onedio
Sınavları, Finalleri, Raporları Salla! İşte Sınavların Ölçemeyeceği 7 Zeka Tipi
Final haftalarından oldum olası nefret etmişimdir. Yani, nasıl bir insanın değerini ölçmek için bir saatlik bir sınavla nasıl bir deneme yaratabilirsiniz ki? Zekanızın ve başarınızın ölçüsünü nasıl bir yanıtla,  ya da yarısı doldurulmuş boşluklarla kanıtlayabilirsiniz ki?Büyürken girdiğimiz tüm sınavlarda olduğu gibi –YDS, ÖSS vb- ait olduğumuz yeri belirleyen her zaman sadece bir deneme, bir not vardı. Zekamızın sadece bir ölçümü vardı ve bunu orada kanıtlayamıyorsanız, e işte, aptalın biriydiniz.Şimdi final haftası geldi çattı ve değerinizi kanıtlayacak tek seferlik sınavla yüz yüzesiniz. Peki neden böyle olsun ki? Neden başarılı olup olmamanızı bu bir sınav belirlesin? Neden bir not başarılılar listesine girip giremeyeceğinize karar versin?Ne yazık ki birçok okul, öğrencilerinin kabiliyetlerini tek bir tip zekaya göre ölçmeyi tercih ediyor. Yeteneklerimizin ve niteliklerimizin büyüklüğü ve farklılığını basmakalıp bir yaklaşıma çeviriyor.Öğrencilere söylememekte ısrar ettikleri şey ise yeteneğin altı farklı ölçümü daha olduğu ve onların sınıfında olmasa da bir dahi olabileceğiniz.1983’te, bir gelişimsel psikolog ve Harvard’da profesör olan Howard Gardner çoklu zeka teorisini ortaya attı. “Aklın Çerçeveleri: Çoklu Zeka Teorisi” kitabında, insanların sahip olabileceği yedi farklı zeka türünü belirtir.Yanıtlamaya çalıştığı asıl soru şuydu: Zeka tekil bir şey midir yoksa --birbirinden bağımsız çeşitli entelektüel duyular mıdır?Gardner, yüksek bir IQ’nun zekayı ölçmede doğru bir yöntem olduğuna inanmadı. Zeka tanımı şuydu;Zeka, kültürel bir ortamda sorunları çözmek ya da kültürel bir değeri olan ürünler yaratmak amacıyla etkinleştirilebilecek bilgiyi işleme sokan biyopsikolojik bir potansiyeldir.Yüksek bir IQ’ya sahip olmak insanın toplumda üretken olacağı anlamına gelmez. Sırf bir takım bilgileri aklında tutmak insanın o bilgiyi gerçek hayatta uygulamaya sokabileceği anlamına gelmez.Zeka genel bir kabiliyet değil, toplumun birçok farklı alanında ifade edilen türlü yaklaşımlardır.Gardner’ın teorisi gelişimsel psikolojide bir gelişme değil, insanoğlu için bir özgürlüktü. Sonuç olarak, düşük sınav notlarından dolayı kapana kısılan, puanlar yüzünden baskı gören ve kendi dahiliklerini inkar eden insanlara karşı olan bakış açısı değişti.Kalkülüs sınavlarında yeterli notları alamamaları ya da makalelerinden tam not alamamaları yetenekli olmadıkları anlamına gelmiyordu. Sadece zekalarının bu alanlarda olmadığı anlamına geliyordu. Zekaları başka bir yerden, başkalarının kıskanabileceği bir yerden geliyordu.Yani finalleriniz bitiyorsa, başlamak üzereyse ya da hali hazırda başarısız geçtiyse çok ciddiye almayın. Çünkü sizin zekanız bu optik kağıtlardan çok ötede bir yerde olabilir.Aşağıdakiler Gardner’ın yedi çeşit zeka teorileri. Kendinizinkini bulun ve başarıya giden yolunuzu izleyin.
2014 Yılının En Beğenilen 11 Edebi Eseri
2014 yılı da geçen yıllar gibi edebi anlamda oldukça zengin geçti,bu yıl yabancı ve yerli romanlar okurları kendine bağladı hatta kimisi okurların hayatını bile değiştirdi,bu konuda 2014 yılının okurlar ve otoritelerce beğenilen kitaplarını bulacaksınız.
