onedio
Erdoğan: 'Belli ki CHP de Artık Haşhaş Almaya Başladı'
Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu’nun Genel Kurul'unda 'Bazı müjdeleri burada açıklamanın daha uygun olacağına karar verdim' diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ardından AK Parti'nin grup toplantısında konuştu.İşte Erdoğan'ın konuşmasından satır başları:BURADAN MÜJDELERİ VERİYORUMDün sabah Afganistan’da bir bombalı saldırı neticesinde hayatını kaybeden üç vatandaşımıza Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yakınlarımızın milletimizin başı sağ olsun diyorum. yaralanan vatandaşımıza da acil şifalar diliyorum. Gerek şirketlerimiz gerek çalışanlarımız askerlerimiz Afganistan’da sadece ama sadece barışı tesis etmek için orada bulunuyorlar. Yapılan saldırının ciddiyetle soruşturulmasının ve önlemlerinin alınmasının takipçisi olacağız.Pazar günü yani 1 Haziran’da 14 yerleşim biriminde seçimler gerçekleştirildi. Bu 14 birimden 13’nde seçimler yenilendi. Bir tanesinde de ilk kez seçim yapıldı. Kuşkusuz bu 14 yerleşim birimi içerisinde önemli merkezler Ağrı ve Yalova illerimizdi. Ağrı’da daha önce BDP’nin kazandığı görülüyordu, seçimin yenilenmesi kararı alındı. Pazar günkü seçimde BDP adayı kazandı. Yalova’da ise bizim AK Parti olarak itirazımız vardı. Tabi yapılan ittifak neticesinde Yalova’da da seçimi CHP adayı az bir farkla kazandı. 14 yerleşim birimi üzerinden bakıldığında 5 merkezde AK Parti, CHP 3 merkezde, MHP 3, BDP 2, Saadet Partisi bir yerde kazandı.'MHP VARLIĞINI İNKAR ETTİ'AK Parti yüzde 43,5 oy almıştı, 1 Haziran itibariyle de yüzde 45,5 oldu. Yani 30 Mart seçimlerine göre 13 yerleşim biriminde oy oranımız 2,5 puan artış gösterdi. CHP’nin oyu bir puan, BDP’nin 2,3 puan arttı. MHP’nin oyları 1,9 puan düştü. Oy oranlarındaki değişime baktığımızda, Yalova ve Ağrı’da AK Parti’ye karşı ittifakların yapıldığı net olarak görülüyor. Bunlara rağmen oy oranının AK Parti’ye yetişemediğini görüyoruz. 30 Mart’ta CHP ve MHP’nin toplam oy oranı yüzde 43 olmuştu, AK Parti’nin ise yüzde 45,5 olarak gerçekleşmişti. 30 Mart’ta bu 13 merkezde, CHP ve MHP’nin toplam oy oranı yüzde 33, AK Parti’nin yüzde 43’tü.Biz Ağrı ve Yalova’daki sonucu analiz ettik ediyoruz. Ancak bu mikro düzeydeki seçimin hem CHP hem MHP için çok önemli yeni dersler verdiğini ama her iki partinin de ibretlik dersler almasını özellikle tavsiye ederiz, bunu fark etmediklerini de görüyoruz. MHP bir kez daha varlığını siyasetini inkar etti. 1 Haziran seçimlerinde MHP’nin esamesi okunmadı. MHP 1 Haziran’da vazifesini benimsemiş halde kimliğini CHP’ye teslim etmiş oldu. CHP sadece Yalova üzerinden kendisi için başarı tablosu çıkartmaya çalışırken bugün de genel manzarayı görmekten kaçınıyor.Doğu’da BDP karşısında AK Parti’den başka parti var mı? Yok. AK Parti’nin karşısında da BDP’den başka parti yok. CHP siyaseti 780 bin kilometrekarede yapmıyor, MHP de yapmıyor. Kendileri için uygun vilayetler, uygun ilçeler aramak suretiyle siyaseti böyle sürdürmek istiyorlar. Bunun adı demokratik bir mücadeleyi ülkeye yaymak değildir, ya ben burada yapabilirim, başka yerde buna gücüm yetiyor, vaka budur.Türkiye’nin her tarafında AK Parti var. buna karşılık MHP ve CHP’nin toplam oyları bile AK Parti’ye yetişemiyor. 1 Haziran seçimleri cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir sonuç olacaksa, ortaya çıkan sonuç çatının bir kez daha uçtuğudur çöktüğüdür.Bakınız 30 Mart seçimleri de 1 Haziran seçimleri de MHP tabanında, etraflı şekilde bir değerlendirmeye tabii tutulmalı. MHP artık kendi varlığını kendi kimliğini inkar eden bir partiye dönüştürülmüştür. MHP’yi adeta bir vagon partiye dönüştürmüştür. 2012 halk oylamasında, terör örgütleriyle aynı safta yer almayı seçmiştir. 2011 seçimlerinde ağır bir hezimet daha yaşamıştır. MHP pensilvanya’nın kuklası haline getirilmiştir. Bu yapılanı MHP seçmenine ben haksızlık olarak görüyorum. MHP seçmeni gönül verdikleri partinin kimlerin yedeği haline getirildiğini görmelidir diye düşünüyorum. MHP’ye gönül vermiş kardeşlerime hatırlatmak isterim, CHP içinde sadece bir kanat yok, Suriye’nin eli kanlı rejimine destek veren bir CHP var, mezhep farklılıklarını körüklemek için tahriki yapan CHP var. öbür tarafta kalkıp şöyle Suriye’nin batısına doğru gittikçe Türkmen kardeşlerimiz var. bunların yanında yer alan AK Parti iktidarı var, onların karşısında yer alan CHP anlayışı var. Ey MHP sen de mi yoksa Türkmen kardeşlerimin yanında yer alıyorsun?Gezi olaylarında başı çeken polis asker katilinin sırtını sıvazlayan bir CHP var. Hakkari’de türk bayraklarını sallayamayan, Ankara’da bozkurt işareti yapan her türlü renge bürünebilen bir CHP var. Bir MHP’li nasıl olur da İstanbul’da duvarlara “Zülüm 1453’te başladı” diyen bir zihniyetin yanında yer alabilir? Ankara’da Türk bayrağını yakan bir zihniyetin yanında durabilir?'GEZİ'NİN YIL DÖNÜMÜNDE YİNE CHP VARDI'Gezi olaylarının yıl dönümünde yine CHP vardı, milletvekilleri vardı, ellerinden gelen her türlü oyunu oynadılar. CHP il ilçe başkanlıkları cumartesi günü, çeşitli illerde lojistik merkez görevi yaptılar. Gençleri sokağa çıkartmak için, sokakta polisle çatışmaya girmek için çağrı yaptılar. CHP ve o marjinal terör örgütlerinin çağrısına rağmen karanlık senaryo devreye sokulamadı. Polisimizin dik duruşu sayesinde geldikleri gibi gittiler. Bundan önceki gezi’de onlara destek veren sermaye vardı. Onlardan da destek gelmeyince şimdi çırılçıplak ortada kaldılar. İstanbul’un lüks kafelerinde isyan çağrısı yapanlar cumartesi günü avuçlarını yaladılar.Bir tane o CNN’nin dalvakuğu oralarda bir şeyler yapmaya çalışıyor. CNN International yerlisi, geçen yıl 8 saat aralıksız yayın yaptı. Niye? Ülkemi karıştırmak için. Şimdi de suçüstü yakalandı. Bunların böyle hani özgür tarafsız bağımsız basın diye bir şeyleri yok. Bunlar görevli görevli, bunlar adeta ajan görevi icra ediyorlar.CNN INTERNATIONAL MUHABİRİ GÖZALTINA ALINDI“AVUÇLARINI YALADILAR”Pensilvanya’dan kaos çıkması için avuçlarını ovuşturanlar gazetelerini TV’lerini Twitter’daki maskeli korkaklarını görevlendirenler de onlar da avuçlarını yaladılar. Gezi olaylarının yıl dönümünde, nefret dilini faşizmin İslamafobinin dilini kullananlar avucunu yaladılar. Biz bunları konuşunda, bu başbakan çok gerilimci. Sokakta polisime kurşun sıkacak, polisimi yakacak. Bir tanesi hayati tehlike içinde. Bunu konuşmayacaklar ama farklı bir şey olduğu zaman polis şamar oğlanı, öldür vur yarala. Bunun için her yol meşru. Polisin savunma hakkı bile yok. Böyle bir şey olabilir mi?“BİR GRUP TOPLANTIMIZDA BUNLARI YAYINLAMAK İSTİYORUM”Geçenlerde bu ne sabırdır dedim diye, beyefendiler rahatsız olmuş. Niye rahatsız oluyorsun? Sen bunu git de ABD’de yap bakalım. Git İngiltere’de İspanya’da yap bakalım. Sizlere de şöyle özellikle bazı çekimleri göstermek istiyorum. Bunları bir göreceksiniz nerede ne nasıl yapılıyor görmek lazım. Sürekli olarak bizim güvenlik güçlerimizi bu işlerde tahrik unsuru olarak hedef haline getirenler dünyada neyin nasıl yapıldığını görmeleri lazım. Onun için herhalde bir grup toplantımızda da buradan bunları özellikle yayınlamak istiyorum.“HEDEFİN NE OLDUĞUNU BİZLER DE AZİZ MİLLETİMİZ DE GÖRDÜK”Cumartesi günü beklenenin gerçekleşmeyeceği, isyan ve çatışma çağrılarının karşılık bulamayacağı zaten çok net biçimde görülüyordu. Bir yıl önce Ak Parti’ye, milletin iktidarına karşı o malum çevreler ellerindeki imkanları seferber etmişlerdi. Hatırlayın her yerden taarruz ettiler medya sosyal medya yazarlar, sözüm ona aydınlar, sözüm ona sanatçılar taarruz ettiler. Bu taarruzun içerisinde hepsi yer aldılar. İş dünyası, iş veren örgütleri yer aldılar. Başta CHP olmak üzere, milletten umudunu kesmiş siyasi partiler bu taarruzun içinde yer aldılar. Bu şiddet ve Vandalizm gösterileri dünyaya çevre protestosu gibi sunuluyordu. Hedefin ne olduğunu bizler de aziz milletimiz de gördük.Bir tane sanatçı müsveddesi şunu söylüyordu “hala bunun ağaç meselesi olmadığını anlamadınız mı”“DUVARLARA YAZDIKLARI YAZILAR UNUTULAMAZ”Camiye girerek orada her türlü, bizim cami adabımızın aksine, orada her türlü bira şişelerine varıncaya kadar, ayakkabılarıyla camiye girenleri nasipsiz olarak savunanlar var. hemen ilerisinde dozerle yaya kaldırımlarını söktüler. Biraz ileri gittiler başbakanlık ofisimizi yakma girişiminde bulundular. Duvarlara yazdıkları yazılar unutulamaz. Onlar tamamıyla küfürname. Kendi kişiliklerini ortaya koydular.Başbakan bunları savunsun, başbakan gerilimci. Bunları söylemeyecek miyiz? Bunları millete tanıtmayacak mıyız? Yanlarına kar mı kalacak? Öyle bir paralel yargı var ki, bir kapıdan alıyor oradan bırakıyor. Neymiş? Yasalar buna müsait değilmiş. Bütün bunları bu şekilde uygularsanız o zaman tabi ki bunlarla mücadele zorlaşır.Anadolu ve Trakya’nın iktidarda olmasını hazmedemeyenler sokağı kullanarak kendilerine göre darbe gerçekleştirmek istiyorlar.“SADECE SANDIKTIR…”Adama sorarlar demokrasi sandık değilse ne? Bunu bana anlat derler. Ha o zaman şurada gidersin. Dağda eli silahlı olanlarla mezrayı basarsın, dersin ki bak her ne kadar sandık önüne getiriliyorsa da bilesiniz ki sadece sandık değildir bak silahımız ensemizdedir. Buna mı evet diyeceğiz? Sadece sandık değil diyenlerin dediği budur. Sadece sandıktır, halkın iradesini birileri ipotek alma girişimine girmesin.“KAN VARSA SİZİN OLDUĞUNUZ YERDE VAR”Şu anda bakıyorsunuz Ağrı’da belediye başkanı seçilen kişi “devlet terörü” diyor. Ağrı’da devlet terörü estirilmiş. Şu ifadeye bak ya. Bir milletvekili olarak bu ülkede devlet teröründen bahseden bir insan önce aynaya bakmalı. Sen bir defa terörün desteğiyle belediye başkanı seçilen birisisin. Kan varsa sizin olduğunuz yerde var.  Bak Diyarbakır’da ağlayan annelerin, belediye başkanlığı önünde oturmalarına tahammül edemediniz.“KÖPÜKLE ORALARI YIKAMA BAHANESİYLE KOVDUNUZ”Bunu neyle izah edeceksiniz? Oradan kaldırdınız. Devamlı TOMA’lardan sıkılan sudan rahatsız oluyordunuz. Orada sizler köpükle oraları yıkama bahanesiyle kovdunuz. Orta refüje soktular, yol düzenlemesi yapacaklarmış. Tehdide başladılar. Dediler ki çocukları halledeceğiz, bize bu kadar müsaade. AK Parti olarak bunun takipçisi olmaya mecburuz.Hadi bakalım, şu anda da bu çocukları getirip anne babalarına teslim etmeniz lazım. Adreslerini gayet iyi biliyorsunuz.“PİKNİĞE GÖTÜRÜYORUZ DİYEREK DAĞA GÖTÜRÜYORSUN”Dedim ya B planı C planı devreye girecektir. Şu anda Hür Demokrat Partili milletvekillerinin bu işin yakın takipçisi olarak bu süreci kendilerinin çözme sorumluluğu var. Bizim çözüm yolumuz farklı olacak. Bir tarafta çözüm süreci diyeceksin sonra engellemenin mücadelesini vereceksin. Bir tarafta barış barış barış diyeceksin. Biz olmazsak kan olur burada, lafa bak ya. Barış barış diyorsun yavruları analarından alıp pikniğe götürüyoruz diyerek dağa götürüyorsun. Bu nasıl barış? Bazıları taciz bu nasıl barış? On binlerce insanın katili sizsiniz, bu terör örgütü. Bunları görmeyecek miyiz? Sürekli aşağıladıkları tepeden baktıkları köylülerin insafı ve vicdanı olanların ülkeyi yönetmesinden rahatsız oldular. Bir şekilde buna son vermek istiyorlardı. Sokak eylemleriyle başarabileceklerini zannettiler.Sermayeleriyle kontrol ettikleri hatta birer kuklaya çevirdikleri marjinal sol örgütleri sokağa dökerek başarabileceklerini zannettiler.“BAK SİZİN BU YAPAMADIKLARINIZI AK PARTİ YAPTI”İşte o günlerde bizler de meydanlara çıktık. Beş şehrimize milli irade mitingleri yaptık. Halk akın akın meydanlara koştu. Zaman zaman bunların yazarları yorumcuları şöyle söylüyorlardı “Taksim meydanına iki milyon insan geldi” ya bunlar saymayı bilmiyor ya bunlar Taksim meydanına ne kadar insan alınabilir bunu bilmiyor. Debreli hikayesini de bilmiyorlar tabi. Sürekli olarak atıyorlar. Tabi bunların Yenikapı’yı niye kabullenmedikleri, niye gelmedikleri ortaya çıkıyor veya Küçükyalı Maltepe’deki meydana niye gelmedikleri ortaya çıkıyor. Çünkü oraya geldiklerinde o zaman her şey meydana çıkacak. Bunlar bir şeyi hala öğrenemediler. Elinizde sopayla molotofla değil nefret söylemiyle değil büyük bir sabırla meydanlara gelin. Bak sizin bu yapamadıklarınızı AK Parti yaptı. AK Partili seçmenin elinde ne Molotof ne sopa vardı.“CHP MEDYASI HER GÜN YALAN HABERLERLE GENÇLERİ TAHRİK EDİYOR”Yakın tarihten şu hadiseyi hatırlatmak istiyorum. 1960 yılı Nisan ayı. İstanbul ve Ankara’da üniversite öğrencileri gösteriler yapıyorlar. CHP tıpkı bugün olduğu gibi tahrik ediyor. CHP medyası her gün yalan haberlerle gençleri tahrik ediyor. Yüzlerce öğrencinin öldürüldüğü, kıyma makinelerinden geçirdiği iddiası CHP tarafından dillendiriliyor. Merhum Necip Fazıl Adnan Menderes’i ziyaret ediyor. Necip Fazıl, Menderes’e gerekli tedbirleri almasını tavsiye ediyor. Merhum Menderes ise mevcut tavrını sürdürmeyi tercih ediyor.“BU TEHDİDE SESSİZ KALMADIK”Biz geçen yıl gezi olaylarıyla bir darbe senaryosu devreye alındığında Menderes gibi üzerimize gelen bu tehdide sessiz kalmadık. Mısır’da yaşananların, Ukrayna’da yaşananların Türkiye’de yaşanmasına izin vermedik. Sokakları vandallara milli iradeyi de CHP’ye teslim etmeden bu ihtilal aşıklarının geldikleri gibi gitmelerini sağladık.“BU FEZLEKELER YOK EDİLMEK İSTENDİ”Sokak eylemleriyle ihtilal yapamayanlar, 17 ve 25 Aralık’ta bir başka darbe senaryosunu uygulamaya koydular. Orada da dik durduk taviz vermedik. Daha önce de ifade ettim darbe girişimleri için fezlekede, bunu inkar ediyor paralel yapının paralel yayın organları. Dönemin başbakanı ifadeleri geçiyor. Tam ifade şu “suç işlemek için oluşturulan örgütün lideri dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan” aynı şekilde bakanlarımızdan da örgüt üyesi olarak bahsediliyor. Bu fezlekeler yok edilmek istendi. Silinmiş dosyalar kurtarıldı. Bu fezleke büyük oranda ortaya çıkarıldı.“ŞU ANDA İNLERİNE GİRDİK”Şimdi paralel medya, başına gelecekleri önceden bildikleri için, rezilliğin farkında olmak için bunların düzmece olduğu için kampanya başlattı. Hiç boşuna uğraşmasınlar. Ortaya çok vahim belgeler deliller çıkıyor. Yaptıklarının hesabını vermeye başlayacaklar. İnlerine gireceğiz demiştik. Şu anda inlerine girdik. Bütün pisliklerini ortaya döküyoruz. Kaçıp saklandıkları inlerinden de sorumluları çıkaracak adalete teslim edeceğiz. Bu ülkede artık hiçbir darbe girişimi hesapsız kalmayacak.Dün dört CHP’li milletvekili basın toplantısı düzenlediler. Son derece ilginç. CHP, MHP ile birlikte Pensilvanya’nın siyasi taşeronluğu üstlenmişti. Pensilvanya tapeleri yaptığı montajları servis edecek, yargı ve emniyetteki maşalarıyla hükümeti devirecekti, MHP ve CHP buna destek verecek. AK Parti gidince CHP MHP iktidara oturacaklardı. Pensilvanya kapı kapı dolaşarak CHP’ye MHP’ye BDP’ye oy istediler. Ama en çok CHP’ye çalıştılar. CHP genel müdürü, eline tutuşturulan malzemeyi salladı durdu.