Enflasyon 3 Ayın Zirvesinde
Mart ayında enflasyon yüzde 1,19 arttı. Yıllık enflasyon yüzde 7,61 oldu. Mart ayının zam şampiyonu ise karnabahar. Ekonomistler martta enflasyonun yüzde 0,86 artmasını bekliyordu.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Enflasyonda bir önceki aya göre yüzde 1,19, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 3,03, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,61 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 8,70 artış gerçekleşti.Enflasyondaki yüzde 1.19 artış, yüzde 0,86 olan beklentilerin çok üzerinde geldi. Enflasyonun beklentilerin üzerinde artmasında yine gıda fiyatları başrol oynadı.Gıda fiyatlarındaki yüzde 2.47 oranındaki artış, enflasyonu yüzde 0.6 oranında yükseltti. Mart ayında zam şampiyonu yüzde 31,31 fiyat artışı ile karnabahar oldu. Yıllık enflasyon ise yüzde 7.61'e çıktı.Yıllık enflasyon yüzde 7,61 seviyesine yükseldi. Yıllık enflasyon Ocak'ta yüzde 7,24, Şubat'ta yüzde 7,55 düzeyindeydi. Yİ-ÜFE Mart ayında aylık yüzde 1,05, yıllık yüzde 3,41 oldu. Çekirdek enflasyon yerine açıklanan özel kapsamlı TÜFE göstergelerinden 'H' Mart'ta yıllık yüzde 7,75, 'I' yüzde 7,10 oldu. En fazla düşüş gösteren grup haberleşmeAna harcama grupları itibariyle 2015 yılı Mart ayında endekste yer alan gruplardan lokanta ve otellerde yüzde 1,42, eğlence ve kültürde yüzde 1,22, giyim ve ayakkabıda yüzde 1,06 ve sağlıkta yüzde 0,99 artış gerçekleşti.Ana harcama grupları itibariyle 2015 yılı Mart ayında endekste düşüş gösteren bir diğer grup ise yüzde 0,01 ile alkollü içecekler ve tütün oldu.Yıllık en fazla artış gıda ve alkolsüz içeceklerdeTÜFE’de, bir önceki yılın aynı ayına göre lokanta ve oteller (yüzde 12,76), çeşitli mal ve hizmetler (yüzde 8,44), sağlık (yüzde 8,43), konut (yüzde 8,03) artışın yüksek olduğu diğer ana harcama gruplarıdır.Aylık en yüksek artış Gaziantep, Adıyaman, Kilis’deİstatistiki Bölge Birim Sınıflaması (İBBS) 2. Düzey’de bulunan 26 bölge içinde, bir önceki yılın Aralık ayına göre en yüksek artış yüzde 4,12 ile TR33 (Manisa, Afyon, Kütahya, Uşak) bölgesinde, bir önceki yılın aynı ayına göre en yüksek artış yüzde 8,66 ile TRC1 (Gaziantep, Adıyaman, Kilis) bölgesinde ve on iki aylık ortalamalara göre en yüksek artış yüzde 9,35 ile TR22 (Balıkesir, Çanakkale) bölgesinde gerçekleşti.Mart 2015’te endekste kapsanan 426 maddeden  48 maddenin ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 284 maddenin ortalama fiyatlarında artış, 94 maddenin ortalama fiyatlarında ise düşüş gerçekleşti.Dünya
Slaven Bilic'ten İngiltere Tepkisi!
Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic, Boşnak basınına yaptığı açıklamalarda; 'İngiltere’de yaşadım, futbol oynadım. En beğendiğim lig orada. Gitmek istiyormuşum gibi gösterildi ancak ben Beşiktaş’ın teknik direktörüyüm ve bundan gurur duyuyorum. ' ifadelerini kullandıBeşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic, Bosna Hersek Televizyonu BHT’ye ses getirecek açıklamalarda bulundu.BJK Nevzat Demir Tesisleri’nde Bosnalı televizyoncu Sanela Prasovic Gadzo’yu ağırlayan siyah-beyazlı hoca, şampiyonluk yarışından stat konusuna, İstanbul’daki yaşantısından sezon sonunda İngiltere’ye gideceği iddiasına kadar birçok konuda çarpıcı ifadeler kullandı.İşte Bilic’in açıklamaları...'Biz büyük bir kulüp ve takımız. Bizim için her maç önemli. Ama önceliğimiz Süper Lig. Bize hangi kupayı daha fazla kazanmak isterseniz diye sorsalar Süper Lig derdik. Her yıl bunun için uğraşıyoruz. Bu lig bizim ekmeğimiz.Şampiyon olmak için şansımız var. Önümüzde zor maçlar bulunuyor ama hâlâ oyundayız. Bazıları bizi yeteri kadar motive olamamakla eleştirdi fakat bunlar doğru değil. Büyük bir yorgunluk söz konusu takımda. Çünkü çok fazla maç oynadık. Türkiye ligi zor ve çok çalışmayı gerektiren bir lig. Bu ligde her şey olabilir. İyi ve formdayız. 3 puan önde olsak çok daha iyi olurdu. Fakat bu erişilmeyecek bir durum değil. Hata yapma şansımız düşük. Sakatlık olmaz ve de şansımız yaver giderse hedefimize ulaşırız.''İTİCİ GÜÇ OLARAK KULLANMAK GEREK''Türkiye’de büyük bir baskı var. Her maç izleniyor. Her maç televizyonda ölesiye analiz ediliyor. Bu inanılmaz bir şey. Bu kadar popüler olup böyle büyük bir maddi destek alıp da baskı altında kalmamak mümkün değil. Ama bu baskıyı iyi yönetip bir denge kurmak çok önemli. Bunu itici bir güç olarak kullanmak gerekir. Belki Türkiye’de, İngiltere ya da Almanya’da olduğundan daha büyük bir baskı var.''İNGİLTERE SORUSU ÇOK SORULDU''Evet İngiltere’de yaşadım, futbol oynadım. En beğendiğim lig orada. Futbolun hikayesi bütün olarak Premier Lig’de. İngiltere’den teklif alırsanız sorusuna cevap vermek istemiyorum. Bunlar çok konuşuldu burada. İngiltere’ye gitmek istiyormuşum gibi gösterildi. Ben Beşiktaş’ın teknik direktörüyüm ve bundan gurur duyuyorum. Bunun dışındaki her şey asılsızdır.Bursaspor maçı Beşiktaş için belki de en büyük derbi. Maçı kazandıktan sonra Futbol tanrısı ilan edildik. Liverpool maçı 1-0 bitti, çok iyiydik. Üç gün sonra Eskişehir’e kaybettik, adeta taşa tutuldum.'Sadece üç gün sonra!Bizim ekibimiz genç ve biraz tecrübesiz. Yaş olarak değil, kazanılan kupalar açısından söylüyorum bunu. O yüzden kazanan takım zihniyeti oluşturmak için vakit harcadık.Hırvat ve Bosnalı oyunculara gelince. Benim ve yönetimin istediği isimleri getirmek imkansız. Hırvatistan’dan Modric, Mandzukic, Rakitic... Bosna’dan Dzeko, Pjanic ve Spahic’i kim istemez? Ancak ne onlar için Türkiye ligi enterasan ne de bizim imkanlarımız böyle transferlere açık.‘Evsiz ve göçebeyiz’Slaven Bilic, stat sorunuyla ilgili ilginç benzetmeler yaptı. Hırvat hoca, “Bizim en büyük sorunlarımızdan biri stadımızın olmaması. Halen inşaatı sürüyor. İnşaatçı değilim ve stat inşaatının zor olduğunu düşünüyorum. İç saha maçlarımızda sıkıntı yaşıyoruz. Ankara ve Konya’da büyük destek gördük. Ancak sürekli yoldayız ve bu da ideal bir durum değil. Evsiz ve göçebeyiz. Yine de ligde her şey iyi gidiyor ama umarım bu seyahatlerin ve kilometrelerin bedelini sahada ödemeyiz. Dilerim stadımız gelecek sezon için hazır olur. Stada maddi anlamda ciddi yatırım yapıldı. Galatasaray ve Fenerbahçe bizim kadar seyahat etmiyor. Bu durum onlar için bir avantaj” dedi.Bilic, Şükrü Saracoğlu ve Türk Telekom Arena’da neden oynamadıkları sorusuna ise “Türkiye’de, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin stadında oynama gibi bir durum söz konusu olamaz. Hatta taraftarımızın bu statlara gelip bizi desteklemesi bile meçhul” yanıtını verdi.