Galata'dan Gökyüzüne: Hezarfen Ahmet Çelebi ve İnsanlığın Bitmeyen Uçma Hayali
'Bazı insanlar yaşadıkları çağın sınırları içinde kalmazlar. Onlar, gelecek yüzyılların hayalini bugüne taşırlar.'
İnsanlık binlerce yıldır gökyüzüne baktığında aynı soruyu sordu:
'Kuşlar yapabiliyorsa, biz neden uçamıyoruz?'
Bu soru; İkarus efsanesinden Leonardo da Vinci'nin çizimlerine, Wright Kardeşler'in motorlu uçağına kadar uygarlık tarihinin en büyük hayallerinden biri oldu.
Ancak bu uzun hikâyenin içinde, çoğu zaman hak ettiği kadar konuşulmayan çok önemli bir isim vardır.
Hezarfen Ahmet Çelebi.17. Yüzyılda İstanbul'da yaşadığı kabul edilen bu Osmanlı bilgini, yalnızca bir uçuş denemesiyle değil; merakın, gözlemin ve cesaretin sembolü olarak tarihe geçti.
İstanbul: Üç Kıtanın Değil, Fikirlerin de Buluştuğu Şehir
17. Yüzyıl İstanbul'u yalnızca Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti değildi.
Doğu ile Batı'nın,
İslam dünyası ile Avrupa'nın,
ticaretin, sanatın ve bilginin kesiştiği benzersiz bir merkezdi.
Sarayda astronomlar çalışıyor, tersanelerde yeni gemiler yapılıyor, medreselerde matematik okutuluyor, mühendisler su yolları ve köprüler inşa ediyordu.
Böyle bir şehirde, gökyüzüne ilgi duyan insanların ortaya çıkması şaşırtıcı değildi.
"Hezarfen" Ne Demektir?
Bugün çoğumuz onu adıyla biliyoruz.
Oysa aslında 'Hezarfen' bir lakaptır.
Farsçada 'hezâr' bin, 'fen' ise bilim veya sanat anlamına gelir.
Yani:
'Bin fen bilen adam.'
Bu unvan, onun yalnızca uçmaya meraklı biri olmadığını; matematikten fiziğe, mekanikten doğa gözlemlerine kadar birçok alanda bilgi sahibi olduğunu anlatır.
Osmanlı kültüründe böylesine geniş bilgiye sahip kişilere büyük saygı duyulurdu.
Büyük Hazırlık
Evliya Çelebi'nin anlattığına göre Hezarfen, yıllarca kuşları izledi.
Martıları...Leylekleri...Kartalları...Rüzgârın yönünü...Kanatların hareketini...
Bugün biyomimetik dediğimiz, doğayı örnek alarak teknoloji geliştirme fikrinin çok erken bir örneğini temsil ettiği düşünülür.
Anlatıya göre kendi tasarladığı kanatları defalarca denedi.
Okmeydanı'nda küçük sıçramalar yaptı.
Rüzgârı ölçtü. Hatalarını düzeltti. Belki de yıllarca hazırlandı.
Galata Kulesi'nden Üsküdar'a
Sonunda beklenen gün geldi.
Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesine göre Hezarfen Ahmet Çelebi, Galata Kulesi'nin zirvesine çıktı.
Lodos rüzgârını bekledi.
Kollarını açtı.
Ve kendisini boşluğa bıraktı.
Yaklaşık üç kilometreyi aşan bir süzülüşün ardından Üsküdar Doğancılar Meydanı'na inmeyi başardı.
Eğer bu anlatı doğruysa, bu yalnızca Osmanlı tarihi için değil, dünya havacılık tarihi açısından da olağanüstü bir olaydır.
Sultan IV. Murad'ın Tepkisi
Evliya Çelebi'nin aktardığına göre Sultan IV. Murad önce bu başarıdan çok etkilendi.
Hatta Hezarfen'i ödüllendirdi.
Fakat daha sonra farklı bir düşünce ağır bastı.
'Böylesine olağanüstü şeyler yapabilen biri çok güçlüdür.'
