Van Gogh'un Kulağı Geri Döndü
Ünlü ressam Van Gogh’un 1888’de kestiği kulağı, 3 boyutlu yazıcı teknolojisiyle geri döndü. Ressamın kulağının kopyası, akrabasından alınan DNA ile yeniden yapıldı. Hollandalı ünlü ressam Vincent Van Gogh'un kulağı, akrabalarından alınan DNA ile laboratuvar ortamında kopyalanarak Almanya'daki bir müzede sergilenmeye başladı. Ünlü ressamın kardeşi Theo’nun torununun torunundan doku alan sanatçı Diemut Strebe, üç boyutlu yazıcı kullanarak Van Gogh'un kulağının bir kopyasını yaptı. Strebe, dokuların Boston'daki Brigham Hastanesi'nde genetik mühendisleri tarafından kıkırdağa çevrildiğini ve bilgisayar görüntüleme tekniği kullanılarak Van Gogh'un kulağına benzetildiğini söyledi. “Bilimi bir tür fırça gibi kullanıyorum, tıpkı Vincent'in resim yaptığı gibi” diyen Strebe, ressamın kullandığı zarfta bulunan DNA örneğinin bir başkasına ait olduğu ortaya çıkınca dokuyu akrabasından almak zorunda kaldığını belirtti. Besleyici bir solüsyonun içinde 'canlı tutulan' kulak, Karlsruhe kentindeki Sanat ve Medya Merkezi'nde 6 Temmuz'a kadar sergilenecek. Ziyaretçiler, 'Van Gogh'un kulağına' konuşabilecek. Bir bilgisayar, ziyaretçilerin sesini işledikten sonra sinir uyarılarına dönüştürecek ve hafif bir ses çıkaracak. Strebe, eserini gelecek yıl da New York'ta sergilemeyi planlıyor. Resim dünyasının en gizemli sanatçılarından biri olan Van Gogh'un 1888'de arkadaşı ünlü ressam Paul Gauguin ile tartıştıktan sonra sol kulağının bir kısmını kestiği sanılıyor. Van Gogh, 27 Temmuz 1890'da bir tarlanın ortasında kendisini tabancayla vurmuş, iki gün sonra tüm kariyeri boyunca kendisine maddi destek sağlayan kardeşi Theo'nun kollarında ölmüştü. Kaynak: AA
Sperm Şeklinde Robotlar Nanoteknolojide Kullanılabilir
Bilim insanları mıknatısla kontrol edebildikleri sperm şeklinde robotlar üretmeyi başardı. Basit bir tasarıma sahip olan robotların baş kısmı metalle kaplı ve esnek gövdeleri insan spermlerinden altı kat daha uzun. Buzdolabı magnetlerinin yarattığı manyetik alandan daha güçlü olmayan bir manyetik gücün kullanılmasıyla robot ileri doğru 'yüzebiliyor' ve sabit bir noktaya doğru yönlendirilebiliyor. Applied Physics Letters isimli fizik dergisinde yayınlanan bulgulara göre bilim insanları robotun tıpta ve üretimde kullanılabileceğini söylüyor. Hollanda'daki Twente Üniversitesi'nden robotik mühendisi Dr Sarthak Misra BBC'ye yaptığı açıklamada, 'Biyolojik yapıdan esinlenerek sperm hücresine benzeyen ama tamamen laboratuvarda üretilen bir mikro-robot inşa ettik' dedi. Spermler bazı bakteriler gibi kırbaca benzer bir 'flagellum' kullanarak sıvı içerisinde ileri doğru hareket edebiliyor. Bu yeni alet güçlü ancak esnek bir polimerden yapıldı. Baş kısmına konulan metal tabakayı yerleştirmek için de elektron demeti ile buharlaştırma yöntemi kullanıldı. Alet elektromıknatıs halkalarının oluşturduğu hareketli bir alana konduğunda metal kısmı farklı yönlere doğru hareket etmeye zorlandı. Robot büyüklüklerine kıyasla biyolojik benzerine göre oldukça yavaş hareket ediyor. Saniyede gövde uzunluğunun 0.5'i kadar kıvranabiliyor, insan spermi ise aynı süre içerisinde gövde uzunluğunun birkaç katı kadar mesafe alabiliyor. Önemli olan ise Dr. Misra ve ekibinin robotu bir miktar kesinlik içerebilecek şekilde hareket ettirmeyi başarmaları. Manyetik alandaki değişiklikleri bir bilgisayar yardımı ile ayarlayarak bu küçük robotu sabit bir noktaya doğru hareket ettirebilmişler. Bunun anlamı