Google, İnsanların Genetik Bilgilerini de Toplayacak
Google şirketi, bugüne kadar yaptığı en büyük ve en zor sayılabilecek bir bilim projesine başlıyor. Projenin konusu ise bugüne kadar duyduklarınızdan tamamen farklı: İnsan bedeni. Baseline Study olarak adlandırılan proje için ilk olarak 175, daha sonra ise binlerce kişiden genetik ve moleküler veriler toplanacak. Şirketin umudu, bu verileri kullanarak sağlıklı bir insanın nasıl olması gerektiğini tamamen anlamak. Projenin ilk aşamaları, kan plazmasındaki HIV virüsü araştırmalarında kullanılan ucuz ve yüksek hacimli testlerin öncüsü olan 50 yaşındaki moleküler biyoloji uzmanı Andrew Conrad tarafından yürütülüyor. Google şirketinin araştırma birimi Google X'e 2013 yılının mart ayında katılan Conrad; fizyoloji, biokimya, optik, görüntüleme ve moleküler biyoloji uzmanlarından oluşan 70 ile 100 kişilik bir ekip kurdu. Elbette Google'ın projesi dışında tıp ve gen araştırmaları üzerine çalışmalar var. Ancak Baseline araştırması çok daha fazla sayıda yeni bilgiyi bir araya getirecek. Projenin araştırmacılara kalp krizi ve kanser gibi ölümcül hastalıkları erkenden teşhis etme ve hastalığın tedavi süresince değil de tanı konulduğu sırada ilaçla tedavi edilmesinde yardımcı olması umut ediliyor. Conrad, 'Her kompleks sistemde bu kavram mevcut ve temkinli bir şekilde sorunların üzerine gidiyor,' dedi ve ekledi, 'Bu devrim niteliğinde bir düşünce değil. Biz yalnızca 'Eğer ileriyi tahmin edebilecek olsaydık, neleri bilmemiz gerekirdi?' sorusunu soruyoruz. Bilmemiz gereken şey ise sağlıklı, düzgün bir insan bedeninin neye benzediği.' Projenin belirli hastalıklarla sınırlandırılmayacağı ve hastalıkların teşhisinde kullanacağı birçok araç sayesinde yüzlerce örnek toplayacağı belirtiliyor. Sonrasında ise Google, 'biyogösterge' adı verilen yapıları bulmak için gelişmiş bilgisayar teknolojilerinden yararlanacak. Bu biyogöstergelerin tıbbi araştırmalarda herhangi bir hastalığı çok önceden teşhis edebileceği umut ediliyor. Örneğin bu araştırmada, bazı insanların uzun yıllar boyunca yüksek kolestrol ve kalp krizinden uzak durmasını sağlayan ve yağ moleküllerini etkili bir şekilde parçalayabilen bir biyogöstergenin bulunabilir. Bu biyogöstergenin eksikliği ise erken yaşta kalp krizi geçirmelerine neden olabilir. Biyolog Conrad, Baseline'ın biyogöstergeyi bulmasının ardından araştırmacıların diğer insanlardaki biyogösterge eksikliklerini kontrol edebileceğini, bunu geliştirmelerini sağlayabileceğini veya yağ moleküllerini daha iyi parçalamaları için bir tedavi yönetimi geliştirebileceğini söyledi. Dünyanın en büyük bilgisayar ve veri merkezi ağlarını sahip olan Google, internette yaptığınız aramalarda anlık sonuçlar edinmenize olanak veriyor ve YouTube gibi verilere aç olan internet sitelerini yönetiyor. Google'ın bu başarıları artık tıbbi bilgilerin saklanmasında kullanılabilir ve diğer araştırmacıların bu verilere kolaylıkla erişmesini sağlayabilir. Araştırmalar genellikle hasta bireylerin üzerinde yapıldığı için, bugüne kadar keşfedilen çoğu biyogösterge hastalığın ileri safhasıyla ilgili bilgi veriyor. Stanford Üniversitesi'nın tıp fakültesine bağlı Radyoloji Bölümü'nü yöneten ve Conrad ile Baseline projesinde bir yılı aşkın süredir çalışan Sam Gambhir', araştırmacılar bu biyogöstergeleri hastalıkları erkenden teşhis etmek için kullandığını belirtti. Condrad ve Gambhir, bu projenin bilinmeyene doğru bir adım olduğunu kabul ediyor. Bunun sebeplerinden birkaçı insan vücudunun fazlasıyla kompleks bir yapı olması; DNA'lar, enzimler ve proteinler arasındaki etkileşim ve diyet gibi çevresel faktörlerin bu etkileşimi nasıl etkilediği hakkında çok az bilgiye sahip olunulması. Atılan bu adım, araştırmacılara hastalıklar hakkında çok fazla bilgi vermeyen biyogöstergeleri de ortaya çıkarabilir. Ancak durum ne olursa olsun, Conrad ilerlemenin 'ufak farklılıklarla' olmasını bekliyor. Gambhir, iş arkadaşı hakkında 'Conrad bunun bir veya iki yılda tamamlanabilecek bir yazılım projesi olmadığının farkında,' dedi ve ekledi, 'Eskiden kanseri tedavi etmekle ilgili konuşurduk ve birkaç yıldır bunu yapıyoruz. Öyle cümleler kurmamamız gerektiğini öğrendik.' Google, Baseline projesinde kullanılacak olan bilgilerin kimlere ait olduğunun bilinmeyeceğini ve bu bilgilerin kullanımının yalnızca tıp ve sağlık alanlarında kullanılacağını söyledi. Şirket ayrıca bu bilgilerin sigorta firmalarıyla da paylaşılmayacağını belirtti. Yine de Google'ın binlerce insana ait olan, hücrelerinin içindeki moleküllere kadar her türlü bilgiye sahip olacağı düşüncesi, mahremiyet ve adalet konularında ciddi sorunları gündeme getiriyor. Gelecekte bu tarz bilgilerin değeri, devamlı olarak kendi risklerini azaltmak adına çabalayan sigortacılar için paha biçilemez olabilir. Özellikle de iş görüşmeleri ve evlilik teklifleri gibi alanlarda bu bilgiler gizli olarak kullanılabilir. Baseline projesi, insanların katıldığı tüm tıbbi araştırmalarını denetleyen hastane etik kurulu tarafından takip edilecek. Araştırma tamamlandığında ise elde edilen verilerin nasıl kurulacağı, Duke Üniversitesi ve Stanford Üniversitesi hastanelerinin etik kurulları tarafından belirlenecek. Gambhir, 'Tartışılan konulardan birinin bu olduğu kesin,' dedi, 'Google bu sonuçlarla istediğini yapma konusunda serbest olmayacak.' Baseline projesi kapsamındaki araştırmalar, klinik araştırma yapan bir firmayla birlikte bu yaz başladı. Projeye katılan 175 kişiden üre, kan, tükürük ve gözyaşı gibi vücut sıvıları alındı. Biyolog Conrad, Google'ın hangi firmayla çalıştığını belirtmedi. Ayrıca araştırmada katılımcılardan alınan doku örneklerinden oluşan bir veri deposu oluşturulacak. Conrad'ın ekibi bu sonuçları analiz ettikten sonra binlerce insanın katılabileceği daha kapsamlı bir araştırma yapmak adına Duke ve Stanford üniversitelerinin tıp fakülteleriyle birlikte çalışacak. Araştırmanın ilk basamağındaki araştırmaların yapıldığı klinik ile Duke ve Stanford üniversitelerinin klinikleri, Baseline projesi için gönüllüler toplayacak. Bu kliniklerde Google'da çalışmayan araştırmacılar da insanlardan numune alacak. Ayrıca bu araştırmacılar, isim ve sosyal güvenlik numaraları gibi katılımcıların kimliğini belirleyen bilgileri de ortadan kaldıracak. Google ve araştırmacıların, kişisel bilgilerin ortadan kaldırılmasından sonra bu verilere erişebileceği belirtildi. Klinik çalışmalar sonucunda elde edilen veriler katılımcıların tüm genleri ve ebeveynlerinin genetik geçmişleriyle ilgili bilgiler içerecek. Bunların yanı sıra yiyecekleri, besinleri ve ilaçları nasıl metabolize ettikleri, stres altındayken kalp atışlarının ne kadar hızlandığı ve kimyasal reaksiyonların genleri nasıl değiştireceği bilgilerine de ulaşılabilecek. Bu sırada Google X Life Science grubu da aksesuar olarak kullanılan veya giyilebilecek; kalp atış hızı, kalp ritmi ve oksijen seviyeleri gibi verileri sürekli olarak takip edebilecek cihazlar geliştiriyor. Araştırmada görev alan Duke Üniversitesi Tıp Fakültesi rektör yardımcısı Robert Califf, Baseline projesine katılan bireylerin bu cihazları kullanacağını belirtti. Conrad, Baseline projesindeki katılımcıların büyük ihtimalle kendi ekibi