onedio
Yeni Steve Jobs Filminin Çekimlerine Ait İlk Fotoğraflar Sızdı
Geçtiğimiz ay Steve Jobs’un hayatını konu alan filmin çekimleri başlamış ve Jobs’un biyografisini kaleme alan Walter Isaacson’ın kitabından yola çıkılarak hazırlanan filmin çekimleri, Jobs’un doğduğu evin garajında start vermişti. İngiliz The Daily Mail gazetesi ise yeni Steve Jobs filminin çekim aşamasını içeren fotoğrafları yayınladı.Paylaşılan fotoğraflara bakıldığında filmde Steve Jobs’u canlandıran Michael Fassbender, Steve Wozniak‘ı canlandıran Seth Rogen ve filmin yönetmeni Danny Boyle görülüyor. Fotoğraflarda dikkat çeken en önemli şey ise Jobs rolüyle karşımıza çıkacak Michael Fassbender’ın Steve Jobs’a  hiç benzememesi.
‘Diktatörle Savaşan Kadınlar'
Gazeteci Özlem Ertan, ilk romanı ‘Âşık Kadınlar Denizhanesi’ ile okuru fantastik bir dünyaya götürüyor. Bu dünyanın kadınları ise diktatör ruhlu bir tanrının baskıcı yönetimine karşı savaşıyor.İstanbul Boğazı’nda, daha önce varlığından dahi haberdar olmadığınız fantastik bir âlem bulunduğunu düşünün… Farklı devirlerde dünyaya gelmiş, hayatı boyunca değişik mücadeleler vermiş kadınların son durağı olan bu âlemin adı, Âşık Kadınlar Denizhanesi. Gazeteci Özlem Ertan’ın, Müptela Yayınları’ndan çıkan bu ilk romanını okuduğunuzda, bu büyülü dünyanın içine sızabilirsiniz.Fantastik bir kurgusu olan “Âşık Kadınlar Denizhanesi” adlı kitap, gerçek yaşama dair pek çok gönderme barındırıyor. Tek suçu âşık olmak olan kadınların, diktatör bir tanrının baskıcı yönetimine karşı nasıl ayaklandığını ve Âşık Kadınlar Denizhanesi’nde demokratik, adil bir yönetim kurma çabasını anlatıyor.Akıcı dili ve merak uyandıran kurgusuyla dikkat çeken roman, bir vapur güvertesinde başlıyor. Kitabın, duygularını sevdiği erkeğe anlatmaya bir türlü cesaret edemeyen başkahramanının etrafı bir anda martılar tarafından çevriliyor. Sonra da başkahraman kendini martıya dönüşmüş olarak buluyor. Sonradan öğreniyor ki, denizden her geçişinde âşık olduğu adamın adını gökyüzüne, martılara fısıldadığı için İstanbul Boğazı’nın acımasız tanrısı Boros’u çok kızdırmış. Boros da, utangaç âşığı martıya dönüştürerek kızgınlığını bir nebze olsun yatıştırmış.Kitap boyunca başkarakterin adını öğrenemiyoruz. Zira Âşık Kadınlar Denizhanesi’nde karşılaştığı tüm varlıklar ona ‘Martı’ diye hitap ediyor. Okurlar, Martı’nın gözünden İstanbul Boğazı’ndaki fantastik âleme bakıyor ve orada hepsi de birbirinden kederli pek çok kadınla tanışıyor.“Âşık Kadınlar Denizhanesi”nin en ayırt edici özelliklerinden biri de içerdiği kadın öyküleri. Martı’nın, tanrı Boros tarafından hapsedildiği dünyada yaptığı yolculuk, bu kadınların hikâyeleriyle anlam kazanıyor. Bu kadınlardan biri olan Füsun, Kız Kulesi'nde yaşıyor. Neredeyse bir asır önce ölüp Âşık Kadınlar Denizhanesi'ne gelmiş. Kız Kulesi'ni terk etmesine izin verilmiyor. Gündüzleri kulenin ıssız yerlerinde saklanıyor, el ayak çekilince ise balkona çıkıp denizi izliyor.Âşık Kadınlar Denizhanesi'nin diğer kahramanları arasında sevdiği ile kaçtığı için babası tarafından öldürülen Cemile, aşkına karşılık bulamadığı için intihar eden Handan, bir trafik kazasında eşiyle birlikte hayatını kaybeden Gülnihal ve asi denizkızı Lilith de var. Kadınları tanrı Boros'a karşı ayaklanmaya teşvik eden de denizkızı Lilith oluyor.Acaba kadınlar, yıllar evvel adaletli bir tanrıçanın idaresinde olan Âşık Kadınlar Denizhanesi'nin yönetimini darbe yoluyla ele geçiren Boros'la girdikleri savaştan galip çıkabilecekler mi? Bu sorunun cevabı, Âşık Kadınlar Denizhanesi adlı kitapta. Kitabında bazı İstanbul efsanelerini de konu edinen Özlem Ertan, olayları birinci tekil şahsın ağzından aktarıyor. Ancak diğer karakterleri de sık sık konuşturarak okura farklı bakış açıları sunuyor.Hrant Kasparyan / Demokrat Haber
Redmer Hoekstra'dan 'Sıradışı, Tuhaf, Kışkırtıcı' 17 İllüstrasyon
Hollandalı sanatçı Redmer Hoekstra, “tuhaf” bakış açısıyla, hayvanların, insanların, gündelik nesnelerin veya makinelerin sıra dışı ve yaratıcı resimlerini yapıyor. Sanatçı, belirgin olanı tam olarak saptarken canlı ve eşya dünyası arasında beklenmedik bir bağ kuruyor.Hoekstra, zihninin manzarada rahatlıkla yüzebildiği seyahatlerde ya da tren yolculuklarında ilham bulduğunun söylüyor. Bu tuhaf ve ayrıntılı çizimleri tamamlamak için ortama 32-40 saat arasında bir süre çalışan sanatçı, inanılmaz gerçekçilikte ve bir o kadar etkileyici eserler yaratıyor.Gerçek hayattaki öğeleri fantastik bir dünyaya dönüştüren Hollandalı sanatçı Redmer Hoekstra'dan yaratıcı çizimler.