Siyasi tarihte bunun birçok örneği vardır.
İktidarlar, bazen olağanüstü yeteneklerden ilham alır; bazen de onlardan çekinir.
Rivayete göre Hezarfen bu nedenle Cezayir'e sürgün edildi ve hayatının geri kalanını orada geçirdi.
Bu anlatının tüm ayrıntıları kesin belgelerle doğrulanmış değildir; ancak Osmanlı kültüründe yüzyıllardır anlatılan güçlü bir tarihî rivayet olarak yaşamaya devam eder.
Gerçek mi, Efsane mi?
Modern tarihçilerin önemli bir kısmı şu soruyu soruyor:
Gerçekten uçtu mu?
Bugüne ulaşan en önemli yazılı kaynak Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesidir.
Başka çağdaş Osmanlı kayıtlarında bu olaya açık biçimde rastlanmaması, bazı araştırmacıları temkinli olmaya yöneltmiştir.
Buna karşılık, Galata ile Üsküdar arasındaki coğrafya, uygun rüzgâr koşulları ve planör benzeri süzülme prensipleri üzerine yapılan bazı modern değerlendirmeler, kısa süreli kontrollü bir süzülüşün teorik olarak tamamen imkânsız olmadığını da ortaya koymaktadır.
Kesin sonuca ulaşmak bugün mümkün değildir.
Fakat bazen tarih yalnızca belgelerden değil, toplumların hafızasında yaşayan büyük anlatılardan da oluşur.
Leonardo'dan Wright Kardeşler'e Uzanan Zincirin Bir Halkası
Leonardo da Vinci uçan makineler çizdi.
Otto Lilienthal planörlerle yüzlerce deneme yaptı.
Wright Kardeşler motorlu uçuşu gerçekleştirdi.
Hezarfen Ahmet Çelebi ise, anlatılanlara göre, bu uzun insanlık hikâyesinin çok erken halkalarından birini temsil eder.
Belki modern havacılığı başlatmadı.
Ama insanın gökyüzüne ulaşma cesaretini simgeleyen isimlerden biri oldu.
Asıl Mesele Uçmak Değil
Hezarfen'in hikâyesi aslında uçmaktan daha büyük bir şey anlatır.
Merak etmeyi...Denemeyi...Başarısız olmaktan korkmamayı...Doğayı gözlemlemeyi...
Bilgiyi uygulamaya dönüştürmeyi...
Ve en önemlisi, insanların 'olmaz' dediği bir fikrin peşinden gitmeyi.
Bugün inovasyon dediğimiz şey tam olarak budur.
Belki Hezarfen gerçekten Galata'dan Üsküdar'a uçtu.
Belki de yüzyıllar içinde büyüyen güçlü bir efsaneye dönüştü.
Fakat değişmeyen bir gerçek var:
Toplumlar, kendilerine ilham veren hikâyeler sayesinde ilerler.
Hezarfen Ahmet Çelebi, yüzyıllardır bize aynı şeyi hatırlatıyor:
İnsan, önce hayal eder. Sonra öğrenir. Ardından dener. Ve bazen, yalnızca kendisi değil; bütün bir medeniyet o cesaret sayesinde biraz daha yükseğe uçar.
Yazar Hakkında:
Dr. Cem Kinay, uluslararası alanda tanınan bir turizm girişimcisi ve vizyonerdir.
Magic Life Hotels ile “Her Şey Dahil” konseptinin yaratıcısı olarak global turizm endüstrisinde çığır açmış, milyonlarca misafirin seyahat deneyimini yeniden tanımlamıştır.
1997 yılında Avusturya’da “Yılın Adamı” seçilmiş, 2006 yılından bu yana Avusturya Devleti tarafından verilen Devlet Nişanı ile onurlandırılmıştır.
CK Legacy Hotels’in kurucusu olarak bugün; deneyim ekonomisi, kültürel miras, gastronomi ve longevity odaklı yeni nesil otel konseptleri geliştirmekte ve turizmin geleceğine yön vermektedir.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

