onedio
Hava Kirliliğinin, Göz Sağlığı Üzerinde Olumsuz Etkilerine Rastlandı
ANKARA (AA) – İngiltere’de yapılan bir araştırmada, hava kirliliğindeki artışın görme bozukluklarına neden olabileceği ortaya konuldu.The Hill gazetesinin haberine göre, İngiliz bilim insanları, yaşa bağlı görme bozukluğunun, artan hava kirliliğiyle de bağlantılı olduğunu ortaya koyan bir araştırma yürüttü.Uzmanlar, 40-69 yaş aralığındaki 115 binden fazla gönüllünün katıldığı çalışmada, havadaki nitrojen dioksit ve nitrojen oksitlerin, görme bozukluğuna neden olan yaşa bağlı makula dejenerasyonu (AMD) veya retinada bozulmayla bağlantılı olup olmadığını inceledi.Araştırma çerçevesinde, gönüllü raporları ve insan gözünü incelemek için kullanılan spektral alan optik koherens tomografisi ile retina hasarı ölçüldü.Uzmanlar, partikül madde içindeki nitrojen oksitler ve nitrojen dioksitleri ölçerek her katılımcının ulusal veri tabanında kayıtlı adreslerindeki hava kirliliği tahminleriyle karşılaştırdı.Araştırma sonucunda, daha yüksek miktarda ince partikül maddeye veya az miktarda partikül parçacıklarına maruz kalan katılımcıların daha fazla görme sorunu yaşadığı gözlendi.Bilim insanları, ortalama 2,5 mikrometrelik partikül maddeye yüksek dozda maruz kalan katılımcıların, yaşa bağlı makula dejenerasyonu yaşadığını bildirme olasılığının yüzde 8 daha yüksek olduğunu belirtti.Araştırmada ayrıca daha yüksek partikül madde seviyesinin daha ince pigmentli retina tabakası ile ilişkili olduğu da kaydedildi. Araştırmanın ayrıntıları 'British Journal of Orhthalmology' dergisinde yayımlandı.
Filistin Ulusal Konseyi: İsrail'in Kudüs'teki Suçları Uluslararası Düzeyde Cezalandırılmalı
AMMAN (AA) - Filistin Kurtuluş Örgütüne (FKÖ) bağlı Filistin Ulusal Konseyi, işgal altındaki Doğu Kudüs'le ilgili uluslararası kararları ihlal ettiği için İsrail'in uluslararası düzeyde soruşturulması ve cezalandırılması çağrısında bulundu.Merkezi Ürdün'de bulunan Filistin Ulusal Konseyinden yapılan yazılı açıklamada, Mescid-i Aksa'daki restorasyon çalışmalarının engellenmesi ve Kudüs İslami Vakıflar İdaresi görevlilerine yönelik devam eden baskıların, 'Kudüs'ün ve Müslümanlar ile Hristiyanlara ait kutsal mekanların Yahudileştirilmesi projesinin bir parçası' olduğu ifade edildi.Kudüs'ün simgesel yapılarını yok etmenin, ilgili uluslararası anlaşmaların ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) kararlarının açık şekilde ihlali olduğu vurgulanan açıklamada, İsrail'in işgal altındaki Filistin şehri olan Doğu Kudüs üzerindeki egemenlik iddiasının UNESCO tarafından da reddedildiği hatırlatıldı.Arap ve Müslüman halklara, hükümetlere ve kurumlara 'sorumluluklarını üstlenmeleri, geç olmadan Kudüs'ü ve kutsal değerlerini korumaları' çağrısında bulunulan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:'İşgalci İsrail'in işgal altındaki Kudüs'te işlediği suçlar, uluslararası kararları ihlal ettiği gerekçesiyle uluslararası düzeyde soruşturulmasını ve cezalandırılmasını gerektiriyor.'İsrail güçleri, 24 Ocak'ta Mescid-i Aksa'nın sınırları içinde yer alan Kubbetu's Sahra Camisi'ne baskın düzenleyerek, ibadethanedeki mermer ve iç sütunların restorasyon çalışmalarını engellemiş ve burada çalışan işçileri gözaltına almakla tehdit etmişti.Ürdün Dışişleri Bakanlığı, Mescid-i Aksa'daki restorasyon ve imar çalışmalarının İsrail'in engellemelerinin ardından bugün itibarıyla yeniden başladığını duyurmuştu.
Çin'de Yapılan Bir Araştırma, Öğle Uykusunun Zihni Kuvvetlendirdiği Ortaya Koydu
ANKARA (AA) - Çin'de 2 bin 200 kişinin izlendiği araştırma, öğle uykusunun zihni kuvvetlendirdiği ortaya koydu.United Press International'ın (UPI) haberine göre, Şanghay Ruh Sağlığı Merkezi'nden bilim insanları öğlen uykusunun, zihin üzerindeki etkilerini incelemek için bir çalışma yürüttü.Araştırma çerçevesinde, Pekin, Şanghay ve Şian şehirlerinden 2 bin 200 kişi izlendi. Bu kapsamda, 1520 katılımcı öğlenleri 2 saatten az uyudu, 680 kişi ise uyanık kaldı.Daha sonra katılımcılara görsel-mekansal beceriler, kısa süreli hafıza, dikkat süresi, problem çözümü, mekansal farkındalık ve sözel akıcılık gibi zihinsel yeterliliğin ölçüldüğü testler yapıldı.Araştırma ekibinin lideri Dr. Lin Sun, öğlen uykusuna yatanların hafıza ve sözel akıcılık becerinde, uyumayanlara kıyasla ciddi farklar gözlendiğini bildirdi.New York'da Lenox Hill Hastanesinden nörolog Dr. Gayatri Devi ise sağlıklı uyku alışkanlığının bunamadan koruduğunu belirterek konuyla ilgili daha fazla çalışma yapılması önerisinde bulundu.Uzmanlar ayrıca öğle uykusunun süresi ve sıklığının, zihinsel beceriler açısından önemli olabileceğini kaydetti.
