onedio
İlginç Babalar Günü Hediyesi
Siz de ' Yıl olmuş 2014, babalar gününde babama kravat-parfüm vb. sıradan hediyeler mi alacağım! ' diye isyanlarda olanlardan mısınız? Ee siz de haklısınız tabii ki. Özel günlerde ( gerek anneler günü olsun gerek babalar günü) alınan hediyelerin paketinden bile ne olduğunu tahmin edebiliyorsunuz. Genelde ya ayakkabı alınıyor ya parfüm yahut annelere çanta.. Ama siz babanıza alacağınız hediyenin, babanızın daha önce karşılaşmadığı ve ona daha önce yaşamadığı bir heyecanı yaşatacak farklılıkta olmasını istiyorsanız hediye tavsiyelerimizi es geçmeyin deriz. Size sıradan bir şefkat göstermeyen babanıza babalar günü hediyesi olarak neden sıradan bir hediye veresiniz ki öyle değil mi ama? O zaman bu sene babanızı şaşırtacak hediye arayışına başlayın ve önerilerimizi incelemeye koyulun :)
'Alevi Vatandaşlarımızı Sağdan  Soldan Toplayıp Soma'ya Götürdüler'
Partisinin grup toplantısında BDP'ye çağrıda bulunan Erdoğan 'Bu annelerin yavrularını gidip alın bakalım. Adreslerini gayet iyi biliyorsunuz' dedi. Partisinin haftalık grup toplantısında partililere seslenen Başbakan Erdoğan, Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kazanan Nuri Bilge Ceylan'ı kutlayarak konuşmasına başladı. PARTİ GRUBUNDAN BDP'YE SESLENDİ Konuşmasında muhalefete yönelik eleştirilerde bulunan Başbakan Erdoğan, çocukları PKK tarafından kaçırılan annelerin eylemine de değindi. Bunun için BDP'ye çağrıda bulunan Erdoğan 'AK Parti grubundan önemli bir mesaj daha veriyorum. Buradan BDP'ye yeni adıyla HDP'ye çağrı yapıyorum. Ey BDP siz nerdesiniz. Zaman zaman gidip alıp geliyorsunuz ya. Bu annelerin yavrularını da alıp gelin bakalım. Bunların da adreslerini gayet iyi biliyorsunuz. Alıp geleceksiniz. Alıp gelmediğiniz takdirde bizim de B planımız C planımız devreye girer. Bunu da çok açık söylüyorum' dedi. Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları; Fransa'dan Cannes Film Festivali'nde büyük ödülü kazanan yönetmenimiz Nuri Bilge Ceylan'la gurur duyduk. Telefonla arayıp kendisin kutladım. Mavi Marmara gemisainde yaralı olan ve geçtiğmiz gün şehit olan kardeşimize Allah'tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum. 'İKİ MESELE DEVAMLI KAŞINDI' Okmeydanı'nda çıkan olaylarda hayatının kaybeden Kurt'un babasını aradım başsağlığı diledim. Olaylarda yaralanan polislerimizi de arayıp geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Kürt ve Alevi vatandaşlarımız üzerinden iki mesele devamlı kaşındı. Bu ülkenin asli unsur olan savaşlarda ve kuruluşumuzda yer alan Kürt kardeşlerimize bize kadar red, asimilasyon ve inkar politikaları uygulandı. 'HİÇ KONUŞTUĞUNU GÖRDÜNÜZ MÜ?' Alevi kardeşlerimizin varlıkları inkar edildi görmezden gelindi. Ağır tahrikler yapıldı. Dersim'de 100'lerce Alevi vatandaşımız katledildi binlercesi tehcire zorlandı. CHP'nin dününde bugününde Dersim'e karşı duran gördünüz mü? Şu anda ana muhalefetin genel müdürü Dersimli değil mi? Hiç konuştuğunu gördünüz mü? Konuşamaz çünkü o işin faili CHP... Sonu acı biten elim hadiseler yaşadık. Komplo teorilerinin kolaycılığına asla sığınmadık. Dışardan düşman arayarak içimizdeki meseleleri inkar yoluna asla gitmedik. Biz 100 yıllık meselelerin farkında olduk ve mevcut sorunların içerdeki nedenlerinin de farkında olduk. Dışardan yapılan tahrikleri provokasyonları gözardı da edemeyiz. 'KARANLIK ELLER İŞBİRLİĞİ YAPTI' Türkiye enerjisini kalkınma için seferber ettiği her dönemde ya teröre maruz kaldı ya da darbelere maruz kaldı. İçerde ve dışarda bir takım karanlık eller işbirliği yaptılar. Japonya 2. Dünya savaşında yenildiği halde nasıl dünyanın en büyük ekonomisi oldu. Avrupa'nın hemen her ülkesi çok ağır bedel ödediği halde nasıl bu noktaya geldi. Ki bunların en önemlisi Almanya. 2. Dünya Savaşı'nda taş üstünde taş kalmayacak hale gelmişti. Bugünse Avrupa'nın birincisi dünyanın da en önemli ekonomisi haline geldi. Kıbrıs haricinde fiili savaşımız yok. 100 yıldır barış içinde bir ülke olmamıza rağmen kalkınma yarışına biz neden bu kadar geç katıldık. Bu soruyu sormamız lazım. Çünkü enerjimizi hep başka yere harcadık. İçerde neredeyse 35 yıl oldu terörle mücadele eden bir Türkiye var. Çok daha enteresan. Bir başörtü meselesini bu ülke 40 yıl tartışmak zorunda bırakıldı. 40 yıl boyunca üniversite denildiğinde akla bilim değil eğitim değil özgürlük değil başörtüsü yasağı geldi. Yazık değil mi arkadaşlar? Bu ülke bunu hak ediyor mu? Bu yasağı koyanlar uygulayanlar savunanlar bu ülkeye yazık etmediler mi? 'CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK BAŞARILARINA İMZA ATILDI' İnsanlar anadilini öğrenirse ülke bölünür diye toplumu korkuttular. Biz engelleri kaldırdık hamdolsun bu ülke bölünmedi tam tersine daha da güçlendi. Bu yasakları savunanlar bu ülkeye yazık etmediler mi? Bizi millet olarak anlamsız tartışmalarla anlamsız yasaklarla sanal gündemlerle on yıllarca oyaladılar. Defalarca hatırlattım. Yine hatırlatıyorum. Mayıs ayındayız. Geçen 28 Mayıs'ta Türkiye nasıl bir konumdaydı? Tarihin en büyük ekonomik krizini Türkiye başarıyla geri bırakmış, en büyük ekonomiler daralırken yüzde 1-2 oranlarında büyürken, Türkiye yüzde 4-5 büyümüş. Halk oylaması yapılmış demokrasi güç kazanmış. 2011 de genel seçim yapılmış istikrar güç kazanmış. Çözüm sürecinde önemli aşamaya gelinmiş nevruz huzur içinde kutlanmış acı haberler gelmiyor. O günlerde batıdakilerin koşarak doğuya gidip kucaklaştıklarını görüyorduk. İşadamları yeni yatırımlara hazırlanıyordu. Önümüzde engel yoktu. İşte 2013'ün mayıs ayında cumhuriyet tarihimizin en büyük başarılarına imza atıldı. Borsa rekor kırıyor, MB rezervi 135 milyar dolara ulaşıp rekor kırıyor. 14 Mayıs'ta IMF'ye borç sıfırlanıyor. Nükleer enerji için imzalar atılıyor. 3. havalimanı için ihale yapılıyor. Böyle bir dönemde 77 milyon hep birlikte 2023 hedeflerine yürüyoruz. Ama sonra bir şey oluyor. İstanbul'da Gezi Parkı'nda başlayan eylemler. Neymiş? Ağaçlar sökülüyormuş. 12 tane ağaç bir yere nakledilecek. Bu istismar edilerek dalga dalga ülke geneline yaydılar. Düğmeye bir yerden basılıyor ülkede legal illegal örgütler işbirliği yaparak huzuru bozacak bir noktaya ulaştırıyor. O kadar hazırlıklı bir saldırı ki aynı anda huzur istikrar demokrasi ve ekonomi hedef alınıyor. Borsa geriliyor faiz yükseliyor. Yurt dışında Türkiye aleyhine kampanyalar başlıyor. Tüketmeyin ekonomi dursun çağrısı yapılıyor. Her gün sokaklarda şiddet ve vandallık. Dünyaya sanki Türkiye'nin genelinde bir terör esiyor gibi servis ediliyor. 'TEK GEREKÇELERİ 12 TANE AĞAÇ' Yandaş medyaları her türlü yalanı yazarak sosyal medyada ve yazılı görsel medyada insanları sokağa dökmek için elinden geleni yapıyor. Malum işverenler sorumsuzca açıklama yapıyor. Türkiye hem içerden hem dışardan saldırıya maruz kalıyor. O malum işverenler ve işveren örgütleri vesaire, diğer işçi örgütleri, memur örgütleri, el birliğiyle sanki bütün olayların adeta sorumlusu olarak da bizi göstermeye gayret ediyor. Ortada bişey yok. Tek gerekçeleri 12 tane ağaç. Buradan başka yere taşıyorlar. Ama hamdolsun dik durduk, sağlam durduk, eğilmedik bükülmedik ve bu saldırıları bertaraf ettik. Gezi'de sonuç alamayınca 17-25 Aralık'ta saldırdılar. Milli iradeyi hedef aldılar. 30 Mart'ta Milli irade tecelli etti ve darbe heveslilerine en güzel cevabı sandıkta verdik.   'ALMAN YÖNETİMİ TEDBİRLERİ İYİ ALMIŞTI' Şimdi yeni bir meseleyle tahrik için çaba içerisindeler. Alevi vatandaşlar üzerinden kendi hesaplarını görmek isteyenler bu konuyu elverişli bir vasıta olarak görenler yeniden harekete geçtiler. Bir süredir bunun provaları zaten yapılıyor. Bildiğiniz gibi bu haftasonu Almanya'daydık. Almanya'da aynı gün bizi oradaki toplantımızın yapıldığı o muhteşem salonun yakınından bir nehir geçiyor nehrin karşı tarafında da oradaki Alisiz Alevilere orada miting yapma izni veriyorlar. Dert? Bizim yaptığımız veya yapacağımız o toplantıyı adeta acaba nasıl sabote ederiz bunun gayreti içinde. Bütün bunlara rağmen Alman yönetimi orada tedbirlerini iyi almıştı. Gerçi aynı anda bizim toplantımızın olduğu bölgeye yakın 5 ana merkezde o gün bize karşı gruplar toplantı yaptılar. 'EN SON OKMEYDANI'NDA DENEDİLER' Alınan güvenlik önlemleri başarılı olduğu için hiçbiri arzusuna kavuşamadı. Biz de orada gerçekten Almanya'daki kardeşlerimizle muhteşem bir buluşmayı gerçekleştirdik. Türkiye'de Alevi vatandaşlarımızın kapılarına işaretler kondu. Reyhanlı'da bunu denediler, Hatay'da bunu denediler. Malatya'da denediler. 1 Mayıs olaylarında denediler. CHP milletvekilleri bizzat bu işte yer aldı. En son Okmeydanı'nda denediler. Merhumun kızkardeşini duydunuz. Ne diyor? 'Eğer siz bu eylemleri yapmasaydınız kardeşim ölmeyecekti' dedi. Vaka bu... Uğur'un GBT'sinde en ufak olumsuz bir şey yok. Sadece Cemevi'ne gidiyor. Orada maalesef böyle bir olayla karşı karşıya kalıyor. 'YUNAN YÖNETİMİ BUNLARA BİR DARBE İNDİRDİ' Biz bu bayat senaryoların dışarda yazıldığını söylediğimizde birileri bizimle istihza ediyor. Okmeydanı'ndaki eli kanlı terör örgütünün dışardan desteklenmediğini söyleyecek olan var mı? Yerli bir örgüt olduğuna inanan var mı? Nerelerden beslendiğini hepimiz biliyoruz. Biliyorsunuz DHKP-C terör örgütünün kampları Yunanistan'daydı. O kamplarda eğitim alarak Türkiye'ye girenleri gördük. En son Yunan yönetimi bunlara bir darbe indirdi. Acaba sıfırladılar mı bilmiyoruz. Kimlerin bunlara kamp verdiğini lojistik sağladığını gayet iyi biliyoruz. Başta Tunceli milletvekili olmak üzere CHP milletvekilleri o örgütün üyesi gibi çalışıyor. Türkiye milletvekili gibi değil zalim Suriye diktatörünün temsilcisi gibi davranan vekillere kimse bir şey demiyor. Hatay'da bazı CHP'lilerin vekil yakınlarının saldırıya karıştıklarını belgeleriyle ortaya koyduk. CHP Alevi vatandaşlarımızın duygularını istismar etmekten, tahrik etmekten, onlar üzerinden çatışma senaryolarını beslemekten başka bir şey yapmamıştır. Faili oldukları Dersim olaylarıyla aradan 80 yıl geçmesine rağmen yüzleşemediler. 'SORUNLAR TEK TEK ORTADAN KALKIYOR' Alevi vatandaşlarımız için duygu istismarı haricinde hiçbir şey ortaya koyamadılar. CHP sadece tahrik eder duyguları istismar eder. Biz ise 12 yılda defalarca adım attık, reform yaptık. Daha fazlasını da yapacağız. Normalleştikçe ülkemiz on yıllardır devam eden sorunlar tek tek ortadan kalkıyor. Hızır paşalar asırlar öncesinde kaldı. Başka yerlerden medet arama dönemleri de asırlar öncesinde kaldı. Kimin ne derdi varsa o bizim meselemiz. Aradan eli kanlı örgütler çekildiğinde istismarcılar çekildiğinde inanın her mesele çözülecektir. Birileri yarayı derinleştirirken biz yaralara şifa olmanın samimi mücadelesi içindeyiz. Alevi vatandaşlarımızın da bunlardan rahatsız olduğunu biliyorum. Alevi vatandaşlarımız lütfen aradaki istismarcılara prim vermesinler. 'BU DEFA SOMA'YI KARIŞTIRACAKLAR' Polisle çatışarak hiçbir meselenin çözülemeyeceğini yaranın dahi şifa bulamayacağını bilmeleri lazım. Halktan silah isteyen bir zihniyet Türkiye'nin milletin özellikle de Alevi vatandaşların iyiliğini düşünüyor olabilirler mi? Soma'da Alevi vatandaşlarımızı sağdan soldan toparlayıp Soma'ya götürüyorlar. Niye? Bu defa Somayı karıştıracaklar. Çıkmış Barolar birliğinde konuşuyor. Başbakan cam çerçevenin derdindeymiş. Sadece onu konuşmuyoruz. Ölen yaralananları da konuşuyoruz. Bilesin ki o cam çerçeveler bir bütünün parçasıdır. Fakat belki de dünyada yalanı bu adam kadar mahir kullanan bir ikinci kişiyi bulamazsınız. Ya bunun eğitimini bir yerde özel olarak aldı veya genlerinde var. Böyle birisi. AŞIK VEYSEL'İN DİZELERİYLE SESLENDİ Bizim derdimiz var. Biz 77 milyonun huzuru için çalışıyoruz. Ama bu ve benzeri kişilerin böyle bir derdi yok. Onlar terör üzerinden anarşi üzerinden kırıp dökme üzerinden rant elde etmeye çalışır. İstismarcıları elimizin tersiyle ittiğimizde yüz yüze görüştüğümüzde inanın aramızda hiçbir fark olmadığını tekrar göreceksiniz. Merhum Aşık Veysel de onu söylüyor. 