“YARGI ÖNÜNDE HESABINI ELBETTE SORACAĞIZ”Zaten dünyada hep söylüyorum ya, bunun kadar yalanı maharetli kullanan ikinci bir kişi bulamazsınız. Ve yalanı kullanırken de yüzü filan kızarmaz ha gülerek bunu söyler. Bunlar hep birlikte tarihi nitelikte bir işbirliği gerçekleştirdiler. Ellerine hiçbir şey geçmedi. 30 Mart’ta millet gereken cevabı verdi. Tabi CHP’de bunun hesabı soruluyor.CHP’de bu sorgulamadan kurtulmak için farklı gündemlere sarılıyor. Kendisini temize çıkartmaya çalışıyor. Kamuoyunda Balyoz davasıyla ilgili rapor hazırlamışlar. Yeni dostları yol arkadaşları olan Pensilvanya örgütüne en küçük bir eleştiri yok. Bütün sorumluğu hükümete Genelkurmay’a Yargıtay’a yıkma peşindeler. Genelkurmay başkanına hakaret ettiler. CHP de artık haşhaş almaya başlamış. Yeni yol arkadaşlarına çok hızlı uyum sağladılar. Genelkurmay başkanlığımız gerekli açıklamayı yaptı. Dava açacaklarını ifade ettik. Biz de bunun peşini bırakmayacağız. Yargı önünde hesabını elbette soracağız. Ama bir temel ilkeyi hatırlatmak isterim. Biz bu davanın hakimi savcısı da değiliz. Bizden hukuka müdahale etmemizi bekliyorlarsa daha çok beklerler.“BU, TAVŞANA KAÇ DEMEK TAZIYA TUT DEMEK”Pensilvanya ile ilişkilerinin üzerini örtemezler. Bu tavşana kaç demek tazıya tut demek, tazı bunu tutmayacaktır. Bize bunu yutturamazlar. Balyoz davası sanıklarının, sanık yakınlarının duygularını istismar etmekten de CHP vazgeçsin.Geçen hafta grup toplantımızda, Türkiye’nin hangi yapay sorunlarla meşgul edildiğini aktarma fırsatım olmuştu. Yüz yıldır Kürt ve Alevi kardeşlerimizin sorunları Türkiye’yi yavaşlatmak, kalkınmasını, ilerlemesini güçlü bir devlet olmasını engellemek amacıyla kullanıldı. İç huzurumuzu yaralamak adına bu sorunları sıcak tutuldu. Türkiye ne zaman güçlendiyse bu sorunlar gündeme taşındı. Terörle çatışmayla sokak eylemleriyle Türkiye’nin enerjisi bu sorunlar üzerinden heba edildi. Bütün engelleri aşarak tuzakları aşarak bugünlere geldik.“ZOR BİR YIL GERİDE KALDI”Türkiye bir yıl önce Mayıs ayında tarihinin en büyük ekonomik başarılarını konuşuyordu. Ardından Gezi eylemleri başlatıldı, 17, 25 Aralık darbe girişimiyle ağır bir darbe indirmek istediler. Tüm bunları basiretle geride bıraktık. 2013 yılının mayıs ayı gibi 2014 yılının mayıs ayını başarılarla tamamladık. 93 bini aşan İstanbul borsası 60 binlere kadar gerilemişti. Şu anda borsa toparlandı 79 bin seviyesini aştı. MB rezervimiz, geçen Mayıs’ta 135 milyar dolara ulaşmıştı. Şu anda yeniden 131 milyar dolar seviyesine ulaştı. İhracatta Mayıs ayında yine tüm zamanların rekorunu elde ettik. Geçen yılın mayıs ayına göre yüzde 5,8 oranında arttı ve 13 milyar 412 milyon dolar oldu. Bu cumhuriyet tarihinin rekorudur. Geriye dönük 12 aylık ihracatımız da 156 milyar doları aştı, bu da cumhuriyet tarihimizin en büyük rakamı. Zor bir yıl geride kaldı, eylemler darbe girişimleri geride kaldı.“TÜRKİYE’YE BİR YIL KAYBETTİRDİ”Artık bu ilerlemenin sekteye uğramasına tahammül edemeyiz. Yapay sorunlar üzerinden ağır bedeller ödemesinden müsaade edemeyiz. Gezi olayları 17-25 aralık darbe girişimleri Türkiye’ye bir yıl kaybettirdi. Mesaimizin bir kısmını işte bu huzur ortamını bozmak isteyenlerle mücadeleye sarf etmek zorunda kaldık.“ŞİDDET HİÇBİR MESELENİN ÇÖZÜM ARACI DEĞİL”Bizim 77 milyon olarak gece gündüz çalışıp reformu yapıp, 2023 hedeflerine doğru ilerlemememiz gerekiyor. Bakınız terör de sokak eylemleri de bugüne kadar hiçbir netice alamamıştır, alamaz. Her zaman ifade ediyorum. Şiddet hiçbir meselenin çözüm aracı değil. Şiddet arkasından kandan gözyaşından huzursuzluktan başka bir şey getirmez. Bütün sorunlarımızı hukuk zemininde çözeceğiz. Siyaset hukuk ve demokrasi dışında hiçbir yol sorunlara çözüm üretemez.“5 KADIN TERÖRİSTİ ACIMASIZCA KATLETTİLER”Sizlerin, aziz milletimin, doğu ve güneydoğudaki kardeşlerimizin, annelerinin buraya dikkatlerini çekiyorum. 2010 yılında, beş kadın terörist dağdaki zorbalığa dayanamayarak örgütten kaçma kararı aldı. Diyarbakır kırsalında yakalandılar. Hatırlayın. Bu beş kadını bir mağaraya hapsettiler. Günlerce işkence yaptılar. Ardından acımasızca katlettiler. Cansız bedenlerini bilinmeyen yerlere gömdüler. Anneleri babaları yavrularının öldürüldüğünden habersizdi. Bu katliama şahit olan İranlı kadın bir terörist dayanamadı, anneleri aradı ve katledildiğini duyurdu.“BDP BUNU SORGULAMADI”Terör örgütü ne dedi biliyor musunuz? Kış hazırlıkları sırasında jeneratör gazından zehirlendiler ve öldüler dedi. Bir yıl geçtikten sonra bu kadın teröristler için cenaze töreni düzenlediler. Hale bak. Çünkü karakterleri bu. BDP’nin bazı milletvekilleri, kadın milletvekilleri buna sahip çıktılar. BDP bunu sorgulamadı. Hani barıştan yanayız diyorlar ya. Kadın hakları yanlısı vekilleri bu katliamı sorgulamadılar. Halktan gizlemeye çalıştılar.“ÖLMEYE VE ÖLDÜRMEYE GÖNDERDİLER”2011 yılında Cudi dağındaki, bir mağarada teröristler kıstırılıyor, askerimiz saatlerce dil döküyor. Nihayet teröristler teslim oluyor. Bir tanesine subayımızı soruyor. Annen baban sağ mı? Terörist bilmiyorum diyor. Subayımız kaç yıldır görüşmüyorsun diyor. Terörist beş yıldır diyor. Bunlar üzeri örtülemeyen yüzlerce hikayeden iki tanesi. Buna benzer çok acı yaşandı. Aile trajedisi yaşandı. Ölmeye ve öldürmeye gönderdiler. İşlerine gelmeyince de vahşice katlettiler.“KENDİ ÇOCUKLARINI DA ABD’YE İNGİLTERE’YE GÖNDERİYORLAR”Genç bir çocuğun beş yıl boyunca annesiyle babasıyla görüşmesini engelleyerek kim neyin mücadelesini veriyor? Buradan mı özgürlük barış gelecek? Buradan mı barış mücadelesi verecek? Vicdanın olmadığı yerde özgürlük olur mu? Biz terör örgütünden ne vicdan bekliyoruz ne insaf bekliyoruz ne de acıma duygusu bekliyoruz. Ben BDP’nin HDP’nin vekillerine soruyorum. Sizin çocuğunuz yok mu? İnsafınız vicdanınız yok mu? Kaçıyorlar, dağa götürüyorlar, kendi çocuklarını da ABD’ye İngiltere’ye gönderiyorlar. Fark bu.Benim Kürt kardeşimin bunu bilmesi lazım. Bizim yavrularımız dağlara kaçırılırken şu anda bölücü terör örgütüyle el ele olan HDP’nin işte başındakiler veya milletvekilleri belediye başkanları onların çocukları da ABD’de Avrupa’da değişik yerlerde, eğitim alıyorlar, turistik seyahat yapıyorlar.Ey HDP milletvekilleri siz evde çocuklarınızın yüzüne nasıl bakıyorsunuz? 30 yıldır evladının nerede olduğunu, yaşayıp yaşamadığını bilmeyen anne babalar var.“O ANNELER BABALAR ARTIK İSYAN ETMEYE BAŞLADILAR”Ben de geçen akşam bir tanesinin anne babasıyla ninesiyle görüştüm. O da son kaçırılanlardan. Telefonda tabi hüngür hüngür ağlıyor. Dertleştik. Tablo bu. Ve belediyenin önünde de kalkıyorsun saldırıyorsun. Niye? Hadi işte onlar da Kürt, çocuklarını kaçırdınız. Niye rahatsız oluyorsun? Ama gelip Taksim meydanında şurada burada her türlü eylemi molotofla yapıyorsunuz. Can alıyorsunuz, can yakıyorsunuz, silah kullanıyorsunuz. Evladı ölse bile gözyaşı dökemeyen ağıt yakamayan acısını paylaşamayan anne babalar var bugün. Bunlar çocukları almakla kalmıyor, ağıt yakmalarını engelliyorlar. O anneler babalar artık isyan etmeye başladılar.Çocuklarının kaçırılmasına yüreklice isyan ediyorlar. Anneler babalar artık susmuyorlar, kan tüccarına dönüşen terör örgütü karşısında boyunlarını öne eğmiyorlar.İşte şimdi Diyarbakır’da anneler evlatlarına sahip çıkıyor. Demokrasiden barıştan insan haklarından olduğunu savunan HDP göstericilere eziyet ediyor. Çok rahatsız oldular. Gerçek yüzlerinin görünmesinden çok rahatsız oldular. 15 yaşındaki çocukların kaçırılmasını izah edemediler. İnanın rezil oldular.şimdi rezilliklerini bastırmak için de gösteri yapan o kardeşlerimizi dağıtmaya kalkışıyorlar. 30 yıl susturdunuz, artık susturamayacaksınız. Annelerin ağıdını gözyaşını 30 yıl bastırdınız. Artık bastıramayacaksınız. Özgürlük ve barış bağımlılık yapar. Doğu ve güneydoğudaki kardeşim özgürlüğün ve barışın tadına vardı. Terör örgütünün baskısından kurtulan vatandaşlar artık özgürlüğe barışa sahip çıkıyorlar. Bir buçuk yıldır anneler babalar barışın ve özgürlüğün huzurunu yaşıyor. Bakın bizim de hiçbir şekilde şımarıklığa tahammülümüz yok.Yol keserek polisi askeri taşlayarak ülkeye yeni açı yaşatmak isteyenlere asla eyvallah etmeyiz. Çözüm için biz değil elini gövdesini taşın altına koymuş bir iktidarız. Bedeli her ne olursa olsun bu meseleyi çözeceğiz dedik, hamdolsun çok önemli mesafeler kaydettik.BDP HDP dürüstseniz samimiyseniz, siyasi Kürtçülük yapmayan Kürt kardeşlerime, diğerlerine de sesleniyorum. Diyorum ki siz acaba bu yol kesmelere evet diyor musunuz? İnsani midir? Yol kesmek bak ses geldi oradan, tarihimizde eşkıyanın işi olarak bilinir. Şimdi tabi terörist bunu yapıyor. Terörist eşkıyanın çok daha ötesinde. Köyüne gidecek onların da yolu kesiliyor. Ana yolda onların da yolu kesiliyor. Bazıları bakıyorsunuz alıp kaçırılıyor. Paralar isteniyor, haraç isteniyor. Bunlar haraççı. Bu kadar diyor haraç vereceksin. Hale bak. Sanki orada yolları yapan onlar, suyu getiren o. Sanki bütün üniversiteler okullar bunları kuran o. Bu vergilerden bunlar yapılıyor, senin haracında terör estiriliyor.15 yaşında çocukların ana kucağından alınıp dağa götürülmesine, robota döndürülmesine sessiz kalamayız. Bunu HDP çözmeyecekse, şımarıklığın sırtını sıvazlayacaksa bunu bilelim. Bu sorunu çözmek için, anneleriyle kucaklaştırmak için bizim de yöntemlerimiz var. bu çocuk kaçırma eylemlerinin son bulmasını, çocukların geri getirilmesini istiyoruz. Eğer korkuyorlarsa bunu söylesinler, tehdit varsa bunu söylesinler, o yürekli anneler gibi cesaretleri yoksa bunu da söylesinler.Diyarbakır’da 15 yaşındaki çocuğunun peşine düşen annenin karşısına başka anneler çıkartmak zalimliktir. Anneliğin siyaseti yoktur. Sağcılığı solculuğu yoktur. Hiçbir annenin yavrusundan kopmasına tahammülümüz olamaz. Biz çözüm sürecini tüm anneler için babalar için başlattık. Oğlu askerde olan anneler için, oğlu dağa kaçırılmış anneler için başlattık.Tüm annelerin bu sürece yüreklerini koymalarını istiyorum. Bu terör baronlarına kan tüccarlarına itiraz etmelerini istiyorum. Hiçbir anne korkmasın, çekinmesin. Anneler ne kadar bu sürecin içerisinde olursa barış da bu kadar mümkün olacaktır. Ben Diyarbakır’da eylem yapan o yürekli anneleri selamlıyorum. Yavrularına kavuşmaları için çırpınmaya devam edeceğimizi belirtiyoruz. Çözümün yanında durmaya, inadına demokrasiyi kardeşliği savunmaya devam edeceğiz.TBMM genel kurulunda yoğun bir hafta bizleri bekliyor. Çok önemli tasarı ve teklifleri cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde inşallah çıkartmış olacağız. Bugün grup toplantımız öncesinde çok önemli tasarı ve teklifimizin detaylarını açıkladım. Alt işverenlik yani taşeronluk konusunu yeniden ele alıyoruz. Çok önemli düzenlemeler getiriyoruz. İşçilerimizin hak kayıplarının önüne geçiyoruz. Alt işverenlikte iş sağlığı ve güvenliği, kıdem tazminatı gibi konularda önemli düzenlemeler yapıyoruz. Yer altında çalışan işçilerimiz için haftalık çalışma saatini 36 saat günlük çalışma süresini 6 saat olarak kısıtlıyoruz. Şehit madencilerimizin anne babaları için muhtaçlık şartını da kaldırıyoruz. Soma’da şu anda çalışamayan madencilerimizin ücretleri işveren tarafından ödenecek. Ne alıyorsa, o işletme açılana kadar aynen alacak. Ayrıca çalışamadıkları dönemde işsizlik sigortası fonundan net maaşları kadar biz de ödeme yapacağız. Madenlerde çalışan işçilerimizin emeklilik yaşını da 55’ten 50’ye indiriyoruz. Yıpranma payını değiştiriyoruz. İzinde geçirdikleri süreler tatiller de yıpranmaya dahil edildiğinde erken emekli olmak isteyen madenci kardeşimiz 43 yaşında bile emekli olabilecek.Şu anda AFAD’dan başka yetkili hiçbir birim yoktur. Bunu genelgeyle de valiliklerimize bildirdik. AFAD’da sadece somadaki madencilerimizin ailelerine bunlar olacak. Belki iki belki üç ev düşecek. Belki kiraya verecek. Çocuklarını onunla okutulacak. Bazıları üniversiteleri okumalarını sağlayacağım diyor. Bunlar AFAD’da toplanacak. Ama bu paralelin vakıflarına derneklerine sakın ha, bunlar aldatırlar, bu paralar biliyorsunuz farklı yerlere giderler. Bunlar kara para, bu kara parayı da bazı şirketler vasıtasıyla aklarlar.haberler.com
HTC One E8 Tanıtıldı
HTC, bir süre önce satışa sunduğu One M8 modelinin plastik versiyonu One E8′i resmi olarak duyurdu. Bir süre önce sizlerle incelemesini paylaştığımız One M8′in plastik versiyonunun çıkacağı uzun süredir gündemdeydi. Daha önce One M8 Ace ve birkaç farklı isimle gündeme gelen plastik kasalı model, One E8 adıyla duyuruldu. HTC One E8; 1920 x 1080 piksel çözünürlükte 5 inç ekran, 4 çekirdekli 2.3 GHz Snapdragon 801 işlemci, 2 GB RAM, microSD ile artırılabilen 16 GB dahili hafıza, 13 megapiksel arka kamera, 5 megapiksel ön kamera, 2000 mAh kapasiteli batarya, Sense 6.0 arayüzü ve Android 4.4 KitKat işletim sistemi gibi başlıca teknik özelliklere sahip. HTC One M8 modeline göre daha hafif olan HTC One E8, 145 gram ağırlığa sahip. One E8′in One M8′den bir diğer farkı ise çift SIM özelliğine sahip olması. Kasa yapısı olarak farklı olan her iki telefonun da diğer birçok özelliği aynı. HTC One E8, kırmızı, beyaz, altın ve gri olmak üzere dört renk seçeneğine sahip. HTC One E8, önümüzdeki günlerde satışa sunulacak. Satış fiyatı ile ilgili henüz bir bilgi yok. One E8 modeliyle ilgili yeni gelişmeler olduğunda ve elimize ulaştığında incelemesini de sizlerle paylaşacağız. WeBeyn.com
Cumhuriyet Tarihinin En Kapsamlı Mali Af Yasası Geliyor
