onedio
Bir Tencere Aşure Yüzde 57 Zamlandı
Kuraklık ve don nedeniyle başta kuruyemiş ve bakliyata gelen zamlar bir tencere aşurenin de maliyetini artırdı. Geçtiğimiz yıl ekim ayında 10 kişilik aşure 19 TL'ye mal olurken, bu yıl fiyat 30 TL’ye yaklaştı. Aşure bir yılda yüzde 57 zamlanmış oldu.Bu sezon tarımsal üretimi hem don hem de kuraklık vurdu. Özellikle kuruyemiş ve bazı bakliyatlarda fiyat, beklentilerin üzerinde arttı. Bu durum, aşure için alışveriş yapan bir ailenin de masraflarını artırdı.Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin her ay hazırladığı market fiyatları verileri üzerinden hesaplandığında bir tencerede 10 kişilik aşure hazırlamak için gereken malzemeler geçtiğimiz yıl 19 TL iken bu yıl 29,9 TL’ye yükseldi, zam yüzde 57 oldu.En fazla zam yüzde 132 ile kuru kayısıda, bunu yüzde 110 zam ile fındık ve yüzde 46 zam ile pirinç izliyor. Fiyatı düşen ise yüzde 19 ile kuru üzüm.Türkiye’de kayısının başkenti Malatya’nın Ticaret Odası Başkanı Hasan Hüseyin Erkoç’a göre, yaşanan don 100 yılda bir gelen bir afetti, fiyatlar yeni hasad dönemine yani eylüle kadar yüksek kalır. Al Jazeera’ye konuşan Erkoç, fiyatların dondan önce de üretici açısından çok çok düşük olduğunu belirtiyor, şu andaki fiyatları da tüketici açısından yüksek buluyor. Erkoç’a göre orta yolun bulunması lazım:“ Dondan önce üretici ciddi maliyet sorunları yaşıyordu. Üretici yıllardır mağdurdu, emeğinin karşılığını alamıyordu. Kayısı fiyatı ortalama kilo 14 TL olmalı. Kuru üzümde ise geçen yıl hiç ürün yoktu. Bu yıl üretim bol olunca fiyat düştü.”Sağlıklı yaşam trendi kuruyemişe talebi artırıyorTüm Kuruyemiş Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜKSİAD)’dan Proje Yöneticisi Ceren Topçu da yıllar içinde kuruyemiş tüketiminde artış olduğunu, bu yıl üretim daralınca fiyatların yükseldiğini anlatıyor:“Sağlıklı yaşamın öne çıkması, diyetler... Pazarda son beş yılda ortalama yüzde 10 büyüme gördük. İhracat da sürekli artıyor. Fiyatlar, arz talep dengesinden kaynaklanıyor. Tüketim artarken, üretim iklim şartlarının etkisiyle geriliyor. Bu yıl üretimde azalma oldu ama şirket cirolarında azalma yaşanmadı.”Tüketici farklı ürünlere yöneliyorAl Jazeera'ye konuşan Papağan Kuruyemiş Yönetim Kurulu Başkanı Kani Emekçi'a göreyse kuraklık, don, sel gibi rekolteyi etkileyecek olumsuz gelişmeler olmaz ve ürünlerde iyi bir rekolte elde edilirse, fiyatlar geriler, aksi takdirde fiyatlar yükselir:'Meteorolojik olayların etkisiyle; geçen yıldan kalan stokların azalması ve bu yıl da rekoltenin düşmesi nedeniyle kuruyemiş hammadde fiyatlarında ciddi artışlar meydana geldi. Fiyat artışları, bazı ürünlerde yüzde 100’e varan oranda gerçekleşti. Son tüketici nezdinde baktığımızda da ürünlerde yüzde 20 ile yüzde 100 arasındaki oranlarda fiyat artışı gerçekleşti. Kayısı, fındık ve antep fıstığında yüzde 100’ü buldu. Kuruyemişte tüketim düşmedi ama farklı mahsullere yönelim söz konusu. Antep fıstığı veya fındık gibi ürünlere ilgi azalırken, örneğin yer fıstığında yüzde 25’e varan tüketim artışı meydana geldi. Yer fıstığında nispeten iyi bir rekolte gerçekleşti, fiyatı da diğer mahsuller kadar yükselmedi. Yine örneğin fiyatı daha makul sayılabilecek ay çekirdeğinde de tüketim artışı meydana geldi.'“Kuru fasulye fiyatı düşüyor, bakliyat-buğday düşmez”Hububat-Bakliyat Yağlı Tohumlar Birliği Başkanı Mahmut Aslan’ da bakliyat ve buğdayda bu yıl kuraklığın fiyatlarını yukarı çektiğini ifade ediyor. Al Jazeera’ye konuşan Aslan, bu yıl kuru fasulyede fiyatların düşmesini bekliyor amncak buğday ve bakliyatta ise mevsim etkilerinin fiyatları yükselteceğini düşünüyor.Enflasyonu gıda fiyatları yukarı çekiyorReis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis’e göreyse geçen yıl fiyatşar daha yüksek olabilir ancak son dört ayda fiyatlar düşmeye başladı. Reis, özellikle kuru fasulyede fiyatın yüzde 20 indiğini söylüyor;“Bu sene olumsuz hava şartlarıyla tarladaki bereket az oldu. Üretim az olunca da üreim maliyetleri arttı ama şu anda artışlar fazla değil. Örneğin nohut ve aşurelik buğdayda son dört aydaki artış sadece yüzde 5.”Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in enflasyon verilerinde ana harcama gruplarında gıda ve alkolsüz içecekler grubu yüzde 24.45'lik ağırlığa sahip. Ekimde ise bu grupta yıllık bazda artış yüzde 12.56 oldu, yıllık enflasyon oranı 96'yı aştı. TUİK hesaplamalarında kullanılan temel gıda maddeleri bir yılda yüzde 109 arttı.Kaynak: Al Jazeera
Kobanê'de İlaçları, Cephede Yaralananlar Kullansın Diye Halk Hastaneye Gitmiyor
Dayanışmanın hakim olduğu Kobanê’de yaşayanların temel talebi insani yardım koridorunun açılması.IŞİD ile Kürt güçlerinin çatışmalarının sürdüğü Kobanê'de yaşayan insanlar, zorunlu olmadıkça geceleri dışarı çıkamıyor. Zaten birçok insan yıkıntılar içindeki kentten göç etmiş veya burada hayatını kaybetmiş. Karasinek ve koku istilasındaki kentte yaşayan hayvanlar da aç ve susuz. Özgür Gündem muhabiri Ersin Çaksu , Kobanê'deki gözlemlerini anlattı.Ersin Çaksu’nun BBC Türkçe’deki “Kobanê'deki 50 günüm: Ölülerine ağlamayan kent” başlıklı haberi şöyle:Daha önce de gelmiştim buralara. Ama o zamanlar gördüğüm sivillerden birçoğunu artık göremiyorum. Kimi göç etmiş, kimi çatışmalarda hayatlarını kaybetmiş.Kentin doğu tarafı çatışmalar, havanlar, IŞİD militanlarının bomba yüklü araçlarla yaptığı saldırılar ve hava operasyonlarından dolayı enkaz görüntüsünde. Buralar bir zamanlar kentin varlıklı muhitlerindenmiş. Kentin güney tarafında ise yıkıntılar doğuya nazaran az olsa da, orası da viraneden farksız.Şehir savaşının verildiği Kobanê'nin doğu ve güney kesimindeki evlerin hepsi de açılan deliklerle birbirine bağlanmış. Artık hiçbir evin tek bir kapısı yok. Bu boş evlere girdiğinizde, hiç dışarı çıkmadan deliklerden ilerleyerek; bir evin salonundan öteki evin banyosuna, üçüncüsünün avlusundan komşu evin mutfağına geçerek, 4-5 sokak sonra kentin başka bir yerinden çıkıyorsunuz.Her sokağın başında delik deşik olmuş veya ters yatmış araçlar var. Uzunca bir zamandır temizliğin yapılmadığı kentte havaların soğumasıyla birlikte kokular biraz azalmışsa da, kent karasinek istilası altında.Kentteki sokak köpekleri ve kimi evcil hayvanlar açlık ve susuzluktan sefil haldeler. Artık silah seslerini kanıksamışa benziyorlar. Tavuklar ise silah seslerinden kulak zarları delinmiş olsa gerek, artık hiçbir sese tepki vermiyorlar.67 yaşında cephedePeki kentteki siviller ne yapıyor? Kentte bulunan sivillerin çoğu çocuklar, yaşlılar ve anneler. Yani çatışmaya gidemeyenler ya da gitmelerine izin verilmeyenler...Tabii bazı yaşlıların bu kuralı deldiğini de belirtelim. Mesela 67 yaşındaki Xelîl Osman . İki oğlu ile birlikte cephede direnen Osman, 'Gençler ölürken benim ölümden korkmamı mı bekliyorsunuz?' diye soruyor.Siviller, geceleri çok zorunlu olmadıkça dışarı çıkamıyorlar. Çıkmaları gerekiyorsa da genelde YPG'ye haber veriyorlar; YPG gönderdiği bir araç ve iki savaşçısıyla onları gidecekleri yerlere götürüp getiriyor veya işlerini görüyor. Bu da genellikle hastalık ve acil durumlarda gerçekleşiyor.Bir de sivillerin yaşadığı bölgelerde havan saldırıları veya başka tehditler olduğunda kısa süreli bir olağanüstü hal ile onların oradan tahliyesi ve yeni yerleşecekleri yerlere yerleştirilmeleri sağlanıyor. Bunun dışında geceleri pek hareket olmuyor.Evlerin içinde de geceleri hareketli bir hayat olduğu söylenemez. Havan topu saldırısı olur da toplu kayıp verilir endişesiyle, fazla toplantı olmuyor evlerde.Şu anda kentin güvenli bölgelerinde 4 bine yakın kişi yaşıyor. Oysa bir zamanlar 360 köy ve Kobanê merkezinde 400 bin kişi vardı.Kentte seyahat kolay. Yola çıktığınızda karşınıza çıkan ilk araç hemen yanınıza yaklaşarak 'İstediğin yere bırakayım' diyor ve istediğiniz yere götürüveriyor.Müthiş bir dayanışma ruhu var. Belki de bütün ağır saldırılara karşı 50 gündür Kobanê'nin düşmemesinin sırrı bu dayanışmada gizli.Dayanışma ruhuKentte artık her ev herkesin evi... Şu anda kimsenin kendi evinde yaşamadığını söylersek abartı olmaz. Daha önce köylerde yaşayan ve sadece ihtiyaçları için kente gelen birçok kimse şu anda artık 'şehirli'... Orada akrabalarının evlerinde yaşıyorlar. Daha önce şehirli olanların bir kısmı da büyük ihtimalle şu anda Til Şeîr, Suruç veya başka bir yerde kendi topraklarında göçmen hayatı yaşıyorlardır.Ev sahipleri, kış için stokladıkları peynir, konserve, reçel ve kurutulmuş sebzeleri ihtiyaç sahiplerine veriyor.Paranın değeri yokKentteki bazı evlerin kapıları açılıyor ve insanlar buralara yerleştiriliyor. Aynı zamanda kimsenin şahsi hiçbir şeyinin olmadığını ama herkesin de ihtiyaç duyabileceği birçok şeye ulaşma imkanının olduğunu söyleyebiliriz.Örneğin bir arabaya ihtiyaç duyulduğunda bir garajın kapısı açılıyor ve arabanın kime ait olduğu, plakası kanton yönetimi ve YPG tarafından daha sonra bedeli ödenmek üzere kayıt altına alındıktan sonra kullanılıyor.Kobanê'de geçim kaynağı tarım ve hayvancılığın yanı sıra kuyu kazıcılığıydı. Zira Fırat Nehri'ne 35 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen, Baas rejimi Kobanêlilerin kentlerine ve köylerine su götürmesine izin vermeyince halk da çareyi kuyu kazıcılığında bulmuştu.Bugün kentte hiçbir ticari aktivite yok. Para, altın ve değerli eşyalar da artık o kadar değerli değil.Kentte çalışan tek bir işyeri var; o da fırın. Buradan çıkan ekmekler de herkese dağıtılıyor. Diğer gıda malzemeleri de -ki bunların çoğu stoklarlardaki konserveler ve Kobanê'ye gönderilen yardımlardan oluşuyor- haftanın belli günleri herkese eşit bir şekilde şekilde dağıtılmaya çalışıyor. Tam bir komünal yaşam var.Kentteki aileler daha çok cephe arkası lojistik işleriyle uğraşıyor. Yakıt temini, araç ve jeneratörlerin tamiri (Bu arada kentte son bir buçuk yıldır elektriğin olmadığını hatırlatalım), yaralıların bakımı, cephedeki savaşçılara yemek yapmak, elbise dikimi, silah tamiratı, cephanelerin taşınması vs.'Ağlamayacağız'Gönüllülük temelinde herkes her işi yapıyor. Kentin mezarlığı şimdi çatışma bölgesi. Çatışmalarda yaşamlarını yitiren savaşçılar veya siviller kentte belirlenen bir yerde, fazla bir merasim yapılmadan gömülüyor.Mezarlıkta konuştuğum Xatûn isimli kadın, çatışmada yaşamını yitiren bir YPJ savaşçısını gömdükten sonra gözyaşlarını silerek, 'Şimdi ağlamayacağız. Gün ağlama günü değil. Kobanê özgürleşince iki defa ağlayacağım. Biri toprağa verdiğimiz evlatlarımız için, biri de onların mücadeleleri boşa gitmediği ve Kobanê özgürleştiği için sevinç gözyaşları olacak' dedi.Til Şeîr'deki durum daha kötü. Kobanê'nin doğusunda bulunan bu köyde sınır telleri ile tren hattı arasındaki mayınlı bölgede 5 bine yakın sivil var.IŞİD saldırıları başlayınca halk kurtarabildikleri üç-beş parça eşyayı alıp bu mayınlı bölgeye gelmiş. İlk geldiklerinde mayın yüzünden yaralananlar olduysa da, sonradan mayınsız bölgeye çekilerek