'Yezit nedir, ne kızılbaş. Değil miyiz hep bir kardaş. Bizi yakar bizim ataş. Söndürmektir tek çaresi.' Bunu birlikte söndüreceğiz. Bu aziz millet hiçbir zaman Alevi -Sünni çatışmalarına prim vermedi. Tahriklere rağmen bu millet oyuna gelmedi. Sadece oyuna gelmemek yetmez. Biz yeni Burakcan'ların terörize edilen terörün içine sokulan yeni Berkinlerin, Okmeydanı'nda ölen Umutların Ayhanların ölmesine tahammül gösteremeyiz. Hacı Bektaş, 'Bir olmak iri olmak diri olmak' 77 milyon kardeş olmak için hepimiz hassasiyet göstereceğiz. Bu topraklar Hz: Peygamber Hz Ali Hz. Hasan Hüseyin sevgisiyle yoğrulmuştur. Bu topraklarda fitne filizlenemez. Allah'ın izniyle inşallah hiçbir zaman da filizlenmeyecektir. 'BURADAN BDP'YE ÇAĞRI YAPIYORUM' AK Parti grubundan önemli bir mesaj daha veriyorum. Buradan BDP'ye yeni adıyla HDP'ye çağrı yapıyorum. Diyarbakır belediyesi önünde dağa kaçırılan çocukları için eylem yapan anneleri babaları yürekten selamlıyorum. 'BU ANNELERİN YAVRULARINI ALIP GELİN BAKALIM' Çocukları dağa kaçırılan anne babaların bu feryadını Türkiye ve dünya medyası görsün. Neredesin dünya medyası. Galatasaray lisesinin önünde gelip oturanları yazardınız görüntülerdiniz. Peki yavruları dağa kaçırılan bu anneleri niye görmüyorsunuz. Türkiye medyası bir kısmı.. Duyarsız kalanlar... Niye görmüyorsunuz. Ey BDP siz nerdesiniz. Zaman zaman gidip alıp geliyorsunuz ya. Bu annelerin yavrularını da alıp gelin bakalım. 'B PLANIMIZ, C PLANIMIZ DEVREYE GİRER' Bunların da adreslerini gayet iyi biliyorsunuz. Alıp geleceksiniz. Alıp gelmediğiniz takdirde bizim de B planımız C planımız devreye girer. Bunu da çok açık söylüyorum. 'ORADA 2 ŞEYİ BİR ARADA YAPTIK' 2004'te UETD adı altında bir sivil toplum örgütü kuruldu. Dönemin şansölyesi sayın Schroder'le hizmet binasını birlikte açmıştık. Kuruluşunun 10. yılında bir etkinlik düzenlendi. Cumartesi Köln'de bu törene katıldık. Köln Arena'da yaklaşık 20 bin vatandaşımızla bir araya geldik. Salonun dışında kalanları bu rakama dahil etmiyorum. Dışardan bunların izlenmesi olayı farklı bir hale getirecekti. Fakat dev ekran kurulmamasına rağmen içerideki heyecan coşku oluşan ambians çok çok farklıydı. Orada iki şeyi bir arada yaptık. Soma'daki kaza sebebiyle etkinlik anma merasimi şeklinde yapıldı. Okunan hatmi şerifler aşrı şerifler kasideler ilahiler, orada yine aynı şekilde hocalarımızın gerçekten çift hocamızın birlikte okuduğu ezan o arenadaki havayı farklı bir heyecana farklı bir hem orada bir sükunet suhulet ama ardından da büyük bir coşkuyu getirdi. Burada diyanet işleri başkan yardımcımız Kamil hocamız dua yaptı. Ardından Başbakan yardımcımız UETD'nin başkanı konuştu. Ardından şahsım tüm katılanlara bir hitabım oldu. 'BEDELİ NE OLURSA OLSUN GİDERİZ' Alman medyasında bazı Alman siyasetçiler nezdinde ziyaretimiz tedirginlik oluşturdu. Alman medyası provoke etmek amacıyla aleni şekilde ırkçı ifadelere başvurdu. Türkiye'deki bazı medya kuruluşlarıyla işbirliği içinde ortak dil kullanarak yapılan saldırıları umursamadık. Bazıları bize oraya gitmeyin dedi. Orada 3 milyon Türk var mı var. Dedik ki biz oraya gideriz. Bunu kimse engelleyemez. Bedeli ne olursa olsun gideriz. 'KULLANDIĞI İFADELER ÇOK ÇİRKİN' Ziyaret öncesinde sayın Merkel'le görüştük. Bölgesel meseleleri de değerlendirdik. Soma kazası nedeniyle taziyelerini iletti. Almanya'da gayet güzel şekilde görüşmelerimizi yaptık ve Köln Arena'da ağırbaşlı kardeşlerimizle buluştuk. Alman medyası ırkçı ayrımcı nefret dolu başlıklarla saldırırken, ziyaretimizin hemen ertesinde yapılan AP seçimi de Avrupa'da yükselen tehdidin güçlü bir sinyalini verdi. Biz artan ırkçılığa vurgu yapıyorduk. Neo nazi cinayetlerine vurgu yapıyorduk. Avrupa Parlamentosu seçim sonuçları kaygılarımızın ne kadar haklı olduğunu ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha teyit etti. Burada tabi bir şeyi söylemek isterim. Sözde bir Türk. Oradaki bir partinin eş başkanı. Kullandığı ifadeler de çok çirkin. Sen nasıl demokratsın, nasıl hürriyetten bahsedersin. Seni Türkiye Başbakan'ının oraya gelmesi nasıl rahatsız eder. Kusura bakma senin Merkel'e ne kadar saygı duyacağını biz biliriz. Ama biz saygıyı yerinde ifade etmesini de biliriz. Ama önce sen kökenin itiberiyle mensubu olduğun ülkenin başbakanına bu şekilde konuşamazsın. Nerede milletvekili olursan ol önce haddini bileceksin. Sadece eşbaşkanlığını yaptığın bir başka bayan vardı. O da zaman zaman bir çok şeyler konuşurdu. Ama sen yaptığın açıklamalarla Türkiye'nin Başbakanının oraya gitmesinin doğru olmayacağını söylüyorsun. Buna senin gücün yetmez önce haddini bil. 'ŞAKASI YOK BU İŞİN' Bu zat diyor ki Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyası burada yapılamaz diyor. Ne diyorsun sen ya. Bir buçuk milyon insan orada oy kullanacak. Yasal çerçevesi neyse o çerçevede yapacak olan kampanyasını yapar. Sen buna engel koyamazsın. Böyle bir yetkin yok. Türkiye'de Almanya için oy kullanacaklar için gelirsin sen de toplantı yaparsın. Mesele farklı. Ama alışacaklar. Şakası yok bu işin. 'BÖYLE BİR GAYRETİN İÇİNE GİRİYORLAR' En son Soma'da uluslararası bir medya kuruluşunun muhabiri olan Türk gazetecinin, iki kadını figüran olarak kullandığını yalan haber yaparak bütün dünyaya servis ettiğini gördük yaşadık. Aslında bu kadınlar başı açık. İkisinin de başalrını örtüyor. Üstü şişhane altı kaval. Sırıtıyor. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. Nedir bu hal? Bununla güya bizim insanımızı farklı gösterecek. Böyle bir gayretin içine giriyorlar. Ama devran değişti. O bu tür bir dezenformasyon suretiyle aleyhte kampanya yapacağını zannederken suç üstü yakalandı. Gezi sırasında 17 Aralık darbe girişiminde bu ve benzer muhabirlerin mesleki onurlarını nasıl çiğnediklerini gördük. Türkiye'nin imajı yalan haberlerle yıpranacak kadar zayıf bir imaj değildir artık. O devir gerilerde kaldı. 'KİMSENİN AZARLAMASINA EYVALLAH DEMEYİZ' Hem bu kürsüde hem de Köln'de söyledim. Türkiye artık eski Türkiye değil. Türkiye 100 yıl önceki gibi Mondros ile Sevr Lozan ile masanın kenarına iliştirilmiş bir ülke asla değildir. Masanın altından zaman zaman zevkle zaman aman ikazla ayakların birbirine tokuşturulduğu dönem değil. Onlar geçti. Köprünün altından çok sular aktı. Bu ülkede sorunları kaşıyarak etnik köken din mezhep yaşam tarzı farklılıklarını tahrik ederek kimsenin operasyon yapmasına müsamaha göstermeyiz. Kimsenin bu devleti azarlamasına eyvallah demeyiz. '15 GÜNDE 14 ÜLKE DOLAŞTIM' Bazıları AB noktasında ne oldu diyor? Bunu diyen köşe yazarlarına sesleniyorum. Biz iktidara geldiğimizde bir fasıl açılmış mıydı? Türkiye müzakerelere oturacak bir ülke dahi değildi. Biz geldik fellik fellik şu kişi o zaman Başbakan dahi değildi. O zaman genel başkandım. 14 ülke dolaştım 15 günde... Buna ABD de dahil: Sayın Bush'la oturduk bunu konuştuk. Ben bir genel başkan olarak konuştum. Başkan Bush'la görüştüm. O zaman 15 üye ülke vardı. 13 tanesini dolaştım. Hepsini ziyaret ederek süratle müzakerelere oturmak için adımları attık. 'BUNA RAĞMEN BİZ SABIRLIYIZ' Hamdolsun Başbakanlık dönemimde de müzakerelerin başlatılması kararını çıkarttık. 14 fasıl var. Hepsi açılmadı. Çünkü Fransa farklı bir tavır koyuyor, Almanya farklı bir tavır koyuyor. 15 üye iken ortada olan müktesebat farklıydı, 25 üye oldu uygulamalar değişti. Bakıyorsunuz AB'ye alınan üyeler uygun oldukları gerekçesiyle değil bir çoğu siyasi kararla alındı. Bu gerçeği de bilelim. Fakat buna rağmen biz sabırlıyız. Dersimize de iyi çalışıyoruz. Bizim bütün kurumsal yapımız AB müktesebatına uygun olarak oluşturuluyor. Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı çok net bir şekilde ortadadır. Yükselen ırkçılık İslamofobi'nin hatta anti semitizmin panzehiri Türkiye'dir. 'ÇÜNKÜ BİZE GELECEK FAYDA ORADADIR' Merkez Bankası bağımsızdır o ayrı konu. Ama MB uygulamaları hakkında yorumda bulunmak da bizim hakkımızdır. Türkiye'de faizden doalyı geri dişimizde hesabını kimse bankaya sormaz. Bize sorar. Biz atmosferi balans etmekle görevliyiz. Onun için de bizim düşüncemiz çok açık net. Bu faiz oranı yüksektir. Bu faiz düşmeli ki Türkiye'de reel yatırım artsın. Bir defa biz sıcak parayla bir ülkenin kalkındığına inanan iktidar değiliz. Kimse bizi bununla aldatmasın. Biz reel yatırım için gelene hoş bakar ve atacakları adımlara da her türlü desteği veririz. Çünkü bize gelecek fayda oradadır. Eğer siz yüksek faizle kredi verirseniz benim ülkemdeki özellikle iç sermaye yerli sermaye yatırım yaparken yapamaz. Yatırımı neyle yapacak. Eğer finansın maliyeti ucuzsa onun yatırım şansı vardır. Yüksekse yatırımı yapmak çok zordur. Daha yatırımı bitiremeden çöker. 27 Mayıs'ın 54 yıla yayılan izlerini tek tek sildik. Silmeye de devam ediyoruz. Darbe ve vesayet özleminde olanlar yine var. Ancak Allah'a hamdolsun ki yaptığımız reformlar sayesinde dik duruşumuz sayesinde milli irade hiç olmadığı kadar güç kazanmıştır. 'HESAP SORACAĞIZ' İnşallah bu darbecilerin hesabını soracağız. Paralel yapıdan da hesap soracağız. Eğer bunun hesabını sormaktan kaçınacak olan bir tane arkadaşım çıkarsa bunun hesabını veremezsiniz. Ne halka ne hakka veremezsiniz. 10 Ağustos'ta Cumhurbaşkanının seçilmesi demokrasinin güç kazanmasına vesile olur. Merhum Menderes ve arkadaşlarını rahmetle anıyor mekanlarının cennet olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. 'İLLEGAL ÖRGÜTLERİN OYUNUNA GELMEYİN' Yarın Ağrı'da vatandaşlarımızla kucaklaşacağız. Seçimlerin tekrarlanacağı il ilçe ve beldelerde 30 Mart'ın daha güçlü bir tekrarını yaşayacağız. Bu arada özellikle yargıyla ilgili Meclis'e gelecek yasamız çok önemli. Şehit yakınlarımızı ve işçi kardeşlerimizle ilgili yasal düzenlemeler yapılıyor. Soma'daki maden işçilerine kömür ocaklarında çalışan kardeşlerime sesleniyorum. Bu CHP'nin bölücü terör örgütü yandaşlarının legal veya illegal örgütlerin oyununa gelmeyin. 'ORADAKİ 301 ŞEHİT BİZİM CANIMIZDIR' Sizi bunlar yalnız bırakır. Bizler bakın yeni düzenlemelerle bir adım atıyoruz. Bunlar nerede kimi acaba sahiplendi? Bunlar sadece tahrik eder. Sizin üzerinizden paye kaparlar. Bu oyuna gelmeyin. Oradaki 301 şehit. Bizim canımızdır. Biz bütün onların ailelerini güvence altına alacak hazırlıklarımızı yaptık yapıyoruz. AFAD'da açtığımız hesap bunun bir adımıdır. Diğer bir çok gelecek vaatler var takipçisiyiz. Bütün bu vaatlerin hepsi birinci derecede şehitlerimize, yaralı kardeşlerimize diğerlerinin bir kısmını da orada çalışan kardeşlerimize vermek suretiyle tüm evlatlarının inşallah geleceğini teminat altına alacak adımı atacağız. haberler.com
Lana Del Rey'den Şarap Açtırmalık Yeni Şarkı
Kim Kardashian ve Kanye West'in düğününde şarkı söyleyen, bununla yetinmeyip Kim'e iki çeyrek altın takan Lana Del Rey'in hafta sonu oldukça yoğun geçmişe benziyor. Ama her şeye rağmen yorgunluk nedir bilmeyen kendisi de sesi de estetik Lana Del Rey, yeni haftaya taze bir başlangıç yapmayı başarıyor. 13 Haziran'da yayınlanacak yeni albümü Ultraviolence'la aramıza tekrar hoş gelecek Lana Del Rey, retro'lu ilk single West Coast'un ardından yeni bir single'la daha karşımızda. Shades Of Cool ismini taşıyan şarkıda bir Lana Del Rey şarkısından bekleyebileceğiniz romantizm ve melankoli fazlasıyla mevcut. Şöyle güzelinden bir kırmızı şarap açın, sevgilinizle şöminenin başına geçin, açın Lana Del Rey - Shades Of Cool'u.Play Tuşu
Hangi Nuri Bilge Ceylan Filmisiniz?
Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kucaklayan Nuri Bilge Ceylan hepimizin gururu oldu, peki siz hangi NBC filmisiniz merak ettiniz mi?
