onedio
Bu Hafta 6 Film Vizyonda
Türkiye sinemalarında bu hafta 2'si yerli 5 film vizyona girecek.'Sivas'Kaan Müjdeci’nin ilk uzun metrajlı filmi 'Sivas' izleyici ile buluşacak. Başrollerinde Doğan İzci ve 'Çakır' lakaplı dövüş köpeğinin yer aldığı filmde, 11 yaşında bir çocuk olan Aslan ile 'Sivas' isimli bir dövüş köpeğinin bozkırda geçen hikayesi anlatılıyor.Filmin başrol oyuncusu Doğan İzci, Venedik Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu dalında 'Altın Aslan ödülü'nü kazanmıştı.'Unutursam Fısılda' Yönetmenliğini ve senaristliğini Çağan Irmak'ın üstlendiği 'Unutursam Fısılda' yarın vizyona girecek. Filmin başrollerinde Hümeyra, Işıl Yücesoy, Farah Zeynep Abdullah, Mehmet Günsür, Kerem Bursin ve Gözde Cığacı yer alıyor. Hümeyra ve Işıl Yücesoy'un iki kız kardeşin orta yaşlarını canlandırdığı filmde, Farah Zeynep Abdullah, Hümeyra'nın gençliğini canlandırıyor. 'Oflu Hoca'nın Şifresi''Sümela'nın Şifresi' ve 'Moskova’nın Şifresi' filmlerinin yönetmeni Adem Kılıç'ın yeni filmi 'Oflu Hoca'nın Şifresi' komedi meraklılarının ilgisini çekmeye aday.Başrollerinde Çetin Altay, Ahmet Varlı, Köksal Engür, Didem Balçın ve Başak Daşman'ın yer aldığı filmde; Tarık Papuççuoğlu, Mehtap Bayrı, Eser Eyüboğlu, Asena Ongan, Onur Dilber, Deha Beşyıldız, Timur Ölkebaş, Ali Demirel, Ceyhun Gen ve Emin Albayrak rol aldı. Teknik direktör Yılmaz Vural ve ünlü oyuncu Ahmet Kural da konuk oyuncu olarak filme renk kattı.Senaryosunu Engin Elgün, Hilmi Köksal Alişanoğlu ve Ferhat Ergün’ün birlikte yazdıkları filmde, Oflu Hoca (Çetin Altay) ile Müteahhit Ahmet'in (Ahmet Varlı) Doğanspor'un başkanlık seçimindeki mücadeleleri komik bir dille anlatılıyor.'New York'a Hoşgeldiniz'Gerard Depardieu, Jacqueline Bisset, Marie Moute ile Pamela Afesi’nin oynadığı 'New York'a Hoşgeldiniz' filminin yönetmen koltuğunda Abel Ferrara var.İlk uzun metrajlı filmi 'The Driller Killer'ı 1979 yılında çeken Abel Ferrara, yeni filminde, dünyayı kurtarmayı hayal eden ancak kendini kurtaramayan bir adamın düşüşünü anlatıyor.Dünyanın tepesindeki Bay Devereaux'nun düşüş hikayesine yer verilen film, 2011'de, New York’ta bir otelde bir kadına tecavüz ve saldırı suçlarıyla yargılanan Uluslararası Para Fonu (IMF) Eski Başkanı Dominique Strauss-Kahn'ın bütün dünyada izlenen mahkeme sürecinden esinleniyor.Filmde, Gerard Depardieu'nun canlandırdığı Bay Deveraux; 'milyon dolarlarla haşır neşir olan, dünya üzerindeki birçok ülkenin ekonomik kaderini elinde bulunduran, politik olarak da ayrıca çok güçlü bir konumdadır. Ancak dizginleyemediği bir tutkusu vardır ve bu tutkusu yüzünden Deveraux, giderek bir düşüş yaşayacaktır.''Pompeii'Paul W. S. Anderson’un yönettiği filmin oyuncu kadrosunda Kit Harington, Kiefer Sutherland, Emily Browning ile Carrie-Anne Moss yer alıyor.MÖ 79 yılında geçen filmin konusu özetle şöyle: 'Vesuvius volkanı şiddetli bir patlamaya sahne olur ve bulunduğu antik Pompeii şehrini tehdit altına alır. Gemilerde köle olarak çalışan Milo, Naples'e gidecek gemide çalıştığı esnada bu patlama anına tanık olur. Öte yandan aşık olduğu Flavia da artık harabeye dönen şehirde sığınacak bir yer aramaktadır. Milo, Pompeii’ye dönüp aşkını ve en yakın arkadaşını kurtarmaya karar verir.''Arı Maya'Alexs Stadermann ile Simon Pickard’ın yönettiği ve Kodi Smit McPhee, Richard Roxburgh, Noah Taylor ile Jacki Weaver’ın seslendirdiği animasyon film 'Arı Maya' beyazperdede seyircisi ile buluşacak.Sevilen çizgi film karakteri Arı Maya'nın yeni maceralarını Marcus Sauermann ve Fin Edquist beyazperde için kaleme aldı. Daha önce animasyon filmlerinde çeşitli görevlerde çalışmış olan Alexs Stadermann’ın ikinci uzun metrajlı filmi olan Arı Maya, Alman yazar Waldemar Bonsels'in romanından uyarlandı.İlk kitabı 1912'de yayınlanan Arı Maya, ilk kez 1975'te ülkemizde de dünyayla aynı anda televizyon ekranlarında izleyiciyle buluşmuştu.Muhabir: Melik Fırat Yücel | AA
%100 Türk Mühendisliği Ürünü Ziyaretçi Sayım ve Perakende Analiz Çözümü 55+ Ülkede!
Alışveriş alışkanlıklarını gözlemlemek yoluyla çıkan Kade'nin ürettiği V-Count adındaki cihaz, Koç Topluluğu'nun erken aşama yatırım şirketi olan İnventram'ın radarına girmeyi başardı. En basit anlamıyla mağazalara giren müşterileri özel bir kamera sistemiyle sayan V-Count, özellikle perakendecilik sektöründe dikkat çekiyor. Kade firmasına ait ürünü, düzenlenen bir etkinlikte fark ettiklerini ifade eden İnventram Genel Müdürü Cem Soysal, bu cihaz üzerindeki detaylı incelemelerden sonra Koç Topluluğu şirketlerinin birtakım ihtiyaçlarına cevap verebileceklerine karar verdiklerini dile getirdi. Soysal, yaklaşık 600 Arçelik bayisinde V-Count kullanılmaya başladığını belirterek, 'Kade'yi teknoloji ticarileştirme kategorisinde değerlendirmeye aldık. Aynı teknoloji Koçtaş başta olmak üzere Koç Topluluğu'nun diğer perakende sektöründe yer alan mağazalarında kullanılıyor. İşbirliği çerçevesinde Kade şirketine daha sonra yatırım yapma opsiyonumuz da var' dedi.
