onedio
İlk Milli Uydu Fırlatma Rampası Geliyor
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı milli projeleri tek tek hayata geçiriyor. Rasat ve Göktürk-2 uydularını yerli imkânlarla geliştirerek Türkiye'nin gururu haline gelen TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü, bir ilki daha gerçekleştiriyor. Bu ayın sonunda ilk milli haberleşme uydusu olacak Türksat 6A için imzalar atılırken, diğer yandan uyduları fırlatmayı sağlayan ilk milli rampa için de geri sayım başladı. Göktürk-2 uydusunun fırlatılması için Türk yetkililer Çin'e gitmişti. Yeni projenin hayata geçmesiyle artık uydu fırlatmak için Çin'e veya başka bir ülkeye gidilmeyecek. Cumhuriyetin 100'üncü yılı olan 2023'te bitirilmesi planlanan uydu rampası için fizibilite çalışmaları tamamlandı. Rampanın denizi olan ve yerleşim yerine uzak bir yere yapılması karalaştırıldı. Öne çıkan şehir ise Muğla oldu. Rampanın yaklaşık 1 milyar dolara mal olması bekleniyor. Bakanlığın bir diğer projesi ise takım uydu olacak. Tarım, ulaşım, gıda gibi birçok alanda hizmet verecek olan takım uydu projelerinin yapılması için en kısa sürede çalışmalara başlanacak. Yaklaşık 250 milyon dolara mal olacak olan Türksat 6A uydusunun, 2018'de uzaya fırlatılması planlanıyor. Uydunun fırlatılmasının ardından Türksat 3A ve Türksat 4A uyduları devredışı kalacak.teknolojioku
50 Milyon İnsanı Öldüren İspanyol Gribi Yeniden Canlandı
ABD'li bilim insanları, 20'nci yüzyılın başında dünya nüfusunun üçte birine bulaşan ve 50 milyon insanı öldüren İspanyol gribini laboratuvar ortamında yeniden canlandırdı.Bilim insanları, dünyanın gördüğü en öldürücü virüslerden birini yeniden hayata döndürdü. Yaban ördeklerinde bulunan bir kuş gribi türünden yararlanarak ortaya çıkarılan İspanyol gribi, öldürücü virüsün günümüzde ne kadar kolay var olabileceğini de gözler önüne serdi. Wisconsin-Madison Üniversitesi'nde yapılan deneylerde, 1918'de dünyayı kırıp geçiren salgının sorumlusu virüsün izlerini taşıyan kopyalar dağ gelinciklerine bulaştırıldı. Virüs hayvanlar arasında kolayca yayıldı. Bazı bilim çevreleri, günümüzde bulunan kuş gribiyle genetiği değiştirilmiş İspanyol gribinin laboratuvar ortamında oluşturulmasının büyük bir risk olduğunu ve kontrol edilememesi halinde tehlikeli bir salgına neden olabileceğini öne sürdü. Araştırmanın başında yer alan Profesör Yoshihiro Kawaoka ise yaptıkları araştırmanın gelecekte grip salgınlarının önlenmesi ve kuş gribine karşı aşı geliştirilmesi adına önem taşıdığını belirterek, eleştirileri savuşturdu. Kawaoka çalışmalarında yatan tüm risklerin bilincinde olarak önlem aldıklarını ve herhangi bir salgın riskini minimize edecek şartları oluşturduklarını söyledi. Yüzde 97 oranında benzerlik Kawaoka, en yüksek ikinci derecede güvenlik önlemi bulunan bir laboratuvarda gerçekleştirilen deneylerde, salgının gelişimi ve yaygınlaşmasını gözlem ve kontrol etmek amaçlı her adımı incelediklerini belirtti. Araştırmacı, kuş gribinin doğada mutasyon geçirerek kolayca insanları etkileyebilen bir hale gelebildiğini, bu yüzden çalışmalarının olası salgınların önlenmesi adına büyük önem taşıdığını ifade etti. Kawaoka, yaban ördeklerinden alınan sekiz kuş gribi türüyle oluşturulan virüsün, 1918'deki salgına neden olan virüsle yüzde 97 benzer olduğunu belirtti. Harvard Tıp Okulu'ndan mikrobiyoloji profesörü Robert Kolter, çalışmayı görmezden gelerek, 'Bilim insanlarının hastalıkları gözlemleyebilecekleri düşüncesi her zamankinden daha zayıf' yorumunda bulundu. Paris Pasteur Enstitüsü'nden Simon Wain-Hobson ise 'virüsün laboratuvardan kaçamayacağını ancak hiçbir önemli faydasının da olmayacağını' savundu. Kaynak: Independent
Dünya'da Süpernova Deneyi Yapıldı
Bilim insanları Evren'deki en güçlü patlama olarak bilinen süpernovayı, laboratuvar ortamında oluşturduklarını açıkladı. Yapay süpernovada, yüklü parçacık saçan şok dalgaları da ortaya çıktı.İngiltere'nin Oxford Üniversitesi'nde yapılan deneyde, süpernova patlaması yaşayan bir yıldızın maruz kaldığı değişimi anlamak için yapay süpernova patlaması gerçekleştirildi. Gianluca Gregori ve Jena Meinecke'nin başını çektiği araştırma ekibi, Cassiopeia A adlı yıldızın süpernova ardından manyetik alanlarında görülen bozulmayı anlamayı amaçladı. Deneyde, galaksilerarası uzayda bulunan manyetik alanların nasıl tahmin edilenden milyar milyon kat daha güçlü olduğu anlaşılmaya çalışıldı. Gregori, Dünya'dan bakıldığında kozmik arka planda görülen radyasyonun, Büyük Patlama'nın yansımasını taşıyan mikrodalga sinyallerinden oluştuğunu ve neredeyse her yerde aynı belirdiğini belirtti. Yıldızlararası elektrik yükünün çok fazla olmadığını ve zayıf manyetik alanlar oluşturduğunu belirten Gregori, yeni araştırmalarında kozmik arka plandaki manyetik alanların aslında çok daha güçlü olduğuna işaret eden bulgular elde edildiğini söyledi. Süpernova gizemi çözülüyor mu Yapılan deneyde, sadece 500 mikron kalınlığındaki bir karbon çubuğu, argon dolu bir hücreye yerleştirildi. Karbonun yanına da, yıldızlararası kozmik yapıları temsil edecek plastik şerit konuldu. Karbona ateşlenen güçlü lazer ışını çubuğa isabet ettiğinde, karbon buharlaştı ve aynı noktadan yüklü parçacık saçan şok dalgalarır yayıldı. Saniyenin dörtte biri kadar süren yapay süpernova, çıplak gözleri kör edebilecek çok güçlü bir ışık saçarak sona erdi. Deney sonucunda, patlamada ortaya çıkan plazmanın tıpkı Cassiopeia A'daki gibi dağınık yayıldığı ve düzensiz manyetik alanlar oluşturduğu görüldü. Plastik şerit olmadan deney yenilendiğinde, plazma daga dügün yayıldı ve güçsüz manyetik alan ortaya çıkardı. Laboratuvarda yapılan deneyler, süpernovada ortaya çıkan düzensiz dalgalarla ilerleyen girdapların, manyetik alanları güçlendirdiğine işaret etti. Ancak Gregori, minyatür süpernovaların istedikleri tüm cevapları veremeyeceğini düşünüyor. İlk sonuçlar, süpernova patlamalarının yaydığı şok dalgalarının, yıldızlarası maddelerle temasa geçtiği zaman düzensiz ve çok daha güçlü manyetik alanlar oluşturduğunu gösterdi. LiveScience | Al Jazeera
Yağmurda yürümek mi, yoksa koşmak mı daha az ıslatır?