bu küçük robotların nano-üretimde ya da tıbbi amaçlarla gerekli maddelerin istenildiği gibi konumlanmasında kullanılmaya elverişli olmaları. Dr. Misra'ya göre bu da, hedefe ilaç ulaştırmaktan tüpte döllenmeye kadar birçok uygulamanın önünü açıyor. Bu uygulamaların hayata geçebilmesi için araştırmacıların yeni tekniği daha karmaşık ortamlarda test etmeleri gerek. Araştırmacılar bu deneyler konusunda ilerleme kaydederken, 'manyetik spermlerini' ise daha da küçültüp daha hızlı hale getirmeye çalışıyor. Avustralya'nın Sydney kentindeki Victor Chang Kardiyak Araştırma Enstitüsü'nde moleküler motorlar üzerinde çalışan Dr. Matthew Baker BBC'ye çalışmanın 'harika' olduğunu ancak bu küçük makinelerin insanların kafalarında canlandırdığı anlamda robotlar olmadıklarını söyledi. Baker, 'Bunlar sadece birer küçük metal parçaları. Esas işi yapan içinde hareket ettikleri alan. İşin akıllıca kısmı salınabilen, küçük, ayarlanabilir manyetik alan' dedi. Araştırmacı ekipten Dr. İslam Halil'e göre de hareketi sağlayan gücün ve navigasyonun dışarıdan sağlanması aletin bu kadar küçük olabilmesini sağlıyor. Halil, 'Teknoloji geliştikçe ve birçok ürün daha da küçük hale geldikçe nesneleri nano ve mikro ölçeklerde bir araya getirmek giderek zorlaşıyor' dedi ve ekledi: 'Küçük robotlar, manyetik sperm hareketlerini kontrol amacı ile dışsal bir manyetik alan üzerinden nesneleri bu ölçeklerde kontrol etmek ve bir araya getirmek için kullanılabilir.'BBC Türkçe
Geçmişten Günümüze Doctor Who
...televizyon tarihinin en uzun soluklu bilim-kurgu dizisi olan Doctor Who'nun gün geçtikçe popülaritesi artıyor. Kasım 2013'de 50.'yılı geride bırakan dizinin, geçmişine bir nevi saygı duruşu niteliğindeki bu videolar, modern seri ile diziyi yakalamış olan hayranlar için iş görür nitelikte olacaktır.Dip Not: Doktor'un yaşı genellikle tutarsızdır size Doktor'ların kendi sezonlarında kendi söyleyip kendilerinin bile tam emin olmadığı en büyük yaşları veriyorum.
Titanik'e Binemeyen Tek Yolcu: Besim Ömer Akalın
Efsane Titanik gemisinde 2223 yolcu vardı, ama aslında gemide 2224 yolcu olması gerekiyordu. Satılan bir biletin yolcusu Titanik’e geç kaldığından binemedi, bu bilet bir doktor tarafından Avrupa seyahati sırasında alınmıştı. Ancak doktor Fransa’dan başladığı yolculuğunu kötü hava koşulları nedeniyle Southampton limanına kadar sürdüremedi ve Titanik gemisini kaçırdı. Bileti olduğu halde 1.514 kişinin yaşamını yitirdiği gemiye binemeyen tek yolcu, Türk doktor Besim Ömer Akalın ’dı. Titanik 15 Nisan 1912 gecesi daha ilk seferinde bir buz dağına çarpmış ve yaklaşık iki saat kırk dakika içinde Kuzey Atlantik’in buzlu sularına gömülmüştür. Batışı 1.514 kişinin ölümüyle sonuçlandı ve dünya savaşları dışındaki en büyük deniz felaketlerinden biri olarak tarihe geçti. Besim Ömer Akalın (d. 1 Temmuz 1862, İstanbul - ö. 19 Mart 1940, Ankara), Türk bilim adamı, sivil toplum örgütçüsü ve milletvekili. Türkiye’de çağdaş doğum biliminin öncülerindendir; ülkedeki ilk doğum kliniğini açan, doğum üzerine ilk çağdaş kitabı yayımlayan kişidir. “Ebelerin ebesi” adı ile anılır; ebelik mesleğinin kurumsallaşmasına, ayrıca hemşirelik ve hastabakıcılık mesleğine büyük katkıları olmuştur. Ülkede tıbbi yayıncılığı başlatan bilimadamıdır. Titanik faciası ile sonuçlanan yolculuk için bileti olup da yolculuğa geç kaldığı için katılamayarak felaketten kurtulmuş tek kişi olması ile de tanınır.T24
Milenyum Hangi Basit Gerçekleri Değiştirdi?