İngiltere 3 Ebeveynli Bebek Teknolojisini Oyluyor
İngiltere parlamentosu bugün üç kişiden alınan DNA ile anneden bebeğe geçen ölümcül genetik hastalıkları önleyebilecek şekilde tüp bebek imkanı sağlanması için oylama yapıyor.Kiliseden tepki çeken ve etik tartışması başlatan bu teknolojiyle ölümcül sonuçları olan mitokondriya hastalıklarına çare bulunabileceği söyleniyor.Meclis yasayı kabul ederse, İngiltere 3 DNA'lı bebekleri onaylayan ilk ülke olacak ve bu bebekler önümüzdeki yıl doğabilecek.Mitokondriya bozukluklarında, beyin hasarı, kas atrofisi, kalp yetmezliği ve körlük oluşabiliyor ve bu bozukluklar sadece anneden bebeğe geçiyor. Mitokondriya neredeyse her hücrede bulunan ve gıdayı enerjiye çeviren küçük bir yapı.Mitokondria içindeki DNA, dış görünüş gibi özellikleri belirlemiyor.Newcastle'da geliştirilen teknoloji, tüp bebek yöntemi ile anne ve babadan alınan DNA'yı başka bir kadından alınan sağlıklı mitokondriya ile birleştiriyor.Bu şekilde doğan bebeklerin yüzde 0,1'lik DNA'sı donörden geliyor ve bu değişiklik diğer nesillere aktarılan kalıcı bir değişiklik oluyor.Parlamentoda bugün TSİ 17'de başlaması beklenen 45 dakikalık bir oturum olacak.Uygulamaya karşı çıkanlardan bir kısmı, bu tekniğin ileride çocuklardaki başka genetik modifikasyonların önünü açacağını öne sürüyor.Uygulamanın yeterince güvenli olmadığını düşünen bilim insanları da var.Teyzesini mitokondriya hasarından kaybeden Rachel Kean ise, 'evet' oyunun 'en zalim ve en yıkıcı bazı hastalıkları sadece gelecek nesiller için değil daha da ilerideki nesiller için de önleyeceğini' söylüyor.Kean uygulama ile genetiği değiştirilmiş tasarım bebeklerin önünün açılacağı endişesi ile ilgili de çok fazla yanlış bilgi olduğunu söylüyor.'Çekirdek DNA'yı değiştirmekten bahsetmiyoruz, özel olarak hastalıkları önlemek için yapılıyor' diyor.BBC Türkçe
Reklam
Meclis'e ‘Bekâr Erkeğe Cinsel İhtiyaç Ödeneği Verilsin’ Dilekçesi
Avukat Yavuz Balkan, TBMM’ye dilekçe vererek kadına yönelik şiddetin ve cinsel saldırıların önlenebilmesi için bekâr erkeklere cinsel ihtiyaçlarını karşılamak üzere ödenek ayrılmasını istedi. Balkan, haftalık en fazla 75 TL verilmesini önerdi.HaberTürk'ten Saliha Çolak'ın haberine göre; TBMM Dilekçe Komisyonu’na başvuruda bulunan Avukat Yavuz Balkan, kadına yönelik şiddetin ve cinsel saldırıların önlenebilmesi için bekâr erkeklere cinsel ihtiyaçlarını karşılamak üzere ödenek ayrılmasını istedi. Balkan, haftalık en fazla 75 TL ödenek ayrılmasını önerdi.TBMM Dilekçe Komisyonu, dilekçeyi inceledi.Komusyon, bu tür ‘yasal düzenleme’ alanına giren bir konuda, komisyonun yapacağı herhangi bir işlemin olmadığını belirterek, dilekçeyi milletvekillerinin dikkatine sundu. HaberTürk, dilekçenin sahibi 25 yıllık avukat Yavuz Balkan’a ulaştı. Balkan’ın görüşleri şöyle:“Benim bu zamana kadarki gözlemlerime göre kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin yüzde 80’i toplumda erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının giderilmemesinden kaynaklanıyor. Yüzde 10’u da kocaların evden uzaklaştırılması kararından kaynaklanıyor. Kocalar evden uzaklaştırma kararını kendilerine yediremiyor. Artık bunlara tırnak içinde ‘erkek’ demek gerekiyor. Erkekliklerine yediremiyorlar.