Af düzenlemesi ile vergi, SGK ve idari para cezalarının faizleri silinecek ve borçlar enflasyona endekslendirilerek yeniden yapılandırılacak. Vatandaşa 36 ay içinde 18 taksitle ödeme imkanı tanınacak. Aftan sadece “sigara yasağı”na uymayanlar yararlanamayacak. Ak Parti, kamuya borçlu vatandaşların yüzünü güldürecek Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı af düzenlemesi olarak nitelendirilen yasa teklifini dün akşam Meclis’e sundu.  Şebnem Hoşgör’ün Milliyet’teki haberine göre, Soma faciasının ardından TBMM gündemine getirilen ve yarın Plan Bütçe Komisyonu‘nda görüşmelerine başlanacak torba kanun ile birleştirilerek görüşülecek düzenleme ile vergi, SGK ve idari para cezalarının faizleri silinecek ve borçlar enflasyona endekslendirilerek yeniden yapılandırılarak vatandaşa 36 ay içinde 18 taksitle ödeme imkanı tanınacak. Düzenleme ile devlet 120 liraya kadar olan idari para cezalarının tahsilinden de vazgeçiyor. Bu aftan sadece “sigara yasağı”na uymayan tiryakiler yararlanamayacak. ‘Yatırımı iyileştirmek’ Ak Parti Bursa milletvekilleri Hüseyin Şahin ve Önder Matlı ile arkadaşlarının imzasıyla dün akşam TBMM Başkanlığı’na sunulan Bazı Kamu Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanun ve KHK’larda Değişiklik Yapılmasına Dair teklifin gerekçesinde düzenlemenin amacı şöyle ifade edildi: “Borçluların kamuya olan borçlarının enflasyon oranına endekslenmek suretiyle ödenmesi, kamu ile olan mali ilişkinin belli bir plan dahilinde çözümlenmesi suretiyle faaliyetlerine devam edilmesine imkan verilmesi amacıyla hazırlanan teklifle ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir şekilde devamlılığını temin etmek, yatırım ortamını iyileştirmek, özel sektörün kamuya olan borç yükünü azaltmak, maliye ve para politikalarının daha etkin şekilde kullanılmasını sağlamak amaçlanılmıştır.” Teklifin Maliye Bakanlığı ile SGK’ca tahsil edilen alacak türlerini kapsadığı belirtilen gerekçede yapılacak ödemelerde finansman sıkıntısı ile karşılaşılmaması için uzun sürede taksitle ödeme imkanı getirildiği vurgulandı. Kesinleşmiş vergi, SGK ve belli bir miktarın üzerindeki idari para cezalarını yeniden yapılandıran teklif ile ayrıca kasa fazlaları ile ortaklardan alacaklara ilişkin düzenlemelerle işletmele kayıtlarının gerçek duruma uygun hale getirilmesi de öngörülüyor. MTV borcu hariç Teklif 30 Nisan 2014 tarihine kadar verilmesi gereken beyannamelere ilişkin vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri ve gecikme zamları, 2014 yılına ilişkin tahakkuk eden motorlu taşıtlar vergisi 2. taksiti hariç 30 Nisan tarihinden önce tahakkuk eden vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, aynı tarihten önce yapılan tespitlere ilişkin olarak vergi aslına bağlı olmayan vergi cezaları ile Askerlik, Karayolları Trafik Kanunu, Karayolu Taşıma Kanunu, Nüfus Hizmetleri Kanunu kapsamında verilen idari para cezaları ve oy kullanmama nedeniyle verilen para cezalarından kesinleşmiş olan borçları kapsıyor. Yeniden yapılandırma Düzenleme uyarınca bu kapsamda vadesi geçmiş ya da ödeme süresi henüz geçmemiş alacakların ödenmemiş kısmının tamamı ile bunlara bağlı faiz, ceza faizi, gecikme faizi, gecikme zammı gibi amme alacakları yeniden yapılandırılacak. Bu çerçevede düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihteki TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutar üzerinden, ikişer aylık dönemler halinde en çok 18 eşit taksitte ödemelerini tamamlayanların, faiz, cezai faiz, gecikme faizi, gecikme zammı silinecek. TEFE/ÜFE aylık değişim oranı esas alınarak hesaplanacak tutarın, ödenmemiş alacağın sadece gecikme zammından ibaret olması halinde, öngörülen süre ve şekilde ödenmesi şartıyla cezaların kalan yüzde 50’sinin ve bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının tahsilinden de vazgeçilecek. Borçluların bu imkandan yararlanması için dava açmamış olmaları, açılmış davalarından vazgeçmeleri şartı aranacak. 120 TL’ye kadar idari cezaya af Düzenleme uyarınca devlet 120 TL’ye kadarki idari para cezalarını da affedecek. Buna göre Kabahatler Kanunu ve Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanunu kapsamında verilen idari para cezaları hariç olmak üzere, 1 Ocak 2014 tarihinden önce idari yaptırım kararı verilmesine karşın, yasanın yürürlüğe girdiği tarihe kadar tebliğ edilmemiş olan ve genel bütçeye gelir kaydı gereken 120 TL’nin altındaki idari para cezaları tebliğ edilmeyecek. Tebliğ edilmiş olanların ve bunlara bağlı feri alacakların tahsilinden vazgeçilecek. Ayrıca Maliye Bakanlığı’nca 1 Ocak 2008 tarihinden önce takibe alınmış ve yeni yasa yürürlüğe girene kadar ödenmemiş olan Amme Alacakları Kanunu kapsamındaki 50 TL’yi aşmayan alacaklar ile bunlara bağlı feri alacaklar ile, aslı ödenmiş feri alacaklardan tutarı 100 TL’yi aşmayanların tahsilinden de vazgeçilecek. Çıkartılacak kanun kapsamına giren alacaklara ilişkin kanunun yayımlandığı tarihten önce tahsil edilmiş tutarlar ile ödenen faizler için bu kanun hükümlerine dayanılarak red ve iade talepleri kabul edilmeyecek. G-20’de özel hüküm Teklifte Türkiye’nin 2015’te üstleneceği G-20 dönem başkanlığı kapsamında yapılacak harcamalar da unutulmadı. Bu çerçevede Kamu İhale Kanunu’na eklenecek geçici bir maddeyle, Türkiye’nin üstleneceği dönem başkanlığı kapsamında, 2014 ve 2015 yıllarında yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri Kamu İhale Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu’ndan istisna tutulacak. En fazla 18 taksit olacak Yeniden yapılandırılan borçlarını taksitle ödemek isteyenler, 6-9-12 veya 18 eşit taksit şeklindeki ödeme seçeneklerinden biri tercih etmek zorunda olacak. Vatandaş tercih ettiği taksit süresinden daha uzun sürede ödeme yapamayacak. Bir ya da iki taksidin süresinde ödenmemesi durumunda, yüzde 4’lük gecikme zammı ile birlikte ödenecek. Teminatlar iade edilecek Bu kanun çerçevesinde ödenecek alacaklarla ilgili olarak tatbik edilen hacizler yapılan ödemeler nisbetinde kaldırılacak ve ödenen tutarlara isabet eden teminatlar da iade edilecek. Benzer sistem SGK’ya olan sigorta primi, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, işsizlik sigortası primi, genel sağlık sigortası primi borçları için de uygulanacak. Şebnem Hoşgör | Milliyet
'Kraliçenin Kuğusu'nu Yedi...
İngiltere'de yaşanan bu olay, Ahmet Uğurlu'nun başrolünde 'Mahsun' karakterini canlandırdığı Tabutta Rövaşata filmini akıllara getirdi...
Hong Kong Filmleri İstanbul Modern Sinema'da
İstanbul Modern Sinema’da son dönemde yeniden yükselen sinemadan on filmlik seçki.İstanbul Modern sinema, Sinema Sponsoru D-Smart’ın katkılarıyla, Hong Kong Ekonomi ve Ticaret Dairesi işbirliğiyle  5-15 Haziran tarihleri arasında “Hong Kong Panorama” başlıklı programla Hong Kong’un köklü ve son dönemlerde yeniden yükselen sinemasından  on filmlik bir seçki sunuyor.  Programdaki filmler arasında “Elveda Cariyem”in (Farewell My Concubine) yazarı Lilian Lee’nin korku öyküleri derlemesinden uyarlanan, Hong Kong sinemasının ünlü oyuncuları Jeannie Chan, Dada Chan ve Kelly Chen’in rol aldığı korku filmi serisi “Karanlığın Öyküleri”nin ilk filmi (Tales From the Dark 1) yer alıyor. Ayrıca, 2014 yılındaBerlin Film Festivali’nde Altın Ayı’ya layık görülen “İnce Buz, Kara Kömür”  (Black Coal, Thin Ice), Wong Kar Wai'ın geçen yıl Berlin Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterilen ve Kung Fu tarihine dair güzel bir inceleme olan “Büyük Usta” (The Grandmaster) ve eşcinsel bir erkek ile eşcinsel bir kadın arasında gelişen sıradışı aşkı konu alan “Seviyor, Sevmiyor” (Love Me Not) da seçkideki filmler arasında.2014 Berlin Uluslararası Film Festivali’nden Altın Ayı ve En İyi Oyuncu dalında Gümüş Ayı ödülleriyle dönen “İnce Buz, Kara Kömür”, parodi ve ciddiyet arasında gidip gelen sağlam bir kara film. 2013 Outfest Los Angeles LGBT Film Festivali dahil birçok festivalin resmi seçkisine giren “Seviyor, Sevmiyor”, izleyici şiddetli aşkın zorlukları ve sınırları muğlak bir cinsellikle dolu dokunaklı bir yolculuğa çıkarıyor.İki Oscar’a aday olan ve 2014 Asya Film Ödülleri’nden En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil yedi ödülle dönen Bruce Lee’yi de eğitmiş olan efsanevi Wing Chun ustası Ip Man’ın yaşamının ve döneminin öyküsünü aktaran “Büyük Usta”, Çin’in kaos, bölünme ve savaş dolu yıllarını gözler önüne seriyor.  Önemli oyuncuları ve güçlü yönetimiyle, 2013 Hong Kong Film Ödülleri’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil olmak üzere sekiz dalda ödül kazanan “Soğuk Savaş” yolsuzluk, güç mücadelesi ve politik oyunlar üzerine bir gerilim. Prömiyerini 2013 Hong Kong Film Festivali’nde yapan “Bizim Dansımız” da dans, stil ve gençlik enerjisiyle dolu, romantik bir drama. Dünya prömiyerini New York’taki Asya Filmleri Festivali’nde (2013) yapan “Karanlığın Öyküleri Bölüm 1,” Çinli yazar Lilian Lee’nin yazılarından uyarlama ve üç farklı yönetmen tarafından yönetilmiş üç eğitici hayalet öyküsünden oluşuyor“İncir”,  ilk IFVA* ödülünün kazananı yönetmen Vincent Chui’den, dünya prömiyerini 2013 Hong Kong Bağımsız Film Festivalinde yapan, eşsiz ve ahenkli bir drama.  2013 Hong Kong Uluslararası Film Festivali’nin resmi seçkisi içinde yer alan “Son Kodaman”, 1930’larŞanghay’ında yaşamış bir suç örgütü liderinin öyküsünü anlatıyor. Başrollerinde Hong Kong’un ünlü yıldızlarının oynadığı “Arsız Kocam”, eğlenceli bir romantik komedi. “Diva” ise menajeri Kin-sun tarafından bir diva olmaya yönlendirilen J’nin öyküsünü aktarıyor.İstanbul Modern Sinema girişi 9 TL.’dir. Film gösterimleri müze ziyaretçilerine ve üyelere ücretsizdir. KARANLIĞIN ÖYKÜLERİ  Bölüm 1 (Tales From The Dark, Part 1), 2013Hong Kong | DCP, Renkli, 114’ | KantoncaYönetmenler:  Simon Yam, Chi-Ngai Lee, Fruit ChanOyuncular: Simon Yam, Jeannie Chan, Dada Chan, Kelly Chen, Tony LeungDünya prömiyerini New York’taki Asya Filmleri Festivali’nde (2013) yapan “Karanlığın Öyküleri Bölüm 1,” Çinli yazar Lilian Lee’nin yazılarından uyarlama ve üç farklı yönetmen tarafından yönetilmiş üç eğitici hayalet öyküsünden oluşuyor. İlk öykü “Çalıntı Mallar” Simon Yam tarafından yönetilmiş, başrolünde de kendisi oynuyor. Kwan, oyuncaklarla dolu, yıkık dökük bir odada yaşamaktadır. Kendisine hayaletler musallat olmaktadır ve işinden kovulmasının ardından, para kazanmak için ölülerin küllerinin saklandığı kapları çalmaya ve onları kendisinden satın almaları için ailelere şantaj yapmaya karar verir. “Avuç İçinde Bir Sözcük” başlıklı ikinci öykü, Lee Chi-Ngai tarafından yönetilmiş. Bay Ho bir kahindir ve hayaletleri görebilme becerisine sahiptir. Eski yüzme öğretmenine musallat olan ergenlik çağındaki hayaleti araştırmaya başlar. Fruit Chan tarafından yönetilen son öykünün başlığı, “Jing Zhe.” Bir kadın, bir kahinden onu aldatan insanları lanetleyecek bir ayin gerçekleştirmesini ister. 'Bu kısmen düzensiz fakat sürükleyici mini-üçleme, Uzakdoğu korku sineması hayranlarını, korkudan altlarına ettirmeden memnun edecektir '. – Variety MagazineİNCİR (The Fig), 2013Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 97’ | KantoncaYönetmen: Vincent ChuiOyuncular: Jenny Li, Eliz Lao, Lo Chun Yip, Stiffany Lo, Carson Chungİlk IFVA* ödülünün kazananı yönetmen Vincent Chui’den, dünya prömiyerini 2013 Hong Kong Bağımsız Film Festivalinde yapmış, eşsiz ve ahenkli bir drama. Bir trajedinin ardından Ka, kocasını terk eder. Annesinin ölümünden babasını sorumlu tutan Man adlı adamla tanıştığında, Ka kendisini aile bağlarının nasıl çözülüp yeniden bağlanabildiğini ve insanların birbirleriyle ilişki kurmaya ne kadar ihtiyaç duyduklarını anlamasını sağlayacak beklenmedik bir arkadaşlık içinde bulur. *Hong Kong Arts Centre tarafından organize edilen Asya Film ve Görsel Medya Geliştiricisi  (The Incubator for Film and Visual Media in Asia)SON KODAMAN, (Da Shang Hai ) 2012Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 118’ | KantoncaYönetmen: Wong JingOyuncular: Chow Yun-fat, Huang Xiaoming, Sammo Hung2013 Hong Kong Uluslararası Film Festivali’nin resmi seçkisi içinde yer alan film, 1930’lar Şanghay’ında yaşamış bir suç örgütü liderinin öyküsünü anlatıyor. “Son Kodaman,” nostaljik Hong Kong aksiyon filmleriyle Hollywood usulü dram ve romantizmi bir araya getiriyor. İşadamı Cheng, polisin tuzağına düşer ve yeni bir hayata başlamak üzere her şeyi ardında bırakır. Şanghay’ın suç dünyasına adım attığında, hayatının aşkı, Japon ordusu ve yerel gizli servis arasında sıkışıp kalır. “Wong Jing’in yavan ciddiyetiyle yönlendirilen bu pahalı yapım, salon draması sahnelerini arka arkaya ortaya seriyor, aralaraysa etkili fakat dudak uçuklatmayan aksiyon sahneleri giriyor.” – Variety MagazineARSIZ KOCAM (My Sassy Husband), 2012Hong Kong | DCP, Renkli, 107’ | KantoncaYönetmen: James YuenOyuncular: Ekin Cheng, Charlene Choi, Zhang Xinyi, Izz Tsui, Joyce ChengBaşrollerinde Hong Kong’un ünlü yıldızlarının oynadığı eğlenceli bir romantik komedi. Sam ve Yo Yo aralarındaki büyük yaş farkına rağmen, ailelerinin verdiği sözü yerine getirmek için evlenirler. Ancak on yıl içinde birbirlerine aşık olurlar. Sam orta yaş bunalımı geçirirken Yo Yo istekli davranmaya devam edince, birbirlerine daha fazla direnemez hale gelirler. Evliliklerinin ardındaki sırrı öğrenerek, yeni bir hayata başlarlar. DİVA (DIVA Hua Li Zi Jun), 2012Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 102’ | KantoncaYönetmen: Heiward MakOyuncular: Joey Yung, Chapman To, Hu Ge, Meg Lam, Carlos ChanJ, menajeri Kin-sun tarafından bir diva olmaya sevk edilir. Bir konser sırasında sesini kaybedince, ortadan yok olur ve görme engelli bir masörle beklenmedik bir ilişki içine girer. Bu sırada Kin-sun, kariyeriyle aşkı arasında seçim yapması gereken Red adlı bir başka şarkıcıyla ilgilenmeye başlar. J geri dönüp Red’e yardım ederken, kendi kariyerini sürdürmesi için baskı altına girer.  