tarafından uzun süre önce üretilmiş olan ve araştırma için düzenli olarak glikoz seviyelerini takip eden 'akıllı' kontakt lensleri kullanacağını söyledi. Eskiden bu tip araştırmalar yapmak hem çok pahalıydı, hem de fazla zaman harcanmasına neden oluyordu. Ancak genetik ve moleküler bilgi toplamanın fiyatında ani bir düşüş yaşandı. Yirminci yüzyılın başlarında neredeyse 100 milyon dolar olan insan geni, şu anda yaklaşık bin dolar tutuyor. Ayrıca günümüzde bilişim sektörünün gelişmesi de ortaya çıkan sonuç kalabalığının arasından gerekli olanlara hızlı bir erişim sağlıyor. Gambhir, yaklaşık 10 yıl önce kendisi tarafından yürütülen bir araştırmanın çok pahalı olduğu için devam edemediğini söyledi. Şu anda Google X'in yürüttüğü en son proje olan Baseline, uzun vadeli ve riskli bir girişim olarak tanımlanabilir. Ancak bu proje, dünya ve Google üzerinde çok büyük bir etki yaratabilecek niteliğe sahip. Google'ın diğer projeleri arasında kendi kendine giden arabalar, gözlük olarak üretilen bilgisayarlar ve yüksek irtifa balonlarıyla dağıtılması düşünülen internet servisleri yer alıyor. Çoğu Google X projesinin yanı sıra Baseline, hiçbir ticari ürün veya servis niteliği taşımıyor. Ancak Google X, diğer projelerinin ticari bir çaba sarf edilmesi gereken ürünlere dönüşeceğini umuyor. Bu projenin sayesinde Google, henüz yeni girdiği sağlık sektöründe de büyük bir adım atıyor. Freedonia Group adlı şirketin yaptığı araştırmaya göre, 2017 yılında dünya genelindeki sağlık sektörünün yıllık 10,8 trilyon dolar değerinde olacağını tahmin ediliyor. Conrad, artık toplanabilecek olan bir yığın yeni bilgi sayesinde ilaçların da gelişeceğini söyleyerek, bu düşüncesinin Google'ın 'dünyadaki bireylerin bilgilerini düzenleme, bu bilgileri evrensel olarak erişilebilir ve kullanılabilir hale getirme' hedefini gerçekleştirebileceğini de belirtti. Condra son olarak 'Hedef tanımımızı ikiye bölmemeli ve sağlık hizmetlerinin bu hedef dışında kaldığını söylemeliyiz,' dedi. WSJ
Sivas Katliamı'na 'Zaman Aşımı' Zırhı
Yargıtay da Sivas Katliamı davasının zamanaşımına uğradığı yönünde karar verdi. Sivas Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 2’si gösterici 37 kişinin öldüğü katliamın ardından 21 yıldır yargılaması devam eden 7 sanık hakkındaki davada zamanaşımı kararı Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onandı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Sivas'ta 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde 37 kişinin yakılarak öldürülmesinden sonra 21 Ekim 1993’te Ankara 1 Nolu DGM’de 125 sanıkla başlayan yargı sürecinde son sanıkları için 'zamanaşımı' kararı çıkmıştı. Karara itiraz edilince dosya Yargıtay’ın gündemine geldi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerel mahkemenin zamanaşımı karanına onama istediği davanın esas incelemesi Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde tamamladı. Davanın zamanaşımından düşmesine yönelik kararı onayan Daire, gerekçesinde, “765 sayılı TCK’nın (eski) 146. Maddesinin 2. Fıkrasında tarif edilen fiiller dışında suçun işlenmesinden veya işlendiği sırada, yasa dışı yürüyüş ve toplantılara katılıp Türkiye Cumhuriyetinin laiklik ilkesini kaldırmaya yönelik sloganlar atarak anılan maddenin 1. Fıkrasındaki amaç suçun işlenmesini kolaylaştırmak suretiyle fer’an katıldıkları iddia edilen sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu’nun eylemlerini sübutu halinde haklarında 765 sayılı TCK’nın 146/3. maddesinin uygulanması gerekeceği yönündeki kabul ve vasıflandırmada ve buna bağlı olarak da zamanaşımının gerçekleştiği yönündeki kabul de bir isabetsizlik görülmemiştir” denildi. Daire, sanıklar Cafer Erçakmak ile Yılmaz Bağ’ın ölümü nedeniyle, sanıklar Şevket Erdoğan, Hakan Karaca, Necmi Karaömeroğlu, Köksal Koçak ve İhsan Çakmak hakkında ise olağanüstü zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davaların düşürülmesine dair verilen yerel mahkemenin kararını usul ve kanuna uygun görülerek onanmasına hükmetti. Mağdurların vekillerinin temyiz itirazları ise reddedildi. DAVANIN GEÇMİŞİ- Sivas katliamı davası, 21 Ekim 1993'te başladı. 125 sanık, Ankara 1 Nolu DGM'de ilk kez hakim karşısına çıktı. Davada ilk karar, 26 Aralık 1994'te geldi. 85 sanık, 2 ila 15 yıl arasında değişen hapis cezasına çarptırıldı, diğer sanıklar ise beraat etti. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 1997 yılında müdahil avukatlarının temyiz ettiği davayı bozdu. Yeniden yargılama sonucunda 33 sanık hakkında idam cezası verildi. Ancak bu karar, bir yıl sonra Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından yeniden bozuldu. Sanık sayısı da 125'ten 33'e indi. 2000 yılında kararını açıklayan Ankara 1 Nolu DGM, 33 sanık için 'idam' dedi. 9 sanık 7 yıl 6'şar ay, 4 sanık 20'şer yıl, 1 sanık 15 yıl, 1 sanık 5 yıl hapis cezası aldı. 33 sanık hakkında verilen idam kararı ise 2002 yılında müebbet hapis cezasına çevrildi. 2 Temmuz 1993'te yaşanan ve 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili davanın 21 Haziran 2012 yılındaki dosyası ayrılan aralarında Cafer Erçakmak’ın da bulunduğu Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu hakkında açılan kamu davasının zaman aşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesi istendi. İNSANLIK SUÇU ÖLENE KALDI- Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi ise kararında, Erçakmak’ın eski TCK’daki “TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan yargılandığı, insanlığa karşı suçlardan dolayı zamanaşımı işlemeyeceğini öngören yeni TCK’nın 77. maddesinin ise 1 Haziran 2005’te yürürlüğe girdiği kaydedildi. Anayasaya göre bağlayıcı olan AİHM’nin, AİHS’nin 2. maddesindeki yaşama yönelik kararlarında, “yaşama hakkını ihlal ettiği iddia olunan, işkence ve kötü muamele iddialarıyla suçlanan kamu görevlilerinin af ve zamanaşımından faydalandırılmaması” yönünde kararları bulunduğu belirtilen kararda, “Suç tarihi itibariyle belediye meclisi üyesi olan sanık Cafer Erçakmak’ın kamu görevlisi olduğu, kamu görevlisi olan sanık hakkında olayın asli maddi faili olarak yargılandığı iş bu dava dosyasında zamanaşımı hükümlerinden istifade edemeyeceği düşünülse de nüfus kaydına göre sanığın 10 Temmuz 2011’de öldüğü anlaşılmakla hakkında açılan kamu davalarının düşürülmesine karar verilmiştir” denildi. Mahkeme, sanıklardan Yılmaz Bağ hakkındaki davayı da 25 Aralık 2006’da öldüğü gerekçesiyle düşürdü. KAMU GÖREVLİSİ DEĞİLLER- Mahkeme, TCK’nın insanlığa karşı suçları düzenleyen 77. maddesi ile AİHM’nin yaşam hakkı ile ilgili kararını, sanıklar Erdoğan, Koçak, Çakmak, Karaca ve Karaömeroğlu için de tekrar etti. Mahkeme, bu sanıkların kamu görevlisi değil sivil olduğunu, ayrıca olayın asli maddi faili değil, fer’i şerik olarak yargılandıklarını, 15 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin bu sanıklar için 2 Temmuz 2008’de dolduğunu, bu nedenle haklarındaki davaların düşürülmesine karar verdi. ARANIRKEN EVLENDİ Davanın yargılaması devam ettiği sırada birçok skandala imza atıldı. Sanıklardan Erçakmak’ın aranırken 27 Temmuz 1999’da Sivas Altınyayla Belediyesi’nde evlendiği, 22 Mayıs 1997’de askere gittiği, çocuğunu nüfusa kaydettirdiği, Emniyet’e başvurarak ehliyet aldığı anlaşıldı. Sanıklardan Yılmaz Bağ’ın ise aranırken Sivas Kangal ilçesinde düğün yaptığı belirlendi. Sivas katliamının acısı henüz tazeyken, Madımak Oteli'nin alt katına bir kebapçı açıldı. Yıllar boyunca bu restorana gelenler, 37 kişinin yanarak can verdiği mekânda kebap yedi. Bu duruma tepki gösterenlerin sesi, 2010 yılına gelindiğinde ancak duyuldu, kebapçı kapatılarak, Madımak Oteli kamulaştırıldı. Ancak tüm taleplere rağmen müze yerine bilim ve kültür merkezine dönüştürülen Madımak'ta tartışma yaratan bir olay daha yaşandı. 'Anı köşesi' adı verilen panoya katliamda ölenlerin isimlerinin yanı başına, iki saldırganın da adı yazıldı. Yeşim Eraslan | ANKA