Hava şartlarını kontrol etmemiz mümkün değil. Farz edin ki bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor ve siz evden çıkmadan önce saçlarınızı özenle taramıştınız. Otoparktan marketin girişine kadar da bozulmasını istemiyorsunuz. Acaba daha yavaş yürüyerek yağmur altında daha çok vakit geçirmek mi, yoksa koşarak yanlardan daha çok yağmur damlacığıyla temas etmek mi sizi daha çok ıslatır?Minute Physics’in yaratıcısı Henry Reich, fizikle ilgili konuları açıklamak için, yaptığı çizimleri time lapse tekniğiyle videolara dönüştürüyor. Birazdan izleyeceğiniz videoda ise yağmurda koşmanın mı yoksa yürümenin mi bizi daha kuru tutacağı sorusuna değinmiş.Reich, bu çok eski sorunun cevabını bulabilmek için paralelogramlardan ve toplam ıslanma miktarı gibi denklemlerden yola çıkarak analizler yapıyor. Minute Physics videosu, bu sorunun cevabını bilimsel olarak açıklayabilmek için yapılan ilk girişim değil...
Beynin Nasıl Şuur Kazandığı Anlaşıldı
Bilim insanları, yeni bir araştırmanın sonucuna dayanarak narkoz etkisinden veya komadan çıkan beynin nasıl tekrar bilinç kazandığı sorusuna yanıt bulduklarına inanıyor. Araştırmada yer alan New York Weill Cornell Medikal Yüksel Okulu'ndan anestezi uzmanı Dr. Alex Proekt, 'İlaçlar beyni terk ettiği zaman oluşturdukları etkinin ortadan kalktığını ve narkoz sonrası bilincin geri geldiğini zannediyorduk. Ancak bu süreci yeterli anlayamadığımız ortaya çıktı' ifadesini kullandı. Bilim insanları, beynin faaliyet esnasında oluşturduğu izleri inceleyerek, bilinç kazanmaya doğru spesifik bir şekilde ilerlediğini düşünüyordu. Araştırmada, beynin bilinçliliğe doğru adım adım mı ilerlediği yoksa aynı anda birçok hale geçiş yapıp yapamadığı anlaşılmak istendi. Proekt ve meslektaşları, anestezi altındaki farelerin beynindeki belli bölgelerin elektriksel faaliyetini inceledi. Deneyde, fareler uyanıncaya kadar verilen anestezinin etkisi azaltıldı. Gözlemler, beynin tekrar bilinç kazanmak için birçok belli aşamadan geçtiğini gösterdi. Bilinç kazanma esnasında, beyindeki bazı basamaklar arasında net bir dönüşüm yaşandığı, beynin diğer haller arasında bağlantı kurmak için de bir nevi bağlantı merkezi oluşturduğu görüldü. Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmada, beynin bilinç kazanma sürecinde farklı 'güzergahlar' seçebileceği, ancak basamaklar arasında geçişi sağlayan merkezlerin ana rolü üstlendiği ifade edildi. Yeni tedaviler keşfedilebilir Bilim insanları, elde edilen yeni bulguların ileride komadaki insanlara yardım etmek için kullanılabileceğini belirtti. Proekt, 'komadaki ve baygın insanların beyninde uyku halinin periyotlara bağlı olarak elektriksel faaliyetler gerçekleştiğine değinerek, 'beynin koma ve genel anestezi altında bazen normal faaliyetlere dönmeyi başaramadığını' belirtti. Beynin şuur kazanmasını sağlayacak uyanma basamaklarını sonuçlandıramaması, bazen insanların uzun yıllar komada kalmasına neden olabiliyor. Bilim insanları, insanlara yardımcı olabilmek için ilk olarak farelerde gözlemlenen sürecin insanlarda da var olup olmadığını anlamak istiyor. Proekt, ileride şuursuzluğa neden olan halleri ortadan kaldıracak ve nihayetinde hastaları uyandıracak tedavinin geliştirilebileceğini belirtti. Hastaların sadece fiziksel değil, faaliyetleriyle de bilinç kazandıklarını ortaya koyabilmesi, bir gün insanların gerçekten nasıl bilinç kazandığına da net bir açıklama getirebilir. Livescience | Al Jazeera
İki "Avatar" Daha Geliyor
Oscar ödüllü 2009 yapımı bilim-kurgu filmi Avatar'a iki bölüm daha çekilecek.Filmin yönetmeni James Cameron'ın filmi bir üçleme haline getirmek istediği ve çekimleri 3D tekniği ile yapacağı söylentileri uzunca bir süredir kulislerde dolaşıyordu. Yönetmen Cameron ve film şirketi 20th Fox Century, geçtiğimiz gün film hakkında yaptıkları açıklamada, üçlemenin 2016-2018 yılları arasında çekilmesi planladığını açıklarken, oyuncu kadrosunda sürpriz bir isim açıkladı. İlk filmde Dr. Grace Augustine karakterini canlandıran Sigourney Weaver, serinin devamında da rol alacak. Weaver'ın canlandırdığı karakterin ölmüş olması, ünlü oyuncunun sözleşme imzalamasına engel olmadı.Yönetmen James Cameron, yeni ve daha zorlayıcı bir karakterle kamera önüne geçeceğini söylediği Weaver için '1985 yılından beri uzaylılarla (Alien serisi) beraber uzun bir geçmişimiz oldu. Hem iyi arkadaşız hem de beraber çalıştığımızda iyi işler ortaya çıkıyor' ifadelerini kullandı. Filmde ayrıca Sam Worthington, Stephen Lang ve Zoe Saldana'nın da rol alacağı belirtildi.Haber Türk
Reklam
'Atak' Türk Silahlı Kuvvetlerine Teslim Edildi