Âşık Veysel’in ‘Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa’ sözüne bakın. Yani, insanları âşık eden, hormonları. İnsanoğlunu kadın olsun, erkek olsun, tabiri caiz ise ‘çıldırtan’ hormonal faaliyetleri. Bir noktada bu hormonlardan kaynaklı ihtiyaçların giderilmesi gerekiyor. Bu ihtiyaç giderilmezse bu durumda ya kadına tecavüz ediyor ya elle sarkıntılık ediyor ya katlediyor.”TBMM Dilekçe Komisyonu’na başvuruda bulunan Avukat Yavuz Balkan, “Erkekler cinsel ihtiyaçlarını karşılayabilse kadın cinayetlerinin yüzde 99’u önlenir. Bu konuda iddialıyım” dedi.‘Seksoloji ana bilim dalı kurulmalı’Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği Adana Şube Başkanı Uzman Doktor Taner Canatar: Bekâr erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının karşılanması için ödenek ayrılması, kadına yönelik cinsel şiddet sorununu çözmez. Toplumda cinsel eğitim eksikliği var. Sorunlar bundan kaynaklanıyor. Cinsel eğitim eksikliğinin giderilmesi gerekir. Anaokulundan başlayarak eğitim verilmeli. Daha sonra da ergenlik dönemi, sonrasında evlilik öncesi eğitim, anne-baba eğitimi. Üniversitelerde de seksoloji ana bilim dalı kurulmalı. Bunları yapabilirsek ödenek ayırmaya gerek kalmaz. Cinsellik toplumda yasaklı ve tabu olduğu için bastırılıyor. Ben tıp fakültesini bitirdim, 31 yaşıma gelene kadar cinsel eğitimle karşılaşmadım. Cinsellikle seks farklıdır. Cinsellik, duygusal paylaşımı da içerir. Doğuştan gelen özelliktir. İnsanın kendini özgürce yaşamasıdır. Kadının kadınlığını, erkeğin erkekliğini yaşamasıdır. Cinselliğin bastırılması, sindirilmesi insanların kendini ifade edememesi sorunlara neden oluyor. Kısaca, güneş balçıkla sıvanamaz. Ödenekle olmaz, temellerine inmek lazım.‘Saygı duymayı öğrenecek’Cinsellik Uzmanı Doktor Haydar Dümen: Bu olayın nedenleri çok derin. Erkeklere kadın bulunmasıyla çözülecek bir sorun değil. Öncelikle töre var. Dini inançlardan kaynaklanan töreler var. Namusun kanla temizlenmesi gibi töreler var. Konunun duygusal boyutu var. Kişiler sorunlarını çözemeyince bir noktada irade bitiyor, gözü dönüyor. Yani sorun kadın temin edilerek bitmez. Eğitim çok önemli. Birbirlerine saygı duymayı, birbirlerinin insan olduğunu öğrenecekler.‘Evli erkek de yapıyor’AK Parti Ağrı Milletvekili, TBMM Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu Kâtip Üyesi Mehmet Kerim Yıldız: Hükümetin evliliği teşvik eden uygulamaları var. Ancak şiddet sadece bekâr erkekten gelmiyor, evli erkeklerden de geliyor. Bekârlara ödenek vermek çare olmaz. Buna bir temel insan hakkı olarak bakmak gerekir. Aileyi korumaya yönelik çok sayıda yasal düzenleme yapıldı. Bunların sonuç vermesi için eğitim ve zihinsel dönüşümün gerçekleşmesi gerekiyor.‘Fiziksel bakmak doğru değil’CHP Balıkesir Milletvekili TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu Üyesi, Ayşe Nedret Akova: Bu sorunun sosyolojik, ekonomik nedenleri de var. Sadece erkeğin cinsel ihtiyaçlarının giderilememesinden kaynaklanan bir sorunla karşı karşıya değiliz. Sorunun tüm boyutlarıyla ele alınması lazım ki çözümünde etkili yöntemler geliştirilebilsin. O nedenle fiziksel ihtiyaç noktasında bakmak yeterli olmayacaktır.