"Erdoğan Kendisini Türkiye'nin Padişahı Zannediyor"
Gazeteci Mehmet Altan: Başbakan, 'Ben artık ustalaştım. Kimseye bir şey sormama gerek yok' dediği an, Türkiye bittiGazeteci Mehmet Altan , Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın Soma faciası sonrası gösterdiği sert tepkiler için, “ Tayyip Erdoğan’ın bireysel kimliği ile tüzel kimliği (Başbakanlığı) arasında ayrım yapabilecek bir donanımı yok. O, kendisini Türkiye’nin padişahı zannediyor! İktidar kendisi için en vazgeçilmeyecek unsur. Yolsuzluk, hukuksuzluk da geri dönülemeyecek noktada olduğu için kendini bir kaplan üstünde hissediyor. Oradan da inemiyor. Her negatif olayı, kendine karşı bir hakaret olarak niteleyip üstünü örtmeye çalışıyor” dedi. Bugün gazetesinden Fatih Vural ’a konuşan Mehmet Altan, Türkiye’deki çalışma koşullarını ve siyasi ortamı anlattı. Fatih Vural’ın söyleşisi şöyle: Türkiye’de her gün 3 işçinin öldüğünü belirten Mehmet Altan, “Ama bizim vicdanımız tek bir insanın ölümünü çığlık için yeterli görmüyor. Bu ülkede cinayet ekonomisi var” diyor. Türkiye’de işçi güvenliği üzerine ısrarla yazan, çok az gazeteciden birisiniz. Bir gün Soma gibi bir facianın geleceğini düşünmüş müydünüz? Soma meselesi, Türkiye’de vicdan eşiğinin nasırlaştığını gösterir. Çünkü Türkiye’de sürekli ve düzenli olarak, her gün 3 işçi ölüyor. Bu insanlar, Almanya’da olsa yaşayacak iken, Türkiye’de yaşayarak ölüyor! Her yüz günde bir, Soma faciasındaki/katliamındaki kadar insan zaten ölüyor. Ama bizim vicdanımız, tek bir insanın ölümünü, çığlık atmak için yeterli görmüyor. Türkiye, Avrupa’daki ölümlü iş kazalarında birinci! Dünyada da Çin’den ve Meksika’dan sonra üçüncü! Onun için Soma benim için bir sürpriz değil. Esenyurt’ta 13 işçi, cayır cayır yandı. Naylon bezler içinde yatırılmamaları gerekiyordu. Unutuldu gitti. Afyonkarahisar’da 25 askerimiz paramparça oldu. Sebebi hâlâ belli değil. Başbakan, “N’olacak, İstanbul’da deprem olsa, 5 milyon kişi ölecek” dedi. Van’da mahkûmlar kilitli kaldığı arabanın içinde yandı. TEDAŞ çalışanları bağıra bağıra boğuldu. Davutpaşa’da ölenler için yönetim soruşturma izni vermedi. İkitelli’de yağmur yağdı, 30 kişi öldü. 8’i araba içinde kapalı kalan, kadındı. İktidar, toplumsal acizlikten doğan negatif fotoğrafları tab etmiyor, unutturmaya çalışıyor. Türkiye’de, ‘cinayet ekonomisi’ var. Nasıl işliyor bu ekonomi? 19 yıldır, madencilerin ölmesini engelleyecek Uluslararası Çalışma Örgütü ’nün 126 No’lu Genelgesi’ni imzalamamak, “Ben bunların öldürülmesinden yanayım” demektir. Neden imzalanmıyor bu genelge? Çünkü bunu imzaladığın an, yapacağın yatırımla, teknolojin yeterli olmadığı için üretkenliğini artıramıyorsun. Soma’da olan, üretkenliğe dayalı ama insan canını korumaya dayalı olmayan bir taşeron sistemidir. Kamuya ait bir madeni, ‘devlet eliyle fert zengin etme’ anlayışıyla birisine veriyorsun. Ne çıkartırsa, alıyorsun. Orası zaten devlet tarafından yeterince kullanılmış. Posasından üretimi artırıyorsun. Birisi zengin ediliyor. O memnun kaldıkça da daha fazla imkân açıyorsun. Herkes bireysel olarak paçasını kurtarmak, sınıf atlamak, saraya ulaşmak derdinde. Böyle olursa, mağdurların trajedileri ilgi alanınıza girer mi? Türkiye’de 19 milyon araç var. 5 milyonu muayeneden geçmemiş. Canlı cenazeler halinde dolaşıyoruz. İnsana değer vermeyen toplumlarda bunlar konuşulmaz. Taşeronluk sistemi neden bu kadar yaygınlaştı? İki nedeni var. Birincisi, imalat sanayi, yani gerçek işçi sınıfı, yani proletarya, tarih sahnesinden çekiliyor. Tüm dünya ortalamasında, fiili proletarya oranı, yüzde 16. ABD’de yüzde 12. Nasıl ki Sanayi Devrimi’nde köylülük eski gücünü kaybettiyse; Sanayi Sonrası Toplum’da da işçi sınıfı ağırlığını kaybetti. Milyarlarca işçiyi, yeni hayata taşımak çok güç. Türkiye de 25 yaş üstü nüfusun 6 buçuk yıl okuduğu, mesleksiz bir toplum. 23-24 milyon insan çalışıyor. Yüzde 60’ının mesleği yok. Hayata karşı donanımlı olmadığın vakit, üç kuruşa, hayatını riske ederek taşeronluk sistemine dâhil oluyorsun. Veriler bu kadar sorunluyken, ‘orta sınıf büyüyor’ açıklamaları, bir illüzyon mu? Türkiye’nin sosyolojik yapısı, Batılı analizlere uymaz. Marksizm’e de uymaz. Burası temelde köylü ve esnaf memleketidir. Sendikalı işçi sayısı bir milyonun altında. Köylü nüfusun oranı hâlâ yüzde 20’lerde. AB’de yüzde 4’te. Bizde ağırlıklı bir esnaf grubu var. Türkiye sosyolojik olarak normalleşiyor, nispi olarak modernleşiyor ama orta sınıfların geliştiğini söyleyecek kadar zenginleşmedik. Üretimimizde de böyle bir değişiklik olmadı. Türkiye’de 53 bin ihracatçı şirket var. Sadece 178’i ileri düzeyde AR-GE ürünlerini ihraç ediyor. 21 milyon yoksul var, Türkiye’de. Bu faciayla, Soma gibi yoksullukla boğuşan bölgelerle de yüzleştik. İşçiler borç batağında. En büyük korkuları işsizlik. Tek bir üretim biçiminden yaşam çıkaran yerlerin hakikati çok farklıdır. Çünkü buralar, devletle ilişkilerden para kazanan muazzam adaletsiz ve gaddar bir yapının gerçekleri gizlediği, çığlık atma aşamasındaki çok fazla insanın bunu yapamadığı yerlerdir. Buralarda devletin üretimden çekilmesi, gaddarlığı daha da mı artırıyor? İstatistikler onu gösteriyor. 2004 yılından itibaren, madenlerdeki iş kazaları dört kat arttı. Hayat ve iş bulmak zorlaştı. Göç hızlandı. Madenlerde, tersanelerde ölen insanların birçoğu göç edenler. Hayata tutunamayanların iyice yok sayıldığı bir yapı. Hayata insan üzerinden değil, üretimin niceliği üzerinden bakan vahşi bir dönem yaşıyoruz. Bu dönem, ‘müteahhitlerin altın yılları’ olarak tarihe geçecektir. Türkiye ekonomisinde olumlu verilerin şişirilmesinde, inşaat sektörü nasıl kullanılıyor? Bir kere, topraktan sermaye birikimi yapılıyor. Düşünün ki, ‘kupon arazi’ lafını ilk kez bir başbakanın ağzından duyuyoruz. “Toprağı değerli kılıp, buradan bir sermaye birikimi yapalım. Yeni bir zenginlik oluşturup, bunu paylaşalım” dediğiniz zaman, o toprağın izin verdiği kadar bir toplum geliştirebilirsiniz! İnşaatın KDV’si yüzde 1. Sağlık ve eğitimin yüzde 8. Çok değerli bir yer aldınız. 4 yıl içinde 10 misli değerlendi. Sattığınız vakit, vergi vermiyorsunuz. Üretken olmayan bir yatırıma sermaye gidiyor. Kazandığınız para da vergilenmiyor. Toprak rantıyla suni bir zenginlik oluşuyor. Siyaseti, müteahhitler finanse ediyor. Siyasal iktidar da ‘havuz’ dedikleri yapıyla, müteahhitleri finanse ediyor. Al gülüm-ver gülüm! Bu, bir dokunulmazlığı da beraberinde getiriyor mu? AK Parti döneminin en imtiyazlı sınıfı, müteahhitlerdir. Bütün yasalar lehinedir. Kentsel dönüşüm yasalarını inceleyin; müteahhitlerin, ‘özel mülkiyet hakkı’na zarar verecek hakları olduğunu görürsünüz. Tayyip Erdoğan’ın Soma’da bu kadar öfkelenmesini neye bağladınız? Tayyip Erdoğan’ın bireysel kimliği ile tüzel kimliği (Başbakanlığı) arasında ayrım yapabilecek bir donanımı yok. O, kendisini Türkiye’nin padişahı zannediyor! İktidar kendisi için en vazgeçilmeyecek unsur. Yolsuzluk, hukuksuzluk da geri dönülemeyecek noktada olduğu için kendini bir kaplan üstünde hissediyor. Oradan da inemiyor. Her negatif olayı, kendine karşı bir hakaret olarak niteleyip üstünü örtmeye çalışıyor. Soma’da örtemediği/örtemeyeceği için mi öfkelendi? “Bu işin fıtratında var” deyip ölümleri sıradanlaştırırsanız, Türkiye’deki en büyük kazaları 100 yıl önceki dünya kazalarıyla meşrulaştırmaya kalkarsanız, insanlar sizin vicdanınızdan kuşkuya düşer. 12 yıllık başbakanlığında ilk kez, güvenliği için markete sokuldu. Arabası tekmelendi. “Ben nerede yanlış yapıyorum?” diye düşünebilecek bir hali bile yok. Toplumun isyanı büyüyünce, aradan çekilip, şirketi hedef gösterdiler. Onu da gerektiği gibi sorgulamadan, tıpkı Deniz Feneri ve 17 Aralık gibi, sündürmenin hesabını yapıyorlar. Savcılık, maden sahibi Alp Gürkan için gözaltı istiyor. Mahkeme gerek görmüyor. Bunu nasıl yorumladınız? 25 Aralık’ta, siyasal iktidar, Türkiye’de darbe yaptı. Yargı tamamen çöktü. AKP bile bile Anayasa’ya aykırı bir yasa çıkartıp, HSYK’yı yani yargıyı, yürütmeye bağladı. Anayasayı fiilen çiğnediler çünkü o 6 ay boyunca. Anayasa Mahkemesi’nin kararı geriye yürümediği için, kendilerine uygun bir sistem geliştirerek bütün yolsuzlukların üzerini örtmeye gittiler. İlk defa, polis, mahkeme kararını, hükümetin emriyle dinlemedi. Bir hükümet düşünün ki, 12 yıldır yönettiği devleti ’paralel, çete’ ilan ediyor. Bunları yaparken de, kendisiyle ilgili somut yolsuzluk iddialarıyla ilgili yargı denetiminden kaçıyor. AKP’nin demokratikleşme adımlarına ciddi destek verdiniz. Sizin için ipin koptuğu yer neresiydi? Başbakan, “Ben artık ustalaştım. Kimseye bir şey sormama gerek yok” dediği an, Türkiye bitti. ‘Çırak’ken, ona buna danışıp doğruyu öğreniyordu. Aynı zamanda padişah, halife, diktatör olmak için; burayı ve Ortadoğu’yu yutmayı gözüne kestirdi. Müslüman Kardeşler üstünden “Sünni İslam’ın halifesi”, “Türkiye’nin padişahı”, “otoriter bir diktatör” olabileceği kanaatine kapılıp gitti. Arap Baharı’nı kendi yazına mı çevirmek istedi? “Suriye rejimini çökertirim. Suriye-Mısır üzerinden Müslüman Kardeşler etkisiyle halifelik alanını genişletirim” diye düşündü. Bu savrulmadan önce, Türkiye, İsrail-Suriye arasında arabulucuydu. Bu çıldırmayla birlikte, Suriye’deki mezhep savaşının tarafı oldu. Bunu yaptığınız vakit, kendi içinde bu kadar yaralı bir ülkeyseniz, iç tansiyonu inanılmaz yükseltirsiniz. Alevi-Sünni tansiyonuna tavan yaptırtırsınız. Toplumun bütün sinir uçlarını zonalaştırırınız. Star’dan gönderilmenize dair, Başbakan Erdoğan ve Mustafa Karaalioğlu arasındaki ses kaydını dinlediğinizde şaşırdınız mı? Orada bana zaten bir sansür vardı. TV’ye çıkarmıyorlardı vs… Ama o yazıyı sansür edip, “Yollarımızı ayıralım” diye talimat vereceğine, yazıdan nasiplenseydi, bugünkü haline düşmezdi. Ne diyordunuz o yazıda? “İslam dünyası, dünya üretiminin yüzde 30’unu yapıyor” gibi hiçbir gerçekliği olmayan analizin, başını belaya sokacağını, 13 Ocak 2011 tarihli o yazımda ifade ettim. Yazıyı algılamaya çalışacağına, oralarda yönetici gibi dolaşan birtakım adamlara talimat vermesi, kendisinin çıkmaza doğru yol aldığının resmidir. AKP’den, teorisyeni olduğunuz ‘İkinci Cumhuriyet’i kurmasını bekliyor muydunuz? 57 Müslüman ülke var. Bu da dünya nüfusunun dörtte biri. Ama dünya üretiminin yüzde 10-11’ine sahipler. Bu kadar kalabalık ama bu kadar yoksul olduğunuz vakit, başınız beladan eksik olmuyor. Erdoğan, dünya sitemine entegre olacak, zenginleşecek, saydam, demokrat, çeşitli yaşam biçimlerini barındıracak bir Türkiye kuracak zannettim. Dünyanın beklediği de oydu. Bunu elindeki AB reçetesi ile bir noktaya kadar taşıdı. Ama referandumdan sonra, belki bunun tıbbi nedenleri de vardır, farklı bir yüzü çıktı ortaya. Putin’leşmeye, padişahlaşmaya savruldu. Ülke de ortadan ikiye bölündü. Yerel seçimlerde iki buçuk milyona yakın oy kaybetti. Altı buçuk puan geriledi. Türkiye’nin en yetersiz, en yeteneksiz siyasal iktidarı olma yolunda. “Ergenekon’u ortadan kaldırdım” derken, “Milli ordumuza kumpas kurdular” noktasına geldi. AKP’nin başta mücadele ettiği Kemalizm’le aynı çizgiye geldiğini söylüyorsunuz, yazılarınızda… 12 Eylül rejiminin mevcut Kemalist anlayışının aygıtlarını, kendi lehine kullanmak istedi. MGK’nın olduğu yere ‘ileri demokrasi’ denir mi? Hâlâ YÖK var. ‘Kemalist gençlik’in yerini ‘dindar gençlik’ aldı. Harp okullarıyla övünülürdü, şimdi imam-hatiplerle övünülüyor. Metot ve sistem aynı, içerik farklı. Türkiye, bir şekilde cami ve kışla üzerinden siyasetin sonuna geldi. Bunda sonra ne asker üzerinden, ne de siyasal İslam üzerinden siyaset olur. Öyleyse Türkiye’de yeni bir laik dönem mi başlıyor? Demokratik-laiklik, yani askerin korumadığı bir laiklik, bahsettiğim. Bir toplumun laik olması için, laiklikten çıkarı olması lazım. Zengin olmayan bir ülkede laiklik yürümez. Laiklik, toplumsal yaşamın zenginleştiği, kentlileştiği, para harcama imkânlarının yükseldiği yerde ortaya çıkar. Birinci Cumhuriyet’te, cami-kışlayı aşan, demokrasi olmadan rejimin ve toplumun ayakta kalamayacağı bir noktaya geldik. Hem ‘din’ diyeceksiniz, hem de bu kadar yolsuzluğa, hukuksuzluğa, ikiyüzlülüğe, çifte standarda bulaşıp kirleneceksiniz! En mağdur olanlar, gerçek inananlar! AKP, muhafazakârların kendi içinde yaşadığı sınavı da başlattı öyleyse? Elbette. Samimi dindarların hepsi olup biteni görüyor. ‘Paralel’ sözünün doğru olmadığını, o tape’lerin hepsinin doğru olduğunu ve üsluplarının yakışıksız olduğunu biliyor. Toplum, huzur ve refah arıyor. Bu anlayışla, huzur ve refah gelmez. Bu bizi korkunç yerlere götürür. Dün şikâyet ettiği şeyleri bugün misliyle yapan bir siyasi iktidar var. Bu da Türkiye’yi belaya götürüyor. AKP’nin olası bir bitişi, Türkiye’de siyasal İslam’ın da mı bitişi olur? Bütün bu olup bitenden sonra, dini istismar ederek siyaset yapmak isteyenler, çok büyük oy alır mı sence? Kartlar yeniden karılıyor. 2. Cumhuriyet için gerekli gördüğünüz toplumsal mutabakat çıkar mı bu karşıtlıktan? İnşallah büyük bir fatura ödemeden gerçek demokrasi noktasına geliriz. Büyük bir karanlık dönemden sonra da oraya varabiliriz; ama varacağımız yer orasıdır. Benim bütün çabam, büyük bir acı çekmeden, kan ve gözyaşı dökmeden oraya varmamızdır. Kürtler’in -çözüm için AKP ile kurdukları ilişkiye dayanarak- bu toplumsal mutabakatta yer alacağı düşüncesine mesafelisiniz… Şu anki fotoğrafa göre konuşuyorum. Bu fotoğraf doğru ve kalıcı ise demokrasiyi tercih etmeyeceklerini söyledim. Çok gocunup alındılar. Hâlâ anadilini rahatça konuşamayan, rejimin yok saydığı, acılı bir halktan söz ediyoruz. Bu acıların dinmesi, Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesiyle mümkündür. Uludere’yi aydınlatmayan, o olayda medyaya 36 saat sansür uygulayan, 301 kişinin ölümüne ‘fıtrat’ diyen, hoşuna gitmeyen yazarın patronuna seslenip ‘Bunu atın’ diyen, yolsuzluğu çıkmasın diye yargı darbesi yapan birisinin kalıcı bir barış getirmesi, bana mümkün gözükmüyor. Kürdistan’daki beklenti o kadar yükseliyor ki, Allah korusun, Türkiye bugünleri arayabilir! Bu toplumun acılarını Meclis’e taşımayacaksınız, devleti demokratikleştirmeyeceksiniz, seçim hesaplarınızın kurbanı haline getireceksiniz!.. Batıda faşizm, doğuda özerklik olmaz! Neler döndüğünü bilmediğimiz, hukuksal zemini olmayan bir pazarlık ortamı daha ne kadar devam edecek?T24