İkinci Yeni Şairlerinden Seçmeler
İkinci Yeni, 1950'li yıllarda Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan ve Ülkü Tamer gibi şairlerin oluşturduğu bir topluluktur.Garipçiler ve 1940 Toplumcu Gercekçi Kuşağı'nın etkilerinin yoğun olarak hissedildiği bir dönemde ortaya çıkmıştır. İsim babası Muzaffer İlhan Erdost'tur. Akımın öncü şairi Ece Ayhan'a göre ise az kullanılan adıyla 'Sivil Şiir'dir.İkinci Yeni'nin doğuşunu sağlayan kitap ise Cemal Süreya'nın Üvercinka'sıdır.İlk örnekleri 1951-1959 tarihleri arasında Pazar Postası gazetesinde yayımlanmıştır. Gazete aynı zamanda İkinci Yeni şiirine beşiklik de etmiştir.Türk şiirinde değişik imge, çağrışım ve soyutlamalarla yeni bir söyleyiş bulma amacında olan bir akımdır.Ortak özellikleri; dilin alışılmış kalıplarını yıkmak, sözdizimini zorlamak, değiştirmek ya da bozmak oldu.Şiirde hayal gücüne ve duyguya ağırlık verdiler. Bireyin yalnızlığı, sıkıntıları, çevreye uyumsuzlukları gibi temaları sıklıkla işlediler. Söylemek istediklerini soyut bir dille anlatmaya çabaladılar. Amaçları verilmek istenilen duyguyu anlatmaktan ziyade hissettirmektir.
Çerkeslerin Sofra Adetleri
Sofraya oturma kuralları;Sofraya yaş sırasıyla oturulur ve sofranın başında Thamade(Тхьэмадэ;yani en büyük olan, grubu yöneten kişi) oturur. Ancak bu Thamade misafir değil ev sahibidir.Thamade nin sağında misafir olarak gelen grubun Thamade'si bulunur.Thamadenin(ev sahibi olanın) sol tarafında ise ev halkının ikinci en büyüğü(yaşça) oturur.İki misafir yan yana oturmazYemek yiyenlere hizmet eden iki kişi bulunur. Genelde evin genci.Hizmet eden gençler sofra düzeniyle sorumludur ve sofraya oturmazlar.
Günümüzde Benzeri Görülmeyen Aşklarıyla Ünlü Şairler
Ahmed Arif'in tek kitabı olan 'Hasretinden Prangalar Eskittim' şiirinin son mısraları ;'Yokluğun, Cehennemin öbür adıdırÜşüyorum, kapama gözlerini..'Sadece bu şiir değil bir çok şiire ilham olan kadın ünlü yazar Leyla Erbil.////Leylâ, Canım,Kayb, berbat ve sessizim... Sessiz ve dolu: Allahtan ki sen varsın. Yoksa halim korkunçtu. Burası bir köy! Yakınlarımın bütün ısrar ve gayretine rağmen, hemen anneme gideceğim. Pazartesiye trendeyim. Eve gidince senin mektubunu bulmalıyım. Anneme ilk sorum o olacak zaten.Sen nasılsın ömrüm? Son telefonda canını sıktım mı? Ben artık annenden korkmuyorum. Aksine onu, kendi annemmiş gibi seviyorum. Buna ne dersin?Hınca hınç mısra doluyum. Kara ve yeşil fon, hepsinde hâkim. Biraz kendime geleyim, mendillerine, bluzlarına, yastığına mısralar serpeyim. Ha?Fotoğrafındaki “halbuki...”yi hâlâ anlayabilmiş değilim. Anlatır mısın?Bütün bunlar, beyhude biliyorum. Şaheser olan, benim uçakla oraya gelebilmemdir. Allah kahretsin, bu hastalık, bu rezaletler ve bu aile mecburiyetleri... Ne yapsam?Gözlerinden öperim canım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum. Yarı parçan   /// 15 Mayıs 1954 - AnkaraMektuplaşmaların başladığı zamanlar Ahmed Arif 27, Leyla Erbil ise 23 yaşındadır, başından kısa süren bir evlilik geçer.Şiirleri yayımladığı dergilerde büyük bir ilgiyle karşılanır.İlk mektup 5 Mayıs 1954 yılında Bismil'den gönderilmiş, 'Leyla Zalım Leyla' diye başlar ve 'Senin' diye bitirir Ahmed Arif.İlk mektuplarda Leyla Erbil ya da 'Leyli' sevgilidir. Ahmed Arif ise kör kütük aşık. Aşkına karşılık bulma umuduyla ya da hayata tutunabilme güdüsüyle yazılmıştır..Leyla Erbil ise bu mektuplarda dostluk sınırlarını çizmiş ve bu sınırı gün geçtikçe derinleştirmişti.Ahmed Arif’in de bu konumu kabullendiği mektuplardan anlaşılıyor. “İlk sen mağlûp ettin beni” diyerek yenilgiyi kabullenmiştir şair ve Leyli’sine şöyle seslenmektedir: “Sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol. Sen bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiçbir isteğim yok.”//'Gözlerinden, gözlerinden öperim - Bir umudum sende- Anlıyor musun?'Kaynak