yaşamayı öğrenmişler.Bazı ailelerin bütün üyeleri bir arada, bazıları ise ailenin bir bölümünü Suruç'a göndermiş. Kobanê ile Suruç arasındaki tek bağlantı telefonlar. Buradakiler oradakileri, oradakiler de buradakileri merak ediyor. Çünkü Suruçtakiler mülteci olarak hayatta kalmaya çalışırken, Kobanê'dekiler de IŞİD'e karşı savaşıyor.Kamyonet kasasında hayatTil Şeir'deki mayınlı arazide arabaların içinde, kamyonet kasalarında yaşayanlar var. Bulabilen çok az sayıdaki kişi de çadırlarda yaşıyor.Burada barınma imkanlarının olmamasının yanında su, yemek, temizlik, tedavi imkanları, temizlik ve tuvalet gibi ihtiyaçlar çok kıt. Burada görüştüğüm insanların çoğu 35-40 gündür banyo yapmadıklarını ve sıcak yemek yemediklerini dile getiriyor.Havaların soğumasıyla birlikte artık hastalıklar da başladı. Su ihtiyacı tankerlerle sağlanıyor. Ekmek ve gıdayı da Kobanê Kantonu hükümeti ve YPG karşılamaya çalışıyor.Mesela üç günde bir buradaki yurttaşlara un dağıtılıyor. Elli kilogramlık bir çuval un 5 aile arasında bölüştürülüyor. Diğer az sayıdaki konserve ve gıda malzemeleri de belirli aralıklarla dağıtılmaya çalışılıyor. Burada kime mikrofon uzatsanız, Türkiye'den yakınmalar işitiyorsunuz:'Suruç'ta bazı hayırsever insanlarımız bize ekmek ve eşya getiriyor, ama Türk askeri geçişlerine izin vermiyor. Bize burada kalmamamızı ve eşyalarımızı burada bıraktıktan sonra sınırı geçmemizi dayatıyorlar. Burada ölürüz ama toprağımızdan vazgeçmeyiz. Bize kendi topraklarımızda bir çare bulunsun.'Temel talepleri ise insani yardım koridorunun açılması. Konuştuğum birçok kimse köylerinden kaçarken sadece üstlerindeki kıyafetleriyle kaçtıklarını ve hiçbir şeylerini almadıklarını dile getiriyorlar.Daha önceki Kobanê ziyaretimde bazılarının evlerine de konuk olduğum bu insanların birçoğu köylerinde hali vakti yerine insanlardı.Ancak hepsi bir gece ya da bir sabaha karşı her şeylerini arkalarında bırakarak göç yollarına düştüler ve şimdi yardıma muhtaç durumdalar.Hemûdê Bekir isimli Kobanêli'ye daha önce Fırat Nehri'nin yanında küçük bir cenneti andıran Degirman köyündeki evinde konuk olmuştum.Bahçesinde birçok meyve ağacının bulunduğu o güzelim ev yerine şimdi Til Şeîr'de evi haline gelen traktör römorkunda ziyaret ediyorum. Gözleri yaşlı bir şekilde, 'Halimizi görüyorsun. Daha önce de gördün, şimdi de görüyorsun' diyebiliyor ancak.Doktora neden gitmiyorlar?Havada susuzluktan ya da çatışmalar nedeniyle telef olan hayvanların yaydığı koku var. Kentte beş hekim var, onlar da imkansızlıklar nedeniyle ancak pansuman yapabiliyor. Kentin üç hastanesi bombalandığından, bu beş doktor iki gözlü bir evde sağlık hizmeti veriyor.Til Şeîr'de hastalanan birçok kimseye 'Neden doktora gitmiyorsunuz?' diye sorduğumda verdikleri cevap, mücadelenin ortaklığını gözler önüne seriyor:'Bize bir şey olmaz. Zaten hastanede bir şey yok; olanları da biz harcamayalım. Çocuklarımız cephede savaşıyor, yaralanıyorlar. Ne varsa onlar için kullanılsın.'T24
Ideas Island: Girişimcilerin Fikirlerini Geliştirmesi İçin Ücretsiz Konaklamalı Adalar
Ideas Island; yaratıcı yazar ve profesyonel konuşmacı Fredrik Härén tarafından yaratılmış bir fikir olarak doğmuş. Fredrik Härén; insanların yalnız başına ve dış dünyadan bağımsız bir alanda daha yaratıcı olduklarını düşünerek 3 küçük adayı (Filipinler’deki Palawan Adası ile İsveç’te yer alan Vifarnaholme ve Svanholmen Adası) bu fikrini uygulamak için uygulama alanı olarak belirlemiş.Normal konaklamarda, ziyaretçilerden 1 haftalığına 1000 dolar konaklama ücreti alınmasına rağmen, ücret konusunda girişimcilerden herhangi bir talepte bulunulmadığını belirtelim.Konaklama süresi olarak genelde 1 haftalık bir zaman dilimi belirlenmiş. Bu süreden uzun konaklamak istemeniz halinde uygunluk durumuna göre sürenin uzatılabiliyor. Adaya 4-6 kişilik bir arkadaş grubuyla gelmeniz mümkün. Siz ve konaklamak istediğiniz arkadaşlarınız dışında adada başka kimse bulunmuyor. Yeme/içmenin ücretli olduğu adalarda, konaklama için bağış yapmak isteyen girişimcilerden alınan ücretler ise İsveç’teki evsizler için harcanıyormuş.Konaklamalar başvuru ile kabul ediliyor. Başvuruda bulunurken sizden bazı bilgiler isteniyor. Hangi fikir üzerinde çalıştığınız, neden bu adalarda kalmak istediğiniz gibi sorular soruluyor ve adalarda konaklamak isteyen girişimciler, bu başvurular arasından seçilerek belirleniyor.Amaçlarının iyi fikirlerin yaratılmasına yardım etmek olduğunu söyleyen Fredrik Härén; yalnız, rahat bir ortamda ve doğayla iç içe olunduğunda iyi fikirlerin daha kolay üretilebildiğine inanıyor.Türkiye’den bu adalarda konaklamak isteyen olur mu bilinmez ama bu adalara çok uzak olmayan girişimcilerden çokça başvuru alacağını tahmin edebiliriz. Giderek büyüyen şehirlerde, gürültü ve kargaşanın yarattığı yoğun yorgunluk hissinden uzak, bu gibi alanlarda yeni fikirler bulmak ve var olan fikirleri geliştirmek eminiz daha kolay olacaktır.Fredrik Härén’in inandığı gibi bu adalarda büyük fikirler filizlenir mi bilinmez ama günümüz girişimcilerinin istediği özel bir fikir alanının oluşmuş ve düşünülmüş olması ilerisi için umut verici.Webrazzi
Skolkovo City: Rusya Tamamen Girişimcilere Ayrılmış Bir Şehir Kuruyor
Silikon Vadisi her ayrıntısı, yapısı ve konumuyla büyük bir ilgi kaynağı. Teknolojinin, internet tabanlı girişimlerin artması, milyar dolarlık bir pazar oluşturmaları ile Silikon Vadisi oluşturmak isteyen ülkelerin sayısı ise her geçen gün artıyor. Ancak henüz tam anlamıyla başarılı olmuş bir tanesini bile görebilmiş değiliz. İşin özünde Amerika bile kendi içerisinde birçok deneme yapmasına rağmen ikinci bir Silikon Vadisi oluşturabilmiş değil.Rusya yine başka alanlarda yaptığı gibi konuya hakim bir giriş yaparak daha öncesinde Xerox ve SAP’de üst düzey yöneticilik yapan Igor Bogachev öncülüğünde tamamen girişimcilere ve yüksek teknolojiye odaklanacak bir şehir olan Skolkovo City’yi hayata geçirdiğini duyurdu.Skolkovo City projesi aslında yeni değil ilk temelleri 2010 yılında 3 milyar dolar yatırımla atılmış. Ancak şehirde girişimcilerin ve yeni şirketlerin kullanabilecekleri paylaşımlı ofislerin yapımı, MIT ile partnerlik anlaşması bulunan araştırma üniversitesi Skoltech University’nin geliştirilmesi ve diğer alt ve üst yapıların çalışmalarının tamamlanma hedefi olarak 2017 belirlenmiş. Ancak şehrin başkan yardımcısı  ve projenin başındaki isim Igor Bogachev geçtiğimiz hafta Silikon Vadisini ziyaret ederek birçok girişimciye ve şirkete resmi olarak Skolkovo City’e taşınmalarını teklif etmiş.Şehir 2020 yılında 1060 tane teknolojisti toplamda ise 20.000 nüfusa erişmeyi hedefliyor. Şehire gelip kendi girişimlerini kurmak isteyen şirketlere %75 oranında araştırma ve geliştirme desteği ile tohum yatırım imkanı sunuluyor.Igor Bogachev ise projeyi şöyle özetliyor: “Bilim adamları ve programcılardan oluşan bir ordu kurmak istiyoruz. En iyilerin olduğu ve bu en iyiler içerisinden yeni farklı projelerin çıktığı bir ekosistem kurmayı hedefliyoruz.”. Burada Bogachev’in de aktardığı konuya değinmek istiyorum, girişimden kastettiğimiz “e-ticaret” değil. Bogachev yeni bir sosyal ağ, e-ticaret sitesi gibi projelerle ilgilenmediklerini 5 alana odaklarını bunların bilgi teknolojiler, biyoteknoloji, uzay, nükleer ve enerji verimliliği üzerine olan projeler olduğunu aktarmış.Şehrin ve projenin temel taşlarından biri ise Skolkovo University. Kural olarak üniversitede Rus profesörler çalışmıyor ve okul araştırma üzerine yoğunlaşmakla birlikte MIT ile işbirliği yapıyor. Üniversite ücretsiz, bununla birlikte kabul ettiği öğrencilere burs yardımı yapıyor ve onları projelerde çalışmaya teşvik ederek şehirde kurulan girişimlere çalışan gücü takviyesi yapmayı hedefliyor.Bogachev, birebir Silikon Vadisi benzeri bir yapı kurmanın mümkün olmadığını her şehrin ve ortamın içinde farklı dinamikler barındırdığını ancak Sovyetlerden bu yana gelen çok sayıda bilim adamına sahip olduklarını ve bu kişilere inovasyonu aşılayarak bir ekosistem oluşturma hedefinde olduklarını aktarıyor.Skolkovo City’nin en beğendiğim yanı bizde internet girişimi denilince ilk akla gelen ve yaklaşık 10 projeden 6’sını oluşturan e-ticaret ve türevlerini odaklandığı alana almaması. E-ticaret, mobil teknolojilerin önemi ve ekonomisi tabi ki yadsınamaz ama diğer tarafta enerji verimliliği, biyoteknoloji ve bilgi teknolojileri neden ısrarla görmezden gelinir? Donanım ve yazılım bütünleşik uygulamalar neden yeterince teşvik edilmez veya özendirilmez? soruları bizim ülkemiz için aklıma geliyor.Tabi ki meselenin özü bir bina yapmaktan çok oraya nitelikli insanlar yetiştirebilmek, yerleştirebilmek ve sonuç alabilmek. Skolkovo City projesinin başına getirilen kişinin geçmişine baktığımızda bile projeye karşı bir güven oluşuyor.Ülkemizde de yapımı uzun süredir konuşulan ve artık belli bir noktaya geldiği söylenen Bilişim Vadisi projesi de aslına bakarsanız Skolkovo City ile benzer bir amacı taşıyor. Ancak geniş çerçeveden baktığımızda ülkemizdeki kuluçka merkezlerine ve girişim hızlandırıcıların çıkar(ama)dıkları şirketlere baktığımızda, vizyon olarak ve bütünlük olarak ciddi eksiklerimiz olduğunu ve bu işin içindeki bizlerin bile bu çeşit projelere inanmakta güçlük çektiğini söyleyebiliriz.Webrazzi
En Kapsamlı İklim Raporu Açıklandı: 'B Planı Diye Bir Şey Yok'