Milenyumla birlikte gelişen teknolojinin de yardımıyla oldukça hızlı ve verimli bir ‘ keşifler çağına ‘ girildi. Business Insider, milenyumla birlikte değişen yedi basit gerçeği derledi. Bilim dünyasını karıştıran hesaplama hatasından coğrafya müfredatına eklenen yeni okyanusa, ideal beslenme düzeninden koyu dindarların uykusunu kaçıran Tanrı Parçacığı’nın keşfine kadar bu yedi gerçek şöyle: Artık beş okyanusumuz var Coğrafya derslerinden bildiğimiz Pasifik (Büyük), Atlas, Hint ve Kuzey Buz Denizi okyanuslarının yanına bir de Antarktika Okyanusu eklendi. Güney Okyanusu olarak da anılan bu okyanus, Uluslararası Hidrografi Örgütü tarafından 2000 yılında tanımlandı. Arjantin, bu oylamada bölgenin ayrı bir okyanus olarak tanımlanmasına karşı çıkmıştı. Okyanus, adından da anlaşılacağı üzere Antarktika kıtasını çevreliyor ve Pasifik, Atlas ve Hint okyanuslarının güney bölümlerini birleştiriyor. İdeal beslenmeyi artık piramit değil, tabak temsil ediyor Tabanında tahılların, ardından sebze-meyve ve et ürünlerinin geldiği o ünlü piramit 2005 yılından itibaren yerini temsili bir yemek tabağına bıraktı. Yeni ideal yemek düzeninde, her şey porsiyonlarla belirleniyor. Buna göre, tabağınızın yarısı meyve ve sebzeyle dolu olmalı. Beyin hücreleri geliştirebildiğimizi keşfettik 1980′lerin sonuna kadar bilgi transferini sağlayan nöronların çoğalamadığı düşünülüyordu. 1990′larda yapılan bazı araştırmalar, beynin kendi kök hücre rezervinden bazı hücreleri tamir edebildiğini gösterdi. 2013 yılında ise, yaşamını yitirmiş insanların beynini inceleyen biliminsanları, olması gerektiğinden daha genç hücrelerin bulunduğunu tespit etti. Bu bulgu, yeni nöronların üretilebildiğine yoruldu. Suyun hücrelerde nasıl taşındığını nihayet anladık Modern bilim, suyun hücre zarları arasında nasıl bu kadar hızlı dolaşabildiğini açıklamakta yetersiz kalıyordu. Ancak 2003′te Peter Agre ve Roderick MacKinnon, akuaporin adı verilen protein kanallarını keşfetti. Keşfiyle sahiplerine Nobel kazandıran bu kanallar, suyun hücrelere geçişini sağlıyor. Proton bildiğimizden daha küçük çıktı Biliminsanları 2013 yılına kadar protonun yarıçapı konusunda kendilerinden oldukça emindi. Ancak, 2013 yılında protonun yarıçapının düşündüğümüzden yüzde 4 daha küçük olduğu saptandı. Fark kulağa küçük gelse de, bilim dünyasını tam bir karmaşaya sürükledi. Çünkü protonun yarıçapına dayanarak yapılan ölçümler atom fiziğinin temelini oluşturduğundan, birçok hesap şaşabilir. Brontozorlar artık bir dinozor değil, aslında hiç olmadı Dev, otobur Brontozorlar aslında iki biliminsanının çekişmesinden doğdu. Meslektaşı Edward Drinker Cope ile kanıt yarışına giren Othniel Charles Marsh, 1877′de başsız bir apatozor iskeleti buldu. Bunu otçul Camarasaurus’a ait bir başla tamamlayan Marsh, buna brontozor adını verdi. Hatta bu iskelet Carnegie Müzesi’nde sergilendi. 1903′te hata fark edildi, ancak müze, 1979′a kadar iskeleti değiştirmedi. Tanrı Parçacığı artık bir gerçek Higgs Bozonu adıyla bilinen Tanrı Parçacığı, 14 Mart 2013′e kadar teoride vardı. Ancak bu tarihte, Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi’nden (CERN) yapılan duyuruda biliminsanları Higgs Bozonu’nu bulduklarını açıkladı. Maddeye kütle kazandıran Tanrı Parçacığı, evrenin oluşumuna dair en güvenilir kanıtı sunuyor. Biliminsanları, 1960 yılından bu yana bu parçacığı kanıtlamak için ter döküyordu.Diken
9 Soruda GDO Hakkında Bilmeniz Gerekenler