Reklam
'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı' İlk Günden Rekor Kırdı
Hobbit serisinin yeni filmi gösterime girmesinden 24 saat geçmeden bir rekor kırdı. 'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı', Türkiye'de ilk günde hafta içi en çok izlenen yabancı filmi oldu.Oscar ödüllü yönetmen Peter Jackson'ın İngiliz yazar John Ronald Reuel Tolkien'ın 'The Hobbit' romanından uyarladığı üçlemenin son filmi 'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı'nı gösterime girdiği ilk gün 109 bin kişi izledi.Warner Bros'tan yapılan açıklamaya göre, New Line Cinema ve Metro-Goldwyn-Mayer Pictures (MGM) yapımı olan 'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı', dünyada ve Türkiye'de 17 Aralık'ta vizyona girdi.İlk gün 109 bin kişi tarafından izlenen film, tüm zamanların en iyi hafta içi yabancı film açılışına imza attı. Ian McKellen'ın 'Gri Gandalf', Martin Freeman'ın 'Bilbo Baggins', Richard Armitage'ın ise 'Thorin Meşekalkan' rollerini üstlendiği filmin senaryosunu Fran Walsh, Philippa Boyens, Peter Jackson ve Guillermo del Toro yazdı.'Hobbit: Beklenmedik Yolculuk' ve 'Hobbit: Smaug'un Çorak Toprakları'nın ardından gelen final filmi, Miramar-Wellington'daki tesisler ile Yeni Zelanda'da çekildi.AA
Reklam
!f İstanbul’un İlk Tanıtım Filmi Yayınlandı
14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin teaser’ı bugün yayınlandı.Festivalin 2015 yılı ilk reklam filmi “Kalbine bak, yerinde mi?”adını taşıyan ve parçalanan bir kalbin hikâyesini anlatan filmin aynı zamanda !f İstanbul’un 2015 kampanyasına dair de ipuçları içerdiği belirtildi.
4 Dakika 45 Saniyede Hızlandırılmış J.R.R. Tolkien Kursu
The Hobbit serisinin son filmi The Battle of the Five Armies gösterime girdi. 3 saatlik bir sinema deneyimi için aylardır ısınma turları atan, Lord of The Rings serisini ve ilk iki Hobbit filmini hafızaları tazelemek için tekrar izleyen herkes şu sıralar sinema salonlarının yolunu tutuyor. Kimileri sevgilisinin hatrı için daha önce hiç tanık olmadığı Orta Dünya'ya zoraki adım atıyor, kimileri ise 'Önceki filmleri izlemediysem anlar mıyım?' sorusunu kendisine sorup duruyor. İşte tam burada CGP Grey tarafından hazırlanmış The Lord of The Rings Mythology Explained videosu devreye giriyor.4 dakika 45 saniyede J.R.R. Tolkien'in tapu sahibi olduğu Orta Dünya hakkında donanımlı hale gelmek için birebir olan bu video sayesinde yeni Hobbit filmine muzaffer komutan edasıyla gidebilirsiniz. Ortamlarda Lord of The Rings serisi, Hobbit ve Silmarillion konuşulduğunda sizlerin de edecek iki çift lafı olabilir.Kaynak: Play Tuşu
Reklam
Ken Loach’tan Caferağa’ya Destek: 'Caferağa Benim de Evim'
Kadıköy’de 9 Aralık’ta polisin boşalttığı Caferağa Dayanışma Evi’ne yönetmen Ken Loach’tan destek geldi: 'Caferağa benim de evim'Caferağa Dayanışma Evi’nin 9 Aralık’ta polis tarafından boşaltılmasının ardından yönetmen Ken Loach’tan destek geldi. Filmlerinin yapımcısı olan Rebecca O’Brien ile birlikte üzerinde “Caferağa İşgal Evi benim de evim” yazılı döviz tutarak fotoğraf çeken Ken Loach, Caferağa Dayanışması’na gönderdi.