SEVİYOR, SEVMİYOR, (Love Me Not) 2012Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 92’ | KantoncaYönetmen: Gilitte LeungOyuncular: Afa Lee, Kenneth Cheng, Rebecca Yip, Siu Wu2013 Outfest Los Angeles LGBT Film Festivali dahil birçok festivalin resmi seçkisine giren “Seviyor, Sevmiyor”, izleyici şiddetli aşkın zorlukları ve sınırları muğlak bir cinsellikle dolu dokunaklı bir yolculuğa çıkarıyor. Dennis resim atölyesinde çalışmaktadır, Aggie ise fotoğrafçıdır. Çocukluktan bu yana arkadaştırlar ve her ikisi de eşcinseldir. Dennis görücü usulü bir evlilik yapmaya niyetlendiğinde, Aggie kıskançlık hisseder ve Dennis’le ilişkisini gözden geçirmeye karar verir. SOĞUK SAVAŞ (Hon Zin), 2012Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 102’ | KantoncaYönetmen: Lok Man Leung, Sunny LukOyuncular: Aaron Kwok, Tony Leung,  Charlie Young,  Andy LauYolsuzluk, güç mücadelesi ve politik oyunlar üzerine bir gerilim. Beş memuru taşıyan hayli donanımlı bir polis minibüsünün ortadan kaybolduğuna dair aldıkları isimsiz telefonun ardından, Hong Kong polisi bir kurtarma operasyonu başlatır. Saat işlemeye başlar, rehinelerin hayatlarının ve polisin itibarının kurtarılması, iki rakip komiserin ellerindedir. Önemli oyuncuları ve güçlü yönetimiyle, “Soğuk Savaş” 2013 Hong Kong Film Ödülleri’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil olmak üzere sekiz dalda ödül kazandı. “Yoğun olay örgüsüyle başlangıçta kafa karışıklığına yol açan Hong Kong polisiyesi ‘Soğuk Savaş’ daha sonra gözle görülür biçimde canlanıyor, ancak filmin yanlış başlangıcı birçok izleyicinin dramanın karmaşık manevralarıyla tam anlamıyla bağ kurmasına engel olabilir.” – Variety Magazine BİZİM DANSIMIZ (The Way We Dance), 2013Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 110’ | Kantonca Yönetmen: Adam WongOyuncular: Cherry Ngan, Babyjohn Choi, Janice Fan, Tommy “Guns” LyPrömiyerini 2013 Hong Kong Film Festivali’nde yapan bu film dans, stil ve gençlik enerjisiyle dolu, romantik bir drama. Fleur üniversiteye yeni başlamıştır ve tutkusu bir dansçı olmaktır. Katıldığı Bomba adlı dans topluluğunun tek amacı bir yarışmada rakip topluluk Rooftoppers’ı yenmektir. Dans stiliyle alay edilmesinin ardından Fleur topluluktan ayrılır ve bir Tai Chi kulübüne üye olur. Beklenmedik bir kaza sonucu Fleur dibe vurur ancak o anda, Rooftoppers’ın lideri ortaya çıkar ve ona başarılarının sırrını açıklar. “Hong Kong’un en iyi sokak dansçılarına yer veren, muhteşem bir seyirlik.” – Hollywood Reporter BÜYÜK USTA (Yi Dai Zong Shi), 2013Hong Kong | DCP, Color, 110’ |Kantonca Yönetmen: Wong Kar WaiOyuncular: Tony Leung, Zhang Ziyi, Chang Chen, Zhang Jin, Wang QingxiangBruce Lee’yi de eğitmiş olan efsanevi wing chun ustası Ip Man’ın yaşamının ve döneminin öyküsü. İki Oscar’a aday olan ve 2014 Asya Film Ödülleri’nden En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil yedi ödülle dönen “Büyük Usta” Çin’in kaos, bölünme ve savaş dolu yıllarını gözler önüne seriyor. “Wong Kar-wai'nin 2013 Berlinale’nin de açılışını yapan bu dövüş sanatları destanı, varoluşsal bir melankoliyle yerçekimine karşı koyan aksiyon sahnelerini bir arada sunuyor.”– The Hollywood ReporterİNCE BUZ, KARA KÖMÜR (Bai Ri Yan Huo) ,  2014Hong Kong | DCP, Renkli, 106’ | KantoncaYönetmen: Diao YinanOyuncular: Liao Fan, Gwei Lun Mei, Wang Xuebing, Wang Jingchun, Yu AileiDetektif Zhang, bir seri cinayet vakasını beceriksiz biçimde ele alır ve görevden uzaklaştırılır. Benzer cinayetler yeniden işlenmeye başladığında, Zhang cinayetleri kendi başına araştırmaya başlar. Kanıtlar genç bir kadına işaret ediyordur; Zhang bu kadını izlerken ona aşık olur ve birdenbire hayatı tehlikeye sürüklenir. Parodi ve ciddiyet arasında gidip gelen bu sağlam kara film, 2014 Berlin Uluslararası Film Festivali’nden Altın Ayı ve En İyi Oyuncu dalında Gümüş Ayı ödülleriyle döndü. “Çinli yönetmen Diao Yinan, taşrada yaşayan sıradan insanlar arasında geçen, tarz sahibi bir kara film yapmış.” – The Hollywood ReporterMilliyet
Reklam
En Güzel 15 Babalar Günü Hediyesi
Özel günlerde hediye seçimi sizin içinde sancılı bir sürece dönüşüyorsa yaklaşan babalar gününde babanıza, strese girmeden, ağız tadıyla harika bir hediye verebilirsiniz. Erkekler beğenilerini kadınlar kadar dile getirmediği için sizin de babanız için babalar günü hediyesi seçerken zorlanmanız oldukça doğal.. Anneler günüyle babalar günü birbirine çok yakın olduğu için babanıza alacağınız hediyenin, anneler gününde annenize verdiğiniz hediyeden aşağı kalır bir yanı olmaması gerekir ki babanız kıskançlık krizlerine girmesin :) Eee hadi, dengeleri sağlayacak babalar günü hediyelerimizle tanışın.
'Kendimi Sözlerle Daha İyi İfade Edebilseydim Sinemaya Bulaşmazdım'
“Kış Uykusu” filmiyle 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan yönetmen Nuri Bilge Ceylan , “Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda” dedi. Star gazetesinden Alin Taşçıyan ’a konuşan Nuri Bilge Ceylan’ın sözleri şöyle: “Kasaba filminde çok uzun diyaloglu bir bölüm vardır, çok iyi beceremediğimiz bir bölüm. O sahneyi yaşatamamış olmak beni çok korkuttu o zaman. O yüzden bir süre diyalogdan kaçmış olabilirim, ben beceremiyorum bu işi, diye. Ama o sahneyi çekememiş olmak bana sinemada çok şey öğretti. Bunun nedenleri üzerine çok düşünmek ve araştırmak zorunda kaldım. Hayattaki gerçek diyalogları gizli gizli kaydettim. Onların yapısını inceledim diyaloğu oluşturan şey nedir diye… Diyaloğun doğallığına çok takmıştım o zamanlar. Birçok yönetmen için de bir meseleydi o zamanlar… Tam da geldiğim bu noktada diyalogda doğallık o kadar da önemli görünmemeye başladı bana… Nedense… ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ da çok uğraştım o işle, biraz daha fazla diyalog vardı ve onların birbirinden çok farklı kasabalı karakterlerin ağzına oturtturulması gerekiyordu. Onda da Çehov’dan yararlandık, en az bu filmdeki (Kış Uykusu) kadar. ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’dan sonra bu filmde, o filme ait daha farklı bir dünya yaratma özgürlüğünü zannediyorum olsun istedim biraz. Tıpkı bir romancının daha özgür hissetmesi gibi diyalog konusunda. Sinemada da sırıtmayacak bir hale getirilebilir mi diye… Çünkü bana diyaloglar da çok keyif verir zaman zaman bir Çehov oyununda olsun ya da bir Dostoyevski romanında, Shakespeare oyununda falan… Bazen bir şeylerden sıkılıyorsunuz, bir şeyler deniyorsunuz.Girmediğiniz bölgeler, hala anlatmak istediğiniz, sizin için çok önemli, başat olan şeyler barındırıyor. Girmek istiyorsunuz, sırasını bekliyor bir şekilde”.   Amatörlerden profesyonel oyunculara… Amatör oyuncuyla da, profesyonel oyuncuyla da çalıştım. İkisinin de özelliklerini biliyorum. Amatör oyuncuyla çalışıyorsanız çok doğal, çok sahici şeyler almanız mümkün. Ama yazdığınız diyalogları kesinlikle değiştirmeniz lazım, her an! Onun yapabileceği, onun ağzına oturabilecek, sürekli yeni şeyler keşfetmek zorundasınız. Ama bu filmde (Kış Uykusu) biz yazdığımız diyalogları aynen istiyorduk. Çok dikkatli yazdık, tek bir kelimenin bile değişmesi, vurgusu bizim için çok önemliydi. O yüzden amatör oyuncu düşünülemezdi. Bir de amatör oyuncu zannedildiği kadar kolay değildir. En beklemediğiniz konularda sorun çıkarır. Çok naz yaparlar, mesela! Bu filmde iki üç tane amatör vardı. Bir hizmetçi karakteri var, otelde. Yani üçüncü çekimi yapmaya kalktığınızda neden, bitmedi mi, niye olmadı, ne gerek var diye soran birisi! Ama bir profesyonelle ellinciyi çekseniz de hala elli birinciyi çekmek için bir iştah görüyorum. O da insanın hoşuna gidiyor doğrusu.   Senaryodan kurguya… Senaryo nehir gibi… Bir nehrin doğuşu gibi oradan buradan bir sürü damla toplanıyor. Bir bakıyorsunuz bir gün yorgun bir ırmak akıyor. Nasıl ortaya çıktığı konusunda fazla bir fikrim yok. Her senaryoda da değişiyor bu, bazısında bir görüntü başlatabilirken bazısında bir konuşma… Eninde sonunda her şey! Daha doğrusu bir sanat yapıtının ortaya çıkması gibi bir kolaj, bir sürü şeyin harmonik, uyumlu biçimde bir araya gelmesi. Ama senaryo yazımı benim için didaktik bir süreç. Senaryo yazımı sırasında insan daha akademik düşünüyor sanki. O yüzden senaryo yazımını sette de kurguda da devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum ya da bunu yapabilceğim bir esneklik yaratmaya çalışıyorum. Senaryodan hiçbir zaman emin olmuyorum. Çekimde daha iyi bir şey arıyorum. Kurguda çalışmayabileceği korkusu beni çekimde başka alternatiflere yöneltiyor. Çünkü insan psikolojisi o kadar tahmin edilmez ve bilinmez bir şey ki kurguda neyin çalışacağına emin olmak gerçekten çok zor. Muhakkak hepimiz birer maskeyle yaşıyoruz; toplumsal hayatta bu maskenin nasıl kendi duygusunu gizlemek, başkalarını kandırmak ve bir sürü şey için ne şekiller alacağını bilmek, bütün o detaylar insanın senaryo aşamasında tümüyle hakim olabileceği bir konu değil. Hiç aklınıza gelmeyecek bir yüz ifadesini başka bir şeyle çarpıştırdığınızda duygusal olarak, etkisel olarak, ‘İşte bu insan doğasına daha uygun,’ diyorsunuz mesela. Hiç düşünmediğiniz bir şey! Bu yüzden kurguya biraz fazla malzemeyle girmek gerektiğini düşünüyorum. O yüzden son filmde bayağı bir malzeme çektik, 200 saatlik çekim var.   Görüntülerden stile… Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda. Görüntülerde de reflekslerim daha gelişmiş. Daha doğrusu film yaparken görüntü konusundaki kararları çok daha net veriyorum. Uzun düşünceler harcamama gerek olmuyor. O yüzden fotoğraf, sinema gibi sanatlara zorunlu oldum. Hatta doğama çok daha aykırı bir üretim süreci var sinemanın. Pek çok insanla cebelleşmek zorundasınız, bittikten sonra bile! Fakat onları nasıl yaptığımı da bilmiyorum ayrıca, görüntü konusunda gerçekten hiçbir stratejim yok. Ben senaryoda da şuradan çekerim, buradan çekerim diye çok düşünmem. Hele bunca filmden sonra! Çok rahat sete giderim nereden çekeceğimi bilmeden. O teknik elemanlar, odanın şekli falan hemen nasıl çekeceğim konusunda kafamda şekillenir. Çok çeşitleme yapmam, kamerayı oraya koy, buraya koy gibi bir çeşitleme değil de oyuncuların oyunlarında, söyledikleri sözlerde bir çeşitleme yaparım. Tekrarla oluşan şeyler, anlatabileceğim, analitik biçimde ele alabileceğim konular değil. Ama stil konusu benim için çok önemli. Bir filmin anlatım şekli, neredeye içerikten daha önemlidir. Çünkü hayatımızda bile bir insan size bir şey söyler, dinlemezsiniz, ikna olmazsınız ya da çok şey ilgilenmezsiniz. Ama başka biri başka bir şekilde söyler başka bir ilgi uyandırır. Söyleyiş şekli çok önemlidir, her şeyde! Dolayısıyla bir insanı belli bir dünyaya sokmak için bir yol bulmak zorundasınızdır. Bu yolu sürekli araştırırız, insanlar üzerinde daha etkili olmak isteriz, söylediklerimiz dinlensin isteriz. Bunu hayatta nasıl arıyorsak, sinemacı da söyleyeceği yolu bulma, stil konusunda kafa yormak zorundadır. Bu konu en çok dikkat ettiğim şeydir, ama içsel bir süreç. Dikkat ederim ama kendiliğinden olan bir şey. İzah etmem biraz zor ama böyle bir şey. En önemli şey benim için, özellikle kurguda çok dikkat ederim. Bir yönetmenin eninde sonunda bir filmde hesabını veremeyeceği bir tek karenin olmaması gerektiğini düşünüyorum. En küçük ayrıntının da hesabını verebilirim. Kurguya zaman çok ayırırım. Beni utandırmamalı sonradan çünkü ufacık bir şeye dikkat etmezseniz o yirmi yıl sonra bile gözünüze batmaya devam eder.  Denemelerden ustalığa… Kendi en sevdiğim yönetmenlere baktığımda çok da denemeci tipler olduğunu düşünmüyorum. Mesela Ozu denemeci bir insan değildir. Hep aynı filmi çekerdi, ama sadece git gide daha sofistike bir hale getirdi. Sanki bir Çinli ressam elemanları git gide daha azaltır gibi. Son filmleri iyice rafinedir. Keza Bresson öyledir, nitelikleri son filmlerinde ortaya çıkmaya başladı. Cesaret tek başına saygı duyulacak bir şey değil bana göre. Nereye gittiğine bakmak lazım. Sonuçta aptal cesareti diye de bir şey var. Sofistikeleşmeye başladığı zaman bir sinema içten gelen bir yere doğru gitmeye başladığını görüyorsunuz.  Korkulardan cesarete İçten baktığım zaman kendimi çok cesur görmüyorum, tam tersine çok korkak görüyorum. Onu da söylemem lazım. Sinema bir anlamda da korkuyla yapılan bir şey. Attığım her adım korkularla ve endişelerle de yaratılıyor. Daha sonra birisi cesaret diye de nitelendirmiş olabilir ama aslında süreç öyle işlemiyor. Sinema cesaretle yapılan bir şey değil bence, tam tersine sorular, korkular, kaygılar, zayıflık, yalnızlıkla yapılır. Bir sanatçının yalnızlık hissettiği için üretim yaptığını düşünüyorum. Benim için de en büyük meselelerden biri o. O korkunç yalnızlıktan kurtulmak için biraz… Bazen… Bunlar derin konular… Nefretten sevgiye… Ben gıcık olma potansiyeli yüksek karakterlerle uğraşmayı tabii ki seviyorum. Anlamaya çalıştığım karakterler de onlar. Gıcık olma kapasitemizin ardında kendimizi koruma güdüsü bazen yatar. Mesela alaycı birine gıcık oluruz ama ondan korkarız da. Gıcık olduğumuz karakterlere gıcık olmakla hayran olmak arasında ince bir çizgi var. Bir lafla, bir tek şeyle öbürüne bir anda dönüşebilir. Sinema yazarlığının anlamı da belki burada, bir şey hep göründüğü gibi değildir. Anlamı birden değişebilir. Sanat eserleriyle ilişkide ben katalizörlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İyi bir sinema yazarının da böyle bir katalizör olabileceğini düşünüyorum. Ben kendi tarihimden biliyorum. Hem insanlarla hem sinemayla ilişkimde. Bugün en hayran olduğum insanlar önce en gıcık olduklarım aslında! İlk görüşte sevdiğin bir insanı uzun süre sevemezsin. Kısa vadeli olur. Filmde de öyle olur. İlk gördüğümde yarıda çıktıklarım sonradan hayatımın en önemli filmleri haline gelmiştir. Ya da yıllarca sinir olduğum bir insan ilişkinin bir anda yön değiştirmesiyle en yakın dostlarımdan biri olmuştur. Öyledir hayat, sürekli kendimizi koruyarak, kollayarak sağ kalmaya çalışıyoruz aynı geminin içinde. Tehlikeli bulduğumuz insanları, belli bir formülasyonla hayatımızdan uzak tutmaya çalışıyoruz, kafamızın içinde. Ben ilginç bulduğum karakterleri filme koymaya çalışıyorum, sevgi duymuyorum onlara, sevgi duymam gerekmiyor daha doğrusu.” T24
Reklam
Otoriterleşen Erdoğan'ın Ekonomi Yönetimindeki Çatlak İlk Değil