'Türkiye'de 11.5 Milyon Kişinin Geliri 326 Liradan Az'
CHP’nin Ekonomi Politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek-Böke , 17–25 Aralık soruşturmalarına verilen takipsizlik kararını “Kimsenin Türkiye’yi seçeneksizlik içinde bırakma hakkı yoktur. Ne yoksulluk ne yolsuzluk kaderimizdir. Yolsuzlukla mücadele yoksullukla mücadele için ön şarttır” diye yorumladı.Baskahaber.org'un haberine göre, Selin Sayek-Böke şunları söyledi; 'Sağlam ekonomi için yolsuzluk iddialarının üstü örtülmemelidir. 17–25 Aralık yolsuzluk dosyalarına takipsizlik kararı verilmesi kamu vicdanını derinden yaralamış ve Türkiye ekonomisinin geleceğine duyulan güveni sarsmıştır. Türkiye’yi 12 yıldır yöneten AKP iktidarının bakanlarının ve aile üyelerinin karıştığı yolsuzluk iddialarının yasaların emrettiği şekilde, bağımsız yargı tarafından soruşturulması gerekmektedir.Yolsuzlukların üzerinin örtülmesi kamu vicdanını yaraladığı gibi ekonominin temellerini de sarsmaktadır. Yargının bağımsızlığına ve devletin şeffaflığına gölge düşüren bu yolsuzluklar yerli ve yabancı yatırımın azaltarak, sürdürülebilir büyümenin önünde çok büyük bir engel oluşturmaktadır.Türkiye’nin sağlam bir ekonomiye sahip olması için, egemenin hukukunun değil halkın hukukunun esas alındığı kaliteli bir demokrasiye ihtiyacı vardır. Herkes için kaliteli demokrasi ve adil yargı olmadan koyulan hiçbir hedefe ulaşılamaz.'Türkiye nüfusunun en varlıklı yüzde 1'i servetin yüzde 38'ini alıyor'Sağlam ekonomi için adil paylaşıma ihtiyaç vardır. Türkiye’nin sahip olduğu iktisadi kaynaklar, yolsuzluk nedeniyle adaletli bir biçimde bölüşülmemektedir. Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ülkedir. Aynı eşitsizlik servet dağılımında da yaşanmaktadır. Credit Suisse tarafından yayınlanan Küresel Servet Raporu’na göre, 2000 yılında Türkiye nüfusunun en varlıklı yüzde 1’lik kesimi ülkedeki toplam servetin yüzde 38’ini alırken bu oran 2014 yılında yüzde 54’e çıkmıştır. Söz konusu oran 2014 yılı için ABD’de yüzde 38, İsveç’te yüzde 30, Yunanistan’da yüzde 27 ve Mısır’da ise yüzde 44 olarak açıklanmıştır. Bir tek Rusya, yüzde 66’lık oranıyla, bu göstergede Türkiye’yi geride bırakmıştır.Bu rakamlar göstermektedir ki 17–25 Aralık yolsuzluk dosyalarının ortaya çıktığı dönemde Türkiye’de olumsuza giden tek olgu adalet duygusunun zedelenmesi olmamıştır. Ayrıca, 2013-14 yıllarında servet verisi olan 52 ülke arasında toplam hane halkı serveti düşen 11 ülke arasında Türkiye de yer almaktadır. Üstelik servetin düşüş oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında Türkiye 4. sırada yer almaktadır. Kısacası çalınan ortalama hane halkının serveti ve birikimleri olmuştur. 2000’li yıllar Türkiye’de hukukun üstünlüğünün kaybolması ile ortaya çıkan yeni iş ortamıyla artan eşitsizliklerin ülkesi haline gelmiştir.Yoksullukla mücadele şartSağlam ekonomi için yoksullukla mücadele şarttır. Bugün Türkiye’de hane halkının ekonomisi yoksulluk ile tanımlanmaktadır. Aylık geliri 326 liradan az olan kişilerin sayısının 11.5 milyondur. Her iki haneden biri iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını karşılayamamaktadır. Her üç haneden biri konutunun ısınma masraflarını karşılayamayacak durumdadır.Yolsuzluk, yoksulluğun en önemli sebeplerinden biridir. 17-25 Aralık davasındaki takipsizlik kararı, Türkiye’nin zenginleşmek için emeğin değil siyasi bağlantıların önemli olduğu bir ülke algısını güçlendirmiştir. Bu algı yıkılmadan Türkiye’nin gelişmiş ülkeler arasına girmesi mümkün değildir. Yoksullukla mücadelenin ilk adımı yolsuzlukla mücadeledir ve CHP’nin ekonomi programı bu prensip üzerine kuruludur.'T24
Üçlü İttifaktan Türkiye'ye Kıbrıs Uyarısı: 'Gemileri Geri Çekin'
Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır Dışişleri Bakanları, Kıbrıs’ın güneyinde sismik araştırmalar yürüten Türkiye’ye, arama gemilerinin geri çekilmemesi durumunda uluslararası hukuka başvuracaklarını açıkladı.Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Mısır dışişleri bakanları, Lefkoşa’da bir araya geldi. Görüşmenin ardından açıklama yapan bakanlar, Türkiye’nin Kıbrıs adasının güneyinde bulunan doğalgaz rezervinin olduğu bölgeye araştırma gemisi göndermesini eleştirdi.Bakanlar, Güney Kıbrıs’ın tek taraflı ilan ettiği münhasır ekonomik bölgede yasal olmayan araştırmaların yapıldığını söyledi.Üçlü görüşmenin ardından Anadolu Ajansı'na konuşan Güney Kıbrıs Rum yönetimi Kahire Büyükelçisi Sotos A. Liassides görüşmenin, Türkiye karşıtı değil bölgeyi güvenli hâle getirmeye yönelik olduğunu söyledi.Liassides, 'Türkiye 'ekonomik bölgemizde' savaş ve arama gemilerini göndermeye devam ederse Türkiye ile muamelede tek yolumuz var oda uluslararası hukuka başvurmak' diye konuştu.Üç ülke arasında işbirliğini geliştirmek istediklerini kaydeden Liassides, Kıbrıs sorununun çözülmesi halinde Türkiye'nin de görüşmeye katılabileceğini ifade etti.Müzakereler durduABD’nin Teksas Houston merkezli Noble Enerji ve İsrailli Delek firması konsorsiyumu tarafından, 2011 yılında Kıbrıs’ın güneyinde keşfedilen Afrodit doğalgaz yatağında yaklaşık 147 milyar metreküp doğalgaz olduğu tahmin ediliyor.KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) arasında, 2012 yılında imzalanan deniz ve karada araştırma ve doğal kaynakları değerlendirmede ortaklık sağlayan anlaşmaya istinaden, TPAO, Türkiye’nin de hakkı olduğunu söyleyerek, araştırma gemilerini Rum Yönetimi ile anlaşan firmaların çalışma yaptığı Güney Kıbrıs açıklarına göndermişti.Türk bandralı sismolojik araştırma gemisi Barbaros Hayrettin Paşa, 20 Ekim sabahı, bu anlaşma çerçevesinde Rum Yönetimi’nin tek taraflı ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge’ye (MEB) girerek çalışmalarına başlamıştı.GKRY, geminin, beraberinde iki destek gemisi ile birlikte, yasadışı şekilde Güney Kıbrıs’ın ‘özel ekonomik bölgesine’ girdiğini açıklamıştı.7 Ekim’de de GKRY lideri Nikos Anastasiadis, Türkiye’nin doğalgaz arama sahasına savaş gemileri gönderdiğini iddia etti. Anastasiadis, Parti Başkanları Zirvesi’nin ardından yaptığı açıklamada, Rum tarafının müzakerecisi Andreas Mavroyannis ve müzakere heyetiyle görüşmelerden çekilme kararı alındığını söyledi.Kaynak: Al Jazeera, Reuters, AA
Fenerbahçe Nedir?