Dünden itibaren Türkiye’de binde 9 ve altında genetik yapısı değiştirilmiş organizma (GDO) içeren ürünlerin önü açıldı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı iznin GDO’lu gıdalara ‘yeşil ışık’ anlamına gelmediğini, sadece yem amaçlı ithal edilen ürünleri kapsadığını savunuyor. Buna karşılık yaygın kaygı fiiliyatta gıdalarda binde 9′a kadar GDO’ya yeşil ışık yakıldığı yönünde. Peki nedir GDO; dünyada kullanımı nasıl; insan sağlığına zararlı mı değil mi? Dokuz Soruda… 1. GDO’lu besin nedir, nasıl elde edilir? GDO’lu besinler genetik mühendisliği tarafından geliştirilen yöntemlerle DNA’sı değiştirilen bitki türlerinden elde ediliyor. Bir organizmaya başka bir organizmadan DNA aktarılarak, o organizmanın DNA’sı ile oynanıp genetiği değiştiriliyor. Dünya çapında en çok mısır, soya, şeker pancarı, pamuk ve kanolanın genetiğiyle oynanıyor. 1994′ten beri ABD’deki süpermarketlerin raflarında yeri almaya başlayan GDO’lu besinlerin ilk örneği, Amerikalıların ‘Flavr Savr domatesleri’ dedikleri, daha geç olgunlaşması için genetiği değiştirilmiş olan domatesler. 2. GDO’lu besinin do ğ al besinden farkı nedir? İnsanoğlu binlerce yıldır hayvanların ve bitki türlerinin çaprazlama yöntemiyle üremelerini sağlıyor. Bu zaten doğal bir süreç. GDO’lu besin yaratmada kullanılan yöntem ise doğal yöntemden farklı olarak, organizmanın genetiğinde yapılan değişikliğin daha detaylı olmasına imkan veriyor. Yani hedefe yönelik değişim yapılabiliyor. Hem de doğal çaprazlama yöntemine oranla çok daha hızlı bir biçimde… 3. Neden GDO’lu besin üretiliyor? 1 numaralı neden, tarladaki mahsulün maruz kaldığı tarım ilaçlarına daha dayanıklı hale getirilmek istenmesi. Şu an itibariyle Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Arjantin, Brezilya ve Kanada. ABD’de yetiştirilen mısırın ve soyanın çoğu (yaklaşık yüzde 85) GDO’lu. 4. GDO’lu ürünler sa ğ lı ğ ımız için zararlı mı? Bazı biliminsanları genetiği değiştirilmiş organizmaların çaprazlama yöntemiyle geliştirilen organizmalardan daha zararlı olmadığını savunsa da, muhalif görüşteki biliminsanları GDO’lu besinlerin bilinmeyen tehlikeler içerdiğine işaret ediyor. Ayrıca genetiği değiştirilen organizmaların insanlar için alerji riski taşıdığını vurguluyorlar. Bu fikir ayrılığının başlıca nedeni, GDO alanında bilim dünyasının elinde yeterince veri olmaması. 5. GDO’lu ürünler çevre için zararlı mı? GDO’lu ürünlerin çevreye zararı konusunda da bilim dünyasında bir görüş birliği sağlanmış değil. Bu husus da biliminsanlarını iki ayrı gruba bölüyor. 6. Dünya çapında GDO’lu besinler nasıl denetleniyor? ABD’de GDO’lu besin üretimi Tarım Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve FDA (Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından denetleniyor. Ancak bazı GDO karşıtları, kuralların yeterince sıkı olmadığından şikayetçi. Avrupa’da ise durum daha farklı. Avrupa ülkelerinde ABD’ye kıyasla daha az GDO’lu besin tüketiliyor ve bu konuda kurallar çok daha katı. Ürünler pazara sürülmeden önce sıkı incelemeden geçiriliyor. Türkiye’de ise GDO ve ürünlerinin gıda amaçlı olarak kullanılması ve GDO’lu üretim yapılması da tamamen yasak. Türkiye’de GDO mevzuatı, Biyogüvenlik Kanunu ve bu Kanun kapsamında oluşturulan Biyogüvenlik Kurulu’nun aldığı kararlar çerçevesinde yürütülüyor. Biyogüvenlik Kurulu geçmişte sadece yem amaçlı alarak kullanılmak üzere üç soya ve 14 mısır geninin ithalatına izin vermişti. 7. Gıda etiketlerinde GDO içerdi ğ i yazıyor mu? ABD’de bu konuda çıkan farklı sesler şu anda kesin bir yasanın oluşturulmasını engelliyor. Bu, üretici firmanın inisiyatifine bırakılıyor. Ama 64 ülkede genetiği değiştirilmiş besinlerin etiketlerinde bu bilginin yer alması hususunda zorunluluk var. Bunlardan bazıları Fransa, Japonya, Malezya, Yeni Zelanda ve Avustralya. Hollanda ve Çin’de yapılan araştırmalar, etiketlendirme yasalarının tüketici alışkanlıklarında bir değişiklik yaratmadığını ortaya koyuyor. 8. GDO’lu besin üretiminden kim kâr ediyor? Tabii ki pastanın en büyük dilimini ABD’deki tohum ve biyo-kimya firmaları yiyor. 9. GDO’lu besinler tüm dünyayı doyurabilmek için gerekli mi? Bu soru da dünya çapında bir münazara konusu. Genetiği değiştirilmiş organizmaların üretiminden kâr edenler, 2050 senesinde dünya nüfusunun 9.6 milyara ulaşacağını ve bu nedenle hızlı ve kesin sonuç veren GDO’lu besin üretiminin gerekli olduğunu savunuyor. Bu görüşe muhalif olanlar ise, GDO’lu besin üretimini hızlandırmak yerine, açlık sorununu, fakir ülkelerdeki çiftçilere modern tarım yöntemlerini öğreterek ve dünya çapında gıda israfını önleyerek doğal yöntemlerle azaltmayı öneriyor. (vox.com’daki GDO dosyasından yararlanılmıştır)Diken