Europa'da Olası Yaşam
Jüpiter'in uydusu Europa'nın buz kabuğu altındaki okyanusta olası bir yaşam nasıl mümkün olabilir?Görselde, gel-gitler yoluyla okyanusun yükselip yüzeye taştığı çatlakların böylesi bir yaşamı nasıl etkileyebileceği gösterilmiş. Europa'nın yüzeyi bu çatlaklarla doludur ve çoğunun boyu onlarca, yüzlerce kilometreyi aşabilir: Kuyruklu yıldızlar ve meteorlar yoluyla yüzeye yağan madde, bu çatlaklardan okyanusa sızabilir. Sızıntının olduğu bölgeler aynı zamanda güneş ışığı da alabileceğinden, fotosentez yapan bitkiler bu maddeleri besin olarak değerlendirebilirler. Daha derinlerde yer alan sıcak okyanusta yaşayan canlılar ise, yükselen gel-git yoluyla çatlakların üst kısımlarına ulaşıp, bu bitkilerden faydalanabilir. Böylelikle hayatın devamı için bir besin zinciri oluşabilir.
Reklam
Google'dan Kanseri 'Bitirecek' Bileklik
Arama motoru olmaktan öte geliştirdiği pek çok teknolojiyle dikkat çeken internet devi Google, kanser teşhisi koyabilecek akıllı hapın ardından bu kez de kanser, kalp krizi gibi rahatsızlıklara teşhis koyabilen bileklik üretiyor.California’da Google X laboratuvarlarında yürütülen çalışmanın henüz erken aşamada olduğu ve araştırma esnasında yapay insan derisinin kullanıldığı açıklandı.İnsan koluna en yakın bir yapay deri ve kol üretilmesinin nedeni ise, şirketin deneylerde doğruluk payını artırmak istemesi olarak açıklandı. Erken teşhisin hayati derecede önemli olduğu kanser ve kalp krizi gibi rahatsızlıkların, Google’ın ürettiği bileklik ile erken teşhis edilecebileceği umuluyor. Çalışmayı yürüten bilim insanı Andrew Conrad, bilekliğin nanopartiküller yardımıyla vücutta hastalık taraması yapacağını ve erken teşhis imkanı sağlayabileceğini öne sürdü.Google’ın nanoteknoloji içeren ve yutulduktan sonra giyilebilir bir cihaz ile birlikte çalışarak vücutta bulunan kanserli hücreleri tespit edebilen bir hap geliştirmekte olduğu da biliniyor.T24
Daha Önce Oscar Kazanamadığına İnanamayacağınız 19 Müthiş Yetenekli Aktör
etiket
Bu listede yer alan aktörlerin nasıl ödül alamadıklarına şaşırmamak elde değil doğrusu. Buradaki yıldızlar ya daha popüler olan aktörlere ödüllerini kaptırmış, ya da şanssızlıklarından  dolayı oynadıkları filmin en iyi seçilmesi bile onları en iyi oyuncu ödülünü almasına izin vermemiş. Gelin şimdi oyunculukları ile herkesin takdirini kazanmış  fakat bir türlü Oscar heykelciğini kazanamamış aktörlere bir göz atalım.
Gücünü Yağmurdan Alan 8 Türkçe Şarkı
Twitter yokken meteorolojik durumlar Türkçe şarkılardan takip ediliyordu. Yağmura karşı duyduğumuz bu garip ilgi geriye güzel şarkılar bıraktı.Tamamen kişisel zevke göre seçilmiş, yağmur konulu 8 şarkılık listemiz aşağıda. Ama hepsi bu mu? Tabii ki değil. Gerisi de dinledikçe sizin aklınıza gelecek.
Reklam
Dünyadaki İlkleri Konu Alan 15 Şaşırtıcı Bilgi
1850 yılında Portland'a taşındı ve 'şekerli kaymak', 'beyaz dağ', 'dördü birden', 'en büyük ve en güzel' gibi adlarla parafin cikletler üreterek sattı. Bu arada, sattığı cikletlerin içerisine bazı armağanlar koymayı da unutmadı. Sakızla birlikte verdiği ilk armağan, amerikan bayrağıydı.