ya hayrandır sana, ya düşman.ya hiç yokmuşsun gibi unutulursunya bir dakika bile çıkmazsın akıldan...Madalyonun hep iki yuzu vardır derler. Eğer madalyon için söylenmiş olmasaydı; bu atasözü Fenerbahçe 'ye yakışırdı. Yakışırdı, çünkü hep ikiliklerin, çeliskilerin, çatışmaların takımıdır Fenerbahçe. Seveni ölduresiye sever (ölümüne degil; hangi takimda ''kill for you'' senin icin öldürürüm- diye bir grup var ki!) , nefret edeni kin kusar; en cok Fener'i yenmek zevk verir, en acı Fener ''yener''; beş atar dört yer. İyi ya da kötü, hakkında en fazla tezahürat üretilen takımdır Fenerbahce. Zaten ''Fenerlilik'' de bu zıtlıklardan türer. iyi fenerbahçe-kötü fenerbahçe, güçlü Fenerbahçe - Zayıf Fenerbahçe, en büyük fener - i..e fener, yıldızlar takımı - acıların takımı, efsane -kestane...Fenerbahçeli olunmaz, doğulur denir, doğrudur. Ancak doğuştan gelen özelliklerle Fenerli olunur. Sonradan sempati göstermek çok zordur. Çünkü bir kez dışarıda kaldıysanız, çemberin içine girmek güçleşir. Çemberin içi dışarıya, dışı da içeriye sevecen bakmaz. ' 'Dış görünüşüyle'' yargılanmak en çok Fener'in kaderidir. Kendi ülkesinde, dışarıdan bu kadar itici görünen bir Real Madrid , bir de Bayern Munchen vardır. Oysa ''içeriden'' bakanlar, yani sevdalilar icin her şey toz pembedir. Fener' den öteye hayat yoktur. Hatta başka bir takımı insan neden tutar, bu bile merak konusudur. Zaten içgüdüsel, gözü kapalı sevmek karasevdalılarla Fenerbahçelilere yakışır.Fener'i sevmenin de sevmemenin de binbir zorluğu vardır. Çünkü Fenerbahçe eğlendirir: ondan daha renkli bir takım yoktur, şaşası, cümbüşü eksik olmaz, taraftarı sevinirken dozunu kaçıracak, zevkten bayılacak kadar abartır. Gole doymaz, 103 gol bile ancak tatmin eder, 4-0 biten ilk yarı Fenerli için en ideal maçtır. Ama Fenerbahçe ağlatır da: büyükler içinde en ''ağır'' yenilgileri o alır, en komik durumlara o düşer, en kötü yönetim ondan çıkar, tribünde en çok cefayı Fener seyircisi çeker; Pendik faciası ya da Aydin acısı yüreklerde hâlâ yaradır.Ama Fener seyircisi affedicidir; en aciz durumlarda bile, GS galibiyeti her şeyi unutturur, ortalık toz pembe/duman olur. Bir maça bu kadar anlam yükleyen başka hiçbir taraftar yoktur ( Belki de bir de GS taraftarı ). Bir önceki sezon Fener'e en ağır mağlubiyeti tattıran ayakların, bir sonraki sezon fener forması giymesi adettendir ( Hatirlayınız: İlker, Oğuz, Aykut vs. ). Ne de olsa affetmek erdemdir. Evet, ama kindarlık da yabana atılacak bir şey değildir... Şampiyonluğa mal olacak hata yapanı sokakta görse selam vermez (Garibim Erol'un GS maçında yaptırdığı penalti neler açtı başına hatırlayın), ligin ilk yarısında deplasmandaki maçta, kendisine sert giren rakibini Fenerli oyuncu unutur, taraftar unutmaz; acısını çıkarmak için bir sezon bekleyen bile vardır. Mazisini aklında tutan takımdır Fener. Ama unutkandır da. En çok da bu huyundan vazgecmez. En başarısız sezon bile bir sonraki sezon icin kriter olmaz. Her sene, her şeye yeniden başlanır. En azından böyle olması istenir. ' 'Bu maçı unuttuk, önümüzdeki maçlara bakıyoruz' ' en çok Fenerlinin ağzına yakışır. Sinyor Can Bartu'yu da unutur, Şeytan Rıdvan'ı da. Gelen ağamdır ama gidene paşam denmez kolay kolay. 'Mmazi kalbimde yaradir'' ama unutursam geçer. Ali Şen'in, takımı kümede zor tuttuğu dönemleri bile unutur, '' Ali Şen başkan Fener şampiyon ''dur.Yine de vefalıdır. Bordeaux zaferinin yaratıcılar Hüseyin, Selçuk , Şenol 'u kimse unutmaz, Aykut hep '' Kocaman ''dir, Lefter 'i anmayana hain gozuyle bakılır. Vefanın üvey kardeşi nankörlükse, nankörlük de Fener'e yakışır. On sene takımın tüm yükünü taşıyan Oğuz , Sakaryalı grubunun başıdır. Bir onceki maç beş gol atan adamın en fazla iki pozisyon kaçırma lüksü vardır; üçüncüde yuhalanır. Geçen senenin şampiyon kadrosu üç maç kötü sonuç alsın dağıtılır vs.Türkiye birinci futbol ligi tarihinin ( dikkat lig tarihinin! ) en başarılı takımıdır Fenerbahçe ( biliyorum birileri için tartışmalı bu; iki puana göre, üç puana göre ayrı tablolar çıkıyor ama Fenerlilere göre bu böyledir ). GS ile beraber en çok şampiyon olan iki takımdan biridir, en çok galibiyet alan takımdır, ezeli rakiplerini en çok yenen takımdır, en çok gol atarak şampiyon olmuştur. Bir Fenerli için her şey, hatta tek önemli şey olan şampiyonluk için, rakipleri bazen yıllarca beklese de, Fenerbahçeli'nin gönlü beş seneden fazlayı kaldırmaz. Sari lacivert zeminden baktığınızda hikâye böyle gözükür ama (dedik ya) madalyonun bir de öteki yüzü vardır. Son yirmi yılın en başarısız büyüğüdür Fener, birinci lig tarihinin en ağır yenilgilerini bu dönemde almıştır, şampiyon olmadığı neredeyse büyün senelerde taraftarını kahretmiştir, önce Karakartal sonra Cimbombom'lu altın yıllara gıptayla bakmıştır, sistemli başarıya hasret kalmıştır... Zaten Fenerbahçe ve sistem aynı cümlede ancak olumsuzluk ekiyle kullanılır. Birinci ligin 42-43 senelik tarihinde iki kez arka arkaya şampiyonluğa sadece iki kez ulaşmıştır. Fenerbahçe şampiyonluk sonrasında rehavetin dozunu kaçırır. Tek tabanca, nokta atışı varken makineli tüfeğe ne gerek vardır. Nadasa kalmış takımın ertesi seneki görüntüsü nasıl bu kadar içler acısıdır, anlaşılamaz; şaşkınlık en çok Fenerbahçe'ye yakışır.Sarı lacivert renkler en çok Fenerbahçe'ye gider. Evet Fener zitliklari sever, ama siyah beyazı yutar. Fenerbahçe'nin laciverti asilligi, sarı'sı rakiplerin gıpta ve kıskançlığını simgeler derler (en azından armadaki renklere verilen anlam bu). Ama sarı'yla lacivert'i karıştırırsanız yeşil çıkar ve yeşil Fenerbahçe için sadece ve sadece başarıyı simgeler (Bakiniz yine arma). Başaıi dindir imandır, tevazu anlamsızdır, galibiyet tek yoldur, tersini söyleyenler (ne aci ki) hep azınlıkta kalır. ''Tamam şampiyon olmayalım ama en iyi topu biz oynayalım'' lafı bir Fenerli'nin verebilecegi tavizin sınırıdır. Şan, şohret, para, pul varken tevazudan bahsetmek ayıptır.Gündüz gibidir Fenerbahçe... Sevenlerin içini açar, iş yoğunlugu tadında sevgi ister, bazen gözünüzü kamaştırır... Fenerbahçeli takımını hep gündüz gözüyle görür. Sürekli sever, her güzelliği ona atfeder. Her şeyi iyiye yorar, ama bir yere kadar. Yüreğine gece karanlığı çökerse bir anda değişir, dönüşür. Öfkesi taşar, her şey burasına gelmiştir, yakar yıkar. Kendi kalecisini döver, kulübü basar, yönetimden hesap sorar, kısacası zıvanadan çıkar. Fenerli'nin zıvanası yarı açıktır zaten. Çıkmaya biraz da bahane arar. Soğukkanlılığın anlamı yoktur, hatta değil sıcak olan, kaynamayan kandan şüphe edilir. Fenerbahçeli şüphelenmeye bayiılır. Hakemler, rakip, federasyon