ÇIKILAMAYAN ORTA GELİR TUZAĞI VE OTORİTERLEŞEN ERDOĞAN, FAİZ TARTIŞMASIYLA ÇATLAĞI DAHA DA BÜYÜTTÜ, SÜRDÜRÜLEMEZ KILDI CHP Parti Meclisi Üyesi ve İstanbul Milletvekili Umut Oran, ekonomi yönetiminde faizler dolayısıyla baş gösteren çatlağın yeni olmadığı, AKP hükümetleri döneminde sıkça yaşandığı, ancak orta gelir tuzağından çıkılamaması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın giderek otoriterleşmesi nedeniyle artık konunun içinden çıkılamaz noktaya doğru gitmekte olduğu uyarısını yaptı. Umut Oran'ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle: Erdoğan’ın Merkez Bankası’na “faizi indir” baskısının ardında, 11.5 yıldır şişirdikleri inşaat-konut balonun patlama noktasına gelişi yatıyor. Ekonomiyi tamamen sıcak paraya bağımlı hale getirip; ağır borç yükü altına soktular, inşaata dopingle ekonomiyi canlı tuttular. Fed kararları ile sıcak para musluklarının kısılması ve 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonları sonrasında artan siyasi risk – azalan güvenin etkisiyle dövizde yaşanan sıçramaya şok faiz artışı ile cevap verilmişti. Yükselen finansal maliyetler kredi fiyatlarına yansıdı, bu durum piyasada durgunluğa yol açtı. İnşaattaki saadet zinciri bozuldu. Daireler satılmıyor, konut stoku elde kaldı. Şimdi Erdoğan telaşla “faizleri indirin!” diye feryat ediyor. Faizde sert bir indirim, dış muslukların iyice kısılması, zaten yüksek olan dövizin fırlaması demektir. Bu durumda cari açık finanse edilemez, borçlar döndürülemez, aşırı dış borçlu reel sektör ve bankaların mali yapısı bozulur, şirket iflasları çoğalır, bunun siyasal ve sosyal sonuçları ağır olur. - Ekonomi yönetiminde ortaya çıkan çatlak, buzdağının görünen ucudur. Ekonomi tıkanmıştır, sürdürülemez nitelikteki yanlış ekonomi yönetimi ömrünü bitirmiştir. Bu vahim tablo karşısında bazı bakanlar otokrat Erdoğan’a karşı artık sesini yükseltme noktasına gelebilmiştir. Dinamiklerini anlamadığı ekonomiyi keyfi biçimde emirle yönetmeye devam edeceğini sanan Erdoğan her alanda giderek daha da otoriterleşirken, ekonomi hızla kötüleşirken, ekonomi yönetimindeki çatlak daha da büyüyecektir. Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası’na (MB) “faizi indir” baskısı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bu konuda MB’ye verdiği destekle ekonomi yönetimindeki çatlak kamuoyunun gündemine geldi ve piyasalar bundan etkilendi. Ancak 12 yıla yaklaşan AKP iktidarında aşırı dış kaynağa bağımlı hale getirilen, sıcak para ile döndürülen, inşaat sektörüne yapılan dopingle canlı tutulan, aynı zamanda iktidar üyelerinin rant ve yağma iştahına kurban edilip eşi görülmemiş yolsuzluklara sahne olan ekonominin yönetimi konusunda AKP içinde yaşanan ilk çatlak değil bu.İLK BÜYÜK ÇATLAK ŞENER’LE YAŞANDI AKP içinde ilk büyük çatlak, partiyi kuran çekirdek kadroda yer alan Abdüllatif Şener ile yaşandı. AKP’nin dört kurucusundan biri olan Şener, iktidarın daha ikinci yılından itibaren bakanı olduğu hükümetle ters düştü, farklı bir ses oldu. Şener, Galataport ihalesi başta AKP’nin peşkeşe dayalı özelleştirme uygulamalarına karşı çıktı. Erdoğan ve AKP ile yolsuzluk konusunda ters düşen Şener, sonunda kurucusu olduğu partiyle yollarını ayırdı.17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasıyla AKP’nin “bütün pisliklerinin ortaya saçıldığını” vurgulayan Şener, bu yolsuzlukların Erdoğan’ın haberi ve onayı olmadan yapılamayacağını söylüyor. Şener’in şu sözleri Erdoğan ve çevresinin zihniyetini oldukça net biçimde tanımlıyor: “Bu kabine ve kabinenin başındaki başbakan parasal konulara meraklıdır. Nerede para varsa üzerini kapatmaya eğilimlidir. Şu ana kadarki hükümet etme biçiminde de paraya sahip olmak en temel refleksidir. Hissiyatımı pekiştiren yüzlerce olay, gözlem yaşadım. Objektif koşullarda bunlar yargı sürecine girecek nitelikte olmayabilir. Ama sübjektif olarak baktığımda yolsuzluklarla yoğurulmuş bir iktidar anlayışı işbaşındadır.”  “GAZ-FREN” ÇATLAĞI… AKP’nin yanlış politikaları sonucu ekonominin tökezlediği 2012 yılında, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan arasında ekonominin direksiyonu için kavga yaşandı. Gelir dağılımı adaletsizliği sürerken, reel geliri yerinde sayan vatandaş borçlanmada da sınıra dayanınca tüketimde frene bastı. Tüketim yavaşlayınca ekonomi çakıldı, devlet vergi toplayamaz oldu, hedefler şaştı, zaten ağırlıkla, vatandaşın tükettiği mal ve hizmetler üzerindeki dolaylı vergilerden gelen gelirle finanse bütçede rekor açık ortaya çıktı. Küresel ekonomide hava sisliydi. Türkiye ekonomisinde kötüye gidiş artık gizlenemez hale geldi, hükümetin tüm hedefleri şaştı, ileriye yönelik belirsizlik arttı, güven kalmadı. Bu koşullarda vatandaşlar gibi, bir ay sonrasını dahi göremeyen sanayici de istese de gaza basamazdı! Uyguladıkları yanlış ekonomi politikalarının ve önlem almadaki ihmallerinin Türkiye’yi getirdiği noktada Babacan, ekonomideki daralma sürecini “yumuşak iniş” adı altında, kendi tercihleri ve kontrollü bir süreç gibi göstermeyi tercih etti.  Ekonomi bozulurken, ilgili bakanlar arasında “gaz-fren” tartışması başladı. Babacan, “Sisli yoldaki şoför ‘Yavaşlama, bas gaza’ seslerini dinlemez” derken Çağlayan ise “Otomobilin şoförü önemli… Eğer sürücü ileri teknik sürüş eğitimi almışsa sorun olmaz” diyerek “Türkiye gaza basması gerektiği yerde gaza basacak” şeklinde hamaset yaptı. “Gaz-fren” aslında bir yöntem tartışması değil, ekonominin direksiyonuna kimin oturacağı, yani koltuk kavgası idi. AKP, çözümü yine vergileri artırarak faturayı vatandaşa kesmekte buldu. Hükümet, otomotivden, tapuya, akaryakıttan içkiye, çeşitli mallardan alınan ÖTV, harç vb. dolaylı vergilerin artırılması yoluyla 10 milyar liralık (yaklaşık 5.5 milyar dolar) ek gelir yarattı. Bu para, zaten geçim derdindeki vatandaşın cebinden çekilerek, bununla bütçe açığı kapatıldı.   SÖZDE “ALTIN İHRACATI” ÇATLAĞI… Gaz-fren tartışmalarından sonra İran’dan alınan doğal gaz karşılığında altın ile yapılan ödeme konusunda da bakanlar arasında çatlak ortaya çıktı. ABD ambargosunu arkadan dolaşma gayretiyle İran’dan alınan doğalgazın ödemesini ithal külçe altınla yapıp, bunun adını da ihracat koydular. Dönemin ihracattan sorumlu Ekonomi Bakanı, aylardır İran’a yapılan altın ihracatının diğer 20 bin üründen farklı bir ihracat olmadığını, bunun bir para transferi olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Başbakan Yardımcısı Babacan ise İran’a yapılan altın ihracatının aslında bizim İran’dan doğal gazı almak için ödediğimiz bir karşılık gibi olduğunu açıkladı ki doğrusu da buydu. CUMHURİYETİN 100. YILINDA İLK ONA GİRME ÇATLAĞI… Zaten ta 1970’li yıllarda ilk 20 ekonomi arasında yer alan Türkiye’yi kendilerinin ilk 20’ye soktuğuyla övünen Erdoğan, bir de Cumhuriyet’in 100. Yıl dönümü olan 2023’de ilk 10 ekonomi arasına sokma hedefi ortaya koydu ve hiçbir ciddi plan ve programı olmaksızın bu iddiasını tekrarlayarak halkı kandırıyor. 2012 yılında bu konuda da AKP yönetiminde bir çatlak yaşanmıştı. Dönemin Ekonomi Bakanı, mevcut üretim ve ihracat yapısıyla Türkiye’nin ilk 10’a asla giremeyeceğini ifade etmişti. Yıllardır aynı ekonomi politikalarını uygulayan AKP’nin içinden birinin bunu fark etmesi olumlu bir gelişmeydi. Ancak “tek adam” mantığı nedeniyle bunun direkt Erdoğan’a söylenmesi imkânsızdı, diğerlerinde olduğu gibi bu konudaki görüş ayrılığı ve çatlak da basın üzerinden dile getirilebildi. 2023 hedefi kulağa hoş gelmekle birlikte ekonominin gerçek dinamikleriyle uyuşmuyor. Bunun için diğer ülkeler sıfır büyüme yaşarken, yılda ortalama yüzde 10 büyümemiz gerekiyor. IMF projeksiyonları 2014’te Türkiye’nin büyük ekonomi sıralamasında 2 basamak düşerek 19’unculuğa ineceğini gösteriyor. Erdoğan ise aklına geldikçe bu iddiasını “büyüklere masallar” kabilinden dillendirmeye devam ediyor. ŞİMDİ DE FAİZ ÇATLAĞI Erdoğan’ın Almanya gezisi dönüşü yaptığı “Merkez Bankası’nın faiz politikalarını kesinlikle beğenmiyorum. Yüksek faizi ülkemdeki yatırımların önündeki en önemli bariyer olarak görüyorum. Yüksek faizi, yüksek enflasyonun sebebi olarak görüyorum” sözleri AKP’nin ekonomi yönetimi anlayışındaki derin çatlağı ve Erdoğan’ın ekonomiyi adeta bakkal dükkânı mantığıyla yönetmeye kalkıştığını ortaya çıkardı. Erdoğan “Faizi yükseltirken 5 puan birden yükseltiyorsun, şimdi geliyorsun yarım puan indiriyorsun. Sen dalga mı geçiyorsun?” şeklinde Merkez Bankası’nı azarladı. Erdoğan’ın sözleri üzerine Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise “Kurumlarımızın kendi görev alanlarında tanımlanan şekilde asla taviz vermeden, ana ilkelerinden ana prensiplerinden vazgeçmeden uygulamalarına devam etmeleri gerekiyor. Bunlar yapıldığı sürece önümüz açık” sözleriyle Erdoğan’a, MB’nin bağımsızlığı konusunda uyarı yaptı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de “Babacan’ın açıklaması ile aynı görüşte” olduğunu bildirerek Erdoğan’la ters düştü. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ise “Başbakanın isyanını haklı buluyorum” diyerek Erdoğan’a arka çıktı. AKP’nin vizyonsuz, plansız programsız ekonomi yönetimindeki derin çatlak daha net ortadadır. Erdoğan (özerk) MB’ye “faizi 5 puan artırdın, şimdi yarım puan indiriyorsun. Dalga mı geçiyorsun!” diye fırça atıyor. Enflasyonun suçunu Merkez Bankası’na yıkarak kendi sorumluluğundan kaçtığı gibi, sadece faizi indirmekle sorunu çözeceğini sanıyor. 11.5 yılda ekonomiyi dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirdiler; ağır borç yükü altına soktukları Türkiye’nin geleceğini tükettiler. Fed kararlarının etkisiyle geçen yıl Mayıstan bu yana dış sermaye (sıcak para) muslukları kısılmıştı. Sıcak para ile hovardalığı artık sürdüremiyorlar. Zaten Ocak ayındaki 5 puanlık “şok” faiz artırımı da sıcak para gelmeye devam etsin diye rüşvet kabilinden yapılmıştı. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde dış borç geri ödemeleri ve cari açık finansmanı için 221 milyar dolarlık dış kaynak girişine ihtiyacı var. Şimdi 5 puanlık indirime gidilirse, dış musluklar iyice kapatılır, içeride zaten yüksek olan döviz kurları fırlar, cari açık finanse edilemez, borçlar döndürülemez, aşırı dış borçlu reel sektör ve bankaların mali yapısı bozulur, şirket iflasları çoğalır, bunun siyasal ve sosyal sonuçları ağır olur.Erdoğan’ın faiz takıntısının ardındaki gerçek Başbakan’ın, “düşük faiz” talebinin ardında, başka bir gerçek var: İnşaat sektöründe şişirdikleri balonun patlama noktasına gelmesi…Ekonomide gerçek bir vizyonu olmayan AKP, asıl hedefi olan kendi siyasi rejimini kurma yolunda ekonomiyi daha çok bir araç olarak kullandı. Bunda da “konut-inşaat” sektörünü lokomotif olarak gördü. Bu yolla aynı zamanda kendi yandaş sermaye kesimini de palazlandırdı. Konut ağırlıklı inşaat sektörünü görülmemiş devlet imkânlarıyla destekledi; AKP’li belediyeler, başta İstanbul’da olmak üzere imar yetkisini alabildiğine kullanarak rant yarattı. Dışarıdan sağlanan kaynaklar,  müteahhitlere ve konut kredisi biçiminde tüketicilere pompalandı, konuta dayalı bir rant çarkı döndürüldü. Buna ek olarak kentsel altyapı, duble yol, AVM, hava meydanı, köprü gibi yatırımlarla seçmenler adeta hipnotize edildi. Fed kararları ile sıcak para musluklarının kısılması ve 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonrasında siyasi riskin artması-güvenin azalmasının etkisiyle dövizde yaşanan sıçrama bu saadet zincirini bozdu. Son bir yılda yeni daire satışlarında belirgin bir düşüş var. Artan kura şok faiz artışı ile cevap verilmişti. Artan finansal maliyetler kredi fiyatlarına yansıdı, bu gelişmeler piyasada durgunluğa yol açtı. Şimdi Erdoğan’ın “faizleri indirin!” diye bağırmasının ardında, müteahhitlerin yaşadığı bu sıkışıklık yatıyor. Erdoğan telaşta… Dünyada ucuz ve bol döviz döneminin bittiğini Erdoğan da görüyor. Bu durum, özel sektörün kredi olanaklarının daralması, inşaat-konut sektörünün tıkanması anlamına geliyor. Erdoğan bu yüzden düşük faiz için MB’ye baskı yapıyor. Dış sermaye girişlerinin durma noktasına geldiği bir dönemde, Merkez Bankası’nın faizi indirmesi ise büyük risk. Banka’nın baskıya dayanamayıp yaptığı yarım puanlık indirim Erdoğan’ı tatmin etmiyor, daha da kızdırıyor. Yeni ekonomik koşullarda inşaatta işler iyi gitmiyor, daireler kolay satılmıyor, sektör tıkanma noktasına doğru gidiyor, AKP ekonomisinin lokomotifi tekliyor, konut balonu patlamak üzere. Müteahhitler daireleri satamaz, zarar eder, bankalara ve piyasaya borçlarını ödeyemezse, sıkıntı zincirleme biçimde tüm kesimlere ve dalga dalga ekonomiye yayılacaktır. ÇÜNKÜ ucuz ve bol döviz dönemi bitti, ÇÜNKÜ sıcak para gelmeyecek, ÇÜNKÜ otoriterleşen Erdoğan’a güven erozyonu var ve siyasi istikrar tartışılıyor, ÇÜNKÜ yabancı sermaye çekindiği için gelmeyecek, ÇÜNKÜ Türkiye en kırılgan ekonomilerin arasında anılıyor. AKP EKONOMİDE AĞIR ENKAZ BIRAKIYOR AKP Türkiye ekonomisini, sıcak para ve borçlanma şeklinde dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirdi. Tek parti iktidarı olmasına rağmen AKP döneminde ortalama büyüme yüzde 4.9’da kaldı. Sıcak paraya dayalı olarak kâğıt üzerinde sağlanan bu büyüme de istihdam yaratmadı. Umudunu yitirip iş aramayı bırakanlarla birlikte gerçek işsiz sayısı Mart 2014 itibariyle 5.4 milyona, işsizlik oranı da yüzde 18’e ulaşıyor. Halk sürekli borçla tüketmeye teşvik edildi; bankaların yurt dışından sağladığı kaynaklar tüketime ve inşaat başta belli sektörlere pompalandı. Tüketici kredisi ve kredi kartlarıyla henüz kazanılmamış gelirler üzerinden vatandaşa, bir sanal refah dönemi ve zenginleşme algısı yaşatıldı, bu da oya tahvil edildi. Bankacılık sektörünün adeta kaynak bombardımanına tuttuğu iç tüketim canlandıkça, ithalat, dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açık hızla büyüdü. AKP işbaşına geldiğinde 6.3 milyar lira olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı şeklindeki toplam hane halkı borç yükü, 51.4 kat büyüyerek 331 milyara ulaştı. Tüketimle büyüme modeli, kaçınılmaz olarak Cumhuriyet tarihinin cari açık rekorunu kırdırdı ve tüm kesimleriyle ülkeyi ağır bir borç yükünün altına soktu. Sonuçta vatandaş bankalara; bankalar ve şirketler ise yurt dışı kreditörlere gırtlağına kadar borçlu hale geldi. Türkiye’nin toplam dış borcu AKP döneminde 3’e katlanarak 400 milyar dolara yaklaştı. Kamunun iç ve dış toplam borç stoku AKP iktidarı döneminde 257 milyar liradan 624 milyar liraya yükseldi. Ekonomi tıkanmıştır, sürdürülemez nitelikteki yönetim anlayışı ömrünü tamamlamış, artık duvara dayanmıştır. Ekonomideki açmaz büyüdükçe, vizyonsuzluk ve keyfilik daha net biçimde ortaya çıkmıştır. AKP’nin ekonomi yönetim anlayışı tıkanma noktasına gelirken, orkestradan farklı sesler yükselmeye başlamıştır.   Orkestranın şefi olması gereken Erdoğan ise dünyanın 17. büyüğü olmasıyla övündüğü Türkiye ekonomisini adeta bakkal dükkânı mantığıyla idare etmeye çalışıyor, tamamen kafasına göre sopa sallıyor. Ekonomi yönetiminde ortaya çıkan çatlak, aslında yıllardır var olan buzdağının ucudur. Bu vahim tablo karşısında bazı bakanlar otokrat Erdoğan’a karşı artık yanlışları ifade etme noktasına gelebilmiştir. Dinamiklerini anlamadığı ekonomiyi keyfi biçimde emirle yönetmeye devam edeceğini sanan Erdoğan her alanda otoriterleşirken, ekonomi giderek kötüleşecek, ekonomi yönetimindeki çatlak daha da büyüyecektir. Yani ekonomide kötüleşme arttıkça çatlak da giderek derinleşecektir.Ekonomi yönetimindeki vizyonsuzluk ve keyfilik Türkiye’yi büyük yapısal sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Bunun faturasını tüm halkımız ödeyecektir. Türkiye ekonomisinin yeni bir liderliğe, yeni bir vizyona, henüz düşünülmemiş daha fazla katmadeğer yaratan yeni şeylerin üretiminin planlandığı yeni bir kalkınma hikâyesine ihtiyacı vardır. Bunu da otoriterlikten demokrasiye geçerek ve orta gelir tuzağından kurtulmayı hedefleyerek ancak gerçekleştirebilirsiniz.