Gökbilimciler 'Mega-Dünya' Keşfetti
Bilim insanları, 'mega Dünya' olarak tanımladıkları devasa bir gezegen keşfetti. Dünya'dan 560 ışık yılı uzaklıkta yer alan kayalık ve gezegen, gezegenimizden 17 kat daha ağır ve 2.3 kat daha büyük.Ejderha (Draco) takımyıldızıda yer alan Kepler-10c adı verilen dev gezegenin, Güneş benzeri bir yıldızın yörüngesinde yer aldığı ifade edildi. 'Mega-Dünya', Dünya'dan biraz daha büyük olan 'süper-Dünyalardan' bile daha büyük ve kayalık. Gökbilimciler, keşfinden önce Kepler-10c gibi dev kayalık gezegenlerin var olabileceğinden emin değildi. İlk olarak bir gaz devi olduğu düşünülen gezegenin, hidrojen emerek Jüpiter boyutunda bir gök cismine dönüşeceği düşünülüyordu. Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi'nden (CfA) Christine Pulliam'ın yaptığı açıklama, ortaya çıkarılan gezegenin aslında bir 'mega-Dünya' olduğunu ortaya koydu. Bir diğer CfA araştırmacısı Dimitar Sasselov, 'Gezegenlerin Godzillası'nı bulduk... Ancak bir canavarın aksine, Kepler-10c yaşam için olumlu sinyaller saklıyor' ifadesini kullandı. Keşfi Amerikan Astronomi Topluluğu'nun 224'üncü toplantısında açıklanan Kepler-10c, çok yakın olduğu yıldızı etrafındaki bir turu 45 günde tamamlıyor. Bu durum, dev gezegendeki yaşam olasılığını yok etmese de azaltıyor. Yıldız sistemindeki bir diğer gezegen olan Kepler-10b ise yaşam barındırmıyor. Dünya'nın üç katı büyüklüğündeki 'lav gezegen' Kepler-10b, yıldızı etrafındaki bir turu sadece 20 saatte tamamlıyor. En eski sistemlerden biri 'Gezegen avcısı' Kepler teleskobunun ortaya çıkardıdğı Kepler-10c, teleskobun gönderdiği verilere göre ilk olarak yüzeyi gaz örtüsüyle kaplı bir 'mini-Neptün' olarak değerlendirildi. CfA gökbilimcisi Xavier Dumusque ve ekibi, Kanarya Adalarındaki Telescopio Nazionale Galileo teleskobundaki HARPS-North spektrografını kullanarak Kepler-10c'nin kütlesini ölçtü. Ortaya, beklenenden çok farklı bir sonuç çıktı. Kepler-10c'nin yer aldığı yıldız sistemin Büyük Patlama'dan yaklaşık 3 milyar yıl önce oluştuğu düşünülüyor. Oluştuğu dönemde silikon ve demir gibi ağır elementlerin fazla olması, kayalık gezegenlerin oluşumunu kolaylaştıran bir faktör olarak kabul ediliyor. Sasselov, Kepler-10c ve benzer gezegenlerin yaşam saklıyor olabileceği konusunda ümitli olduğunu ifade etti. Sasselov, 'Kepler-10c keşfi, bu tür kayalık gezegenlerin sandığımızdan çok daha erken zamanlarda oluşabileceğini gösterd... Eğer kaya oluşturabiliyorsanız, yaşam da ortaya çıkabilir' dedi. Kaynak: Space.com
İlk Yok Oluşun Sorumlusu Yanardağlar
Avustralya'da antik yanardağ patlamalarının geçmişini inceleyen bilim insanları, Dünya'daki ilk kitlesel yok oluşun 510 milyon yıl önce yaşanan patlamalar sonucu gerçekleştiğini belirledi. Bilim insanları dünya tarihindeki ilk kitlesel yok oluşun tarihini belirledi. Volkanik Kalkarindji bölgesinde radyoaktif tarihleme yöntemleri gerçekleştiren araştırmacılar, canlıların kitlesel ölümüne neden olan yanardağ patlamalarının 510 milyon yıl önce gerçekleştiğini belirledi.Geology dergisinde yayımlanan araştırmada, Curtin Üniversitesi'nden Fred Jourdan'ın başını çektiği araştırma ekibi Kuzey ve Batı Avustralya'da toplam 2 milyon kilometrekare alana yayılan antik lav oluşumunu inceledi. Radyoaktif tarihleme yöntemleri, 510-511 milyon yıl önce Kambriya döneminde yaşanan ve çok