‘2015 veya 2019 bir önemi yok!’Bilic sözleşme süresiyle ilgili soruyu yanıtlarken önemli bir bilgiyi de paylaştı. Başarılı hoca, “Başkan’ın 2019’a kadar sözleşme uzatılsın dediğini duymak güzel. Ama benim sözleşmem önümüzdeki maçtır ve bu düşünceye konsantre oluyorum. Yoksa kağıttaki sözleşme 2015’e kadar mı 2019’a kadar mı bu önemli değil. Dolayısıyla uzun süreli planlardan bahsetmek biraz zor” diye konuştu.‘Türkiye süper güç’Beşiktaş’ın hocası, Türkiye’nin ekonomi ve nüfus olarak çok büyük bir ülke olduğunu dile getirdi. Türkiye’den övgüyle söz eden Bilic, “Türkiye bir süper güç ve büyük bir nüfusa sahip. Sporda da yetenekliler. Türkiye’de insanlar aynı Hırvatistan’da, Bosna’da olduğu gibi sporu ve futbolu seviyor ve çok sıcakkanlı. Her şey saygı çerçevesinde gerçekleşiyor. Bazıları bizim 15 milyon taraftarımız var diyor. Tabii ki bu bir baskı. Hem benim hem de oyuncular için” dedi.‘İstanbul muhteşem’“Bana göre İstanbul muhteşem bir şehir. İklim tıpkı doğdum şehir Split’teki gibi. Yine deniz kenarındayım. Buranın keyfini çıkarıyorum. Saat 09-17 arasında çalışıyorum. Arada bir öğle yemeğine çıkıyorum. Koskoca şehrin küçük bir kısmında yaşıyorum. İzin günleri olunca farklı. O zaman şehrin tarihi yerlerini de geziyorum. Burada her şey var. En çok da kahvaltı kültürünü seviyorum.”Sporx
İTO Başkanı: 'İşçi Bir Cumartesi Ücretsiz Çalışsın'
İzmir Ticaret Odası (İTO) ile Anadolu ve Trakya Doğalgaz Santralleri Derneği (DOĞSANT) Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, bir günlük kesintiden kaynaklanan üretim kaybının, işçinin bir gün fazladan ücretsiz çalışmasıyla karşılanmasını teklif etti.İTO Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş ve DOĞSANT Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, DOĞSANT’a üye santrallerin 10.000 megawatt gücü olduğunu belirtti. Demirtaş, kesintinin olduğu gün ‘Çalışın’ talimatı almadıklarını belirterek şöyle dedi:“Dolayısıyla güç yetmezliğinden kaynaklanan bir sorun değil. Bir defa herkesin bunu bilmesi gerekiyor. Ülkemizde 70.000 megawat kadar üretim gücümüz var. Şu andaki tüketim ise 28.000-30.000 megawat. Yani Türkiye’nin ihtiyacının iki katı elektrik üretecek potansiyele sahibiz. O nedenle enerji açığından kaynaklanan sıkıntı yok. Elbette kesintinin nedeni araştıracaktır ama diğer yandan sektörde de bazı sıkıntılar var.”Doğalgaz pahalı olduğu için bununla üretilen elektriğin yüksek maliyetli olduğunu anlatan Demirtaş, devletin bu nedenle doğalgaz santrallerini çalıştırma talimatı vermediğini söyledi. Demirtaş, şöyle devam etti:“Ama bu santrallerde Enerji Bakanlığımızın izni ile kurulan santraller, Üretim için para yatıran, tesisini çalışmaya hazır durumda tutan bir önemli yatırımcı grubu var. Onların da sorununu çözmek için bu konu vesile oldu diye düşünüyorum.”Kesinti nedeni ile ilgili pek çok teori olduğunu, gaz santrallerinin devre dışı kalmasının da bunlardan biri olduğunu hatırlatan Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:“Elektrik Mühendisleri Odası’nın da buna benzer bir açıklaması vardı ama ne kadar doğru bir tespitten kaynaklandığını bilmiyoruz. Enerji Bakanlığımız başka Bakanımız olmak üzere, tüm üst düzey yetkilileri ile konuya son derece hakim. Elbette bunun nedenini bulacaklardır. Türkiye’nin bütün sanayicileri, tüm Türk halkı bilsin ki biz bu ülkeyi elektriksiz bırakmayız. Tüm üyelerimiz devletten bir talep geldiği anda devreye girmeye hazır. Enerji yetmeyecek diye bir endişe içine kimse girmesin.”“EKSTRA ÇALIŞMA İLE ÇÖZÜLÜR”Elektrik kesintisi nedeniyle pek çok sektörde üretim kaybı da yaşandığını belirten Demirtaş, bunun telafi edilmesinin de mümkün olduğunu savundu. Demirtaş, şöyle konuştu:“Milli ekonomimizden kayıp hesabı yapılmıştır ama ‘Ekonomik zararın içerisindeyiz, ihracat taahhütlerimizi yerine getiremedik, malları üretemedik’ diye herhangi bir şey yok. Bunu çok fazla abartmamak gerekiyor. Eğer bir kayıp varsa bunu telafi etmek için cumartesi çalışma yapılır. Sendikalarımız bu konuda anlayış içine girer. İşçilerimiz firmalarımıza destek verir, cumartesi çalışma yaparak ekonomimizdeki bu sıkıntıyı, kaybı telafi etmiş olabiliriz. Ekonomik krizlerde Türk işçisi sendikanın almış olduğu zammı uygulamadı. ‘Ekonomi sıkıntıda, biz bu zammı istemiyoruz’ dedi. Yani bilinçli sendikalarımız ve çalışan kitlemiz var. Bu konuda bütün işçilerimiz, çalışanlarımız ‘cumartesi günü çalışıyoruz ve ücret almıyoruz, çalışmadığımız günün üretim eksiğini tamamlayacağız’ diyebilir. Tüm taraflara bu konuda çağrıda bulunuyorum.”DHA
Cizre JİTEM Davasının Tek Tutuklusu da Tahliye Oldu
Şırnak'ın Cizre ilçesinde, 1993-1995 yılları arasında meydana gelen 20 faili meçhul cinayetle ilgili haklarında dava açılan ve kamuounda 'Cizre JİTEM davası' olarak bilinen, aralarında emekli Albay Cemal Temizöz ile Cizre eski Belediye Başkanı Kamil Atağ'ın da bulunduğu 1'i tutuklu 8 sanığın yargılanmasına Eskişehir'de devam edildi. Mahkeme heyeti tutuklu sanık Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak'ı adli kontrol şartıyla tahliye etti.Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak'ın tutuklu diğer 7 sanığın tutuksuz yargılandığı davada sanıklar, 'Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, adam öldürmeye azmettirmek, adam öldürmek ve devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak'la suçlanıyor. Daha önce Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan sanıkların davası güvenlik nedeniyle Eskişehir'e alındı.Cizre JİTEM davasının Eskişehir'deki ilk duruşması bugün 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapıldı. Duruşma nedeniyle Eskişehir Adalet Sarayı çevresinde polisler geniş güvenlik önlemleri aldı. Adalet Sarayı'na girenler tek tek aranarak içeriye alındı.Duruşmaya tutuksuz sanıklardan emekli Albay Cemal Temizöz, Cizre eski Belediye Başkanı Kamil Atağ, Adem Yakin, Kukel Atağ ve Temer Atağ katıldı. Tutuklu sanık uzman çavuş Burhanettin Kıyak Adıyaman E Tipi Kapalı Cezaevi'ne, diğer tutuksuz sanıklar Fırat Altın ve Hıdır Altuğ'un da Diyarbakır 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'ne kurulan video konferans sistemiyle Eskişehir 2'inci Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya katılımları sağlandı.Temizöz: 'Cemaat cephesinin kurduğu oyunla PKK cephesinin önüne atıldım'Duruşmada konuşan emekli Albay Cemal Temizöz, Balyoz davasında da sanık olarak yargılandığını ve o davadan beraat ettiğini belirterek mahkeme heyetinden bu davadan da beraatını istedi. Temizöz şöyle konuştu:'Şerefli bir Türk subayı olarak 31 yıl hizmet verdim. 