Japonlar, Twerk Dansı Yapan Robot İcat Etti
Japonlar bilim ve ilim alanında dünyaya çoğu zaman örnek olurken, son buluşları Twerk dansı yapan robot pek olmadı gibi. Japon bilim adamları tarafından test süreçlerinden defalarca geçirilip, gerçek twerk yapan kızların popolarından örnekler aldıktan sonra kodlamalarını birebir uyarlayan Japon’lar, sonunda amaçlarına ulaştı. Toplamda 747 gün süren çalışmalarda ortaya Twerk Robot 1.0 çıkıyor. GERÇEK İNSAN KALÇASI ÜRETİMİ Videoyu izlediğinizde ilk olarak kalçanın nasıl yapılacağının plan ve projesini çizen Japon’lar, ardından hızlı bir şekilde şekillendirmeye geçiyorlar. Gerçek insan kalçasına benzeyen malzemelerden üretilen bu robot ilerleyen zamanlarda daha da geliştirileceği bekleniyor. Şuanlık sadece ayaklar ve kalça ile verilen komutları yerine getiren Twerking robot , videonun sonlarına doğru çok tutulduğunu ve satışa çıkartıldığını gösteriyor. Dilerseniz lafı fazla uzatmadan Japon’ların ilginç buluşu Twerking robotu izleyelim. TWERKING ROBOT – VİDEO
Kemal Kılıçdaroğlu: "Başbakan Kapatırsa Destek Veririz"
'Açık söylüyorum. Kürecik radar istasyonu devre dışı bırakılsın hep beraber savunuruz. 'Doğu yapmıştır hükümet' deriz.'</> KILIÇDAROĞLU: BAŞBAKAN KÜRECİK RADARINI KAPATSIN, DESTEK VERİRİZ CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Giresun'un CHP'li Belediye Başkanı Kerim Aksu'yu ziyaret etti. Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, 'Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili önünüzde anket var mı?' şeklindeki soruyu yanıtlarken şunları söyledi: 'Elimizde somut bir anket yok. Zaman zaman gazetelerden okuyoruz. En son 10 gün önce bir anket ulaştı. Ekmeleddin Bey'in durumu çok iyi. Yukarıya doğru gidiyor çıtası. Gezdiği oranda, halkla kucaklaştığı oranda çok daha başarılı bir sonuç alacak. Sadece bizim parti değil, 9 parti Ekmeleddin Bey'e destek veriyor. Cumhuriyet tarihinde ilk kez, cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk kez 9 parti bir araya gelerek bir adaya destek veriyor. Bu, o odaya duyulan güvenin sonucudur. Ekmeleddin Bey son derece değerli bir insan. Tüm siyasi partilere eşit mesafede olan bir insan. Hiç kimse Ekmeleddin Bey aleyhine olumsuz bir şey söylemiyor. Bir kişi hariç; o da Recep Tayyip Erdoğan. Dün yine kinden, öfkeden bahsetti. Oysa Ekmeleleddin Bey'in dilinde, gönlünde kin de öfke de yok. O güzel şeylerden bahsediyor. Huzurdan, barıştan bahsediyor. Bir arada yaşamaktan, kavgasız bir Türkiye'de yaşamaktan bahsediyor. Onun da bizim de arzumuz bu. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak kişinin kendi iç dünyasıyla barışık olması lazım. Erdoğan gibi olmaması lazım. Erdoğan girdiği her yeri kırıp döküyor. Hakaretin her türlüsünü yapıyor. Oysa Ekmeleddin bey bilim insanı. Toplumun her kesimi ona saygı duyuyor.ö Kılıçdaroğlu, 'Seçmenlerin tatil nedeniyle sandığa gitmemesi konusunda ne düşünüyorsunuz?' şeklindeki soruyu da şöyle yanıtladı: 'Sadece CHP'liler değil her vatandaşın sandığa gitmesini isterim. CHP'lilerin sandığa gitmesi konusunda hiçbir tereddüdüm yok. O makama layık olan birini seçmek zorundayız. Ahlakı temiz olan birinin o makama oturması lazım. Oraya oturacak olan Türkiye Cumhuriyeti'ni ve bayrağı temsil edecek. Bu kadar değerli ve önemli bir makam. İsteriz ve arzu ederiz ki, tüm yurttaşlarımız gidip oylarını kullansınlar.' GAZZE KONUSU Gazze'deki olaylarla ilgili bir soruyu da yanıtlayan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: 'Gazze konusunda yapılacak iki üç şey var. Eğer gerçekten Gazze'de Filistinliler'in kanı akmasın, çocuklar ölmesin istiyorsanız yapacağınız birinci şey Kürecik radar istasyonunu devre dışı bırakmaktır. Nato malı falan da değildir. Sayın Erdoğan bu konuda açıkça yalan söylüyor. Zaten bir yalan abidesi kendisi. Söylediği her şey yalan. NATO bile 'burası bana ait değil' diyor. 'Hayır size aittir' diyor hala. 2014'ün sonunda devredilecek orası NATO'ya. İkinci olarak ticari ilişkilerimizi dondurmak zorundayız. Hükümetin çok net adımlar atması lazım. 'Lafla peynir gemisi yürümez' diye çok güzel bir laf var. Bağırıp çağırmakla dış politika olmaz. Kıbrıs'ta kan gövdeyi götürüyordu. Rahmetli Ecevit, tak diye çıkarmasını yaptı. Kesti olayı. Bu kadar açık. Orada insanlar ölüyor, çocuklar ölüyor, burada habire konuşuyor. Konuşmakla iş çözülseydi zaten çoktan çözülürdü, onun kadar konuşan yok. Öfkeyle çözülseydi zaten çoktan çözülürdü, onun kadar öfkelenen de yok. İş yapmak lazım iş. Başbakanlık makamı şikayet makamı değildir. Orada iş üreteceksiniz. Önlemi alacaksınız, gereğini yapacaksınız. Önlemini alır gereğini yaparsa biz de ona destek veririz. Açık söylüyorum. Kürecik radar istasyonu devre dışı bırakılsın hep beraber savunuruz. 'Doğu yapmıştır hükümet' deriz. Ama bunun için bir adamda yürek ve ülke sevgisi lazım. Bunlar yoksa Erdoğan bunu yapamaz. Mısır, İsrail ile Filistin arasında ateşkesin sağlanması konusunda önemli adımlar attı. Sayın Mahmut Abbas, 'Biz Mısır'dan böyle bir talepten bulunduk' dedi. Türkiye'den böyle bir talepte bulunmuyorlar, Mısır'dan bulunuyorlar. Mısır Dışişleri Bakanı diyor ki, 'Türkiye ve Katar ateşkese engel oluyor'. Daha bunun cevabını almadık Erdoğan'dan. Mısır Dışişleri Bakanı herhalde yalan söylemiyor. Mahmut Abbas da herhalde yalan söylemiyor. O zaman yalan söyleyen kim? Mısır Ortadoğu'nun kilit taşıdır. Gazze'ye gidecek yardımların Mısır üzerinden gitmesi en sağlıklı yoldur. Ama maalesef Kahire'de bizim büyükelçiliğimiz yoktur. Ortadoğu'da Türkiye ciddi bir açmazla karşı karşıya. Üç büyük başkentte Türkiye'nin büyükelçiliği yoktur. Ama Gazze'de Kızılay'ın bir yeri var. Kızılay'la da talep halindeyiz. Oradan ne tür talepler geliyorsa bizim belediyelerimiz Kızılay aracılığıyla yardımları Gazze'ye göndermeye hazırlar.' EMNİYET'TEKİ OPERASYON YORUMU Kılıçdaroğlu, Emniyet'teki operasyonla ilgili bir soruyu da şöyle yanıtladı: 'Bugün bir gazetede 'Vardiya bizde değişti' diye haber vardı. Hukuk herkese lazımdır, adalet herkese lazımdır. Bir polis müdürünün kollarının arkadan kelepçelenmesi doğru değildir. Adalet istiyorsak herkes için isteyeceğiz. Polislerin, müdürlerinin ellerine kelepçe vurularak gözaltına alınmalarını asla doğru bulmayız. Balyoz ve Ergenekon olayları sırasında sabahın köründe insanların evlerine baskın yapılarak gözaltına alınmalarını da doğru bulmadık. Aynı şeyi bu polisler için de düşünüyoruz. Sabahın köründe evine baskın yapıyorsunuz,. Ellerine kelepçe vuruyorsunuz. Çoluk, çocuk herkes orada. Onlar devlete kin besler sonra. Oysa onların kaçacak yeri yok. Davet ederseniz gelirler. Kaçan adam suçludur, onu da baştan söyleyeyim. Ama o ailelerin söylediği güzel bir şey var. 