Reklam
'Türkiye'de Basın Özgürlüğü Yok Diyenler Teröre Destek Veriyor'
Başbakan Tayyip Erdoğan , Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen Avrupalı Türk Demokratlar Birliği'nin kuruluşunun 10. yıl dönümü etkinliğinde konuştu. 15 bin kişinin katıldığı miting, kent genelinde 20 binden fazla kişi tarafından protesto edildi. Erdoğan, konuşmasında Alman dergisi Der Spiegel'in manşetini ağır bir dille eleştirerek, 'Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu, nasıl biliyorsa cehennemin yolunu, anlamak mümkün değildi' dedi. 'Polis öldürmek, bekçi öldürmek, askere kurşun sıkmak, evrakta sahtecilik yapmak, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür?' diyen Erdoğan, 'Türkiye’de basın özgür değil söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar' ifadesini kullandı. Erdoğan, 'Almanya belki 'Cehenneme git Erdoğan' tarzı ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir kez görüyor. Türkiye, her gün böyle manşetlerin atıldığı bir ülke' diye konuştu. Erdoğan’ın açıklamasının satırbaşları şöyle Sevgili kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti’nin Almanya Federal Cumhuriyeti’nin değerli vatandaşları, değerli katılımcılar, hanımefendiler, beyefendiler, sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun. Üzerimdeki bir emaneti bugün bir kez daha sizlere, emanetin sahiplerine teslim etmek istiyorum. Evet, Türkiye’nin sizlere selamı var. 77 milyon kardeşinizin sizlere selamı var. Türkiye’deki akrabalarınızın, dostlarınızın, yakınlarınızın sizlere selamı var. Sanmayın ki sadece sizler gurbettesiniz. Sizlerin hasretiyle, özlemiyle, inanın on yıllardır bizler de gurbeti içimizde yaşıyoruz. Sizin hasretiniz kadar bizler de içimizde hasret yaşıyoruz. Yarın, 25 Mayıs’ta vefatının 31. Seneyi devriyesine ulaşacağımız, rahmetle, minnetle bir kez daha hatırladığımız üstat Necip Fazıl ne güzel ifade etmiş: Dağda dolaşırken yakma kandili, Fersiz gözlerimi dağlama gurbet! Ne söylemez, akan suların dili, Sessizlik içinde çağlama gurbet! Titrek parmağınla tutup tığını. Alnıma işleme kırışığını Duvarda, emerek mum ışığını, Bir veremli rengi bağlama gurbet Gül büyütenlere mahsus hevesle, Renk dertlerimi gözümde besle! Yalnız, annem gibi, o ılık sesle, İçimde dövünüp ağlama gurbet!.. Sizler çok büyük çileler çektiniz, çok büyük sıkıntılara maruz kaldınız ama direndiniz. Tahammül ettiniz. Sabrettiniz. Gurbeti kendiniz için sılaya tahvil ettiniz. Şunu bilin ki millet olarak sizlere minnettarız. Millet olarak her birinize tek tek müteşekkiriz. Milletçe her birinizle gurur duyuyor, her birinizle iftihar ediyoruz. İşte bugün, bir kez daha sabrınız için, dirayetiniz için, ahde vefanız için, şahsım, ülkem ve milletim için sizlere gerçekten teşekkür ediyorum. Emeğinizle, alın terinizle, vakarınızla 50 yılı geride bıraktığınız, geride onur ve gurur dolu bir 50 yıl bıraktığınız için her birinize teşekkür ediyorum. Rabbim sabrınızı tahammülünüzü artırsın, Rabbim hasretinizi hafifletsin. Rabbim sizleri de bizleri de muhafaza eylesin diye dua ediyorum. Kardeşlerim, geçen hafta Salı günü bildiğiniz gibi, Manisamızın Soma ilçesinde elim bir facia yaşadık. 31 canımızı kardeşimizi o elim kazada Hakk’a uğurladı. Bizim Türkiye’de hissettiğimiz acıyı sizler de burada hissettiniz. Bizim kadar, sizin kadar yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimiz bu acıyı paylaştı. Sizlere Soma faciasının ardından verdiğiniz maddi destekler için, özellikle de ettiğiniz dualar için çok çok teşekkür ediyorum. Yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimize, taziyeleri, temennileri, duaları için teşekkür ediyorum. Soma’dan 10 kişilik bir heyet ziyaretime gelmişti, onlarla oturduk, dertleştik. Onlar da madenci, baretleriyle geldiler. Onlarla görüşmemin arkasından, Sayın Şansölye Merkel ile telefon görüşmesi yaptık. Kendisi başsağlığı ve destek mesajlarını iletti. Federal Almanya Cumhuriyeti’ne, hükümetine başta Sayın Merkel olmak üzere tüm Alman makamlarına huzurlarınızda Soma’daki madenlerle geleceğe yönelik ne gibi işbirliği yapabiliriz, bunları konuştuk. Kendisine şükranlarımı ifade ediyorum. Avrupalı Türk Demokratlar Birliği bu organizasyonla hem kendi 10. Kuruluş yıldönümünü kutlarken, bir diğer yandan da bizim değerler silsilemiz içinden gelen bir anlayışla yaklaşım sergiledi. Hatm-i Şerifler indirildi, Kuranı Kerim okundu, dualar edildi, ezanı Muhammedi burada okundu. Rabbim inşallah bunları kabul buyursun. 301 şehidimizin ruhunu muazzez etsin. Bir kez de burada sizlere şu sözü vermek istiyırum. Bu elim kazadaki ihmalleri mutlaka ortaya çıkaracak. Hangi kademede olursa olsun bunun hesabını mutlaka soracağız. Şu anda hem idari hem adli soruşturmalar devam ediyor. Şehitlerimizin bizlere emaneti olan yetimlerine, ailelerine devlet olarak sahip çıkacak, acılarını hafifletmek adına ne gerekiyorsa yapacağız ve yapıyoruz. Şu anda, AFAD adlı kuruluşumuz bu işle ilgili tek merkez olarak görevlendirilmiştir. Bu tür elim hadiselerin yaşanmaması için her türlü tedbiri aldık, alacağız. Almanya’da şehitlerimize rahmet niyaz ediyor, yakınlarına sabır temenni ediyorum. Fakat bir gerçek var. Nedir o? Biz orada bu elim faciayı yaşarken, ülkemizin içerisinde bu ızdırabı duyamayanlar da oldu. Ha bunlar, Türkiye’nin büyük bir yekunu değildi aslında. Bunlar azınlık olan ama buradan nemalanmaya çalışan kesimlerdi, illegal örgütlerdi. Maalesef baktık ki ana muhalefetin bazı milletvekilleri de bunlarla beraber bu eylemlere ortak oluyorlardı. Bununla da kalmadılar, şurada İstanbul Beyoğlu Okmeydanı’nda, Şişli Okmeydanı’nda illegal eylemlere girdiler ve bir gencimiz orada maalesef, o da öldü. Ardından bir gencimiz daha öldü. Ölenlerden bir tanesinin kız kardeşi şöyle diyordu: Siz bu eylemleri yapmasaydınız benim kardeşim ölmeyecekti diyor. Bakıyorsun hemen buraya yansıması olmuş ve bazı bu tür örgütler ve buradaki bir kısım medya ne yazık ki Soma faciasını kendileri için ranta dönüştürmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na farklı şekilde hakaretler ediyorlar. Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu, nasıl biliyorsa cehennemin yolunu, anlamak mümkün değildi. Tabi iş sadece bu değil, ya? İşin manidar olan yanı şu. Ülkemdeki bazı medya ile bunların aralarında koordine olması çok anlamlaydı. Yarın Almanya’da Avrupa Parlamentosu’yla ilgili seçimler var. Oradan oy devşiremezsin. Türkiye’deki Gezi olaylarında hopladınız oturdunuz, 17 Aralık’ta hopladınız oturdunuz, 25 Aralık’ta hopladınız oturdunuz. Benim milletim size en güzel dersi 30 Mart’ta verdi. Demokrasiye inanıyorsak, eğer sandığa inanıyorsak. Sandıktan çıkan neticeye saygı duyuyorsan, Türk milletinin verdiği karara da saygınız olacak. Benim ülkemin halkımın verdiği kararı bir yerlerin onaylamasına ihtiyacımız yok. Biz herhangi bir ülkedeki seçim sebebiyle oralara müdahale noktasına gidiyor muyuz? Dışarıdan izliyoruz, arıyoruz, tebrik ediyoruz. Türk milletinin o sandıklarda çıkardığı neticeye saygı duyacaksınız . Olay bu. Ve Soma’da 301 şehidimizle alakalı bizim içimiz yanıyor, birileri kalkıp buradan suiistimal etmeeye çalışıyor. Aynen benim ülkemdeki gibi. Sizin bu oyunlarınız tutmaz, biz dertliyiz be. Bizim derdimiz var ve biz kardeşlerim bunlar benim o kömür ocaklarına giren kardeşlerime bidon kafalı dediler. Göbeğini kaşıyan adam dediler. Bunlar bir şey bilmez dediler. Ama onlar bir şey bildiklerini anlattılar. Şu anda Tayyip Erdoğan, o kömür ocaklarının havasını bilir. Masada oturarak kömür ocağını tanımadım, kömür ocağını bildim ve kömür ocağının derinliklerinde 4 kilometre, 5 kilometre gittik. Orada kömür çıkardım, çıkardıktan sonra kömür madenindeki kardeşlerimle oturduk orada yemeğimizi de yedik. Ama bunlar, Boğaz’ın sularına bakarak demlenenlerdir. Benim bakanım Soma’da ocaklara girdi. O da girdi, o da orada çalışanlarla beraber iftarını yaptı. Siz kimlerle neyi değerlendiriyorsunuz ya? Batı bunu senin iyi anlaman lazım. Ülkendekiler ne yazarsa yazsın, çizsin 30 Mart’ta cevaplarını aldılar. Bundan sonra da alacaklar. Kardeşlerim, bakın biz burada şu anda hangi merasimi yaptık? Hatimler, Kuranlar, dualarla biz Soma’yı andık. Ama diğerleri maalesef ortalığı terörize etmek suretiyle kan gölüne çevirdiler, iki gencimizi öldürdüler. Batı hala polisimize fatura kesmeye çalışıyor. Molotof kokteyliyle aracın içine Molotof düştü, iki polisimiz yandı. Hala tedavideler. Geçenlerde de Güneydoğu’da bir polisimiz yandı, hala yatıyor. Bütün buı terör eylemlerine karşı ne yapacaktı bizim polisimiz? Gel bizi yak mı diyecekti? Emniyet amirini nasıl dövüyorlar belki televizyonda izlediniz. Bunlar illegal örgütler, toplumu terörize etmeye çalışanlar. Orası semtim, çok iyi bilirim oraları, herhangi bir şey yok. Bunların görevi sürekli terör estirmek. Başaramayacaklar. Bu iş de çözülecek, ama öyle ama böyle. 10 yıl önce Avrupa’da sayıları 6 milyona yaklaşan Türklerin hakları için mücadele etmek üzere, bir çatı örgüt olarak Avrupalı Türk Demokratlar Birliği kuruldu. Genel merkezi dönemin Şansölyesi Sayın Schroder ile birlikte açmıştık. Nefes alıp verdiğimiz her yerde, uyumu savunduk. Uyumlu bir toplum olmak suretiyle geleceğe yürümeyi savunduk. Asimile olmadan, özünde, öz kültüründen, öz dilinden taviz vermeden entegrasyonu teşvik etmeyi savunduk. Entegrasyona devam edeceğiz ama bunu bazı medya unsurları ne yazık ki farklı yerlere çektiler. Bakın, entegrasyon noktasında inanıyorum ki sizler hiçbir zaman zorluk çıkarmadınız. Bundan sonra da çıkarmayacaksınız ama asimilasyon dersek, bu konuda hayır. Ben aynısını söylemiştim, yine aynısını söylüyorum. Çünkü biz dinimizden, dilimizden, kültürümüzden taviz veremeyiz. Değişimden taviz veremeyiz. Sevgili kardeşlerim, 2014’te 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcının 100. Yıldönümünü idrak ediyoruz. Hem Türkiye için hem Almanya için çok büyük anlam ifade ediyor. 1914’te Osmanlı Devleti, Almanya ile 1. Dünya Savaşı’nın tarafı oldu. Bu savaşın ardından Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruldu. Yüzyıllar boyunca aslında Almanya ile kader ortağı olduk. Sadece savaşlarla değil, ekonomi ve kalkınma mücadelesinde Almanya ile yoğun işbirliği yaptık. Şu anda da yapıyoruz. 1960’larda yeniden inşa edilen Almanya’ya Anadolu’dan Trakya’dan gelen kardeşlerimizin mücadelesiyle destek verdik. Şu an karşımda 2. Kuşak, 3. Kuşak var. Sizin babalarınız buralara 60’lı yıllarda geldiler, bu işin temellerini attılar. İşçi vatandaşlarımız burada sadece işçi olarak kalmadılar. 80 bin işletme açtınız. 40 milyar Euro ciroya ulaştınız. 