hepsi onun arkasından bir dolap çevirir. Ama oyuna gelmez. Esas oğlan sonunda mutlaka, herkese ve her şeye rağmen kazanacaktir. Kazanamamışsa bir oyuna gelmiştir; bunun hesabı gelecek sezonda sorulur.Düşünüyorum da, içki olsa viski olurdu Fenerbahçe: sek içilen, çabuk çarpan, havalı, iki tekten fazlası zararlı. Ani kurtarmak uğruna gelecege bakmayan, havalı transferi mantıklıya tercih eden, bünyesinin kaldıramayacağı şişkinliklerden yüzüstü kalan... Rakı olacak değil ya. Raki sebat ister, usûl ister, meze ister. Oysa sebatkârlik ya da düzen pek uğramaz Papazın Çayırı'na. Her sene antrenör değiştirmesi bir yana tarihi boyunca başkanını bile zırt pırt değiştirir durur. Arka arkaya, Faruk Ilgaz (8) ve stadin isim babasi Şükrü Saracoglu (16) dışında, beş sene kulüp başkanı olarak kalabilen hiç kimsenin olmaması sadece bir rastlantı olmasa gerek.Yemek olsa türlü olurdu Fenerbahçe; hatta '' binbir türlü ''. Nijeryalı'dan Deniz'ler çıkarır, yedi duvelden adam oynatır, türlü türlü yönetici barındırır ( gerçi cebi derin olma konusunda tek türü tercih eder ), çeşit çeşit taraftarı vardır; hiçbiri öbürüne benzemez... kadrosunda Türkiye sınırları içinde yetişen ancak birkaç oyuncu vardır, Kanarya'nın raconu budur. United Colors of Benetton olmak ayrı bir hazdır. Yönetici olmak da buna benzer. İşini gücünü bırakıp Fener yönetimine giren de vardır, bütün malvarlığını lacivert sarı forma altından su yürüterek kazanan da; bunu bir imaj kaygısına çeviren de vardır; bunu bir şeref olarak gören de. Ama en çok taraftarı renklidir Fener'in. Zaten kulüp kimsenin malı değildir, herkes gelir geçer ama taraftar kalır. Yönetim, takım sahtekâr kaynarken onlara da en büyük olmak yakışır. Kadıkoy'de çıkış bulmak gerçekten zordur. ( Son zamanlarda değişiyor ama ) Fenerli yavrusunu severken boğmaya kalkar. Her mağlubiyette en cok gözyaşı Kadıköy'e dokulur. demokles in bir kilici varsa, o hep fener seyircisinin elinde (bazen de basinin ustunde) sallanir. Biçer, döver, uğruna ölür, öldürür... ama ayakta kalan hep taraftar olur.Ders olsa matematik, üniversite olsa İstanbul Üniversitesi, meslek olsa tüccar olurdu Fenerbahçe... Sıradan rakamlardan en zor denklemler üreten ama iki kere ikinin her zaman dört etmediği, hesaba kitaba sığmayan bir matematik; derlenip toparlanamayacak kadar büyük, bir o kadar köklü, eski ve yeniyi bir arada barındıran bir üniversite ve malını iyi satan, göz boyamasını bilen, para harcamasını seven bir tüccar. En küçük sorunları bile günlerce tartışan, oyuncu yapısından uyumlu bir formül cıkartmayı kimsenin başaramadığı, bilinmeyen bir dolu şeyin havada uçuştuğu bir matematik... tarihine sahip çıkan, ama bir efsane anlatıcısı olmanın dışında ondan hiçbir ders çıkarmayan, hatta sürekli sınıfta kalan, bir senesi bir senesine uymayan, elindeki değerleri bir bir yitirirken kibrinden ve azametinden hiçbir şey kaybetmeyen bir üniversite ve ne kadar okumuş da olsa, kafası hinliklere çalışan, pazarlık erbabı, ahbap-çavuş ilişkilerini gelire tahvil eden bir tüccar...Kendisi dışında bir takım olsa Real Madrid , ülke olsa Brezilya , spiker olsa Ümit Aktan , hakem olsa taraflı olurdu Fenerbahçe . Real Madrid, ama biraz eksik bir Real Madrid olurdu. Bu kadar zenginlik içinde yuzerken dahi altyapıya Fenerbahçe'ye göre daha çok onem veren, Avrupa başarıları ile dünyanın en büyük üç takımından biri olan ve dört bir yanda taraftarı bulunan Real Madrid'le Fener'in ilişkisi biraz abi-kardeş ilişkisi gibi ama kim benzerlikleri yadsiyabilir ki? Devletle içli dışıl olmak, lig tarihinde başarıya doymamak, en çok gole tapmak, su gibi para harcamak... olamasa da hep Brezilya olmak istedi Fener. Onun gibi fiyakalı, onun gibi gözü doymak bilmeyen, onun gibi çalımcı, onun gibi karanlık, onun gibi sarı (kıskandıran), onun gibi lacivert (asil). Takım yıldızı değil yıldız takımı olmak yani... ama Ümit Aktan 'lık kaderde var. Maç kadar, maçın dışına da bakan, yeri gelince uyduran, espri olsun diye azıtan, renkli ama huylandırıcı, bilen ama bilmişlik de yapan bir Fenerbahçe. Sahanın dışındaki olaylara bağımlılığı artık kabak tadı veren, hava olsun diye konuşan yöneticileri yüzünden komik durumlara düşen, her zaman en iyi olduğunu savunan bir Fener. ve tabii ki taraflı. Fener'den hakem olmaz; bu bahsi geçelim, karşı tarafa düdük çalan her hakem i..edir. Aksini iddia eden de öyle. Fenerli gelemez öyle şeye.Akraba olsa dayı, organ olsa ağız, deniz olsa akdeniz, dağ olsa Ağrı olurdu Fenerbahçe... Hani ailenin haytası bir dayı vardır. İki de bir yeni projelerle zengin olacağından bahseder. Ayranı yoktur içmeye ama en şık kıyafetlerle gider kenefe. Vaatlerin, hayallerin insanıdır. en çok yeğenlerini sever, hiç evlenmez falan. Haytalıkta kim Fener'in eline su dökebilir ki? Hep yaramaz çocugu oynar Fener, hakkını vermezlerse bağırır çağırır, her sene şampiyonluk düşleri görür. ''Bu sene değil ama gelecek sene başarıyı hedefliyoruz'' diyen bir teknik adama ya da başkana rastlanmamıştır. En büyük yıldızların transfer söylentileri dolaşır ve milyonlarca yeğeni ( çocugu yok ya ) onun ağzından damlayan ballara bakakalır. Ama ne yazık ki dayı haytadır. Yalanlar çabuk çıkar, mum sönmek icin yatsıyı beklemez. Yine de vaat edilecek bir dolu yeni şey vardır. Ağız torba değildir ki büzesin. Fenerbahçe de büzülmez zaten. Sürekli konuşur. '' Bugüne kadar hakemler hakkında hic konuşmadım ama'' diye başlayan tiradlar en cok Fenerli yöneticilerin ağzından dökülür. Ağız dalaşında maharet yöneticiliğin birinci sınıf vasıflarındandır. Yoksa Çavuşoğlu Ömer'e nasıl tahammül edilir ki? Olsun, yine de birilerinin ağzının payını vermek bazen bir gol kadar haz verir. Doğum gününde Fatih Terim'e ''İyi ki doğdun'' diye bağıranlar hangi Fenerlinin yağlarini eritmemiştir ki? Akdenizli pek yağ tutmaz zaten. Anlık öfkenin ve sevincin sel gibi aktığı bir memlekette en çok Akdenizli Fener tribününde yer alır. Ama bu Akdeniz Tsunami üreten cinstendir. İki de bir her şey su altında kalır. Sil baştan takım kurulur. Zirveden fiilen uzaklaşilsa da, yürekler hep zirve yapar. Ağrılı sızılı bir sevgiye de Ağrı Dağı yakışır. Çok adam yutmustur Ağrı. Benim diyen dağcıları geri vermemiştir. Fener'in en bildik yanıdır öğütücülüğü. Her şeyi öğütür Fener. İyileri kötuleri, güzeli çirkini, sapla samanı. Geriye kalana bir lokma tat almak, yani arada bir şampiyon olmak düşer.Düzen olsa Demokrasi, politikacı olsa Demirel, ideoloji olsa kapitalizm olurdu Fenerbahçe... Evet Fenerbahçe'den demokrasi olur. Bu kadar şeffaf bir yönetim demokrasilerde bile zor olur. Bütün