Milli imkanlarla geliştirilen taarruz ve taktik keşif helikopteri T-129 ATAK, Türk Silahlı Kuvvetlerine törenle teslim edildi.ANKARA Milli imkanlarla geliştirilen taarruz ve taktik keşif helikopteri T-129 ATAK, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı törenle Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim edildi. Cumhurbaşkanı Gül, Kara Havacılık Komutanlığı'nda düzenlenen ATAK Helikopteri Teslim Töreni'nde, projenin gerçekleşmesinde emeği geçenleri, 2004 yılında Savunma Sanayi İcra Komitesi'nde alınan stratejik kararın altında imzası bulunanları tebrik etti. Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu: 'Buraya birkaç kilometre uzak mesafede, TAİ'nin ana üstlenici olduğu yerde, bu helikopterleri Türkiye'de ürettik. Nasıl Boeing, Airbus o zaman ana üstleniciyse bu sefer, burada da TAİ ana üstlenici oldu. Tabii ki başka yerlerden aldığımız destekler de söz konusu oldu. Bu, Türk savunma sanayinin, helikopter yapımında, 'know how' başta olmak üzere geldiği noktayı göstermektedir. Biz, bu helikopterin sadece mekanik kısımlarını değil, çok önemli sistemlerini, elektronik harp, silah ve aviyonik sistemlerini de Türkiye'de yaptık. Bunlar, çok sofistike, ileri teknoloji isteyen noktalardı. Bunların tabii gururunu yaşama hakkımız da vardır.' 'TSK'yı donatacak teçhizatın önemli kısmını üretmeye başladık' Bu coğrafyada yaşayan herkesin 'Hazır ol cenge, istiyorsan sulhu salah' sözünü bildiğini ifade eden Gül, şunları söyledi: 'Savaşmamak için, başkasının yanlışa girip, size karşı yanlış yapmaması için hazırlıklı olmak durumundasınız. Türkiye, uzun süredir bu hazırlığını güçlü bir şekilde yapmakta ve caydırıcılığına her gün yeni güç katmaktadır. Bundan da şüphesiz büyük bir gurur duyuyoruz. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, bize çok şeyler öğretti. Savunma konusunda sadece dışa bağımlılığın doğru olmadığını... O günden bugüne çok önemli siyasi kararlar alındı ve bugün geldiğimiz noktada, Türkiye içerisinde Silahlı Kuvvetlerimizi donatacak teçhizatın önemli kısımlarını üretmeye başladık. Bunları müttefiklerimizle de yeri geldiğinde paylaşmaya başladık. Bugün artık sadece konvansiyonel tehlikelerle karşı karşıya değiliz. Bugün terör, kaçakçılık, radikalizm gibi çağın ortaya çıkardığı tehditler de var. Bütün bunlara karşı en güçlü mücadele vermek, kendinizi en iyi şekilde koruyabilmek, kendinize gelebilecek zararları uzakta tutabilmek için Silahlı Kuvvetlerimizi daima güçlü tutmalıyız. Bu uğurda yapılan büyük gayretleri Türk milleti de büyük bir takdirle karşılamakta ve büyük gurur duymaktadır. Bu vesileyle şunu da ifade etmek isterim, topraklarımızın dokunulmazlığının, Türkiye'nin bağımsızlığımızın garantisi tabii ki Silahlı Kuvvetlerimizdir. Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Türk milleti daima göz bebeği gibi korumuştur, bundan sonra da daima göz bebeği gibi koruyacaktır ve bunda titiz davranacaktır.' 'Bizim için bir nevi istiklal ve istikbal mücadelesi' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da törende yaptığı konuşmada ATAK helikopterlerinin ülke, millet, Türk Silahlı Kuvvetleri için hayırlara vesile olmasını diledi. ATAK Helikopter Projesi'nin, ülkeyi gelmiş olduğu noktadan daha da ileri taşıyacağı yönündeki inancını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu savunma sistemlerinin, yerli imkanlarla karşılanması, göreve geldiğimiz günden bu yana temel önceliklerimizden biri oldu, olmaya devam edecektir. Biliyoruz ki yerli sanayimizin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının yerli firmalarımız tarafından özgün ürünlerle karşılanması, bunun altını özellikle çiziyorum, bizim için bir nevi istiklal ve istikbal mücadelesidir. 12 yıldır hep bu bilinçle hareket ettik. Yerli firmalarımıza, kendi insanımızın potansiyeline güvendik. Türkiye'nin savunma ihtiyaçlarının, yurt içinden karşılanması, ordumuzun modernizasyonu, her alanda çok kritik, çok büyük çaplı projeler başlattık. Kara, hava, deniz platformu, insansız hava araçları, uydu teknolojileri, muhabere elektronik ve bilgi sistemleri gibi birçok alanda önemli projelere imza attı. Başlattığımız bu projeler, artık meyvelerini vermeye başladı.' Milli tank ALTAY, milli gemi MİLGEM, insansız hava aracı ANKA, başlangıç temel eğitim uçağı HÜRKUŞ'un son dönemde yerli imkanlarla hazırlanan projelerden sadece birkaçı olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti: 'İşte bugün bu başarı zincirine yeni bir halka daha ekliyoruz. ATAK Projesi kapsamındaki ilk helikopterimizi, silahlı kuvvetlerimize dahil etmenin bugün bahtiyarlığını yaşıyoruz. ATAK helikopterinin bugün geçmişini bilenler, bugünlere hiç de kolay gelinmediğine, çok büyük emekler sarf edildiğine şahitlik ettiler. Yıllarca ilerleme sağlanamayan diğer pekçok proje gibi bu projeyi gerçek anlamda hayata geçirmek bizlere nasip oldu. 2004 yılında bu konuda verdiğimiz stratejik kararla çıktığımız yolda işte bugünlere geldik. Burada hep birlikte şahit olduğumuz tablo, verdiğimiz kararın ne kadar doğru, ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor.' 