'İklim Değişikliği Hükümetlerarası Panel' 30 bin sayfalık değerlendirme raporunu açıkladı. Panelin başkanı; 'İklim değişikliği insanları yaşadıkları yerlerden edecek. B planı diye bir şey yok çünkü yaşayacağımız başka bir gezegen yok' dedi.Yeryüzünde uzun ve kısa vadedeki iklim değişikliğinin nabzını ölçen ve Birleşmiş Milletler ile Dünya Meteoroloji Örgütü'ne üye ülkelerden oluşan 'İklim Değişikliği Hükümetlerarası Panel'in (IPCC), 2007 yılında sunduğu raporun ardından 5. Değerlendirme Raporu, Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da düzenlenen basın toplantısıyla duyuruldu.Tivoli Kongre Merkezi'ndeki basın toplantısında konuşan BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, bir süre önce Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt ile Grönland'a gittiğinde buzulların erimesini ve iklim değişikliği sonuçlarını burada bizzat gözlemlediğini söyledi.Ban, 'Bilim adamı değilim ama dünya genelinde seyahat ediyorum. Gittiğim yerlerde, Amazon havzasında da Grönland'da da iklim değişikliğinin etkilerini görebildim. Eğer hemen ve kararlı şekilde harekete geçersek yaşanılabilir bir dünya imkânımız var' dedi.'B Planı yok çünkü başka gezegenimiz yok'Nobel ödüllü IPCC Başkanı Pachauri ise sera gazlarının düşürülmesi konusunda politika yapıcıların bu raporun sonuçlarından faydalanacağını umduklarını söyledi. Pachauri, 'Küresel ısınma çok açık, refah seviyesi korunarak alınabilecek önlemler var. İklim değişikliği gıda üretimini etkileyecek ve insanları yaşadıkları yerlerden edecek. B planı diye birşey yok çünkü yaşayacağımız başka bir gezegen yok' dedi.'İklim değişikliği geri döndürülemez şekilde devam ediyor'Raporda, yaşanan iklim değişikliğinin artarak ve geri döndürülemez şekilde devam ettiği belirtilerek, etkiler ve değişimin yavaşlaması için yapılması gerekenler irdelendi.Raporda, gözlenen değişiklikler, nedenleri, gelecekteki iklim değişiklikleri ve etkileri, uyum için izlenecek yol ve sürdürülebilir kalkınma gibi konulara yer verilirken küresel ısınmadaki insan etkisinin açık ve net olduğu, insan kaynaklı sera gazları emisyonlarının tarihteki en yüksek seviyede olduğu vurgulandı.1950'den beri gözlenenlerin daha önce olmamış değişimler olduğu kaydedilen raporda, atmosfer ve okyanusların ısınmakta olduğu, kar yağışı ve buzul miktarının düştüğü ve deniz seviyesinin kayda değer şekilde yükseldiği belirtildi.İnsan kaynaklı sera gazları salımını, ekonomi ve nüfus yoğunluğundan kaynaklı olarak endüstri çağı öncesinden artmakta olduğu ancak şimdi hepsinden daha yüksek olduğu vurgulanan raporda, atmosferdeki karbondioksit, metan ve nitrikoksid birleşiminin 800 bin yılda yaşanmamış düzeyde olduğu kaydedildi.Gelecekteki risklerRaporda, süren sera gazları salımının iklimin tüm bileşenlerinde daha ileri düzeyde ısınma ve uzun süreli değişikliklere neden olacağı, geri dönüşü olmayan etkileri olacağı, iklim değişikliğini yavaşlatmak için gaz salınımlarının sürekli ve sağlam bir şekilde düşürülmesini gerektiğinin altı çizildi.900 bilimadamı çalıştıIPCC raporu dünyanın her tarafından 900 bilimadamının katılımıyla hazırlandığını kaydetti.Birleşmiş Milletler ile Dünya Meteoroloji Örgütü'ne üye ülkelerden oluşan 'İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli (IPCC) beş ila yedi yılda bir dünyanın iklim sisteminin geldiği durum ile ilgili değerlendirme raporları hazırlayarak duyuruyor. Bu raporlardan ilki 1990, ikincisi 1996, üçüncüsü 2001 ve dördüncüsü 2007 yılında yayınlandı.Kaynak: Anadolu Ajansı
Reklam
Bütün Vergi ve Harçlara Yüzde 10 Zam
Ekim ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla vatandaşın 2015 yılında ödeyeceği vergi ve cezalardaki artış oranı da belli oldu. Trafikten çöpe, emlaktan taşıta, fiş almamadan iletişim vergisine kadar onlarca kalem vergi ve cezası yüzde 10,11 oranında artacak. Yeni artışlarla birlikte kırmız ışıkta geçmenin cezası 189 liraya, motorlu taşıtlar vergisi 537 liradan 591 liraya yükselecek.Vergi Usul Kanunu’na göre her yıl vergi artışları, Ekim ayında açıklanan 12 aylık Üretici Fiyat Endeksindeki artış oranında yapılıyor. TÜİK'in az önce açıkladığı rakamlara göre Eylül 2013 ile Eylül 2014 yılı ortalama 12 aylık ÜFE artışı yüzde 10.11 olduğu için 1 Ocak 2015’ten itibaren vergi ve cezalar bu oranda artacak. Ancak Bakanlar Kurulu'nun bu oranı yüzde 50 artırma yetkisi bulunuyor. Eğer hükümet bu yetkiyi kullanırsa vergi ve ceza artış oranları yüzde 10 değil, yüzde 15 olacak.Hürriyet’ten Aysel Alp , hükümetin artışı yüzde 10.11'de tuttuğu varsayımı altında 2015'in yeni vergi ve cezalarını hesapladı. İşte 1 Ocak'tan itibaren yürürlüğe girecek yeni vergi, cezalar ve harçlar şöyle oldu:MTV'lere zam1-3 yaş, motor hacmi 1300 cm3 ve aşağısı arabalar için ödenecek MTV, 54 liralık artışla 537 liradan 591 liraya;  aynı yaş grubunda motor hacmi 1301-1600 cm3 arası olanların MTV'si 859 liradan 945.8 liraya; 1601-1800 cm3 arası olanlar 1.514 liradan 1.667 liraya; 2000-2500 motor hacmine sahip olanların ise 3578 liradan 3.939 liraya çıkacak.7-11 yaş aralığında motor hacmi 1300 ve altında olanların MTV'si 210 liradan 231 liraya; motor hacmi 1600-1800 aralığında olanların vergisi 698 liradan 769 liraya; 2000-2500 motor aralığındakilerin ise 1623 liradan 1787 liraya ulaşacak.Lüksün vergisi 21 bin 516 lira olacakEn yüksek MTV'yi ise 1-3 yaş aralığında ve motor hacmi 4000 m3 ve üzeri olan lüks araçlar ödemeye devam edecek. Onların vergisi 19 bin 541 liradan  21 bin 516 liraya yükselecek.Bu gruptaki en eski araçların vergisi, 16 yaş ve üzeri,  ise 1514 liradan 1667 liraya çıkacak.Pasaportlar da arttıPasaport harçları 6 aya kadar olanlar  için 96 liradan 105.82 liraya, 1 yıl için 140,5 liradan 154.7 liraya 2 yıl için olanlar 229.30 liradan 252.48 liraya çıkarıldı. 3 yıldan fazla süreliler için de 458.70 liradan 505 liraya yükseldi.    Kırmızı ışıkta geçene yanında ehliyeti olmayana 189 lira- Kırmızı ışıkta geçmenin; tescili yapılmadan trafiğe çıkmanın; sürücü belgesi yanında olmadan araç kullanmanın, resmi plaka şeklinde plaka taktırmanın, diğer sürücüleri rahatsız edecek far taktırmanın cezası 172 liradan 189 liraya çıkacak.Alkollü araç kullanan 1609 lira- 0.5 promilin üzerinde alkollü olarak özel araç kullanan sürücülere ilk yakalanmalarında 727 lira olarak kesilen cezanın miktarı 800 liraya; 2.defada kesilen 911 liralık ceza 1003 liraya; 3 ve üçten sonrası için 1462 lira olan ceza 1609 liraya yükselecek.Muayeneyi geçiren, tepede hızını düşürmeyen- Muayene süresini geçiren; 11 yaşını doldurmadan bisiklet, 13 yaşını bitirmeden motorsuz taşıt kullanan; trafik levhalarına uymayan; kavşağa, dönemece, tepe üstüne yaklaşırken hızını düşürmeyenlere; konvoy halinde araç kullanırken takip mesafesine uymayanlar kesilen ceza 80 liradan 88 liraya yükselecek.Engellinin yerine park edenler- Taşıt yolu üzerinde engelli araçları için ayrılan yerlere park eden sürücülere kesilen ceza tutarı 160 liradan 176 liraya yükselecek.- Uyuşturucu veya uyarıcı madde alarak araç kullanmanın cezası 3.741 liradan 4.119 liraya çıkacak.- Hız sınırlarını yüzde 10 ila yüzde 30 aşmanın cezası 172 liradan 189 liraya; yüzde 30'dan fazla aşmanın cezası 356 liradan 392 liraya yükselecek.Bacadan çıkan dumana dikkat!- Egzoz ölçümü yaptırmayan motorlu taşıt sahiplerine 875 lira yerine 963 lira; egzozu bozuk olduğu için emisyonu fazla olanlara 1755 lira yerine 1932 lira ceza kesilecek.- Isıtılan konutların bacasından, yönetmelikte belirtilen dışında emisyon çıkması halinde, her bir konut için kesilen ceza 523 liradan 576 liraya yükselecek.Komşusunu rahatsız edene 771 lira, dolmuşta sesi fazla açana 2 bin 321 lira- Standartlara aykırı şekilde gürültü yapan komşunun 700 lira olan cezası 771 liraya; eğlence yerleri başta olmak üzere fabrika ve şantiyelerde gürültünün cezası 21.115 liradan 23 bin 250 liraya çıkacak.- Ulaşım araçlarında gürültü yapan, yüksek sesle müzik açanlara kesilen 2108 liralık ceza 2.321 liraya yükselecek.Vatandaşa 9 milyar ceza kesilecekHükümetin hazırladığı 2015 Bütçe Tasarısına göre, önümüzdeki yıl vatandaşa kesilecek toplam ceza tutarı yüzde 13 artarak 8.9 milyar liraya çıkacak. Bu cezanın 3,7 milyar lirasını vergi cezaları, 2,7 milyar lirasını trafik cezaları, 1,8 milyar lirasını çevre ve karayolu taşımacılığı gibi idari para cezaları, 520 milyon lirasını yargı cezaları ve 202 milyon lirasını da diğer cezalar oluşturacak.Aysel Alp | Hürriyet
Enflasyon 9 Ayın Zirvesinde
Ekim ayında enflasyon aylık bazda 1,90 artışla dokuz ayın en yüksek seviyesine çıktı.Ekim ayı enflasyon rakamları açıklandı. Ekimde Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde1,90, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 0,92 arttı. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 8,96, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 10,10 oldu.Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık %1,90 arttıTÜFE'de (2003=100) 2014 yılı Ekim ayında bir önceki aya göre %1,90, bir önceki yılın Aralık ayına göre %8,45, bir önceki yılın aynı ayına göre %8,96 ve on iki aylık ortalamalara göre %8,65 artış gerçekleşti.Aylık en yüksek artış %9,95 ile giyim ve ayakkabı grubunda gerçekleştiAna harcama grupları itibariyle 2014 yılı Ekim ayında endekste yer alan gruplardan konutta %2,94, gıda ve alkolsüz içeceklerde %2,65, lokanta ve otellerde %0,86, çeşitli mal ve hizmetlerde %0,74 artış gerçekleşti.Aylık en fazla düşüş gösteren grup %0,18 ile ulaştırma olduAna harcama grupları itibariyle 2014 yılı Ekim ayında endekste düşüş gösteren bir diğer grup ise %0,10 ile haberleşme oldu.Yıllık en fazla artış %14,34 ile lokanta ve oteller grubunda olduTÜFE'de, bir önceki yılın aynı ayına göre gıda ve alkolsüz içecekler (%12,56), sağlık (%9,91), çeşitli mal ve hizmetler (%9,14), giyim ve ayakkabı (%8,83) artışın yüksek olduğu diğer ana harcama gruplarıdır.Aylık en yüksek artış %2,90 ile TR22 (Balıkesir, Çanakkale)'de olduİstatistiki Bölge Birim Sınıflaması (İBBS) 2. Düzey'de bulunan 26 bölge içinde, bir önceki yılın Aralık ayına göre en yüksek artış %9,77 ile TR22 (Balıkesir, Çanakkale) bölgesinde, bir önceki yılın aynı ayına göre en yüksek artış %10,32 ile TRC2 (Şanlıurfa, Diyarbakır) bölgesinde ve on iki aylık ortalamalara göre en yüksek artış %9,37 ile TR31 (İzmir) bölgesinde gerçekleşti.Ekim 2014'te endekste kapsanan 432 maddeden; 62 maddenin ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 302 maddenin ortalama fiyatlarında artış, 68 maddenin ortalama fiyatlarında ise düşüş gerçekleşti.memurlar.net
Reklam
Memura, Emekliye Asgari Ücretliye Yüzde 3 Zam
2015 yılı memurlar, emekliler, asgari ücretliler ve kamu için zor geçecek. 2015 yılı programına göre, memura, emekliye ve asgari ücretliye gelecek yıl verilecek zam yüzde 3'ü geçmeyecek. Kamu da tasarruf önlemlerinden payını alacak. Kırtasiyeden, temizliğe kadar tüm alanlarda kamuda tasarruf geçerli olacak.ASGARİ ÜCRETLİYE 3+3Bakanlar Kurulu'nun 2015 yılı Programı kararı Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayınlandı. Buna göre, halen brüt 1.134 TL düzeyinde olan asgari ücret için gelecek yıl yüzde 3 artı 3 zam verilmesi planlanıyor. Asgari ücret, işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirleniyor ve aralık ayı sonunda açıklanıyor. Bu nedenle programda yer alan oranlar kesinlik taşımıyor, ancak hükümetin bu konudaki hazırlığını göstermesi açısından önem taşıyor.DİĞER ÜCRETLİLER İÇİN DE ZOR GEÇECEKProgramda yer alan bilgilere göre, SSK ve Bağ-Kur emekli aylıkları da benzer bir şekilde artırılacak. Bu kapsamda SSK ve Bağ-Kur emekli aylıkları ocak ve temmuz aylarında sırasıyla yüzde 3.45 ve yüzde 3.63 oranında artırılacak.Memurlar için de Memur-Sen'le yapılan toplu sözleşme kapsamındaki hükümler geçerli olacak. Bu çerçevede memur maaşları ve memur emekli aylıkları 2015 yılının Ocak ayında yüzde 3 ve Temmuz ayında yüzde 3.63 oranında artacak. Yüzde 3'ün üzerine gelen 0.63 ise enflasyon farkı olarak memur ve emekliye verilecek.HER YERDE TASARRUFKamu da sıkı tasarruf tedbirlerinden payını alacak. Bu çerçevede, savunma ve güvenlik giderlerinde reel artış yapılmayacak; buna karşılık kırtasiye ve büro malzemesi alımları, temizlik hizmetleri, temsil, tanıtma ve personel taşıması hizmetlerinde tasarrufedilecek. Bununla birlikte, 2015 yılı içerisinde özel okul desteği programı kapsamında 0,6 milyar TL harcama yapılacak. Ayrıca, 2015 yılında yapılacak genel seçimler nedeniyle siyasi partilere yardım için 0,5 milyar TL; genel seçim giderlerine yönelik olarak 0,3 milyar TL ödenek ayrılacak.Hacer Boyacıoğlu | Hürriyet
