sendrom: Belirge, Halusinasyon: Varsanım, Uğunma: Katılma Nöbeti, Akut : İvegen, Kronik: Süregen, Benign: İyicil, Malign: Kötücül, Pürülan: İrinli, Radyoaktif: Işınetkin, Nazal: Burundan, Ürtiker: Dobaz, Makyöz: Düzgüncü-Yüzyapan, Grip: Paçavra Hastalığı, Ülser: Karha, Kürtaj : Kazıma, Dışkı: Kazurat, Epilasyon: Kılsızlaştırma, Traş Bıçağı: Kılkeser, Prospektüs: Tanıtmalık, Mazoşist: Özezer, Kabızlık: Peklik, Diş taşı: Kefeki, Prezervatif: Kaput, Korse: Sargaç, Diyare: Sürgün-Amel, Anestezi: Uyuşturum, Enjeksiyon: Şırıngalama, Radyasyon: Işıma, Prematüre: Yarımca, Agresif: Yayılgan, Astım: Yelpik, Epilepsi: Tutarık, Lokal Anestezi: Yerel Duyum Yitimi' AA
Reklam
Dünya Gerçekten Küçük | Evrende Dünyamız
Bu videoda Himalayalardan başlayan yolculuğumuz, Tibet, Dünya, Gezegenler, Güneş Sistemi, Zodyak Burçları, Samanyolu Galaksisinden geçip evrenin derinliklerinden geri dönüp son buluyor.
İnsan Vücudunu Şeffaflaştırmanın Yolu Bulundu
Bilim insanları doku ve organları şeffaf hale getirebilen bir yöntem keşfettiKemirgenler üzerinde araştırmalar yapan uzmanlar insan vücudunun tamamını şeffaf hale getirmenin yolunu buldular. Cell adlı bilim dergisinde yayınlanan araştırma bulgularına göre bu hiç bir dokuyu zedelemeden vücuttaki önemli organlar ve bağlantıları görmeyi sağlayan bir yöntem olarak kullanılabilir. BBC Türkçe’de yer alan habere göre, bilim insanları bu sayede her bir organın bir diğeriyle ilişkisinin görsel olarak daha iyi anlaşılabileceğini ve 'yeni nesil' tedavi yöntemlerinin yolunun açılabileceğini belirtiyor. Bu yöntemin virüslerin ve kanserli hücrelerin dokulara ne kadar yayıldığını saptamakta da kullanılabileceği kaydediliyor. Bilim insanları neredeyse yüz yıldır, organların içini görebilmek için yöntemler geliştirmeye çalışıyor. Fakat kullanılan tekniklerin çoğu dokulara zarar verdiğinden bu konudaki tıbbi deneyler sürdürülemiyor. Hücrelerde bulunan yağlı lipid molekülleri hafif ışınları kırarak dokuların arkasının görünmesini engelleyebiliyor. Fakat onları çözelten süreçler de organları çevreleyen dokuları temel bir yapısal doku malzemesinden yoksun bırakarak incelenen dokunun şekilsiz bir kütleye dönüşmesine sebep olabiliyor. İşte son araştırmayı yapan California Institute of Technology (California Teknoloji Enstitüsü) uzmanları buldukları teknikle 'Biyoloğun rüyasını' gerçek kılmayı başardıklarını söylüyorlar. Daha önce yapılmış çalışmalardan da yararlanan ekip üç aşamalı bir teknik geliştirmiş: - Yumuşak plastiğe benzer bir ağla dokulara destek sağlanıyor - Ardından kana karıştırılan moleküler bir deterjan lipidleri eriterek organları şeffaf hale getiriyor - En önemli bağlantıları görebilmek için kullanılan sıvıya iz sürmeyi sağlayacak boyalar ya da işaretlenmiş moleküller karıştırılabilir. Bu yöntemi kemirgenler üzerinde deneyen araştırmacılar hayvanların böbrek, kalp, akciğer ve bağırsakları gibi tek tek organlarını üç günde, tüm vücutlarını ise iki hafta içinde temizlemeyi başarmışlar. Ayrıca kanser hastalarından alınan örnekler üzerinde aynı yöntemle yaptıkları denemeler hastalığın ne kadar yayıldığını görmelerini sağlamış. Fakat yöntem şu ana kadar yaşayan bir organizma üzerinde denenmemiş. Bütün deneyler sadece öldürülmüş fareler ve ameliyatlar sırasında insanlardan alınan parçalar üzerinde yapılmış. Bilim insanları bu yöntemin gelecekte uzun sinir dokularının beyinden vücudun