kamuoyu önünde en mahrem sorunlarını tartışmak her yiğidin harcı değildir. Her kafadan bir ses ancak bu kadar çok çıkar. Sürekli koalisyonlarla yönetilir, sürekli erken seçime gidilir, sürekli tepedeki değişir. Biraz yunan demokrasisini andırır, çünkü en büyük kesim taraftarlara oy hakkı yoktur. Zaten bu demokrasi de biraz popülist bir demokrasidir. O yüzden en çok Demirel olmak yakışır. Hep eleştirilmiştir ama en çok iktidara da o gelmiştir. Oyunun kurallarını iyi bilir, lafını sakınmaz, işle degil zekasıyla ayakta kalır. Üstelik hiç değişmemiştir. Fener de değişmeyi sevmez. Hep aynı şekilde yönetmek en temel adaptır. Fenerbahçe taraftarı başkanlık koltuğunda hep Demirel'in türevlerini görmüştür. Ali Şen'e başbakan diye boşa bağırılmamıştır. Fener'e hep böyleleri yakıştırılmışsa bunun nedeni kapitalist düzenin sağlam çark tutmamasısıdır. Sadece güçlülerin ayakta kalacağı bir yarışta Fenerli de güce tapar. Başarı için her yol mübahtır. Ama Türk usülü bir kapitalizmdir bu. Rasyonalite nedir tanımaz. Batmamak için işçi çıkartır ama hava atmaktan geri kalmaz, gerekirse düzen değiştirir ama hep randıman peşinde koşar.Futbolcu olsa kaleci, sistem olsa 2-3-5 olur, antrenor olsa kovulurdu Fenerbahçe... Kaleci'nin yalnızlığı ve sınırda duran hali dillere destandır. Hiçbir zaman Fevzi gibi bir kaleci olmayacaktır Fener ama Rüştü'den yukarısını bir kez tatmıştır; o da deli çıkmıştır (Schumacher). Rüştü'nün yedigi ve kaleciliğine yakışmayan ne kadar gol varsa Fenerbahçe de kulüp olarak bu golleri yer. Şampiyonlar Ligi'ne kalır, sıfır çeker; kupada final oynar kaybeder ( tabii ki penaltilarla ), son haftadan önce şampiyon olmasına pek az rastlanır, kaleci gibi son çizginin takımıdır. Kalecilere en çok 2-3-5 denen, şimdilerde kimsenin uygulamadığı mazide kalmış bir sistemde iş düşer. Fenerbahçe de herkes gol atmak ister. Takım kötü giderken hep forvet arayışına gidilir. Takımı takım yapan unsurlar defans ve orta saha hep ikinci plandadır. Mümkün olsa hâlâ dört beş forvetle oynamak ister Fenerbahçe ama hiçbir antrenör bu riski almaz. Zaten Fenerbahçe'den antrenör olmaz. Olsa da hemen kovulur...Artist olsa Erol Taş , çizgi roman olsa çelik bilek, haber olsa asparagas olurdu Fenerbahçe... Fenerbahçe'ye kötü adam olmak yakışır. Kötüsü boldur. En sevilen eski futbolcusu bile yazar olunca kötü olur. Fenerbahçe'nin başarıları, herkese kötü gelir. Fenerbahçeli galip gelince Erol Taş gibi güler. Gülüşüne laf edene de epey ters çıkar. Bileğine güvenir, herkesle baş edeceğine, sülalesi gelse yerle bir edeceğine inanir. Zaten düşman da kırmızı (sarı) urbalıdır. Evet, attığı her adım, söylediği her söz haber olur ama yalan haber olur. Bir takımdan bu kadar haber çıkabileceğine bir tek İtalyanlar inanır. Fenerbahçe basının göz bebeğidir, ekmek kapısıdır. Fenerbahçe'de yaprak kımıldamasa neden kımıldamadığı haber olur, hatta bundan iki Siyaset Meydanı bir Bizim Stadyum çıkar. Fenerbahçe Kulübü kapansa basındaki işsizler ordusu ortalığı Arjantin'e çevirir, ama Fener Brezilya'yı sever ve onları yüzüstü bırakmaz. Nasıl ki, asparagas, sırf yalan ve uydurma olduğundan hiçbir anlamı yoktur, Fener basını da Fener'e hiçbir katkida bulunmaz. Zaten hepsi yav..k basındır. Fenerbahçe düşmanıdır.Şair olsa Can Yücel, şarkıcı olsa Müslüm baba, grup olsa dağılırdı Fenerbahçe... Ağzı bozuktur Fenerli'nin. En temiz görünen bile, ''Avrupa fatihiymis Galatasaray...' ' tezahuratını zevkle bitirir. Ama lafı gediğine koymayı da bilir. Can baba gibi savruk bir yanı da vardır. Bir türlü toparlanamayacakmis gibi durur ama arada şiir gibi futbolu da esirgemez. Güzel oynamayı her şeye tercih eder. Bol çalımlı, şık bir gol en güzel sarkıdır Fenerliye. Ama Fener'in kulağı güzel tangolardan, sambalardan ziyade Müslüm Baba'ya aşinadır. ''Acıların Takımı'' na acısız şarkı yakışmaz. Arada bir gülen yüzlere içten bir nağme okumak konusunda da Müslüm Baba'nın üzerine yoktur. ''Yaşa Fenerbahçe'' takımın marşıysa ''Nereden sevdim o zalimi'' şarkısı da gizli söylenen nutkudur. Yine de sever Fenerli. Umutsuz yaşanmıyor der. Mutluluğun resmini arar durur.Öyle ya da böyle; peki nedir Fenerbahçe? Futbolda dolu dolu bir hayat vardir diyenlere sormak lazım bu soruyu. Bir takımdan öte bir şey olduğu kesin. Bir yaşam/varoluş biçimi mi? Böyle söylemek de biraz abartılı olur ( Bu raddede seven yok da degil hani! ). Dünyanın en garip takımı mı? Bu da çok belirsiz. Yoksa her ikisi birden mi? Bir Fenerbahçe taraftarı olarak, benim yüreğim ortada bir yerde çarpıyor. Oysa, bıktırmak pahasına tekrarlayalım: Madalyonun iki yüzü vardır: Yazı mı, tura mi?
Reklam
Trend Alarmı ''Flash Tattoos''
Son günlerde objektiflere poz verirken ünlülerin vücudunda parlayan altın dövmeler trend alarmı veriyor. Altın ve gümüş renkli metalik dövmelerin, diğer adıyla 'Flash Tattoos'un giderek popüler olacağını tahmin etmek zor değil. New York Moda Haftası'nda birçok ismin tercih ettiği altın dövmeleri, geçtiğimiz günlerde Katie Holmes'un kolunda ve ensesinde de fark ettik. İlk olarak Beyonce'yle başlayan 'Flash Tattoos' trendine Türkiye'den Burcu Esmersoy ve Ayşe Özyılmazel de kendini kaptıranlar arasında.
Taha Akgül Dünyanın En İyisi Seçildi
Eylül ayında Özbekistan’da gerçekleştirilen Dünya Şampiyonası’nda altın madalya kazanan milli güreşçi Taha Akgül, Dünya Güreş Birliği (UWW) tarafından serbest stil 125 kiloda dünyanın en iyi güreşçisi olarak ilan edildi.Henüz 24 yaşında olmasına rağmen büyük başarıların altına imza atan genç sporcu Taha Akgül, UWW tarafından bir kez daha onore edildi.Belgrad, Tiflis ve Vantaa’da üst üste Avrupa Şampiyonu olan milli güreşçi Akgül, 2013 yılında Akdeniz Oyunları’nda altın madalya, Dünya Şampiyonası’nda ise bronz madalya kazanarak adından söz ettirmişti. Geçtiğimiz aylarda Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te yapılan Dünya Şampiyonası’nda finale yükselen ve Asya Şampiyonu İranlı güreşçi Komeil Ghasemi’yi 4-3 mağlup ederek altın madalya kazanan Akgül, UWW’nin belirlediği sıralamaya göre serbest stil 125 kiloda dünyanın zirvesinde yer aldı.“BU ONUR, MİLLETİME AİTTİR”Spor hayatına başladığı ilk günden itibaren Türk bayrağını dalgalandırmak için mücadele ettiğini dile getiren Dünya Şampiyonu Akgül, “Bu unvandan dolayı rehavete kapılmayacağım. Başarımda büyük pay sahibi olan federasyon başkanımız Hamza Yerlikaya’ya sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Aynı hırsla antrenmanlarıma devam edip 2016 Rio Olimpiyatları’nda İstiklal Marşı’nı okutacağım” ifadelerini kullandıİHA
Reklam
90'lı Yıllara Damga Vurmuş Unutulmuş Şarkılar!