1 üstün cesaret ve feragat madalyası, 68 takdirname, 4 nakden ödüllendirme, 2 üstün birlik başarı ödülü aldım. Hesaplaşmak ve öç almak isteyenler görevim gereği mücadele ettiğim cemaat yapılanmasının ve halk mahkemelerini kurarak yargılamalar yaptıkları, kurtardık dedikleri bölgede oluşturdukları modeli bozarak devletten rehin alınanları geri aldığım için PKK terör örgütünün hedefinde oldum. Sonunda cemaat cephesinin kurduğu oyunla PKK cephesinin önüne atıldım. Terörist gibi yakalanan bazı kişiler şantajla gizli tanık haline getirilebiliyor.Gizli tanıkların ifadelerinden neden böyle yaptıkları ortaya çıkmıştır. Benimle ilgili hesaplaşma 2006 yılında başlamıştır. Cemaatle olan izleri ortaya çıkartmıştım. 2008 yılında Ergenekon soruşturması başında Silopi'ye polis görevlendirildi. Ellerindeki listeye göre tanık ve gizli tanık ayarlaması yapılıyor. 150 kişilik isim listesinde benim de ismim yer alıyordu. Hakim Oktay Kuban'ın tanık olarak dinlenmesini istiyorum. Beni itibarsızlaştırmak ve psikolojimi bozmak için Balyoz davasında da sanık yaptılar. O davadan beraat ettim. 2006 yılından itibaren sürekli hedef oldum. Gizli tanıkların alınmış olan ifadelerinin dijital ortamda tarafıma verilmesini istiyorum. Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un tanık olarak dinlenmesini istiyorum.'Cemal Temizöz, mahkeme heyetine Emniyet İstihbarat Daire eski Başkanı Sabri Uzun'un yazmış olduğu 'İn' isimli kitabı ve televizyon kanallarında yapmış olduğu görüntülerden oluşan bir CD'yi delil olarak sundu.Gizli tanıklar ifadelerini reddetti'Sokak Lambası' adıyla gizli tanık olan ve aynı zamanda davada sanık olarak yargılanan Hıdır Altuğ da duruşmada kendini savunarak, gizli tanık adı altında alınan hiçbir ifadesini kabul etmediğini ve olaylarla ilgisinin bulunmadığını öne sürdü.'Tükenmez kalem' adıyla gizli tanık olarak aynı zamanda davada sanık olarak yargılanan Fırat Altın da gizli tanık konumundayken vermiş olduğu ifadelerinin hiçbirini kabul etmediğini söyledi.Duruşmada dinlenen diğer sanıklar Adem Yakin, Kukel Atağ ve Temer Atağ da olaylarla hiçbir ilgilerinin bulunmadığını belirterek mahkeme heyetinden beraatlarını istedi.Davanın Eskişehir'e alınmasını eleştirdiDavanın Eskişehir'e alınmasını eleştiren müşteki avukatlarından Ahmet Özmen, 'Dosyanın Diyarbakır'dan ve akabinde Şırnak ilinden Eskişehir'e gelmesi haklarımızı ihlal etmektedir. Bugün duruşma salonunda görüleceği gibi bir tane bile şikayetçi yakını veya şikayetçi bulunmamaktadır. Halbuki Diyarbakır'da duruşmaları takip edebiliyorlardı. Biz cemaat ile hükümet, ordu arasındaki kavganın tarafı değiliz. Biz ne onları tanırız ne de kurban yakınları onları tanır. Sadece adalet talep ediyoruz. Tutuklu sanığın tutukluluk halinin devam etmesini talep ediyoruz. Türkiye'nin 1990 yılından sonra yaşadıkları bellidir. Dosyada pek çok sanık Cemal Temizöz tarafından hazırlanmış, belgeler vardır, gözaltı tutanakları vardır. Sanıkların ıslak imzalı belgeleri vardır. Bu kapsamda Cemal Temizöz'ün her şeyin komplodan ibaret olduğu yolundaki tüm savunmalarını kabul etmiyoruz' dedi.Tutuklu sanık da tahliye edildiEskişehir 2'inci Ağır Ceza Mahkemesi heyeti emekli albay Cemal Temizöz'ün, Oktay Kuban ve Sabri Uzun'un tanık olarak dinlenmesi talebini kabul etmedi, tutuklu sanık Burhanettin Kıyak'ı cezaevinde kaldığı süre ve davayla ilgili delillerin toplanmış olması nedeniyle adli kontrolle tahliyesine karar verdi. Duruşma,18 Haziran 2015 tarihine erteledi.DHA
Seçim Öncesi Duymaktan Bıkacağımız 10 Aneliz
Anelist koş seni kim tutar, hayat bu zalim adamı yutar...Aşağıdaki liste aracılığı ile kolaylıkla siz de ekranda yarım saat edalı edalı analiz üfürebilirsiniz.Onları tanıyor, biliyorsunuz... Her seçim öncesi olduğu gibi bu seçimin öncesinde de ön yargılara, iddialı varsayımlara dayalı olan ve neredeyse hiçbir ciddi bilimsel bulguyla desteklenmeyen kanılarını 'analiz' (aneliz?) olarak zikredip duracaklar. ARAŞTIRMACI YAZAR YORUMCU AKADEMİSYEN  KONUK UZMAN ANELİST   DAYANIŞMA VE YARDIMLAŞMA Derneği gururla sunar...
'En Kırılgan Ülkelerden Biri Türkiye'
Oxford Economics, doların yükselişiyle birlikte en kırılgan ülkelerin Malezya, Şili, Türkiye, Venezuela ve Rusya olduğunu belirtti.Ekonomi tahminleriyle dikkat çeken Oxford Economics, doların yükselişinin gelişen piyasalara etkisine dair rapor yayınladı.CNBC.com’un haberine göre raporda doların yükselişi karşısıda en kırılgan olan ülkelerin Malezya, Şili, Türkiye, Venezuela ve Rusya olduğu belirtildi.Oxford Economics'ten kıdemli ekonomist Adam Slater, “Kağıt üzerinde doların yükselişinin diğer kurları ucuzlattığı için gelişen ekonomilere yarar sağlayacağı söylenebilir. Ancak güçlü doların gelişen ekonomilerdeki büyümeye zarar veren unsurları var. Bunlar dolar bazlı borç yükünün artması, emtia fiyatlarının düşmesi ve sermaye girişlerinin azalması olarak sıralanabilir' ifadesini kullandı.Pozitif ayrışan ülkelerRaporda, dolardaki yükselişe karşı kırılganlığı en az olan gelişen ülkelerse Güney Kore, Tayvan, Çin, Hindistan ve Filipinler olarak sıralandı.Dünya
Reklam
HTC, One M8’in Daha Uygun Versiyonu One M8S’i Tanıttı
Kısa bir süre önce Quad HD çözünürlüklü One E9+’ı tanıtan HTC, bir süpriz yaptı ve geçtiğimiz yıl piyasaya sürülen One M8 modelinin daha ucuz bir versiyonunu duyurdu. One M8S isimli telefon, One M8 modelinde olduğu gibi metal bir kasaya sahip. Sahip olduğu özelliklerle One M8’den ayrılan One M8S’te sekiz çekirdekli Snapdragon 615 işlemci bulunuyor.Dört çekirdek birimi 1,7 GHz, diğer dört çekirdek birimi ise 1,0 GHz hızında çalışan telefonun 1,7 GHz işlemcisi performans gerektiren işlerde, 1,0 GHz işlemci ise fazla güç gerektirmeyen standart işlerde kullanılıyor. Snapdragon 615 işlemcisine 2 GB RAM’in ve 16 GB dahili hafızanın (microSD var) eşlik ettiği telefon, One M8’den daha uzun bir kullanım imkanı sunuyor.2.600 mAh kapasiteli One M8’in aksine 2.840 mAh kapasiteli bir pilden güç alan One M8S, 5.0 Lollipop ve Sense 7 arayüzüyle birlikte geliyor. Full HD video kaydedebilen F/2.0 diyaframlı 13 megapiksel çift kameralı ve F/2.8 diyaframlı 5 megapiksel kameraların tercih edildiği telefonda BoomSound hoparlör de yer alıyor. Çıkış tarihi henüz belli olmayan HTC M8S, altın, gümüş ve tunç grisi renk seçenekleriyle ilk etapta Avrupa’da piyasaya sürülecek. HTC One M8S’in İngiltere’deki satış fiyatı yaklaşık 380 sterlin (564 dolar) olacak.LOG
SGK: 'Elektrik Kesintisi Nedeniyle Prim Ödemelerinde Son Ödeme Tarihi 7 Nisan'a Uzatılmıştır'
