onedio
Orhan Pamuk'un Yeni Kitabı 9 Aralık'ta
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un son romanı Kafamda Bir Tuhaflık 9 Aralık'ta YKY Yayınlarından çıkıyor.Orhan Pamuk’un üzerinde altı yıl çalıştığı Kafamda Bir Yalnızlık’ın yayın tarihi 9 Aralık olarak açıklandı. Pamuk, Yapı Kredi Yayınları ile anlaşmasının ardından yılın ilk yarısında yayımlanacağı rivayet edilen, okurların sabırsızlıkla beklediği romanda Pamuk, İstanbul sokaklarındaki gezintisini sürdürüyor.Kafamda Bir Tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. Roman, bozacı Mevlut ile üç yıl aşk mektupları yazdığı sevgilisinin İstanbul'daki hayatlarını hikâye ediyor. 1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre Mevlut, İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapar. Bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini,Anadolu'dan gelip zengin olanları izler; diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur. Onu başkalarından farklı kılan şeyin, kafasındaki tuhaflığın kaynağını hep merak eder. Ama kış akşamları boza satmaktan ve sevgilisinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez.Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler? Kafamda Bir Tuhaflık bu sorulara cevap ararken aile hayatıyla şehir hayatının çatışmasını, kadınların ev içlerindeki öfke ve çaresizliklerini resmediyor.Milliyet
Dünyanın En Eski ‘Bilgisayarının’ Yaşı Değişti
Dünyanın en eski bilgisayarı (elbette analog olarak çalışan) araştırmacıların tahmin ettiğinden de eski olabilir. Yapılan yeni araştırmalar Antikythera Mechanism’in tarihinin önceki bulgulardan daha eski olduğunu ve milattan önce 205 yılına dayandığını ortaya koydu. Yeni tarih antik Yunanların güneş tutulmalarını ve gezegen konumlarını nasıl hesapladığına dair ışık tutuyor. Bilim adamları önceden sistemin trigonometri tabanlı olduğunu düşünüyorlardı ancak o tarihlerde trigonometri keşfedilmediği için şimdi sistemin Babil aritmetiğine dayandığı düşünülüyor. Antikythera Mechanism’in diğer parçaları için arama çalışmaları ise sürüyor.
Haluk Bilginer: 'Hitler’in Seçimle Geldiğini Hiç Kimse Unutmasın'
Haluk Bilginer Ot Dergisi'nden Nurhak Kaya ile yaptığı röportajda Gezi Direnişiyle ilgili açıklamalar yaptı. Usta sanatçı, “Türkiye gençliğine dair umudunu kaybetmiş bir yaşlı adam olarak, Gezi'de umutlarım tekrar yeşerdiği için çok mutluyum” dedi.Haluk Bilginer'in açıklamalarından satır başları şöyle;‘GEZİ’DE UMUTLARIM TEKRAR YEŞERDİĞİ İÇİN ÇOK MUTLUYUM’Gezi Türkiye Cumhuriyeti'nin milâdıdır. Biz yarın öbür gün öleceğiz, fakat bundan 50 yıl sonra, bundan 75 yıl, 100 yıl sonra Gezi mutlaka anılacaktır. Öncesinde ve sonrasında ne olursa olsun; hiçbir şey hatırlanmaz ama Gezi hatırlanır.Türkiye gençliğine dair umudunu kaybetmiş bir yaşlı adam olarak, Gezi’de umutlarım tekrar yeşerdiği için çok mutluyum.‘YAŞ GÜNÜMÜ GEZİ’DE KUTLADIM’Ben yaş günümü Gezi’de kutladım. Oradaki çocukların hâli, o dayanışma, o birliktelik; Müslümanlar namaz kılıyor, sosyalistler başlarında nöbet tutuyordu kimse onları rahatsız etmesin diye. Al sana Türkiye’nin geleceği! Bu muhteşem bir şey! Beni heyecanlandıran ve umutlandıran bir şey.Gezi’ye ve Gezi’deki mizaha tanık olduğum için çok mutlu oldum.‘SOL SİYASET HİÇBİR ŞEYE DOKUNMUYOR’Sol siyaset hiçbir şeye dokunmuyor çünkü; ezberledikleriyle konuşuyorlar, etraflarına bakmadan, 1800’lü ve 1900’lü yıllarda yazılmış kitaplardan okudukları ve duydukları şeyin gerçekleşebileceğini umuyorlar. Bu iş ezberle olmaz, bunun adı bağnazlıktır.