Çalışma İzni Nasıl Alınır?
İkamet tezkeresinin “Oturma İzninin” alınmasından sonra on (10) gün içerisinde Çalışma Bakanlığına “Yabancı Çalışma İzni” için başvuruda bulunulması gerekmektedir. Bu zorunluluk hem Türkiye’de şirket kuran veya ortak olan yabancılar için, hem şirketlerde istihdam edilecek yabancı personel için hem de evlerde istihdam edilecek ev hizmetlileri alanında geçerli olmaktadır. Türkiye’de çalışma izni için gereken başvuru Türkiye’den veya yurt dışından yapılabilir: Türkiye dışında ikamet eden yabancı uyruklular, ikamet ettikleri/vatandaşı oldukları ülkedeki T.C Büyükelçiliği/Konsolosluklarına başvuruda bulunabilirler. Türkiye’de geçerli bir oturma iznine (eğitim amaçlı olanlar hariç en az 6 ay süreyle geçerli olmak kaydıyla) sahip olan yabancı uyruklular, doğrudan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvuru yapabilirler. Gönderilen tüm belgelerin doğru ve eksiksiz olması durumunda, çalışma izninin düzenlenmesi yaklaşık 30 gün sürecektir. Onaylanma işleminin gerçekleşmesinin ardından başvuru sahibi telefon veya e-posta yoluyla haberdar edilir. Elektronik başvuru işleminin yapılabilmesi için bir Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası gerektiğinden, yabancı uyruklu kişilerin bu süreci yetkili olarak yürütecek bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına vekâlet vermeleri gerekir. Çalışma vizesi işlem ücreti iade edilmez. Çalışma vizesi ve çalışma izni sahiplerinin ikamet izni alabilmeleri için, Türkiye’ye giriş yaptıkları tarihten itibaren 30 gün içinde Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi’ne başvurmaları gerekir. Eğitim amacı taşıyan ikamet izinleri hariç olmak üzere, en az 6 ay süre ile geçerli olan bir ikamet izni bulunan yabancılar doğrudan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına başvuruda bulunabilir.
Haftanın Magazin Bombaları
Magazin dünyasının usta kalemi Sinan Özedincik, geçtiğimiz haftaya damga vuran olayları Sabah.com.tr'ye değerlendirdi. İşte ünlüler dünyasından son dedikodular, perde arkasında yatan olaylar... ÖLMEDEN MİRAS DERDİNE DÜŞTÜLER 76 yaşındaki işadamı Halis Toprak'ın kızları Aynur Toprak ile Aysel Duruk; babalarından haber alamadıkları gerekçesiyle 4 Mayıs'ta polise kayıp başvurusunda bulunmuşlardı. Haber gazetelere yansıyınca bir anda ortalık karışmıştı! Meğer Halis Toprak, kayıp falan değilmiş! İki eşinden 10 çocuğu olan Halis Toprak'ın yerini sadece Aynur Toprak ile Aysel Duruk bilmiyor ama diğer sekiz evladı biliyor! Toprak, şu anda yıllık rutin checkup'ını yaptırmak için Washington'daki John Hopkins Hastanesi'nde bulunuyor. Halis Toprak, 2009 yılında kendinden 54 yaş küçük Nazlıcan Tağızade ile evlendiğinde kızları Aynur Toprak ile Aysel Duruk; babalarının akli melekelerini yitirdiğini iddia edip vesayet altına alınması talebiyle dava açmıştı. Bundan sonra Halis Ağa ile bu iki kızı arasında gerginlik başlamıştı. 2010'da Bakırköy Akıl Hastanesi'nden, 2013'te de Adli Tıp Kurumu'ndan 'Akıl sağlığı yerindedir' raporu alan Halis Toprak, kızlarını affetmemişti. Halis Toprak, bu yüzden de onlarla görüşmek istemiyor. Halis Toprak gerçekten akli melekelerini yitirdi mi yoksa kızları mal derdine düştüğü için mi bu kayıp hikâyesini uydurdu? Halis Toprak'ın hikâyesi gerçekten çok ilginç. Kızları ikiye bölmüş durumda. İki kızıyla uğraşıyor şu anda. Halis Bey kayıp filan değil. Washington'da yıllık rutin checkup'ını yaptırdı. GÜNAYDIN'da bunu yazdık. Oradan Londra'ya geçti. Pazartesi günü de İstanbul'a dönüyor. Döndükten sonra ne olacak bilmiyorum ama şu anda aile dağılmış durumda. Halis Bey'de bitmeyen bir gayrimenkul var. Duyduğuma göre geçenlerde yine bir gayrimenkul satmış ve o parayla gitmiş yurt dışına. Daha ölmeden kızları babalarının parasının peşine düştü. Allah Halis Bey'in yardımcısı olsun. Kızları şimdiden mal derdine düştüyse, bir vefat durumunda ne olur inanın bilemiyorum. Halis Bey İstanbul'a döndüğünde neler olup biteceğini hep beraber göreceğiz. KİRLİ ÇAMAŞIRLARINI 18 YILLIK ŞOFÖRÜ ORTAYA DÖKTÜ Eşi Feryal Gülman'ın kendisini genç bir kadınla aldattığını öne sürüp boşanma davası açtığı Kemal Gülman, cimriliğiyle yeniden gündeme geldi. Cimriliğiyle cemiyet hayatında efsane haline gelen 82 yaşındaki işadamının kirli çamaşırlarını ortaya döken isim, 18 yıllık şoförü Ayhan Uğur oldu. Kemal Gülman'ın kendisinin hakkını da ödemediğini öne süren Uğur'un iddiaları ise şöyle: 'Kemal Gülman, oğlu Aslan ve Feryal Hanım'a 'Ben sizin kralınızım, siz benim köpeğimsiniz' derdi. Feryal Gülman'a, '50 yaşına geldin, seni kapıya koyarım' diye kızardı. Kullandığımız cipi yıkarken bir kova suyla cipi yıkamamı söylüyordu. Kemal Bey eve geldiğinde Feryal Hanım, Aslan Kemal ve çalışanlar, korkudan tüm elektrikleri ve muslukları kapatırdık. Kemal Bey mücevherleri, Feryal Gülman için değil güçlü görünmek düşüncesiyle kendisi için alıyordu. Kemal Bey, Feryal Hanım'ın maaşını da kesti. Feryal Hanım, oğlu Arslan'ın yurt dışındaki eğitim masrafının büyük kısmını ödemeye başlayınca Bebek'teki yalısını kiraya verdi. Yalısını kiraya verdiği için kahroluyor ama buna mecbur.' Kemal Gülman cimriliği hakkındaki dedikodular sizin de kulağınıza geldi mi? Yılan hikâyesine dönen boşanma davası ne zaman sonuçlanır? Feryal-Kemal Gülman'ın boşanma olayı yılan hikâyesine döndü. Onlar konuşmayı bıraktılar şimdi etraflarındakiler konuşuyor. İşten atılan ya da işe yeni başlayan, daha önce onlarla çalışmış herkes bir şeyler söylüyor. Kemal Gülman'ın cimriliği beni de şaşırttı. Bu kadar mal mülk var ama eşinin davetlerde taktığı mücevherleri eve döner dönmez kasaya geri koyuyormuş. Tabi bunlar söylenti. Sadece dedikodudan mı ibaret bu sözler bilemiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da bu çiftin olayının daha da uzayacağı. ARDA İLE BURCU ARASINDA BİR AŞK OLMAZ İspanya Ligi'nin bitmesiyle soluğu İstanbul'da alan Arda Turan, Sunset'in Boğaziçi Üniversitesi Vakfı'na destek için düzenlediği geceye katıldı. Yıldız futbolcu, yemekte güzel sunucu Burcu Esmersoy'la aynı masada oturdu. İkilinin fotoğrafları çekilirken sergiledikleri tedirgin haller ise akılları karıştırdı. Yakın arkadaş olan Burcu Esmersoy ile Arda Turan, haklarında çıkması muhtemel olan aşk haberleri nedeniyle mi tedirgin tavırlar sergiledi? Burcu Esmersoy ile Arda Turan gerçekten çok yakın arkadaş. Onların arasında aşk olma ihtimali yok. Arda zaten fırlama, muzip birisi. Burcu da öyle. Şu anda bu işi oyuna çevirdiler. Magazin basını onları sevgili yazdığında çok gülüyor ve bundan zevk alıyorlar. Arda ile Burcu iki erkek arkadaş gibi. Onların arasında kim aşk arıyorsa umduğunu bulamayacak, bu tarz haberler de doğru çıkmayacaktır. Arda zaten sevgilisiyle görüntülenince bile kıpkırmızı olan bir çocuk. Aralarında bir aşk olsaydı, bu kadar rahat olmazdı zaten. EMRAH İKİNCİ KEZ BABA MI OLUYOR? Sevgilisi Sibel Kirer'le geçen yılın son aylarında sessiz sedasız nikâh masasına oturan ünlü sanatçının, ikinci kez baba olmak için gün saydığı iddia edildi. Twitter'dan 5 milyon dolarlık hisse alan Emrah'ın annesine belediye otobüslerine bedava binmesi için 'yaşlılık kartı' çıkarttığı iddiası ise haftanın en çok konuşulan konusu oldu. Emrah, yeniden baba oluyor mu? Birçok insanın doğal hakkı olan 'yaşlılık kartı'nın bu kadar konuşulmasının nedeni nedir? Bu konuda çok şey yazıldı, çizildi ama işin aslı şu; Sibel Kirer hamile değil. Emrah da ikinci kez baba olmuyor. Emrah cephesinden iddialara yalanlama geldi. Ayrıca hamilelik kötü bir şey değil. Gerçekten böyle bir şey olsa saklamazlardı. Çift, şu sıralar çocuk düşünmüyor. İleride olursa da zaten bunun haberini verirler. DERYA ŞENSOY'UN GERÇEK AŞKI ORTAYA ÇIKTI Annesi Derya Baykal ve babası Ferhan Şensoy'un izinden giderek oyuncu olan 24 yaşındaki Derya Şensoy, eğlence hayatında da sıkça boy gösterince ismi her hafta başka isimlerle anılır oldu. Çağatay Ulusoy, Berkay ve son olarak da Halil Sezai ile adı aşk haberlerine karışan Derya Şensoy'un gerçek sevgilisi ise sonunda ortaya çıktı. Genç oyuncunun ilişkisini gözler önüne seren ise sosyal paylaşım sitesi Instagram'dı! Geçtiğimiz günlerde Kenya'ya giden Derya Şensoy, burada safari yaparken çekilen fotoğraflarını kendisine ait Instagram profilinden paylaştı. Şensoy'la aynı gün ve saatlerde Kenya'da olan isim ise kendisi gibi oyuncu olan Seçkin Özdemir'di! Şensoy ile Özdemir'in Kenya'da yaptıkları aşk safarisi, ikilinin hayranları tarafından da fark edildi. Aşk haberi doğru mu? Eğer doğruysa neden bunu bu kadar sakladılar? Derya Şensoy'un adı sürekli başkalarıyla anılırken neden el ele ortaya çıkıp bu iddiaları yalanlamadılar? Böyle bir ilişki var. Derya Şensoy ile Seçkin Özdemir birlikte. Derya'nın adı son zamanlarda sürekli başkalarıyla anılınca bu listeye Seçkin'in de eklenmesini istememişler. Önce denemişler, sonrasında da ilişkinin adını koymuşlar. Bakalım ne zaman el ele ortaya çıkıp ilişkiyi ilan edecekler… BEREN SAAT İLE KENAN DOĞULU BU KEZ GERÇEKTEN EVLENİYOR Beren Saat-Kenan Doğulu çifti, nikâh planlarını yaptı. Düğün, Doğulu'nun evinin de olduğu Los Angeles'ta yapılacak. Düğün tarihi ise 27 Temmuz. Yani Ramazan Bayramı'ndan bir gün önce. Sahilde yaz düğünü yapacak olan çiftin hazırlıklarını tamamlamak üzere, Doğulu'nun annesi Serpil Hanım ile kız kardeşi Canan Doğulu, 6 Temmuz'da Amerika'ya gidiyor. Bu yaz Doğulu Ailesi çifte düğün yapacak. Kenan'dan önce de kız kardeşi Canan, 20 Haziran'da Çubuklu 29'da evleniyor. Doğulu ve Saat Aileleri'nin yanı sıra düğüne katılacak diğer davetliler de uçak biletlerini alıp geri sayıma başladı bile. Daha önce de düğün tarihi basına yansıyınca değiştirme kararı alan çift, bu kez ne yapacak? Biletler de alındığına göre bu düğün 27 Temmuz'da olacak mı? Kenan Doğulu ve Beren Saat, 27 Temmuz'da Los Angeles'ta evleniyor. Davete 40 kişi katılacak. O kişilerin de hepsi ünlü. Ayrıca herkes kendi biletini almış. Bu kez bu düğün ertelenmeyecek. Ramazan Bayramı'nda Los Angeles'ta tatil bahane, Kenan ile Beren'in düğünü şahane olacak. DNA TESTİYLE GERÇEKLER ORTAYA ÇIKACAK Geçtiğimiz ay kardeşi olduğunu iddia ederek gündeme gelen Hasan Çehre'nin sözlerine sessiz kalan Türk sinemasının ünlü ismi Nebahat Çehre, sonunda çareyi DNA testi yaptırmakta buldu. Ünlü oyuncu, Hasan Çehre'ye haber yolladı ve söylediklerini DNA testi yaptırarak kanıtlamasını istedi. Nebahat Çehre, 'Eğer test sonucu biyolojik olarak kardeşim olduğu ortaya çıkarsa, onu bağrıma basarım ve kendisine gereken desteği sonuna kadar veririm' dedi. Su satarak evini geçindiren Samsunlu Hasan Çehre'nin geçtiğimiz ay İzzet Çapa'ya yaptığı 'Ben Nebahat Çehre'nin herkesten sakladığı ve görüşmeyi reddettiği kardeşiyim' açıklaması ortalığı karıştırmıştı. Hasan Çehre; yedi kardeş olduklarını, ancak yıllar içinde ayrı yerlere savrulduklarını, Nebahat Çehre ve annesinin İstanbul'da kendilerine yeni bir hayat kurduğunu, sonrasında da görüşmediklerini söylemişti. Hasan Çehre, bir gün ünlü oyuncuyu telefonla aradığını, ancak 'Nereden buldun telefonumu? Seninle görüşmek istemiyorum' yanıtını aldığını da sözlerine eklemişti. Yıllar önce Ebru Gündeş de babasının öldüğünü söylemiş, hatta mezarının başında gözyaşı dökerek kameralara poz vermişti. Yine benzer bir vaka mı bu? Hasan Çehre, Nebahat Çehre'nin inkâr ettiği kardeşi mi? Bu işin sonu nereye varacak ben de çok merak ediyorum. Hasan Çehre DNA testi yaptıracak mı bilmiyorum. Yaptırırsa o zaman gerçek ortaya çıkar. Nebahat Çehre yılların sanatçısı. Aşk-ı Memnu dizisi ile yeniden popülerliğini elde etti. Şu anda da atv'deki Kara Para Aşk dizisiyle takip ediyoruz kendisini. Belli bir yaşa geldikten sonra şöhretin doruğuna çıktı. Şu anda altın çağını yaşıyor. Şimdi benim asıl merak ettiğim, Hasan Çehre neden durdu durdu da şimdi ortaya çıktı? Nebahat Çehre bugün şöret olmadı ki! Buna benzer bir olayı yaşayan başka ünlülerimiz de oldu. Sanırım ünlülerin kaderi bu. Tanınınca, çok para kazanmaya başlayınca bir anda akrabaları ortaya çıkıyor. Benim de aklımda 'para için mi ortaya çıktılar' sorusu beliriyor. Nebahat Çehre yıllardır İstanbul'da yaşayan birisi. Hasan Çehre neden yıllardır ona ulaşmayı denememiş? Zamanında karşısına çıkacağına şimdi gazetelerde röportajları çıkıyor. Nebahat Çehre sonunda olaya noktayı koydu, DNA testini önerdi. Bence ileride yiyemeyeceği bir laf etti. 