hücreli canlıların ilk kitlesel ölümüne tanık olan dönemde, Kalkarindji'da büyük volkanik faaliyetler yaşandığını ortaya koydu. Böylece, Kalkarindji bölgesinde yaşanan volkanik faaliyetlerin neden olduğu iklim değişikliğiyle ilk kitlesel ölüm arasında bağlantı kuruldu. Dr. Jourdan, 'Dünya üzerindeki canlıların yüzde 50'sini yok eden bu değişim, iklim değişikliği ve okyanuslardaki oksijenin azalmasıyla bağlantılıydı. Ancak bu değişimlerin nedeni kesin olarak bilinmiyordu' ifadesini kullandı. Jourdan, 'Kambryia dönemindeki kitlesel ölümle Kalkarindji'deki volkanik patlamaların aynı zamanda gerçekleştiğini ortaya çıkarmakla kalmadıklarını, aynı zamanda gereken kanıtı da bulduklarını' söyledi. Bölgedeki volkanik kayalarda sülfür dioksitin azaldığının anlaşılması, patlamalarda atmosefere sülfür yayıldığını ortaya koydu. Yanardağlar iklim değişikliğini harekete geçirebiliyor Jourdan, yanardağlarının bahsettikleri kitlesel ölüm kadar büyük etkileri olabileceğine dair, Filipinler'deki Pinabuto yanardağının 1991'de patlamasını örnek verdi. Atmosfere çok büyük miktarda sülfür dioksit saçan yanardağ, birkaç yıl sonra ortalama küresel hava sıcaklığının bir derecenin yaklaşık 10'da 1'i kadar artmasına neden olmuştu. Araştırmacılar, Pinabuto'nun tek başına yaptığı etki göz önüne alındığında, Batı Avustralya kadar bir alandaki patlamaların kitlesel ölüme yol açabileceğini belirtti. Jourdon, son 550 milyon yıl içinde yaşanan volkanik patlamalar ile iklim değişiklikleri arasındaki bağlantıyı çok titiz bir şekilde incelediklerini ve yaptıkları hesabın sadece 20 milyarda 1 ihtimalle tesadüf olabileceğine dikkat çekti. Volkanik patlamaların birçok canlı türü için kısa sürede adapte olması zor şartlar doğurduğunu belirten Jourdan, bu nedenle canlıların ölümden kaçamadığını belirtti. Araştırmacılar, yanardağların atmosfere saçacağı büyük orandaki gazların okyanus, iklim ve ekosistemler üzerindeki etkisini anlamak için geçmişin daha iyi incelenmesi gerektiğini ifade etti. Al Jazeera
NASA'dan Dünyanın En Büyük Selfie'si
NASA, 100’ün üzerinde ülkeden binlerce fotoğrafı birleştirerek bir “Küresel Selfie” yaptı. Dev selfide dünyanın dört bir yanındaki insanların fotoğrafları kullanıldı. 3.2 gigapiksellik Küresel Selfie mozaiği 36 bin 422 kişinin 22 Nisan Dünya Günü’nde sosyal medya sitelerinde paylaştığı fotoğraflardan oluştu. NASA bu yıl Dünya Günü’nde dünyanın dört bir yanındaki insanlara basit bir soru sordu: “Şu anda dünyanın neresindesiniz?” Sosyal medya üzerinden sorulan bu sorunun yanıtının bir selfie ile verilmesi istendi. Amaç her bir fotoğrafı bir piksel olarak kullanıp “Küresel Selfie” yaratmaktı. Sonuçta ortaya uzaydan dünya gibi görünen mozaik bir görüntü çıktı. CNN TÜRK
Harvard'da Cumhurbaşkanı Gül'ü Şok Eden Soru
Harvard Üniversitesi'nde bir panele katılan Abdullah Gül'e Türk bir dinleyici 'Türkiye ’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz' şeklinde tepki gösterdi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül , oğlu Mehmet Emre 'nin mezuniyet töreni için bulunduğu Harvard Üniversitesi'nde katıldığı 'Güncel Bölgesel Konular ve Geleceğe Bakış' başlıklı panelde dinleyiciler arasında bulunan Harvard Tıp Merkezi'nden Dr. Emre Altındiş 'in sert soruları ile karşılaştı. Altındiş'in Roboski katliaimı, Gezi Parkı direnişine hayatını kaybedenleri hatırlamasının ardından yönelttiği 'Siz böyle bir devletin başında olmaktan utanmıyor musunuz? Nasıl bize burada demokrasi yalanları söylüyorsunuz?' sorusunu Gül, 'kimse sana böyle soru sorma hakkı vermez' şeklinde cevapladı. Cumhurbaşkanı Gül’e “Türkiye ’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz” diyen Dr. Altındış, Türkçe olarak sorduğu sorunun, ısrarla İngilizceye çevrilmesini istedi. Dr. Altındış, Gül’ün tepki göstermesi üzerine “Türkiye’de bu soruyu