Gorillaz Geri Dönüyor
Geçtiğimiz yıl Damon Albarn’ın çeşitli röportajlarında sık sık ipuçlarını verdiği haber doğrulandı: Gorillaz geri dönüyor.Grubun yaratıcılarından Jamie Hewllet önceki gün Instagram hesabından siyah beyaz bir Murdoc fotoğrafı paylaşıp takipçilerini meraklandırdı. Sonra da Noodle ve Murdoc’un renkli görsellerini paylaşan Hewllet, hayranların ısrarlı sorularına “Evet Gorillaz dönüyor” diye cevap yazarak haberi doğruladı.Yayınlanan en son Gorillaz albümü 2011 yılında The Fall olmuş ve albüme Paul Simonon ve Bobby Womack gibi isimler de katkıda bulunmuştu.Hafifmüzik
Reklam
Soul Müziğin Kraliçesi İstanbul'da
Alice Russell, 7 Şubat 2015’te İstanbul Babylon’daRed Bull Music Academy Nights, 2015 sezonuna soul müziğin 21. yüzyıldaki kraliçelerinden biriyle giriyor.Caz, funk ve gospel’ı kendine özgü tarzıyla harmanlayarak neo-soul ile buluşturan Alice Russell, 7 Şubat 2015’te İstanbul Babylon’da olacak. Alice Russell ile müzik üzerine derinlemesine sohbet etmek isteyenler için herkesin katılımına açık bir söyleşi de yapılacak.7 Şubat’ta 14.00’da SALT Beyoğlu Açık Sinema’da yapılacak Alice Russell söyleşisine katılım ücretsiz.1998’den beri dünyanın dört bir yanında müzik efsanelerini ve yeni müzisyenleri dinleyicilerle buluşturan Red Bull Music Academy, 2015 sezonuna İngiliz soul müziğini yeni binyıla taşıyan isimlerden biriyle başlayacak. Red Bull Music Academy Nights’ın 7 Şubat’taki ilk konserinde İngiliz şarkıcı Alice Russell, İstanbul Babylon sahnesinde olacak. Alice Russell’dan önce Ahu, soul ve funk parçalarından oluşan DJ setiyle Babylon sahnesini gecenin ruhuna hazırlayacak.Amy Winehouse’tan Adele’e uzanan yeni nesil İngiliz soul şarkıcıları arasına adını yazdıran Alice Russell, güçlü ve etkileyici sesiyle caz, funk, blues ve gospel tınılarını harmanlıyor. New York Times, Mojo ve Rolling Stone eleştirmenleri tarafından yere göğe sığdırılamayan Alice Russell, Aretha Franklin ve Chaka Khan gibi divaların çizgisinde ilerlerken Stevie Wonder’ın müziğinden de esinleniyor. BBC, Russell’ı “Kült bir sanatçı olmaktan çıkıp İngiliz soul müziğinin kraliçesi olmayı hak ediyor” diye tanımlıyor. The Independent’ın “İngiltere’nin en büyük gizli cevherlerinden biri” dediği Alice Russell, Rolling Stone yazarlarına göre Adele’i tahtından edebilecek kadar güçlü bir ses.İngiliz soul müziğinin 2000’li yıllarda yeniden atağa geçmesinde büyük pay sahibi Alice Russell, ilk olarak The Quantic Soul Orchestra’nın vokalisti olarak ün kazandı. Şarkıcı, sahnede de en az stüdyoda olduğu kadar güçlü, saf, çarpıcı ve kendine özgü vokalleriyle tanınıyor.Bugüne kadar Massive Attack, Fatboy Slim, Mr. Scruff, De La Soul, David Byrne ve Lonnie Liston Smith gibi isimlerle çalışarak rüştünü ispatlayan Alice Russell, “Mad Men” dizisinin yedinci sezonunun tanıtım şarkısı olan “Breakdown”u da seslendirerek 2014’te hayran kitlesini genişletti. Alice Russell, 7 Şubat’ta RBMA Night’ın konuğu olarak Babylon sahnesinde yer alacak. Öncesinde ise RBMA söyleşisi kapsamında Alice Russell müzik serüvenini hayranlarına anlatacak. Salt Beyoğlu Açık Sinema’da saat 14.00‘da yapılacak söyleşide katılım herkese açık ve ücretsiz.Habertürk
Sıradan Bir Mağaza Vitrinini Sanat Galerisine Dönüştüren 22 Enstalasyon
Zim & Zou, Nancy merkezli bir Fransız tasarım stüdyosu. Lucie Thomas ile Thibault Zimmermann tarafından kurulmuş. Kâğıt heykel, enstalasyon, grafik tasarım, illüstrasyon gibi farklı alanlarda araştırmalar yapıyorlar. Henüz 2o'li yaşlarında olan ikili, üniversitede üç yıl güzel sanatlar eğitiminden sonra birlikte çalışmaya karar vermişler. Yaratmak istedikleri kompozisyonları bilgisayarda yaşama geçirmek yerine, gerçek yaşamda üç boyutlu kâğıttan nesneler oluşturarak grafik derinlik katmayı tercih ediyorlar.İngiltere Doğa Tarihi Müzesi'nden ilham alarak, Şangay'da -dünya çapında- oldukça tanınan bir giyim mağazasının vitrini içine yerleştirilen son enstalasyonları, vahşi hayvanlar alemiyle modanın, rafine yetenekle azmin dünyasını buluşturuyor. Sanatçıların bu son projeyi hazır hale getirmeleri tam 3 aylarını almış. Kağıt dışında deri parçalarından da faydanlanmışlar. Behance'de ve birçok moda sitesinde ikiliyi takip edenlerin tam not verdiği bu havalı ve renkli çalışmayı beğeneceğinizi umuyoruz.