'Bakara Makara..' Lafını Ben Söylesem, Çoktan Linç Edilmiştim
Muhalif duruşuyla öne çıkan sanatçı Levent Üzümcü , Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından sansüre maruz kaldığını, medya yöneticilerine 'Bu oyunda Levent'i oynatırsam beni denetlemeye gelirler' korkusunun aşılandığını belirtiyor. Üzümcü, eski AB bakanı Egemen Bağış’a ait olduğu iddia edilen ve Kuran’la dalga geçilen ‘bakara makara‘ kaydını işaret ederek, “ Kitleler tarafından din düşmanı gibi tanıtılarak hedef gösteriliyorum. ‘Bakara Makara…’ lafını eden ben olsaydım, çoktan linç edilmiştim ” diyor.İşte Levent Üzümcü'nün Bugün muhabiri Dilara Tahmaz'a yaptığı o açıklamalar:Gezi Parkı eylemlerinde fazlasıyla ön plana çıkmıştınız. Muhalif tavrınız ve sert açıklamalarınızla devamı da geldi. Sizinle birlikte direnişe katılan birçok sanatçı arkadaşınızı ise ortalarda göremiyoruz. Sesi soluğu kesilen arkadaşlarınıza içten içe hiç kızdınız mı?Gezi direnişine benim camiamdan katılmayan bir tane bile sanatçı arkadaşım yok. Ancak içinde bulunduğunuz sistem sizi açlıkla, işsiz bırakma korkusuyla terbiye etmeye çalışıyor. Arkadaşlarımızı çok zor günler bekliyordu. Ya konuşmayacaklardı, ya önde durmamak zorunda kalacaklardı ya da para kazanacaklardı! Sistem böyle işliyor ve bunu meşrulaştırıyor.SESSİZ KALANI TARAF GÖRÜRÜMAma sizin de işsiz bırakılma ve aç kalma tehlikeniz vardı. Susmamayı tercih ettiniz. Bu her bakımdan bir cesaret meselesi değil midir?Bernardo Bertolucci’nin 1900 diye bir filmi vardır. Hikaye, İtalya’da 1900 yılında doğmuş bir toprak ağasının torunuyla, orada rençber olarak çalışan bir işçinin torunu arasında geçer. Zengin ve fakir ikileminden o yüzyıla bakar. Filmin sloganı şudur: ‘Senin olaylar karşısında sessiz kalman, aslında durumu desteklemendir!’ Ben insanların sessiz kalmasını taraf olarak görürüm. Sessiz kalmanın bedeli konuşmaktan daha ağırdır. Konuşmanın bedeli herkesin önünde ödenir. Susmanın bedelini yastığa başını koyduğunda, gece vicdanına ödersin. İnsanın kendi kendine ettiği kötülük daha başkadır.Ben bütün olup bitenleri gördüğü halde hâlâ rejimi dayatan partiyi destekleyen insanları hayatımdan çıkardım. Ne dersen de bunları bir komplo gibi gören, duvara anlatıyormuşsun gibi davranan, montaj olarak algılayan ya da ‘E ne yapalım? Elinin kiridir’ diyen insanların hayatımda yeri yok.YOLSUZLUK YAPANLAR DAHA MAHKEME YÜZÜ GÖRMEDİPeki açlıkla terbiye eden sistem nasıl işliyor? Hükümete karşı yaptığınız sert açıklamalar ana akım medyada size sansür olarak mı geri dönüyor?Medya kuruluşlarının sahiplerinin sadece gazeteleri yok. İnşaat şirketleri, gaz şirketleri de var. Devletle aralarında müthiş bir vergi ve denetleme ilişkisi var. Bugün her seçimden sonra dikkat edersen, gazetelerde rejimi dayatan parti aleyhine yazan gazetecilerden birkaçı seçimden sonra mutlaka iş bırakmak zorunda kaldı.RÜŞVETİN ADI HEDİYE OLDUBir arkadaşım, ‘Attığım bir tweet yüzünden 5. kez hâkim karşısına çıkıyorum’ diyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğunu yapanlar ise daha mahkeme yüzü görmedi! O davalar da düştü. Bunların hepsi olmamış oldu. Hem de adalet eliyle. Rüşvetin tanımı bile değişti. ‘Hediyedir bunlar’ dendi. Bunun bir bedeli olmayacak mı?DENETLENME KORKUSUNDAN BANA İŞ VEREMİYORLARNe çeşit sansürlerle karşılaşıyorsunuz? Mesela ‘Seni şu rol için düşünmüştük ama malum sebeplerden dolayı bundan vazgeçtik’ tarzı bir durum yaşadınız mı?Evet, yaşadım. Zaten bir değil, birkaç durum var ortada. Ama şunu söyleyebilirim ki; bu işlerin başındaki isimlerde ‘Eğer ben Levent’i oynatırsam beni denetlemeye gelirler’ korkusu var. Hiç kimse açıktan açığa emir vermiyor artık. ‘Sen ne yapacağını bilirsin’ diyorlar. Yani ‘Oto sansürü’ meşrulaştırdılar.SİSTEM SENDEN OTOSANSÜR YAPMANI BEKLİYORAltın Portakal’a da Reyan Tuvi’nin uğradığı sansür damgasını vurdu. Ardından da sanatçılar festivale katılan ve katılmayanlar diye iki gruba ayrıştı. Medya ve siyasetteki kutuplaşmanın Portakal’a da yansıdığını söyleyebilir miyiz?Bence söyleyemeyiz. Zaten bu sistem, sanatla ya da sanatçıyla bir arada yürünebilecek bir siyasi mekanizma değil ki. Sanatla uğraşan bütün birimlerin bunu bilmesi lazım. Sistem senden otosansür yapmanı bekliyor. Yani ‘Sen bu filmde nereyi keseceğini benden daha iyi bilirsin’ diyor. Kısacası kişiye 'Ben bu filmi çekersem ve Altın Portakal’a giderse geri döner mi acaba’ korkusunu aşılıyorlar.Bir sanat eserinin değeri seyircinin ilgisiyle ölçülür. Seyirci ona giderse yaşar, gitmezse ölür. Yani ticari bir bağlantı da vardır.Ancak şu açıdan bakacak olursak, Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini bugüne kadar maksimum kaç kişi izledi? Bu da bir ikilemdir. Çünkü ne olursa olsun o film çok önemli bir ödül aldı. Demek ki sen, bütün sanat eserlerini korumak kollamak zorundasın. Nuri Bilge Ceylan Cannes’da devlet eliyle öldürülmüş çocukları andı. Düşünsenize! Dönüp bir bakacaksın kendine; ben nerede hata yapıyorum, bu insanları neden mutsuz ediyorum diye düşüneceksin. Olayın temel sorunu şu; biz zamanın ucunda yaşıyoruz. Bütün canlılar, bütün evren aynı tanımlanan zamanı yaşıyor. Zamanı biz anlamlandırdık, bizim için bir şey ifade ediyor, bitkiler için değil. Ama zaten Tanrı da bir tek insan için anlamlı. Zamanın adını koyan, gördüğümüz her şeyin değerini zamanla ölçen yine biziz. Ama bizim yaşadığımız zamanda bizimle aynı zamanı yaşamayan insanlar var. Biz şu anda 2014 yılının ekim ayının son günlerini yaşıyor olsak da 1100 yıl öncesinde yaşayan insanlar var. Günümüzde Amazon topraklarında milattan öncesinin tekniğiyle yaşayan insanlar var. Kısacası herkes kendi zamanını yaşıyor.HEDEFLERİ BENİ DİN DÜŞMANI GÖSTEREREK LİNÇ ETTİRMEKAranızda 1600 yıl fark olan bir adamla aynı zaman diliminde yaşamanın zorluğuna ilaç olur mu demokrasi’ sözü de bu zaman algısına bir atıf mıydı? Oysa kitleler tarafından Hz. Muhammed’e hakaret olarak algılanmıştı…Evet bu söz çok konuşuldu. Hz. Muhammed’i kastettiğim söylendi. Böyle bir şey olabilir mi? İnsanların inançlarına böyle bir saygısızlık yapılabilir mi? Ben bunu lafın gelişi söyledim. Aynı zamanda yaşadığımız ama yüzyıllar öncesinin kafa yapısına sahip adamla aramda 1600 yıl mesafe var dedim. 1700 de diyebilirdim. Bir tane provokatör milletvekili çıkıp, ‘Peygamber efendimize küfür etti’ diyor. “Aramızda bu kadar mesafe olan insanlarla bir arada yaşamaya ilaç olur mu demokrasi” dedim. Yani ben bugün yaşayan insanlarla aramızdaki zaman ve algı farkından bahsederken beyefendiler benim başıma bir şey gelsin, devlet eliyle birileri bir şey yapsın diye bu sözümü çarpıttılar.HERKES KENDİ MEKKE'SİNİ PARİS'İNİ YAŞADIKatıldığınız bir programdan iktidar olduğu gece önemli sanayici ve iş adamlarını toplayıp ‘Bu saatten sonra ben size karışmayacağım siz de bana karışmayın’ diyen Putin’i Erdoğan’a benzetmiştiniz. Onun da çevresindekilerle böyle bir biat anlaşmasına girmiş olabileceğini mi düşünüyorsunuz?Bunu kendine sormak lazım. Biz hep algılanan üzerinden konuşmaya çalışıyoruz. Çünkü Türkiye’de, halkın isteğine dayalı bir durum varmış gibi algılanıyor. Yani, “Benim yaptıklarımı eğer millet istemezse zaten beni seçmez” durumu var. Ama Türkiye’de aynı zamanda bütün bu olup bitenlerden haberi olmayan yüz binlerce seçmen var. Devlet bir mekanizmadır. Hükümet onu yönetmek için oraya getirilir. Ancak Türkiye’de devlet kalmadı. Yalnızca rejimini dayatan bir parti var. Başka da hiçbir şey yok. Konuşan, derdini anlatmaya çalışan insanlar olsa da ölümle, parasız ve işsiz bırakılmayla tehdit ediliyorlar.Peki doğru olduğuna inandığım şeyi söylemek sadece bana mı düştü?Bu kadar mı kendi dünyanızda yaşayacaksınız? Herkes kendi küçük Mekke’sini Medine’sini, Paris’ini yaşadı ve saflarına çekildi. Peki nasıl bir arada yaşayacağız? Bu sazlar, davullar, zurnalar piyanolar, ne zaman ortak bir orkestrada güzel bir parça çıkaracaklar? Bu adamlar bu parçayı çıkaran adamı, Fazıl Say’ı yasakladılar. Sen böyle bir değeri nasıl yok sayarsın?TÜSAK DEVLETİN MİLYON DOLARLIK RANT KAPISI OLACAKSanat camiasında TÜSAK depreminin yaşandığı dönemdeyiz. Ankara Devlet Tiyatroları müdürlüğünden gelen son istifalarla ‘TÜSAK’ı beğenmeyen gitsin’ durumuna gelmiş gibi görünüyoruz. Sizin duruma bakış açınız nasıl?Kesinlikle ‘Beğenmeyen gitsin’ algısı yerleştiriliyor. Yıllardır bu durumu yürütebilmek için yetiştirilmiş, kıyıda köşede duran insanlar vardı zaten. Onlar da Türkiye sanatının sonunu getirecek olan birimleri, kişileri arayacaklar bulacaklar ve başa getirecekler. Bu sanat buldozerini üzerimizden geçirecekler. Devlet bizzat bu işe el atacak. İstemediği projeyi kabul etmeyecek, istediğini kabul edecek. Nasıl ki basın başta olmak üzere her alanda kendi yandaşını getiriyor. Sanat da buna benzeyecek. Devletin kendisiyle ilgili bütün sanat dallarını zapturapt altına almasının bir yoludur TÜSAK.Bir röportajınızda ‘Muhafazakar sanat olmaz, muhafazakar sanatçı olur’ demiştiniz. Devlet sizinle aynı görüşte değil galiba. TÜSAK’tan bu sonuç çıkabilir mi?Elbette. TÜSAK’la birlikte sanatsal yönden son derece niteliksiz eserleri sahnelemeye çalışacaklar. Gidişat bunu gösteriyor. Bununla ilgili çok büyük paralar alacaklar. Kimse denetleyemediği için de o paralar yok olacak.Maddi bir ranttan mı bahsediyorsunuz?Kesinlikle! Benim TÜSAK’tan anladığım devletin onay vermediği hiçbir şey olmayacak. TÜSAK’tan sonra Kafkas Tebeşir Dairesi oyununu oynayabilecek miyiz? Haktan adaletten bahseden, Arthur Miller’ın Cadı Kazanı oyununu oynayabilecek miyiz? Haksız yere içeri atılan insanların dramını anlatan oyunlar sahnelenebilecek mi?Bu insanlar tarih okumadıkları ve bilmedikleri için bilmiyorlar ama bu dönemler her zaman çok verimli dönemlerdir. Para tatlı gelecek ve insanlar gidip TÜSAK’a hoş gelen oyunları yapacak ama kazandıkları paralarla gidip yine bu sistemi eleştiren oyunları yapacaklar. İşte farkında olmadıkları bu. Para korkudan insanı susturabilir ama kişi yine bildiğini okur.Tüm bu kargaşa arasında hiç çuvaldızı kendinize batırdınız mı? Bir sanatçı olarak çoğunluğun zihnini aydınlatmak için üzerinize düşen her şeyi yaptığınıza inanıyor musunuz? Belki diliniz ağır geliyor, belki de her kesim sizi anlamıyor…Hayır, benim her kesim tarafından anlaşılmak gibi bir derdim yok. Ben doğru bildiğimi söylüyorum. En basit yoluyla anlatmaya çalışıyorum ve bunu da kendi çocuklarıma bırakacağım bir görev olarak görüyorum. Ne bırakacağım onlara? Hanlar, hamamlar bırakırsın da kapıyı açtığında böyle bir ülkede mi olsunlar. Anlayabilmelerinin yolu demek ki bizim konuşmamız değilmiş. Artık tek umudum umarım kötü bir şekilde, canları pahasına anlamazlar. Söylüyorsun anlamıyorlar, anlatıyorsun anlamıyorlar. Bu senin yaptığın meslekle alakalı değil. Vicdanınla ilgili bir şey. Bana ‘Sen siyaset yapma’ diyor. Vicdansız mı olayım yani, gördüğümü söylemeyeyim mi? Terk et git bu ülkeyi beğenmiyorsan diyor. Ne münasebet? Babanın malı mı? Kimin vatanından kimi kovuyorsun?TÜSAK NEDİR?Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK), üyelerini Bakanlar Kurulu’nun belirleyeceği ve kurumun onay vereceği oyunlara maddi destek sağlanacak olması maddesi başta olmak üzere, getirdiği yeniliklerle tartışma yaratan bir yasa tasarısı. TÜSAK’la ilgili sert açıklamalarının ardından Devlet Opera ve Müdürü Rengim Gökmen’in görevinden alınması ve Ankara Devlet Tiyatroları’ndan gelen istifalar yasa tasarısının sanat çevrelerinde uzun zamandır eleştirilmesine yol yol açıyor.İSLAM'A SAYGISIZLIK HADDİM DEĞİLPeki siz İslam dinine ve Müslümanlara saygı duyuyorsunuz öyle değil mi? Burada saygı duymadığınız hükümetin dini algılayış ve rejim üzerinden yansıtış biçimi mi?İslam’a saygı tartışılacak bir şey mi? Ben kimim ki İslam’a saygı duymayacağım. Bütün dinlere saygı duyuyorum. Ben Müslümanlığa, Hıristiyanlığa, Yahudiliğe karşıyım der miyim? Ama Müslümanlar Yahudiliğe karşı. Çıkıp bangır bangır bütün Yahudiler ölsün, Hitler’in eline sağlık diyorlar. Bunu söyleyenler semavi bir dinin mensupları. Ben hiçbir dine inanan insana bunu söylemem.Din düşmanı gibi anılmanızda ve hedef gösterilmenizde ‘Karımdan boşanmamın tek nedeni türban takması olur’ sözünüzün etkisi olabilir mi?Orasını bilemiyorum ama burada bambaşka bir durumdan bahsediyordum ben. Aynı evin içinde yaşadığım insanla dünyanın ayrılmasından bahsediyoruz. Benim sizin dininize saygı duyuyor olmam, kendi hayatımda da böyle bir şey yaşayacağım anlamına gelmez ki. İnsanların kendi inanışları ve kendi dünyalarıyla ilgili bu kadar müdahaleci olmayalım. Bu benim hayatım. İstediğim gibi, inandığım gibi yaşarım.Saygı gösterip, görmediğinizi mi düşünüyorsunuz?Tabii ki. Senin dinin sana benim dinim bana. Ama ülkemizde bu durum yok. Bunun yerine senin inanışını ben kontrol ederim. Benden değilsen öl durumu var.ÖZÜR BEKLİYORUMBu süreçte kime kızgınsınız, hükümet olur, gruplar olur… Hangi konuda özür beklerdiniz?Mustafa Kemal’in ölümünden sonra tarihteki çok önemli şahısların adını kullanarak ve onların yolundan gidiyorum diyerek korkunç şeyler yapan herkesten özür bekliyorum. Hz. Muhammed’in adını kullanarak kötülük yapandan özür bekliyorum.Spesifik olarak örnek vermenizi istesem?Gezi’de öldürülmüş, linç edilmiş, yaralanmış herkesten devletin resmi yollarla özür dilemesini bekliyorum. Bunlara neden olmuş herkesin yargılanmasını bekliyorum.Taşla sopayla saldırmamış, elinde hiçbir şeyi olmayan çoluktan çocuktan özür dilenmesini bekliyorum. Eğer bir gün bu ülkede yine devlet olursa, resmi yollarla özür dilenmesini ve o parkın 4 bir ucuna bu çocukların heykellerinin dikilmesini istiyorum.ASKER YILLARCA ‘DEMOKRASİYE AYAR VERECEĞİZ’ DİYEREK BİZİ BU GÜNLERE GETİRDİTürk halkının kimlik değiştirdiğini düşünüyor musunuz? Eskiden laik, Batı’ya dönük ve askerine güvenen bir halk tanımı vardı. Ve o dönem Türkiye’nin tanımında yer almayan kitleler şu an çok ön planda. Yeni Türkiye’de onlar var…Bunların en büyük sorumlusunu asker olarak görüyorum. Yıllarca Türkiye demokrasisine ayar vereceğiz diyerek bugünlere getirdiler bizi. Kendisinden asla devlet adamı olmayacak kişileri çok büyük yerlere koydular. Gencecik fidanlarını astılar bu ülkenin. Bir kişinin bir yerini kanatmamış insanları astılar bu ülkede. Kan davasına dönüştü her şey. Avrupa’da eskiden düelloyla çözerlerdi sorunları. Gözlerin içine bakarak kılıçla savaşarak. Bizim çok övündüğümüz Anadolu’da ise pusu kültürü vardır. Benim çocuğumu öldürenin ben de çocuğunu öldürürüm durumu yani. Siyasette de bu var. Bu ülkede koskoca TBMM’de ‘Sizler Adnan Menderes ve arkadaşlarını astınız. Öyleyse 3 sizden 3 bizden!’ diyerek intikam aldılar. Düşünebiliyor musunuz?BAKARA MAKARAYI BEN SÖYLESEM ÖLDÜRÜLMÜŞTÜMSizce demokrasi Türkiye’de her an kaybedilebilecek bir sistem mi?Türkiye’de demokrasi yok ki. Demokrasi herkesin hakkının eşit derecede, yarınlarının korunmasıyla olur. Ve kendini kötülere karşı savunmaktan en aciz yönetim biçimidir. Çünkü kötüler fazlalaşırsa demokrasi ölür. Bu bir kavram karmaşası aynı şunun gibi: Biri İslam’ın şartı olduğu için kurban kesiyor, adam orada İslam’ın şartı olarak kelle kesiyor. IŞİD bugün köle pazarlarında insan satıyor. İslamiyet’te bunun yeri var mı?BATI İSLAM’I IŞİD’DEN BİLİYOROnu İslamiyet’le bağdaştırmamak lazım, bir çeşit psikopatlık…Ama İslamiyet’te de bu var. Olmasa yapmazlar. Kafirlerin öldürülmesi var mı yok mu? Cihad yaptığını zannediyor çünkü. Sen Batı’da yaşayanların eline bu kozu veriyorsun. Batı’da yaşayanların hiçbiri İslamiyet’i Hz. Muhammed’den bilmiyorlar. Usame Bin Ladin’den, IŞİD’den biliyorlar.Türkiye’de de bu yanlış anlayışla yıllarca İsmet İnönü’ye saldırdılar, paralardan Atatürk’ü kaldırdı diye. Oysa bunu yapmasının tek nedeni onu tabulaştırmamaktı. Çocuklarına din dersini imamdan aldıran birinden bahsediyoruz. Şu devletin bir lirasının hesabını yapan insandan bahsediyoruz. Bu kadar kendini bilmezlik olmaz. Cehaleti alıp örgütlü faşizme çevirdiler. Bakın eşimle ben Londra’ya gittiğimizde özel bir araca bindik. Türk şoföre rast geldik. Konu nereden geldiyse adam bize ‘Hükümet sağlık konusunda çok önemli işler yaptı’ dedi. Eşim de buna karşılık ‘Öyle deme kardeşim adam bakımsızlıktan ölen çocuğunu çuvalda taşıdı’ deyince şöfor bize ‘O onu şov yapmak için yapıyordur’ cevabını verdi. Algıya, bakar mısınız? Böyle insanla ne konuşulur?Bu ülkede ben etmediğim laf yüzünden linç edildim, adama ettiği laf yüzünden hiçbir şey olmadı. Yenişafak gazetesi yazarı ben Egemen Bağış’ın o partide olmasını hazmedemiyorum dedi. Bu ne demek? ‘Bakara Makara’ cümlesini kabul ediyorum’ demek. O sözü ben söylesem çoktan öldürülmüştüm!Demokrat Haber
'Çözüm Süreci Bölgemiz İçin En Önemli Başarı Hikayesidir'
Başbakan Davutoğlu, 'Çözüm süreci sadece Türkiye için değil bölgemiz için en önemli bir başarı hikayesidir' dedi.AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, 'Her biri yaklaşık  6,5-7 saat süren ve tamamıyla hiperaktif, sunumlara dayalı değil, bütün katılımcı arkadaşlarımızın görüşlerini açık yüreklilikle ifade ettiği istişareler yaşandı. Bunu çok önemsiyorum' dedi.Davutoğlu, Güral Otelde düzenlenen AK Parti 23. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın kapanışında yaptığı konuşmada, AK Parti’nin birçok güzel geleneğe beşiklik ettiğini, en güzel geleneklerden biri olan ve yılda en az iki kere yapılan istişare ve değerlendirme toplantılarında, bir araya geldiklerini belirterek bu toplantılarda, 'Neredeyiz, nereye doğru gidiyoruz' diye istişarelerde bulunduklarını anlattı.Bugün 23’üncüsü gerçekleştirilen söz konusu toplantılara katılan herkese teşekkür eden Davutoğlu, şunları  söyledi: 'Aile fertlerine yaptıkları fedakarlıklar dolayısıyla teşekkür ediyorum. Afyonlu hemşehrilerime teşekkür ediyorum.  AK Parti’nin ilk yürüyüşü, Afyon’da istiklal ordusunun hareket ettiği noktada başlamıştı. 2001’den bu yana yapılan bütün istişarelerde hep Afyon’a atıf yapıldı. Afyon’a teşekkür, minnet borçluyuz. Hem İstiklal Harbimizin başlangıç noktası olması itibarıyla hem de istikbal davamız olan AK Parti davasına beşiklik etmesi itibarıyla. Ayrıca şahsen bir benim teşekkür borcum var, hemşehrilerime derken tesadüfen demiş değilim, Afyon damadı olarak Afyon’u temsil etmekten gurur duyuyorum. Afyon kabinemizde çok iyi temsil ediliyor. Bir bakanımız var, iki de damat var. Başbakan Yardımcımız Ali Bey de Afyon damadı. Ayrıca Sağlık Bakanımızın da Afyon’da lise okumuş olduğunu öğrendik.  Bütün Afyonlu hemşehrilerimize teşekkürü bir borç biliyorum.''İstişare, insanı kibirden uzak tutar'Geleneklere göre istişarenin anlamını bilenlerin, her konuda istişare etmenin kültürel zaruret olduğunu da bildiğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:'İstişareyle birlikte bir başka husus da gündeme gelir. O da istişare, insanı kibirden uzak tutar. İstişare eden kişi, ben her şeyi biliyorum diye de istişareye başlamaz. Muhatabı olan kimse, ondan bir şey öğrenmek isteyerek başlar istişareye. Bu geleneksel kültürümüzün son derece önemli ilkesi ve şahsiyetimizi de şekillendiren en temel süreçlerden birisi. AK Parti gelenek ile çağdaşlığı bünyesinde barındırır ve bunu her zaman en temel niteliklerinden biri olarak siyasete yansıtmıştır. Bu toplantı da geleneğimizin, istişarenin esasıydı. Çağdaş, kurumsal, kültürel, özeleştiri esasını birleştiren bir süreç yaşıyoruz. Hem istişare ediyoruz hem de gerektiğinde her an kendimizi hesaba çekerek ve çağdaş anlamda da kurumsal özeleştiri yaparak acaba eksik bıraktığımız bir şey var mı? Acaba milletin tevdi ettiği emaneti yerine getirirken bir an dahi ihmal ettiğimiz husus var mı, diye yüz yüze, gönül gönüle bakarak konuşuyoruz. Dün ve bugün bunun en güzel örneklerinden birini verdik.”Dün ve bugün yaptıkları istişare ve değerlendirme toplantılarının zamana da hitap ettiğini söyleyen Davutoğlu, şunları kaydetti:'Üç açıdan önemli. Birincisi Türk siyasi tarihinde ilk defa iktidardaki bir parti liderini cumhurbaşkanını yaptıktan sonra ve genel başkanlık ve başbakanlıkta boşluğu oluşturmadan tek bir vücut halinde hiçbir ihtilaf  olmaksızın zuhur ettiği ve herkesin saygı duyduğu bayrak değiş tokuşu yaşadık. Bu dönemde son iki ay içinde bütün AK Parti kurumsal yapısında yenilenme söz konusu oldu. Kabinemizde MYK’da, parti yönetim kademelerinde, gençlik kollarında, kadın kollarımızda bir yenilenme söz konusu oldu. Bu yenilenme sonrasındaki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonraki ilk istişaremiz oldu zamanlama bakımından önemli. Bir kez daha burada son istişaremizde, bu salonda istişare etmiş olan ve daha sonra halkımızın tertemiz oylarıyla Cumhurbaşkanlığı makamına seçilerek gelen ilk devlet başkanı olma hüviyetini taşıyan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a selam ve minnetlerimizi ifade ediyoruz.''