'Bizim evimizden ayakkabı kutusu ve içinden dolarlar çıkmadı' diye. Karşılıklı intikam alma operasyonudur bu. İntikamla adalet sağlanmaz. Yapılan bu tür operasyonların doğru olmadığına inanıyorum. Bir devlete yakışan operasyonlar değil.' GÜNEYDOĞU'DAKİ ŞEHİTLER Kılıçdaroğlu, Güneydoğu'daki 3 şehit ve İŞİD tehlikesi konusundaki bir soruyu da şöyle yanıtladı: 'İŞİD bir terör örgütü. İnsanları diri diri yere yatırıp kesen bir örgüte herhalde siz demokrasi örgütü demeyeceksiniz. Bir terör örgütü. Adalet yok, hukuk yok, tam bir vahşet var. Bütün dünya buna terör örgütü der. Ama bir kişi söyleyemiyor bunu; Recep Tayyip Erdoğan. Neden terör örgütü diyemiyor? Çünkü onların kullandığı silahı TIR'larla o gönderdi. Belgelerini bizim arkadaşlarımız yayınladı. Ortadoğu'da eğer kan akıyorsa, Müslüman Müslüman'ı öldürüyorsa, Recep Tayyip Erdoğan'ın elleri kanlıdır. O silahları o göndermiştir. Şimdi inkar edemez noktaya geldi artık. Güneydoğu'da barışın ve huzurun olmasını isteriz. Kendi ülkemiz ve hiçbir ülkede çatışma istemeyiz. Bunun koşulları nedir, neyi görüşüyorlar, biz bilmiyoruz. 17 madde halinde nelerin yapılması gerektiğini kamuoyuna açıkladık CHP olarak. Ama Erdoğan ve arkadaşları kapalı kapılar arkasında bu görüşmeleri yapıyorlar. Hangi ödünleri verecekler bilmiyoruz. Karadeniz halkının özellikle milliyetçi damarının çok güçlü olduğuna inanıyorum. Karadeniz halkına seslenmek istiyorum; Türk bayrağı kimin zamanında indirildi? Türk askerinin başına kimin zamanında çuval geçirildi? Çuval geçirildiği zaman ABD'yi proteste etti mi? Hayır? Musul konsolosluğundaki Türk bayrağı kimin zamanında indirildi? Hepsi Recep Tayyip Erdoğan zamanında oldu. Milliyetçiliği ayaklar altına alan kimdi? Kendi bayrağını indirten, konsolosluk görevlileri rehin alınan, İŞİD'e terör örgütü diyemeyen birini Karadenizli nasıl cumhurbaşkanı seçecek? Bayrakla, devletle, milletle sorunu var. Milliyetçilik vatanseverliktir. Bizim tavrımız çok net. Cumhurbaşkanlığı makamına oturacak kişinin temiz insan olmasını istiyoruz. Bayrağı her ortamda savunması lazım. Erdoğan hiçbir dönem savunmadı. Sıkıştığı zaman savundu. Hepimiz milliyetçiyiz. Ben de milliyetçiyim. Kendi ülkemi, ülkemin insanlarını seviyorum. Bayrağımı seviyorum. Ben her tünlü milliyetçiliği ayaklarımın altına almam. Kafatası milliyetçiliğini reddederim. Ama vatan sevgisi olarak tanımladığımız bir milliyetçiliği ben ayaklarımın altına almam.Alan kişiye de 'kusura bakma sen bu ülkede cumhurbaşkanlığı yapamazsın' derim. Bizim aradığımız budur.' Kılıçdaroğlu, son olarak; 'Ekmeleddin Bey cumhurbaşkanı seçilirse başbakan olarak kalacak Recep Tayyip Erdoğan'la çalışması konusunda sorun olur mu?' sorusunu da şöyle yanıtladı: 'Devletin işleyişi güzel olacak. Şu anda Ekmeleddin Bey'e halkın deyimiyle söyleyeyim, saldıran bir tek Recep Tayyip Erdoğan'dır. Kendisini aşağılamaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan'dır. Ekmeleddin Bey son derece düzgün bir insan. Erdoğan aleyhine söylenmiş tek cümlesi bile yoktur. Çünkü onun devlete, ülkeye, bayrağa saygısı vardır. Devleti huzur içinde söylemek istiyor. Erdoğan yukarı çıkarsa asıl kriz o zaman çıkacak. Başbakan'a 'şunu yapma, bunu yapma' diyecek. Başbakan da 'ben kukla mıyım kardeşim, bana bunu söylüyorsun' diyecek. Ekmeleddin Bey, Başbakan'ın görevini yapacağını söylüyor. Ekmeleddin Bey kendi iç dünyasında barışık birisi. Ama Erdoğan değil.' Basın toplantısının ardından Giresun Belediye Başkanı Kerim Aksu, Kılıçdaroğlu'na ziyaretin anısına işlemeli vazo ve bir sepet fındık hediye etti. AK PARTİLİ BAŞKAN'DAN PLAKET Bu arada Karadeniz gezisi kapsamında daha önce Trabzon'un Beşikdüzü ilçesine uğrayan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na ilçenin Ak Partili Belediye Başkanı Orhan Bıçakçıoğlu tarafından plaket verildi. Beşikdüzü'ndeki konuşmasının ardından otobüsün önünde halkla sohbet eden Kılıçdaroğlu'nun yanına gelen Bıçakçıoğlu, CHP liderine ilçeyi ziyaretinin anısına bir plaket takdim etti. Ak Parti'den son seçimlerde Beşikdüzü belediye başkanı seçilen Orhan Bıçakçıoğlu, bir dönem MHP Trabzon milletvekilliği yapmıştı.Haber-Kamera: Ömür AVCI - Osman ŞİŞKO /GİRESUN,(DHA)
Bu Ağaç 40 Farklı Türde Meyve Veriyor
Bu zamana kadar aşılama işlemi ile tek ağaçtan birden fazla meyve elde edildiği birçok kişi tarafından zaten bilinir. Peki, bir ağaçtan 40 farklı meyve alınabilir olduğunu söylesek? Mesleki deneyimde oldukça tecrübeli olan Sam Van Aken adlı kişi, gerçekleştirmiş olduğu melez ağaç ile bu durumu gerçeğe dönüştürdü. Fotoğrafta görmüş olduğunuz ağaç, aşılama işlemi sayesinde 40 farklı meyve verebiliyor. Şeftali, erik, kayısı, nektari, kiraz ve badem gibi mevsimine göre farklı farklı meyveler üreten ağaç, aynı zamanda rengarenk çiçekleri ile de ön plana çıkıyor. New York'ta bulunan bu melez ağaç özellikle yazları pembe, kırmızı ve beyaz gibi etkileyici renkte çiçekler açıyor.teknokulis
Reklam
Ay'da Toprak Sahibi Olan 10 İnsandan 1'i Türk
Lunarregistry.com (Ay'ın toprak kayıtları ve Ay vakfı)'un '' Emre Özerginli '' 6.Sıradan listeye girmiş ve Jennifer Lopez, Donald Trump, Paris Hilton, Richard Branson gibi isimleri geride bırakmış oldu. Emre Özerginli hakkında fazla bilgi sahibi değiliz, sadece Moon-Star Limunary adlı araç şirketin sahibi ve de Ay'da arsa satan çeşitli şirketler ile çalıştığı biliniyor. Bunun yanında yurtdışında bilim ve teknoloji dergilerine vede portallara çeşitli beyanatlar vermesiyle adından söz ettirdi. Özellikle yer altından çıkabilecek değerli madenler , minareller ve Ay'ın A.B.D'nin eyaleti olması gerektiği konusunda. Emre Özerginli'nin ardından zirveye doğru 630.000 dönüm ile Tom Cruise , 700.000 dönüm ile Bill Gates , 880.000 dönüm ile eski A.B.D başkanı George H.W.Bush , 1.000.000 dönüm ile ünlü Rus iş adamı Roman Abramoviç , listenin zirvesinde ise 1.500.000 dönüm ile iş adamı David M.Rothschild bulunuyor. Peki nasıl olabiliyor da Ay'da arsa sahibi olunabiliyor? Bilimsel ve hukuksal bir dayanğı var mı işte yapılan açıklama; Amerikalı bir avukat olan Dennis Hope , 1980 yılında Birleşmiş Milletler Uzay Antlaşması yasasındaki bir boşluğu fark ederek, Ay'ı kendi üzerine tescil ettirdi. Yasada hiçbir ülkenin uzaydaki bir gezegen üzerinde hak iddia edemeyeceği yazıyordu. Hope bu maddeye dayanarak; ülkelerin gezegenler üzerinde herhangi bir hak iddia edemeyeceği, ancak şahısların toprak satın almasında herhangi bir kısıtlayıcı madde olmadığını farketti ve Ay'ı kendi adına tescil ettirdi ardından Beyaz Saray'a , Kremlin'e ve birleşmiş milletlere bir mektup yazıp Ay'ın artık kendi tescilinde olduğunu bildirdi hatta belgelerini ve kendi hazırladığı tapu örneğini de gönderdi olumlu ya da olumsuz herhangi bir yanıt gelmeyince de kanuni süreç başlamış oldu ve Ay'ı kendi üzerine tescil ettirdi. Hope Ay'ı her biri 4 bin metrekarelik 5 milyon parsele bölerek satışa çıkardı.Bakalım Türkiye'den Emre Özerginli'den başka bu büyük çapta başka yatırımlar olacak mı? Kaynak: Sabah
Yedi Saat Uyumak Sekiz Saat Uyumaktan Neden Daha İyi?