'Bize çok büyük güç katacaktır' ATAK helikopterlerinin, görev bilgisayarı dahil olmak üzere cihaz ve ekipmanlarının çoğunun Türk mühendislerce tasarlandığına vurgu yapan Erdoğan, şunları kaydetti: 'Modern elektronik ve silah ekipmanlarıyla donatılan helikopterlerimiz, terörle mücadelede ve ülke bütünlüğümüze yönelik eylemlerde inanıyorum ki bize çok büyük güç katacaktır. Bunun yanında helikopterlerimiz sınırlarımıza yönelik her türlü saldırıda caydırıcı güç oynayacak, barış ortamının güvence altına alınmasına da katkı sağlayacaktır. 2004 Mayısı'nda, aldığımız kararla yalnız helikopter üretimi değil insansız hava aracı ve modern tankın üretimi için de yeni bir yol haritası belirleme çalışmalarına başladık.Helikopter projemiz için Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı personelimiz hakikaten özverili bir çalışma yaptı. Bu çabalar neticesinde böyle büyük proje için kısa sayılabilecek bir sürede ihaleyi gerçekleştirdik. Sözleşmeyi imzalayarak, takvimi başlattık.' 'Türkiye ATAK Projesi ile artık helikopter satın alan bir ülke konumundan helikopter üreten ve helikopter satan bir ülke konumuna yükselmiştir' vurgusunu yapan Erdoğan, bunun herkes için büyük bir başarı, tarihi bir adım, ülkemiz ve millet için iftihar edilecek bir durum olduğunu kaydetti. ATAK Projesi'nin, yalnızca silahlı kuvvetlere katacağı güç nedeniyle değil savunma sanayine yönelik rol modellik göreviyle de stratejik öneme sahip olduğuna işaret eden Erdoğan, projede emeği geçen tüm kurumlara ve çalışanlara teşekkürlerini iletti, ATAK helikopterinin silahlı kuvvetlere ve Türkiye'ye hayırlı olmasını temenni etti. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar da yaptığı konuşmada, Türkiye'nin jeostratejik konumunun, fırsatlar sağlamasının yanı sıra bir çok riski de beraberinde getirdiğini belirtti. Türkiye'yi dış tehditlere karşı korumak, sınırların güvenliğini sağlamak, terörle mücadele, arama kurtarma, insani yardım ve uluslararası barışı koruma faaliyetlerine TSK'nın fedakarlıkla katkı sağladığını ifade eden Akar, bunu yerine getirirken etkin silahlı kuvvetlere ihtiyacın arttığını söyledi. Orgeneral Akar, bunun, disiplinli personelin yanı sıra güçlü birlikler ve milli imkanlarla üretilen harp silah araç ve gereçleriyle mümkün olabileceğini vurguladı. Orgeneral Akar, 'Son dönemde milli imkanlarla geliştirilen silah sistemleri Türkiye'nin sınıf atladığının göstergesidir' dedi. Gül ve Erdoğan pilot kabininde poz verdi Cumhurbaşkanı Gül'ün konuşmasının ardından TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel, Milli Savunma Bakanı Yılmaz, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akar ve diğer yetkililerin sahneye gelmesiyle fotoğraf çektirildi. ATAK helikopterinin tanıtım filminin ardından, helikopterler gösteri uçuşu gerçekleştirdi. Daha sonra Cumhurbaşkanı Gül, TBMM Başkanı Çiçek ve Başbakan Erdoğan pilot montu giyerek helikopterlerin yanına gitti. Gül, ATAK helikopterlerinin pilotlarıyla tek tek tokalaştı. Pilot kabinine oturan Gül ve Erdoğan, basın mensuplarına poz verdi. Helikopterin önünde gerçekleşen fotoğraf çekiminin ardından resepsiyona geçildi. Törene Cumhurbaşkanı Gül, TBMM Başkanı Çiçek, Başbakan Erdoğan, Yargıtay Başkanı Ali Alkan, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç, Ali Babacan ve Emrullah İşler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel, Somali Genelkurmay Başkanı Tuğgeneral Dahir Adan Elmi, bakanlar, bazı milletvekilleri, kuvvet komutanları, Savunma Sanayi Müsteşarı İsmail Demir, yerli savunma sanayi şirketlerinin genel müdürleri ile diğer davetliler katıldı. Helikopterin özellikleri Yakın hava desteği görevleri ve çok amaçlı görevler için iki tip tasarlanan ATAK helikopteri, ağır silah yükü ile zorlayıcı 'sıcak hava-yüksek irtifa' görevlerini başarıyla yerine getirebiliyor. ATAK, yakın hava desteği görevleri için güdümsüz roketler (76 adet) ve 20 milimetre top ile donatılmasının yanı sıra çok amaçlı görevlere uygun biçimde en modern elektronik harp gereçleri entegre edilerek, 8 güdümlü anti-tank füzesi 'mızrak', 12 güdümlü 'cirit', 2 'stinger' ile görev yapabiliyor. TSK için 50 helikopterin tedarikine yönelik başlatılan program kapsamında, milli aviyonik ve silah sistemleri ile teçhiz edilmesi sonucu ortaya çıkan ATAK helikopteri, dünyada kendi sınıfındaki en etkin taarruz helikopteri olma özelliği taşıyor. TUSAŞ tesislerinde üretimi tamamlanan ATAK helikopteri prototipi, ilk uçuşunu 17 Ağustos 2011'de gerçekleştirmişti. Muhabir: Kurbani Geyik - Enes Kaplan - Aylin Sırıklı - Ferhat Demircan - A. Eda Ünlü ÖzenAA