400 bine yakın istihdam sağladınız. Sadece ekonomi değil, siyasette de vazifeler üstlendiniz. Bakan olarak vazife yapan Türkler oldu. Sanatta, sporda, bilimde öne çıkan, çok önemli başarılara imza atan insanlarımız oldu. Buradaki varlığınız, başarılarınız Türkiye’nin Almanya’yla işbirliğine de çok olumlu şekilde yansıdı. İkili ticaret hacmimiz 30 milyar Euro’nun üzerine çıktı. G-20’de Almanya’yla beraberiz. Ve şu anda Türkiye, dünyanın en büyük ekonomileri arasında 17. sırada, şu anda 16’ya doğru tırmanıyoruz. Ve çok daha enteresanı, her yıl 4 milyon Alman turist Türkiye’yi tercih etti, çok sayıda Alman vatandaşı Türkiye’ye yerleşti. NATO’da, AGİT’te, Avrupa Konseyi’nde, Almanya’yla birlikte örnek bir işbirliği sergiliyoruz. AB sürevcinde sizler sayesinde, burada yaşayan vatandaşlarımız sayesinde Almanya’nın çoğunlukla desteğini alıyoruz. Bu ilişkiyi her alanda inşallah çok daha üst seviyeye taşıyacağız. Bizim dedelerimiz, babalarımız, bizler, hep birlikte Türkiye’de çok zor zamanlar yaşadık. Çok büyük acılara maruz kaldık. On yıllarca siyasi tercihlerimiz, beklentilerimiz yok sayıldı. On yıllar boyunca kimliklerimiz, değerlerimiz, inancımız tahkir edildi. Türk dediler, Kürt dediler, Laz dediler, Çerkez dediler, Abaza dediler, Gürcü dediler, Alevi dediler, Sünni dediler, değerlerimiz iyok saydılar. Müteddeyyin dediler, başörtülü dediler, sakallı dediler, namaz kılıyor, oruç tutuyor dediler, maneviyatımızı yok saydılar. Hüngür hüngür okulların kapısında ağlayan anneler bilirim, babalar bilirim. Okulların kapısından kovuldukları gibi üniveristede güvenlik güçleri tarafında başörtüleri başlarından sökülüp alınan yavrularımız ıbilirim. Ne dediler? İşçisin işçi kal, yoksulsun yoksul kal dediler. Senin başörtün var öyle mi? Senden ancak kapıcı olur dediler. Ancak hizmetçi olur dediler. Sen doktor olamazsın, öğretmen olamazsın, herhangi bir kurumda yönetici olamazsın, avukat olamazsın, parlamentoya giremezsin dediler ve biliyorsunuz parlamentoda ne dediler? Unutmayın. “Atın şu kadını dışarı” dediler. Nicelerinin varlığını dahi inkar ettiler, sorunlarını reddettiler, onları asimile etmek istediler. Siyasete yaklaşma, bürokrasiye yaklaşma, sorunlarını dile getirme, mücadele verme dediler. Sandıkta kendi irademizle seçtiğimiz, çok da sevdiğimiz merhum Adnan Menderes’i bir 27 Mayıs günü iktidardan indirdiler, idam ettiler. Kardeşlerim, bu unutulur mu? Adnan Menderes unutulmuyor, Rüştü Zorlu unutulmuyor, Hasan Polatkan unutulmuyor. Ama o kararı verenler unutuldu, onları kimse hatırlamıyor. Ne zaman ki Anadolu’nun milletin sesi yükseldiyse darbe yaptılar. O sesleri susturmak istediler. İktidarları sınırladılar, milli iradeye sınır çizdiler. Ne dediler, sandık her şey değildir diyerek milletin önüne engeller koydular. 12 yıl boyunca, demokrasi için, hukuk için, milli irade için yoğun mücadele verdik. Tüm garipler için, yoksullar için samimi mücadele verdik. Kardeşlerim, güzel ülkemizde darbe senaryoları hazırladılar, hepsini alt üst ettik. Çetelerle tehdit ettiler, boyun eğmedik. Tahrikler, provokasyonlar yaptılar, terörle üzerimize geldiler, geri adım atmadık. Size cumhurbaşkanı seçtirmeyiz dediler. Bildirilerle tehdit ettiler. Millete gittik. Milletten güç aldık ve milli iradeyi Abdullah Gül kardeşimizi seçtirmek suretiyle tecelli ettirdik. Yetmedi, işte geçen yıl Gezi olayları dediler. Ağacı, çevreyi, yeşili bahane ederek, Türkiye’nin istiklaline, büyüyen ekonomisine, birliğine, kardeşliğine kast ettiler. Onlara da eyvallah demedik. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yeşile önem veren bir hükümet ne geldi ne gelir. 17 Aralık’ta yolsuzluk kılıfı altında seçilmiş hükümete darbe yapmak istediler. Geri adım atmadık, Türkiye’yi 30 Mart’ta sağ salim seçime götürdük. Darbe heveslilerine gereken cevabı milletim verdi. Kardeşlerim, bu arada biliyorsunuz, bir de karşımıza bir şey çıktı. Pensilvanya… Pensilvanya’da uluslararası çevrelerin maşası olanlar benim ülkemin istiklaline kast etti, kendi ülkesine ihanet etti. Onlara fırsat tanımadık. Türkiye’de kendisini milletin üzerinde gören, kendi tercihini, yaşam tarzlarını milletin yaşam tarzlarının üzerinde gören, elit, seçkinci bir kesim var. Alışmışlar millete tepeden, kibirle bakmaya. Türkiye’ye millete rağmen, istedikleri gibi rota çizmeye alışmışlar. Bu mütekebbirlere, kibir abidelerine, millete tepeden bakan bu elitlere dur dedik. Bu ülkede biz de varız dedik. Biz milletiz dedik, 77 milyon bu ülkenin sahipleriyiz dedik. En önemlisi de kardeşlik dedik. 12 yıl boyunca tarihi nitelikli reformlar yaptık. Terör meselesini hamdolsun çözüm yoluna koyduk. Başörtüsünü sadece üniversitede değil kamuda dahi özgürlüğüne kavuşturduk. Artık benim başörtülü kızım okuluna gidebiliyor, devlet dairelerinde çalışabiliyor. Zaman zaman dışarıda da böyle kibir abidelerinin olduğunu görüyoruz. Türkiye’ye parmak sallamayı kendisine hak görenler var. Türkiye’nin büyümesini farklı şekillerde engellemeye, yavaşlatmaya çalışanlar var. Onlara da söylüyorum. Türkiye artık eski Türkiye değil. Türkiye o sizin bildiğiniz Türkiye değil artık. Köprünün altından çok sular geçti.” Avrupa'da büüyüme oranlarına bakıyoruz. En büyüğü ilk çeyrekte 0,8 Almanya. Bizim daha kesin olarak açıklanmadı ama görünen o ki en az 4 olacak. Çalışıyoruz be! Durmak yok yola devam dedik. Devam ediyoruz. Hani o Gezi olayları oldu ya işte 14 Mayıs'ta biz ne yaptık IMF'e borcu sıfırladık. Bizden öncekiler borçlandı biz ödedik ödedik sıfırladık. Merkez Bankası'nın kasasında 27. 5 milyar dolar vardı... Şimdi ne var 130 milyar dolar. Şunu da unutmayın Gezi eylemleri olduğunda adeta tavan yapmıştı 135 milyar dolar olmuştu. Düştü tekrar toparlanmaya başladı. Ve faiz neredeydi? % 63 faiz vardı. Tek haneli rakama indirdik. bu olaylarla gene tırmandı gene indirdik. Yüksek faizin bir sömürü aracı olduğuna inanıyoruz. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok gündem belirleyen bir Türkiye var. Türkiye'yi artık herkes görmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse hiçbir ülke hiçbir uluslararası çevre parmağını sallayarak kibirle bize istikamet çizemez. Hiç kimse Türkiye'yi azarlayamaz Kendisine hak gördüğünü hiç kimse Türkiye'den esirgeyemez Bizim eleştiriden korkumuz yok. Biz AB'ne tam üye olmayı önüne hedef koymuş bunun için çalışan bir ülkeyiz. Dostlarımız bizden korkmasın. İnsan haklarından başka gayemiz yok bizim. Türkiye içinde millete kibirle bakanlar ile Türkiye dışında kibirle bakanlar çok kötü bir işbirliği içindeler. İçerideki bazı siyasetçilerle dışarıdakilerle bazıları aynı dili kullanıyorlar. İçeridekilerle dışardakiler aynı tarz manşet atıyorlar. Köln'den soruyorum: Polis öldürmek bekçi öldürmek askere kurşun sıkmak evrakta sahtecilik yapmak basın özgürlüğü müdür? cinayet şebekesi kurmak basın özgürlüğü müdür? Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde polise askere kurşun sıkana müsamaha gösterilir? Hepsinin belgesi var ha. Resmi videosu hepsi var. Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde gösteri hakkı adı altında yakanlara kıranlara dökenlere müsamaha gösterilmiş? Diktatör sıfafı bu kadar rahat kullanılabilir? Almanya belki 'cehenneme git Erdoğan' tarzı ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir görüyor. Ama Türkiye her gün böyle manşet atılan bir ülke. Buna kim basın özgürlüğü yoktur diyebilir. Recep Tayyip Erdoğan ölümlüdür. Vakti gelince ölecektir. Ama Türkiye Cumhuriyeti hedefflerine ilerleyecektir. Benim üzerimden devlete operasyon çekmeye çalışanlar milletin asil duruşunu karşısında bulacaklardır. Biz iktidara manşetlerle gelmedik. Dünkü gittiği yer TOBB değil Barolar Birliğiymiş. TOBB dedim heralde Sehven, Barolar Birliği de beni çok sever malum. Biz istiyoruz ki Avrupa Türkiye üzerine değerlendirme yaparken çıkar kesimlerinin ideolojilerinin etkisinde kalmasın. hakkaniyetle karar versin. Belli zümreleri değil 77 milyonun tamamını görebilsin. “Büyüme rakamlarımız henüz açıklanmadı ama yüzde 4 gibi olacak. Çalışıyoruz be, durmak yok yola devam dedik, devam ediyoruz. Bu bölgede, bu coğrafyada biz de varız. Unutmayın sene 2002, Türkiye’nin IMF’ye borcu neydi, 23,5 milyar dolar. O Gezi olayları oldu ya, 14 Mayıs’ta biz ne yaptık. Bu borcu sıfırladık, bitti. Merkez Bankamız’ın kasasında ne vardı, 27,5 milyar dolar vardı. Şimdi 130 milyar dolar var. Gezi eylemlerinin olduğunda adeta tavan yapmıştı, 134 milyar dolara çıkmıştı. Düştü, tekrar toparlanmaya başladı. Sevgili kardeşlerim bu kararlı yolculuğumuz devam edecek. Demokrasi, özgürlükler, hukuk bizim de hakkımız. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok, gündem belirleyen bir Türkiye var. Kardeşlerim yeni Türkiye’yi artık herkes kabullenmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse, hiçbir uluslararası güç bize parmağını sallayarak istikamet çizemez, Türkiye’yi azarlayamaz, kendisine hak gördüğünü Türkiye’den esirgeyemez. Bütün engellemelere rağmen AB üyelik sürecinde reformlarını kararlılıkla yapan bir ülkeyiz. Türkiye içinde millete kibirle bakanlar ile kibirle bakanlar maalesef çok kirli bir ittifakın içindeler. Algı operasyonlarıyla iktidarı ve demokrasiyi zayıflatmak ve geçmişte olduğu gibi millete tahakküm etmek istiyorlar. Dikkat edin içeridekiler ne söylüyorsa dışarıdakiler de aynı şeyi söylüyor. İçeride çıkarları zedelendiği için yalan, iftira atan medya ile dışarıdaki işbirlikçileri aynı dili kullanıyor. Polis öldürmek, bekçi öldürmek, askere kurşun sıkmak, evrakta sahtecilik yapmak, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür? Türkiye’de basın özgür değil söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar. Avrupa’nın neresinde bunlara müsamaha gösteriliyor. 'Elimde hepsinin belgeleri var' Elimde hepsinin belgeleri var, resimli belgeleri var, videoları var. Vakti geldiğinde onları da gösteririz. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin kongresinde ana muhalefetin başkanı karşımdaydı, sen Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanına diktatör diyeceksin, sonra da konuşmaya devam edebileceksin. Ya diktatörün olduğu bir ülkede sen böyle konuşabilir misin? Recep Tayyip Erdoğan fanidir, vakti geldiğinde bir an bile erken ya da geç değil ölümü mutlaka tadacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti kutlu yolculuğuna mutlaka devam edecek ve hedefleriyle buluşacaktır. Benim şahsın üzerinden millete operasyon çekme k isteyenler milletin kararlı duruşunu karşılarında bulacaklardır.”“Biz iktidara manşetlerle gelmedik. İçeride ve dışarıda atılan manşetler de bize istikamet çizemeyecek, Türkiye’ye rota çizemeyecektir. Az önce TOBB demişim, Barolar Birliği olacaktı. Barolar Birliği de beni çok sever biliyorsunuz. Geçen onlarla da bir muhabbetimiz yok. Medyayla, sosyal medyayla ilgili uygulamalarımızı eleştirenlerin kendi yaptıklarına bakmalarını istiyoruz. Mısır’da darbeye darbe diyemeyenlerin Türkiye’de bir kısım emniyet ve yargı mensupları yoluyla yapılmak istenen darbe girişimini iyi okumalarını istiyorum. Mısır’daki idamlara niye susuyorsunuz? Bak hamile hanımlara bile idam kararı verdiler ya, Esma kızımızı kurşunlayarak şehit ettiler ya. Türkiye’de olanlarla ilgili ey Batı sesin çıkıyor da Mısır’da olanlarla ilgili niye sesin çıkmıyor? Hak neredeyse biz oradayız. Kim ne senaryo yazarsa yazsın, hangi provokasyonu hazırlarsa hazırlasın biz yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. Tüm tuzakların önünde iki önemli tuzak vardır, bir halkın tuzağı, iki hakkın tuzağı. Kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.T24
Altın Palmiye Ödülü Nuri Bilge Ceylan'ın
Nuri Bilge Ceylan‘ın yönettiği ‘Kış Uykusu‘ filmi 67′inci Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü kazandı. Nuri Bilge Ceylan ödülü Quentin Tarantino ve Uma Thurman‘ın elinden alırken, salonda duygusal anlar yaşandı. Bu ödülün kendisi için müthiş bir sürpriz olduğunu söyleyen Ceylan,“Ödülümü Türkiye’de son bir yılda hayatını kaybeden gençlere adıyorum” dedi.Yol’dan sonra ilk ödül Bu ödülün öncesinde ise 1982 yılında senaryosunu Yılmaz Güney‘in yazdığı, yönetmenliğini de Şerif Gören‘in yaptığı ‘Yol‘ filmi Altın Palmiye ödülünü kazanmıştı.Ödül alanların listesi İkinci En İyi Film: ‘Le Meraviglie’, Yönetmen: Alice Rohrwatcher, İtalyaEn İyi Yönetmen: ‘Foxcatcher’, Yönetmen: Benett Miller, ABDJüri Özel Ödülü: ‘Mommy’, Yönetmen: Xavier Dolan, Kanada.En İyi Senaryo: Leviathan, Yönetmen: Andrey Zvyagintsev, RusyaEn İyi Erkek Oyuncu: Timothy Spall, ‘Mr Turner’, İngiltereEn İyi Kadın Oyuncu: Julianne Moore, ‘Maps to the Stars’, ABDDiken
Reklam
A Tipi Protokol Ve Jammer Facia Sonrasında Acıya Acı Katmış!