90'lı yıllar Türk Pop Müziği'nin altın çağıdır, bu dönemde çıkan birçok grup ve şarkıcılar döneme damgasını vurmuş olup birçok hit şarkıya imza atmışlardır. Günümüzde ise bu isimlerden sadece birkaçı müzik hayatlarına devam etmiştir. 90'lı yıllara özlemin arttığını günümüzde sıkça yapılan cover parçalardan anlıyoruz. Biz de burdan yola çıkarak sizlere unutulmuş ama aaa evet vardı diyebileceğiniz bir liste hazırladık....
Türkiye Cinsiyet Eşitliğinde Son 20'de...
Dünya Ekonomik Forumu WEF kadınların siyasete ve işgücüne katılımının son 10 yılda 'küresel cinsiyet ayrımındaki' makası daralttığını açıkladı.İzlanda son beş yılda olduğu gibi bu yıl da zirvedeki yerini korurken, Türkiye son 10 yılda 20 basamak geriledi.Türkiye, kadın erkek eşitliğinde 142 ülke arasında Tunus (123), Bahreyn (124)'ün ardından 125. sırada.Türkiye'nin gerisinde kalan ülkeler ise, Cezayir (126), Etyopya (127) ve Umman (128).Listenin son sırasında ise Yemen var.Dünya Ekonomik Forumu listeyi ekonomi, sağlık, eğitim ve siyasete katılım kriterleri çerçevesinde hazırladı.Dünya Ekonomik Forumu'na göre, Sri Lanka, Mali, Hırvatistan, Makedonya, Ürdün ve Tunus cinsiyet ayrımı konusunda 2005'te olduklarından daha kötü durumda.Zirvedeki İzlanda'yı Finlandiya, Norveç ve İsveç izliyor.İngiltere, sekiz sıra gerileyerek listede 26. sırada yer alırken, Ruanda, ilk kez girdiği listede yedinci sırada yer aldı. Böylece, Ruanda kadın erkek eşitliği konusunda listedeki en iyi durumda bulunan Afrika ülkesi.ABD ise, sağlık ve eğitim hizmetlerindeki iyileşmeden çok ücret eşitliği, kabinedeki kadın sayısındaki artışın sağladığı gelişmeyle üç sıra yükselerek 20. sırada yer aldı.Dünya Ekonomik Forumu, küresel olarak cinsiyet ayrımcılığındaki iyileşmenin siyasete ve işgücüne katılım alanlarındaki gelişmeden kaynaklandığına dikkat çekiyor.Raporu hazırlayanlardan Saadia Zahidi, 49 ülkede erkeklerden daha fazla sayıda kadının işgücüne katıldığına dikkat çekerken, ''Siyasete katılım kategorisinde ise, 10 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında kadın milletvekili sayısında yüzde 26, kadın bakan sayısında ise yüzde 50 artış olduğunu söyleyebiliriz'' dedi.Zahidi'ye göre, kota uygulamasını da siyasetteki kadın temsiliyeti açısından iyileştirici bir faktör olarak görüyor.BBC Türkçe
Mısır Hükümeti, Türkiye ile Ticaret Anlaşmasını Feshetti
Mısır hükümeti askeri darbeyle iktidardan indirilen Muhammed Mursi zamanında Türkiye ile imzalanan ticaret anlaşmasını feshettiğini açıkladı.Mısır Haber Ajansı MENA'nın haberine göre, Ulaştırma Bakanı Müsteşarı Ahmet Emin, Müslüman Kardeşler hükümeti döneminde Türkiye ile imzalanan ve Türk tırları ve gemilerinin Mısır toprakları ve deniz sularını kullanmasına izin veren anlaşmanın Mısır’ın ulusal ekonomisine büyük zararlar verdiğini iddia etti.Emin bu nedenle Mısır Ulaştırma Bakanlığı’nın Dışişleri Bakanlığı ve yüksek otoriteler ile koordinasyon içinde anlaşmaya son verme ve önümüzdeki Mart ayında süresi sona erecek anlaşmanın süresini uzatmama kararı aldıklarını bildirdi.Mısır'da Mursi hükümetinin General Sisi tarafından devrilmesinden sonra Türkiye-Mısır ilişkileri krize girmişti.DHA
Reklam
3 Günlük İşçiye 16 Maaş Tazminat Hakkı
Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) geçen hafta 6356 sayılı Sendikalar Yasası'nın bazı maddelerinde verdiği iptal kararı tüm çalışanların yüzünü güldürdü. Bundan sonra 'sendikal faaliyet nedeniyle' işten atılan tüm işçiler, işe iade davası ya da sendikal tazminat davası açabilecekler. Böylece bir iş yerinde 3 günlük çalışan bile sendikal gerekçeyle işten atıldığında 16 maaş tazminat alabilecek.Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) 6857 sayılı Sendikalar Yasası'nın bazı maddelerinde verdiği iptal kararı tüm çalışanların yüzünü güldürdü. Avukat Dr. Murat Özveri, Hürriyet'te Aysel Alp imzasıyla yer alan haberde AYM kararını değerlendirdi. İşte o haber:28 yıldır binlerce davada işçi avukatlığı. sendika danışmanlığı yapan ve çalışma hayatına ilişkin onlarca tebliği bulunan, son olarak AYM'de çalışanlar adına savunma yapan Avukat Dr. Murat Özveri, AYM kararını Hürriyet'e yorumladı. Özveri, 3 günlük işçinin bile sendikal faaliyetten işten atıldığında 16 maaş tazminat alabileceğini söyledi.16 YA DA 12 MAAŞ TAZMİNAT HAKKIÖzveri, 6356 sayılı yasa gereği 30 ve daha az işçi çalıştıran iş yerlerinde çalışan işçilerin ya da herhangi bir holdingte 6 aydan az çalışanlar ile geçici süreli iş sözleşmesi imzalayanların sendikal faaliyet nedeniyle işten atılması durumunda 'sendikal tazminat' alamadığı gibi, işe iade davası da açamadıklarına dikkat çekti.Ancak AYM'nin iptaliyle, artık tüm çalışanların sendikal faaliyet nedeniyle işten çıkarılması durumunda isterse 'sendikal tazminat' isterse de 'işe iade davası' açabileceğini söyledi. Özveri, iki davanın birden açılamayacağını vurguladı. Yeni durumu şöyle örnekledi:'Mevcut İş Kanunu gereği 30 ve altında işçi çalıştıran iş yerlerine işe iade davası açılamıyor. Yine bir işyerinde 6 aydan az çalışanlar ile geçici süreli iş sözleşmesi imzalayanlar da bu haktan yararlanamıyor. AYM kararı sonrası bir işçi sendika toplantılarına katıldığı ya da sendikaya üye olduğu için işten atılırsa, o işyerinde ne kadar süredir çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın dava açabilecek. Bu isterse işe iade davası isterse de 'sendikal tazminat davası' olacak.Bir başka ifadeyle, bir işçi sendikal nedenle işten atılırsa süresine, nerede, hangi sözleşmeyle çalıştığına bakılmaksızın; işe iade davası açabilecek. Bu durumda mahkeme iki karar verebilir. O işçinin işe iadesine hükmederse işçiye sadece 4 aylık çalıştırılmayan süre ücreti ödenir ve işçi işine geri döner. İşine geri dönmek istemezse, 12 aylık maaşı kadar 'tazminat' alır.Mahkeme, ikinci olarak işe iadesi yerine 1 yıllık ücretinden az olmayacak şekilde 'işe iade tazminatına' hükmedebilir. Ki bu durumda, işçi 12 maaş tazminat, ilave olarak da 4 maaş