‘KIZIM ARKASINDAN ALLAH KORUSUN DİYE BAĞIRIYORUM’Allah aşkına Atatürk Milliyetçiliği’ni tarif edebilecek bir insanoğlu var mı bu dünyada? Atatürk Milliyetçiliği nedir? Kimse bilmez. Ama Atatürk Milliyetçiliği için insanlar ölüyor bu ülkede, Atatürk Milliyetçiliği için darbeler yapıldı geçmişte. Ben hiçbir şey bilmiyorum mesela bu konuda ve birinin beni aydınlatmasını bekliyorum. Anlamı olmayan, ezberlenmiş, hiçbir derinliği olmayan, kimsenin ne anlama geldiğini anlatamayacağı cümlelerle gidiyoruz. Bize altı yaşımızdan beri her sabah “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye bağırmayı öğrettiler okulda. Bir gün bile düşünmedik bu söz ne anlama geliyor diye. Benim varlığım neden Türk varlığına armağan oluyor? Anlamıyorum. Benim evladımın, benim küçücük kızımın varlığı Türk varlığına armağan olacakmış ha? Benim kızım, benim altı yaşındaki meleğim: “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye bağıracak ha? “Allah korusun” diye bağırıyorum arkasından, beklerken her seferinde okuldan çıkmasını. Ve gün geliyor; “Andımız yasaklansın” diye bir kanun çıktığında önce solcular itiraz ediyor; çünkü Akp istedi ya böyle bir şeyi. Koca koca insanlar meydanlara çıkıp Andımız’ı okudular. Anlamını bile bilmedikleri bir şeyi, altı yaşından beri bağırdıkları bir şeyi yeniden bağırdılar.‘KAFAMI DUVARLARA VURMAK İSTİYORUM’Türk olsun, Kürt olsun fark etmiyor; 20 yaşındaki delikanlılar yaşamadan ölüyor ve bir anne çıkıp da “Vatan sağolsun, bir çocuğum daha olursa onu da gönderirim.” dediği zaman kafamı duvarlara vurmak istiyorum. Bir anne bu cümleyi kuramaz ya da biz sadece öyle diyenleri izliyoruz, sadece onlar gösteriliyor bizlere. Geçtiğimiz yıllarda bir annenin evlatları ölmüştü Güneydoğu’da. Anne dedi ki: “Benim oğlum şehit filan değil! Ne idüğü belirsiz bir cinayete kurban gitti.” O kadının sözlerini de sansürlediler zaten, bir daha da görülmedi.‘HİTLER'İN SEÇİMLE GELDİĞİNİ HİÇ KİMSE UNUTMASIN’Biz halen daha demokrasiden bahsedelim. Ne demokrasisi yahu? 91 yıldır Türkiye’de hiçbir zaman demokrasi olmadı. Hitler’in seçimle geldiğini de hiç kimse unutmasın.Evrensel
46 Fotoğraf ile Vatikan Arşivinde Çanakkale
İBB Kültür A.Ş., Birinci Dünya Savaşı'nın 100. Yıldönümünde, Vatikan Gizli Arşiv belgelerinin ışığında ve genç bir Anzak teğmeninin yaşanmış hikayesinden yola çıkarak Çanakkale Savaşı'nın insani yönünü gözler önüne seren bir kitap yayınladı. 'Çanakkale 1915 Vatikan Gizli Arşiv Belgeleri Işığı'nda Frank Coffee Vakası' ismini taşıyan kitapta daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olan yüze yakın belge bulunuyor. Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu Basın Sözcüsü ve Kültür Ataşesi Rinaldo Marmara'nın yaklaşık 3 yıl süren araştırmaları neticesinde elde ettiği belgeler, gazeteci-yazar Bülent Günal tarafından kaleme alındı.Sabah
Reklam
Mar Del Plata'da En İyi Film Türkiye'den