diğer yerlerine tam olarak nasıl ulaştığından tutun da farklı virüslerin hangi dokuların neresinde saklandığını haritalamaya varana kadar bir çok farklı amaçla kullanılabileceğini söylüyor. Araştırma ekibi şimdi diğer bilim insanlarıyla işbirliği yaparak demanslı hastaların beyin dokularını incelemeye hazırlanıyor. Bu örnekleri, sağlıklı doku örnekleriyle karşılaştırarak, hücre yapıları ve sayılarındaki potansiyel farklılıkları daha önce mümkün olmadığı kadar detaylı bir şekilde görebileceklerini düşünüyorlar.T24
Türkiye Nüfusu 2030'da 86 Milyonu Geçecek
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) yayımladığı 'İnsani İlerlemeyi Sürdürmek: Kırılganlıkları Azaltmak ve Dayanıklılık Oluşturmak' başlıklı 2014 İnsani Gelişme Raporu'na göre Türkiye nüfusu 2030'da 86,8 milyona ulaşacak.AA muhabirinin UNDP'nin raporundan derlediği bilgilere göre, Türkiye'deki tahmini yaşam süresi 1980-2013 tarihlerinde 16,6 yıl, ortalama öğrenim görme süresi 4,7 yıl, öğrenim görme süresi beklentisi 6,9 yıl, kişi başına düşen milli gelir ise yaklaşık yüzde 112,5 artış gösterdi. Türkiye nüfusunun 2030 itibarıyla 86,8 milyona ulaşacağının öngörüldüğü raporda, ülkedeki kadın milletvekili oranının yüzde 14,2, internet kullanım oranının yüzde 45,1, okur-yazarlık oranının yüzde 94,1, istihdam oranının yüzde 48,5 olduğu belirtildi. İnsani Gelişme Endeksi'nde (İGE) ilk sırayı Norveç alırken, bu ülkeyi Avustralya, İsviçre, Hollanda ve ABD izledi. Almanya'nın 6., İngiltere'nin 14., Japonya'nın 17., Fransa'nın 20., Yunanistan 'ın 29. sırada bulunduğu endekste, en az insani gelişmeye sahip ülkeler ise Nijer, Kongo, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Sierra Leone oldu. Türkiye, İGE'de 187 ülke arasında 69'uncu sıra ile 'yüksek insani gelişme' kategorisinde yer aldı. Avrupa ve Orta Asya ülkeleri arasında 2013'teki İGE sıralaması ve nüfus büyüklüğü bakımından Türkiye'ye yakın ülkeler, sırasıyla 78. ve 76. olan Sırbistan ve Azerbaycan oldu. Türkiye'nin İGE değeri, yüksek insani gelişme kategorisindeki ülkeler ile Avrupa ve Orta Asya ülkeleri ortalamasının üstünde yer aldı. 1,5 milyar insan yoksul UNDP'nin Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi'ne göre, gelişmekte olan 91 ülkede yaklaşık 1,5 milyar insan sağlık, eğitim ve yaşam standartları alanlarında tekrar eden yoksunluklar nedeniyle yoksulluk içinde yaşarken, yaklaşık 800 milyon insan da yoksulluk riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Krizlere dayanıklılığın arttırılması için küresel işbirliği çağrısında bulunan İnsani Gelişme Raporu'nda, küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın yüzde 2'sinden daha az bir harcama ile dünyadaki yoksulların temel sosyal güvenlik sorunlarının çözülebileceği belirtiliyor. İnsani Gelişme Endeksi 1990 yılından beri her yıl undan tarafından yayımlanan İGE ile cinsiyet eşitsizliği ölçümünden çok boyutlu yoksulluğa, sağlıktan eğitime, kaynak kullanımından sosyal bütünleşmeye, güvenlikten uluslararası entegrasyona, çevreden gelir dağılımı eşitsizliğine kadar pek çok veri bir arada değerlendirilerek 187 ülkenin insani gelişme dereceleri karşılaştırılıyor. İGE, ülkelerin birbiriyle mümkün olduğunca iyi bir şekilde kıyaslanabilmesi için özellikle Birleşmiş Milletler Nüfus Bölümü,Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı, UNESCO İstatistik Enstitüsü ve Dünya Bankası'ndan sağlanan uluslararası veriler temel alınarak hazırlanıyor.Ayşenur Sağlam, AA