Genellikle uzmanlar, sağlıklı yetişkinlere yedi ila dokuz saat uyumalarını öneriyor. Ancak uyku üzerinde çalışan bilim insanları, uyku konusundaki son araştırmaların yetersiz olduğunu göz önünde bulundurarak yeni araştırmalara ihtiyaç olduğunu süylüyor. Uyku konusunda yapılan birkaç araştırmada, zihin ve sağlıkla ilgili belirtilere bakıldığında yıllardır inanılan 'sekiz saatlik uykunun yeterli olduğu' düşüncesinin doğru olmadığı ve ideal uykunun yedi saat olduğu ortaya çıktı ancak çoğu doktor bu sonucun doğruluğundan emin değil. Diğer araştırmalar ise 20 dakika az uyumanızın bile ertesi günkü performansınızı ve hafızanızı kötü yönde etkileyeceğini söylüyor. Az uyumanın yanı sıra çok uyumanın da diyabet, obezite ve ölümcül boyutlara ulaşabilen kalp ve damar hastalıklarına yol açabileceğini belirtiliyor. Arizona, Phoenix'te bulunan Arizona Üniversitesi'nin hemşirelik ve sağlık bölümü profesörü Shawn Youngstedt, 'Yedi saatlik uykuda hastalığa yakalanma ve hastalık yüzünden ölme oranları en düşük seviyede,' dedi. Aşırı uyumanın etkilerini araştıran Youngstedt sözlerine 'Uyku süresinin sekiz saat ya da daha fazlası olmasının tehlikeli olduğu gerçeği sürekli karşımıza çıkıyor,' diye devam etti. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (Centers for Disease Control and Prevention; CDC), uyku konusundaki bilimsel yayınları tekrar gözden geçirmek adına tıp uzmanları ve araştırmacılardan oluşan bir panel düzenlemek adına çalışmalar yapıyor. Uyku hakkında yeni bilgi ve önerilerin geliştirileceği panel, büyük olasılıkla 2015 yılında gerçekleşecek. Kaliforniya Üniversitesi psikoloji bölümü fahri profesörü Daniel F. Kripke, büyük çaplı bir kanser araştırmasına katılan 1,1 milyon kişinin 6 yıllık verilerini takip ederek bir araştırma yapmış. Az ve çok uyuyan bireylerek kıyasla 6,5 ile 7 saat 40 dakika arası uyuyan bireylerdeki ölüm oranının daha düşük olduğunu belirten araştırma, 2002 yılında Archives of General Psychiatry adlı bilimsel dergide yayımlanmıştı. Araştırmada ilaç tedavisi de dahil olmak üzere 32 adet sağlık faktörü test edildiği de biliniyor. Kripke, 2011 yılında Sleep Medicine isimli bir dergide yayımlanan başka bir araştırmasında, ideal uyku süresinin sekiz saatten daha az olduğunu gösteren kanıtlar bulunuyor. Bu araştırmadaki görevliler, 450 adet yaşlı kadının bileklerine bağlanan ölçüm aletleri sayesinde kadınların uyku aktivitelerini bir hafta boyunca kaydetmiş. Bundan nerdeyse on yıl sonra araştırmacılar beş saatten az veya altı buçuk saatten fazla uyuyan bireylerin ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu bulmuş. Diğer uzmanlar ise fazla uyumaya bağlı olarak gelişen hastalık semptomlarıyla ilgili araştırmalar konusunda uyarılar yapıyor. Bu uzmanlar, hastalıkların bir insanı daha fazla uyumaya ve yatakta daha fazla zaman geçirmeye ittiğini söylüyor. Ayrıca kendi uyku düzenlerini kendileri takip eden insanlarla yapılan çalışmaların hatalı olabileceği belirtiliyor. Uyku doktorları ve araştırmacıları temsil eden, Mayo Clinic Uyku Tıbbı Merkezi'nde profesör olan Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi'nin (American Academy of Sleep Medicine) başkanı Timothy Morgenthaler, 'Bu araştırmalardaki en büyük sorun, araştırmaların nedenleri yerine yol açtığı sonuçlarıyla ilgili bilgi vermesi,' dedi. Doktor Morgenthaler, hastalarına iki farklı günde 7 ve 8 saat uyuyup uyku sonrası kendilerini nasıl hissettiklerini değerlendirmelerini öneriyor. Morgerthaler ayrıca genetik ve kültürel farklılıklar yüzünden uyku ihtiyacının kişiden kişiye değişebileceğini söyledi. İhtiyacınız olan uykuyu almanız, ertesi gün için dinç olmanız açısından önem taşıyor. Son zamanlarda yapılan birkaç araştırmaya göre 7 saatlik uyku ve bilişsel performans arasında bir bağlantı var. Geçen sene Frontiers in Human Neuroscience adlı dergide yayımlanan bir makalede, bilişsel eğitim veren Lumosity adlı internet sitesindeki kullanıcı verilerinden yararlanılmış. Araştırmacılar, uzamsal hafıza testleri yapan 160,000, aritmetik testler yapan yaklaşık 127,000 bireyin uyku alışkanlıklarıyla ilgili verilerini incelemiş. Sonuç olarak ortaya çıkan ise uyku saati yediye ulaşan ve devam eden insanların bilişsel performansının arttığını göstermiş. Lumosity'nin sahibi ve Lumos Labs Inc. adlı şirketteki bilim insanlarıyla birlikte araştırma yapan, Kuzey Karolina'daki Duke Üniversitesi Tıp Merkezi profesörü Murali Doraiswamy, yedi saati aşan uykunun 'bireye fayda sağlamadığını' söyledi. Araştırmasının hafıza kayıplarıyla ilgili verilen içeren daha eski bir araştırmanın tekrarı olduğunu belirten Doraiswamy, 'Eğer hafıza kaybına neden olan tüm etkenleri düşünürseniz, uykunun en kolay tedavi edilebilen faktör olduğunu görürsünüz,' dedi. Çoğu araştırma, bilişsel ve sağlıkla ilgili gerilemelere ve kilo alımına yol açan az uyumanın etkilerini araştırıyor. Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Okulu'nda uyku eksikliği üzerine çalışan bilim adamı David Dignes, ideal olduğu söylenen en az 7 saatlik uyku süresini devamlı olarak 20 veya 30 dakika azaltmanın bilişsel algılama hızını azalttığını ve dikkat eksikliğini arttırdığını söyledi. Uzmanlar, insanların kendi ideal uyku sürelerini belirlemeleri gerektiğini söylüyor. Özellikle de tatilde oldukları bir haftanın üç günü uyku sürelerini takip ederek anlayabileceklerini belirtiyor. İhtiyacınız olan uyku süresini belirlerken uyanmak için alarm kurmamanız, yorgun hissettiğinizde uyumanız, fazla kafein veya alkol tüketmemeniz ve uyumadan önce elektronik cihazlardan birkaç saat uzak durmanız gerekiyor. Ayrıca bu süreç boyunca uyku sürenizi kayıt altına almak adına not tutmanız veya kayıt yapabilen bir cihaz kullanmanız öneriliyor. Eğer kendinizi gün boyunca iyi ve dinç hissediyorsanız, muhtemelen ihtiyacınız olan ideal uyku sürenizi keşfetmişsiniz demektir. Uykuyla ilgili temel ilkeler; Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi, uyku ile ilgili alanları araştıran Sleep Research Society, uyku konusunda uzmanlaşmış araştırmacılardan oluşan bir kuruluş ve ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin katılacağı panelde yeniden belirlenecek. Akademi başkanı Morgenthaler, panelde tartışılacak olan önerilerin bilimsel araştırmalardan elde edilen bilgiler ışığında sunulacağını ve panelin cinsiyet ve yaş gibi etkenleri de göz önünde bulunduracağını söyledi. Uyku üzerine araştırmalar yapan ve kar amacı gütmeyen bir başka araştırma grubu National Sleep Foundation ise geçtiğimiz ocak ayında uyku konusundaki güncel bilgilerin aktarıldığı bir panel düzenlemişti. Bahsedilen tüm araştırma grupları, şu anda sağlıklı bir yetişkinin günde yedi ila dokuz saat uyumasını öneriyor. Ulusal Kalp, Akciğer, ve Kan Enstitüsü (The National Heart, Lung and Blood Institute¬) hem yetişkinlere hem de yaşlılara 7 ila 8 saat uyumalarını tavsiye ediyor. Uykuyla ilgili güncel verilerin çoğu, okul çağındaki çocukların en az 10, ergenlik çağındaki gençlerin ise 9 ila 10 saat uyuması gerektiğini belirtiyor. Detroit'teki Wayne Devlet Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde uyku ilaçları, akciğerler ve yoğun bakım alanlarında yetkili olan Safwan Badr, uyku süresi konusunda 'Eğer sağlıklı bir uyku düzeniniz varsa, zaten fazla uyuyamazsınız. İhtiyacınız olan uykuyu aldığınızda istemsiz olarak uyanırsınız,' dedi. Journal of Clinical Sleep Medicine adlı derginin bu ayki sayısında yayımlanan bir araştırma, Badr'ın sözlerini kanıtlayan bir nitelik taşıyor. Almanya'da yapılan bir araştırmada, iki aydan uzun bir süre boyunca beş sağlıklı yetişkin birey, araştırmacıların 'Taş devri koşulları' dediği elektriğin, saatlerin ya da akarsuyun olmadığı bir yerde yaşamaya başlamış. Katılımcıların normalde uyudukları saatten iki saat önce uyudukları ve ortalama uyku saatlerinden bir buçuk saat daha fazla uyudukları gözlemlenmiş. Araştırma sonucunda belirlenen ideal uyku süresi ise 7 saat 20 dakika. WSJ