Were Dengê Min - Sesime Gel', Latin Amerika'nın en köklü sinema etkinliği Mar Del Plata Film Festivali'nde en iyi film dahil üç ödül birden kazanarak tarih yazdı.Hüseyin Karabey’in yönettiği ‘Were Dengê Min – Sesime Gel’, Arjantin’de düzenlenen Latin Amerika’nın 60 yıllık en köklü sinema etkinliği Mar Del Plata Film Festivali’nde en iyi film dahil üç ödül birden kazanarak tarih yazdı. Festival tarihinde büyük ödülü ilk kez Türkiye’den bir filme verildi. 5 Aralık’ta Başka Sinema kapsamında gösterime girecek Hüseyin Karabey’in yönettiği ‘Were Dengê Min – Sesime Gel’, Arjantin’de düzenlenen Latin Amerika’nın 60 yıllık en köklü sinema etkinliği Mar Del Plata Film Festivali’nde büyük ödülle beraber üç ödül birden kazandı. Festivalin uluslararası yarışma bölümünde en iyi film seçilen ‘Sesime Gel’, Kiliseler Birliği’nin verdiği onursal ödül olan ‘Signis’ ve seyirci ödülünün de sahibi oldu. Yönetmen Karabey, büyük ödülü ‘Taxi Driver’, ‘Günaha Son Çağrı’ gibi Oscar’lı filmlerin senaristi Paul Schrader’in elinden aldı. Karabey, ödülü alırken yaptığı konuşmada Türkiye ve Arjantin arasında kurduğu köprü üzerine söyledikleriyle büyük alkış aldı.Paul Schrader’ın yanı sıra 2009 yılında yabancı film Oscar’ı alan ‘Gözlerimdeki Sır’ filminin başrol oyuncusu Soledad Vilamil ve yine aynı filmin yapımcısı Gerardo Herrero’nun da yer aldığı jüri, büyük ödülü “Yerel bir hikayeyi evrensel bir kültür aktarımıyla verdiği hikaye anlatımındaki başarısı” için oybirliğiyle ‘Sesime Gel’e verdi. 130 BİN KİŞİ İZLEDİLatin Amerika’nın en büyük festivali olan ve bu yıl 500’e yakın filmin gösterildiği Mar Del Plata Film Festivali’ni 130 bin kişi izledi. 800 kişilik ana salonda üç seans gösterilen ‘Sesime Gel’ de salonu tamamen dolduran izleyiciler gösterimlerin sonunda Hüseyin Karabey’i dakikalarca alkışladı. Beyazperde
'Hitler Atatürk Hayranıydı' Denilen Kitapta Ne Anlatılıyor?
Adolf Hitler’in Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğu hayranlığa dair belge ve iddiaları derleyen yeni bir kitap yayımlandı. Stefan Ihrig’in kaleme alığı ‘ Nazilerin Hayalindeki Atatürk (Atatürk in the Nazi Imagination) ‘ isimli kitapta, Hitler’in 1’inci Dünya Savaşı sonrasında Atatürk’ün Anadolu’da verdiği mücadeleden ve bazı politikalarından ilham aldığına dair tezler sıralanıyor.Kitapta, ‘ çaresiz ve perişan haldeki ‘ Almanya’nın gözünde, Türkiye’de yaşananların ‘ milliyetçi bir hayalin gerçekleşmesi ‘ olarak algılandığı belirtiliyor; tarihsel bir perspektiften, savaş sonrası ‘ küllerinden doğmak isteyen ‘ Almanların, kurtuluş mücadelesini kazanan bir Türkiye’ye nasıl baktığı anlatılıyor.Yıldıray Oğur ve Hilal Kaplan’ın da gündemindeHarvard Üniversitesi Yayınları tarafından 27 Kasım 2014’te yayımlanan kitap, hükümete yakın yazarlar tarafından da adeta altın madeni muamelesi gördü. Türkiye gazetesinden Yıldıray Oğur iki gündür köşesini bu kitaba ayırırken, bugün Yeni Şafak’tan Hilal Kaplan da aynı konuyu ele aldı. İki yazar da, Hitler’in Atatürk hayranlığını ‘ Atatürk’ün suçuymuş ‘ gibi lanse ederek dillerine doladı.Amerikan haber sitesi Daily Beast’in derlemesine göre, kitapta öne çıkan belge ve iddialar arasında şunlar yer alıyor:‘Hitler ve Goebbels kişisel olarak hayrandı’Hitler, iktidara yükselirken İtalyan diktatör Benito Mussolini’yi değil, Atatürk’ü örnek aldı. Öyle ki, Türkiye’yi kendisinin ‘ parlayan yıldız ‘ı olarak görüyordu.Naziler, ‘Türk Ulusal Hareketi’ni model aldı; Hitler ve propaganda bakanı Joseph Goebbels Atatürk’e kişisel hayranlık besliyordu.1’inci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanlar, özellikle de ülkedeki muhafazakar kesimler, Paris Barış Konferansı’nda kendilerine adil davranılmadığına, hatta bürokratlar ve Berlin’deki azınlıklar tarafından ihanete uğradıklarına inanıyordu. 