Reklam
Bir İngiliz'e "Aslında Sizi Krallık Yönetiyor" Dediğinizde Alacağınız 19 Yanıt
'Feodal Avrupa, Ortaçağ’ın yoksul, baskıcı, bilim aleyhtarı cehalet döneminden hemen sonra, nasıl oldu da; demokrasi devrimleri ile endüstri devrimini gerçekleştirerek gelişti?' sorusuna verilebilecek yanıtların birçoğu İngiliz tarihinde aranmalıdır.Günümüzde Kral veya Kraliçenin sadece sembolik bir değeri olduğu İngiltere, bakalım bugünlere gelene kadar hangi süreçlerden geçmiş..
TÜBİTAK'taki Sahte Diplomalı Damat 2 Yılda 423 Bin TL Almış
YASADIŞI dinlemeler soruşturmasında ‘Resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık’ suçlamasıyla tutuklanan, eski Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün kardeşinin damadı Kamu Sertifikasyon Yöneticisi Hasan Başaran’ın TÜBİTAK’taki 2 yıllık görev süresi boyunca kurumdan 423 bin lira aldığı bildirildi.Askerlik şubesi de Başaran’dan sahte diploma ile kısa dönem askerlik yapması konusunda savunma istedi.HARCAMALARI DA İNCELEMEDETÜBİTAK’taki Cemaat yapılanması iddialarıyla ilgili sürdürülen soruşturmada Başaran, ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği ve yüksek lisans diplomalarının sahte olduğunun anlaşılması üzerine 16 Ocak 2014’de tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Soruşturmayı yürüten Savcı Serdar Coşkun, Başaran’ın sahte diplomasını kullanarak kendisine ne kadar ödeme yapıldığını TÜBİTAK’a sormuştu. Hürriyet'ten Mesut Hasan Benli'nin haberine göre TÜBİTAK, savcılığa gönderdiği yanıtta Başaran’a görev yaptığı 2 yıllık süre boyunca yaklaşık 423 bin TL ödeme yapıldığını bildirdi. Savcılık kaynakları, Başaran’ın yaklaşık 7 yıl Kocaeli Belediyesi’nin şirketi KENT KONT’ta müdürlük yaptığı döneme ilişkin ücret bilgilerinin de gelmesi ile kendisine devlet tarafından yapılan ödeme miktarının artacağına dikkat çekti. Savcılığın, MASAK aracılığıyla, Başaran’ın aldığı paraları nerelere harcadığını da incelettiği öğrenildi.
Rumeli Hisarı Açıkhava Tiyatrosu Cami Oluyor
Açıkhava Tiyatrosu’nun bulunduğu bölgede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) öncülüğünde Boğazkesen Mescidi’nin ana duvarının inşasına başlandı. Tarihî Açıkhava Tiyatrosu’nun yerine inşa edilecek mescidi, şehir plancısı Ayşegül Başak Kutlu, Agos için değerlendirdi.Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethi öncesinde yaptırılan ve günümüzde müze ve Açıkhava Tiyatrosu olarak kullanılan Rumeli Hisarı’ndaki restorasyon sırasında, Açıkhava Tiyatrosu’nun yer aldığı bölümde, 14. yüzyılda inşa edilen Boğazkesen Mescidi’nin minaresi ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine, İstanbul 3 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, 7 Ekim 2009’da, tarihî mescidin minaresinin, duvar ve sarnıç kalıntılarının mevcut durumlarıyla muhafaza edilmesine karar verirken, mescit 1. grup kültür varlığı olarak tescil edildi. Ardından da Açıkhava Tiyatrosu’nun bulunduğu bölgede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) öncülüğünde Boğazkesen Mescidi’nin ana duvarının inşasına başlandı. Tarihî Açıkhava Tiyatrosu’nun yerine inşa edilecek mescidi, şehir plancısı Ayşegül Başak Kutlu, Agos için değerlendirdi.Mescidin kamusallığı tartışmalı“Türkiye’de son dönemde kentsel yenileme çalışmaları kapsamında yoğunluklu olarak cami, türbe ve medreselerin ihya edildiği apaçık ortada. Özellikle yandaş yerel yönetimler yıkılmış, yanmış veya herhangi başka bir nedenle harap duruma gelmiş türbe, cami ve medreseleri ihya ederek sergilediği “göstermelik” korumacı yaklaşımla iftihar ediyor. Ancak, dikkat çekici olan, yok olmanın eşiğinde çok sayıda kültürel miras olmasına rağmen, bu yapay korumacılık, varlığını yalnızca dinî yapılar üzerinden gösteriyor.”Sorular ve kuşkular“15. ve 18. yüzyıllar arasında varlığını sürdürmüş olan ve günümüze yalnızca