sorsaydım beni tutuklardı” şeklinde konuştu. Gül, soruyu dinlerken, Türk korumalardan “Sen insan değilsin” sözleri yükseldi. Dr. Altındiş’in sorusu salondaki 150 kadar dinleyiciye tercüme edildikten sonra Cımhurbaşkanı Gül; ‘’Söylediğin sözler doğru değil. Bir başkası olsaydı sana bu soruyu sordurmazdı. Bu olaylar başka ülkelerde de oluyor. Gezi parkında sağduyulu bir hareketle başlayan eylem, ilk başta doğru bir şekilde kontrol edilemeyince yasadışı örgütler bunlara katıldı. Bunlar tabii ki çok üzücü’’ yanıtını verdi. Dr. Emre Altındiş şöyle konuştu: 'Bildiğiniz gibi şu an Gezi olaylarının yıldönümündeyiz. Geçen sene Nobel ödüllü meslektaşlarımızla Science (Bilim) dergisinde bir makale yayınladık. Sizin başında olduğunuz Türkiye Cumhuriyeti devletini 8 vatandaşını öldürdüğü, 90 insanımıza kafa travması yaşattığı, 9 insanın gözünü yitirdiği, binlerce insanı gaza boğdu için protesto ettik. Fakat Türkiye’de şiddet devam ediyor. Günde 3 kadın öldürülüyor. 4 işçi iş kazalarında katlediliyor. Roboski katliamında sizin başında olduğunuz ordu 34 kişi öldürdü. 17’si çocuktu. Siz Ankara ’da yaşıyorsunuz. Kızılay’da Ethem Sarısülük başından kurşunla vuruldu. Katili dışarda. Siz böyle bir devletin başında olmaktan utanmıyor musunuz? Nasıl bize burada demokrasi yalanları söylüyorsunuz? Geceleri nasıl uyuyorsunuz? Belkin Elvan 14 yaşındaydı. Sizin başbakanınız 14 yaşındaki çocuk için terörist diyor. Lütfen sorum tercüme edilsin..” Gül, Dr. Altındiş’in sorusunun tercüme edilmesi üzerine “Şimdi beni sen dinle. Kimse sana böyle soru sorma hakkı vermez”’ dedi. Altındış ise; Türkiye’de dayak yerdim” cevap verdi. t24.com.tr
Meksikalılarla Kimsenin Başa Çıkamayacağının 16 Kanıtı
Meksikalıların bir sözü vardır 'You just messed with the wrong Mexican' yani, 'Yanlış Meksikalıya çattın' derler. Gelin görün ki her Meksikalı çatabileceğiniz en yanlış insan olabilir. Çünkü sarışın, esmer, kızıl farketmez çünkü onlar Meksikalı ve Meksikalılar affetmez. Buyrun cenaze namazına;
Harvard Üniversitesi Birincisi 'Türk Dahi'
22 yaşındaki Türk Levent Alpöge, dünyanın en önemli okullarından biri olarak kabul edilen Harvard Üniversitesi’ni 4 üzerinden 4 not ortalaması alarak ‘Valedectorian’ derecesiyle mezun oldu. Alpöge çalışmalarını Cambridge’ta devam ettirecek Dünyanın en prestijli okullarından Harvard Üniversitesi’nde 2014 yılı birincisi Türk genci Levent Alpöge (22) oldu. Alpöge, hem matematik ve fizik lisans bölümlerinden, hem de aynı anda fizik yüksek lisans derecesi elde etti. Başarılı genç, 4 üzerinden 4 not ortalaması ile “Tüm Üniversite Birincisi” (Valedectorian) olarak dün mezun oldu. Başarılarla dolu bir eğitim hayatına sahip olan Alpöge, 2010’da henüz lise son sınıfı öğrencisiyken ABD çapında adayların katılımı ile gerçekleşen Intel Bilim Yetenekleri Yarışması’nda ABD Başkanı Barack Obama ve senatörler tarafından kutlanan 40 genç finalist arasına girdi. Bunun sonucunda, “Ivy League” olarak ve akademik mükemmelliği ile tanınmış ABD’nin 8 en iyi üniversitesi tarafından kabul edildi. Sayısız ödülü var Alpöge, Harvard’ın matematik bölümünü seçti. Sayısız prestijli ödülü ve bursu bulunan Alpöge; American Mathematical Monthly, Journal of Combinatorial Theory, Journal of Number Theory, International Mathematics Research Notices dergilerine yazılar yazıyor; Harvard College Mathematics Review dergisinin de editörluğünü üstleniyor. Alpöge, çalışmalarını önümüzdeki yıl Winston Churchill bursu ile İngiltere’deki prestijli Cambridge Üniversitesi’nde sürdürecek. Daha sonraki yıl yine 8 Ivy League okullarından gelen doktora kabullerinin içinden Princeton’ı seçerek eğitimine devam edecek.Alpöge ailesi ile birlikte New York eyaletinin Long Island bölgesinde yaşıyor. Akademik başarılarının yanı sıra maratonlara katılan Alpöge koyu bir Beşiktaş hayranı. Milliyet