1’inci Dünya Savaşı’nda kendileri gibi yenilgiye uğrayan Türklerinse, Sevr Anlaşması’ndan sonra ‘ küllerinden doğması ‘, Almanları derinden etkiledi.Ihrig bu konuda şu ifadeleri kullanıyor: ” Çaresiz ve perişan haldeki Almanya’nın gözünde, bu durum milliyetçi bir hayalin gerçek olması ya da daha ziyade bir tür aşırı ulusal bir pornografiydi.’ ‘‘Aşk hikayesi’ yaşanıyorduAlman gazeteleri 29 Haziran 1919’da, Paris’te imzalanan ve toprak kaybedip devasa bir tazminat ödemek zorunda bırakan Versay Barış Anlaşması’nı manşetlerine taşımıştı. Sadece iki gün sonraysa, Daily Beast’in deyimiyle, ‘ Mustafa Kemal Paşa’yla bir aşk hikayesi ‘ başladı. Türkiye, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’na dair haberler gazete manşetlerine yükseldi.
Reklam
Türk Resminin Klasik Tabloları Satışta
Türk resmine örnek teşkil edebilecek 200 tablo, bir açık artırma ile satışa çıkacak. Eserleri satılacak ressamlar arasında Hoca Ali Rıza, Sami Yetik ve İbrahim Çallı bulunuyor.Geleneksel çizgisini 18. yüzyıldan itibaren bulmaya başlayan, doğunun konuları ve batının ekollerini buluşturan Türk resim sanatının örnekleri bir müzayede ile satışa çıkıyor. 14 Aralık'ta düzenlenecek olan müzayedede Şevket Dağ, Şeker Ahmet Paşa, Halil Paşa, Nazmi Ziya, Hoca Ali Rıza, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Vecih Bereketoğlu, Şefik Bursalı, Fahrel Nisa Zeid gibi Türk resminin en önemli örneklerine imza atan ressamların tabloları yer alacak.
Reklam
OECD: En Uzun Çalışma Saatleri Türkiye'de
Regional Well-Being raporuna göre Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ne üye 34 ülke arasında en uzun çalışma saatleri Türkiye'de. Söz konusu ev içi emek olduğundaysa erkekler OECD ortalamasının gerisinde kalırken kadınlar OECD ortalamasında çok daha fazla çalışıyor.Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) ”Bölgesel Selamet” (Regional Well-Being) raporuna göre Türkiye iş-yaşam dengesi söz konusu olduğunda 34 ülke arasında son sırada yer alıyor.Türkiye’de çalışanlar, listenin başında olan Danimarka’dakilere kıyasla yılda 309 saat daha fazla çalışıyor.BulgularRapora göre Türkiye;Hizmete erişim kategorisinde 34 OECD ülkesi arasında 32. Sırada, söz konusu hizmete erişimde OECD bölgeleri karşılaştırmasındaysa son sırada yer alıyor.Sivil toplum kategorisinde Türkiye, 34 OECD ülkesi arasında 4. sırada yer alıyor.Eğitimdeyse hem OECD ülkeleri arasında, hem de eğitime erişimdeki eşitsizlik konusunda son sırada.İstihdamda 34 ülke arasında 32. sırada yer alan Türkiye çevre kategorisinde 31., gelirde ise 26. Sırada yer alıyor.Sağlıkta 34 ülkede 31. sırada yer alan Türkiye söz konusu sağlığa erişim olduğunda 21. sırada.Türkiye güvenlik ve barınma kategorilerindeyse 30 ve 32. sıralarda yer alıyor.DeğerlendirmeTürkiye için yapılan değerlendirmeler şöyle:Türkiye’de 15-64 yaş arası insanların yüzde 49’u bir iş sahibi. Bu arakam OECD ortalaması olan yüzde 65’in gerisinde. Çalışanlarınn yüzde 69’u erkek, yüzde 29’u ise kadın. İşsizlik oranı ise erkeklerde yüzde 1.8, kadınlarda yüzde 3.4.OECD ortalamasına göre bir yılda bir insanın çalışma saati 1765 saat olması gerekirken, Türkiye’de bu rakam 1855. Rapora göre en uzun çalışma saatlerinin olduğu ülke de Türkiye. Türkiye’yi Meksika, Kore ve İsrail izliyor.Söz konuş ev içi emek