minare gövdesi ulaşabilen Boğazkesen Mescidi’nin ihya projesi, içinde pek çok soru işareti barındıran bir konu. İlk olarak Rumeli Hisarı’na yapılacak herhangi bir müdahalenin, hele ki bu bir rekonstrüksiyon projesi ise, alandaki fiziksel bütünlüğü bozmaması gerekir. Şimdiki Rumeli Hisarı Açıkhava Tiyatrosu’nun yerinde bulunan Boğazkesen Mescidi’nin restitüsyon projesinin olmaması, alandaki mimari bütünlük açısından şüpheyle karşılanıyor. Yeniden inşa edilecek olan mescidin, neye göre ve nasıl inşa edileceği başlı başına bir soru işareti. Ayrıca, yeniden inşa edilen mescidin kamusallığı da tartışmalı. Belirli bir ücret verilerek girilen Açıkhava Müzesi’nin içinde yapılacak mescidin kullanıcı kitlesi kim olacak? Ya da etrafı sac levhalarla çevrilip gizliden gizliye yürütülen daha kaç projeye şahit olacağız? Ve son bir soru olarak da, Bakanlar Kurulu’nun 8 Temmuz 2013 tarihli 2013/5118 no’lu kararı ile ‘riskli alan’ ilan edilen Rumeli Hisarı’nı, gelecekte neler bekliyor?”Vartan Estukyan | AGOS
Kuito Krizi: 'Gemideki Radyoaktivite Normalden 5 Kat Küksek'
ANGOLA açıklarında uzun yıllar ham petrol işleyen ve görev süresini tamamlanmasının ardından söküm için İzmir'in Aliağa İlçesi'ne getirilmekte olan 'Kuito' adlı gemide radyoaktif atık yüklü olduğunu ileri süren TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, Aliağa Gemi Söküm Tesisleri önünde basın açıklaması yaptı. Geminin İzmir'de karaya çıkması durumunda Angola'ya gönderilmesinin çok zor olduğuna değinen Bozoğlu, açıkta bekletilip ilgili yetkililer tarafından incelemelerin yapılması gerektiğini, tehlikeli bir durumda da gönderilmesini savundu.TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, odanın İzmir Şubesi Başkanı Helil İnay Kınay ve oda yetkilileri, Angola'dan söküm için İzmir'in Aliağa İlçesi'ne getirilmekte olan ve radyoaktif atık yüklü olduğu ileri sürülen 'Kuito' adlı gemiyle ilgili Aliağa Gemi Geri Dönüşüm Tesisi önünde basın açıklaması yaptı. 'Uranüs' adlı römorkör tarafından çekilen gemide, tehlikeli atıkla radyoaktiviteye dair ciddi bulgular olduğunu savunan Bozoğlu, gemideki radyoaktivitenin normalden 5 kat yüksek olduğunu belirtti.“DAHA DETAYLI İNCELEME YAPILMALI'Bazı çevrecilerin de destek verdiği Bozoğlu, “Angola'da rafineri görevi yapan bir gemi şu anda Türkiye'ye geliyor. Gemi 2-3 gün boyunca Girit Adası çevresinde 8 çizen bir rotada bekledi. Bu lodos veya başka konular nedeniyle olabilir. Dün akşam saatlerinde 'Kuito' adlı gemi tekrar Türkiye'ye doğru yola çıktı. Bu gemi içinde tehlikeli atıkların, asbestin olduğunu ve radyoaktivitesinin çok yüksek olduğuna dair raporlar var elimizde. Texcom adlı firma tarafından hazırlanan raporun içinde, sınır değeri ve doğal olan radyoaktiften 5 kat yüksek radyoaktivitenin olduğu tespit edilmiş durumda. Ayrıca daha detaylı inceleme yapılması gerektiği vurgulanmış. Bunun yanında, rafineri görevi gören gemilerde, doğal radyoaktivitenin yüksek olacağının net bir şekilde vurgulandığını biliyoruz' diye konuştu.2 MİLYON METRE BORU SİSTEMİYıllardır ham petrolün işlendiği gemide tahminlerine göre yaklaşık 2 milyon metre uzunluğunda boru hattı olduğunu ve bu boruların içinin de petrol atığıyla kaplı olduğunu dile getiren Bozoğlu, “Bu geminin 1979 yılında denize çıktığını biliyoruz. Yıllardır petrolü işleyen geminin içinde, tahminimize göre 2 milyon metre uzunluğunda boru sistemi olduğunu ve bunun içinde de petrol atıklarının olduğunu biliyoruz. Bu bilgiler ışığında biz daha önce yetkililerden bu konuda önlem almalarıyla ilgili uyarıda bulunmuştuk. Ancak şu ana kadar ilgili kurumlardan hiçbir açıklama yapılmadı. Biraz önce Aliağa'da Liman Başkanlığı'nı ziyaret ettik ve bilgi almaya çalıştık. Fakat kendilerinde de geminin detaylarına, içinde ne olduğuna dair bilgilerinin bulunmadığını, geminin buraya gelmesinin ardından inceleme yapılacağını ifade ettiler. Bu, Türkiye'nin en büyük problemidir. Türkiye'nin havasını, suyunu, toprağını risk altına alan bir geminin Türkiye'ye yanaşmasına dair, yöneticisinin, bakanının, il müdürünün bu konuda hiçbir bilgisinin olmadığını net bir şekilde göstermektedir. 