Satürn'ün Uydusunu Denizaltılar Keşfedecek
NASA, Güneş Sistemi'ndeki gezegen ve uyduların keşfedilmesine yardımcı olacak projelerin geliştirilmesi için başlattığı yarışmada 12 projeyi destekleme kararı aldı. Projelerden bir tanesi, Satürn'ün uydusu Titan'ın denizlerini keşfedecek bir denizaltı.iGüneş Sistemi'ndeki keşifleri tetikleyecek projelerin öne çıkması için başlatılan NASA Yenilikçi Gelişmiş Konseptler Programı (NIAC), 12 projeyle yoluna devam etme kararı aldı. Mars'ta dev bir sera kurulmasından, kuyrukluyıldızları takip edecek uzay araçlarına kadar birçok projenin sunulduğu yarışmada, en çok öne çıkan fikir Titan'ın derinliklerinde gezinecek robotik denizaltı oldu. NASA Glenn Araştırma Merkezi'nden Steven Oleson, Titan'ın hidrokarbon gölleri ve denizlerinde gezinecek denizaltı için, 'Olağanüstü ve kesinlikle mühendislikle gerçeğe dönüştürülebilecek bir fikir' ifadesini kullandı. NIAC kapsamında Birinci Safha'ya seçilen projeler arasında yer alan Titan denizaltısı, dokuz aylık süre için 100 bin dolar destek alacak. Birinci Safha'nın sonunda başarı alınması halinde, İkinci Safha'ya geçecek projelere 500 bin dolar daha bütçe verilecek ve Ar-Ge süresi iki yıl daha uzayacak. Uzay keşif tarihinde ilk olabilir Titan denizaltısı, geçtiğimiz yıl öne çıkan Venüs yelkenlisinin ardından en farklı uzay keşif projelerinden birini temsil ediyor. Venüs'ün 450'yi dereceyi aşabilen yüzey sıcaklığına dayanması planlanan Zephyr (Zefir) uzay aracının, atmosferi sülfirik asitle kaplı gezegende rüzgarların yardımıyla hareket etmeyi planlanıyordu. Dünya dışı bir gök cisminde sulara dalması planlanan ilk keşif aracı olan Titan denizaltısı ise bir başka zorlu göreve işaret ediyor. Çükü robotik denizaltının dalacağı yer sıvı su içeren bir gölden çok, süper soğuk metan ve etan içeren Kraken Mare. 1170 km uzunluğundaki gölde, Dünya'da sıvı halinde bulunan gazlar -179'un altını gören sıcaklıklarda gaza benzeyen bir halde bulunuyor. Oleson, 'Denizaltının yüzmesi planlanan yer sıvı doğalgaz benzeri bir maddeyle dolu. Bunu düşünmek bile zor' ifadesini kullandı. Titan, Dünya'nın ardından insanlığın Güneş Sistemi'ndeki muhtemel yeni evlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bilim insanları, 300 metre derine inmesi planlanan denizaltıyla Titan'ın neler sakladığını da öğrenmek istiyor. Al Jazeera
Reklam
Dünyada Gerçekleşmiş 10 İlginç Olay
etiket
1985'de New Orleanslı cankurtaranlar o yıl şehrin havuzlarında kimsenin boğulmamasını kutlamak için bir parti verdiler. Partide konuklardan biri çok ilginç bir biçimde boğuldu.
Doctor Who Modern Serinin Çıtır Kadınları
Herkes biliyordur Doctor Who'yu mutlaka.Sonuçta 50 yıllık muhteşem bir dizi.Bildiğiniz gibi, 2004 yılında modern seri olarak Doctor Who yeniden başladı.Şimdiye kadar 3 Doctor gördük -Savaşçı Doctor hariç- ve yeni sezonda yeni bir Doctor'umuz daha olacak.Fakat aynı zamanda,inanılmaz ve harika yol arkadaşlarını da unutmamak gerek.Bayanların hepsi birbirinden çıtır,zeki ve cesurlar.Peki ya bunları bir sıraya koymak gerekirse..  İyi eğlenceler. :)
Dünya'ya Çarpan Gezegenin İzleri Bulundu
Bilim insanları, erken dönemlerinde Dünya'ya çarptığı ve ortaya çıkardığı kozmik enkazla Ay'ı oluşturduğu düşünülen Theia adlı gezegenin kimyasal izlerini keşfetti.İlk olarak Apollo görevlerinde Ay'dan toplanan oksijen izotopları incelenerek ortaya atılan 'dev çarpışmanın' gerçekliği, elde edilen yeni bulgularla güçlendi. Teoriye göre, Güneş Sistemi'nin erken dönemlerinde, Dünya'ya Mars büyüklüğünde bir gök cismi çaptı. Dev çarpışmanın oluşturduğu enkaz ise zamanla Ay'ı ortaya çıkardı. Almanya'nın Köln Üniversitesi'nden Daniel Herwartz, Discovery News sitesine yaptığı açıklamada, 'oksijen izotoplarının diğer gazlardan mükemmel bir şekilde ayrılmasını sağlayan bir teknik geliştirdiklerini' açıkladı. Araştırmacılar, Apollo 11, 12 ve 16 görevlerinde Dünya'ya getirilen meteroit örnekleri ve bazalt taşlar üzerinde yeni analizler gerçekleştirdi. Herwartz, 'NASA'nın kendilerine Ay tozu da gönderdiğini ancak mikro meteoritlerin yoğunluğu nedeniyle bu örneklerin analiz için çok uygun olmadığını' not düştü. Ay aslında Theia mı? Analizler, 4.5 milyar yıl önce, Dünya'nın oluşumundan sadece birkaç yüz milyon yıl sonra gezegenimize çarptığı düşünülen Theia adı verilen gezegenin sırrını saklıyor. Bugüne kadar gerçekleştirilen bilgisayar modelleri, Ay'ın yüzde 70 ile 90'ının Theia'dan oluştuğunu öne sürüyordu. Güneş Sistemi'ndeki birçok gezegenin kendine has izotop bileşimi olduğundan yola çıkan araştırmacılar, Theia'nın kimyasal yapısının Dünya'dan farklı olması gerektiğini savunuyor.  Ancak bazı bilgisayar modelleri de Ay'ın sadece yüzde 8'ini Theia'nın oluşturduğunu, geride kalan materyallerin Dünya'dan geldiğine işaret etti.