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, bugün yurt genelinde yaşanan elektrik kesintisi nedeniyle prim ödemeleriyle ilgili son ödeme tarihinin 31 Mart tarihinden 7 Nisan'a kadar uzatıldığı belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:'Ülke genelinde 31 Mart 2015 Salı günü yaşanan elektrik kesintisi nedeniyle Kurumumuz ile prim tahsilat anlaşması olan bankaların, tahsilat sistemlerindeki iletişiminde sıkıntılar yaşanmış ve prim tahsilatlarında aksaklıklar oluşmuştur.Prim ödeme yükümlülerimizin mağduriyetlerini önlemek amacıyla son ödeme günü 31 Mart 2015 olan prim ve diğer tüm alacakların tahsilat işlemleri 7 Nisan 2015 Salı gününün sonuna kadar uzatılmış olup, bu tarihe kadar yapılacak söz konusu ödemeler yasal süresi içinde yapılmış sayılacaktır.'DHA
Reklam
Havuzda 9 Yeni Türkiye Rekoru
Milli yüzücü Zeynep Güneş, İspanya Open Yüzme Şampiyonası'nda, 9 yeni Türkiye Rekoru kırarak, 2 olimpiyat A barajını geçmeyi başardı.Yüzme Federasyonu'ndan yapılan yazılı açıklamada, 28-31 Mart tarihlerinde, İspanya'nın Malaga şehrinde düzenlenen İspanya Open Yüzme Şampiyonası'nda Türk yüzücünün çeşitli kategorilerde elde ettiği derecelerle 9 yeni Türkiye Rekoru kırdığı bildirildi.Zeynep Güneş şampiyonada, 200 metre karışıkta 2:14:14'lük derecesiyle olimpiyat A barajını geçerken 17-18 yaş ve 19 artı yaş rekoru, 200 metre kurbağalamada 2:23:47'lik derecesiyle yine olimpiyat A barajını geçerek, 17-18 yaş ve 19 artı yaş rekoru, 50 metre kurbağalamada 31:40 ile 17-18 yaş ve 19 artı yaş rekoru, 100 metre kurbağalamada 1:08:57 ile 17-18 yaş ve 19 artı yaş rekoru ve 100 metre kelebekte yüzdüğü 1:00:82'lik derecesiyle de 17-18 yaş rekorunu kırdı.Zeynep Güneş elde ettiği derecelerle 50 ve 200 metre kurbağalamada altın, 200 metre karışıkta gümüş ve 100 metre kurbağalamada ise bronz madalya kazandı.Kaynak: AA
Ülke Genelinde Elektrik Kesintisinin Devam Etmesi Durumunda Yaşanması Muhtemel 20 Durum
Bu yazı fantastik öğeler içermekle birlikte, 31 Mart 2015 tarihinde Türkiye genelinde yaşanan elektrik kesintisinin devam etmesi durumunda meydana gelecek şeylere bir ışık tutmaktadır. Temennimiz, ışığın bir daha asla elimizden alınmaması ve karanlığa hapsedilmememiz yönünde oy birliğiyle sabittir. Eminiz ki Türkiye halkının isteği de aynı doğrultudadır.Onedio bilim kurgu ekibi iftiharla sunar;
Kendi İşinin Patronu Olmak İsteyenlere Düşük Sermayeli 15 İş Fikri
Türkiye'de küçük de olsa bir sermayesi olan ancak hangi alana yatırım yapacağına karar veremeyen binlerce girişimci adayı var. Sende kendi işinin patronu olmak istiyorsan bu galeriye şöyle bir göz at derim.Not : Lütfen sizde aklınıza gelen yaratıcı iş fikirlerini yorumlarda belirterek içeriğe pozitif anlamda destek olun :)
Reklam
'Arzu Ettiğimiz Büyüme Rakamlarına Ulaşamayacağız'
Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, yılın ilk ve ikinci çeyreğinde sıkıntıların süreceğini ve 'arzu edilen' büyüme rakamlarına ulaşılamayacağını söyledi. Işık, ikinci yarıdan itibaren hızlı büyüme beklediklerini belirtti.Kıtalararası Rüzgar Enerjisi Konferansı’na katılan Işık konferansın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Işık bir gazetecinin, ekonomik büyüme verilerine ilişkin sorusu üzerine, iç tüketim ve ihracatın Türkiye'de büyümeyi etkileyen iki faktör olduğunu hatırlattı.Bölgede ve Avrupa'da yaşanan sıkıntılara bağlı olarak ihracat pazarlarındaki gelişmeler nedeniyle ihracatın büyümeye negatif katkı vermesinin beklenmesine rağmen, bir miktar pozitif katkı verdiğini ifda eden Işık, şunları söyledi:'İç tüketimdeki artış büyümeyi olumlu etkiledi. Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafya itibariyle, içinden geçilen konjonktür itibariyle bu büyüme rakamlarını normal karşılamak lazım. Bu açıdan 2015 ilk ve ikinci çeyrekte bugünkü gibi bir takım sıkıntılar yaşayacağımız açık. Daha arzu ettiğimiz büyüme rakamlarına ulaşamayacağımız belli ama özellikle ilk yarıdan itibaren Türkiye'nin hızlı bir büyüme rakamı yakalayacağını, hızlı bir büyüme sürecine gireceğini söyleyebiliriz. Baz etkisi de ortadan kalkacağı için, Türkiye'nin 2015 yılının ikinci yarısından itibaren büyümede ciddi bir artış yakalayacak.'“BU HİÇ TARTIŞMASIZ”Işık, Şubat ayı dış ticaret verilerine ilişkin soruya ise, “Bunu iki temel sebebi var. Bunlardan bir tanesi ihracat pazarlarımızda ki dalgalanma bizi etkiliyor' dedi.Işık, petrol ve diğer emtia fiyatlarının düşmesine bağlı olarak ihracat fiyatlarının da aşağıya çekildiğini bu nedenle ihracatta bir miktar gerilemenin 'makul karşılanması' gerektiğini söyledi ve ekledi:“Fiyat gerilemeleri toplamda ihracat rakamlarını etkiliyor. Ama bunun yanında bizim ihracat pazarlarımızdaki, Avrupa’daki durgunluğun, diğer alanlarda ki oynaklığın ve maalesef çok güçlü dalgalanmanın ihracatımızı olumsuz etkilediğini de hepimiz görüyoruz.”ELEKTRİK KESİNTİSİTürkiye genelinde yaşanan elektrik kesintileri konusunda sorulan soruya ise Bakan Fikri Işık şu yanıtı verdi:“Ben sadece İstanbul ve Ankara’da hayatın yavaş yavaş normale döndüğü bilgisini aldım. Ama nedenleri konusunda bu açıklamayı Enerji Bakanımızın veya Enerji Bakanlığımızın yapması en doğrusu. Bazı şeylerin speküle edipte sonradan’ tüh pardon özür dileriz’ demek doğru olmaz. Gereksiz bir paniğe de toplumu sevk etmemek gerekiyor. Mutlaka Enerji Bakanlığımız ilgili tüm kurum ve kuruluşlarımız bunun nedeninin ortaya çıkaracaktır ve ondan sonra alınması gereken tedbirleri mutlaka en hızlı şekilde alacaktır.'DHA
Borsa İstanbul'un Yeni Başkanı Belli Oldu
Borsa İstanbul'un yeni Yönetim Kurulu Başkanı Talat Ulussever oldu.Borsa İstanbul'un (BIST) bugün yapılan 2. Olağan Genel Kurulu'nda yönetim kurulu başkanlığına 31 Mart 2018'e kadar görev yapmak üzere Talat Ulussever seçildi.Münhal (boşta) bulunan Yönetim Kurulu Üyeliklerine ise Halil Tunalı ile Tuncay Dinç getirildi.Borsa İstanbul'un eski Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olan İbrahim Turhan, haziran ayında yapılacak olan genel seçimde milletvekili adayı olmak için 10 Şubat'ta istifa etmişti. İbrahim Turhan'ın istifasından sonra Borsa İstanbul Genel Müdürlüğü'ne vekaleten Hüseyin Zafer atanmıştı.Borsa İstanbul'un yeni genel müdürü ise yönetim kurulu tarafından seçilecek.AA
Yok Olmadan Önce Mutlaka Gidip Görmeniz Gereken 20 Doğa Harikası
Güney Florida'da bulunan bu tropik bölge birçok çiçeğe ve nadir bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Son derece nadir bulunan Florida Panteri de burada yaşıyor. Ancak artan nüfus, çevre kirliği, vs. derken bu bölge yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Gelecek neslin de görebilmesi için büyük çabalar sarf ediliyor.