Kolajen Peptitler Eklem Ve Kemik Rahatsızlıklarının Tedavisinde Fayda Sağlıyor
İSTANBUL (AA) - İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Demirhan Dıraçoğlu, bilimsel çalışmaların vücudun ihtiyacı olan kolajenin, morina ve gelincik balıklarının derilerinden elde edilebildiğini gösterdiğini, morina balığının içerdiği prolin, histidin, glisin ve hidroksiprolin aminoasit zincirleri ile özellikle eklem ve kemikler için eşsiz bir fayda sunduğunu belirtti. Dıraçoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, uzun yıllardır cilt ve eklemlerle anılan kolajen peptitlerin, bugün farklılaşan yaşam koşulları sebebiyle sahip olunan stres, anksiyete, uyku bozuklukları, kalp damar hastalıkları, unutkanlık ve odaklanma sorunları gibi birçok farklı sağlık probleminin anahtarı olduğunu anlattı. Özellikle son 5 yılda yapılan 16 bin 500'den fazla çalışmanın, çözümün kolajen peptitlerde olduğunu gösterdiğini belirten Dıraçoğlu, 'Vücudumuzda, hemen her dokuda bulunan protein olan kolajen peptitler, yaş aldıkça azalır. Dolayısıyla vücudun kolajen peptit ihtiyacını dışarıdan tamamlama ihtiyacı ortaya çıkar. Bunun için genellikle ilk olarak akıllara balık veya kelle paça gelir ama bu besinler yeterli olmaz. Kolajenler büyük molekül ağırlıklarında olduklarından vücuttan emilimleri kolay değildir. Bu sebepten uzmanlar, kolajenlerin parçalanmış halleri olan peptit formlarında alınmasını önerirler.' ifadelerini kullandı. 'Eklem ve kemik rahatsızlıklarında ağrı ve iltihabı azaltıyor'Prof. Dr. Demirhan Dıraçoğlu, kelle paça gibi yiyeceklerde kolajen bulunduğunu ancak mide asidinin, bu kolajeni parçaladığını anlatarak, şunları kaydetti:'Bilimsel çalışmalar, vücudun ihtiyacı olan kolajenin, morina ve gelincik balıklarının derilerinden elde edilebildiğini gösterdi. Morina balığı içerdiği prolin, histidin, glisin ve hidroksiprolin aminoasit zincirleri ile özellikle eklem ve kemikler için eşsiz bir fayda sunar. Bu aminoasitler sayesinde kıkırdak onarımı için çok etkili olduğu bilinen kolajen peptitler, aynı zamanda ağrı ve iltihaplanmayı azaltmada da önemli rol oynar. Yapılan çalışmalarla morina balığından elde edilen kolajen peptitlerin eklem ve kemik rahatsızlıklarında ağrı ve iltihabı azaltıp kıkırdak dokusunu yenilediği, iltihap azaltıcı özellikleri sayesinde akne ve selülit tedavilerine destek olduğu, nemlendirme ve kırışıklık önleyici özellikleriyle yaraların kapanmasını hızlandırıp iz oluşumunu engellediği bulgularına ulaşıldı.'Gelincik balığından elde edilen kolajen peptitlerin, vücudun stres yanıtını düzenleyerek sakinleştirici görevi gördüğünü bildiren Dıraçoğlu, bu sayede fibromiyalji ve migren gibi stres kaynaklı hastalıklar için etkili ve hızlı bir tedavi alternatifi oluşturduğunu belirtti. Prof. Dr. Dıraçoğlu, bunların yanı sıra kolajen peptitlerin, hafıza ve odaklanma sorunları, alzaymır ve parkinson gibi hastalıkların önlenmesi ve ilerlemesini yavaşlatma, kalp ve damar sağlığı adına tansiyonun dengelenmesi ile damarlardaki yağ dengelerini düzenleyerek kolesterol seviyelerinin düşmesi gibi faydalar sağladığını kaydetti.
Reklam
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu "Türkiye-Hollanda Konferansı'nın 8. Toplantısı"Nda Konuştu:
ANKARA (AA) - Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçen yılın Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde, Avrupa ile ilişkileri sınayan zor bir yıl olduğunu ancak şimdi Türkiye ile AB arasında yenilenen bir diyalog için fırsat penceresi bulunduğunu söyledi. 8. Türkiye-Hollanda (Wittenburg) Konferansı Çavuşoğlu ile Hollanda Dışişleri Bakanı Stef Blok'un eş başkanlıklarında çevrim içi düzenlendi.Konferansın Antalya'da da düzenlenmesine ilişkin söz veren Çavuşoğlu, bu video konferansın, iki ülke arasındaki üst düzey diyaloğu sürdürme isteğinin bir göstergesi olduğunu belirtti.Çavuşoğlu, olağanüstü zamanlardan geçildiğini ve değişimin her zamankinden daha hızlı gerçekleştiğini dile getirerek, 'Ticaret ve ekonomiden, inovasyon ve teknolojiye kadar ikili iş birliğimizde büyük bir potansiyele sahibiz. Değişime uyum sağlamak ve potansiyelimizden yararlanmak için sürekli diyaloğa ihtiyacımız var.' dedi.Türkiye ile Hollanda halkının lalelerin dışında ortak pek çok yanı olduğunu anlatan Çavuşoğlu, iki halkın da girişimci, iş odaklı pratik olduğunu vurguladı.Bunun ticarette ve yatırımlarda görüldüğünün altını çizen Çavuşoğlu, 'İş insanlarımızı daha fazlasını yapmaya teşvik etmek için daha çok çalışmalıyız.' diye konuştu.Çavuşoğlu, Türkiye ile Hollanda'nın, Avrupa'nın farklı köşelerindeki iki ülke olarak kıtadaki sorunların ele alınmasına katkıda bulunacak çok şeye sahip olduğunu belirtti.'Türkiye ile AB arasında yenilenen bir diyalog için fırsat penceremiz var'Geçen yılın Türkiye-AB ilişkilerinde, Avrupa ile ilişkileri sınayan zor bir yıl olduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, 'Orta Doğu, Kıbrıs, Libya, Suriye ve Kafkasya'daki önemli gelişmelerin yaşandığı yoğun bir yıldı. AB, aralık zirvesinde Türkiye'ye elini uzattı ve biz de olumlu yanıt verdik. Şimdi Türkiye ile AB arasında yenilenen bir diyalog için fırsat penceremiz var.' şeklinde konuştu.