olduğunda Türkiye’de erkekler günde 116 dakika ev içi emek harcıyor, bu rakam OECD oratalaması olan 141 dakikanın gerisinde. Kadınlarda günde 377 dakika, yani yaklaşık 6 saat 30 dakikalarını ev içi emeğe harcıyorlar.25-64 yaş arası yetişkinlerin yüzde 32’si lise diplomasına sahipken, bu rakam yüzde 75 olan OECD ortalamasının çok altında. the OECD’s Programme for International Student Assessment’ın (PISA) okuma-yazma, matematik ve bilim testlerine göre ortalama bir öğrencinin puanı 462, ki bu rakamda OECD standartının altında. Kadınlarsa erkekleri 16 puanla arkada bırakıyor.Rapora göre ortalama yaşam süresi 75 yıl. Bu rakam kadınlar 77, erkelerde 72.Sivil topluma katılım oranı yüzde 79. Son seçimlerde hükümete güven ve vatandaş katılımı yüzde 88 oranıydı. Bu oran OECD standartlarına göreyse yüzde 72.Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Kaynak: Bianet Haber Merkezi
Frozen’ın Devam Filmi Geliyor
Geçtiğimiz yıl beklenmeyen çıkışıyla herkesi şaşırtan, yapımcıların yüzünü güldüren Frozen’ın devam filminin çekileceği açıklandı. Film gişede büyük bir başarı elde ettikten sonra, önce tiyatroda bir müzikal olarak oynanacağı yönünde bir anlaşamaya varılmıştı, sonrasında ise ABC kanalında yayınlanan Once Upon a Time dizisinde tema olarak izleyicilere sunuldu.Dünya çapında 1.274 milyar dolarlık bir hasılat elde eden Frozen’ı (Karlar Ülkesi) tüm zamanların en çok kazandıran beşinci yapımı olarak adını listeye yazdıran filmin devamını biraz daha beklemek gerekecek. Disney çok belirgin bir açıklama yapmasa da, filmin devamının 2018 yılında vizyonda olacağı ön görülüyor.Süper Karga
Reklam
Film Dünyasından 14 Karizma İsim
Gerek giyimleri gerek konuşmaları gerek tavırlarıyla aklımıza kazınmış 1 film karakterini derledik. Genelde erkek insanlardan oluşan listemizde 1 kadın, 1kurtadam, 1 Whill, 1 Maia bulunuyor. İyi okumalar. (Liste sırasızdır.)
Can Dündar'ın Yeni Kitabına Sansür İddiası
Can Öz: “Ethem Sancak'ın TMSF'den devraldığı TV360'da, Can Dündar'ın yeni kitabı Abim Deniz'e en çok satanlar listesinin başında olmasına rağmen sansür uygulandı.'Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz, Dündar'ın kitabının TV360'ta yayınlanan en çok satan kitaplar VTR'sinden çıkarıldığını öğrendiklerini açıkladı.Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan Öz, ' Abim Deniz 3 haftadır tüm listelerde birinci. Ama gelin görün ki, kanal 360'ın yayınladığı ilk 10'da yok, 3 haftadır. Sansürlüyor musunuz ulan?' diye yazdı. Öz daha sonra 'sansür' ün nasıl gerçekleştiğini şöyle anlattı.'Kanal 360'ın bu hafta hazırlanan çok satanlar VTR'sinin aslında en üstte Can Dündar var. Ama bu VTR asla yayına sokulmadı. 360'ın yönetim kurulundan bir üye (kendini bilir) VTR'den haberdar oluyor ve 'Çıkarın lan o Can Dündar pe...'ni o listeden' diyor. Ve Kanal 360'ın listelerie göre bugün Türkiye'de Can Dündar'dan 'Abim Deniz' diye bir kitap yok'Kaynak: Cumhuriyet
Reklam
Kitap Kurtları İçin Cennet Gibi Kasaba: Hay-On-Wye
Galler’deki Hay-On-Wye adlı kasaba, dünyadaki en büyük kitap koleksiyonunun bulunduğu yerleşim yeri. Kitap kurtlarının “Cennete mi düştüm?” demelerine sebebiyet verecek güzellikteki bu kasabada, toplam 40 bağımsız kitabevi bulunuyor.  İstiklal Caddesi’ndeki tarihi kitapçıların yerlerini bir bir patso’culara kaptırdığı ülkemizde böyle bir kasabanın hayalini kurmak bile oldukça zor.