Reklam
Dinozorların Neslini Kötü Zamanlama Tüketti
Dünya’da 231,4 milyon yıl hüküm süren dinozorların nesli, kötü bir zamanlama sebebiyle gerçekleşti. Bilim adamları, türün kökünü kurutan göktaşının birkaç milyon erken veya sonra çarpması halinde, dinozorların hayatta kalabileceğini söylüyor. Dünyanın dört bir yanından bilim insanlarından oluşan araştırma ekibi, dinozorların neslinin nasıl tükendiğine dair ortaya atılan senaryoları ve ilgili kanıtları inceleyerek, bu yaratıkların neslinin kısa bir zaman zarfı içerisinde tükendiğinde; bunun da göktaşı teorisini desteklediğinde karar kıldı. Göktaşı teorisi, 1980 yılında Nobel ödüllü fizikçi Luis Alvarez ve onun jeolog oğlu Walter Alvarez tarafından ortaya atıldı. Bu görüşe göre, dinozorların sonunun 65 milyon yıl önce, yaklaşık 10 km çapında bir göktaşının Dünya’ya çarpmasıyla gerçekleşti. Bu göktaşı, saatte 54.000 km hızla Meksika’nın Yukatan Yarımadası açıklarında Dünya’ya çarpmış ve çarpma anında 200.000 km³ madde buharlaştı, erimiş ya da yüzlerce kilometre öteye savruldu. Bu çarpma sonucu canlı türlerinin yüzde 70′inden fazlası yok oldu ve 180 km çapındaki, Dünya’nın en büyük kraterlerinden biri olan Chicxulub krateri meydana geldi. Çarpmanın 100 milyon megaton TNT’ye (Trinitrotoluen / kimyasal patlayıcı) eşdeğer bir enerji açığa çıkardığı tahmin ediliyor. Çarpma sonucu oluşan toz tabakası atmosferi kapladı, Dünya aylar boyu karanlıkta kaldı, sıcaklık suyun donma derecesine kadar düştü ve asit yağmurları yaşandı. Aylarca süren bu karanlık ve soğuk dönemde bitkilerin fotosentez yapamaması besin zincirini yıktı ve bu felaketler zinciri de dinozorların sonunu hazırladı. İskoçya’nın Edinburgh Üniversitesi’nden paleontolog Stephen Bresatte, araştırma ekibinin liderlerinden. “Dinozorların neslinin tükenmesi bilim dünyasının en büyük sırlarından biri” diyor ve devam ediyor, “Grup olarak bir araya gelmek ve bu konuda fikir birliğine varmaya karar verdik.” Brusatte ve dünyanın dört bir yanından diğer 10 tanınmış dinozor uzmanı, Kuzey Amerika’da bulunan ve Kretase Dönemi’ne ait olduğuna inanılan fosilleri inceledi. Bu fosillerin 146 ile 66 milyon yıl arasında bir zamana ait olduğuna inanılıyor. Grubun büyük bir bölümü fosillerden yola çıkarak, Dünya’nın gördüğü en karizmatik yaratıkların sonunun göktaşı veya bir kuyruklu yıldızın gezegene çarpması ile geldiğinde karar kıldı. Araştırma grubundan bazı bilim insanları, neslin birden bire tükendiğini, dinozorların kademeli olarak ölmediğini ileri sürüyor. Brusatte, Live Science’a yaptığı açıklamada, dinozorların neslinin çok hızlı tükendiğini, birkaç on bin yılın veya daha kısa bir sürenin yeterli olduğunu söyledi. Bilim insanlarına göre, şayet göktaşı Dünya’ya birkaç milyon yıl önce çarpsaydı, yani Kuzey Amerika’da çok daha çeşitli dinozor türleri yaşamlarını sürdürürken; veya birkaç milyon yıl sonra, yani dinozorlar çılgınca otobur türler yeniden kalabalıklaştıktan sonra, dinozorların nesli tükenmeyebilirdi. Brussatte, dinozorların sonunu getiren göktaşı olayını otobüs çarpmasına, otobur türlerin azlığını ise karşıdan karşıya geçerken bileğin burkulmasına benzetiyor. Grupta yer alan bir diğer bilim insanı olan Birmingham Üniversitesi’nden Richard Butler, Live Science’a verdiği demeçte, Kuzey Amerika’dan elde ettikleri bulguların, o dönemde