Reklam
Astrofizikçi, Yazar ve Düşünür Carl Sagan Hakkında Bilmeniz Gereken 10 Şey
Bilim tarihinin modern zamanlardaki en etkili isimlerinden birisi Carl Sagan'dır. Astrofizikçi, Astronomist, Yazar ve Düşünür Carl Sagan bugün eşsiz görüş açısıyla insanlığa umut olmayı sürdürüyor. Kısacık hayatıyla bilimin toplumsallaşması adına ve ufkumuzu açan yeni bakış açısıyla; binlerce insanın önünü açtı. Onun sayesinde yaşadığımız dünyaya, küçücük bir parçası olduğumuz kozmosa ve üyesi olmaktan gurur duyduğumuz insanlık ailesine daha bütüncül bakabiliyoruz artık. Adını unutulmaz arasına yazdıran vizyonuyla eşsiz bir kişiliğe sahipti Carl Sagan. Yazdığı kitaplar, çektiği belgeseller ve yol açtığı bilimsel gerçekçilikle modern algılarımızın oluşmasında eşsiz bir katkının sahibi Carl Sagan'ın hayatında görmezden gelinemeyecek ilginçlikleri sıralamak istedim. Belki Carl Sagan gibi olmak isteyecek yeni birileri çıkar aramızdan. Onun başardıklarının onda birini başarmak için çabalamak isteyenler olacaktır, kim bilir. Ve sessizce süzüldüğümüz bu devasa kozmosta yankılacak yeni bir ses bırakılacaktır aynı onun gibi. İyi seyirler...
Bir Yapay Zeka Turing Testini Geçmeyi Başardı
Eugene Goostman adlı bir yapay zeka, İngiliz matematikçi ve bilgisayar bilimcisi Alan Turing tarafından geliştirilen Turing testini geçmeyi başardı. Turing testi, bir makinenin düşündüğünü söylemenin mantıksal olarak mümkün olup olmadığını sorguluyor. Teste göre makine, gönüllü bir insanla birlikte, sorgulayıcının görüş alanının dışında bir yere saklanıyor. Sorgulayıcı ise yalnız soru sormak şartıyla hangisinin insan, hangisinin bilgisayar olduğunu saptamaya çalışıyor. Sorgulayıcının sorular ve daha önemlisi aldığı yanıtlar, tamamen ses gizlenerek, klavye ile yazılarak veya bir ekranda gösterilerek veriliyor. Sorgulayıcıya bu soru cevap oturumunda elde edilen bilgiler dışında hiçbir bilgi verilmiyor. Dizi halinde tekrarlanan testler sonucunda sorgulayıcı, tutarlı bir şekilde insanı saptayamadığı takdirde makine Turing testini geçemiyor. İşte Eugene Goostman isimli makine, bu denli zor olan Turing testini geçmeyi başardı. Bugün kadar testi geçmeyi başaran ilk yapay zeka olan Eugene Goostman, bilgisayar programcıları Rus Vladimir Veselov ve Ukraynalı Eugene Demchenko tarafından geliştirildi. Yazılım, 13 yaşındaki bir çocuğun kişiliğini taşıyor. Jüri üyeleri yukarıda yazıldığı gibi testi uyguluyor, sorular soruyor ve alınan cevaplara göre oy veriyor. Toplamda yüzde 30 ve üzerinde oy alan yapay zeka, testi geçmiş oluyor. Eugene Goostman ise yüzde 33 oranında oy alarak, juriyi 13 yaşında bir erkek çocuğu olduğuna inandırmayı başardı. Veselov, yazılımın karakterini geliştirmek için çok çalıştıklarını belirtti. Ancak bazı uzmanlar, Turing testinin ilk kez bir yapay zeka tarafından geçilmesinden kaygı duyduklarını belirtti. İngiltere Reading Üniversitesi profesörü Kevin Warwick ise konuyla ilgili şunları söyledi: “Yapay zeka alanında Turing testinden daha ikonik ve tartışmalı bir dönüm noktası olamaz. Bir programın insanları bir başka insan, hatta başka bir şey olduğuna inandırabilmesi, siber suçlara karşı dikkat edilmesi gerektiği anlamını taşıyor.”Stuff
Reklam
42 Yıldır Kapalı Şişe İçinde
Dünyanın en küçük yaşayan ekosistemi bir şişenin dibinde bulundu. İngiltere’nin Crainleigh şehrinde dünyanın en ilginç ekosistemlerinden biri ortaya çıktı. 1960 yılında büyük bir şişenin dibine ekilen toprak en son 1972 yılında sulanmış.