Soma madencilerinden Erdoğan'a yeni tanım:Bırakın özrü kibri dahi kabahatinden büyük A Tipi protokolle gelen jammer facia sonrasında acıya acı katmış!Jammer yüzünden GSM çalışmayınca aileler saatlerce ilçeler-hastaneler arasında yakınlarını aramışSoma'ya giderek acılı aileler ve kurtulan madencilerle görüşen CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, gözlemlerini basınla paylaştı. Umut Oran'ın açıklaması şöyle:Dün Soma'ya giderek acılı aileler ve faciadan kurtulsa bile gelecek kaygısına düşen madencilerimizle görüştüm. Yaşamını yitirenlerin aileleri büyük bir belirsizliğin içinde her şey muallak onlar için. Sadece ölüm aylığı bağlanması o aileler için bir güvence değil. Yaşadığına sevinemeyen kurtulan madencilerimiz ise haklı olarak 'İşsizlik Sigortası Fonu'ndan 3 aylık maaşımızın 2/3'ünü alacakmışız, niye tamamını almıyoruz da bir kısmını alıyoruz? Bundan sonra ne yapacağız peki, işyerinin kapatılmaması lazım, niye koşulları düzeltme yolunu görmezden geliyorlar' tepkisini gösteriyor. Türk madencileri neden ABD'deki, AB'deki, hatta Çin'deki standartlarda çalışamıyor, niye bunun koşullarını yaratamıyor hükümet?Sermaye 59 milyondan 5 milyon TL'ye düşürülüyorBu kömür ocağı 2006'da Ciner Holding'e, Park Enerjiye verilmiş ve 2009 yerel seçimlerinde burada çalışan 5 bin madenciye yine AKP'ye oy vermeleri yönünde baskı uygulanmış. Ama bu ocağın kömür kızışması denilen yangın, rüzgar akışının önlenememesi ve su basması nedenleriyle ciddi iş güvenliği riskleri var. Bu riskler karşısında buranın devredilmesi gündeme gelince Alp Gürkan bulunuyor ve Tilaga Madencilik burayı 2009'da devralıyor. Şirketin o zamanki sermayesi 59 milyon TL iken 2012 yılında şirket Soma Madencilik adını alıyor ve sermayesi 5 milyon TL'ye düşürülüyor. Hatta Alp Gürkan'ın Ocak 2014'te şirketin yönetim kurulu başkanlığından ayrılması da buradaki sıkıntıyı göstermektedir.Erdoğan ve Yıldız'ın jammerı paniği ve acıyı artırmışBir de özrü kabahatinden büyük diye bir deyim var Türkçede ama Soma'da madenciler buna bir de 'Kibri kabahatinden büyük'ifadesini de eklemişler. Çünkü 'kurtarma' amacıyla buraya, ocağın ağzına gelen ve çay-simit yiyip içerek zor günler geçiren Enerji Bakanı yanında jammerını da getirmiş. Maden yetkilileri içeriden çıkarılan her madencinin yaşadığı bilgisini vermiş ama kimin nereye götürüldüğünü açıklamamış yakınlarına, jammer yüzünden cep telefonları da çalışmamış. Kimse o panik ve acı anında bilgi alamamış ilçeler ve hastaneler arasında dolaşıp, feryat edip yakınlarını bulmaya çalışmışlar. Hatta Recep Tayyip Erdoğan gelince telefonlar Manisa'dan itibaren susturulmuş jammer yüzünden,  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geldiğinde de yüzünden aynı şey yaşanmış. Madenciler Erdoğan'a 'hem suçlu hem güçlü, kibri kabahatinden dahi büyük' diye sitem ediyor. Madem korkuyorsun, sinyal kesicinle 1500 korumayla, A Tipi protokolünle niye geliyorsun buraya ve insanların hayatını daha da güçleştiriyorsun? Danışmanının attığı tekme, kendisinin tokadı dışında Somalı madenciye ne faydası oldu?Öte yandan Soma'da Eynez Karanlıkdere kömür ocağında yaşanan ve tüm ülkeyi yasa boğan facia, çarpık bir tabloyu, eşi görülmemiş bir hukuksuzluğu ortaya çıkarmıştır.Madenler ve birçok alanda olduğu gibi devletin uhdesindeki işler taşeronlara, İhale Kanunu, İş Kanunu ve Yargıtay kararlarına rağmen yaygın hukuka aykırı biçimde verilmektedir.  Hükümetin işçi haklarını ihlal ve iş kazalarını artıran yaygın taşeronlaştırma uygulaması kapsamında, Soma'daki ocakta da ' asıl iş ' tanımındaki kömür çıkarma işi, mevzuata aykırı biçimde ve muvazaalı bir sözleşmeyle özel bir firmaya verilmiştir. Ocakta 301 işçimizin canına mal olan faciada asıl sorumlunun hükümet olduğu net biçimde ortaya çıkmıştır. Hükümet, bu olayda siyasi ve idari sorumluluk yanında, ilgili hükümet üyeleri hukuki sorumluluğundan kaçamaz.  Rödovans değil, muvazaalı biçimde hizmet alımıFacianın yaşandığı andan itibaren kamuoyuna yapılan açıklamalarda, ocağın rödovans yöntemiyle işletildiği söylendi. Rödovans, maden ocağının ruhsat sahibi tarafından hasılat paylaşımı karşılığında bir başkasına kiralanması yani işletme hakkı devridir. Oysa buradaki işletme yönteminin rödovans olmadığı sonradan ortaya çıktı. TBMM KİT Komisyonu'nda konuşan Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Genel Müdürü, madenin 'rödovans' değil 'hizmet alımı' yöntemiyle işletildiğini bizzat açıkladı.İhale usulsüz, işlem hukuksuz…Oysa kömür çıkarma işi, Kamu İhale Kanunu'nun 4. maddesinde sayılan hizmet alımına konu işler arasında yer almıyor. TKİ, yasada sayılan hizmet işleri arasında olmamasına rağmen, kömür çıkarma işini hukuksuz biçimde hizmet alımı yoluyla gerçekleştirmiştir.2003 yılında çıkarılan 4857 sayılı İş Kanunu da (madde 2/6) sadece yardımcı işler ile asıl işin teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir bölümünün alt işverene (taşerona) verilebileceğini hükme bağlıyor. Yasa maddesi gayet açık ; asıl işin kendisinin taşerona devredilemeyeceği hükme bağlanıyor. Taşerona devredilebilen yardımcı işlerde de asıl işveren, iş yasasından ve toplu sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumlu tutuluyor.Yargıtay da kamu kuruluşlarındaki taşeron uygulamalarıyla ilgili açılan çeşitli davalarda, asıl işlerin taşerona devredilemeyeceği, bu konularla ilgili hizmet alım sözleşmelerinin geçerli olmayacağı, taşeron işçilerinin işe iadesi, taşeronlar aracılığıyla çalıştırılan işçilerin kamu işçisi olduğu yönünde kararlar verdi. Çok sayıda taşeron işçisi açtığı davaları kazandı. Ancak hükümet, yargı kararlarını uygulamıyor.Soma'da facianın yaşandığı kömür ocağının ruhsat sahibi olan TKİ, kömür çıkarma işini, yani asıl işin tamamını, yasaya aykırı biçimde ve yasada sayılan koşullar olmadığı halde taşerona devretmiş, bunu da ihale sözleşmesi ile  perdeleme, kılıfına uydurma yoluna gitmiştir. Amacın bu yolla işçiyi koruyan mevzuatı arkadan dolanıp, ucuza kömür üretmek olduğu ortadadır.Özetle ; Soma'da başvurulan hizmet alımı sözleşmesi, İhale Kanunu'nda sayılan işler arasında kömür çıkarma yer almadığı için bu yasaya aykırı, hileli (muvazaalı) bir işlemdir. Ocaktaki taşeron uygulaması, kömür çıkarma işinin yardımcı iş değil, işletmenin asıl işi, temel faaliyet konusu olması nedeniyle de İş Yasası'na aykırıdır.  Her iki yasa da açıkça çiğnenerek muvazaalı bir alt işveren (taşeron) ilişkisi kurulmuştur.   Söz konusu yasalar ve Yargıtay kararlarına aykırı biçimde yapılan bu işlem tümden hukuksuzdur .Sayıştay'ın uyarısı dikkate alınmamıştır…TKİ ile Soma A.Ş. adlı şirket arasında yapılan sözleşmenin hukuksuzluğu Sayıştay raporu ile de sabittir. Sayıştay'ın Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Sınırlı Sorumlu Ege Linyitleri İşletmesi Müessesesi 2012  Raporunda, TKİ'nin bazı işlerinin ' yapım işi ' olmasına karşın, ' hizmet işi ' kabul edilerek ihale edildiğine dikkat çekiyor. 209 sayfalık raporda, hizmet alımı suretiyle işlerin görece daha uygun maliyetle yürütülmesi mümkün olmakla birlikte bunun İş Yasası'na aykırılığı ve idareye getireceği yükümlülüklere dikkat çekilerek hükümet uyarılıyor.Sayıştay raporunda 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2'nci maddesinin 6'ncı fıkrasında düzenlenen asıl işveren-alt işveren ayrımına atıfla; 'Bu husus, müessese aleyhine ücretlerini ve diğer alacaklarını alamadıkları gerekçesiyle çeşitli davaların açılmasına ya da müteselsil sorumluluk nedeniyle önemli tutarların ödenmesine neden olmaktadır' deniliyor. Bu işlemin hileli olduğunu tespit eden Sayıştay,asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluğuna dikkat çekiyor.Anayasa ihlal edilmiştir…Ülkemizde taşeron uygulaması, sendikasız, toplu sözleşmesiz, hatta İş Yasası dışında işçi çalıştırmanın bir aracı haline gelmiştir. Geçmişte bir istisna olan AKP döneminde ise neredeyse temel istihdam şekli haline gelen taşeronluk, çalışma hayatının esnekleştirilmesine, kuralsızlaştırılmasına yol açmıştır. 2002'de 358 bin olan taşeron işçisi sayısı, bugün 2.5 milyona ulaşmıştır. Kamuda, çoğu zaman yasaya aykırı biçimde 'hizmet alımı' adı altında kadrolu kamu çalışanı yerine taşeron tercih edilmektedir.  Yasaya göre ' işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenle uzmanlık gerektiren işler ' şeklindeki üç koşulun bir arada olması gerekirken, doğrudan ana faaliyet konusu olan işler taşeron aracılığıyla gördürülmektedir. Yıllık izin hakkı, kıdem tazminatı hakkı olmayan taşeron işçilerin ücretleri de güvence altında değildir. Taşeronlaşma sürecinde işçilerin sağlık ve güvenliklerine yönelik tehditler artmış, iş kazaları alabildiğine yaygınlaşmıştır. İş kazaları, taşeron şirketlerde çok daha yaygındır. Yüksek riske sahip madencilik sektöründe, TKİ'ye bağlı yeraltı kömür ocakları taşeronlara ihale edilerek, katliamlara davetiye çıkarılmıştır.Bu hükümetin ILO normlarına uygun güvenceli, kurallı ve sendikalı bir çalışma hayatı yerine esnek, güvencesiz, kuralsız bir işgücü piyasası yaratma girişimi, ülkemizi sosyal bir hukuk devleti olmaktan uzaklaştırmaktadır .Sorumlular kanun önünde hesap vermelidir…Soma'daki faciaya yol açan süreçteki hukuksuzluklar, yanlışlar ve ihmaller net biçimde ortaya çıkmıştır: Kömür ocağının ruhsat sahibi, yani asıl işvereni TKİ'dir. Kömür çıkarma işi rödovans değil 'hizmet alımı' adı altında özel sektöre ihale edilmiştir. Ancak TKİ ile Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. arasında yapılan hizmet alım sözleşmesi muvazaalı ve hukuka aykırıdır. Hukuku arkadan dolaşıp mevzuattaki işçiyi koruyan hükümlerden kurtulma, insan hayatı pahasına maliyetleri düşürüp ucuz kömür üretme mantığı, 301 kişinin canına mal olmuştur. O kadar ailenin ocağına ateş düşmüştür. 432 çocuk babasız kalmıştır.Hukuken rödovans yoluyla verilen işletmelerde yaşanan iş kazalarından devlet ancak bilirkişi raporu sonucunda; hizmet alımı yoluyla özel firmalara verilen işletmelerdeki iş kazalarında ise devlet ve şirket doğrudan ve birlikte sorumlu kabul ediliyor. Ruhsat sahibi olan kamu, işletmeye daimi denetçi atamamış, iş güvenliği önlemlerini almamıştır. Soma A.Ş yöneticileri ile birlikte asıl işveren olarak TKİ yöneticileri de bu faciadan sorumludur. Hukuksuz devir işlemi ve yaşanan facia dolayısıyla TKİ'nin hem cezai, hem de hukuki anlamda sorumluluğu bulunmaktadır. TKİ, asıl işveren olarak, 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu'nda öngörülen önlemlerin alınmamasından da sorumlu ve suçludur.TKİ Enerji Bakanlığı'na bağlıdır. Ruhsatın asıl sahibi ve asıl devir işlemini gerçekleştiren Enerji Bakanlığı'dır. İşletmeyi denetlemekle görevli Çalışma Bakanlığı'nın müfettişleri, bu görevlerini ihmal etmişlerdir.Bu faciada, muvazaalı işlemlere izin veren, daha doğrusu bu işlemleri gerçekleştiren, denetleme görevini yerine getirmeyen hükümet doğrudan sorumludur. Hükümet, ölenlerin ailelerine maaş bağlamakla sorumluluktan kaçamaz. Facianın tüm sorumluları, soruşturmaya dâhil edilmeli ve hesabı sorulmalıdır.Yaşanan facia, öncelikle Enerji ve Çalışma Bakanlıklarının faaliyet alanına giren işlem ve uygulamalarla doğrudan bağlantılıdır. Siyasi sorumluluk gereği Enerji ve Çalışma Bakanları istifa etmelidir. Her türlü kamu taşınmazının devri ve tahsisinde 2012 yılında kendisini tek yetkili kılan Recep Tayyip Erdoğan'ın başsorumlu olduğunu da unutmamak gerekir. 
Şnorkelle Adanın Ortasındaki Göle Dalan Kız
Palau Cumhuriyeti, Batı Pasifik Okyanus'unda yer alan bir ülkedir. Buradaki adada milyonlarca deniz anası vardır. Nana Trongratanawong adında bir kız şnorkelle bu göle dalmak ister. Gölde deniz analarıyla çok güzel görüntüler elde ederler.
Dünyayı Yöneten Aileler
Bazıları fark etmeye başladılar ki dünya’ya hükmeden büyük finans grupları mevcut. Politik entrikaları, anlaşmazlıkları, devrimleri ve savaşları unutun. Bunlar tamamı ile şans değil. Herşey uzun bir süreden bu yana planlanıyor.Bazıları buna “Komplo Teorileri” veya “Yeni Dünya Düzeni” diyor. Günümüzdeki politik ve ekonomik olayları anlayabilmenin anahtarı, daha da varlık ve güç toplamış bulunan seçkin çekirdek ailelerdir.Bahsettiklerimiz dünyaya gerçek anlamda hükmeden 6, 8 veya 12 aile. Bilin ki bu çözmesi zor bir bulmaca.New York’ta Goldman Sachs, Rockefeller’lar, Loebs Kuh ve Lehman’lar, Londra ve Paris’te Rothschild’ler, Hamburg’un ve Paris’in Warburg’ları, Israil’de Lazard’lar ve Roma’da Moses Seif’ler diyerek gerçekten çok da uzak olmayacağız.Pek çok insan Bilgerberg Grubunu, Illuminati’yi veya Trilateral Komisyonu’nu duymuştur. Ancak dünyayı ve NATO, Birleşmiş Milletler ve IMF gibi ogranizasyonları yöneten ailelerin isimleri nelerdir?Şu soruyu cevaplamaya çalışın, en kolayıyla başlayalım: envanter, dünya’nın en büyük bankaları, ve bakın hissedarlar ve kararları verenler kimler.Dünyanın şu anki en büyük şirketleri: Bank of America, JP Morgan, Citigroup, Wells Fargo, Goldman Sachs ve Morgan Stanley. Şimdi de hissedarlarına bir göz atalım:Bank of America:State Street Corporation, Vanguard Group, BlackRock, FMR (Fidelity), Paulson, JP Morgan, T. Rowe, Capital World Investors, AXA, Bank of New York Mellon.JP Morgan:State Street Corp., Vanguard Group, FMR, BlackRock, T. Rowe, AXA, Capital World Investor, Capital Research Global Investor, Northern Trust Corp ve Bank of New York Mellon.Citigroup:State Street Corporation, Vanguard Group, BlackRock, Paulson, FMR, Capital World Investor, JP Morgan, Northern Trust Corporation, Fairhome Capital Mgmt ve Bank of New York Mellon.Wells Fargo:Berkshire Hathaway, FMR, State Street, Vanguard Group, Capital World Investors, BlackRock, Wellington Mgmt, AXA, T. Rowe ve Davis Selected Advisers.Şimdi görüyoruz ki bütün bankalarda mevcut bir çekirdek grup mevcut: State Street Corporation, Vanguard Group, BlackRock ve FMR (Fidelity). Tekrar olmasın diye bundan sora bunlara “büyük dörtlü” diyeceğiz.Goldman Sachs:“Büyük dörtlü,” Wellington, Capital World Investors, AXA, Massachusetts Financial Service ve T. Rowe.Morgan Stanley:“Büyük dörtlü,” Mitsubishi UFJ, Franklin Resources, AXA, T. Rowe, Bank of New York Mellon, Bank of NY Mellon ve Jennison Associates.Büyük hissedarların isimlerini hemen hemen her zaman teyit edebiliriz. Daha da ileri gidelim ve şimdi de bu şirketlerin ve dünya çapındaki büyük bankaların hissedarlarını bulalım.Bank of New York Mellon:Davis Selected, Massachusetts Financial Services, Capital Research Global Investor, Dodge, Cox, Southeatern Asset Mgmt. ve … “büyük dörtlü.”State Street Corporation (“Büyük dörtlü“den biri):Massachusetts Financial Services, Capital Research Global Investor, Barrow Hanley, GE, Putnam Investment ve … “büyük dörtlü” (kendilerinin hissedarları!).BlackRock (“Büyük dörtlü”den bir başkası):PNC, Barclays.PNC’nin arkasında kim var? FMR (Fidelity), BlackRock, State Street vsVe Barclays’in arkasında? BlackRockVe Monaco Cayman adalarındaki vergi barınaklarını veya Liechtenstein’daki yasal paravan şirketlerini inceleyerek saatler harcayabiliriz. Şirketlerin hep aynı olduğu bir ağ, ancak hiçbir ailenin ismi asla mevcut değil.Kısacası: Amerika’nın en büyük sekiz finans şirketi (JP Morgan, Wells Fargo, Bank of America, Citigroup, Goldman Sachs, U.S. Bancorp, Bank of New York Mellon ve Morgan Stanley) yüzde yüz on hissedar tarafından kontrol ediliyor ve bütün karar alımlarında daima mevcut dört şirket var: BlackRock, State Street, Vanguard ve Fidelity.Buna ek olarak, Amerikan Merkez Bankası 7 yönetim kurulu üyesi tarafından temsil edilen 12 bankadan oluşmakta, ki bu temsilciler “büyük dörtlü”nün temsilcilerini de oluşturmakta. “Büyük dörtlü” de diğer tüm kurumlarda mevcut.Kısacası, Amerika Merkez Bankası dört büyük özel şirket tarafından kontrol edilmekte: BlackRock, State Street, Vanguard ve Fidelity. Bu şirketler Amerikan para politikasını (ve dünyanın) hiçbir kontrol veya “demokratik” seçim olmaksızın yönetmekte. Bu şirketler şu anki dünya çapında ekonomik krizi başlattılar veya rol aldılar, ve de eskisinden daha da zenginleşmeyi başardılar.Son olarak, “büyük dörtlü” grubu tarafından kontrol edilen şu şirketlere bir göz atın:AlcoaAltria GroupAmerican International GroupAT&TBoeingCaterpillarCoca-ColaDuPontExxon MobilGeneral ElectricGeneral MotorsHewlett-PackardHome DepotHoneywell InternationalIntelInternational Business MachinesJohnson & JohnsonJP Morgan ChaseMcDonald’sMerckMicrosoft3MPfizerProcter & GambleUnited TechnologiesVerizon CommunicationsWal-Mart StoresTime WarnerWalt DisneyViacomRupert Murdoch’ın Haber ŞirketiCBSNBC UniversalAynı “büyük dörtlü” borsada yer alan Avrupa şirketlerinin de büyük çoğunluğunu kontrol altında tutmakta.İlaveten, bu insanlar IMF, Avrupa Merkez Bankası ve Dünya Bankası gibi büyük finans kurumlarını da yönetmekteler. Ve bizler de bunları kurmuş olan “büyük dörtlü”nün işçileri olmak üzere “eğitildik” ve halen aynı şekilde devam etmekteyiz.“Büyük dörtlü”yü kontrol eden aile üyelerinin isimleri hiçbir yerde mevcut değil.