çalıştırılmayan süre ücreti olmak üzere toplam 16 maaş alabilir.'Murat Özveri, işçinin 'sendikal tazminat' davası açması durumunda ise mahkemenin 12 maaştan az olmamak üzere 'sendikal tazminata' hükmedebileceğini anlattı. Bu durumda da işçinin 12 brüt maaş alacağını söyledi.31 YILLIK YASAK SONA ERDİÖzveri, 2012 yılında yenilenen 6356 Sayılı Sendikalar Yasası'nın 12 Mart ve 12 Eylül yasaklarını devam ettiren önemli bir hükmünün AYM tarafından iptal edildiğine dikkat çekti. ILO'nun yıllardır Türkiye'yi uyarmasına rağmen şehir içi ulaşımında ve bankacılık sektöründe grev ve lokavtı yasaklayan hükmün 6356 sayılı yasa tasarısına sonradan eklendiğini anımsattı. AYM'nin iptaliyle 1983 yılı esas alındığında 31 yıllık yasağın bittiğini anlatan Özveri, bundan sonra her iki sektörde çalışanların da greve çıkabileceğini vurguladı.ILO'ya göre grevin sadece iki durumda sınırlanabileceğini ifade eden Özveri, 'Birincisi nüfusun tümünün veya bir bölümünün yaşamını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye atabilecek zorunlu temel hizmetlerde. Örneğin hastaneler, elektrik-su, polis ve silahlı güçler, itfaiye, hava trafik kontrolü. İkinci olarak da bunlar dışında kalan temel hizmetlerde insanların yaşamı, güvenliği çok zora girerse sadece bunu kolaylaştırıcı düzeyde devlet greve müdahale edebiliyor. Yoksa grev yasaklanamaz. Mutfak atıklarının toplanması- çöp işleri, demiryolu taşımacılığında uzun süren bir grev olursa geçici müdahale edilebilir, diyor. Yoksa yasaklamaya izin vermiyor. Örneğin asker sevkiyatı gerekiyor, ilaç gönderilecek bunun için demiryolunu çalıştırırsın, işini tamamlarsın greve devam edilir, diyor.Aysel Alp | Hürriyet
Altın Top Ödülü'nün Adayları Belli Oldu
Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi'nin de yer aldığı 2014 FIFA Altın Top Ödülü'nün (Ballon d'Or) 23 kişilik aday listesi adayları belli oldu.FIFA'nın internet sitesinde yer alan habere göre, FIFA Altın Top ile FIFA Yılın Teknik Direktörü Ödülü'nün adaylarınınFIFA yetkilileri ve 'France Futbol' dergisi tarafından belirlendi.FIFA Altın Top Ödülü'nün 23,FIFA Yılın Teknik Direktörü Ödülü'nün 10 kişiye indirilen aday listesinde son 3'e kalanlar, 1 Aralık'ta duyurulacak. Ödüllerin sahipleri ise 12 Ocak 2015'te İsviçre'nin Zürih kentinde düzenlenecek etkinlikte açıklanacak.Altın Top Ödülü'nün son yıllardaki favorileri Barcelonalı Lionel Messi ve Real Madridli Cristiano Ronaldo'nun yer aldığı aday listesinin kazananı, takım kaptanları, teknik direktörler ve uluslararası medya temsilcilerinin oylarıyla belirlenecek.Etkinlikte, FIFA Yılın En İyi 11'i (FIFPro World XI), yılın en iyi golüne verilenFIFA Puskas ile FIFA Fair Play veFIFA Yılın Başkanı ödülleri de sahibini bulacak.FIFA Altın Top veFIFA Yılın Teknik Direktörü Ödülü'nün aday listesi şöyle:FIFA Altın Top ÖdülüGareth Bale (Galler), Karim Benzema (Fransa), Diego Costa (İspanya), Thibaut Courtois (Belçika), Cristiano Ronaldo (Portekiz), Angel Di Maria (Arjantin), Mario Götze (Almanya), Eden Hazard (Belçika), Zlatan Ibrahimoviç (İsveç), Andres Iniesta (İspanya), Toni Kroos (Almanya), Philipp Lahm (Almanya), Javier Mascherano, Lionel Messi (Arjantin), Thomas Müller (Almanya), Manuel Neuer (Almanya), Neymar (Brezilya ), Paul Pogba (Fransa), Sergio Ramos (İspanya), Arjen Robben (Hollanda), James Rodriguez (Kolombiya), Bastian Schweinsteiger (Almanya), Yaya Toure (Fildişi Sahilleri).FIFA Yılın Teknik DirektörüCarlo Ancelotti (İtalya/Real Madrid), Antonio Conte (İtalya/Juventus/İtalya Milli Takımı), Pep Guardiola (İspanya/Bayern Münih), Jürgen Klinsmann (Almanya/ABD Milli Takımı), Joachim Löw (Almanya/Almanya Milli Takımı), Jose Mourinho (Portekiz/Chelsea), Manuel Pellegrini (Şili/Manchester City), Alejandro Sabella (Arjantin/Arjantin Milli Takımı), Diego Simeone (Arjantin/Atletico Madrid), Louis van Gaal (Hollanda/Hollanda Milli Takımı/Manchester United).Muhabir: Doğa Kırmızıoğlu | AA
Reklam
Ve Gökhan Töre Konuştu! "Ağzımdan Yanlışıkla..."
Erciyesspor maçında kırmızı kart gören Gökhan Töre, tartışmalı pozisyon hakkında konuştu.HT Spor’dan Kartal Yiğit’in haberine göre, Beşiktaş’ta dün geceye damga vuran isim Gökhan Töre’ydi... Partizan maçında sakatlanan ve Erciyes’e karşı kulübede oturtulması planlanan Gökhan, maç öncesi hocasıyla görüşerek oynamak istediğini belirtti, formayı kaptı. Maça da etkili başladı. Ancak dakikalar 67’yi gösterirken ortalık karıştı. Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyes kulübesinin önünde Anıl Karaer ile bir gerilim yaşayan Gökhan’ın ağzından, 4. hakem Mehmet Metin’e İngilizce ‘s..tir git’ anlamına gelen ‘f..k off’ kelimesi döküldü. Erciyes Teknik Direktörü Bülent Korkmaz, “Duymadın mı” diye 4. hakem Mehmet Metin’e doğru giderken, Metin de kulaklıktan durumu hakem İlker Meral’e aktardı. Kenara gelen hakem, Gökhan Töre’ye direk kırmızı kart göstererek oyundan attı.“Küfür amaçlı değil”Soyunma odasında arkadaşlarıyla konuşan Gökhan, ağzından çıkan küfrü doğrularken, “Evet, bu söz benim ağzımdan çıktı. Almanya’da büyüdüm, İngiltere’de futbol oynadım. Sürekli kullandığımız bir kelime. Ağız alışkanlığım. Orada ‘Hadi oradan ya’ demek istedim ama ağzımdan ‘f..k off’ çıktı. Hakeme küfür amaçlı söylemedim. Bundan dolayı atılmak bana koyuyor” ifadelerini kullandı.Oğuzhan öfkeliKartal’ın genç yeteneği Oğuzhan, Erciyesspor Teknik Direktörü Bülent Korkmaz ve hakemleri eleştirdi. Ozzie, “İki senedir buradayım. Futbol dışında hiç konuşmadım ama bir şey rica ediyorum. Hakemler ne bizim hocamızın ne de rakibin teknik adamlarının tepkisine göre karar versin! Gökhan’ın arkasındaydım. Belki küfür etmiştir ama ben bir şey duymadım. 4. hakem de duymadı. Bülent hoca hakeme gitti, ‘Küfretti’ dedi. 4. hakem de hakeme anons yaptı” ifadelerini kullandı.Haberturk
Reklam
Bülent Korkmaz: Gökhan Töre'nin Dediklerini Burada Söyleyemem