İstanbul'un Kaybolan Eserleri Kitaplaştırıldı
“İstanbul’un 100 Kaybolan Eseri” isimli kitap, deprem, yangın ve insan unsurunun tahribatı sonucunda günümüze ulaşamamış 100 nadide eserin kısa hikâyelerini anlatıyor.İBB Kültür A.Ş., İstanbul’da çeşitli sebeplerle ortadan kaldırılmış ya da bakımsızlıktan harap olmuş 100 tarihî eseri, “İstanbul’un Yüzleri Serisi” kapsamında kitaplaştırdı.“İstanbul’un 100 Kaybolan Eseri” isimli kitap, bir zamanlar İstanbul’un süsleri sayılan fakat deprem, yangın ve insan unsurunun tahribatı sonucunda günümüze ulaşamamış 100 nadide eserin kısa hikâyelerini arşivlerden çıkarılan eski fotoğraflarıyla birlikte okuyucunun dikkatine sunuyor.Araştırmacı yazar Fatih Güldal tarafından hazırlanan kitap, İstanbul envanterinin tamamını görmek isteyenler için kılavuz niteliğinde.İstanbul’un kopan, koparılan eksik parçalarını hatırlamak ve hatırlatmak amacını taşıyan kitapta, Evliya Çelebi’nin İstanbul’un en ekabir takımının uğrak yeri olarak tarif ettiği hamamlardan, Sezai Karakoç’un “su yerine süs akıyor” dediği çeşmelere; Fatih Sultan Mehmed’in hocasının da ders verdiği Ayasofya medreselerinden, yol geçecek diye yanlışlıkla yıkılan camilere; Otuzdan fazla locası bulunan Osmanlı’nın ilk saray tiyatrosundan, işgal günlerinde Fransız askerlerine Cumhuriyet sonrasında ise futbol müsabakalarına ev sahipliği yapan Topçu Kışlası’na kadar günümüze ulaşamamış ama tarihimizde iz bırakmış 100 eser yer alıyor.
Cüneyt Arkın'ın Karate Hocası, Son Dönem Dizi ve Filmlerdeki Dövüş Sahnelerini Beğenmiyor
Beyaz perdede dövüş sanatları deyince akla gelen ilk isimlerden Cüneyt Arkın'ın karate hocası Osman Betin, son dönem dizi ve filmlerdeki dövüş sahnelerinin 'gerçekçi' olmadığını söyledi.Betin, beyaz perde ve ekranlardaki kavga ve aksiyon sahnelerini AA muhabirine değerlendirdi.Sinemaya film setlerinde çalışan öğrencisinin aracılığıyla Cüneyt Arkın ile tanışmasının ardından başladığını anlatırken, 'Cüneyt Arkın'ın hayranıydım, tanıştığımızda gözüme dev gibi göründü, elim ayağım titredi. Çalışmaya başladık, bir daha hiç ayrılmadık' diyen Betin, bu 30 yılı aşkın sürede 35 film çektiklerini bildirdi.Osman Betin, 'karateye aşık' olan Cüneyt Arkın'ın aynı zamanda çok disiplinli çalıştığını ve her filmde dövüş sahnelerine birlikte hazırlandıklarını bildirdi.Sahnelerin gerçekçi olması için her filmde mutlaka karate öğrencilerinin de rol aldığını kaydeden Betin, gözlemlerini paylaşırken şunları söyledi:'Mesela ikinci kattan aşağı atla deyince bizim sporcular atlıyor ama bir oyuncuya söylersen 'önce parayı konuşalım' diyor. Biz gözü karaydık ama eğitimliydik de... Bu iş yapılacaksa oyuncu ilk önce eğitmeniyle çekimlerden önce çalışacak. Mesela Angelina Jolie, bir role bürünmeden en az 6 ay önce, eğitmenleriyle, spor hocasıyla, doktoruyla beraber yaşıyor, bizde böyle bir şey yok. O zaman yapmacık kalıyor.''Dizilerdeki