Çavuşoğlu, Belçika, Almanya, İtalya, İspanya ve Portekiz'deki mevkidaşlarıyla görüşmelerinin de AB üyelerinin çoğunluğunun bu görüşte olduğunu destekler mahiyette olduğunu söyledi.Çavuşoğlu, 20-22 Ocak 2020 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’e düzenlediği ziyaret kapsamında AB Konseyi Başkanı Charles Michel’le görüşmelerinde bir zaman çizelgesi dahilinde “somut adımlar için bir yol haritası” üzerinde anlaşma sağladıklarını anımsattı. Türkiye ile AB arasında samimi bir ortaklığın göç, ticaret, enerji, güvenlik, savunma, Suriye, Libya, Balkanlar ve Kafkaslar dahil olmak üzere birçok önemli konuda gerçek değişikliğe yol açabileceğine dikkati çeken Çavuşoğlu, tarafların 2016’daki göç krizi döneminde ortaklıklarının kabiliyetini ortaya koyduğunu söyledi. Çavuşoğlu, 'Türkiye ve AB’nin ortak çabaları sayesinde Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan en büyük insani krizi idare edebildik.' ifadelerini kullandı. Çavuşoğlu, 'Türkiye, aday ülke olarak, en yüksek düzeyde kararlılıkla gerçek bir ortaklığa hazır.' dedi.Tüm ilişkilerde olduğu gibi iki tarafın da bazı beklentileri olduğunu aktaran Çavuşoğlu, Türkiye’nin beklentileri arasında 18 Mart Mutabakatı'nın tüm boyutlarıyla yenilenmesi ve bu çerçevede katılım süreci, gümrük birliğinin güncellenmesi, vize serbestisi, göç alanında iş birliği, üst düzey diyalog ve terörle mücadelede iş birliğinin ele alınması gibi konuların bulunduğunu kaydetti. Çavuşoğlu, Türkiye’nin bu bağlamda Yunanistan’la istikşafi görüşmelere başladığını, Fransa’yla ilişkilerde normalleşme süreci yürüttüğünü ve içeride reform sürecine odaklandığını dile getirdi. Türkiye’nin aynı zamanda daha önce öneride bulunduğu Kıbrıs’a ilişkin '5 +Birleşmiş Milletler' toplantısı ve Doğu Akdeniz Konferansı’na da hazır olduğunu belirten Çavuşoğlu, Hollanda’nın da desteğine güvendiklerini söyledi. Çavuşoğlu, 'Türkiye ile AB arasında katılım müzakerelerinin başlatılması kararının 2004 yılında Hollanda’nın AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nda alındığını hala hatırlıyoruz.' diye konuştu. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Hollanda’nın 18 Mart Mutabakatı'nın imzalanmasında da önemli rol oynadığını kaydetti.Hollanda’daki Türk toplumunun iki ülke arasındaki çok yönlü ilişkilerin en önemli unsurlarından biri olduğunu dile getiren Çavuşoğlu, 'Türk halkının, Hollanda toplumuna aktif ve başarılı bireyler olarak entegrasyonunu destekliyoruz.' şeklinde konuştu. Almanya’da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısını bulan Türk-Alman bilim insanları Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci’yle gurur duyduklarının altını çizen Çavuşoğlu, onların Türklerin Avrupa’da entegrasyonun başarılı örnekleri arasında yer aldığını belirtti.Çavuşoğlu, '8. Wittenburg Konferansı'nın iki ülke arasındaki ortaklığı geliştireceğini vurgulayarak, özellikle İnovasyon Çalışma Grubunu görmekten dolayı memnuniyet duyduğunu, diğer çalışma gruplarına da başarılar dilediğini sözlerine ekledi.
Reklam
İklim Değişikliğine Bağlı Hastalıklar Nedeniyle Ölüm Oranları Artabilir
EDİRNE (AA) - Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Didem Evci Kiraz, iklim değişikliğinin neden olduğu yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve sıcak stresi sonucu ölüm oranlarının gelecek yıllarda artabileceği uyarısında bulundu.Prof. Dr. Kiraz, Temiz Enerji Vakfı (TEMEV) ve Küresel Denge Derneği iş birliğinde çevrim içi düzenlenen Yerelden Ulusala İklim Ağı Trakya Eğitim Toplantısı'nda 'İklim değişikliği ve halk sağlığı' konulu sunum yaptı.Sunumunda, küresel ısınmanın iklim değişikliğine neden olduğunu belirten Kiraz, tüm dünyanın iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı risk altında bulunduğunu ifade etti.Kiraz, iklim değişikliğinin halk sağlığını tehdit ettiğini vurgulayarak, 'İklim değişikliğinin neden olduğu yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve sıcak stresi sonucu 2030-2050 yılları arasında her yıl 250 bin artan ölüm bekleniyor. Yetersiz beslenme şimdilerde bile tehdit ediyor. Isı artışıyla birlikte ısı ve nem dengesindeki değişimlerin beraberinde getireceği sıtma ve sıcak stresi de ölüm nedenleri arasında.' diye konuştu.Bebeklerde ve yaşlılarda suyun eksik kullanımı nedeniyle vücudun yerine koyamayacağı su kayıplarının tehlike yarattığını anlatan Kiraz, beraberinde tuz kayıplarıyla birlikte vücutta bir metabolik sendromun ortaya çıkabileceğine dikkati çekti.Kiraz, kuraklık ve su kıtlığının pek çok hastalığın ortaya çıkmasına neden olabileceğini dile getirdi.Kirli suyun getirdiği bulaşıcı hastalıkların yanı sıra suyun olmamasından kaynaklı bulaşıcı hastalıkların da ortaya çıkabileceğine işaret eden Kiraz, şunları kaydetti:'Su kıtlığı, küçük su kaynakları, göller ve nehirlerde kirlenmeye neden oluyor. Tarım alanlarında tuzlanma, temiz su kaynaklarının azalması, besinlerde azalma ve yetersiz beslenme gibi sorunlara yol açıyor. Altyapı sorunları ve buna bağlı olarak ishal ve diğer bulaşıcı hastalıklar, susuzlukla beraber ortaya çıkan çölleşmeyle kum fırtınalarının neden olabileceği solunum yolu hastalıklarını buna ekleyebiliriz. Tüm bu nedenlerle sağlık hizmeti sunumunda yaşanan sorunlar salgınlar ve ölüm oranlarının artmasına neden olabilir.'