'Eğer gerçekten kardeşim olduğu ortaya çıkarsa ne gerekiyorsa yaparım' dedi. Bakalım Hasan Çehre DNA testine başvuracak mı? Ne kadar ciddi olduğunu o zaman göreceğiz. CEM'İN YANINDAKİ DİŞİ SİNEK BİLE OLSA… Ünlü komedyen Cem Yılmaz, Ahu Yağtu'dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra eski günlerine döndü. Evlenmeden önce özel hayatıyla sık sık gündem olan Yılmaz, boşandıktan 4 ay sonra Avustralyalı sevgilisi Melanie Shepherd ile ortaya çıktı. İstanbul'da yaklaşık 10 gün geçirdiği sevgilisini geçtiğimiz günlerde ülkesine uğurlayan Yılmaz'ın, çapkınlıkta vakit kaybetmediği iddia edildi. Ünlü komedyen, çekimlerine başladığı yeni filmi 'Pek Yakında'nın da kadrosuna dâhil ettiği Hare Sürel'le son günlerde sık sık baş başa görüldü. Cem Yılmaz, 2009 yılında aşk yaşadığı Sürel'i, Cansu Dere uğruna terk etmişti. Bu iddialar doğru mu? Yoksa Cem Yılmaz, bundan sonra yanında kim görülürse onunla mı anılacak? Her birlikte görüntülendiğinde aşk yaşıyor diye bir şey yok. Ancak bu, biraz da popüler insanların kaderi. Cem Yılmaz'ın yanında dişi sinek bile görülse haber olacak. Ta ki o el ele birisiyle ortaya çıkana kadar. Şu anda bir sürü isim yazılıyor isminin yanına. Bunlardan birçoğu da onunla hiç alakası olmayıp sadece yanında çay kahve içen insanlar oluyor. Bu yüzden habercilerin biraz daha dikkatli olmaları gerekiyor. FULYA UGAN / Sabah.com.tr
Reklam
Türkiye En 'Sefil' 13'üncü Ülke!
ABD’li ekonomist Steve Hanke’nin hazırladığı Dünya Sefalet Raporu ‘na göre Türkiye, 89 ülke arasında 13′üncü oldu. Bu sonuçta yüksek faiz oranları önemli payı var. Enflasyon, işsizlik, yüksek faiz oranları ve ekonomisi gelişmeyen ülkelerin sıralandığı listede Venezuela , özellikle tüketici fiyatları nedeniyle açık ara 1′inciliği elde ederken İran da aynı sebeplerle 2′inci sırada yer aldı. Sırbistan ise yüksek işsizlik oranı nedeniyle listede 3′üncü sırada. ‘En sefil’ 13′üncü ülke olan Türkiye , 4′üncü Jamaika ve 9′uncu Brezilya ‘yla birlikte yüksek faiz oranlarından muzdarip. Öte yandan enflasyon ve işsizlik oranının da bu tabloda payı büyük. Radikal gazetesinden Güven Sak, köşesinde raporu değerlendirirken şu yorumu yaptı: “Hanke 13’üncülüğümüzü özellikle faize borçlu olduğumuzu da söylüyor. Yeter mi? Yetmez. Neden bu ülkede faiz yüksektir? İkinci olarak bakarsanız, Türkiye’de enflasyon oranı başka ülkelerle kıyaslandığında tahammül edilmez ölçüde yüksek. Merkez Bankası enflasyonla mücadele etmeyi unuttuğu için enflasyon ve dolayısıyla faiz bu kadar yüksek. Üçüncüsü, işsizlik oranı yaklaşık on yıldır yüzde 10’lara takılıp kalmıştır. O kadar istihdam teşviği bir işe yaramamıştır. Milyonlarca insana istihdam sağlamanıza rağmen işsizlik oranı aşağıya doğru kımıldamıyorsa, ortada bir yanlış var demektir. Dördüncüsü, endeksteki bütün bu bozuk değerleri kişi başına milli gelir büyümesi bile kapatamamaktadır. Türkiye, dünyanın 13’üncü kötü yönetilen ülkesidir.” Sak ayrıca yüksek enflasyon oranlarının 1990′lardaki duruma benzediğini belirterek, “Şimdi çok daha zor bir sıçramayı gerçekeştirmek istiyoruz. Bugün yüzde 8 enflasyon kanımızı emiyor. Enerjimizi israf ediyor. Faizleri yüksek tutuyor. Türkiye’nin bir numaralı problemi yüksek enflasyondur” diye yazdı.diken.com.tr
Mülteci Kampında Fuhuş İddiası!
Taraf yazarı Amberin Zaman, Suriyeli mültecilerle ilgili bir ses kaydını köşesinden yayınladı. Bunlardan birinin anlattıkları durumunun vehametini ortaya koyuyor. 22 yaşındaki Suriyeli kadın 20 gün boyunca yetkili kişi de dahil çok sayıda kişiyle ilişkiye girmeye zorlanmış. İşte Amberin Zaman'ın köşe yazısı Uzun zamandır mülteci kamplarında bizzat askerî ve sivil görevlilerin oluşturduğu fuhuş çetelerinin de bulunduğu yoğun olarak iddia ediliyor. Mültecilerle çalışan güvenilir bir STK’nın Taraf’la paylaştığı Suriyeli kadın mültecinin ses kaydında tarif ettikleri eğer doğruysa bu iddiaları somut hâle getiriyor. Adının ve bulunduğu kampın yerinin açıklanmaması koşuyla 22 yaşında üç çocuk annesi Suriyeli kadın mülteci geçen ay yaşadıklarını kaynağımıza şu ifadelerle anlatıyor: “Konteynır kentte eşimle birlikte yaşıyorduk. Benden yaşça büyük olan ve güvendiğim Suriyeli bir bayanla birlikte evlere temizlikçi olarak gidiyordum. Bir gün temizlik yapmak için dışarı çıktığımızda o kadın beni bir tarlaya götürdü. Buraya niye geldik diye sorduğumda Suriyeli bayan birden üzerindeki kıyafetleri çıkarmaya, yani soyunmaya başladı. Çok korktum. O esnada bir jandarma aracı yanımızda durdu içinden inen bir adam burada ne yaptığımızı sordu ve ben ağlamaya başladım. Adam diğerlerine gitmelerini söylerken beni yanına çağırdı. Kimliğimi elimden alarak bana, gözlerimin ne kadar güzel olduğunu, bana vurulduğunu söylemeye başladı. 20 GÜN BOYUNCA... Daha sonra bana, kimliğine el koydum, eğer şikâyet edersem veya birine söylersem benim kadın ticareti yaptığımı ve kendimi pazarladığımı söyleyeceğini, bunlardan sonra hapishaneye veya Suriye’ye gönderileceğimi söyleyerek beni tehdit etti. Daha sonra kimliği alabilmem için ertesi gün kamptan çıktıktan sonra 200 metre ilerde bir aracın beni bekleyeceğini, oraya gitmezsem tehditlerini yerine getireceğini söyledi. Korkumdan kimseye söyleyemedim. Ertesi gün dediklerini yapıtım. 200 metre ilerledikten sonra beni bekleyen araca bindim. Araçta adını ‘Ci’ diye hatırladığım ama yüzünü bildiğim jandarma komutanı ile Nizip’te bir eve gittik. Orada bana zorla sahip oldu. Bana esrar içirdi. Bunu eşime de içirmemi istedi. Bani daha sonra tekrar gelmem ve arkadaşları ile birlikte olmam için tehdit etti. Eşimden korktuğum için konuşamadım. Eşim durumumu her sorduğunda hasta olduğumu bu yüzden böyle olduğumu söyledim. Psikolojik sorunlar yaşamaya başladım. İntihar girişiminde bulundum. 20 gün boyunca her gün gitmek [fuhuş yapmak] zorunda kaldım En son dayanamayıp şikâyet ettim ama kimse hiçbir şey yapmadı Her şeyi yetkililere anlatmama rağmen yardımcı olunmadı. Beni başka bir kampa gönderdiler.” KADIN MÜLTECİLER PAZARLANIYOR Basınla konuşmayı ret eden kadınla yüz yüze görüşemediğimiz için ses kaydının kendisine ait olduğunu teyit etme imkânımız olmadı. Ancak benzer iddialar Gaziantep’te çalışan Suriyeli kadın aktivist Raja Altalli tarafından da dillendiriliyor. “Fuhuş olduğunu biliyoruz. Son olarak Kilis’te bir zihinsel özürlü Suriyeli kadın mültecinin pazarlandığını duyduk. Ama son derece hassas konular olduğu için kimse konuşmak istemiyor.” Bu arada kampta çalışan vicdan sahibi görevliler dolaylı yollardan ihbarda bulunuyorlar. Taraf’ın ulaştığı bir ihbar mektubunda şu satırlar yer alıyor: “12 yaşında kız satan (çocuk gelin adıyla) çetelere ne demeli? Esat zalim. Ya bunlara ne ad konulmalı, yeter yeter. Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah’ı var. Hadi dua edelim. Buğz edelim. Tanıdığımız etkin ve yetkin dost -arkadaş ve siyasileri şuurlandıralım.” MAZLUMDER’e konuşan Batman Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyesi Av. Seçil Erpolat ise, Batman’da da komisyoncular aracılığıyla küçük yaştaki Suriyeli kızların imam nikâhıyla yapılan ve ticarete dönüşen evlilikler yapılarak istismar edildiğini belirtiyor ve karşılaştıkları adli vakalardan ve duyumlardan elde ettikleri bilgileri şöyle anlatıyor: “Bölgede komisyoncular aracılığıyla para karşılığı çocukların evlendirilmesinin çok yaygın olduğunu biliyoruz. Özellikle çocukların başlık parası adı altında belirli bir ücret karşılığında evlendirilmesi durumu çok sık yaşanmaktadır. Bu olaya Suriye ve Türkiye arasında bazı komisyoncular aracılık ediyorlar. Fotoğrafları gösterilerek kadınlar alıcılara seçtiriliyor. Genç kadınlar ya da aileleri daha iyi yaşam vaadi, az bir miktar para ya da altın vaadiyle kandırılıyor. Maalesef daha çok 15-18 yaş arası çocuklar tercih ediliyor. Ancak bu yaş 25 yaşa kadar yükselebilmekte. Çocuk yaştaki kızlar çoğu zaman evlilik amacıyla gönderildiklerini bilmeksizin, Türkiye’de yaşama vaadiyle gelmekte, yaşça çok büyük erkeklerle ailenin aldığı başlık parası karşılığı evlenmek zorunda kalmakta. Bu çocuklarla ve genç kadınlarla çoğunlukla ikinci eş olarak yapılan bu gayrı resmî evliliklerde, genç kadın, hem erkek hem diğer eş tarafından köle gibi kullanılmakta. Bildiğimiz bir olayda, Nusaybin’de bir benzinlikte kadınların fotoğraflarından oluşan bir katalogdan seçtirilerek ikinci eş olarak bin ya da iki bin TL başlık parası karşılığı evlendirilen bir Suriyeli sığınmacı kadın, hem erkekten hem de ilk eşten gördüğü şiddet nedeniyle evden kaçarak bir kişinin evine sığınıyor. Daha sonra resmî kurumlar aracılığıyla önce Hatay’a, daha sonra Ankara’daki bir sığınma evine gönderiliyor. Bir diğer vakada ise 16 yaşındaki Suriyeli bir kız çocuğu 60 yaşlarındaki evli bir erkek tarafından 10 bin TL karşılığı satın alınıyor. Kız çocuğu getirildiği GAP mahallesindeki yaşlı adamın evine girmemek için direniyor ve elinden kurtularak kaçıyor. Mahalleli durumu karakola haber veriyor ve kız çocuğu emniyet görevlilerince götürülüyor.”Vatan
Bu Hafta Mizahın Gündeminde Neler Var?
Mizah dergileri bu hafta  Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülü alan Nuri Bile Ceylan'ı, polisin sabrına şaşırdığını açıklayan Başbakan Erdoğan'ı, 1. yıldönümü nedeniyle Gezi'de hayatını kaybedenleri kapağa taşıdı...