dünyanın geri kalanında ne olup bittiğini açıklayamayabileceğini belirtiyor ve bu belirsizliğin teori üretirken önlerindeki en büyük zorluklardan biri olarak tanımlıyor. Peki, göktaşının çarpmasından on binlerce yıl sonra dinozorların nesli tükenirken, kuşlar, memeliler ve diğer canlılar nasıl hayatta kalmayı başardılar? Brussatte’ye göre pek çok tür çarpmanın ardından yok oldu fakat dinozorların nasıl tümden yok olduğu henüz bilim tarafından tam anlamıyla açıklanamadı. Bilgisayar simülasyonları, iklimin ve yer şekillerinin değişmesiyle otobur dinozor türlerinin azaldığını ve bunun da türün besin zincirini yıktığını gösteriyor.stuff
Kitlesel Yok Oluş Süreci Başlamış Olabilir
Bilim insanları Dünya'nın tanık olacağı altıncı kitlesel ölüm sürecinin başlamış olabileceğini belirtti. Bitki ve hayvan türlerindeki hızlı azalmanın kitlesel ölüme işaret edebileceği ifade edildi. Dünya bugüne kadar beş defa tanık olduğu ve yeryüzündeki tüm bitki ve hayvan türlerinin sonunu getiren kitlesel yok oluşa yeniden tanık olabilir. Uluslararası bir araştırma ekibi, dünyanın altıncı kitlesel ölüm sürecinin başlangıcında yer aldığını düşünüyor. Science dergisinde yayımlanan araştırmada, 1500 yılından bu yana karada yaşayan 320'den fazla omurgalı hayvanın yok olduğuna dikkat çeken bilim insanları, omurgalı hayvan türlerinin yüzde 25 azaldığını belirtti. Araştırmada kabuklular, solucanlar, kelebekler ve daha birçok omurgasız canlı türünün sayılarının da azaldığına dikkat çekildi. ABD'nin Stanford Üniversitesi'nden Biyolog Rodolfo Dirzo, 65 milyon yıl önce dünyaya hükmeden dinozorlarla birlikte kitlesel ölüme neden olan meteor çarpmasının aksine, altıncı kitlesel ölümün insan kaynaklı olacağını vurguladı. Nature dergisinde Mart 2011'de yayımlanan ve fosil kayıtlarıyla modern gözlemlere dayanan eski bir araştırma, yeni kitlesel yok oluşun 300 ila 2000 yıl arasında yaşanabileceğini öngörmüştü. Hayvanların nesli hızla tükeniyor Bilim insanları, hayvan türlerinin üçte birinin yok olma tehlikesi yaşadığını ve başta filler, gergedanlar ve kutup ayıları olmak üzere büyük hayvanların en fazla risk altında olduğunu belirtti. Zebra, zürafa ve fil gibi hayvanların arınması halinde toprakların yabani otlar ve kemirgenlerle dolacağını belirten araştırmacılar, bu durumun insanlar için çok ağır sonuçlar doğuracağını belirtti. Kemirgenlerin istila edeceği bir dünya, salgınların da kısa sürede tüm insanlığa bulaşmasına neden olabilir. Araştırmanın başında yer alan Biyolog Dirzo, 'bitki örtüsünün azalması çok ciddi sonuçlara yol açan bir döngü başlatabilir' ifadesini kullandı. Araştırmalar, son 50 yıl içinde insan nüfusu iki katına çıkarken, omurgasız hayvanların oranının yüzde 45 azaldığını gösterdi. Bu azalmanın en büyük nedenleri, iklim değişikliği ve yaşam alanlarının daralması. Duke Üniversitesi'nden Biyolog Stuart Primm'in mayıs ayında yaptığı araştırma, insan etkisi nedeniyle hayvanların yok olma hızının neredeyse 1000 kat arttığına işaret etmişti. Dirzo, altıncı kitlesel ölümü yavaşlatmanın birlikte çalışma gerektirecek uzun bir zaman alacağını ifade ederek, hayvanlara ait temel yaşam alanlarının korunması gerektiğini belirtti. Kaynak: Al Jazeera
Reklam
'163 Kiloluk Dinozor, 800 Gramlık Kuşa Dönüştü'