Reklam
Türkiye Ekonomisi 2014'te Yüzde 2.9 Oranında Büyüdü
Türkiye ekonomisi 2014 yılında yüzde 2,9 büyüdü. Geçen yılın son çeyreğindeki ekonomik büyüme ise yüzde 2,6 oldu.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2014 yılına ilişkin üretim yöntemiyle hesaplanan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) sonuçlarını açıkladı.Buna göre, büyüme hızı 2014'ün son çeyreğinde yıllık bazda yüzde 2,6 oldu. Üretim yöntemiyle Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, 2014'te bir önceki yıla göre sabit fiyatlarla yüzde 2,9 artışla 126 milyar 70 milyon lira, cari fiyatlarla yüzde 11,6 artışla 1 trilyon 749 milyar 782 milyon lira oldu.Tarım sektörünü oluşturan faaliyetlerin toplam katma değeri, 2014'te bir önceki yıla göre sabit fiyatlarla yüzde 1,9’luk azalışla 11 milyar 95 milyon lira, cari fiyatlarla yüzde 8,1’lik artışla 125 milyar 18 milyon lira olarak gerçekleşti.Sanayi sektörünü oluşturan faaliyetlerin toplam katma değeri, 2014'te bir önceki yıla göre sabit fiyatlarla yüzde 3,5’lik artışla 41 milyar 510 milyon liraya, cari fiyatlarla yüzde 14,1’lik artışla 421 milyar 342 milyon liraya yükseldi.Hizmet sektörünü oluşturan faaliyetlerin toplam katma değeri, 2014 yılında bir önceki yıla göre sabit fiyatlarla yüzde 4’lük artışla 74 milyar 462 milyon liraya, cari fiyatlarla yüzde 11,8’lik artışla 1 trilyon 9 milyar 804 milyon liraya çıktı. Kişi başına GSYH değeri, 2014'te cari fiyatlarla 22 bin 753 lira (10 bin 404 dolar) olarak hesaplandı.AA
Marmaray'da Para Kavgası
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 29 Ekim 2013’e yetişmesini istediği ve açılışı o gün yapılan Marmaray’da Japon firma TAISEI ek harcamalarının karşılanmadığından şikayetçi. Erdoğan’dan Davutoğlu’na herkese mektup yazan şirket 200 milyon dolarını istiyor.Hürriyet'ten Şükrü Küçükşahin'in haberine göre; Marmaray’ı inşa eden Japon TAISEI firması, işi hızlı bitirme karşılığında kendilerine verilen “ek harcamaları karşılama” sözünün yerine getirilmediğini gerekçe göstererek hem Japon hükümetini harekete geçirdi hem de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, ilgili bakanlara kadar tüm Türk makamlarına mektup yollayarak, “Bundan sonraki alt yapı projelerindeki pozisyonumuzu etkiler” uyarısı yaptı. Ulaştırma, Haberleşma ve Denizcilik Bakanlığı yetkilileri ise firmaya müteşekkir olduklarını, onlarla empati yaptıklarını ama uyguladıkları baskıyı doğru bulmadıklarını belirtti. Bakanlık yetkilileri, “Verilen sözlerin gereği yapılacak, bir yavaşlıktan söz edilebilir; ama firma işleri usulüne uygun yapmalı.
Reklam
Metal Grevinde İki Aylık Erteleme Süresi Doldu
Birleşik Metal-İş üyesi işçilerin grevi için hükümetin ‘milli güvenliği tehdit’ iddiasıyla aldığı iki aylık erteleme süresi dün doldu.Yasalara göre sendikanın altı iş günü içerisinde Yüksek Hakem Kurulu’na başvuruda bulunması gerekiyor. Buna göre, Yüksek Hakem Kurulu da 60 gün içerisinde toplu sözleşmeyi hazırlayacak.Yüksek Hakem Kurulu’ndan Türk Metal ile MESS’in imzaladığına yakın bir sözleşme çıkacağını söyleyen Gebzeli metal işçileri, grev sürecinin bu noktaya getirilmesine tepkili. Herkesin güvendiği kesimlerle bir araya gelerek çıkış yolu aradığını anlatan işçiler, “Bu toplantılar mücadeleci bir temelde birleşmeli” dediler.Başbakanlık, Birleşik Metal-İş üyesi binlerce işçinin grevini, ekonomi nedeniyle ertelediğini duyurmuştu. Birleşik Metal-İş’in grev erteleme kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay 10. Daire Başkanlığı’na açtığı davada savunmasını sunan Başbakanlık, “Ekonomik menfaatlerin korunmasının da milli güvenliği ilgilendirdiğini, söz konusu grevin ‘milli ekonomiyi’ zarara uğratacağını, dolayısıyla milli güvenliğin doğrudan bozulmasına yol açacağını” iddia etmişti. BirGün
Stanley Clarke Bir Kez Daha İstanbul'da
Double bas ve bas gitara getirdiği yeniliklerle enstrümanın en tanınmış isimlerinden olan Stanley Clarke, 7 Nisan'da Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda.Bas gitar dendiğinde Jaco Pastorius ile akla gelen iki isimden biri olan Stanley Clarke, 7 Nisan akşamı saat 20:00'de İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda tekrar hayranlarıyla buluşacak.  Uzun kariyerinde caz harici türlerde de başarı kazanmış olan Clarke, Türkiye’de öteden beri daha çok caz ve caz-füzyon türlerinde tanınıyor.1951 Philadelphia doğumlu Amerikalı müzisyen yola akordeon ile çıkmış, oradan keman ve viyolonsele uğradıktan sonra bas gitarda demir atmış. Lisedeyken R&B ve rock gruplarında çalmış, ancak New York'a taşındıktan sonra caz devi Pharaoh Sanders ile çalışmış, başka büyük isimlerle çalmış ve hepsini kendine hayran bırakmış; ancak esas grubu, Chick Corea ile beraber sırtladığı Return to Forever olmuş. Bu grup rotasını rock etkili füzyona çevirince, Clarke de elektrikli bas gitarda zirveye oturmuş. Onun kariyeri boyunca birlikte çalıştığı ya da sahneyi paylaştığı isimlerden bazıları şöyle: Quincy Jones, Stan Getz, Art Blakey, Paul McCartney, Jeff Beck, Keith Richards, Aretha Franklin, Stevie Wonder, Chaka Khan, The Police, Herbie Hancock, Al di Meola, Bob Marley, Miles Davis.4 GRAMMY ÖDÜLÜ, ALTIN VE PLATİN PLAK...Burada söz konusu olan 40'un üzerinde albüm kaydetmiş, dört kez Grammy ödülü almış, Emmy ödülü adaylığı olan, altın ve platin plaklara sahip bir büyük virtüöz. Medyanın verdiği ödül ve ünvanları saymaya kalkışmak içinse zamana ihtiyaç duyuluyor. En son olarak 2013'te, ünlü Downbeat dergisinin okur ve eleştirmenleri tarafından 'yılın en iyi bas gitaristi' seçilmiş durumda.Stanley Clarke, bu göz kamaştıran kariyerinin yanına çok güzel bir parantez daha açmış ve 13 yıl önce karısı Sofia ile bir vakıf kurmuş. Bu vakfın kapısı yetenekli genç müzisyenlere ardına kadar açık ve onlara burs olanakları sağlıyor.Müzisyen, 2014 Eylül'ünde çıkan son albümü Up hakkında ise şöyle konuşuyor: 'Kaydettiğim en enerjik, ritmik ve yüksek albüm bu olmalı. Amacım dostlarımla bir albüm kaydetmekti, dolayısıyla her kayıt aşamasında çok eğlendik. Çevremde birlikte olmaktan mutlu olduğum insanlar olunca hiç zorlanmadık. Herkes hazırlıklıydı, geldiler, çaldılar, kaydettik. Ve hepsi, gerçekten de büyük müzisyenlerdi.' Up, elektrik ve akustik basın dengede olduğu, çok renkli, derinlikli ve sıcak bir albüm ve güzel bir sürpriz olarak şarkılar arasında, Clarke'ın başyapıtlarından, 1976 tarihli 'School Days'in yeni yorumu da bulunuyor.Milliyet Sanat
HTC One M9 Türkiye'de Satışa Sunuldu
HTC'nin yeni amiral gemisi One M9 ülkemizde satışa sunuldu. İşte One M9’un Türkiye fiyatı ve ülkemize sunulan renk seçenekleri.HTC’nin MWC 15’te görücüye çıkan One M9 amiral gemisi modeli, sunduğu özellikler ve Premium hissi uyandıran kasası ile büyük beğeni toplamıştı. One M9’un ülkemizde ne zaman sunulacağı ve hangi fiyattan giriş yapacağı ise merak ediliyordu.Bugün resmi olarak One M9’un Türkiye satış fiyatı ve renk seçenekleri açıklandı. HTC One M9 KDV dâhil 2.799 TL fiyat etiketiyle mağazalardaki yerini almaya başladı. Ülkemizde One M9’un çift tonlu gümüş ve altın renk seçenekleri ile tek tonlu kurşun grisi renk seçeneği satışa sunuluyor.