Spor Toto Süper Lig'in 7. hafta maçında Kayseri Erciyesspor deplasmanına konuk olan Beşiktaş'ta Gökhan Töre direkt kırmızı kart gördü.Spor Toto Süper Lig'in 7. hafta maçında deplasmanda Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor ile karşılaşan Beşiktaş'ta büyük bir şok yaşandı.Siyah-beyazlıların son dönemde çok tartışılan ismi Gökhan Töre, karşılaşmanın 67. dakikasında takımı 1-0 geride iken, direkt kırmızı kart görerek oyun dışında kaldı.Kayseri Erciyesspor, orta sahaya yakın bir noktadan taç kullanmaya hazırlanırken itiraza başlayan Gökhan Töre'nin söylediği bir söz üzerine Teknik Direktör Bülent Korkmaz ve Erciyessporlu futbolcular hakeme itirazlarda bulundular.Pozisyona yakın noktada bulunan 4. hakem Mehmet Metin'in uyarısı ile harekete geçen orta hakem İlker Meral, Gökhan Töre'nin yanına gitti ve siyah-beyazlı futbolcuya direkt kırmızı kart gösterdi.Kırmızı kartın ardından Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic yoğun itirazlarda bulunurken, Gökhan Töre de soyunma odasına alkış yaparak gitti.'BURADA SÖYLEYEMEM...'Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor Teknik Direktörü Bülent Korkmaz, 3-2 kazandıkları maçın ardından Lig TV mikrofonlarına konuştu.Kendisine yakın bir pozisyonda kırmızı kart gören Gökhan Töre'nin pozisyonunu da anlatan Korkmaz şu sözleri kullandı:'Gökhan bir şeyler söyledi. Neler söylediğini söyleyemem. Dördüncü hakem de duydu. Orta hakeme söyledi.'Öte yandan Gökhan Töre gördüğü bu kırmızı kart nedeniyle Süper Lig'in 8. haftasında oynanacak olan Fenerbahçe derbisinde cezalı duruma düşmüş oldu. Sporx
Hülya Avşar ve Rüzgar Erkoçlar Aynı Filmde
Kuzu’ filmiyle 51. Antalya Altın Portakal’da en iyi film dahil 6 ödül kazanan yönetmen Kutluğ Ataman’ın “Hiç bitmeyen bir aşk hikayesi, erotik bir masal” olarak tanımladığı yeni filmi ‘Oryantalya’nın başrolünde Hülya Avşar ve Rüzgar Erkoçlar oynayacak.Radikal’in haberine göre; Usta yönetmen Kutluğ Ataman, 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film dahil altı ödül kazanan ‘Kuzu’nun yanı sıra yeni projesi ‘Oryantalya’yla gündemdeydi. Festival kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen Antalya Film Forum’a seçilen projelerden biri de yönetmen Kutluğ Ataman’ın yeni film projesi ‘Oryantalya’ydı. Ataman, Antalya Film Forum’un Sunum/ Pitching bölümünde yer alan ‘Oryantalya’yı uluslararası yapımcı ve dağıtımcılara sunarken filmin başrolünde Hülya Avşar ve cinsiyet değiştirme ameliyatıyla gündeme gelen oyuncu Rüzgar Erkoçlar’ın oynayacağını açıkladı.Antalya Film Forum’un katalogunda ‘Oryantalya’nın konusu şöyle özetlendi: 19 yaşındaki yakışıklı Mazlum fakir olduğu için sevdiği Vicdan’la evlenmesine izin verilmez. Vicdan’ın ailesinden öç almak için en yakın arkadaşı, Vicdan’ın ikiz erkek kardeşi Civan’ı öldürdüğünde yanlışlıkla Vicdan’ı öldürdüğünü anlar. Mazlum, bu büyük ihanetinin verdiği suçluluk duygusundan kaçmaya çalışırken kendini tekrardan bu aşkın başladığı 70’li yılların savaş sonrası şehrinde bulacak, aynı hayatı sonsuza dek yaşayacaktır.Yönetmen görüşü bölümünde Ataman, ‘Oryantalya’yla ilgili şu bilgileri verdi: “Oryantalya aşk ve tutkunun neden olduğu bir cinayetin hikayesini anlatır. Tutku, hikayenin kahramanı Mazlum’un işlediği cinayetin bir cezası olarak onun yakasını asla bırakmaz ve onu ölümsüzlüğe mahkum eder.Mazlum sonsuza kadar sevmeye, sevdiğini yeniden öldürmeye ve onu tekrar bulup sevmeye mahkumdur. ‘Oryantalya’ aynı anda geleceğe ve geçmişe doğru ilerleyen bir hikaye anlatır. Kişilikler ve hikayeleri sarmal bir şeklinde gelişen zaman içerisinde her iki yöne doğru ilerler, sarmal çatıdan dolayı seyahatleri boyunca tekrardan buluşur, tekrardan sever ve birbirlerini tekrardan katlederler. Bütün bu çıldırmışlığa rağmen hikaye, neden ve sonuç ilişkisi mantığını korur ve kendi içerisinde bütün bir erotik masal anlatır.”Katalogdaki yapımcı görüşü bölümünde ise “Bu hikayenin ana aktörü cinselliktir. Eşcinsel ve hetoroseksüel erotizm, arzu ve seks binaların duvarlarından akacak ve sıcak asfalttan yüzeye çıkacak” ifadeleri yer alıyor.2016 yılında çekilmesi planlanan ‘Oryantalya’nın çekim mekanı olarak ise Kuzey Kıbrıs’taki Maraş bölgesi seçilmiş. Katalogdan aktaralım:“Hikaye, 70’li yıllarda savaştan sonra terk edilmiş gerçek bir Akdeniz şehrinde gerçekleşir. Türk ordusu tarafından kapatılmış ve mühürlenmiş şehre o tarihten bu yana geçiş izni verilmemiştir. Şehir 70’li yıllarda kalmıştır. Hala el sürülmemiştir ve erotik bir hikaye için mükemmel bir mekandır. Bu şehirde çekim yapmak için özel bir iznimiz bulunmaktadır.”HT
TOMA Üreticisi Katmerciler'in Hisseleri Yine Uçtu
Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) üreticisi Katmerciler Ekipman'ın borsada hisseleri yine uçtu. Bugün günlük yüzde 13,4 yükseliş yaşayan hisselerin 17 günlük yükselişi yüzde 50'ye dayandı.Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Kobani protestolarının ardından '1 TOMA zarar görürse 10 TOMA alırız' sözlerinin ardından yükselişe geçen TOMA üreticisi Katmerciler Ekipman'ın borsada hisseleri bugün de tutulamıyor.Bugün yüzde 13,47 yükselişle 3,37 liraya kadar yükselen Katmerciler Ekipman hisseleri son 17 günde yüzde 48.6 yükseldi. Şirketin piyasa değeri ise 84 milyon liraya fırladı.'TOMA İHALESİ YAPILDI' İDDİASIHisselerin yükselmesine sebep olan faktörlerden biri ise geçen hafta 65 TOMA için ihaleye çıkıldığı haberleriydi.Cumhuriyet gazetesinden Çiğdem Toker'in yazısına göre Kamu İhale Kanunu'nun (KİK) kapsamı dışında tutulan bu ihale davet usulü ve açık eksiltme yöntemiyle yapıldı.Kulislere göre ihalede en uygun teklifi yine eski AKP Milletvekili İsmail Katmerci'nin firması verdi. İhale bedeli ise 40.6 milyon TL'ye kadar ulaştı.Çiğdem Toker'in yazısına göre Emniyet Genel Müdürlüğü; 20, 20 ve 25 olmak üzere üç parti halinde satın alınması planlanan 65 TOMA ihalesini geçen hafta yaptı. En düşük teklifler; ilk 20'lik partide 620, ikinci 20'lik partide 610, üçüncü 25'lik partide ise 600 bin TL olarak Katmerciler tarafından verildi.sondakika.com
Reklam