Bilim insanları, dev etobur dinozorların 50 milyon yıl içinde küçülerek kuşa dönüştüğünü açıkladı. Kısa ön, uzun arka bacaklı dinozorların (teropot) ortalama 163 kilodan 800 grama düşerek modern kuşlara dönüştükleri belirtiliyor. Araştırmacılara göre, teropotlar sürekli olarak küçülen tek dinozor türüydü. Bu hayvanların iskeletleri diğer dinozorlara göre dört kat hızlı değişti. Bu durum teropotların hayatta kalabilmelerine yardımcı oldu. Araştırmanın sonuçları bilim dergisi Science'ta yayımlandı. Daha önceki araştırmalarda, Tyrannosaurus rex ve Velociraptor'u kapsayan ve kuşlara dönüşen teropotların evrimlerinin bir noktasında küçülüp uçan, çevik canlılara dönüşmüş olabileceği görüşü ortaya atılmıştı. Ancak Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi'nden Mike Lee başkanlığındaki bir ekip, dinozoların evriminde sık sık boyut değişimi yaşanmasına rağmen, kuşların kökeniyle ilişkilendirilen bu küçülmenin sadece tek bir türe has olup olmadığını araştırdı. Araştırmacılar ayrıca büyük bir veri tabanını kullanarak dinozorların evrim oranını ölçmek istedi. Moleküler biyologlar tarafından virüs evrimini anlamak için geliştirilen ileri analitik araçları kullanan araştırmacılar, 120 teropod ve ilk kuşlardan elde edilen 1500'den fazla vücut özelliğini inceledi. Bu analiz sonucunda teropotların kuşa dönüşümü gösteren ayrıntılı bir soy ağacı çıkarıldı. Bu soy ağacı farklı dinozor türlerinde, zaman içindeki vücut boyutu değişimi ve adaptasyon sürecini yansıtıyor. Buna göre teropotlar, 200 milyon yıl öncesinden başlayarak hızla küçüldü. Bu süreçte ortalama 162,2 kilo olan en büyük dinozor türü Archaeopteryx olarak bilinen en eski kuşa dönüştü. BBC Türkçe
Birbirinden Yeni İzlenesi 10 Yabancı Dizi
Biri Vampir mi dedi? The Strain, bir vampir salgını konusunu ele alıyor. Dizinin ilk sezonu 13 bölümden oluşacak. Yapımcılar, Guillermo Del Toro ve Lost'un yapımcıları.
Reklam
Final Yapmış En İyi 20 Yabancı Dizi
etiket
Ekonomik bunalımın bütün dünyayı huzursuz ettiği 1930'lu yıllarda bu olağandışı topluluğun ve ucubelerinin dengeler üzerindeki oyununu konu ediyor. Seyir halinde olan karnavalın son üyesi Ben Hawkins, California'da yaşayan Rahip Justin Crowe'la aynı gizemli ve şifreli rüyaları paylaşıyor. Sihrin bu son çağında, kaderleri birleşen bu iki insan, bilinçli ya da bilinçsiz olarak iyilik ve kötülük arasındaki büyük çarpışmaya doğru sürüklenirler...
Negatif Düşüncelerden Kurtulmanın 5 Yolu
Sizi bir şeyler rahatsız ediyorsa, düşüncelerinizi o konudan uzak tutmak çok zor gelebilir. Hatta araştırmalara göre bir şeyi düşünmemeniz istendiğinde o şeyi akıllardan çıkarmak daha da zorlaşıyor. Ancak aklınızdaki negatif düşünceleri tekrar tekrar susturmak hem zor hem de ters etki yaratabilir. Hatta bazı durumlarda kronik depresyona kadar uzanabilir. Bilim insanları buna “zihinsel geviş getirme” ismini vermişler. Psikolog Guy Winch buna hendekteki iğne benzetmesi yapıyor. Hendek derinleştikçe iğnenin dışarıya çıkması zorlaşıyor. Zihinsel geviş getirmenin bir etkisi de konuyu aklınızda iyice büyüterek sizi orijinal halinden çok daha fazla kızgın ve üzgün bir ruh haline getirmesi. İşte aşağıda geviş getirmemizi engelleyecek beş metot var, biraz irade ve aklınızı başka şeylerle meşgul ederek pozitif şeylere yeniden odaklayabilirsiniz: Zihninizde alışverişe çıkın Kendinizi bildiğiniz bir markette düşünün ve gözünüzün önüne bir raf sırasını getirin. Konsantre olup oradaki bütün ürünleri sırasıyla hatırlamaya çalışın. Eğer alışveriş sevmiyorsanız, herhangi