Gökyüzündeki ‘Renk Cümbüşü’ Görüntülendi
Şili'deki gelişmiş yer teleskoplarını kullanan bilim insanları, Güneş'ten 1300 ışık yılı uzaklıktaki (1 ışık yılı = yaklaşık 10 trilyon km) yıldız kümesinin göz kamaştıran görüntülerini elde etti.Atacama Çölü'ndeki Avrupa Güney Gözlemevi (ESO) teleskopu tarafından görüntülenen ve Carina Takımyıldızı'nda yer alan 'NGC 3532 yıldız kümesi' büyüleyici görünüşü sebebiyle 'Dilek Kuyusu Kümesi' olarak da adlandırılıyor. İçindeki yıldızlar, bir dilek kuyusunun içinde parlayan madeni paralara benzetiliyor.'Dilek Kuyusu'nda yer alan 300 kadar parlak yıldızın yaklaşık 300 milyon yıl önce oluştuğu düşünülüyor. Mavi renkli yıldızların orta büyüklükte oldukları, turuncu ve kırmızı renkli olanların kendi hidrojen yakıtlarını tükettikleri için bu renge büründükleri ve daha ağır oldukları belirtiliyor. NGC 3532 içinde bazı kırmızı devlerin de bulunduğu görülüyor.İlk kez Fransız gökbilimci Nicolas Louis de Lacaille tarafından 1752 yılında keşfedilen NGC 3532 yıldız kümesi, 1830'larda İngiliz bilim insanı John Herschel'in 'ikiz yıldız zengini küme' sınıflandırmasına dahil edilmişti. İkiz yıldızlar birbirlerine çok yakın olarak ortaya çıkıyor ve doğumlarından itibaren birbirlerinin yörüngesinde dönüyorlar.Zaman
Hava Koşullarına Müdahale Edilebilir mi?
İnsanlar tarih boyunca yağmur yağdırmaya çalışmış. Bugün de bilim insanları lazerle şimşekleri, okyanusta petrol sızıntılarıyla kasırgaları dizginlemeyi hedefliyor.2000 davulcu, 15000 dansçı ve tonlarca havai fişekle Pekin Olimpiyatları’nın açılışı görülmeye değerdi. Yağmur sezonunda yapılan bu etkinlikte yağmur yağmaması ise ayrı bir şanstı. Ama bunu sağlamak için yetkililer gökyüzüne 1100 roket fırlatarak bulutlar kente ulaşmadan önce yağmur yağdırmayı başarmıştı.Törenin yapıldığı gece, yakındaki Baoding kentine 10 cm yağış düşmüş, ama Pekin’de hiç yağmamıştı. Bazıları bunu, insanın hava koşullarını denetim altına alabileceğinin kanıtı olarak gördü. Peki, böyle bir şey gerçekten mümkün mü?Doğaya bu şekilde müdahale çabası yeni değil. 70 yıl kadar önce Amerikalı bilim insanları bulut oluşturma yoluyla yağmur yağdırmayı deniyordu. Califronia eyaletinde bu teknik 50 yıldır kullanılıyor.‘Bulut ekme’ olarak ifade edilen bu olgu için çeşitli yöntemlere başvuruluyor. Bulutlara gümüş iyodür kristalleri ekleniyor ve bunların etrafında buharın sıvılaşarak yağmur damlasına dönüşmesi sağlanıyor. Bu kristaller genellikle uçaktan bırakılıyor. Ama Çin’de olduğu gibi roket de kullanılabiliyor.2010’da Cenevre Üniversitesi’nden Jerome Kasparian lazer yoluyla yağmur bulutları toplama yöntemini önerdi. Kasparian, laboratuvar ortamında havayı oluşturan atomlardan elektronları arındırma ve böylece pozitif yüklü parçacıklar etrafında buz ya da yağmur damlası olarak gelişebilecek “tohumlar” oluşturma konusunda başarı kaydedildiğini belirtiyor. Fakat bazı uzmanlar, laboratuvarda başarılı olan bir deneyi belirsiz hava koşullarında tekrarlamanın zorluklarına