Ahmet Ümit: 'Batı'daki Erdoğan ve AKP Algısı, Saddam Algısına Dönüşmüş'
AKP’yi geriletmek, barajları yıkmak için HDP ile dayanışmaya” başlıklı bir çağrı metnine imza veren yazarlardan Ahmet Ümit’le buluştuk ve hem çağrıyı, hem de bir polisiyeci olarak siyaset cephesindeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini konuştuk.Türkiye’nin geleceğini belirlemesi açısından 7 Haziran seçimleri oldukça önemli. 21 Mart’ta işte bu önemin altını çizen “AKP’yi geriletmek, barajları yıkmak için HDP ile dayanışmaya” başlıklı bir çağrı metni yayınlandı. Sanatçı, yazar, aydın ve akademisyenlerin imzacı olduğu destek çağrısı yeni katılımlarla büyürken, çağrıcılar, neler yapılabileceğini tartışmak üzere dün Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nde bir araya geldiler.HDP’ye destek çağrısına imza veren yazarlardan Ahmet Ümit’le buluştuk ve hem çağrıyı, hem de bir polisiyeci olarak siyaset cephesindeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini konuştuk.Ümit’e göre, AKP oy kaybediyor ve bütün çaba oyların yüzde 40’ın altına düşmemesi için. Kürt meselesinde politika değişikliğine gidilmesinin nedeni de bu.AKP’nin tek başına iktidar kuramayacağını, dolayısıyla başkanlığın da hayal olduğunu söyleyen Ahmet Ümit, “Asıl meselemiz, bu olumsuzluğa yaratan yapıya karşı birlik oluşturma meselesi” diyor.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu yoktur’ sözleriyle başlayan AKP içindeki krizi siz nasıl okudunuz?Son bir haftadır görüntü olarak gün yüzüne çıkan şey, yani çözüm sürecine dair Cumhurbaşkanı’nın başka bir şey, hükümetin başka bir şey söylemesi, Cumhurbaşkanı’nın sürece itiraz etmesi, Hükümet Sözcüsü Arınç’ın Cumhurbaşkanı’nı eleştirmesi, sonra işe Melih Gökçek’in girmesi… Bütün bunlar Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmadan önce konuşulan AKP içindeki çatlağın su yüzüne çıkması, görünür hale gelmesiydi.Çatlak sizce ilk ne zaman başladı?Bence Gezi’de başlamıştı. Gezi’de Tayyip Erdoğan’ın şahsında, AKP için yaratılan algının dağılma süreci var. Gezi gerçekten büyük bir patlama, büyük bir haysiyeti savunma meselesiydi. Ardından 17-25 Aralık, zamanın Başbakanına uzanan, çok ciddi, üstü kapatılamayacak yolsuzlukları açığa çıkardı. Bu, AKP içinde ciddi bir rahatsızlık yarattı. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla beraber, partide bir rahatlama oldu aslında. Çünkü Davutoğlu ekibi, “Artık biz işbaşına geleceğiz” dediler. Fakat Cumhurbaşkanı sürekli, “Hayır, siz emir erlerisiniz, ben söyleyeceğim siz yapacaksınız” demeye devam ediyor.Davutoğlu ve ekibi, ‘Artık biz iş başına geleceğiz’e inandılar mı gerçekten? Çünkü Erdoğan ‘Farklı bir Cumhurbaşkanı’ olacağını seçimlerden önce zaten söylüyordu. Dolayısıyla Davutoğlu, ‘Ben söyleyeceğim, siz yapacaksınız’ın yaşanacağını biliyordu. Ne değişmiş olabilir?Şöyle bir durum var; Cumhurbaşkanı evet, bir takım talimatlar veriyor ama hiçbir sorumluluğu yok. Bütün sorumluluk hükümette... Örneğin Merkez Bankası ile girdiği kavga. “Faizleri düşüreceksin” diye müdahale ediyor, Merkez Bankası, “Faizi düşürürsek dolar yükselir başa çıkamayız” diyor, “Hayır, düşüreceksin” diye bastırıyor. Sonunda ikna oldu. Çünkü ekonomi patlıyor, başka çaresi yok. Dolayısıyla Davutoğlu ister istemez diyor ki, “Bütün sorumluluğu ben alıyorum, ben de söz sahibiyim.” Yani katlanılacak bir durum yok. Bir de ikbal meselesi var. Bazıları diyor ki “Cumhurbaşkanına yakın olalım, çünkü hala güç onda. O nedenle de hükümete, Arınç’a çakıyor. Böyle bir süreç yaşıyoruz.AKP’ye yakın yazar ve yorumcuların bir kısmına göre Arınç bu çıkışıyla, AKP’nin bir ‘dava’ ve ‘kadro hareketi’ olduğunu Erdoğan’a hatırlatmış oldu. Bir bölümü de, yine AKP’nin dava hareketi olduğundan hareketle, bu tür yarılma ve çatlakların AKP’yi etkilemeyeceğini söylüyor. Katılır mısınız?Katılmıyorum. Çünkü bu hareket, IŞİD gibi radikal İslami bir hareket değil. İslami referansları olmasına rağmen burjuva olmaya çalışan bir hareket. Bir zamanlar Erdoğan’a karşı olan, herhangi bir şekilde ne ideolojik, ne de inançsal bağı olmayacak insanlar bugün AKP ile beraber. Çıkar ilişkilerinin çok yoğun olduğunu görüyoruz. Patlamaya çok müsait bir dava. İş dağılmaya başladığında, yani oylar yüzde 40’ın altına düşmeye başladığında daha net göreceğiz. Bütün çaba buna yönelik. “Gemide hepimiz varız, ben batarsam siz de batarsınız” durumu da var. Çünkü 12 yıl boyunca yapılmış, yasaya aykırı çok iş var. Dolayısıyla yeni bir iktidar geldiğinde, kimin başına ne geleceği belli değil.AKP içindeki krizin kaynağı olarak çözüm süreci işaret edilmişti. Sonra buna başkanlık sistemi de eklendi. Başkanlığa ilişkin hem AKP’deki, hem de sistem değişikliğine karşı çıkan devlet içindeki başka aktörlerin itirazlarına dikkat çekiliyor. Sizce, başkanlık sistemi krizin neresinde duruyor?Erdoğan’ın başkanlık sistemi için temel argümanı şu; “Türkiye’yi kalkındıracağız. Bunun için de icracı bir yönetim olması lazım. Öyleydi böyleydi, bunlarla ben uğraşmam. Karar alırım ve yaparım. Bunun için istiyorum.” Şirket yönetimi dediği de o. Ama dünyada böyle bir yapı yok. Fransa’da, Amerika’da başkanlık sistemleri var ama bağımsız yargı, bağımsız parlamento gibi çok güçlü kurumlar var. Başkan her aşamada denetleniyor, böylece diktatörlük olması önleniyor. Erdoğan, “Yargı, yasama benim emrimde olacak, basın da sesini çıkarmayacak” diyor. Buradaki mesele niyet ne olursa olsun yöntem olarak diktatörlük. Niyetin de iyi olmadığını düşünüyorum, çünkü yolsuzluk gerçekten büyük bir mesele. IŞİD’le ilişkiler, Suriye meselesi çok büyük mesele. Roboski çözülmedi, Reyhanlı’daki patlamalar… Karanlık olaylar silsilesi var. Dolayısıyla başkanlık sistemiyle, bunlar da garanti altına alınmak isteniyor olabilir.O nedenle mi Türk tipi?Tabii. Türk tipi başkanlık diye bir şey yok ki. “Tarihimiz” göndermesi yapıyor ya Cumhurbaşkanı. Tarihimize baktığımız zaman ne var, padişahlar var. 1876’da Meşrutiyet ilan edilmiş, Meclis açılmış. Sonra Abdülhamit, Rus savaşını bahane ederek bunu ortadan kaldırmış ve 32 yıl boyunca tek başına yönetmiş. Başkanlık sistemi diye bunu kastediyorsa bilmiyorum. Ama Türk tipi başkanlık değil bunlar, padişahlık. Mustafa Kemal dönemine baktığımız zaman aynı şeyi yine görüyoruz. Güya partiler açılıyor fakat bütün partiler kapatılıyor. Eğer Türk tipi diye tek parti devletinden bahsediliyorsa bu.Deniyor ki, ‘Erdoğan tam da seçim üstü bu sözleri sarf ediyor, çünkü halkı başkanlık sistemine kazanmak istiyor.’ Bu strateji karşılık bulur mu?Zannetmiyorum. Artık başka bir mesele başladı; AKP oy kaybediyor. Kürt meselesinde politika değişikliğine gidilmesinin nedeni de bu. Çünkü barış meselesi AKP açısından çok büyük bir projeydi. 