İstişareye ihtiyaç vardı''Bir istişareye ihtiyaç vardı, yenilenme olmuştu' diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bu yenilenmenin dayandığı ilkeleri, bu yenilenme sonrasında atılacak adımları bir kez daha oturup birlikte planlamamız gerekiyordu. Zamanlamanın ikinci önemli noktası, yeni yasama yılına başladık. Bu yasama yılı, seçimler öncesindeki son yasama yılı. Dolayısıyla milletimizin beklediği yasaların yasama sürecinde çıkarılması ve seçimlere kadar olacak olan yasama takvimi dahil olmak üzere atılacak adımların da istişaresi gerekiyordu. Üçüncüsü, partimiz açısından ve Türkiye açısından önemli olan üçüncü husus da önümüzdeki haftadan itibaren ilçe kongrelerine başlıyoruz. Partimiz, merkezde, belediyelerde, genel merkezde, hükümette, parlamento gurubunda, bu yıl içinde yaşamış olduğu değişimi mahalli seçimlerden bu yana şimdi ilçe kongrelerinde, teşkilatımızın her kademesinde yansıtılacak. Her bir ilçemizde, her bir ilimizde yönetim kadememizde aynı başbakanlık ve genel başkanlıkta, cumhurbaşkanlığında olduğu gibi görev değişimi yapılacak. Yine ahlaki prensiplerle yine aynı kararlıkla aynı azimle nasıl Ankara’da en yüksek makamlarda hiçbir sorun olmadan yaşanmışsa inşallah önümüzdeki üç aylık, dört aylık süreçte de bu görev değişimleri bir bayrak teslimi olarak, bir sancak teslimi olarak onurla yapılacaktır. Herkes bu sürece katkıda bulunacaktır. Bu açıdan da zamanlama bakımından önemli.''Arkadaşlarımızın görüşlerini açık yüreklilikle ifade ettiği istişareler yaşandı' Davutoğlu, istişare toplantılarında dün ve bugün  son derece önemli konuları ele aldıklarına dikkati çekerek şunları bildirdi: 'İstişaremizde küçük bir format değişikliği yaptık. Üç konuda, eş zamanlı olarak derinlemesine tartışma yapma kararı aldık. Bunlardan birisi: Çözüm Süreci ve iç güvenlik reformu. İkincisi: Dış politikada ve bölgemizde yaşanan değişim. Üçüncüsü ise küresel ekonomi ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeler. Bu üç ana tartışma konusunda dün açılış konuşmasından sonra, saatlerce süren istişareler yapıldı. Her biri yaklaşık  6,5-7 saat süren ve tamamıyla hiperaktif, sunumlara dayalı değil, bütün katılımcı arkadaşlarımızın görüşlerini açık yüreklilikle ifade ettiği istişareler yaşandı. Bunu çok önemsiyorum. Çünkü AK Parti’nin bu istişare ve değerlendirme toplantılarındaki katılımcı niteliği ve niceliği, Türkiye’nin en geniş siyasi platformudur. Çünkü Türkiye’nin her köşesinden, her bölgesinden milletvekillerimiz, teşkilat temsilcilerimiz burada. Başka hiçbir siyasi  harekette böyle bir temsil gücü yok. Hangi konuyu ele alırsanız alın, Türkiye’nin bu hissiyatını platforma taşıyan arkadaşlarımız bu toplantılara katıldı. Onun için çok büyük memnuniyetle bütün bu oturumları son derece dinamik, son derece özeleştiriye açık ama aynı zamanda son derece yapıcı diyaloğun seyrettiği toplantılar haline geldi.' Toplantıları yöneten  moderatörler ve bakanların hiçbir kısıtlama olmadan, önü açık tartışmalar, istişareler gerçekleştirdiklerini kaydeden Davutoğlu, 'Şunu da vurgulamak istiyorum ki bu istişarelerde ortaya konan ahlaki prensipler istişarelerin muhtevası kadar önemlidir. Bugün kapanış oturumunda,  6,5 saat süren kapanış oturumunda bu üç ana tema etrafından yapılan toplantıların özet sunuşları yapıldı ve daha sonra bugün yapılan genel toplantıda 43 arkadaşımız söz aldı, yorumlar yaptı öneriler getirdi, gerekli eleştireler yaptı ve yine bakanlarımız bu önerilere, bu yorumlara, eleştirilere cevaplar verdi. Son derece yapıcı diyaloğun gelişmesine katkı yaptılar' diye konuştu. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, 'Çözüm Süreci sadece Türkiye için değil bölgemiz için de tek başarı hikayesidir. En önemli başarı hikayesidir ve her ne surette olursa olsun, kim sabote etmek isterse etsin, etmeye çalışırsa çalışsın mutlaka kararlılıkla sürdürülecektir. Çünkü bizim için bu mesele milletimizin bütünleşmesi, milletimizin her kesiminin temsil bakımından siyasi hayat içinde, kültürel hayat içinde, ekonomik hayat içinde yer alması bakımından önemlidir ve ülkemizin bekası açısından kaçınılmazdır' dedi.Davutoğlu, Güral Termal Otelde düzenlenen, AK Parti 23. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın kapanış konuşmasında katılımcılara hitap etti. Toplantının ilk gününde eşzamanlı toplantılar devam ederken AK Parti Kurucular Kurulu üyeleriyle bir araya geldiğini belirten Davutoğlu, '13 sene önce AK Parti'nin Kurucular Kurulu mensubu, üyesi olma onurunu taşımış olan bu öncü arkadaşlarımıza bir kez daha teşekkürü bir borç biliyorum, hepsine minnet duygularımı ifade ediyorum. Son derece his dolu bir buluşmaydı. Onlardan da daha ilk günlerin heyecanını dinlemek bize de enerji verdi, onlarda ilk günlerin heyecanını görmüş olmak da AK Parti davasının bir yorgunluk davası olmadığın ve olmayacağını hepimize gösterdi' diye konuştu.Davutoğlu, AK Parti Kadın Kolları ve Gençlik Kolları'nın Merkez Karar ve Yönetim Kurullarıyla da bir araya gelerek değerlendirme yaptıklarını da söyledi.'Ulaştığımız sonuçlar göz önüne alındığında birincisi Çözüm Süreci ve iç güvenlik reformu bağlamında dün yapılan toplantıda arkadaşlarımızın ortak aklı şu noktalarda özellikle tebellür etti' ifadesini kullanan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Birincisi: Çözüm Süreci yüzyıllık bir dünya savaşından sonra açılan yaraları, sadece ülkemizde değil, bütün bölgede açılan yaralar itibarıyla söylüyorum: bu uzun muhasebe döneminden sonra yürütülmekte olan Çözüm Süreci sadece Türkiye için değil bölgemiz için de tek başarı hikayesidir. En önemli başarı hikayesidir ve her ne surette olursa olsun, kim sabote etmek isterse etsin, etmeye çalışırsa çalışsın mutlaka kararlılıkla sürdürülecektir. Çünkü bizim için bu mesele milletimizin bütünleşmesi, milletimizin her kesiminin temsil bakımından siyasi hayat içinde, kültürel hayat içinde, ekonomik hayat içinde yer alması bakımından önemlidir ve ülkemizin bekası açısından kaçınılmazdır. Bu Çözüm Süreci demokratikleşme ve özgürlük alanlarının genişletilmesine, desteklenmeye devam edilecektir. Kararlılıkla sürdürdüğümüz bu politikaların özellikle  Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan gelen arkadaşlarımızın da gözlemleriyle halkımızda nasıl bir güven uyandırdığını, nasıl bir iyimser, olumlu perspektifle ülkenin geleceğine baktıklarını görmek de bizim bu kararlılığımızı teyit etmek bakımından önemli olmuştur.''AK Parti aidiyet ve meşruiyetin adresidir'Çözüm Süreci'nde kamu düzenine de büyük önem verdiklerine işaret eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Çözüm Süreci kararlılıkla sürdürülürken kamu düzeni konusunda herhangi bir ihmale, tereddüde fırsat verilmeyecektir. Bunu buradan Afyon'dan, istiklalimizin ve cumhuriyetimizin beşiği olan bu güzel şehirden bir kez daha bütün milletimize söylüyorum ki bu ülkenin her bir santimetrekaresinde sadece ve sadece milletten meşruiyetini almış olan siyasi iktidarın teminatı altında olan kamu düzeni egemen olacaktır her bir bölgede. Kamu düzeni ile Çözüm Süreci arasında bir tür ikilem oluşturmaya çalışanlara fırsat verilmeyecektir. Ne Çözüm Süreci bahane edilerek kamu düzeninden taviz verilebilir ne de kamu düzeni provoke edilmek suretiyle Çözüm Süreci akamete uğratılabilir. Ortak aklımız bize şunu söylüyor, diyor ki: 'Bu milletin her bir ferdini, bu ülkeye, Türkiye Cumhuriyeti devletine aidiyet bağıyla bağlamak bu ülkenin ikbali ve istikbali için temel bir zarurettir. Bu aidiyet bağının zayıfladığı toplumlarda, Suriye'de, Irak'ta, neler olduğunu hepimiz gözlüyoruz. Aslında AK Parti böyle bir aidiyet ve meşruiyetin adresidir.''İki kongre ve iki değerlendirme süreci neredeyse eş zamanlı yapıldı' diye konuşan Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:'Bir AK Parti olağanüstü kongresine bakınız, çok önemli görev değişikliğinin yapıldığı kongreye, oradaki vakara, oradaki kararlılığa, oradaki sürekliliğe yeni Türkiye kavramıyla yeniliği ifade ederken aynı zamanda 12 yıllık bir yol arkadaşlığı bağlamında bir de sürekliliği ifade eden kavram ki bunun üzerinde biraz daha durmaya ihtiyaç var. Bir ona bakınız, bir de yaptıkları yanlış tercihlerle cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra türbülansa giren siyasi partilere bakınız özellikle de Cumhuriyet Halk Partisinin olağanüstü kongresine. Her türlü ithamın, hakaretin, karşılıklı olarak yürütülen kampanyaların egemen olduğu bir anlayış.'AK Parti ve CHP'nin yine eşzamanlı olarak istişare ve değerlendirme toplantısı yaptığını hatırlatan Davutoğlu, iki toplantının konularına, öncesinde yaşananlara ve sürecine bakıldığında aradaki farkın görüleceğini belirtti.Davutoğlu, 'Eğer diğer partiler de bu dönemlerde böyle istişareler yapmış olsaydı şu farkı herkes görecekti: AK Parti'nin istişaresine Türkiye'nin her yerinden katılım var. Her kesim temsil ediliyor, Hakkari'de de var, Şırnak'ta da var, Diyarbakır da var, Edirne'de de, İzmir'de de, Rize'de de, Konya'da da Kayseri'de, herkes her yerden var. Eğer bir ortak akıl üretecekse siyaset, siyaset ortak bir vicdanın eseri olacaksa işte platform burada ama diğer partiler bir araya geldiklerinde sadece ülkemizin bir kesimine ya da bir bölgesine hitap ediyorlar' değerlendirmesinde bulundu.'HDP'nin en iyi açıklamalarına baktığınızda dahi...''Konuştukları dil, kullandıkları siyasi terminoloji ve sürdürdükleri politikalar hep bir kesimi dışlayan politikalar' ifadesini kullanan Davutoğlu, şöyle devam etti:'HDP'nin en iyi açıklamalarına baktığınızda dahi en barışçıl görünümlü açıklamalarına, bırakın Türkiye'nin bütününü kuşatmayı Türkiye'nin batısında, ortasında yaşayan ve barış içinde diğer vatandaşlarla kardeşleriyle birlikte yaşayan Kürt vatandaşlarımıza dahi hitap etmez. Sadece belli bir bölgedeki vatandaşlarımıza hitap etmeye çalışır ve onunla siyasetin bittiğini düşünür. Siyasetin hedefi de bir kesime ait, kullandığı dil de bir kesime ait. Ya da Milliyetçi Hareket Partisi aynı şekilde bir araya geldiklerinde belli bölgelerin oralardaki o istişarelerde temsil edilmediğini görürsünüz, belli toplumsal kesimlerin. Cumhuriyet Halk Partisi için de bu geçerli. Aslında bu karşılaştırmalar AK Parti'nin kaderiyle Türkiye'nin kaderinin nasıl örtüştüğünü açık bir şekilde ortaya koyuyor. AK Parti kadroları bir araya geldiği zaman dışarıda kimse kalmaz, kimse kendisini dışlanmış hissetmez, kimse kendini ötekileşmiş hissetmez.'Toplantının dünkü bölümünde Çözüm Süreci'yle ilgili görüşmeler yapıldığını hatırlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:'Son derece dinamik bir şekilde süren oturumda Diyarbakırlı kardeşimle bir İzmirli ya da Edirneli kardeşimin nasıl farklı perspektiflerle bazen ama aynı hedefe odaklandığını görmek bizi ümitlendirdi, bir kez daha ümitlendirdi. Aziz milletimizin ümitlenmesi için söylüyorum: her kim ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir dil kullanırsa kullansın, kim hangi kesimi dışarıda bırakırsa bıraksın madem ki AK Parti vardır, bu milletin ortak vicdanı vardır, bu milletin ortak aklı vardır ve olacaktır ve AK Parti var oldukça da bu emaneti taşıdıkça da hangi formatta, hangi şekilde olursa olsun hiçbir vesayetçi, hiçbir paralel yapılanmaya da izin verilmeyecektir. Dün ve bugün süregiden istişarelerimizin ortak aklı bu gerçeğe işaret etmektedir. Çözüm Süreci siyasi meşruiyetin nihai kaynağının sadece ve sadece millet iradesi olduğunu ve bu millet iradesini savunmak gerektiğinde AK Parti kadrolarının gerekli çabayı göstereceğini bir kez daha ortaya koymuştur.' AA
Reklam
"Şehirlere Hakim Olmaya Başladılar"
İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın süreçte alan hâkimiyetini kaybettikleri zamanların olduğunu itiraf ederek, “Kırsalda terör baskısı arttı, şehirlere inmeye, hâkim olmaya başladılar. Bu süreçte seçime gidilmez.' dedi.Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Abdullah Öcalan'ın gücünü test etmek için eylem emri verdiğini belirtirken; Başbaşkan Yardımcısı Bülent Arınç, 'Süreç biterse HDP de Öcalan da AK Parti olarak biz de bunun altında kalırız' dediği iddia edildi. İçişleri Bakanı Efkan Ala ise bu süreçte alan hâkimiyetini kaybettikleri zamanların olduğunu itiraf ederek, “Kırsalda terör baskısı arttı, şehirlere inmeye, hâkim olmaya başladılar. Bu süreçte seçime gidilmez, kamu düzenini sağlayacağız, seçime o atmosferde gideceğiz” diye konuştu.AKP’nin Afyon kampında, ekonomi, dış politika ve çözüm süreci konusunda ilgili bakanlar milletvekilleriyle ayrı ayrı toplantı yaptı. Çözüm sürecine ilişkin toplantıda Arınç ve Akdoğan ile Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve İçişleri Bakanı Ala, kısa bir sunuş yaptıktan sonra milletvekillerinin sorularını cevapladı. Güneydoğu milletvekilleri, bölgede devletin ağırlığını ve gücünü hissettirmesi gerektiğini belirterek, “Bölgede devletin devlet olması gerekir. Tedbirler alınsın. Yoksa iş tersine dönecek' görüşünü dile getirdi. Bazı milletvekilleri de çözüm süreciyle ilgili bilgilerinin olmadığını, HDP’nin açıklamalarından öğrendiklerini belirterek eleştiride bulundularAkdoğan, ne karar alındıysa onları açıkladıklarını belirterek, “Örgütün istediklerini yapıyoruz gibi bir algı var, bu doğru değil. Yapılması gerekenleri yapıyoruz” dedi. Arınç, çözüm sürecinin bitmesi durumunda HDP, Öcalan ve AKP’nin bunun altında kalacağını belirterek, “Yasal düzenleme getiriyoruz, geri adım diyorlar, eski düzenlemeleri de biz getirdik” diye konuştu.Ala, Kobani eylemlerini anımsatarak bu süreçte alan hâkimiyetini kaybettikleri zamanlar olduğunu belirterek, “Hâkimiyeti sağlayamadığımız zamanlar oldu. Kırsalda terör baskısı arttı, şehirlere inmeye başladılar. Ve şehirlerde de hakim olmaya başladılar. Buna müsaade etmeyeceğiz. Aldığımız önlemleri göreceksiniz. Devlet hâkimiyetini göreceksiniz. Süreçte atmosfer değişikliği oldu, kamu düzenini sağlayacağız, seçime o atmosferde gideceğiz” dedi.Emine Kaplan / Cumhuriyet
IŞİD 225 Bin Dolar Maaşa CEO Arıyor
Petrol alanındaki faaliyetlere önem veren IŞİD terör örgütü, 225 bin dolar maaşla rafineriler için bir yönetici arıyor.The Times'da yer alan habere göre, örgüt tarafından ele geçirilen Irak'taki petrol sahalarında Haziran ayında yaşanan ölümcül kazalar serisinin ardından, IŞİD elinde bulundurduğu rafinerileri yönetecek ve yaşanan kazanç kayıplarını sonlandıracak bir yönetici arıyor. IŞİD adaylar arasından uygun gördüğü ve işe alacağı kişiye, yıllık 225,000 dolar maaş ödeyecek.Rafineri yöneticisi pozisyonu, IŞİD'in boşluk bulunan en önemli noktalarından biri olarak görülüyor. Örgütün kara borsa petrol gelirleri yaz aylarının başında günlük 3 milyon doların üzerinde olarak tahmin edilirken, bunun 3'te ikisinin azaldığı ve giderek gerilemeye devam ettiği düşünülüyor.Irak'taki petrol işçileri, ülkenin Kürt bölgesindeki kara borsa mümessillerinin yoğun bir şekilde satış noktalarıyla ilgili ilanlar verdiğini söylüyor.Milliyet
Yurtdışında MBA Yapacakların Bilip Hazmetmesi Gereken 13 Mutlak Şey
Hocanızın önerisi, ailenizin desteği ve arkadaşlarınızın gazıyla yurt dışında MBA yapmaya karar verdiniz. Hocanızın “ders notlarını da götür”, annenizin “evladım yanına kalın bir şeyler al”, kankanızın da “şu gece kulübü fenaymış, şu bar iyiymiş” tarzı önerilerini bir kenara bırakın. Size öyle bir liste hazırladık ki acil durumda camı kırıp alacağınız denli hayat kurtarıcı nitelikte. MBA yapmadan önce bilgilenin, öğrendiklerinizi adım adım - “acele etmeden ama çabuk çabuk”- uygulayın.
Reklam
Yüzyıllar Önce Geliştirilmiş, Ama Mantıken Mümkün Olmaması Gereken 5 Sıradışı Teknoloji
Çağımız insanın en gelişmiş ve mükemmel insanlar olduğunu düşünüyoruz. Büyük ihtimalle doğru bu. Birkaç bin yıl öncesine baktığımızda, 'amma da salaklarmış' diyoruz çoğu zaman. Büyük ihtimalle bir iPhone'u bile kullanamazlardı. Böyle olunca, kendimizi bu dünyaya gelmiş en üstün yaratıklar olarak görmekten kendimizi alamıyoruz. Fakat gerçekten öyle mi? Tarihçiler zamanın tozlu raflarında geriye gittiğinde, antik çağlarda yaşamış bir grup insanın, günümüz insanının hala çözüm bulmakta zorlandığı bir takım problemleri zekaları ile hallettiğini gördüler. Buyrun, binlerce yıl önce insanların neler başardığını kendiniz görün.
Hakan Şükür: 'İstifa Ettiğim Gün Bakanlık Teklif Ettiler'
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yapıldığı 17 Aralık'tan bir gün önce AKP'den istifa eden İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, istifa ettiği gün AKP'den kendisine bakanlık teklif edildiğini söyledi.A Milli Futbol Takımı ve Galatasaray 'ın eski golcüsü, İstanbul Bağımsız Milletvekili Hakan Şükür, Adalet ve Kalkınma Partisi 'nden istifa ettiği gün bakanlık teklifi aldığını, Fethullah Gülen'in ise istifa kararını öğrendiğinde 'istifa etmemesini tavsiye ettiğini' söyledi.Dershane tartışmalarının olduğu günlerde fikir ayrılığına düştüğü AKP'den 16 Aralık'ta istifa etti. Yani yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yapıldığı 17 Aralık'tan bir gün önce. Üstelik Spor Bakanlığı gibi bir makamı elinin tersiyle iterek… 'Tuzluk', 'hain' damgaları yedi en tepedeki isimden.Suskunluğunu bozan İstanbul Bağımsız Milletvekili Hakan Şükür, haftalık haber dergisi Aksiyon'a konuştu. Bu süreçte bilinmeyen gerçekleri, hakkında merak edilen her şeyi Aksiyon'a anlattı.Hakan Şükür'ün, Aksiyon Dergisi'nin 3 Kasım Pazartesi günü çıkacak son sayısında yer alan açıklamalarından bazıları şöyle:'BAKAN YAPTIK ADAMI, İSTİFA ETMESİN' DEDİLERSiyasete girdiğinize pişman oldunuz mu?Olmadım. Başlangıç itibariyle istifa sebeplerimde, niye siyasete girdim dedim, çıkmak istedim, farklı sebepten dolayı. Ama bugüne baktığımda bana çok şey öğretti siyaset. Yani bu, istifadan sonraki süreç…Size istifa etmeden önce bakanlık teklif edildiği söyleniyor?Açık net söylüyorum, partinin ileri gelenlerinden, başbakana yakın biri vasıtasıyla, -ismini gerektiği zaman söyleyeceğim-, istifa etmeden 3 hafta önce 'yakında bakansın, buna göre hazırlıklarını yap' dendi. Hatta ve hatta istifa ettiğim, telefonlarımı kapattığım gün bütün o yetkili kişiler yakınlarımı arayarak döndürmeye çalıştılar ve bunu söylediler bana. 'Bakan yaptık adamı, istifa etmesin' dediler. Ben sadece bir olaya bakarak istifa etmedim. Ama 'Hocaefendi istedi diye istifa etti' dediler. Hiç alakası yok. Daha önce istifa etmeyi düşündüğümü partili birçok milletvekili arkadaşıma dillendirmiştim. Hepsi biliyor bunu.Şu an bağımsızsınız. 2015'teki seçimlerde aday olacak mısınız?Şu anda hiçbir şey düşünmüyorum. Çünkü çok belirsiz bir ortamı ve çok bölünmüş toplumsal yapıda siyaset çok da anlamlı gelmiyor bana. Ancak 3 yıllık deneyimim bana siyasi anlamda da yapılabilecek şeyler olduğunu söylüyor. Açıkçası zaman gösterecek diyebilirim.İdris Bal bir parti kuruyor, var mısınız içinde?Hayır. Ancak İdris beyi çok seviyorum. Kendisinden de çok şey öğrendim. Her türlü desteği veririm.Beraber olur musunuz?Bugün için böyle bir planım yok. Ama 2015 bize neler getirecek bilmiyoruz.”Siz bu dershane tartışmalarının çıktığı dönemde istifa ettiniz.O, bardağı taşıran damlaydı. Ben partinin içine girdikten, yaşadığım birçok konudan sonra istifa etmeyi çok düşünmüştüm.Dershane tartışmaları öncesi mi?Evet.Ama sizin için 'talimatla geldi, talimatla gitti' dedi Mehmet Ali Şahin...Ucuz siyaset yapıyorlar. Bir yere bağlayıp bir yere vurmak, sizin üzerinizden koca bir hareketi zor duruma düşürmek istiyorlar. Futbolun sıkıntıları ve çözümleri için gittiğim yerden milletvekili adayı olarak çıktım. Doğruyu, olayın nasıl cereyan ettiğini kendileri gibi bana bu teklifi yapan da biliyor. Ben biliyorum, Allah biliyor...İstifa etmeden önce Fethullah Gülen'le hiç görüşüp, onun telkini ile ayrıldığınız söylendi…Tamamen uydurma. Hatta tam tersi, dershane tartışmalarından önce birçok kez istifa etmek istedim. Ama beni burada kalmaya zorlayan kişi Hocaefendi'ydi. “Onlar bizim kardeşimiz, siz çıkarsanız, şimdi yanlış anlaşılır. Türkiye'de çok güzel şeyler oldu. Yani sizin girişiniz nasıl bir olaysa, çıkışınız, sebebi ne olursa olsun, farklı dedikoduları beraberinde getirir, bu da o partiye zarar verir.” gibilerinden telkinlerde bulundu. Hani ben girerken sormuş olsaydım, belki de bana 'girme' diyecekti, bilmiyorum. Girerken de sorma imkânım olmamıştı.İdris Naim Şahin bir oligarşik yapıdan bahsetti. Siz bu yapıyı hissettiniz mi?Belli bir his vardı ama ben onu konumlandırıp, anlamlandıramamıştım. Herhalde bunu yapabilmek için yakın ve birebir yaşamak gerekiyor. Eskiden kolaylıkla ulaşıp bir şeyler paylaşabildiğimiz başbakanın etrafına adeta görünmez bir duvar örülmüş durumda. Ulaşabilmek için büyük kalkanları geçmek zorundasınız. Ulaşılmaz bir hale geldi başbakan. Uyarmak, söylemek, fikirlerinizi anlatmak çok güç artık. Sanırım İdris Bey'in kast ettiği yapı bu. Aslında bugün ki pek çok meselenin kökeninde de aynı sıkıntı var gibi. Bir yerleri ele geçirme düşünceleri, Fenerbahçe mesela, ses kayıtlarında çıktı. Böyle onlarca, yüzlerce başlık var.Milletvekilliğinin hiç mi önemi yok?Görünürde var gibi. Açıkçası bana uymayan ve yaşadığımda hayal kırıklığına uğradığım bir fonksiyon söz konusu. Bir konudaki fikrinizi önceden öğreniyorlar, test etmek için size birilerini gönderiyorlar, eğer düşündükleriniz işlerine hiç gelmiyorsa o konuda kamuoyu önünde hiç fikrinizi sormuyorlar. Ama onlar gibi düşünürseniz, isminizi kullanarak 'Hakan da böyle düşünüyor' diyorlar. Beni rahatsız eden bu yapı. Kaldı ki meclise gidip 15 saat oturan adam hiç olmadım.Kullanılmaya çalışıldığınız anlar hiç olmadı mı?Oldu. Şike sürecinde cezaların düşürülmesi meselesi. Evet, cezalar fazlaydı. Ama olaylar patlayınca düşürülmeye çalışılmasını onaylamamıştım. O yasa görüşülürken atlayıp İstanbul'a geldim. Partiden çok önemli bir yetkili de arkamdan geldi. “Bu yasa ile ilgili Meclis'te sen konuş” dedi. “Ben hukukçu değilim” dedim. “Ben yasanın geçmemesini düşünüyorum, siz bana bunun tersini yap diyorsunuz. Yapamam” dedim. “Böyle mi söyleyelim beyefendiye?” dedi. “Söyleyin” dedim.'BENİ SADECE ŞENOL GÜNEŞ ARADI'Herkes kendine yakışanı yapıyor. Tabelaların sökülmesi beni hiç etkilemedi. Aksine 'Duvarda resmin olacağına âlemde ismin olsun' diyerek onların basitliğine verdim. Bence ibretlik olan tam da aynı süreçte Avrupa'nın en prestijli ödüllerinden biri olan Golden Foot'a (Her yıl bir aktif bir de futbolu bırakmış iki efsane oyuncuya verilen altın ayak ödülü) layık görülmemdi. Sahip olduğum maddi manevi zenginlikleri, imkanları bir üstünlük ve tahakküm aracı olarak kullanmadım bugüne kadar. Ben hiçbir şey olmamayı göze almış bir insanım. Tabela, isim, unvan benim nezdimde çok fazla değer ifade eden şeyler değil.Lig TV'deki yorumculuğunuz da bu süreçte sonlandırıldı. Bu olay karşısında Şansal Büyüka'nın duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Kimse, biz böyle durduk, herkesten böyle durmasını bekliyoruz dememeli. Diyemez. Olmaz. Yapamazsınız yani. O insanları ben kesinlikle sorgulamıyorum. Hepsini çok seviyorum. Dostum onlar. Siyasete girmeden önce de tanıyordum onları. Lig TV bana yorumculuk teklif ettiğinde henüz TMSF'nin elinde değildi. Dolayısıyla bir özel kanaldan gelmişti teklif. Ancak sıkıntılı sürecin başlangıcı ile beraber kanala el konulunca maksat zarar verelim düşüncesiyle yapılan bir atraksiyondu diye düşünüyorum. Şuna üzüldüm ama hak da veriyorum, kolay değil, telefonları dinleniyor, takip ediliyor, 'bak onunla konuşursan seni de örgüte sokarlar' diye söyleniyor onlara. O arkadaşlarım nasıl yapacak ki, nasıl konuşacak ki? Onları da anlamak lazım. Ama şuna üzüldüm; Altın Ayak ödülünü, futbolculuk kariyerim, Milli Takım, G.Saray'da yaptıklarım, bir de saha içi duruşumla -evet o gün Fransa'daki ödül töreninde bu önemle ifade edildi- aldım. Sadece o arkadaşlarımdan bir vesileyle tebrik telefonu beklerdim. Sadece Şenol Güneş aradı. Şenol hocanın açık açık çıkıp söylemesi beni çok mutlu etti. Ona teşekkür ederim. Ancak sadece Şenol Güneş'in araması yetmez. Ancak futbol anlamlı suskunluğu, susmayanların ise adeta aforoz edilmesi ülkenin yaşadığı cinnet halinin tezahürüdür.Cihan