Öğrencilerden Kovid-19 Aşısıyla İnsanlığa Umut Olan Türk Çifte Teşekkür Mektupları
ANKARA (AA) - SEFA ŞAHİN - Ankara'nın Yenimahalle ilçesinde bir grup öğrenci, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı aşı geliştiren Türk bilim insanları Prof. Dr. Uğur Şahin ve eşi Dr. Özlem Türeci'ye teşekkür mektubu gönderdi.Orhan Cemal Fersoy Ortaokulundaki öğrenciler, Kovid-19'a karşı geliştirilen ve yüzde 90 başarılı olduğu bildirilen potansiyel aşıyı üreten Alman biyoteknoloji firması BioNTech'in kurucularından Şahin ve Türeci'ye mektup yazdı.Okulun 7. sınıf öğrencilerinden Gülnur Paket, mektubunda, Şahin ve Türeci'yi Türkçe öğretmeninin canlı derste anlatmasıyla tanıdığını belirtti.Şahin ve Türeci'ye minnettar olduklarını vurgulayan Paket, 'Sizin hakkınızda biraz araştırma yaptım ve yaptıklarınızı görünce sizin gibi insanların hala bulunmasına hem sevindim hem de gurur duydum. Sizler benim gözümde birer mucit, birer bilim insanısınız.' ifadelerini kullandı.'Temennim Şahin ve eşi Türeci'nin Nobel Ödülü alması'Öğrencilerden Mert Ayramcı da mektubunda, Kovid-19'dan kurtulmanın tek çaresinin aşının bulunması olduğunu, bu aşıyı geliştiren Şahin ve Türeci'ye teşekkür ettiğini belirterek, duygularını şöyle dile getirdi:'Onların Türk bilim insanları olmasından dolayı da ayrı gurur duyuyorum. Milletimizi, bayrağımızı temsil ettikleri için çok mutluyum. O asil duyguyu bize yaşattıkları için ayrıca çok minnettarım. İnşallah en kısa sürede bütün dünya aşılanır ve Sars Cov-2 diye bir şey kalmaz. Temennimdir ki Şahin ve eşi Türeci, Nobel Ödülü'nü alıp bizi Aziz Sancar gibi gururlandırırlar.'Öğrencilerden Esmanur Türkmen de Şahin ve Türeci'ye aşıyı geliştirdikleri için teşekkür ederek, 'Başarılarınızın devamını dilerim. Umarın en kısa sürede tüm dünya Kovid-19'dan kurtuluruz. Bu salgından kurtulursak bu sizin sayenizdedir. Tekrar çok çok teşekkür ederiz. En kısa zamanda sizi tanımak isterim. Görüşürüz Türkiye'nin gurur kaynakları.' ifadelerini kullandı.Okulun Türkçe öğretmeni Seda Aslan ise AA'ya yaptığı açıklamada, öğrencilerinin, Türk milleti için hissettiği duyguları mektuplarda güzel şekilde kaleme almasından mutluluk duyduğunu kaydederek, onların da gelecekte ülkesi için nice başarılara imza atan Türk gençleri olmasını diledi.Öğrenciler, mektuplarında, dünyanın salgınla mücadele süreci ve Türk bilim insanlarının aşı konusundaki başarılarını yansıttıkları resimlere de yer verdi.
Reklam
Koronavirüs Bilim Kurulu, Sağlık Bakanı Koca Başkanlığında Bu Akşam Toplanacak
ANKARA (AA) - Koronavirüs Bilim Kurulu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca başkanlığında saat 17.00'de video konferans yöntemiyle toplanacakBilim Kurulu toplantısında, Kovid-19'la mücadele kapsamında alınan tedbirlerin sonuçlarıyla ilgili değerlendirmeler yapılacak, devam eden aşılama süreci ele alınacak ve aşı takvimi gözden geçirilecek.Toplantının ardından yazılı açıklama yapılacak.