Reklam
Direksiyonda SMS Atan Sürücüler İçin Yeni Uygulama
Finlandiya Jyvaskyla Üniversitesi bilim insanları tarafından geliştirilen “VisGuard” adlı uygulama sayesinde, sürücüler direksiyon başında uzun süre mesajlaşınca uyarılıyor.Akıllı telefonlar için geliştirilen uygulamanın amacı sürücülerin yola odaklanmasını sağlamak. Sürücüler uzun süre telefonda vakit geçirirse, telefon ekranlarında üçgen biçiminde bir ikaz ışığı yanıp sönüyor. Bu sayede sürücülerin uyarılarak yola odaklanmaları hedefleniyor. Uygulama, yoldaki olası tehlikeleri belirlemek için hız ve yer verileriyle, telefonun kamera görüntülerini kullanıyor. Araştırmacı Tuomo Kujala “Uygulama yaya geçitlerinde, dar virajlarda ya da kavşaklarda da sürücüleri uyarabilme özelliğine sahip” diyor. Yaptıkları testler sonucunda sürücülerin yola dikkatinin yüzde 15 oranında arttığını belirten Kujala'ya göre 'Uygulamanın küçük bir riski var. Sürücüler, uygulamaya güvenerek, telefonla daha fazla vakit geçirebilirler'. Araştırmacılar bir yıl sonra uygulamanın, akıllı telefonlar dışında tüm sistemler için de uygulanabilir olmasını hedefliyor.BBC
Uzaylılar İle Karşılaşma Çok Yakında Olabilir
NASA, 20 yıl içinde uazylılarla karşılaşacağımızı açıklayarak herkesi fena halde şaşırttı!NASA'nın en üst konumlardaki bilim adamları ile yapılan bir görüşmede, güneş sistemimiz dışında yaşayan canlılar ile önümüzdeki 20 yıl içerisinde karşılaşmamızın beklendiği söylendi. Bilim adamlarının bu güveni ise, Kepler uzay teleskopunun gücünden kaynaklanıyor. Kepler uzay teleskopu sayesinde, sadece 2014 içerisinde daha önce bilmediğimiz 700 adet gezegen bulunmuş durumda.NASA, ayrıca, ' Transiting Exoplanet Survey Satellite ' adlı, Kepler'in geliştirilmiş bir sürümünü de 2017 yılında çalışmaya başlatmayı planladığını duyurdu. NASA'dan Jeff Grunsfeld, diğer gezegenleri incelemek için kullandıkları teknolojinin son derecede gerçek olduğunu ve James Webb uzay teleskobu ve diğer gelişimlerin her an ilerlemekte olduğunu söylüyor. NASA astronomu Kevin Hand de ' önümüzdeki 20 yıl içerisinde, evrende yalnız olmadığımızı bulacağımıza' inandığını söylüyor.İlginç olan durum ise, NASA'nın genellikle bu şekilde cesur açıklamalar yapmıyor olması. Başka bir deyiş ile, bu açıklamaların arkasında, bizlerin halen bilmediği bir keşif yatıyor olabilir. Önümüzdeki on yıllar içerisinde uzaylılarla karşılaşmamız sonucunda ise, ümit edebileceğimiz tek şey, pek çok uzaylı filminin içeriğinin, senaryo olarak kalması ve barışçıl bir karşılaşma yaşamamız...
Türk Bilim Adamından Kansere Karşı ''DNA Onarımı'' Buluşu
Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya çapında adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Sancar, kanser tedavisinde ''sirkadiyen saat (ritmik saat) '' buluşuna imza attı. Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya çapında adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, kanser tedavisinde ''sirkadiyen saat (ritmik saat) '' buluşuna imza attı. Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser konusunda önemli çalışmalar yapıldığını belirtirken, kanser mekanizmasının 10 yıl içinde çözüleceğine inandığını söyledi. Ancak kanserin nasıl olduğunu çözümlemenin onu tedavi etmek anlamına gelmediğine işaret eden Sancar, tedavi konusunda bir şey söylemek için erken olduğunu belirtti. Her kanser çeşidinde farklı mutasyonların tespit edildiğini, dokudaki bazı kanserli hücreler öldürülse dahi başka mutasyonları kontrol etmenin zor olduğunu anlatan Sancar, ''Kanser demek bir tek hücre tipi değildir, kanserde çok hücre tipi vardır, bütün bu hücrelere göre tedaviyi yöneltmek gerekiyor'' dedi. Kanserle ilgili olarak ''DNA onarımı'' konusunda çalışma yaptığını bildiren Sancar, şunları kaydetti: ''Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA'yı tahrip ediyor ve vücutta bulunan DNA onarım mekanizmaları, o kanser hücrelerinin yaşamasını sağlıyor. Biz bu mekanizmayı anlamak, aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu 'inhibe' edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlamaya çalışacağız. DNA onarımı mekanizmasını aydınlatmak, kanser tedavisi noktasında çok önemli. Gayemiz bu mekanizmayı açıklamak.'' DNA onarımının en az olduğu saatler tespit edilerek, kanserle savaşılacak Sirkadiyen saat (günlük ritm) konusunda önemli bir buluş yaptıklarını bildiren Sancar, sirkadiyen saatin DNA onarımını kontrol ettiğini ifade etti. Sancar, DNA onarımının günün belli saatlerinde arttığını, belli saatlerde de minimum seviyeye indiğini söyledi. Amaçlarının vücuttaki DNA onarımının minimum olduğu zamanı tespit edip, kanser hücrelerine ilaç verip, bu hücrelerin ölmesini sağlamak olduğunu belirten Sancar, ''HedefimizDNA onarımının ne zaman minimum ne zaman maksimum olduğunu belirleyerek, DNA onarımı potansiyelinin en az olduğu zaman ilaç tedavisi uygulayarak, hem ilacın etkisini çoğaltmak, hem de yan etkileri azaltmak'' şeklinde konuştu. Bu kapsamda çalışmayı öncelikle kalın bağırsak kanseri üzerinden başlatacaklarını anlatan Sancar, ''Kalın bağırsağın biyolojisi ve DNA onarımı saatleri konusunda daha çok bilgi sahibi olmamız nedeniyle bu kanser çeşidinden çalışmalarımızı başlatacağız. Araştırma çalışmalarına 2-3 ay içinde başlıyoruz'' dedi. Deri kanserinin önüne geçilebilecek Sirkadiyen saat konusundaki çalışmalarının deri kanserini önleme noktasında da faydalı olacağına dikkati çeken Sancar, bu şekilde hangi saatlerde güneşlenildiğinde kanser riskinin arttığının, hangi zamanlarda azaldığının tespit edilebileceğini ifade etti. Fareler üzerinde yaptıkları bilimsel çalışmalarda, UV ışınlarına maruz kalan farelerde kanser riskinin akşam saatlerinde daha az olduğunu tespit ettiklerini belirten Sancar, şöyle devam etti: ''Fareler üzerinde yaptığımız araştırmalarda sabah saatlerindeki UV maruziyeti sonucu kanser riskinin akşamüstü saat 4'teki tespit ettiğimiz oranlara göre 5 misli daha yüksek olduğunu gördük. Yani farelerde deri kanseri riskinin akşam saatlerinde daha az olduğunu belirledik. Farelerde ortaya çıkan sonuçlar insanlarda tam tersidir. Buna dayanarak, insanlar için sabah saatlerinin deri kanseri riski açısından daha düşük olacağını söyleyebiliriz. Yani sabah saatlerinde güneşlenmek, öğlen ve akşamüstüne göre daha az risk taşıyor. Ancak bunu kesin olarak söylemek için öncelikle insanlar üzerinde deney yapmamız lazım'' Bu konuda çalışmalara başladıklarını ve Amerikan Sağlık Bakanlığından izin aldıklarını anlatan Sancar, ilk etapta gönüllüler topladıklarını ve gönüllülerin derilerindeki DNA onarımlarını gün boyu nasıl olduğunu ölçmek için çalışma yapacaklarını söyledi. Sancar, ''Yani DNA onarımı konusunda kalın bağırsakta yapacağımız çalışma kanserin tedavisini, cilt üzerinde yapacağız çalışma da kanseri önlemeyi amaçlıyor'' ifadelerine yer verdi. AA
Reklam
Bir Kağıdı 103 Kez Katlarsanız Evrenin Genişliğine Ulaşabilir mi?