21 Mart günü Diyarbakır’da büyük Newroz kutlaması yapılırken, Davutoğlu İstanbul’daki kapalı salon toplantısında, “Kardeşler, seçim çalışmamızı başlatıyoruz, barış geliyor, bunu da biz sağlıyoruz” diyecekti. Tayyip Erdoğan buna engel oldu. Süreci patlattı.Zaten geçtiğimiz haftanın yanıtı en çok aranan sorularından biri de buydu. Yani, ‘Gerekirse baldıran zehiri içerim’ diyen Erdoğan, neden ‘Kürt sorunu yoktur, Dolmabahçe’ye de karşıyım’ dedi?Tayyip Erdoğan seçim kaybetmenin kendisi için yaşamsal olduğunu düşünüyor. Bunu bir ölüm kalım meselesi olarak görüyorlar. Kaybedecekleri o kadar çok şey var ki, o nedenle anketlere baktı ve AKP’nin eridiğini, oyların MHP’ye gittiğini gördü. Yani bir tarafta Kürt hareketi güçleniyor ve HDP barajı aşıyor, diğer tarafta MHP özellikle İç Anadolu’daki oylarını eritiyor. HDP yüzde 12’lerde olursa, MHP yüzde 19’lara ulaşırsa, AKP tek başına iktidar kuramıyor. Dolayısıyla başkanlık da hayal.MHP’nin yükselişi, çözüm sürecine destek azalıyor şeklinde okunabilir mi?Hiç sanmıyorum. Tam tersine, artıyor diye düşünüyorum. İnsanlar çatışma olmamasından, çocukların ölmemesinden çok hoşlanıyor. İnkar politikasının sokakta iflas etmeye başladığını görüyoruz. Ama çatışma yeniden kamplaşmayı yaratabilir. Ve dikkat edelim, hep bu kamplaşmadan oy almaya çalışıyorlar. Buna izin vermemek lazım.Süreç toplumsal desteğini yitirmiyorsa, AKP neden oyların MHP’ye gitmesini çözüm süreci üzerinden önlemeye çalışıyor?Ekonomideki gidişattan yolsuzluklara bir sürü alanda çok ciddi sorunlar yaşanıyor. İktidarını kaybediyor. Dolayısıyla oy kaybını milliyetçilik üzerinden korumaya çalışıyor. Çünkü iki puan bile o kadar önemli ki. Sadece hükümet olma değil kafasındaki, var olma-yok olma meselesi olarak görüyor… İki ay önce Berlin, Frankfurt ve Paris’teydim. Batıdaki Tayyip Erdoğan ve AKP algısı, Saddam Hüseyin algısına dönüşmüş. Dünya liderliğinden, “Oyum bana yeter”e geldik. Değerli yalnızlık deniyor... “Evimde tek başıma otururum, komşularla konuşmam” diye bir dünya yok. Su alamazsın, ekmek alamazsın, çocukların dışlanır. Yaratılan algılar patır patır dökülüyor. Abdülkadir Selvi’nin “Büyü bozuluyor” dediği işte bu. Ki, bu adam en yandaş adamlardan biri. O cephede de bir çatışma var. İki farklı eğilim görüyoruz. Yeni Şafak başka bir tavır alıyor, Sabah gazetesi başka. Dindar kökenli kesimlerle, dindar kökenli olmayıp bu işten rant sağlayan kesimler arasındaki çatışma gibi gözüküyor bana.Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, “Cumhurbaşkanımızın sözleri bizim için talimattır” dedi. Öte yandan, sürecin seçimlere kadar dondurulacağına ilişkin yorumlar da var. Sizce, çözüm süreci bu gelişmelerden nasıl etkilenir?Bence bu seçime kadar böyle gidecek. Benim büyük korkum, bir çatışma ortamı yaratılması ve HDP’nin yeniden marjinalliğe doğru itilmesi.Böyle bir strateji mi var?Bence var. Böylece AKP, kendi milliyetçi oylarına yeniden kavuşacak. Ne kadar gözü kara davranabilirler, onu bilmiyorum.İTTİHATÇI YÖNTEMLER BUGÜN DE KULLANILIYORÜlkenin edebiyat, kültür sanat iklimi cephesinde nasıl bir fotoğraf var? Gelişmeler bu alana nasıl yansıyor?Özellikle tiyatro, sinema alanında olumsuz örnekler söz konusu. Edebiyatta bunu çok görmüyoruz çünkü oturuyoruz, kitabımızı yazıyoruz. Ve böyle dönemlerde daha iyi romanlar üretilir! Direniş romanları, baktığımızda dünyada hep böyle olmuştur. Sorun bence sanatçının boyun eğmemesi, bağımsız olması. Bu dönem eğer sanatçının ahlakından söz edeceksek, bunun adı iktidardan bağımsız olmaktır. Sözünü korkmadan söylemesidir. Bu ülkede bir zulüm varsa, bu ülkede yanlış giden bir şey varsa bir sanatçı olarak bunun karşısında durmak hem gündelik hayatta, hem politik hayatta, hem de elbette yazdıklarımla karşısında olmak benim vicdani ve ahlaki sorumluluğum. Kimseye “bunu niye yapmıyorsunuz” deme hakkına sahip değilim ama kendi adıma bunu yapmazsam bir şeylerin eksik kalacağına inanıyorum.“Bir polisiyeci olarak iki ‘derin’den etkileniyorum. Bir tanesi ülkenin derin tarihi ve kültürü, diğeri de ülkenin derin devleti” diyorsunuz. Son romanınızın bahsettiğiniz ikinci “derin”e; İttihat ve Terakki üzerine olduğunu biliyoruz. Neden İttihat Terakki? Güncele de değdiği için mi?Evet, bugüne inanılmaz benziyor. İttihat ve Terakki bir özgürlük hareketi olarak doğup, giderek despotik bir yapıya dönüştü. Dolayısıyla bazı açılardan bugüne çok benziyor. AKP’liler diyorlar ki “biz ittihatçı değiliz!” Ama şu an bence tam da ittihatçı yöntemler kullanılıyor. Bir yandan İttihat ve Terakki’nin bütün bir tarihini vermek istiyorum ama başarabilirsem romanda şunu anlatmak istiyorum; bu ülkede her zaman devlet kutsal sayılıyor. Devlet kutsal sayıldığı için de, devlet için insan öldürmek, devlet için ölmek kutsal sayılıyor. Hayır, devlet kutsal değil, insan kutsal. Bundan kurtulmak lazım. Derin devletin kökü buralara kadar uzanıyor. Bu roman böyle bir hesaplaşma romanı.Okurlarla ne zaman buluşacak?Sonbaharda.ASIL MESELE BİRLİK OLUŞTURMA MESELESİİmzacılarından olduğunuz çağrı metninde, ‘Bu desteğin açıkça görülen kimi kararsızlıkların giderilmesine olumlu bir katkısı olacağını düşünüyoruz. Böylesi bir zemin, seçim sonrasında kurulacak, geliştirilecek ilişkiler açısından da önemlidir’ deniyor. Bu bağlamda Birleşik Haziran Hareketi’nin (BHH) kararını nasıl değerlendirdiniz?BHH pek çok siyasi partiden oluşuyor, genel eğilim de aslında bunu deklere etmemelerine rağmen HDP’yi destekleme yönünde. Ama o hareketin içindeki bazı gruplar HDP ile işbirliği içine girilmesini, destek verilmesini doğru bulmuyor. Bunu da anlayışla karşılamak lazım, Kendileri bilir, diyecek bir şey yok.Ülkemiz aydınlarının memleket meseleleriyle olan ilişkilerinde baskıların da kaynaklık ettiği bir mesafeden söz edilirdi. Sizce bu mesafe daralmaya başladı mı?Evet, itirazlar yükseliyor. Türkiye’de yaşanan otoriterleşme ve giderek yaşam hakkının gasbedilmesi ve bir yaşam tarzının dayatılıyor olması, özellikle de sanatçıysanız, bilim insanıysanız sıkıntı yaratıyor. Çünkü artık “Ben oyumu veririm ve kendi üretimimi yaparım arkadaş” durumu yok. Kendi üretimini de yapamaz duruma geliyorsun, artık herkes bunu hissediyor. Dolayısıyla insanlar seslerini duyurmaya başlıyor. Baskıya rağmen, daha etkin ve giderek daha cesur bir biçimde ve çok değişik kesimlerden karşı çıkılıyor.Bence burada asıl meselemiz, bu olumsuzluğu yaratan yapıya karşı birlik oluşturma meselesi. Ben o açıdan İç Güvenlik Yasası’na karşı parlamentoda HDP, CHP ve MHP’nin ortak bir tavır almasını çok değerli buldum. Dolayısıyla haklısınız, giderek daha cesur oluyoruz ama yeterli değil daha fazla cesaret lazım. Mesela HDP’ye desteğin altına çok daha fazla ismin imza atması lazım, keşke kendisini Kemalist diye tanımlayan insanlar da burada olabilselerdi. Çünkü bu hepimizin yararına...AKP-ORDU YAKINLAŞMASI ÇOK TEHLİKELİBir çatışma ortamı yaratılmasından kaygı duyduğunuzu söylediniz. Son dönemde AKP yanlısı medyada bu kaygınızı besleyen “seçim öncesi provokasyon olacak” yönünde haberler yapılıyor. Provokasyon söyleminin iktidar tarafından bu kadar