bir listeyi hatırlamaya çalışabilirsiniz. Belki kütüphanenizdeki kitapların sırası, ya da MP3 çalarınızdaki şarkı listelerinin sırası.. Sadece 30-60sn yeterli olacaktır. Her defasında negatif düşünce geri geldiğinde bunu tekrarlayın. Önemli olan disiplinli davranmak ve negatif düşünceye takılmadan derhal bir listedekileri saymak. Bunu bir saatte 20 defa bile tekrarlayabilirsiniz. Guy Winch diyor ki: “Bu size geçici bir çözüm olarak gelse de, bu şablonları yeterince güçlendirirseniz hem ruh halinizi düzeltebilir, hem de karar verme yeteneğinizi sağlamlaştırırsınız. Beyninizi bu tarz düşünceler geldiğinde bir başka yöne gitmesi için eğitebilirsiniz.” Olumlu insanlarla bir arada olun Eğer dertli duygu ve düşüncelerden kendinizi uzak tutamıyorsanız bu içinde bulunduğunuz sosyal ortamdan dolayı olabilir. 2013 de araştırmacılar aynı yurtta kalan öğrenciler üzerinde yaptıkları araştırmalarda öğrencilerin birbirinden zihinsel geviş getirme alışkanlıklarını ve negatif düşünme şablonlarını kopyaladıkların gösterdi. Negatif düşünceler genelde endişe ve yüksek sesle düşünmeyi içerdiği için diğer kişiler tarafından çok kolay yansıtılıp kopya edilen bir davranış şekli. Yapabildiğiniz kadar negatif insanların etrafında olmaktan kaçının. Bunu yapamıyorsanız size bir salgın gibi geçebilecek karamsarlık ve endişe içeren şablonlara karşı uyanık olun. Endişelerinizi çöpe atın Size delilik gibi gelebilir ama ruhunuzu didikleyen bu düşünceleri yazıp çöpe atmak ya da yakmak son derece etkili bir yöntem. 2012 de Ohio Üniversitesi araştırmacıları vücutları ile ilgili negatif düşüncelerini yazdırıp attırdıkları kişilerin birkaç dakika sonra yapılan testlerde bile kendine güvenlerinin yükseldiğini ve yazdıkları kağıtları atmayan kişilerin ise aynı karamsar ruh halinde kaldıklarını kanıtlamışlar. Profesör Richard Perry diyor ki “Düşüncelerinizi nasıl etiketlerseniz – yani çöp ya da bir kenarda durması gereken – bu o düşünceleri nasıl kullandığınız konusunda büyük bir fark yaratıyor.” Elinizin altında kağıt yoksa aynı şeyi bilgisayarınızda yapabilirsiniz. Sıcak bir fincan çay ya da kahve için Negatif düşüncelerin pek çok sebebi olabilir. Ancak siz yalnız hissetmeye odaklanmışsanız, kendinizi fiziksel olarak ısıtarak rahatlayabilirsiniz. 2012 de Yale Üniversitesi araştırmacıları ellerinde ısıtıcı paket tutan kişilerin geçmişte kalmış yalnız anılarla ilgili daha az negatif duygu taşıdıklarını buldu. Bu arada yalnız insanların diğerlerinden daha uzun ve sıcak duş aldıklarını da buldular. Yalnızlıkla ilgili olumsuz düşünceler taşıdığınızda vücudunuzu lezzetli bir çay ya da kahveyle ısıtın. Ama lütfen bunun gerçek insan teması yerine geçemeyeceğini de hatırlayın. Durumunuzu yeniden değerlendirin “Eğer zihinsel geviş getirme arzu ve alışkanlığınız çok güçlüyse, aklınızı dağıtmak çok kolay olmayacaktır” diyor Winch. Onun için aklınızı başka bir şeye vermeyi denemeden önce durumu yeniden yapılandırıp, çerçevelemeniz ve yeniden değerlendirmeniz gerekebilir. Örneğin, bir yerde saatlerce bir beklemek zorundaysanız; neleri kaçırdığınızı veya beklemek yerine neler yapabileceğinizi düşünmek yerine sizi seven kişileri arayıp konuşun ya da oturduğunuz yerde halledebileceğiniz bir iş üzerinde uğraşın. Bu sıkıcı durumu bir fırsat olarak gördüğünüzde geviş getirmeyi bırakıp başka düşüncelere doğru yol almak çok daha kolay olacaktır.
Reklam