Peki bir kağıdı 103 kez katlayabilsek evrenin tümünden daha büyük olabilir mi? İşte youtube’ de bir dahi bunu hesapladı. Eğer bir kağıdı 103 kez katlayabilseydik gözlenebilir evrenin sınırının dışına çıkabilirdik. Hipotez olarak hesaplandığından üstel(eksponansiyel) hesaplama gereği 93 milyar ışık yılı uzunluğa ulaşılıyor. Aslında bu inanılmaz bir hesap cidden. Bir sayfa kağıdın kalınlığı normalde 0,009906 cm civarında tutuyor. İşte bu sayfayı ikiye katlarsanız kalınlığı iki katına çıkar. Bir sayfayı üç kez katlarsanız bir tırnak kalınlığına, yedi kez katlarsanız 128 sayfalık bir kitabın kalınlığına ulaşır. 10 kez katlarsanız bir el kadar kalın olur. 23 kez katlarsanız 1 km(1000m) kalınlığa ulaşır. 30 kez katlarsanız uzaya ulaşırsınız yani 100 km kalınlığa, 42 katlama Ay’a 51 katlama Güneş’e ulaştırır.81 katlama 127,786 ışık yılı uzaklığa yani, Andromeda Galaksisi’nin genişliğine denktir. 90 katlama ise 130,8 milyon ışık yılı genişliğinde yani Virgo (Başak ) takım yıldızından yani 110 milyon ışık yılı genişlikten daha fazlaya gelir. Başak kümesi Andromeda ve Samanyolu gibi 100 civarı galaksiyi kapsar. İşte 103. katlamadan  sonra gözlenebilir Evren’in dışına yani 93 milyar ışık yılı çapına ulaşırsınız. İşte matematiğin gizemlerinden biridir üstel fonksiyonlar. Çarpıldıkça büyürler, aynı bakterilerin hızla virüslerin hızla üremesi gibi… Daha öncesinde Mythbusters programında futbol sahası büyüklüğünde bir kağıdı 11 kez katladı. Bu arada dünya kağıt katlama rekoru 12 kezdir . (Britney Gallivan)
HIV/AIDS Tedavisinde Kötü Haber
ABD'de maymunlar üzerinde yapılan yeni bir bir araştırma, erken teşhisin HIV virüsü taşıyan hastaların tedavisinde olumlu sonuç verebileceğine dair umutları azalttı. Araştırmaya göre, bağışıklık sistemini etkileyen bir virüs olarak AIDS hastalığına yol açan HIV vücutta hızla 'düşürülemez kaleler' oluşturabiliyor. Bu bulgu virüsün erken tedavi ile altedilebileceği yönündeki umutlara darbe vurdu. Maymunlar üzerinde yapılan ve sonuçları Nature dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, HIV kanda tespit edilmeden önce bile dokunulmaz 'viral rezervuarlar' oluşturmakta. Uzmanlar bunu 'zihin açıcı' ve 'çarpıcı' bir bulgu olarak nitelendirdi. Bağırsak ve beyin dokusundaki HIV rezervuarları tedavi önündeki en büyük engeller. Antiretroviral ilaçların geliştirilmesinde sağlanan kayda değer ilerlemeler sayesinde, kan dolaşımındaki HIV kontrol edilebiliyor. Bu da hastanın normale yakın bir yaşam beklentisinin olması demek. Ama ilaçlar durdurulursa virüs yeniden ortaya çıkıyor. Son araştırmada ise hedef virüsü rezervuarların dışına çıkarmaktı. Erken tedavinin de, rezervuarların en başta oluşmasını önleyebileceği umuluyordu. Maymunlara, HIV'in eşdeğeri olan SIV yani Simian bağışıklık sistemi bozucu virüs, enjekte edildi. Maymunlara, daha sonra üç günden iki haftaya kadar değişen sürelerde antiretroviral ilaçlar verildi. Tedavi altı ay sonra durduruldu. Ancak virüs, antiretroviral tedaviye rağmen hızlı bir şekilde yeniden ortaya çıktı. Viral rezervuarların enfeksiyonun çok erken bir aşamasında meydana geldiği belirlendi. HIV ile doğan bir bebeğin de çok erken teşhis sonrası tedavi olduğuna inanılıyordu. 'Mississippi bebeğine' ilk 18 ay boyunca HIV ilaçları verildi ama sonra ilaçlar durduruldu. Başlangıçta tedavinin etkili olduğu umudu doğdu. Ama geçen hafta, şimdi dört yaşında olan kızda, ilaçların kesilmesinden yaklaşık iki yıl sonra yeniden virüsün görüldüğü açıklandı.BBC Türkçe
Dünyanın İlk Aile Robotu Jibo
Jibo, sosyal bir robot ve ailenizin yeni üyesi olmaya aday. Yapımcısı MIT Media Laboratuvarı Kişisel Robot Grubu Direktörü Dr. Cynthia Breazeal, onu arkadaş canlısı, yardım sever ve zeki diye nitelemiş. Öyle de görünüyor. Yapımcısı Jibo’yu Yıldız Savaşları ve NASA’nın Mars’taki robotlarından esinlenmiş. Ancak bize sorarsanız Jibo, Pixar’ın animasyon lambası ve fenomen robotu Wall-E’nin melez hali ve biraz da IQ’su yüksek bir Siri’nin “ete kemiğe bürünmüş” versiyonu olabilir. Zira Jibo, etrafından öğrenebilme, farklı sesleri tanıyabilme ve farklı yüzleri birbirinden ayırt edebilme iddiasında. Jibo’nun sosyal bir robot olarak tanımlanmasının nedeni, insanlarla etkileşime geçebilmesi. Birçok akıllı asistan gibi Jibo proaktif olarak size hatırlatmalar yapabiliyor, e-posta’nızı gönderiyor, sesli mesajlarınızı bildiriyor, fotoğraf çekebiliyor ve çocuklarınız için interaktif hikayeler anlatabiliyor.Jibo’nun bu özellikleri ve başarılı tanıtımı birçok insanı etkilemiş gibi görünüyor. 100 bin dolar fon hedefiyle bir Indiegogo kampanyası olarak başlayan Jibo projesi, hedefinden 26 gün önce yaklaşık 883 bin dolar toplamayı başardı. Jibo, ev versiyonu için Indiegogo üzerinden 499 dolara ön siparişleri şimdiden alıyor. Girişimin bir hedefi de Jibo’yu Nest termostatı gibi evdeki bağlantılı cihazlarla eşleştirmek. Burada amaç, termostatınız her zamanki gibi çalışmasına devam ederken, sizin telefonunuz yerine, kontrolü Jibo’ya bırakmanız. Jibo ile çalışmak isteyecek geliştiriciler için geliştirici versiyonu 599 dolardan, Indiegogo üzerinden ön siparişe sunulmuş. Girişim Jibo’nun sevkiyatına 2015 yılında başlamayı planlıyor. Jibo’yu incelemek isterseniz burada.Webrazzi
Reklam
'20 Yıl İçinde Uzaylıları Bulacağız'