'Gemi bizim karasularımıza girdikten sonra bu gemide inceleme yapacağız' demek bilim dışıdır. O yüzden bu gemi buraya gelmeden önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı'nın detaylı bilgisinin olması gerekirdi. Gemiyle ilgili 3 kurumdan yazı alındığı söylendi, bunlardan biri şu anda Aliağa'da görev yapan işletmelerden oluşan bir derneğin paydaşıdır, yani 'Al gülüm ver gülüm' olayıyla karşı karşıyayız. Bu raporu hazırladığı iddia edilen ki ortaya henüz rapor konmuş değil, bu kurumda buradaki derneğin partneridir. Bunun yanında Angola'daki ilgili bakanlıktan tehlikeli atıkla radyoaktiviteye dair yazı aldıklarını söylüyorlar, Angola devletinin radyoaktivite ve tehlikeli atıklara dair nasıl bir bilgi birikimi olduğu konusunda bizim şüphelerimiz var. Elimizde, bu geminin ihalesine yönelik bir sözleşme var' dedi.ÇIKAN RADYOAKTİVİTE ANGOLA'YA GÖNDERİLECEKTürkiye'deki yetkililerle Angola hükümet yetkilileri arasında bir sözleşme yapıldığından söz edildiğini aktaran Bozoğlu, “Bu sözleşmenin 8. maddesinde net bir şekilde şu söyleniyor, doğal yollarla oluşmuş radyoaktivitenin yüksek olabilme ihtimalinden bahsediyor. Angola hükümeti ile Türkiye'deki yetkililer arasında, bir anlaşma yapılarak bu çıkan radyoaktivitenin Angola'ya gönderileceğine dair, sözleşmede belirtmişler' diye konuştu.TONU 250 DOLARA ALINMIŞSöküm aşamasına gelen bir geminin normalde tonunun 500 dolardan alındığını ancak bu geminin tonunun 250 dolardan alındığını belirten Bozoğlu şunları kaydetti;“Normalde Bangladeş ve Hindistan gibi ülkelerde, gemi söküm işlemleri gerçekleştiriliyor. Bu ülkeler gemiyi alırken, gemi sahibine, tonuna yaklaşık 500 dolar veriyor. Türkiye'ye gelen bu geminin tonuna yaklaşık 250 dolar verilmiş. Siz bir gemi satıcısı olarak, Hindistan'a bu gemiyi satmak varken, daha fazla para kazanmak varken, neden Türkiye'ye daha ucuz bir şekilde sattınız? Bizim derdimiz, Türkiye'nin suyu, toprağı ve işçi kardeşlerimizin sağlığıdır. Gemi içindeki atıklar, parlayıcı ve yanıcı etkiye sahip, buradaki işçi kardeşlerimiz çalışma yaparken ölüm riskiyle karşı karşıya kalabilirler. Bu endişelerimizden dolayı, apar topar açıklama yapılıp konunun üzerinin örtülmesini doğru bulmuyoruz. Biz Aliağa'da tiyatro oynattırmayacağız. Aliağa'ya gelen geminin temizlenmiş belirli noktalarının üzerine çıkıp, 'Burada bir problem yok' açıklaması bizi tatmin etmeyecek. 'Otopan' adlı gemi, Türkiye'nin önemli bir örneğidir. Türkiye'nin sularında batırılan gemiler, önemli örneklerdir. Umarız, bizim söylediklerimiz doğru çıkmaz, umarız atık yoktur ve radyoaktivite oranı yüksek değildir. Ama bunu bir şekilde ispatlamak adına yapılacak şeyler var. Gemi zaten Türkiye'ye gelmeden önce bu bilginin gelmiş olması gerekiyordu. Gemi, limana yanaşmadan, uzak bir noktada, durdurulup, bağımsız kurumlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın yetkilileri tarafından inceleme yapılması, numune alınması gerekiyor. Mobil cihazlarla yapılan ölçüm bizi tatmin etmez. Bu süre de bir iki saat sürmez, ortalama 60 gün boyunca incelemelerin sürmesi gerekiyor. Gemi karaya çıktıktan sonra geri gönderilmesi biraz daha zorlaşıyor. Çünkü artık atık oluyor. Aslında şu an bile bu bir atık, bunu çeken Uranüs adında bir gemi var. Buraya bıraktıktan sonra gidecek. Gemide tehlikeli bir durum çıkarsa Angola'ya gönderecekleri yönünde söz veriyorlar. Biz de bu sözü güvenmek istiyoruz. Gemide inceleme yapmak için talebimiz olacak, eğer verilmezse hukuki süreç devam edecek.'
Reklam