dillendirilmesini siz nasıl okuyorsunuz?Bunlar olabilir ve beni korkutan o açıkçası. Geçtiğimiz hafta Adımlar Dergisi’nde bombanın patlaması da manidar. Saldırıyı yeni bir örgüt sahiplendi, kimdir bilmiyorum. Bu tür şeyler olabilir maalesef. Sorun buna meydan vermemek. Sadece Kürt hareketi değil, Türkiye’deki demokratik kamuoyunun buna meydan vermemesi gerek. Ne olur bilemem ama böyle bir süreç -AKP’nin tümüyle bu süreç içinde yer alacağını da açıkçası düşünmüyorum-, seçim öncesinde böyle bir karanlık dönem çok korkunç olabilir.Tam da burada, asker-AKP/Erdoğan ilişkisini soralım. Zira, Erdoğan’ın Harp Akademilerinde yaptığı konuşmada Balyoz ve Ergenekon davaları için “kandırıldık” demesi, ardından Genel Kurmay Başkanı’nın, Öcalan’ın Newroz mesajındaki “Eşme ruhu” vurgusuna yönelik sert açıklaması ve Dağlıca’daki çatışma gibi arka arkaya gelen gelişmeler dikkat çekici. AKP’nin askerle ittifak içine girdiği yorumlarına katılıyor musunuz?Evet, yıllardır “ordunun vesayetini kaldırdık, orduyu siyasetten uzaklaştırdık” diyen Sayın Cumhurbaşkanı, orduya yakınlaşma çabası içinde. Bu çok tehlikeli çünkü bu Türkiye demokrasisi açısından özlenen bir şey değil açıkçası. Kürt hareketinin şu noktada çok çok dikkat etmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü dediğim gibi, öyle bir ortam yaratılmak isteniyor.CHP ULUSALCI OYLARI KAYBETMEK İSTEMİYORSizce Demirtaş’ın gerek grup toplantısında, gerek daha sonra İstanbul Newrozu’ndaki vurgusu, ‘AKP-HDP işbirliği yapıyor’ propagandasını kırdı mı?Kırıldığını düşünüyorum. Bunu yine kullananlar olacaktır ama çok kullanamayacaklar. AKP içindeki çatışmanın da bir olumlu tarafı varsa, bence budur. AKP sürekli “İmralı ile Kandil arasında çatlak var” diyordu. Ama ortaya çıkıyor ki, orda çatlak yok, tek ses var. Hatta Demirtaş, “Heyetten de vazgeçiyoruz, yeter ki süreç bozulmasın” dedi. Bu çok değerli ve doğru bir hamle... Ne oldu? AKP tutarsızlığa düştü. Ben Demirtaş’ın şahsiyetine güveniyor ve inanıyorum. Ve işbirliği olabileceğine ihtimal vermiyorum, o yüzden de destek veriyorum zaten.Demirtaş vurgunuz öne çıkıyor. Neden Demirtaş?Çünkü şeffaf, gördüğüm, bildiğim bir insan. Abdullah Öcalan cezaevinde. Bir müzakere yürütüyor, ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Siyasi partilerin bilgilendirilmemesi çok yanlış. Şeffaf olması lazım. Bir yere kadar olabilir ama ondan sonra “Şu şu konuları görüştük, şöyle kararlar aldık” denmesi lazım. Dolmabahçe’de açıklanan 10 maddenin altına imzamı atarım. Türkiye’deki her demokrat insan da bunun altına imza atar. Adam ne özerklik diyor, ne bağımsız Kürdistan diyor, ne silahlı mücadele diyor. Demokratik Türkiye’den bahsediyor. Buna MHP’nin de imza atması gerekiyor, çünkü eşit vatandaşlık ve demokratik anayasa temelinde güçlü bir ülkemiz olacak.MHP’nin de imza atmasını beklediğiniz gerek 10 madde, gerekse genel olarak çözüm süreci karşısındaki CHP’nin pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Bir sosyal demokrat parti olarak bu meseleye asıl sahip çıkması gereken onlardı. Fakat ne yazık ki, bir dönem CHP’de ulusalcıların etkin olması... Bugün CHP yönetiminin ulusalcı olduğunu zannetmiyorum ama ulusalcı oyları kaybetmeme gibi bir kaygıları olduğunu düşünüyorum. O yüzden çok net bir tavır içine giremiyorlar. Ben “beyaz Türk” diye bilinen pek çok CHP’li ile konuşuyorum, “HDP’ye oy vereceğiz” diyorlar. Diyeceksiniz ki, “Bunun halkta ne kadar karşılığı vardır?” Onu bilemiyorum ama yine de önemli bir veri olduğunu düşünüyorum. Burada etkili olan bir, PKK’nın silahlı mücadeleyi/çatışmayı bırakmış ve insanların ölmemiş olması; iki, Demirtaş’ta somutlanan HDP’nin Türkiye partisi olması, talepleri geniş çerçevede ele alması. HDP laik bir parti ve kadınlara en fazla kontenjan sağlayan parti. Kobani’ye baktığımızda Kürt kadın savaşçılarını görüyoruz. Bu seküler sistem savunmasında önemli bir simge. Bana göre de Kürt meselesinin çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı bir çözüm değil. Hem coğrafi olarak değil, hem bölgesel olarak değil. Kürt hareketine düşen, bütün kışkırtmalara rağmen asla bir çatışma ortamına girmemesi, hakikaten samimiyetle barış istediğini bir kere daha insanlara göstermesi, kafalardaki ön yargıları paramparça etmesi. Bu şekilde, HDP ilerde Türkiye’nin ana muhalefet partisi olabilir.BAĞCILAR’DAN ALINAN OY, KADIKÖY’DEN ALINACAK OYDAN DAHA DEĞERLİYapılan anketlerin birçoğuna göre HDP barajı aşıyor. HDP’yi yüzde 12 bandında gösterenler de oldu. Sizce bu bir algı operasyonu olabilir mi?Bence buradan çıkan asıl mesaj, HDP ve HDP’yi destekleyenlerin “barajı geçtik” diye bir düşünce içinde olmaması lazım. Her oy değerlidir, her oya ihtiyacımız var. Seçim sandıklarını korumak önemlidir. Seçim propagandaları doğru bir şekilde yürütülmelidir. Çünkü bizde şöyle bir şey var, kendi festivalimiz, kendi yarattığımız gürültü bizim gözümüzü boyayabilir. Buna aldanmamak lazım, o nedenle daha çok oy getirecek adımlar atılması lazım.O oy nasıl elde edilir? Türkiye partisi olma iddiasının altı sizce nasıl doldurulmalı?Birincisi, gerçekten Türkiye’nin sorunlarını içermesi. İkincisi, oy getirecek insanları bulmak lazım.Adaylar için mi söylüyorsunuz?Tabii, mesela Mir Dengir Fırat, Celal Doğan gibi. Başkalarını bilmiyorum ama bu insanlar ezber bozan insanlar. Bu insanlara gitmek lazım. Kim varsa onlarla konuşmak lazım. Geleneksel oy toplama yöntemlerini kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Yapacağımız büyük mitingler önemli ama oy için miting yeterli değil. ÖDP’yi düşünün, “aşkın ve devrimin partisi, bakın özgürlük rüzgarı esiyor, herkes bayılıyor.” Ne oldu? Hayır, herkes bayılmıyor. Çok küçük bir kesim, yüzde 1’lik, yüzde 2’lik küçük bir kesim. Aldatmaca, yanılsama dediğimiz şey bence burada gizli. Evet, sosyalistler oy oranları düşük olmasına rağmen çok aktifler. Hayatın her alanında mobilize oluyorlar, doğru eylemler yapıyorlar, fedakarlar, bunu yapabiliyoruz ama buna aldanmamak lazım. Bu, kendi eylemimizde sarhoş olmak, kendimizi kandırmaktır. Bu da çok değerli, yani sosyalistlerin propaganda çalışması sırasındaki akıllıca eylemleri çok değerli. Ama asıl değerli olan yüzde 10 barajını aşmak ve halkın oylarını almak. Bunun için de Bağcılardan, Sultanbeyli’den alınan oy, Beşiktaş’tan veya Kadıköy’den alınan oydan daha değerli.Neden daha değerli?Çünkü buralardan oy zaten gelir. Yani CHP’nin bir kesiminden gelir. Bu kolay. Onlar kendiliğinden verir zaten. Konuştuğum, yıllardır CHP’ye oy veren arkadaşlarım oyunu iki sebepten HDP’ye vereceğini söylüyor. Bir, HDP’nin barajı aşması AKP’yi geriletecek; iki, CHP’ye de bir ders vermek istiyorum. Çünkü HDP güçlenirse CHP daha çok sola gider. Yani son derece mantıklı insanlar, görüyorlar. Ama bu insanların sayısı belli. O yüzden asıl yoksul insanlara gitmek gerek. Sadece AKP’ye veren Kürtlere değil, Türklere de.Serpil İLGÜN / Evrensel
Reklam