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolunay: "İklim Değişikliği Canlı Türlerini Tehdit Ediyor"
EDİRNE (AA) - İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, iklim değişikliğinin canlı türlerinin neslinin devamını tehlikeye soktuğunu belirterek, '2019 yılında yayınlanan bir rapora göre iklim değişikliği nedeniyle Altın Kurbağa türünün nesli tükendi.' dedi.Prof. Dr. Tolunay, Temiz Enerji Vakfı (TEMEV) ve Küresel Denge Derneği iş birliğinde çevrimiçi düzenlenen 'Yerelden Ulusala İklim Ağı' toplantısında, iklim değişikliğinin canlılar ve ekosistemler üzerinde birçok etkisi olduğunu söyledi.Dünyada ortalama sıcaklıkların arttığını anlatan Tolunay, küresel ısınmanın iklim değişikliğine neden olduğunu dile getirdi.Değişken bir iklim yapısının yaşanmaya başlandığını belirten Tolunay, 'Sürekli değişkenlik bitkileri olumsuz etkiliyor. Hava biraz soğuyor bitkiler yapraklarını döküyor, hemen ardından ısınıyor yapraklarını açıyor sonra bir anda don oluyor ve yine yapraklarını döküyor. Bu tür değişkenlikler, yoğun yağışlar, aşırı kurak dönemler canlı türlerini ve ekosistemleri olumsuz etkiliyor.' diye konuştu. Tolunay, iklim değişikliğine bağlı olarak canlı türlerinin yaşam alanlarının bozulduğuna ve genetik çeşitliliğin azaldığına dikkati çekti.Bu durumun canlı türlerinin ve doğal ekosistemlerin yok olmasına neden olabildiğini aktaran Tolunay, şöyle devam etti: 'İklim değişikliği nedeniyle bazı türlere ait bireyler ölebiliyor ya da değişen koşullar nedeniyle farklı noktalara göç etmek zorunda kalıyorlar. Göç edemediklerinde besine ve suya ulaşamadıklarında o türlerin birey sayıları azalıyor. Örneğin binlerce şah kartalı varken değişen koşullara bağlı bu sayı yüzün altına inerse artık o türün neslini sağlıklı bir şekilde devam ettirme şansı olmuyor. Çünkü genetik çeşitlilik azalıyor.''Altın Kurbağa türünün nesli tükendi'İklim değişikliğine bağlı olarak canlıların yaşam alanlarının her geçen gün daraldığına vurgu yapan Tolunay, şunları kaydetti: 'Canlıların habitatlarının bozulması, istilacı türler, aşırı tüketim ve kirlilik gibi nedenler canlıları çok büyük risk altına sokuyor. Bunun yanında iklim değişikliğinin de etkileriyle canlı türlerinin yaşadığı riskin gelecekte daha da çok artacağı öngörülüyor. 2019 yılında yayınlanan bir rapora göre iklim değişikliği nedeniyle Altın Kurbağa türünün nesli tükendi. İklim değişikliği nedeniyle tamamen nesli tükenen ilk canlı türü olarak kabul ediliyor. Güney Amerika'nın kuzeyindeki ormanlarda yaşayan bir kurbağa türüydü.'
Reklam
Ak Parti Sözcüsü Çelik, Myk Toplantısı'na İlişkin Açıklamalarda Bulundu: (5)
ANKARA (AA) - AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 'Bütün değerlendirmeler tamamlandıktan sonra İnsan Hakları Eylem Planı, Cumhurbaşkanımız tarafından bizzat açıklanacak.' dedi.Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi. Vali ve kaymakamlara yönelik 'militan' suçlamasının AK Parti MYK'de gündeme gelip gelmediği sorusu üzerine Çelik, toplantıda değerlendirildiğini belirterek, 'CHP yönetiminin kullandığı dilin sistematik bir şekilde mülki idaremizi, askeri unsurlarımızı, yargı mensuplarımızı baskı altına almaya çalışan bir tavır ve Türk devlet ve mülki idare sistemi üzerinde paralel bir iktidar alanı oluşturmaya çalışan bir faaliyet olduğunu görüyoruz.' ifadesini kullandı.MYK'nin buna karşı en güçlü tepkinin verilmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğunu vurgulayan Çelik, 'Hiçbir valimizin, hiçbir kaymakamımızın, hiçbir silahlı kuvvetler mensubumuzun ve hiçbir yargı mensubumuzun Kılıçdaroğlu'nun söylediklerini ciddiye alması gerekmez. Biz gereken cevabı veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz.' dedi.Bu dönemde terörle mücadeleden salgına kadar büyük bir mücadele veren mülki idarenin bu kapasitesini görmekten büyük gurur duyduklarını ifade eden Çelik, mülki idarenin bu kadar büyük bir yükün altındayken bile hemen her yerde işlerin tıkır tıkır işlediği mekanizmaları anında kurduğunu ve faaliyetlerini bu çerçevede sürdüğünü söyledi.Çelik, 'Bir vali ya da kaymakam CHP Genel Merkezi'nden talimat almıyorsa ona 'militan' derler. Askeriyede CHP'nin kışkırtmasıyla bir vesayet girişimi söz konusu değilse ona 'militan' derler. Aynı şekilde yargı mensupları CHP'den talimat almıyorsa 'militan' derler, tehdit ederler. Yaptıkları bundan ibaret. Diyor ki 'Sürekli tarihten bahsetmeyin.' Tarihte yaptığınızı dejavuyla bugün de yapmaya çalışıyorsunuz. Siz bunu yapmayın. Mülki idaremizin arkasındayız. Hepsine selamlarımızı, sevgilerimizi iletiyoruz. Milletimize yaptıkları hizmetlerde hepsine başarılar diliyoruz.'Yargı ve ekonomi reformları'Yargı ve ekonomi reformlarında hangi aşamaya gelindi? Ne zaman tamamlanması öngörülüyor?' sorusu üzerine Çelik, ekonomi ve yargıyla ilgili reformlarda derinlemesine bir çalışma yapıldığını söyledi.Geçmişte yapılan reformların sahadan dönüşlerini dikkatle değerlendirdiklerini aktaran Çelik, 'Şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz seri muhakeme, basit yargılama, e-duruşma gibi uygulamalarla ilgili tepkiler nasıldır? Sahada bunlar iyi işlemekte midir? Vatandaş memnuniyeti nedir? Yargı mensuplarının bunun işleyişine dönük değerlendirmeleri ile avukatların değerlendirmeleri nedir? Bunlar değerlendiriliyor.' diye konuştu.Bu reform sürecinin 2019-2023 arasını kapsadığını ve bunun yarısının şu anda tamamlandığını anlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:'Şimdi ise İnsan Hakları Eylem Planı tamamlanmak üzere. Bunların hepsi bugün kapsamlı bir şekilde MYK'mizde değerlendiriliyor. Arkadaşlarımızın destek verdiği ve eleştirdiği hususlar var. Bunlarla ilgili olarak belki birkaç toplantı daha yapmak gerekecek. Ama süratli bir şekilde çalışılıyor. Bu çalışıldıktan, bütün bu değerlendirmeler tamamlandıktan sonra İnsan Hakları Eylem Planı Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuyla paylaşılacak. Bizzat Cumhurbaşkanımız açıklayacak bunu. Arkasından da bununla ilgili idari ve yasal düzenlemeler gerçekleştirilecek.'Ekonomi alanında atılacak adımların da MYK tarafından değerlendirilmeye devam ettiğini belirten Çelik, 'Bunlar birkaç toplantı daha alacak. Çünkü yapılanlarla ilgili olarak farklı değerlendirmeler söz konusu olabiliyor. Bütün bu görüşler alındıktan sonra sahadaki görüşler, ona göre bu çalışma birkaç toplantı sonrasında son halini almış olur. Sizlerle paylaşırım.' dedi.'Çok üzücü bir durum''Diyarbakır annelerinin evlat nöbeti esnasında HDP'li bir milletvekilinin zafer işareti yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?' sorusuna Çelik, şu yanıtı verdi:'Çok üzücü bir durum. Bir insanın zafer işareti yapacağı kesimin Diyarbakır anneleri olması son derece dramatik ve ahlaki olmayan bir tutum. Annelere karşı zafer işareti yapılmaz, annelerin eli öpülür, annelere hürmet edilir. Çünkü anneler evlatlarını kaybetmişler ve vicdan nöbeti tutuyorlar. Daha sonra da 'Bizim bu işaretimiz bizi suçlayan AK Parti'ye karşıydı' falan gibisinden açıklamalar yapılıyor. Bu sadece bizim kendi kendimize ürettiğimiz bir suçlama değil. Her şey ayan beyan ortada. Bu anneler evlatlarını, göz bebeklerini istiyorlar. Günlerdir bunlara dönük olarak burada ifade ediyoruz, ne büyük ajanslar bunların sesini duyuyor ne de o bahsettiğiniz parti olmak üzere muhalefetteki partiler bu konuda bir duyarlılık sergiliyor. Bunlar anne, bunlar evlatlarını kaybetmiş. Sırf terörü lanetlememek için annelerin duygularına sahip çıkmamak kadar zalimane bir şey olabilir mi? Bir insanın hayatında asla düşmemesi gereken bir durum, annelere karşı zafer işareti yapmaktır. 'Allah kimseyi böyle bir duruma düşürmesin' diyeceğimiz bir durumdadır. Bir zafer kazanmak istiyorsanız gidin teröre karşı kazanın. Annelerin elini öpün.''Umarız pozitif bir atmosferde geçer'Yunanistan ile istikşafi görüşmelere ilişkin bir soru üzerine de Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:'Türkiye her zaman bu istikşafi görüşmelerden yana olduğunu söyledi. Ege'deki sorunlar, kıta sahanlığı sorunları, havada ve denizde söz konusu olan sorunlar... Şimdi buna hidrokarbon kaynaklarıyla ilgili konular eklendi. Bütün bunlar çerçevesinde yine bu kapsamlı bir dosya olarak ele alınacaktır. Dosyaların parçalarının birbirinden ayrılıp ayrı bir istikşafi görüşme yapılması söz konusu değildir. Başlangıç olarak iyidir. Türkiye tabii ki masaya pozitif bir gündemle oturmuştur. Türkiye bir diplomasi devleti olarak diplomatik yeteneğini, diplomatlarının bu konudaki yeteneklerini gösterebilecek, herkes için 'kazan kazan' formülü gerçekleştirebilecek bir kapasiteye sahiptir. Türk diplomatları her zaman gerek Akdeniz'de gerek Ege'de gerek bölgede barışı destekleyecek, çatışmaları çözecek, önleyecek formüller üretme konusunda dünyada öne çıkan bir diplomatik yeteneğe sahiptirler. Bu yetenekleriyle şimdi masadadırlar.'Yunanistan tarafının da olumlu yaklaşması gerektiğini düşündüklerini dile getiren Çelik, şunları söyledi:'Ama neredeyse Akdeniz'in büyük bir kesimini kapsayacak şekilde NOTAM ilan etmek, silahsızlandırılmış adalarda silahlı birtakım aktiviteler içerisinde olmak bu süreci tabii ki sıkıntıya sokar. Beklentimiz şudur, diplomatik yolla siyasi aklı çalıştırarak, bölgedeki tarihi derinliğimizi çalıştırarak çözülemeyecek bir sorun yoktur. Yunanistan'ın bölgesel istikrara katkı sağlayacak bu diplomatik görüşmelere katkı vermesini bekliyoruz. Yoksa Fransa'nın ya da başka ülkelerin ortaya koyduğu tavırlarla silah alımını artırmak, Türkiye'ye karşı Mısır, İsrail gibi ülkelerle iş birliği yapmak ya da Türkiye'nin Libya'daki pozisyonunu sabote etmeye çalışmak gibisinden yaklaşımlar hiçbir sonuç almaz. Biz komşuyuz, Yunanistan dara düştüğü zaman yanında bütün bu bahsettiğim ülkeleri değil, her zaman Türkiye'yi bulmuştur. Dolayısıyla 'Konuşulacak, çözülecek bir mesele söz konusudur' diyenler varsa bu istikşafi görüşmelerin kıymetini bilip, bu şekilde değerlendirmeleri gerekiyor. Biz kesinlikle bunların olumlu sonuçlanması gerektiğini değerlendiriyoruz ve bu istikşafi görüşmelere güçlü bir destek veriyoruz. Umarız pozitif bir atmosferde geçer.''O sektörlerdeki kardeşlerimizle çok yakın temas halindeyiz'Çelik, maske, mesafe, temizlik kuralına devam ettiklerini belirterek, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayılarının düştüğünü ve bu kazanımı korumanın yolunun, bu tedbirleri almaktan geçtiğini söyledi.