Reklam
İK'cı Olmak İçin Beş Sebep
İş görüşmelerinde canınız sıkıldığında, gayet ciddi bir üslupla önünüzdeki kağıtlara çizimler yapabilirsiniz. Bir süre sonra FBI'da teknik ressam olacak düzeye gelebileceğiniz kadar sıkıcı iş mülakatlarına gireceğiniz garantidir!
Erdoğan: 'Bana Diktatör Diyen Şu An Tam Karşımda'
Soma faciasıyla ilgili açıklamada bulunan Erdoğan 'Kadere iman edenler de bu toplum içinde kahir ekseriyette. Ama buna inanmayanlar da var' dedi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) 70. Mali Genel Kurulu'nda konuşan Başbakan Erdoğan, Soma faciasında sorumlu olanların bunun hesabını vereceğini belirtti. 'BİR SEFERDE BU KADAR ÇOK KAYBIN YAŞANMASI...' Konuşmasında 'Tayyip Erdoğan kaza ve kadere iman eder' diyen Erdoğan 'Kadere iman edenler de bu toplum içinde kahir ekseriyette. Ama buna inanmayanlar da var. Bir çok köşe yazarı bununla alay ediyor. Şu gerçeği görmeliyiz. Bir seferde bir çok can kaybının yaşanması medyanın dikkatini çekti' dedi. Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları; TOBB'a, gerek sayın başkan ve ekibinin Soma'ya yaptığı ziyaret ve gerekse başlattığınız yardım kampanyasından dolayı şükranlarımı ifade ediyorum. Tüm oda ve borsalarımıza, reel sektörün temsilcilerine, sanayicilere esnafa Soma'ya olan maddi manevi desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. 'MİLLETİMİZ BİR BÜTÜN OLDU' Soma'daki kazanın ardından milletimiz gerçekten örnek bir dayanışma sergiledi. Geçmişte yaşadığımız acı hadiselerde olduğu gibi Soma kazasında da milletimiz bir oldu bütün oldu. Toplumun her kesimi, her kademede her sektörde nefes alıp verdiği her yerde ve ortamda milletimiz vakar içinde birbirine kenetlendi hem acıyı sahiplendi hem de acıyı azaltma gayreti içine girdi. 'BUNU HESABINI VERECEKLER' Acılardan fırsat devşirmeye çalışanlar milletin hissiyatını yaralayanlar da oldu. Ancak milletin feraseti bütün bu olumsuzlukları bastırmaya yetti. Şimdi önümüzde bir kaç önemli husus var. Birincisi bu hadise tüm boyutlarıyla aydınlatılmalı. İdari ve adli soruşturmalar başladı. Hem kazanın sebebi tam olarak aydınlatılacak hem de ihmali olanlar sorumluluğu olanlar bunun hesabını vereceklerdir. 'ÜZERİNİN ÖRTÜLMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ' Hükümet olarak bunun bizzat takipçisiyiz. Hiçbir ayrıntı atlanmayacak. Detaylar gözden kaçmayacak kaçırılmayacak, üzerinin örtülmesine asla izin verilmeyecektir. Bir başka konu şehit aileleleri... Ne yaparsak yapalım o canlar geri gelmeyecek. Ancak geride kalanları biz şehit yakınlarımız gibi kutsal emanet olarak değerlendiriyoruz. Şehitlerimizin yakınlarının acılarını hafifletmek adına bu adımları atıyoruz. Bir tek şehit yakınımızın dahi mağdur olmaması için dün bakanlar kurulumuzda meseleyi etraflıca ele aldık. Gereken yasal düzenlemeleri yapacağız. 'TBMM'DE BİR ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURDUK' Bu kazanın ardından en fazla üzerinde durmamız gereken konu iş sağlığı ve güvenliği konusudur. TOBB'un genel kurulunda böyle elim bir kazanın hemen ardından iş sağlığı ve güvenliği konusu temenni ediyorum en önemli gündem maddesi olacaktır. TBMM'de bir araştırma komisyonu kurduk. Hızla büyüyen bir ekonomi var. Üretim, ihracat artıyor. İstihdam edilen nüfus sayısı da artıyor. Ekonomi büyürken üretim yatırım istihdam artarken çalışma hayatı koşullarının buna paralel bir gelişme göstermediğini biliyoruz. Güvenlik ve iş sağlığı, işverene maliyet yüklüyor ve ciddi ihmaller yaşanıyor. İş sağlığı konusunda hükümetlerin yapacakları bellidir. Biz yasaları çıkartırız denetimleri yaparız. Mevzuata aykırı işleyişi tespit ederek mevzuatı uygularız. Bunun ötesi işverenin sorumluluğu altındadır. 'TEDBİR PAHALIDIR, MALİYETLİDİR AMA...' Trafikte her araç belli sürelerde muayeneden geçiyor. Ama bazı vatandaşlarımız araçlarını muayeneye götürmeden önce gidip eşten dostan ilk yardım çantası yangın tüpü alıyor öyle muayeneye giriyor. Trafikte bir sorun yaşandığında o cihazların eksiği can kaybına yol açıyor. Bunu hayatın her alanında her yerde yaşıyoruz. Tedbir pahalıdır, maliyetlidir ama tedbirin eksikliği çok daha maliyetli olabiliyor. Dünyadaki her ülke savunma sanayiine trilyonlarca dolar harcıyor. Savunma sanayi araçlarının çoğu çürüyor atılıyor. Ama her an hazır ve müteyakkız tedbirli donanımlı olmanız gerekiyor. Yani şu anda savaş yok vesaire gibi temennilerle siz hazırlıksız olamazsınız. Tevekkül asla ve asla tedbirsizlik anlamına gelmez. Kaza ve kadere iman asla herşeyi akışına bırakmak tedbiri elden bırakmak anlamına gelmez. 'KAZA VE KADERE İNANMAYANLAR DA VAR' Tayyip Erdoğan kaza ve kadere iman eder. Kadere iman edenler de bu toplum içinde kahir ekseriyette. Ama buna inanmayanlar da var. Bir çok köşe yazarı bununla alay ediyor. Şu gerçeği görmeliyiz. Bir seferde bir çok can kaybının yaşanması medyanın dikkatini çekti. Hepimizin canını acıttı. Her gün ortalama iki işçimizi iş kazalarında kaybediyoruz. Son 12 yılda ülkemizdeki iş yeri sayısı yüzde 111 arttı. 727 bin iş yeri vardı şu anda 1,5 milyonun üzerinde. Çalışan sayısı da arttı. 2002 yılıdna 5 milyon istihdam vardı, şu anda 12 milyon kişi istihdam ediliyor. İşçi sayısı artarken iş kazası oranı yüzde 55 oranında azaldı. Bu yeterli mi? Elbette değil. Hedef sıfıra doğru bunu yaklaştırmak. Dünyada hiçbir ülke bunu başaramıyor. Buna rağmen bizim hedefimiz bunu başarma istikametinde olmalıdır. 'SENDİKALARIMIZIN ÇOK HASSAS OLMASI ŞART' İnsan hayatını tedbiri öne çıkaran gayet modern bir yasayı ülkemize kazandırdık. Kanunu çıkarmakla kalmadık 81 ilde tanıtım ve bilgilendirme yaptık. 211 bin iş yerine ve işveren örgütlerine organize sanayi bölgelerinde bilgilendirme yaptık. Teftişler aynı şekilde devam etti. Sadece geçen yıl madenlerde 1047 teftiş yapıldı. Konunun asıl tarafı olan işverenlerimizin bu mesele üzerinde durup düşünmesi gerekiyor. İşçilerimizin de kendi sağlıkları adına durup düşünmesi gerekiyor. Sendikalarımızın çok daha hassas olması şart. 'CANIN TELAFİSİ YOKTUR' Ekonomi büyürken iş sağlığı ve güvenliği standartlarının da büyüyeceği böyle bir vizyonun iş dünyasına hakim olması gerekiyor. Müfettiş geldiğinde bir takım cihazlar çıkarılıyor. Müfettiş gidince bunlar ortadan kayboluyorsa sendika ve işçi kardeşim buna itiraz edecek. İşçi bana bir şey olmaz diyerek baretsiz çalışıyorsa sendika ve işveren buna itiraz edecek. Hiçbir şey candan daha değerli değil. Kaybolan kar yapılan masraf telafi edilir ama canın telafisi yoktur. Hastalığın sakatlığın telafisi yoktur. 'OY KAYBETMEYE RAZIYIZ' Biz hükümet olarak kentsel dönüşüm yapacağız deprem çalışması yapacağız dedik. Hiçbir hükümet bu kararı alamamıştır. Oy uğruna gecekonudulaşma teşvik edilmiştir. Ama biz popülist davranmayacağız dedik itirazlara rağmen, evimizi yıktırmayız diyenlere rağmen, muhalefet ve STK'lara rağmen oy kaybetmeye razıyız dedik kentsel dönüşümü başlattık. 'BİZ ADIM ATMADAN İŞVERENİMİZ ADIM ATSIN' Şimdi aynı şeyi iş sağlığı konusunda da hep birlikte göstermek zorundayız. Biz adım atmadan işverenimiz adım atsın. Bizim zorlamamıza gerek kalmadan iş veren yasalardan kaynaklanan sorumluluğu yerine getirsin. Bu konuda Türkiye'nin en büyük çatı örgütü olan TOBB'dan bugüne kadar gösterdiği duyarlılığı daha fazla bir şekilde bekliyoruz. 'ÇOK ACI BİR HADİSE YAŞADIK' Bu milli bir sorumluluk. 77 milyon olarak hepimizin canını acıtan bir sorun. Bu acı kazaları artık Türkiye'nin gündeminden çıkaralım. Siyasetçiler de bu işin takipçisi olsun. Medya sadece büyük kazalarda değil her zaman bu konuda duyarlı olsun. Sendikalar da inat eylem çatışma ile gündeme gelmek yerine bu tür konularla gündem oluştursun. En önemlisi işçiler haklarını bilsin korkmadan çekinmeden mücadeleye omuz versin. Bu facianın ardından Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olamaz. Çok acı bir hadise yaşadık. Bunun artım minimize olması noktasında çalışmalıyız. 'BU DA ADİL DEĞİL' Bu işin bir de haksız rekabet boyutu var. Bir işyeri sigortasız işçi çalıştırıyor bir başkası sigortalı çalıştırıyor. Başkası da çocuk işçi çalıştırıyor. Bir başkası tedbir almıyor. Aynı şeyi üretiyor ama biri bire bir kar ederken diğeri haksız şekilde 10 kar ediyor. Bu da adil değil. Dürüst olmayan her üretim bu salondaki tüm dürüst kardeşlerimin alın terinden emeğinden, ekmeğinden çalıyor. Son 12 yılda birlikte çok büyük işler başardık. Büyük reformlar yaptık. Kanayan bu yarayı da hep birlikte tedavi edeceğiz. Bir kez daha Soma'daki şehitlerimizi rahmetle yad ediyorum. Mekanları cennet olsun. Bu konudaki dayanışmamızın da ziyadeleşmesini temenni ediyorum. 'SİZLERE ŞÜKRANLARIMIZI SUNUYORUM' Burada bütün destekler AFAD'da toplanmaya başladı. Bu desteklerle birlikte gerek mağdur durumda olan tüm şehit ailelerine konut yapımından tutunuz yavrularımızın okumasına kadar herşeyi planlamış vaziyetteyiz. 12 yıl boyunca Türkiye Odalar ve Borsalar birliğinin mensupları ile çalıştık. Türkiye'nin ekonomisini 3 kattan fazla büyüttük. Ekonomiye sağladığınız büyük katkıdan dolayı teşekkür ediyorum. Binlerce insanın sofrasındaki ekmeği büyüttüğünüz için sizlere şükranlarımı ifade ediyorum. Avrupa Birliği sürecinde ToBB ile yürüdük. Ay yıldızlığ bayrağın daha özgür dalgalanması için, birlikte yürüdük. Ecdadımız tarih boyunca nereye ulaştıysa biz de oralara ulaşmaya gayret ettik. Sizler de oraya ulaşmaya gayret ettiniz. Mazlumun elinden tutuk ecdad eserlerini ayağa kaldırdık, gümrük kapılarını elden geçirdik, vizeleri birlikte kaldırdık. 'DEMOKRASİ STANDARTLARINI BÜYÜTTÜK' 2002 yılında 42 ülkeye vizesiz giriyorduk. Fakat şu anda 70 ülkeye vizesiz girebilen bir ülke konumuna geldik. Bunlar durup dururken olmadı. Bu ilişkilerin ne denli olumlu geliştiğinin ifadesidir. Birlikte Filistin dedik Somalı, Suriye, Myanmar, Bosna dedik. Kamu ve özel sektör bir araya gelik sadece ekonomiyi değil refahı artırdık demokrasi standartlarını büyüttük. 'DELEGELER ARASINDAKİ ANKETİNİ İNCELEDİM' Son 1 yıl içinde yaşadığımız özellikle bir tecrübeyi hatırlatmak istiyorum. 30 Mayıs 2013-30 Mart 2014 hadiseleri çok önemli mesajlar verdi. TOBB'un delegeler arasındaki anketini inceledim. Anket yapılan delegelerin yüzde 32'si son bir yılda satışların arttığını söylüyor. Yapılan ankette gelecek yıla dair umutların çok yüksek olduğunu gördük. TOBB delegeleri çoğunlukla satışların ve istihdamın ihracatın yükseleceğini düşünüyor. Umutların yüksek olduğunu görüyoruz. Bu tablo çok şey anlatıyor. Sokak eylemlerinin içerde ve dışardaki karalama kampanyalarının, seçilmiş hükümete yönelik darbe girişimlerinin ekonomiye nasıl bedel ödettiğini bu anket ortaya koyuyor. 2013 Mayıs'taki gelişmeleri tekrar hatırlayalım. Mayıs ayında borsa tarihinin en yüsek faiz en düşük seviyesine geldi. Faiz yüzde 6'ya kadar geriledi. İhracatta rekorlar kırdık. IMF'ye borcu sıfırladık. '130 MİLYON DOLAR REZERVİMİZ VAR' Merkez Bankası rezervimiz 135 milyar dolar ile rekor kırmıştı. Şu anda herşeye rağmen hamdolsun 130 milyar dolar rezervimiz var. 2002 sonu itibariyle 27 buçuk milyar dolardı. Aynı ay içinde Japonya ile nükleer santral mutakbakatına vardık. 