Reklam
İnsanoğlunun 'İlk Takma Dişi Bulundu'
Arkeologlar Batı Avrupa'da insanoğlunun 'ilk takma dişine ait' olduğu düşünülen kalıntılara ulaştı.Diş implantı, Fransa'nın kuzeyindeki La Chêne'de yürütülen arkeolojik kazılarda, keresteden yapılan bir mezarın içinde gömülü halde bulunan Demir Çağ'a ait bir kadın iskeletinden çıktı.Öldüğünde 20-30 yaş aralığında olduğu tespit edilen kadının üst kesici dişinin yerinde demir bir çivi bulundu.Çivinin ahşap veya kemikten yapılan bir takma dişi tutmak için kullanılmış olabileceği ve zamanla çürüyüp yok olan dişin yerinde kaldığı belirtiliyor. Bulgular Antiquity dergisinde yayımlandı.Fransa'nın Champagne-Ardenne bölgesinde bir konut projesi inşası sırasında yapılan kazılarda bulunan ve aynı kapalı bölgeye gömülen dört yetişkin kadından birine ait olan gömünün MÖ 3'üncü yüzyıla ait olduğu ifade edildi.Mezar içinde bulunan malzemeler, Orta ve Batı Avrupa'da gelişen La Tene kültürüne ait özellikler taşıyor.Genç kadının iskeletinin bulunduğu 2009 yılındaki kazılara katılan Guillaume Seguin, BBC'ye yaptığı açıklamada 'İskelet çok kötü muhafaza edilmiş' dedi.Seguin şöyle devam etti: 'Fakat dişler anatomiye uygun dizilmişti. Azıdişleri, küçük azıdişleri, köpekdişleri ve kesici dişler… Bir de orada metalden bir parça vardı. İlk tepkim, 'Bu da ne?' oldu.'Dişler bir torbaya kondu ve incelemeye alındı. Seguin daha sonra kadının iskeletinde 31 yerine 32 diş olduğunu fark etti, kazı alanında çekilen fotoğraflarda da demir çivinin kayıp bir diş yerinde durduğu görüldü.Bordeaux merkezli arkeoloji kurumu Archeosphere'de çalışan Seguin, 'Dişlerle aynı boyutlarda ve aynı şekilde olmasından yola çıkarak varılan en iyi varsayım, bunun bir diş protezi olduğu veya en azından diş protezi yaratma girişimi olduğudur' diye konuştu.Seguin, bu girişimin başarısıyla ilgili şüphe duymak için geçerli nedenler olduğuna dikkat çekiyor.Birincisi, vücut içinde paslanıp aşınma eğiliminde olmasından dolayı demirin, diş implantı olarak kullanılması uygun değil. Diş implantı için modern hekimlikte titanyum malzemesinin kullanılması tercih ediliyor.İkincisi, o dönemde steril hijyen koşullarının yoksunluğu nedeniyle, apselerin oluşuyordu ve bu apseler de ilerleyen yaşlarda bireyin ölümüne neden olabiliyordu.Kalıntıların kötü muhafaza edilmesinden dolayı, iskeletine ulaşılan kadının ölümünde diş implantının herhangi bir etkisi olup olmadığı tespit edilemiyor.Fransa'da bulunan diş implantının Batı Avrupa'da görülen ilk takma diş olabileceği düşünülüyor fakat ilk protez diş olarak kabul edilen bulgular 5 bin 500 yıl önce Mısır ve Yakın Doğu'da elde edilmişti.Fakat çoğunun, ölü bedenin bütünlüğünü korumak için sonradan yerleştirilmiş olduğuna inanılıyor.Araştırmacılar Fransa'da bulunan diş implantının cesede sonradan yerleştirilmiş olabileceği ihtimalini göz ardı etmiyor ama implantın yaşam boyu kullandığına dair de kanıtlar olduğuna dikkat çekiyor.Demir çivinin kemik veya ahşaptan yapılma dişi sabitlemek için kullanıldığına dair kesin bir kanıya da varılamıyor çünkü her iki malzeme de asitli toprakta erime özelliğine sahip.Bordeaux Üniveresitesi'nde görevli Seguin ve diğer araştırmacılar gömülerin 'dış görünümüne önem veren, dönemin elit tabakasına mensup kişilere' ait olduğunu yazıyor.Bilim insanları ayrıca, elde edilen bulguların Galyaların İtalya'nın kuzeyindeki Etrüsk medeniyetiyle iletişim halinde olduğu bir döneme denk geldiğine dikkat çekiyor.Etrüskler, var olan dişlerin üzerlerine altın şeritler yerleştirerek Galyalılardan farklı bir düzenlemeye gitseler de, diş konusundaki ustalıklarıyla biliniyorlar.
Güçlü Wi-Fi İçin 5 Altın Kural
TP-LINK, kablosuz internet ağlarından daha iyi verim alınabilmesi için kullanıcıların dikkat etmesi gereken noktaları bildirdi. Cihazların konumu, anten kullanımı, alıcı-verici uyumu gibi güçlü Wi-Fi bağlantısı için beş altın kurala dikkat çeken şirket, ayrıca ölü bölge sorunu için de çözümler önerdi. İnternete bağlanan cihaz sayısı arttıkça kablosuz ağların hem kullanımı artıyor hem de verimliliği daha önemli hale geliyor. Dünya kablosuz ağ pazarının lider üreticisi TP-LINK, daha güçlü ve daha hızlı kablosuz ağ (Wi-Fi) için kullanıcılara önerilerde bulundu. Güçlü Wi-Fi’ın yanı sıra, ölü bölge (kablosuz ağ sinyalinin ulaşmadığı ya da bağlantı hızının düşük olduğu bölgeler) sorunu için de çözüm önerileri sundu. 1- Cihaz Konumlandırma: Daha güçlü Wi-Fi için birinci altın kural, kablosuz sinyal dağıtıcı cihazın konumu. Cihaz, mümkün olduğunca orta bir noktada olmalı; duvara yakın konulmamalı. Duvar ve köşeler gereksiz sinyal kaybına neden olabilen unsurlar. Ayrıca, DECT telefon, mikrodalga fırın, bluetooth cihazlardan uzak olarak konumlandırılması öneriliyor. Bu cihazlar da Wi-Fi sinyallerini engelleyebiliyor. Ahşap döşemelerin ya da dekoratif amaçlı duvar kaplamalarının kablosuz sinyalleri de soğurduğu unutulmamalı! 2- Kanal Seçimi: Kablosuz ağ sinyalleri, belirli frekans aralıklarında çok sayıda kanal ile dağılır; kullanıcılar genelde bunu bilmezler. Ücretsiz üçüncü parti bir yazılım ile aynı frekansta yayın yapan kanallar incelenebilir ve en az yayın görülen kanal seçilerek sabitlenebilir. Bu sayede daha ‘temiz’ bir kanaldan sinyaller ulaştırılır. 3- Anten Kullanımı: Güçlü Wi-Fi için sinyal dağıtıcı kadar önemli bir başka cihaz da antenler. Bina yapısına göre sinyalin taşınacağı noktalara uygun açıda anten kullanılması, verimi artırıyor. Örneğin, dairesel sinyal yayan bir anteni, duvar arkasında sinyale ihtiyaç duyulmayan köşelere koymak, gereksiz sinyal kaybı olacağı için doğru değil. Sinyal dağıtıcı cihaz köşeye yerleştirilecek ise dar açılı yönlü antenler ile cihazın sinyalleri belirli bir alanda en verimli şekilde toparlanabilir. Bu nedenle kablosuz cihaz seçiminde antenlerinin değiştirilebilir olması da önem kazanıyor. 4- Çift Kanal (Dual-Band) Desteği: Kablosuz ağ ürünleri iki farklı frekanstan sinyal yayıyorlar: 2.4GHz ve 5Ghz bandı. Yeni nesil akıllı telefonlar ve diğer cihazlar 5GHz bandını da destekleyen alıcılar ile üretiliyor ve 5GHz bandı daha az kullanılan bir kanal. Bu nedenle öncelikle dual-band destekli kablosuz dağıtıcı cihazların tercih edilmesi gerekiyor. Hem alıcı hem verici tarafındaki cihazlarda bu destek mevcut ise, etraftaki 2.4GHz’de yayın yapan birçok cihazdan etkilenmeyen tertemiz bir bant kullanarak, 5GHz’de iletişimin farkını kolayca hissetmek mümkün. 5- Alıcı-Verici Uyumu: Güçlü Wi-Fi için son altın kural ise alıcı (masaüstü bilgisayar, dizüstü bilgisayar, akıllı telefon vb) ve vericilerin (modem/router/access point)) benzer özellikte olması. Örneğin 802.11n destekli 300Mpbs hıza sahip bir modem, daha eski kablosuz ağ standardı olan 802.11b ya da g destekli 54Mbps hıza sahip kablosuz ağ kartı olan bir masaüstü bilgisayar ile kullanıldığında modemin hızından yararlanılamıyor; düşük olan hız 54Mbps kullanılıyor. Bu tür durumlarda alıcıların hızlarını da modem hızına getirebilecek adaptörler (PCI, PCIe ya da USB adaptörler) kullanılması gerekiyor. TP-LINK Türkiye Teknik Müdürü Önder Tayanç, ayrıca ölü bölgeler sorununu yok etmek için de kullanıcılara bazı önerilerde bulundu. Binaların yapısı nedeniyle kablosuz ağ sinyalinin evin ya da ofisin her noktasına ulaşamadığı durumlarda menzil genişletici (range extender) ya da erişim noktası (access point) ürünlerinin kullanılabileceğini belirten Tayanç, “Sinyal tekrarlayıcı bu cihazlar evin/ofisin yapısına uygun olarak seçilip kullanıldığında kablosuz ağda ölü bölge sorununu ortadan kaldırır. Evin/ofisin her noktasında dengeli bir şekilde kablosuz olarak internete bağlanılabilir” dedi. TP-LINK’in sinyal tekrarlayıcı ürünlerinin marka-model bağımsız olduğunu vurgulayan Tayanç, evrensel tekrarlayıcı modundaki bu ürünlerin her marka-model modem/router ile uyumlu çalıştığını ifade etti. Özellikle çok katlı daire ya da evlerde (iki katlı vb) ise sinyal tekrarlayıcı yerine powerline adaptör çözümleri ile ölü bölge sorununun aşılabileceğine dikkat çeken Tayanç, “İki katlı yapılar ya da dekorasyonda kullanılan duvar giydirmeleri gibi bazı unsurlar nedeniyle yaşanan ölü bölge sorunlarında sinyal tekrarlayıcılar çözüm olamayabilir. Bu durumlarda elektrik hattını internet ağına dönüştüren powerline adaptörleri öneriyoruz. Böylece elektrik prizi olan her noktaya kablolu ya da kablosuz olarak interneti taşımak; ölü bölge sorununu aşmak mümkün oluyor” dedi.WeBeyn.com
Reklam
Bilinmeyene Yolculuk: Kuzey Kore
Kuzey Kore, dış dünyaya kapılarını kapatmış gizemli bir ülke. Kim Il Sung'un temellerini attığı kendine özgü bir sosyalizmle, Birleşik Kore'ye kavuşacakları günü bekliyor. Kuzey Kore'yle ilgili bu yazı dizisi Kim kültünü, ülkedeki sosyal yaşamı, Juche sosyalizmini, herediter sistemi, muhalifleri, gulag'ları, Kuzey Koreli mültecileri anlatıyor. İşte Çiçek Tahaoğlu'nun gözünden Kuzey Kore.
Her Biri Birbirinden Eğlenceli 11 Davetiye
Düğün hazırlıkları hem eğlenceli hem de oldukça sıkıntılı dönemlerdir. Her şeyin güzel  ve bir o kadar da özel olmasını isteriz. Bu zorlu organizasyonun en önemli parçası şüphesiz davetiyedir. Tüm tanıdıklara gider ve düğünle sizinle ilgili ipuçları verir. Bir nevi ön gösterim gibidir.Peki sizi yansıtacak davetiyeyi nasıl seçeceksiniz?Klasik keçeli kalemli, altın yazmalı davetiye dönemi ne yazık ki bitti. Artık, komik ve yaratıcı davetiye dönemindeyiz.Sizden bir şeyler yansıtacak ve size özel olacak bir davetiye seçmeye hazır olun işte başlıyoruz. Unutmayın düğün bittikten sonra da saklanacak kadar güzel bir davetiyeye sahipseniz işte o zaman unutulmaz bir düğün yapmışsınız demektir.
Nuri Bilge Ceylan'dan Sitem: 'Hiçbir Türk Televizyonu Cannes'a Gelmedi'
Cannes’da “Kış Uykusu” filmi ile Türkiye’ye ikinci defa Altın Palmiye’yi getiren Nuri Bilge Ceylan , “İlk defa Türkiye’den hiçbir televizyon Cannes’a gelmedi” diyerek sitem etti. Radikal gazetesinden Şenay Aydemir , Nuri Bilge Ceylan’ın kazandığı ödül sonrası Fatma Girik ile birlikte ödül töreninde yaşananları ve konuşulan Yılmaz Güney hatıralarını yazdı. “Nuri Bilge ve Yılmaz Güney aynı masada” başlığıyla yayımlanan (27 Mayıs 2014) yazı şöyle: Nuri Bilge ve Yılmaz Güney aynı masadaRotterdam'da bu yıl ikincisi düzenlenen Türk filmleri festivali Kırmızı Lale, Altın Palmiye'nin yeni sahibi Nuri Bilge Ceylan'la Fatma Girik'in Yılmaz Güney anılarını aynı Xmasada buluşturdu. Rotterdam’da bu yıl ikincisi düzenlenen ve Türkiye filmlerini Hollanda’ya taşıyan Kırmızı Lale Film Festivali’nin öngörülü yöneticileri sayesinde ilgi görüyor. Çünkü, festival kapsamında ‘İklimler’ ve ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ filmleri gösterilecek olan Nuri Bilge Ceylan, Cannes’da Altın Palmiye kazandıktan sonra ayağının tozuyla bu festivale konuk oldu. Ceylan’ın Cannes’dan Rotterdam’a gelmesi ülke basınının dikkatlerinin de bir anda Kırmızı Lale Film Festivali’ne çevrilmesine neden oldu. Önceki akşam açılışta bu ilgiyi görmek mümkündü. Tabii açılışın başka bir önemli konuğu daha vardı: Türkiye sinemasının en büyük oyuncularından birisi olan Fatma Girik. Festivalin onur ödülünü almak için Rotterdam’da bulunan Girik, hem eğlenceli sohbeti hem de samimiyetiyle herkesin gönlünü kazanmasını biliyor. Açılış töreninden sonraki yemekte sohbet etme fırsatı bulduğumuz Ceylan, Cannes’la ilgili anekdotlar da paylaştı. Örneğin festival organizatörlerinin bu yıl daha önce görmediği bir ‘taktiğinden’ bahsetti. Ceylan ve ekibi tören alanına gittiğinde festival yönetimi mesafeli davranmış kendilerine. Hatta canlı yayını yapan televizyon ekibi çok fazla oralı olmamış. Yani sonuçları bilenler Ceylan ve ekibinin bunu hissetmemesi için ellerinden geleni yapmışlar anlayacağınız. Ceylan, ödül sonrası onlarca televizyon ve bir o kadar da radyoya görüş verdiğini anlatıyor. Ama içlerinden hiçbirisinin Türkiye’den olmadığının altını da çiziyor kalın çizgilerle. Artık Cannes’ın en deneyimli yönetmenlerinden birisi olduğu su götürmez olan Ceylan bir ara “İlk defa Türkiye’den hiçbir televizyon Cannes’a gelmedi” diye konuşunca gözler gecenin sunuculuğunu da yapan Yekta Kopan’a döndü tabii. Uzun yıllar Cannes’dan canlı yayınlar yapan birisi olarak Kopan da bu yıl festivaldeydi ama ne yazık ki mesleğini yapmak için değil. Ceylan, Cannes jüri başkanı Jane Campion’un filme girmeden önce çok uzun olduğu için sıkılacaklarını düşünüp daha sonra “İki saat daha olsa izlerdik” yorumunun çok hoşuna gittiğini de aktardı. Fatma Girik’ten Yılmaz Güney anılarıYemeğin en ilginç anlarından birisi de Fatma Girik’in Yılmaz Güney ile anılarını anlatmasıydı. 1982 yılında ‘Yol’ ile Altın Palmiye kazanan Yılmaz Güney ve daha üç gün önce bu ödüle değer bulunan Nuri Bilge Ceylan’ın aynı masada buluşması da ilginç anlardan birisiydi. Ceylan’ın Yılmaz Güney ile ilgili anılara gösterdiği ilgi ve ayrıntılı soruları gözlerden kaçmadı tabii. Gazeteci Zeynep Oral’ın da Yılmaz Güney’in Türkiye’den yurtdışına çıkışıyla ilgili hatıralarını paylaşmasıyla sohbet daha da genişledi. Sohbetin ilginç anekdotlarından birisi de sinema yazarı üstadımız Atillâ Dorsay’ı uzun yıllar boyunca her yıl takip ettiği Cannes Film Festivali’ne iki kez gitmediği ama talihsiz bir biçimde bu iki yılın ‘Yol’un Altın Palmiye kazandığı 1982 ve bu yıl olduğu gerçeğinin ortaya çıkmasıydı. Nuri Bilge Ceylan’ın yarın bir ‘masterclass’ vereceği Kırmızı Lale Film Festivali, ‘Cennetten Kovulmak’, ‘Kusursuzlar’, ‘Kutsal Bir Gün’, ‘Sesime Gel’, ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ın ana yarışmada, ‘Ben O Değilim’, ‘Mavi Dalga’, ‘Soğuk’, ‘Yozgat Blues’ ve ‘Daire’ gibi filmlerin Panorama bölümlerinde yer aldığı programıyla 31 Mayıs’a kadar devam edecek. T24
İlginç Babalar Günü Hediyesi
Siz de ' Yıl olmuş 2014, babalar gününde babama kravat-parfüm vb. sıradan hediyeler mi alacağım! ' diye isyanlarda olanlardan mısınız? Ee siz de haklısınız tabii ki. Özel günlerde ( gerek anneler günü olsun gerek babalar günü) alınan hediyelerin paketinden bile ne olduğunu tahmin edebiliyorsunuz. Genelde ya ayakkabı alınıyor ya parfüm yahut annelere çanta.. Ama siz babanıza alacağınız hediyenin, babanızın daha önce karşılaşmadığı ve ona daha önce yaşamadığı bir heyecanı yaşatacak farklılıkta olmasını istiyorsanız hediye tavsiyelerimizi es geçmeyin deriz. Size sıradan bir şefkat göstermeyen babanıza babalar günü hediyesi olarak neden sıradan bir hediye veresiniz ki öyle değil mi ama? O zaman bu sene babanızı şaşırtacak hediye arayışına başlayın ve önerilerimizi incelemeye koyulun :)
Reklam