Ömer Çelik, 'Bugün de bazı konularda kışkırtıcı bazı beyanlar gördük, çeşitli sektörlerde alınan Kovid-19 tedbirlerinin eleştirilmesiyle ilgili. Emin olun o sektörlerdeki kardeşlerimizle çok yakın temas halindeyiz. Onların rahatlaması için en kısa zamanda nasıl adımlar atacağımızı her zaman tartışıyoruz. Onun ötesinde önemli olan şu anda bu sürecin devam ettirilmesi ve rakamların giderek sıfıra doğru yaklaşmasıdır.' diye konuştu.Aşı olanların rahat hareket etmemesi gerektiğine dikkati çeken Çelik, 'Antikorları çıkana kadar hatta daha sonrasında da maske, mesafe, temizlik kuralına uymaya devam edeceğiz. Ne zaman ki bilim adamlarımız 'Dünya normale döndü' der, o zaman normal hayatımıza döneceğiz.' dedi.(Bitti)
Reklam
İran Dışişleri Bakanı Zarif, Nükleer Anlaşma Konusunda İlk Adımı ABD'den Beklediklerini Söyledi
ANKARA (AA) - İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, nükleer anlaşmayı ihlal eden tarafın ABD olduğunu ve Washington yönetiminin hatasını düzeltmesi halinde Tahran'ın anlaşmadaki taahhütlerine geri döneceğini belirtti. Zarif, Twitter hesabından paylaştığı mesajında, Fransa Cumhurbaşkanlığından bir yetkilinin nükleer anlaşmaya dönüş için İran'dan 'iyi niyet' görmek istedikleri yönündeki açıklamasına cevap verdi.ABD'nin nükleer anlaşmayı ve anlaşmayı destekleyen 2231 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararını ihlal ettiğini kaydeden Zarif, iyi niyet göstermesi gereken tarafın ABD olduğunu vurguladı. Zarif, 'Anlaşmayı sebepsiz yere ihlal eden ABD'ydi. Bu yanlışını düzeltmeli, ardından İran karşılık verecektir.' ifadelerini kullandı. İran, 5 Ocak 2020'de, nükleer anlaşmadan çekilen ABD'nin yaptırımlarına karşı anlaşmadan kaynaklanan tüm taahhütlerini askıya aldığını duyurmuştu.BMGK'nın 5 daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma, Tahran'a yüzde 3,67 oranında uranyum zenginleştirme faaliyetini sürdürme izni veriyor. İran, bilim insanı Muhsin Fahrizade'ye düzenlenen suikastın ardından hükümetin itirazlarına rağmen 1 Aralık 2020'de Mecliste onaylanan nükleer yasa kapsamında, 5 Ocak'ta uranyumu yüzde 20 zenginleştirdiğini, 13 Ocak'ta da nükleer silah üretiminde de kullanılan uranyum metali üretimi için çalışmalara başladığını duyurmuştu. Nükleer anlaşmanın tarafları Fransa, Almanya ve İngiltere, İran'ın yüzde 20 saflıkta uranyum zenginleştirmesinden ve uranyum metali üretmesinden 'derin endişe' duyduklarını bildirmişti. Fransa Cumhurbaşkanlığından adının açıklanmasını istemeyen bir yetkilinin 'nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için öncelikle İran'ın anlaşmadaki taahhütlerini tam olarak yerine getirmesini ve Tahran'dan iyi niyet görmek istediklerini' ifade ettiği bir açıklaması uluslararası medyada yer almıştı.
Atso Antalya'ya "Önem Katanları" Ödüllendirecek
ANTALYA (AA) - Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) tarafından düzenlenen 'Kente Önem Katanlar' (KÖK) ödülleri için başvurular başladı.ATSO'dan yapılan açıklamaya göre, geçen yıl ilki düzenlenen ve inovasyon, dijital dönüşüm, bilim, eğitim, kültür-sanat, spor, çevre, kurumsal sosyal sorumluluk, Antalya araştırması ve basın gibi kategorilerin yer aldığı KÖK'te, bu yıl ilk kez 'Hizmet İhracatı' kategorisi de olacak. KÖK markasıyla sürekli hale getirilmek istenen ödüllendirme ile kentte fark yaratan kişi ve kurumları gururlandırmak, takdir etmek amaçlanıyor. Ödül için başvuranlardan, 2018 yılı ve sonrasında hayata geçirmiş oldukları bir çalışmayı anlatmaları istenecek. Daha önce başvuru yapılan çalışmalar katılım dışı bırakılacak.Açıklamada görüşlerine yer verilen ATSO Başkanı Davut Çetin, 'Döviz Kazandırıcı Hizmetler ana kategorisi altında yer alan ihracat-genel, tarım ihracatı, konaklama tesisleri ve seyahat acenteleri kategorilerine hizmet ihracatı kategorisi de eklendi. Hizmet ihracatı; konaklama tesisleri ve seyahat acenteleri dışındaki hizmet sektörlerini kapsayacak. Hizmet ihracatında, bir milyon ABD doları ve üzerindeki, diğer kategorilerde ise 4 milyon ABD doları ve üzerindeki beyanlar değerlendirmeye alınacak.' ifadelerini kullandı. Çetin, bu yıl sosyal sorumluluk büyük ödülü kapsamında, Uçak Bakım Teknolojisi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne bir uçak bakım hangarı yaptırmayı planladıklarını da bildirdi.Ödül almaya hak kazanan başvuru sahiplerine ödülleri ise ATSO'nun 139. kuruluş yıl dönümü olan 3 Nisan 2021'de düzenlenecek törenle verilecek. Tüm kategoriler, başvuru koşulları, başvuru ve ödül takvimi ile online başvuru formlarına 'www.kenteonemkatanlar.org' sayfasından ulaşılabilecek. Başvurular 25 Şubat 2021'de sona erecek.