30 Mayıs: Bu Hafta Vizyona Giren Filmler!
Vizyon Tarihi:30 Mayıs 2014 Yapımı:2014 - ABD Tür:Aksiyon , Dram , Macera Süre:97 Dak. Yönetmen:Robert Stromberg Oyuncular:Angelina Jolie , Elle Fanning , Juno Temple , Sharlto Copley , Imelda Staunton Senaryo:Paul Dini , Linda Woolverton Yapımcı:Walt Disney Pictures Diğer Adı:Maléfique
Bu Hafta 8 Film Vizyona Girdi
Ömer Can’ın yönettiği ve Şerif Sezer ile Nail Kırmızıgül'ün rol aldığı 'Toprağa Uzanan Eller' ile 1954'te Düzce'de geçen bir hikayeyi beyazperdeye taşıyan 'Azem: Cin Karası' seyirciyle buluşacak.Türkiye sinemalarında bu hafta 2'si yerli 8 film vizyona girecek. 'Toprağa Uzanan Eller'Ömer Can'ın yönettiği ve Şerif Sezer, Nail Kırmızıgül, Melih Selçuk ile Medya İzgi'nin oynadığı 'Toprağa Uzanan Eller' izleyiciyle buluşacak. Senaryosunu Eda Tezcan ve Ramazan Demirli'nin kaleme aldığı film, Şanlıurfa'dan Çukurova'ya mevsimlik işçi olarak giden bir ailenin hikayesini beyazperdeye taşıyor. 'Azem: Cin Karası' Haftanın bir diğer yerli yapımı 'Azem: Cin Karası' adlı filmin yönetmen koltuğunda Volkan Akbaş oturuyor. Başrollerinde Zeki Şen ile Eylül Öztürk'ün yer aldığı filmin konusu, 1954'te Düzce'de geçen bir hikayeye dayanıyor. Savunucu anlamındaki 'Azem' büyüsünün ismini verdiği gerilim türündeki film olayın yaşandığı yerde, Düzce'nin bir köyünde geçiyor. 'Malefiz' 'Uyuyan Güzel' hikayesinin kötü karakterinin anlatılmamış hikayesi 'Malefiz' adlı filmi, animasyon ve görsel efekt süpervizörü Robert Stromberg yönetti. Stromberg'in ilk yönetmenlik denemesinde 'Malefiz' rolünde Angelina Jolie kamera önüne geçerken, filmde, Sharlto Copley, Elle Fanning ile Sam Riley rol aldı. Fantastik ve aksiyon türündeki 3 boyutlu filmin konusu şöyle: 'Siyah kanatlara sahip güzel bir kadın olan Malefiz, barışçıl bir orman krallığında büyüdüğü için insanlardan oluşan istilacı bir ordu gelip, topraklarının düzeni tehdit edene kadar huzurlu bir hayata sahiptir. İntikam hırsıyla dolan Malefiz, insanların kralıyla bir savaş verir ve kralın yeni doğan çocuğu Aurora'yı lanetler. Çocuk büyüdükçe Malefiz, Aurora'nın krallığa başarı getirecek ve Malefiz'in gerçek mutluluğunu sağlayacak anahtar olduğunu fark eder.' 'Başkanların Hizmetkarı' Oscar ödüllü yönetmen Lee Daniels'in yönettiği ABD yapımı 'Başkanların Hizmetkarı' vizyona girecek. Forest Whitaker, Robin Williams, Liev Schreiber, James Marsden ve Oprah Winfrey'in rol aldığı Film, 1952'den 1986'ya kadar Beyaz Saray'da uşaklık (kahyalık) yapan Cecil Gains'ın yaşamını anlatıyor. 'Kan Bağları' Fransız aktör ve yönetmen Guillaume Canet'in yönettiği ve Clive Owen, Billy Crudup, Marion Cottilard ile Mila Kunis'in oynadığı 'Kan Bağları', gerilim severleri sinema salonlarına çekmeyi hedefliyor. Film, Fransız yönetmen Jacques Maillot'un 2008 yapımı 'Rivals' adlı yapımından uyarlandı. New York'ta 1974 yılında geçen filmde, polis memuru Frank ile hapisten yeni çıkan kardeşi Chris arasında yaşanan aksiyon dolu yaşam öyküsü beyazperdeye aktırıldı. 'Asabi Adam' Phil Alden Robinson'un yönettiği ve Robin Williams, Mila Kunis, Peter Dinklage ile Melissa Leo'nun oynadığı 'Asabi Adam' komedi ve dramı içinde barındıran bir film. Filmde Robin Williams tarafından canlandırılan Henry Altmann, bir trafik kazasından sonra gittiği hastanede Mila Kunis'in oynadığı doktor Sharon Gill'in teşhisiyle sadece 90 dakikalık ömrü kaldığını öğrenir. Ardından bugüne dek yaptığı hatalar için insanlardan af dilemek üzere New York'un altını üstüne getirecek bir maceraya atılır. 'Son Şans' Polonyalı yazar Stanislaw Lem'in 'Gelecek Bilim Kongresi' isimli kitabından uyarlanan bilim-kurgu, çizgi ve dram içerikli 'Son Şans' adlı filmin yönetmenliğini Ari Folman yaptı. ABD, Almanya, İsrail, Polonya, Lüksemburg, Belçika ve Fransa ortak yapımı olan filmin oyuncu kadrosunda Robin Wright, Harvey Keitel, Jon Hamm ile Paul Giamatti yer aldı. Yaşlı ve işsiz bir aktrise gelen son bir iş teklifi üzerinden yola çıkan film, kadının bu işi kabul ederken verdiği kararın nelere sebep olduğuna ve başına gelen olaylara odaklanıyor. 'Balık ile Kraker'in Maceraları' Dan Krech'in yönetmenliğini yaptığı haftanın bir diğer çizgi filmi 'Balık ile Kraker'in Maceraları'nda ise Fish adında bir balık ve Chips adında bir kedinin, hayallerini süsleyen sihirli kemiği almak için birbirlerine karşı verdikleri mücadele izlenebilecek.AA