dövüş sahneleri işe yaramaz'Betin, televizyonun son yıllarına damga vuran 'Kurtlar Vadisi', Muhteşem Yüzyıl' ve 'Diriliş Ertuğrul' dizilerindeki dövüş sahnelerine dikkati çekerek, 'Hepsi işe yaramaz. Oyuncular gerçek kavga imajı oluşturamıyor. Halbuki piyasada binlerce karate hocası var, mutlaka onlardan faydalanılmalı. Tabii sinema biraz esneklik istiyor çünkü sinema yumruğu ile karate vuruş tarzı farklı. Bu ikisini birleştiren uzman sayısı ise çok az' değerlendirmesinde bulundu.Japon ve Osmanlı kılıçları üzerine de eğitimi bulunduğuna işaret eden Betin, Muhteşem Yüzyıl'ın ilk bölümlerinde davet edildiğini ancak oyuncuları 15 gün eğitme talebinin kabul edilmediğini, üçüncü gün setten ayrıldığını anlattı.'Dövüş sahnelerimiz Çin de bile kullanıldı'Betin, Yeşilçam'da dövüş sahneleriyle ilgili ise şu değerlendirmelerde bulundu:'Biz Nuri Alço ile bir kavga sahnesi çektik. Nuri'ye, 'Sen bana yumrukla vursan, hatta seni benim üzerime atsalar beni yine deviremezsin. Sen bana kafa at. Ben sersemleyip düşeyim, sen kaç' dedim. Kamerayı amorsa koyduk, Nuri, tam göğsümün yanına vurdu, ben darbeyi aldım ve düştüm. Yönetmen de birden panikledi ve kamerayı bırakıp koştu. 'Yok bir şey, rol yapıyoruz' dedim, inanamadı. Sahneyi çekememiş, tekrarladık. Böyle sahici yapıyorduk.'Betin, rol aldığı pek çok dövüş sahnesinin Çin de bile kullanıldığını kaydederek, 'Çin yapımı bir kungfu filminde kendimi gördüm. Bizim filmden sahne almışlardı' dedi.Yılmaz Kanat'ın yönettiği Doruk filminde Cüneyt Arkın'ın camı kırarak geçme sahnesinde görev aldığını bildiren Osman Betin, 'Tesadüfen aynı yerde belgesel çeken Japonlar vardı. Bizim ne yapacağımızı anlayınca yanımıza geldiler. Bizimle röportaj yapıp belgesellerinde yer verdiler ve sonucunu görene kadar da beklediler. 4 milimetre cam, şeker değil, gerçek cam. En az 30 kilometre hızla geleceksin dirsekle vuracaksın ve düşünce hemen kalkmayacaksın. Çektik, hiçbir şey olmadı; sigorta yok, para yok, aşk var' diye konuştu.Tuğba Özgür Durmaz, AA
Reklam
Reklam
8 Bin Yıllık Zeytinyağı Bulundu
İsrail'de yapılan kazılar, 8 bin yıl önce zeytinyağı üretilebildiğini ortaya koydu. Ortaya çıkarılan 20 antik çömlek üzerinde yapılan analizler insanların farklı gıdalar üretebildiğine de işaret etti.Arkeologlar, M.Ö 6'ncı yüzyıla uzanan kil çanaklarda zeytinyağı tortusu buldu. İsrail'de yapılan kazılarda yapılan keşif hakkında bilgi veren arkeologlar Ianir Milevski ve Nimrod Getzov, 'muhtemelen Akdeniz'de zeytinyağının kullanıldığı en eski tarihe ait delile ulaştıklarını' ifade etti.İsrail'in kuzeyindeki En Zippori bölgesinde 2011'de başlayan anayol çalışmaları esnasında ortaya çıkarılan tarihi eserler analiz edildiğinde, bazı çanaklarda zeytinyağı kalıntılarına ulaşıldı. Analizler, kalıntıların Erken Kalkolitik Çağı'na ait olduğunu gösterdi. Üzerinde bir yıllık zeytinyağı kalıntısı olan modern çanaklardan aldıkları örnekleri antik numunelerle karşılaştıran bilim insanları, iki örneğin büyük kimyasal benzerlik gösterdiğini tespit etti.Anayoldaki kazı alanından çıkarılan toplam 20 çanak-çömlekten alınan örneklerin analizi, zeytinyağının M.