dikkat çekiyor.Bu alandaki yatırımlar bugün daha çok, su stoklarını koruma amacı güden yetkili kurumlar tarafından yapılıyor. (Vietnam Savaşı sırasında da Amerikan ordu stratejisinin bir parçası olarak, muson yağmurları döneminin uzatılması için ‘bulut ekme’ yöntemine başvurulduğu belirtiliyor.) ABD’nin batısında birçok havaalanında sis bulutlarını dağıtmak için de bu yöntem kullanılıyor.Havaalanlarının ayrıca lazer yoluyla şimşek engelleme yöntemini de kullanılabileceği belirtiliyor. 2004’te Kasparian ve ekibi fırtına bulutlarına lazer ışınları göndererek şimşekleri emmeye çalışmış, ama başarılı olamamıştı. Kasparian şimşeği tetiklemek için daha güçlü bir lazer ışını kullanmak gerektiğini söylemişti. Fakat 2012’de başka bir ekip laboratuvarda bunu başardı. Yapay yoldan oluşturulan şimşeğin yönü lazerle değiştirilebildi.Peki, hortum ve kasırga gibi tehlikeli hava koşullarını önleyebilir miyiz? Philadephia’daki Temple Üniversitesi’nden Rongjia Tao, bunun yüksek duvarlarla mümkün olabileceğini söylüyor.Amerika’nın orta batısı hortumlarıyla ünlü. Hortum, güneyden gelen sıcak hava ile kuzeyden gelen soğuk havanın karşılaşması sonucu oluşuyor. Tao, Teksas’tan Nebraska’ya kadar uzanan ve kasırga vadisi olarak bilinen bu geniş ovada kurulacak üç adet 300 metre yüksekliğinde duvarın ovadaki hava akışını yavaşlatarak hortum oluşumunu engelleyeceğini iddia ediyor.Fakat bazı meteorologlar doğal dağ engellerine rağmen hortumların Çin’de oluşmaya devam ettiğini söylüyor. Tao ise bu itiraza cevaben, 2013’te Çin’de meydana gelen üç hortuma karşılık ABD’deki sayının 811’i bulduğunu belirtiyor.Hortumun yanı sıra kasırgaları kontrol altına alma çabaları da devam ediyor. 2000’lerde kasırga üstüne uçakla binlerce ton su emici polimer serpilerek fırtına durdurulmaya çalışılmış, ama başarı kaydedilmemişti.Bazı uzmanlar ise zehirsiz petrol sızıntısı yoluyla okyanus yüzeyini sakinleştirme ve kasırga oluşumunu engelleme önerisinde bulunuyor. Bu yıl başlarında da Amerikalı araştırmacılar rüzgâr türbinleri yoluyla kasırganın hızının kesilebileceğini söylüyor.Florida Uluslararası Üniversitesi’nden Hugh Willoughby ise kasırgaları terbiye etme girişimlerini “tam bir saçmalık” olarak görüyor. Kasırgalar tahmin ettiğimizden çok daha güçlü. Willoughby, kasırgaların “20 dakikada bir 10 megaton gücünde nükleer bomba patlatmaya eşdeğer” enerji saldığını söylüyor. Okyanus yüzeyine petrol sızdırarak kasırga henüz oluşmadan önlemini alma yöntemine de sıcak bakmayan Willoughby, okyanusta görülen çok sayıdaki hareketlenmenin hangisinin kasırgaya evrileceğini tahmin etmenin mümkün olmadığını belirtiyor.Hava koşullarını denetim altına almamız hiç mümkün olacak mı sorusuna, bazıları yıllardır zaten bu denetimin bir şekilde uygulandığı cevabını verirken bazıları da bu işin daha uzun yıllar alacağını söylüyor. Yani tartışmanın her iki cephesindekiler orta noktada buluşuncaya kadar daha çok fırtına kopacak gibi görünüyor.Colin Barras | BBC Future
Reklam