NASA, yakın gelecekte hizmete girecek yeni nesil uzay teleskoplarının yardımı sayesinde, yaşam saklayan dış gezegenleri 20 yıl içinde keşfedebileceklerini belirtti. NASA gökbilimcileri, Washington D.C'de düzenlenen bir açık oturumda 'Dünya dışı yaşamı keşfetmeye giderek yaklaştıklarını' belirtti. Gökbilimci Kevin Hand, '20 yıl içinde evrende yalnız olmadığımızı göreceğimizi tahmin ediyoruz' ifadesini kullandı. Baltimore Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü'nden Matt Mountain, beş binden fazla dış gezegen tespit eden Kepler Uzay Teleskobu'nun Dünya dışı yaşam arayışında çok büyük katkısı olduğunu belirterek, James Webb Teleskobu ile bekledikleri sonucu alabileceklerini söyledi. Webb teleskobu ekibinde de yer alan Mountain, 'Etrafımızdaki yıldızların yüzde 10 ila 20'si, yaşanabilir bölgelerinde Dünya benzeri gezegenler barındırıyor. Bu, beş yıl önce sahip olmadığımız bir bilgiydi. Dünyayı sonsuza kadar değiştirecek bir keşif bize sandığımızdan daha yakın' ifadesini kullandı. Gökbilimciler sadece Güneş Sistemi'nin yer aldığı Samanyolu Galaksisi'nde 100 ila 400 milyar yıldız olduğunu tahmin ediyor. İki teleskop göreve hazırlanıyor NASA, 2017 ve 2018 yıllarında sırasıyla TESS ve James Webb Uzay Teleskobu'nu ateşleyecek. TESS'in taşıdığı dört teleskop, Samanyolu'ndaki en az 500 bin yıldız sistemini inceleyecek ve Dünya benzeri gezegenlere sahip olup olmadıklarını tespit edecek. Yıldızların yaşanabilir bölgesinde gezegen tespit edilirse, bu gezegenleri gözlemleme görevi JSWT'a ait olacak. JSWT, 1990'dan bu yana gözlemler yapan Hubble Uzay Teleskobu'ndan 15 kat daha fazla alanı tarama kapasitesine sahip olacak. NASA dev teleskopların ateşlenmesi için 130 ton taşıma yükü olan SLS (Space Launch System) roketini geliştirmeye çalışıyor. Mountain, 'Sadece ilk yaşam sinyallerini aldığımız anı düşünün. İnsanlığın uzaydaki yalnızlığının sona erdiğini, evrende daha fazla yalnız olmadığımızı gördüğü anı hayal edin' ifadesini kullandı. Kaynak: Al Jazeera
Elektrik Yiyen Bakteri Türleri Keşfedildi
Bilim insanları, saf enerjiyle beslenen ve atık olarak yine saf enerji salgılayan yeni bakteri türleri keşfetti. New Scientist dergisinde yayınlanan habere göre, bilim insanları elektrik yiyen ve dışkı olarak yine elektrik salgılayan sekiz yeni bakteri türü keşfetti. Pil elektrotları üzerinde yetiştirilen bakterilerle kanıtlanan keşif, mikrobiyal dünyanın sandığımızdan daha büyük ve farklı olduğunun göstergesi niteliğinde. Bu alanda çalışmalar gerçekleştiren ABD’li bilim insanı Kenneth Nealson, meslektaşlarının keşfinin çok önemli olduğunu söylüyor ve elektrik bakterilerinin, insanlığın daha önce farkına bile varamadığı yepyeni bir mikrobiyal dünyanın varlığını kanıtladığını belirtiyor.stuff
Reklam
Elektrik Yiyen Bakteriler
Bilim adamları geçtiğimiz günlerde ilginç bakteri türleri keşfetti. Bu bakteriler alışılmışın dışında elektrikle yani saf enerjiyle besleniyorlar. New Scientist dergisinde yayınlanan makaleye göre, Güney Kaliforniya Üniversitesi’ndeki bazı araştırmacılar elektrik yiyerek hayatta kalan 8 bakteri türü keşfetti. Bilim adamlarına göre elektrik bakterileri, daha önce farkında bile olmadığımız farklı tür bir mikrobiyal dünyanın varlığına işaret ediyor.
Wikipedia Makalelerini Yazılımlar Üretiyor
Dünyanın en büyük dijital ansiklopedisi olan Wikipedia'nın hızla artan makalelerinin arkasında otomatik yazılımların olduğu tespit edildi. Botlar, günde yaklaşık 10 bin makale yazıyor. Wikipedia'da hızla artan makale sayısının arkasında botlar olarak da adlandırılan otomatik yazılımların olduğu anlaşıldı. Yazılımlar, veri tabanlarından çektikleri bilgileri daha sonra standart şablonlar altında metin haline getiriyor. Wall Street Journal'ın (WSJ) haberine göre, sadece İsveç'te bulunan tek bir bot, Wikipedia için 2.7 milyon makale yazmış durumda. Bu sayı, ansiklopedideki toplam makalalerin yüzde 8.5'ine denk geliyor. Söz konusu botun 'Lsjbot' adını taşıdığı ve İsveçli akademisyen Sverker Johansson tarafından geliştirildiği belirtildi. Dil bilimi, sivil mühendislik, iktisat ve parçacık fiziği alanlarında uzman olan Johansson'un editör botu, günde 10 bin makale yazabiliyor. 'Makalelerin bir çoğunu inekler yazıyor' WSJ'nin mercek altına yatırdığı bot, ağırlıklı olarak hayvan türleri ve Filipinler'deki küçük kasabalar hakkında makaleler üretiyor. Lsjbot'un ürettiği makalelerin üçte ikisi Filipin dilinde, üçte biri ise İsveççe yazılıyor. Johansson'un konuyu belirlemesinin ardından, bot makaleyi otomatik olarak yazarak Wikipedia'da yayına alıyor. Lsjbot'un yanı sıra, Wikipedia için farklı dillerde makaleler üreten birçok bot yer alıyor. Bunlardan bir tanesi, ABD'deki şehirler ve bölgeler hakkında makaleler üreten 'rambot.' Wikipedia'daki makalelerin ne kadar doğru içeriğe sahip olduğu tartışması giderek büyüse de, Johansson yaptığı işi savundu. WSJ'ye açıklama yapan İsveçli akademisyen, 'Wikipedia yazarlarının büyük kısmının ineklerden oluştuğunu' söyledi. Johansson, İsveççe Wikipedia'da 'Yüzüklerin Efendisi' serisine ait 150'den fazla karakteri anlatan sayfa olduğunu ancak Vietnam Savaşı'ndaki isimlerden sadece 10 tanesine yer verildiğini söyledi. Wikipedia'nın bot yazarlarının tüm listesine bu bağlantıdan bakılabilir: http://en.wikipedia.org/wiki/Category:AllWikipediabots WSJ ve Al Jazeera
Rusya'daki Dev Deliğin Esrarı Çözüldü: Küresel Isınma
Rusya 'nın kuzeyinde yer alan Yamal Yarımadası'nda geçtiğimiz günlerde esrarengiz bir görüntü uydu fotoğraflarına yansıdı. Görüntülerde yarımada üzerinde derinliği 80 metreye varan büyük bir delik görülürken, bilim adamları da olayı çözmek için incelemeye gitti. Bu esnada fotoğrafların internete düşmesiyle birlikte delik üzerine birçok yorum yapıldı. Kimi görüş deliğin sıkışan metan gazının patlaması sonucu meydana geldiğini savunurken, kimi görüş de bir göktaşının düşmesi sonucu bu görüntünün meydana gelmiş olabileceğine dikkat çekti. Ancak gerçek çok geçmeden ortaya çıktı. Deliğin bulunduğu yarımadadan toprak, hava ve su numunesi alan bilim adamları, meydana gelen deliğin aşırı ısınmadan kaynaklandığını belirledi. Küresel ısınma neticesinde neredeyse yüzde 80'i buzla kaplı bölgede buzların erimesinin yol açtığı deliğin esrarı böylece çözülmüş oldu.Yüksekova Haber
Reklam