Bataryaların Kapasitelerini Yitirmelerine Neden Olan Etken Bulundu
Daha iyi pil üretimi için verilen uğraşlar çoğunlukla pil kapasitesini artırmaya yönelmiş durumda. Fakat kapasite sürekli tekrarlanan şarj etme döngüsüne dayanıklılık olmadan bir pil için değersiz kalıyor. En gelişmiş lityum-iyon piller bile yaşlandıklarında kapasitelerini yitiriyorlar ve buna neden olan etkeni bilmeden onu düzeltmek için hiçbir şey de yapamıyoruz. ABD Enerji Departmanı'nda yapılan yeni çalışmalar bu etkeni ortaya çıkardı. Bu çalışmalara göre sorun küçük, nano boyutlu kristallerde. Bu gizemi aydınlatmada en önemli adım modern pillerde kullanılan anot ve katot materyallerinin doğrudan gözlenmesi oldu. Bilim insanları bu parçaların yaşlanmayla ilgili pil aşınmasının başladığı noktalar olarak belirlemişlerdi zaten fakat bunun arkasındaki mekanizma bilinmiyordu. Brookhaven Ulusal Laboratuvarı'nda çalışan ekip yüksek kaliteli nikel oksit anotların şarj edilip boşaltılma esnasında geçirdikleri değişimleri incelemek için geçirimli elektron mikroskobu kullandı. Bu deney lityum iyonlarının anot ve katottan geçerken nikel oksit ile birleşerek küçük kristalleri (kısaca tuz da denilebilir) oluşturmaları nedeniyle iyon kanallarında takıldıklarını ortaya çıkardı. Bu oluşan kristaller pilin yapısını değiştiriyor ve diğer iyonların daha verimsiz şekilde ilerlemelerine neden oluyor, böylece pilin kapasitesi düşmüş oluyor. Lityum-iyon pilin kusurunun nihai nedeni, doğal olarak, yapısını oluşturan parçaların kusursuz olmaması. Anot ve katodu oluşturan materyaller, ne kadar dikkatlice inşa edilmiş olurlarsa olsunlar, çok küçük kusurlara sahipler ve bu kusurlar da kristal oluşumu için çekirdeklenme bölgesi sağlıyorlar. Bu biraz tamamen pürüzsüz bir tencerede su ısıtılması ile yüzeyinde kusurlar olan bir tencerede su ısıtılmasının karşılaştırılmasına benziyor. Suyun içinde ısı nedeniyle oluşacak olan baloncukların oluşmak için kusurlu bir yüzeye ihtiyaçları var. Bu pillerin içindeki nanokristaller için de geçerli olan bir gerçek. Araştırma ekibi bunu anodun zırhındaki çiziklere benzetiyor. Eğer kristallerin oluşabileceği bölgeler varsa, kristaller oluşacaktır. Enerji Departmanı'nın Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı'ndan bir diğer çalışma da şarj olma hızı ve pillerin kapasitesi hakkında, ama bu çalışma ise katot üzerine yoğunlaşmış. Çalışmaya göre daha yüksek enerji yoğunluğu için verilen çaba gerçekten de pilin ömründe kısalmaya neden olabilirmiş. Pil büyüdükçe ve şarj olma sırası kısaldıkça nanokristalleşmenin başlaması için geçen şarj döngüsü sayısı da kısalıyor. Pekala, nanokristallerin oluşumunu engelleyemiyoruz, ama bu süreci tersine çevirmenin ya da en azından onu yavaşlatmanın bir yolu yok mu? Pil parçalarına atomik boyutta müdahale ederek elimizden geldikçe kusurları düzeltmeyi deneyebiliriz. Bu, iyon kanallarının tıkanmasına neden olan yapıların oluşmasını yavaşlatabilir. Bu işlem sorunu tamamen ortadan kaldıramasa da mühendislerin pil ömründen yemeden enerji yoğunluğunu artırmalarına yardım edebilir. Bu nanokristallerin dikkatli incelenmesi onların kırılarak eski pillere hayat verilmesini sağlayabilir. Bu araştırma, daha hızlı donanımlara güç veren pilleri güçlendirmek için yapılan çalışmalardan daha hayati olabilir. Çünkü bir ürünün kullanım ömrü, çoğu zaman, onun tekrar tekrar şarj edilebilme sayısı ile ölçülüyor. Tekrar tekrar şarj edilmeye dayanıklılık, şirketlerin her yeni akıllı telefonu, dizüstü bilgisayarı ve tabletleriyle ağırlığını daha da hissettirirken bizlere de elektriğe ne kadar bağımlı olduğumuzu hatırlatıyor. Bilim.org / Teknolojioku
Reklam
Dünyada Var Olan 18 Muhteşem Doğa Harikası
etiket
Güzel bir nehir olmasının yanı sıra ayrıca doğal bir gizemi de var. Kimse nehrin nereden geldiğini bilmiyor. Nehrin kaynağı bilinmese de tatilciler ve dalgıçlar için popüler bir yer.
Cem Yılmaz'dan Heceli 'Montaj' Göndermesi
Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın 'TÜBİTAK'ta yapılan incelemede Sayın Başbakanımızın 17 aralık sürecinde basına, daha doğrusu internete düşen ses kayıtlarının hece hece montajlandığı ortaya çıktı' sözlerinin ve TÜBİTAK’ın ses kayıtlarıyla ilgili montaj açıklamasının ardından, ünlü komedyen Cem Yılmaz’ın sosyal medyada paylaştığı bir mesaj dikkat çekti. Cem Yılmaz sosyal medya sitesi Twitter’da yaptığı yorumda “İ..yi..ge..ce..ler...i....yi...uy..ku...laar.. (farklı farklı yerlerden alınmıştır)” derken, akıllara TÜBİTAK ve Bakan Fikri Işık geldi. Hatırlanacağı üzere Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık bugün yaptığı açıklamada 'Benim bildiğim kadarıyla size söyleyeyim. 'Tamamen sıfırlandı mı?' sözünü hece hece keserek yapıştırıp biraz da acemice yapmışlar. Montaj olduğu TÜBİTAK bilirkişisinin verdiği raporuyla ortaya çıktı. Egemen Bağış beyin 'Bakara makara' kelimesinde makaranın da tamamen montaj olduğu ortaya çıktı' demişti. Gerçek Gündem
Bu Hafta 9 Film Vizyonda