Ö 5800 yıllarına ait oluğunu gösterdi. Bulgular, 6 ila 8 bin yıl öncesine uzandığı düşünülen ilk zeytinyağı üretiminin tarihini de neredeyse kesinleştirdi.İsrail Antik Eserler İdaresi tarafından verilen bilgiye göre, kazıların yapıldığı bölgede zeytinyağının yanı sıra tahıl ve baklagil üretiminin de yapılmış olabileceği belirtildi.Kaynak: Al Jazeera
Yılın Filmleri İlk Kez !f İstanbul'da
14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde gala yapacak filmlerden biri de Joshua Oppenheimer filmi “The Look of Silence”. “The Act of Killing”in devamı niteliğinde olan belgesel, Endonezya’da yaşanan katliamı bu kez mağdurların ağzından anlatıyor.!f 2013’ün Keş!f yarışmasında da Sinema Yazarları Birliği (SİYAD) Ödülü’nü alan “The Act of Killing”in devamı niteliğinde sayılan Joshua Oppenheimer belgeseli “The Look of Silence” Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek.ÇOCUKLARININ KATİLLERİYLE YÜZLEŞEN BİR AİLE“The Act of Killing”de, ‘60’ların ortasında Endonezya’da gerçekleşen, hükümet ve askerin ortaklaşa düzenlediği darbe sonucu yüz binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan soykırımı katillerin gözünden anlatan Oppenheimer, bu kez mağdurlarla görüşüyor ve katliamdan sağ kurtulmayı başarmış bir ailenin, çocuklarının ölümünden sorumlu olan adamlarla yüzleşmesine tanıklık ediyor.FIPRESCI ÖDÜLLÜ FİLM PEK ÇOK FESTİVALE KATILDISigne Byrge Sørensen’in yapımcılığında ve Werner Herzog, Errol Morris ve Andre Singer’ın destekleriyle hayat bulan “The Look of Silence”, ilk gösterimini yaptığı Venedik’te büyük heyecanla karşılanmış, Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) Ödülü’nün yanı sıra Avrupa Film Eleştirmenleri Ödülü (FEDEORA), İtalyan İnternet Eleştirmenleri Ödülü (Mouse d’Oro) ve İnsan Hakları Gecesi Ödülü’nü kazanmıştı.Evrensel
Tehditler Alan Sony, 44 Milyon Dolarlık Filmi Geri Çekti
Kuzey Kore Lideri Kim Jong-Un’a yönelik bir suikast girişiminin konu alındığı ‘The Interview’ adlı filmle tehditler almaya başlayan Sony Pictures, söz konusu filmi gösterime sokmaktan vazgeçti.Amerikan istihbaratı, Sony’ye gerçekleştirilen sanal saldırıların Kuzey Kore’den yönetiminin desteğiyle yapıldığını tahmin ettiklerini açıkladı. Kuzey Kore’den sınırdışı edilmiş bilgisayar mühendislerinden biri olan Kim Heung-Kwang, Pyongyang yönetiminin bu saldırıları düzenlemek için büyük bütçe ayırarak, yetenekli kişilere özel ‘internet korsanlığı’ eğitimi verdiğini iddia ediyor:“Onlar Kuzey Kore’deki en iyi ve en yetenekli kişiler. Onlar, Kuzey Kore toplumundaki iyi davranılan, tanınan ve toplumun onlara saygı duyduğu beyaz yakalılar.”
Reklam