Salgın Sürecinde Ekrana Maruz Kalan Çocuklarda Miyop Oranı Arttı
İSTANBUL (AA) - Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Başhekimi ve Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Koytak, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle geçen yıl hem eğitimlerini sürdürmek hem de sosyal faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla bilgisayar, tablet ve telefon ekranlarına maruz kalan çocuklarda miyop oranının arttığını bildirdi. Prof. Dr. Koytak, yaptığı yazılı açıklamada, 2020'yi neredeyse tüm dünyanın, özellikle çocukların evde ve kapalı ortamlarda geçirdiğini, miyopluk gelişimi açısından risk taşıyan bu yaş grubunun, dışarıda gün ışığında yapılan oyun ve spor gibi aktivitelerden uzak kaldığını belirtti.Çocukların, alınan tedbirlerle ders ve eğlence amaçlı aktiviteler için neredeyse tüm günlerini tablet, bilgisayar ve cep telefonu ekranı karşısında geçirdiklerini belirten Koytak, 'Bu zorunlu kısıtlamaların çocuklarda miyopluk gelişimi ve ilerleme hızı üzerinde olumsuz etkisi olacağını tahmin etmek hiç zor olmadı. Kovid-19 pandemisi nedeniyle 2020 yılında hem eğitimlerini sürdürmek hem de sosyal faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla bilgisayar, tablet ve telefon ekranlarına maruz kalan çocuklarda miyop oranı arttı.' ifadelerini kullandı. Bu kaygıların haklı olduğunu çarpıcı olarak kanıtlayan ilk bilimsel araştırmanın Çin'den geldiğini aktaran Koytak, araştırma sonuçlarına ilişkin şu bilgileri paylaştı:'Yaklaşık 125 bin çocuğun son 5 yıldaki göz kırma kusuru ölçümlerine dayanarak yapılan çalışma, Çin'de 2020 yılının ilk altı ayında uygulanan sıkı sokağa çıkma yasağı ve uzaktan öğretim gibi uygulamaların 6-8 yaşları arasındaki çocuklarda miyopluk gelişimini belirgin olarak artırdığını kanıtlamış oldu. Araştırmada, 2020 yılında miyopluk görülme sıklığının önceki yıllara göre 6 yaşındaki çocuklarda 3 kat, 7 yaşındaki çocuklarda 2 kat, 8 yaşında 1,4 kat arttığı tespit edildi.' Prof. Dr. Arif Koytak, hafif ve orta düzeydeki miyopluğun kişinin yaşam kalitesi üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığını belirterek, 'Fakat tüm miyopluk olgularının yüzde 10'unu oluşturan yüksek miyopluk (6 ve üzeri numaralar) orta yaş sonrası gözlerde ilerleyici hasara ve kalıcı görme kayıplarına neden olabilmektedir. Çin'de 6 ay yani diğer ülkelere kıyasla kısa süren karantinanın etkisi bu kadar çarpıcı sonuçlar vermişken Batı'da daha uzun süren ve daha da sürmesi beklenen sokağa çıkma yasağı, uzaktan eğitim gibi uygulamaların göz sağlığı üzerine bu olumsuz etkisinin de dikkate alınması gerekiyor.' değerlendirmesinde bulundu. Koytak, miyopluğun özellikle uzak mesafede bulanık görüşe yol açan bir göz bozukluğu olduğunu kaydetti. Önceleri miyopluğun büyük oranda genetikle ilgili olabileceğinin düşünüldüğünü kaydeden Koytak, 'Fakat artık tek faktörün genetik olmadığını biliyoruz. Toplumda miyopluk oranının hızlı artışı üzerine eğilen araştırmacılar, bu artışın çocuk ve gençlerin yakın mesafeye odaklanarak yaptıkları işlerin belirgin biçimde artmasından kaynaklanabileceğini ortaya koydu. Yine farklı ülkelerde çok sayıda çocuk üzerinde yapılan uzun süre takipli çalışmalarda oyun ve spor aktiviteleri için dışarıda az zaman geçirmenin miyopluk gelişimi açısından belirgin bir risk faktörü olduğu anlaşıldı. Açık hava ve parlak gün ışığında yapılan aktivitelerin miyopluk gelişimi açısından koruyucu etkisi tespit edildi.' ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Koytak, son 25-30 yılda yaşanılan teknolojik ve toplumsal dönüşüm sonucu çocuk ve gençlerin artık çok daha az gezdiğini, sokakta ve oyun alanlarında daha az zaman geçirdiğini ve daha az spor yaptığını belirtti.Çocuk ve gençlerin çok daha fazla okuyup yazdığını, bilgisayar, tablet ve akıllı telefon ekranına baktıklarının bilindiğini kaydeden Koytak, '2000 yılında toplumdaki miyop oranı Avrupa ve Amerika'da yüzde 25, Çin ve Singapur gibi Uzak Asya ülkelerinde yüzde 50 civarındaydı. 2020 yılında bu oran Batı ülkelerinde yüzde 33'e, Uzak Doğu ülkelerinde yüzde 80 üzerine çıkmış durumda. Dünya Sağlık Örgütünün beklentisi 2050 yılında tüm dünya nüfusunun yüzde 50'den fazlasının miyop olacağı şeklinde.' değerlendirmesini yaptı.10 yaş altı çocuklarda miyop oluşumu ve artışını önleme tedbirleriKoytak, 10 yaş altındaki çocuklarda miyoplaşmanın önüne geçmek için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: 'Yakın zaman içinde göz muayenesi olmamış olan tüm çocuk ve gençlerin göz muayenesinden geçerek mevcut kırma kusurlarının düzeltilmesi gerekir. Sosyal mesafe ve karantina kurallarına uymak şartıyla her fırsatta özelikle gün ışığında yapılacak oyun, yürüyüş, bisiklet, spor gibi açık hava aktivitelerine ağırlık verilmeli. Bilgisayar, tablet ve cep telefonu karşısında geçirilecek zaman mümkün olduğunca kısıtlanmalı. Ekran karşısında aralıksız durulan zaman olabildiğince kısaltılmalı. Her yarım saatlik yakın çalışmanın ardına 5-10 dakikalık göz dinlendirme molasının konulması gerekir. İçeriği uygun bazı derslerin görüntülü değil, sesli kayıttan sunulması, ekrandan izlenmesi gereken şeylerin mümkünse TV ekranından ve mümkün olduğunca uzaktan izlenmesi, loş ortamlarda çalışmaktan kaçınılması lazım. Okumak, yazmak, resim çizmek gibi yakın mesafeden yapılan uygulamalar mümkün olduğunca aydınlık ortamlarda yapılmalı.'
Reklam