Tom Cruise'un oynadığı ''Yarının Sınırında'', yapımcılığını Leonardo DiCaprio'nun üstlendiği ''Kardeşim İçin'' ile Ödüllü psikoterapist Jonathan Asser'ın kaleminden uyarlanan ''Yüksek Risk'' izleyici ile buluşacak.Türkiye sinemalarında bu hafta 1'i yerli 9 film vizyona girecek.  'Yarının Sınırında'Tom Cruise, Emily Blunt, Bill Paxton ile Brendan Gleeson'un oynadığı 'Yarının Sınırında' izleyici ile buluşacak. Senaryosunu Dante Harper'ın kaleme aldığı filmin yönetmen koltuğunda Doug Liman var. Bilim-Kurgu ve aksiyon türündeki film, dünyaya saldıran uzaylılar ile savaşı konu alıyor. 'Kardeşim İçin' Scott Cooper'ın yönettiği ve Christian Bale, Zoe Saldana, Woody Harrelson, Forest Whitaker ve Willem Dafoe'un rol aldığı 'Kardeşim İçin' gerilim severleri sinema salonlarına çekmeyi hedefliyor. Senaryosu Scott Cooper ve Brad Ingelsby'e ait olan filmin yapımcılığını Leonardo DiCaprio üstlendi. ABD ve İngiltere ortak yapımı film, küçük bir kasabada yaşayan iki kardeş Russell ve Rodney'in zorluklarla dolu yaşamını beyazperdeye taşıyor. 'Yeni Başlayanlar İçin Vahşi Batı' Seth MacFarlane'nin yönettiği, kendisiyle beraber Charlize Theron, Neil Patrick Harris, Amanda Seyfried ve Liam Neeson'un rol aldığı 'Yeni Başlayanlar İçin Vahşi Batı' izleyici ile buluşacak. Komedi türündeki ABD yapımı filmin konusu özetle şöyle: 'Ürkek bir çiftçi olan Albert, kasabaya yeni taşınan gizemli kadına aşık olunca silahlı çatışmalardaki ürkek ve beceriksiz hali gider, yerine cesur bir adam gelir. Fakat kadının belalı kocası kasabaya doğru yola çıkmıştır ve çiftten intikam almayı planlıyordur.' 'Suç Şehri' Orlando Bloom, Forest Whitaker, Tanya Van Graan, Adrian Galley, Conrad Kemp'in oynadığı 'Suç Şehri'nin yönetmenliğini Jerome Salle yaptı. Dram ve gerilim türündeki film, Güney Afrika'ya illegal bir maddenin girişiyle beraber oluşan ırkçı bir katliam ile ilgili soruşturmada görevlendirilen polisler Ali Sokhela ve Brian Epkeen'in başından geçenleri anlatıyor. 'Aşkta Yanlış Yoktur' Jeremiah S. Chechik'in yönettiği ve Ryan Kwanten, Sara Canning, Ryan McPartlin ile Kristen Hager'in oynadığı 'Aşkta Yanlış Yoktur' romantik komedi severlerin ilgisini çekmeye aday. Filmde bir düğün gününde geline aşık olan bulaşıkçı Leo'nun giriştiği maceralar izlenebilecek. 'Paris'te Bir Hafta Sonu' Haftanın bir diğer komedi filmi Roger Michell'in yönettiği 'Paris'te Bir Hafta Sonu' adlı yapım. Parçalanan bir evliliği anlatan dokunaklı komedide, Oscar, Bafta, Emmy ve Altın Küre ödülleri sahibi Jim Broadbent ve Olivier ödüllü Lindsay Duncan rol alıyor. Film, kadın-erkek ilişkileri ve evliliğe dair söylediği sözlerle Paris sokaklarında yaramazlık peşinde koşan iki genç ihtiyarın yıl dönümlerindeki çıkmazları anlatıyor. 'Yüksek Risk' Ödüllü psikoterapist Jonathan Asser'in kaleminden beyazperdeye uyarlanan 'Yüksek Risk', 'A Prophet/Yeraltı Peygamberi' filminden sonra çekilen en iyi hapishane filmi olarak nitelendiriliyor. David Mackenzie'nin yönettiği filmde, Rupert Friend, Ben Mendelsohn, Jack O'Connell, Sam Spruell ve David Ajala gibi isimler kamera karşısına geçti. Sarsıcı ve beklenmedik olayların ardı ardına geliştiği ve genç mahkum Eric'in öyküsünün anlatıldığı filmin konusu özetle şöyle: ''Eric genç olmasına rağmen, aşırı şiddete eğiliminden dolayı, yetişkin hükümlülerin kaldığı bir hapishaneye nakledilir. Aynı zamanda babasının da gün doldurduğu bu hapishanede kendini gardiyanlardan koruması, diğer tutuklularla işbirliği yapması ve hatta babasıyla yüzleşmesi gerekecektir.'' 'Oz Efsanesi: Dorothy'nin Dönüşü' Daniel St. Pierre ile Will Finn'in yönettiği ve Dennis Quaid, Zac Efron, Alan Bates ile Kim Dickens'in oynadığı 'Oz Efsanesi: Dorothy'nin Dönüşü' haftanın tek animasyon filmi. Film, Kansas'a dönen ve büyük bir kasırga sonrası kenti darmadağın halde olduğunu gören Dorothy'nin, aniden Oz'a geri gönderilişini anlatıyor. 'Tamaya İfrit' Serkant Yaşar Kutlubay'ın yönettiği ve Su Bilgiç, Derya Aksu, La Milla ile Nicole Kuntzman'ın oynadığı 'Tamaya İfrit' vizyona giriyor. Türk yapımı korku filmi olan 'Tamaya İfrit'in konusu özetle şöyle: '1200 yıl önce etkisiz hale getirilmiş ifrit olan Tamaya, bir kolyenin içine hapsedilmiştir. Bu kolye bir polis baskını sonucu ortaya çıkar ve komiser Buket, kolyeyi ele geçirir. Filmde korku dolu dakikalar, bu andan sonra başlar ve ifrit serbest kalır.'AA
F35 Savaş Uçaklarının Motor Parçaları Artık Türkiye'de Üretilecek
Kale Grubu şirketlerinden Kale Havacılık ile ABD'li Pratt & Whitney ortaklığıyla İzmir'de kurulan F35 uçak motoru fabrikası bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün katılımıyla hizmete açıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün açılışını yaptığı fabrika, dünyanın en gelişmiş savaş uçağı olan F35'lerin kritik motor parçalarını üretecek. Dünyanın en büyük uçak motoru üreticilerinden Amerikalı Pratt & Whitney ile yüzde 51-49 ortaklıkla, temeli üç yıl önce yine Gül tarafından atılan fabrikanın, yaklaşık 75 milyon dolara mal olan 1. etap yatırımı tamamlandı. Ege Serbest Bölgesi'nde 2. ve 3. etap yatırımlarla büyüyecek olan Kale Pratt&Whitney Fabrikası'nda 700-750 kişinin istihdam edilmesi bekleniyor. Yatırımın devreye girmesiyle İzmir ve başka ülkelerde üretilen F35 parçaları, ABD'de montajla motor haline gelecek.teknolojioku
Reklam