2 buçuk milyar dolarlık yatırımla Yavuz Sultan Selim köprüsünün temelini attık. Kredi derecelendirme kuruluşları üst üste kredi notumuzu yükseltti. Türkiye tarihi başarıları yaşarken gezi olayları adı altında şiddet eylemleri başladı. İçerde ekonomiyi sarsmak için elinden geleni arda koymayanlar oldu. Dışarda yatırımcıları etkilemek için sistematik kampanya yürütüldü. Bu saldırının etkilerini telafi ettiğimiz noktada 17-25 Aralık darbe girişimleri oldu. 30 Mart ile bu darbe girişimlerine ve destekçilerine milletimiz tarafından gereken ders en güzel şekliyle verildi. 'MİLLET TAVRINI ORTAYA KOYDU' Gerek gezi olayları gerek 17-25 aralık darbesi şahsım kadar ailem arkadaşlarım hükümetimiz kadar demokrasi milli irade ülkedeki istikrarı büyüyen ekonomiyi hedef aldı. Sizler de hissettiniz. Benzeri saldırıların tahriklerin Mısır'ı hangi noktaya getirdiğini görüyorsunuz. Ukrayna'yı görüyorsunuz. Bu saldırılar 77 milyon için en başta sizin emeğinizi hedef almıştır. Bu saldırıları karşı durması gereken de sadece şahsım değildir. Millet bunu gördü ve net bir şekilde tavrını ortaya koydu. 'BUNLAR YA DESTEK VERDİLER YA DA...' Bu gösterilerin yapıldığı yerlerde camı çerçevesi kırılan kim? Benim esnaf kardeşim. Bu camlar indirilirken tekrar bunları koymak isteyen kim. Devlet... Kime karşı yapılıyor bunlar? Hatta bazı yerlerde bankalara işyerlerine varıncaya kadar soygun yaptılar. Toplumun her kesiminden insanımız tavrını ortaya koydu. Kenarda bekleyip bu saldırıların kendisine rant sağlayacğaını umanlar da oldu. Bunlar ya destek verdiler ya da sessiz kalarak onayladılar. 'BİZİM ELEŞTİRİDEN KORKUMUZ YOK' Aynı manzarayı şu anda Soma kazasının ardından görüyoruz. Madenciler işçiler oradaki şehitlerimiz aileleri inanın umurlarında dahi değil. Buradan nasıl bir siyasi sonuç çıkarırız diye iftiralar atanlar var. Provokasyon yapanlar var. Bunlara karşı ortak tavır hepimizin vazifesidir. Bizim eleştiriden korkumuz gösteriden korkumuz yok. Ama eleştiri adı altında protesto adı altında eğer demokrasimiz ekonomi hele hele istiklalimiz hedef alınıyorsa kusura bakmayın buna biz de müsade etmeyiz sizlerin de müsade etmeyeceğinize inanıyorum. 'POLİS, ASKER ŞEHİT EDENLERE HAPİSTEKİ GAZETECİ OLUYOR' Basın özgürlüğü yok denilen ülkede son 1 yıldır hükümet ve Başbakan için ağza alınmayacak hakaretler manşete çekiliyor. Madende şehit olan kardeşlerimiz için, onlar AK Parti mitingine geldiler müstehaktırlar diyen köşe yazarları çıktı. Acaba onlar CHP mitingine gitmiyor mu? Onların mitinglerine de bu madenciler gidiyordu. Bu nasıl bir köşe yazarlığı... Bir diğeri yine aynı patronun köşe yazarları, o da ne şehit ne gazi ... niyazi oldular diyebiliyor... Bu da köşe yazarı. Bu ne densizliktir. Böyle bir nefret suçu aleni olarak işleniyor. Bütün bunlar yaşanırken hala bu ülkede basın özgürlüğü yok deniliyor. Polis asker şehit edenler hapse giriyor. Adları hapisteki gazeteci oluyor. Her gün sokaklarda terör estiriliyor, esnaf mağdur ediliyor, huzur bozuluyor her nasılsa o ülkede özgürlük olmuyor. Bu bir algı operasyonudur. Bu operasyonun hedefi de şahsım hükümetim değil 77 milyondur. O 77 milyon içinde de en başta siz iş dünyasının mensupları var. 'DERDİMİZ YENİ ANAYASA' Kimin ne olduğunu çok iyi tanıdık. Sizin bağışlarınızla hibelerinizle büyüyenlerin nasıl ihanet sergilediklerini gördünüz. Allah'a hamdolsun kazanımlarımızı kaybetmeden bu süreçten çıktık. Her kesim daha dikkatli olmalı. Kim ne derse desin biz samimiyetle ekonomiyi ve demokrasiyi büyütmeye devam edeceğiz. Birlikte yaptık yapmaya da devam edeceğiz. Susanlar mahçup olacaklar. Az önce sayın Başkan yeni anayasadan bahsetti. Bakın ben şu anda TOBB'un genel kurulunda söylüyorum. Ana muhalefetin başkanı da burada. Muhalefet partilerinden de temsilciler var. Düşünebiliyor musunuz? Bir Anayasa uzlaşma komisyonu kuruluyor ve kurulduğu zaman bizim 326 üyemiz var. Biz 3 üye verdik. Diğer üç siyasi partinin 220 üyesi var onlar 9 üye veriyor. Biz böyle bir anlayış gösteriyoruz. Derdimiz yeni anayasa... 'KARŞIMDA ŞU AN BULUNUYORLAR' Bütün bunların yanında sayın Başkan konuşması esnasında, TOBB başkanı özellikle bir kusurdan bahsetti. Bu ülkenin başbakanına diktatör diyen muhalefet var. Karşımda şu an bulunuyorlar. Tayyip Erdoğan diktatör olacak sen meydanlarda dolaşcaksın öyle mi? Diktatörün olduğu bir ülkede bunları yapamazsın. Bu tür yakıştırmalarla ülkenin huzurunu bozarsınız. Önce ağzınızdan çıkanı kulaklarınızın duyması lazım. Bütün bu toplumsal huzur ve adalet duygusu kadar bütün bunlar iş dünyamızı da rahatsız ediyor. 'HADİ ADAY OL, BEN DE SİVİLİM' Şimdi Cumuhrbaşkanlığı seçimleri hepimizin gündeminde. Ne diyor başkan? Sivil bir cumhurbaşkanı diyor. Sen nesin sivil değil misin? Hadi aday ol. Ben de sivilim. Sayın Demirel, Özal sivil değil miydi? Sezer sivil değil miydi? Siz siville neyi kastediyorsunuz? Bir siyasi parti başkanını da aday gösterir, içinden başka birini de aday gösterir. Nitekim biz en son olarak Abdullah Gül'ü aday göstermiştik. Dışişleri bakanımızdı sivildi... Bütün engellere rağmen seçildi ve 7 yıldır başarıyla yürüttü. Şimdi ilk defa millet seçecek. Milletin seçtiği cumhurbaşkanına da hep birlikte saygı duymak zorundayız. Saygı duyacağız. Beğenirsin beğenmezsin ama milletin seçtiğini beğenmek zorundasın. İnşallah Ağustos ayında halkın oylarıyla cumhurbaşkanı seçilecek. Dah güçlü bir ülke olarak 2023 hedeflerine ilerleyeceğiz. haberler.com
Reklam
15 Maddede Türklerin Anlamadığı Tek Spor: Baseball
Baseball Türk milletinin Hollywood filmleri olmasa tanımadığı tanıyamayacağı bir spor dalı. Her ne kadar seyir zevki açısından Çelik Çomak oyunuyla aynı tadı verse de, Baseball bambaşka bir kafanın bambaşka bir hayal dünyasının ürünü. Gelin bu sporu yakından tanıyalım, malum yazın dünya kupası var, milli takım evinden izleyecek kupayı. Biz de dikkatlerimizi başka bir spor dalına yöneltelim belki Baseball'da özlediğimiz uluslararası başarıları yakalayan bir milli takım kurabiliriz, kupalardan geri kalmayız:
Düğünlerin Olmazsa Olmaz 25 İnsan Tipi
Havaların ısınması, düğün sezonunun başlama habercisi.. Sonrası zaten bitmek bilmeyen davetiyeler, kına geceleri ve halaylarla dolu. Düğün ortamına kendinizi ne kadar kaptırıyorsunuz bilmiyoruz ama şöyle dışarıdan bakıldığında düğünde olmazsa olmaz tiplemelerin olduğunu çok net görürsünüz. Ayakları yarılana kadar oynayanından tutun, düğün boyunca hiç kılını kıpırdatmayana kadar tipik düğün insanlarını analiz ettik. Bakalım siz hangi gruba dahilsiniz :)
Reklam
Michael Jackson Hologram ile Geri Döndü
Efsane pop yıldızı Michael Jackson ölümünden beş yıl sonra Billboard Müzik Ödüllerinde hologram görüntüsü ile sahne aldı. Oldukça gerçekçi olan hologram sahne showunda Michael Jackson geçtiğimiz hafta piyasa çıkan yeni albümü Xscape’den ‘Slave to the Rhythm’ adlı parçayı seslendirdi. Altın yaldızlı bir tahtta beliren Jackson’un hologramına gerçek dansçılar eşlik etti. Michael Jackson’un hologram görüntüsü sahnede efsane yıldızın moonwalking dansını da yapmaktan geri kalmadı. Salondaki herkesi büyüleyen Michael Jackson’ın hologram görüntüsü ayakta alkışlandı.
Nuri Bilge Ceylan: 'Filmlerimde Karamsar Olma Hakkımı Kullanıyorum'
Zayıf taraflarımızla yüzleşmek gerektiğini, üstelik bunun bizim kültürümüzde yaygın olmadığını vurgulayan Ceylan, insanı anlamaya çalışarak film yapmanın kendisine daha anlamlı geldiğini söyledi. Altın Palmiye adayı yönetmen, “Hayatta ne kadar varsa filmlerde de o kadar umut olmalı. Filmlerimde karamsar olma hakkımı kullanıyorum” dedi67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan “Kış Uykusu”nun yönetmeni Nuri Bilge Ceylan, filmde Türkiye’nin şu sıralardaki politik durumuna bir gönderme olmadığını vurgulayarak “Filme 3 yıl önce başladık. Sinemacının gündemi kovalaması hem zor, hem de şart değil. Sinemacının gazetecilik yapmasına gerek yok” dedi.Ceylan, sanatçının görevinin kendi geldiği kültüre başka bir bakış açısı getirebilmek olduğunu söyleyerek şöyle dedi: 'Zayıf taraflarımızla yüzleşmek gerek ki bu bizim kültürümüzde yaygın değildir. Kültürün onur, gurur, utanma eşiklerini aşma kaygısı gütmeden topluma hizmet etmesi gerekir. Özellikle kendi zayıf taraflarımızla yüzleşmek için sosyal reflekslerle değil, insanı anlamaya çalışarak film yapmak bana daha anlamlı geliyor.”Ceylan, önceki gün Cannes’da, senaryoda imzası bulunan Ebru Ceylan, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki, yapımcı Zeynep Özbatur, Fransız ortak yapımcı Alexandre Mallet-Guy ve başrolleri paylaşan Haluk Bilginer, Demet Akbağ ve Melisa Sözen’le birlikte bir basın toplantısı düzenledi.“Kış Uykusu”nun çıkış noktasının 19. yüzyıl Rus yazarı Anton Çehov’un birkaç kısa öyküsü olduğunu belirten yönetmen, “Ama sonuçta senaryoyu Ebru Ceylan’la birlikte yazdık” dedi.Ceylan, sinemaya bakışını, “Hayatta insan her yerde aynıdır. Yaşamla ilgili ikircikli filmleri seviyorum, her şeyi çözüme ulaştıran değil, muhtelif duyguları gösteren, ucunu açık bırakan filmler bana göredir” sözleriyle özetledi.Ünlü yönetmen, filminde “umut” olup olmadığı yolundaki bir soruyu da, “Filmlerime özel olarak umut koymayı sevmiyorum. Hayatta ne kadar varsa filmlerde de o kadar umut olmalı. Filmlerimde karamsar olma hakkımı kullanıyorum” diye yanıtladı.“Kış Uykusu”nun baş oyuncularından Demet Akbağ, Soma’da yaşanan maden faciasıyla ilgili olarak, “Buruk bir sevinç yaşıyoruz. Bir yandan yüreğimiz kan ağlıyor, öte yandan burada filmimizi tanıtmamızın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.Ceylan da “Tüm duyguları aynı anda yaşıyoruz. Olaylar biz buraya gelirken başladı. Sevincimiz kursağımızda kalıyor” demekten kendini alamadı.“Tiyatrodaki gibi prova yaptık, hatta bunları kaydettik. 200 saatlik kayıttan 196 dakikaya ancak indirdik” diyen Haluk Bilginer ise 182 sayfalık kalın senaroyu ilk gördüğünde korktuğunu, ama okuduktan sonra metne vurulduğunu söyledi.Bilginer, Ceylan’ı, “İletişimde usta bir insan ve istediğini almayı beceren bir usta yönetmen” sözleriyle tanımladı.Cumhuriyet
'Kış Uykusu'nun Oyuncu Kadrosu Cannes'da Soma'yı Unutmadı
Nuri Bilge Ceylan ve 'Kış Uykusu' filminin oyuncu kadrosu, ellerinde #Soma yazılı dövizlerle basın mesuplarının karşısına geçti. Yönetmen Nuri Bilge Ceylan 'ın Altın Palmiye için yarışacak filmi 'Kış Uykusu' jüri önüne çıkacak. Hürriyet gazetesinden Cansu Çamlıbel ’in haberine göre, film gösterimi için oyuncular kırmızı halıda boy göstermeye başladı. Halının en dikkat çeken ismi ise geçtiğimiz ay tedavi gördüğü hastaneden taburcu olan Nejat İşler oldu. Nuri Bilge Ceylan’ın Altın Palmiye yarışındaki 3 saat 16 dakikalık filmi ‘Kış Uykusu’nun bugün 16.00’da yapılacak gösteriminin ardından onuruna düzenlenecek davet de Soma felaketi nedeniyle iptal edildi. Nuri Bilge Ceylan ve 'Kış Uykusu' filminin oyuncu kadrosu, Soma'da hayatın kaybeden madencileri unutmadı. Ellerinde #Soma yazılı dövizlerle basın mesuplarının karşısına geçti. Nuri Bilge'nin Kültür Bakanlığının desteğini alan filmi, Türkiye-Fransa-Almanya ortak yapımı olması sebebiyle Avrupa Konseyi'nin sinema fonu Eurimage'den de destek aldı. Büyük kısmı Kapadokya'da çekilen 'Kış Uykusu' filminin oyuncu kadrosunda Nejat İşler, Haluk Bilginer , Demet Akbağ , Melisa Sözen , Nadir Saribacak , Ayberk Pekcan gibi isimler var. Filmin konusu, emekli bir oyuncunun, aktörlüğü bıraktıktan sonra Anadolu'da kendi halinde küçük bir otelde çalışarak günlerini geçirmesi üzerine kurulmuş olaylarla ilgili. T24
Reklam