Reklam
Erdoğan'dan DEAŞ Açıklaması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temaslarını sürdürdüğü Fransa'nın başkenti Paris'te, Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir konuşma yaptı.Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde 2004 yılından sonra hitap etmekten memnuniyet duyduğunu ifade Erdoğan, bugün Fransalı mevkidaşı ile gerçekleştirdiği görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkileri ve bölgesel meseleleri değerlendirdiklerini kaydederek, 'İlişkilerde zaman zaman iniş çıkışlar olsa da tarihe baktığımızda genel olarak ortaklıkların işbirliğinin dayanışmanın öne çıktığını görüyoruz. İlişkilerimizdeki bir başka önemli boyut Fransa'da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Türkiye kökenli vatandaşlarımızdır ki sayısı 610 bin civarında. Çifte vatandaşlığa sahip vatandaşlarımızın sayısı da 300 bine ulaşmış durumda. Bu rakamlarla Türkler Fransa'da dördüncü büyük göçmen grubunu oluşturuyorlar' diye konuştu.Konuşmasında IŞİD yerine DAESH (IŞİD'in Arapça kısaltması) kelimesini kullanan Erdoğan, mücadelenin devam edeceğini belirterek, 'Türkiye'nin asla DAESH gibi bir terör örgütüne destek vermek gibi bugüne kadar bir yanlışı olmamıştır.Terörün ne olduğunu gayet iyi biliriz. Bizim mücadelemiz DEAŞ ile aynı şekilde devam edecektir. Bazıları DAESH'i İslam veya islami bir örgüt gibi göstermenin gayreti içerisine giriyor. Kusura bakmasınlar. Anlamı 'barış' olan bir din asla teröre müsaade etmez. DAESH bir terör örgütüdür' dedi.'AB TARAFINDAN TÜRKİYE'YE VERİLEN SÖZLERİN TUTULMASINI BEKLİYORUZ'Fransa ve Türkiye arasındaki işbirliğinin Avrupa ve Akdeniz'deki Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Balkanlardaki birçok meselenin çözümüne katkı sağlayacağını savunarak, 'Biz Türkiye olarak Fransa ile ilişkilerimizde büyük devlet vizyonunu her zaman muhafaza ettik ve ediyoruz. AB üyelik sürecimizde bize en büyük desteği ve katkıyı beklediğimiz ülkelerin başında Fransa geliyor. Biz bu desteği Chirac'ın görevi bıraktığı ana kadar hep gördük. Bu destek o süreçler içerisinde hep oldu. Nedense Sayın Chirac ayrıldı. Ayrıldıktan sonra bir farklı hava esmeye başladı. Bu da bizi üzdü tabi. Temenni ederim ki şimdi yeni bir sürecin içerisine girmiş bulunuyoruz. Türkiye'nin 1963 yılından bu yana AB kapısında bekletiliyor olması izahı mümkün olmayan bir süreçtir. Hiçbir ülkeye böyle bir uygulama yapılmamıştır. AB müzakere süreci maalesef fasıllar üzerine konan blokajlar nedeniyle ciddi bir duraklama süreci yaşıyor. AB tarafından Türkiye'ye verilen sözlerin tutulmasını bekliyoruz. Bu da bizim en doğal hakkımızdır. Fransa tarafından da bize verilen sözlerin tutulacağını ümit ediyoruz' ifadelerini kullandı.'300 BİN İNSANIN ÖLÜMÜ GÖSTERE GÖSTERE GELMİŞTİR'Ortadoğu'daki krizleri daha ortaya çıkmadan gören ve uyarıları yapan ülkenin Türkiye olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Irak'ta bu manzaranın oluşabileceğini Irak'ın bölünme noktasına gelebileceğini yıllar öncesinden ifade ettik. Türkiye'nin bu konuda uyarıları dikkate alınmış olsaydı buna yönelik tedbirler alınmış olsaydı Irak'ta şu anda yaşananlar yaşanmayacak barışçıl demokratik çözümler üretilmiş olacaktı. Aynısı Suriye için de geçerli. Suriye'de yaklaşan tehlike görülmediği için işte bugünkü trajik manzaraya ne yazık ki düşmüş durumdayız. 300 bin insanın ölümü maalesef göstere göstere gelmiştir. Öyle bir yaklaşım tarzı var ki anlamak mümkün değil' dedi.'DEVLET TERÖRÜNÜ ESTİREN KİŞİ BANA GÖRE TERÖRİSTTİR'Dünya siyasetine yerleşmiş olan iki kavramın kendisini çok rahatsız ettiğinden bahseden Erdoğan, şunları söyledi:'Bunların bir tanesi konvansiyonel silahlar meselesidir bir diğeri de kimyasal silahlar meselesidir. Bunun uygulaması karşımıza özellikle Suriye'de çıktı. Kimyasal silahların uluslararası hukuk açısından çok farklı bir konumu olabilir fakat Suriye'de kimyasal silahlarla ölenlerin sayısı binlerle ifade edildi. Konvansiyonel silahlarla ölenlerin sayısı ise üzülerek ifade ediyorum 300 bine yakındır. Konuşulan hep nedir? Kimyasal silahtır. Konvansiyonel silahları neden konuşmuyorsunuz? Kimyasal silahla öldürülürse suç değil, konvansiyonel silahla öldürülürse suç, mantık bu mu? Neticesi ölüm olan ve bu vesile ile kullanılmış olan ne olursa olsun bunun yasaklanması gerekir. Konvansiyonel silahı kullanıyorsa oradaki devlet terörünü estiren kişi ki bana göre bir teröristtir ve ortada bir devlet terörü vardır. Bu kişiye karşı ulusların birleşip Adalet Divanı'na mı gider nereye giderse bunun oraya götürülmesi lazım.''DAESH İLE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEKTİR'Türkiye'nin DAESH'a (IŞİD) yardım ettiği yönündeki iddialardan rahatsız olduklarını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Türkiye'nin asla DAESH gibi bir terör örgütüne destek vermek gibi bugüne kadar bir yanlışı olmamıştır. Biz 32-33 yıldır terörle mücadele eden bir ülkeyiz. Terörün ne olduğunu gayet iyi biliriz. Bizim mücadelemiz DAESH ile aynı şekilde devam edecektir. Bazıları DAESH'i İslam veya islami bir örgüt gibi göstermenin gayreti içerisine giriyor. Kusura bakmasınlar. İslam anlam itibariyle anlamı 'barış' olan kelimeden türemiştir. Anlamı barış olan bir din asla teröre müsaade etmez. DAESH bir terör örgütüdür. Dikkat edin IŞİD'i de ısrarla kullanmıyorum. DAESH diyorum. Çünkü bunlar bir terör örgütüdür.''KOBANİ'Yİ NİYE BU KADAR STRATEJİK BİR KONUMA TAŞIDILAR?'Bölgedeki meselenin sadece Kobani olmadığını belirten Erdoğan, Kobani'nin istismarının yapıldığını savunarak 'Kobani niye böyle bir stratejik konuma getirilmiştir. Ne var burada acaba? Petrol mü var, altın mı var, elmaslar mı var? Neden acaba Kobani? Bugün Kobani'yi bombalayanlar, koalisyon güçleri, dost acı söyler ama gerçeği söyler. Humus vurulmuştur sesleri çıkmamıştır. Buralar vurulurken sesleri çıkmayanlar acaba Türkiye'nin sınırındaki Kobani ile ilgili niye bu kadar stratejik bir konuma taşıdılar? Onlar için bunun stratejik önemi nedir? Benim sınırımda burası. Eğer stratejik bir konumu olacaksa benim için olmalı. Onlar için olmaması lazım. Şu anda boş bir Kobani var' diye konuştu.'BUGÜN KOBANİ'Yİ KURTARIRSINIZ YARIN BAŞKA KOBANİLER ÇIKAR'Batı'nın Ortadoğu'ya karşı sergilediği çifte standartlı tutumun Ortadoğu'da vicdanları derinden etkilediğini aktaran Erdoğan, 'Bu çifte standartlı tutum son bulmadığı küresel adalet tesis edilmediği müddetçe Ortadoğu'da ya da diğer bölgelerde bu tahribat daha da artacaktır. Batı da bu tahribattan uzak kalmayacaktır. Yaklaşan bu tehlikeyi hepimizin görmesi gerekiyor. Avrupa'nın bu tehdidi özellikle görmesi gerekiyor. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Ortadoğu'da çizilen sınırlar oluşturulan senaryolar şu anda adeta dikişlerini patlatarak küresel sorunlara dönüşüyor. Bölgedeki her meselenin birbiri ile irtibatı var. Bugün DAESH'i ortadan kaldırırsınız yarın bir başkası çıkar. Bugün Kobani'yi kurtarırsınız yarın başka Kobaniler çıkar. PKK terör örgütüne yeşil ışık yakılırken işte bu terör örgütüne kırmızı ışık yakılması terörle mücadele konusundaki samimiyetin sorgulanmasını da beraberinde getirir' ifadelerini kullandı.'ÇÖZÜM SÜRECİNE YÖNELİK EN BÜYÜK SALDIRI KOBANİ BAHANESİYLE SERGİLENDİ'Konuşmasında çözüm sürecine değinen Erdoğan, 'Çözüm süreci adını verdiğimiz terörü sona erdirme toplumsal barışı tesis etme süreci yapılan tüm tahrik ve provokasyonlara rağmen devam ediyor. Bu süreç daha başladığı anlarda Paris'te yapılan bir saldırı sürece yönelik büyük bir sabotaj olmuştu. Bu sabotajın süreci yaralamasını engelledik. Yaklaşık 2 yıllık süreçte benzeri birçok saldırıyı kararlılıkla bertaraf ettik. Çözüm sürecine yönelik en büyük saldırı Kobani bahanesi ile geçtiğimiz haftalarda sergilendi. 40 vatandaşımız Kobani bahanesi ile yapılan saldırılarda hayatını kaybetti. Bunların tamamı terör örgütü PKK'nın katlettiği Kürt kökenli vatandaşlarımızdı. Terör örgütü gibi terör örgütünün uzantısı olan siyasi parti de kendi ideolojisi kendi fikirleri kendi yaşam tarzı dışında hiçbir oluşuma tahammül etmiyor. Kimi zaman şiddetle kimi zaman baskı ile farklılıkları ortadan kaldırmanın gayreti içine giriyor. Zor bir süreçteyiz hassas bir süreçteyiz. Ama barıştan başka bir seçeneğimiz yok. Bunu mutlaka tesis edeceğiz. Ne güvenlikten ne hukuk ve demokrasiden taviz vermeden devam ediyoruz' diye konuştu.'İYİ NİYETİMİZ KARŞILIK BULMADI'1915 Olayları ile ilgili değerlendirmede bulunan Erdoğan, bu konunun dezenformasyondan uzak tutularak ele alınamadığını kaydederek, 'Bizim bütün yapıcı yaklaşımlarımıza rağmen Ermenistan ve Ermeni Diasporası sağduyulu bir yaklaşım sergilemediler. Biz bu meselenin siyasi bir mesele olmaktan çıkarılmasını siyasetin malzemesi olmaktan çıkarılmasını, bırakalım bunu tarihçiler gelsinler bu mesele üzerinde çalışsınlar. Biz arşivlerimizi açtık. Ermenistan'ın elinde varsa bu tür arşiv o da açsın. Üçüncü ülkelerde varsa onlar da açsın. Bu belgeler üzerinde hukukçular siyaset bilimciler tarihçiler çalışmalarını yapsınlar. Onların yaptığı tespitlerle adım atalım. Bizim iyi niyetimiz maalesef karşılık bulmadı' dedi.CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, KONFERANS’TA SORULARI YANITLADICumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temasları kapsamında gittiği Fransa'daki Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir konuşma yaptı. Açıklamalarının ardından kendisine yöneltilen sorulara yanıt veren Erdoğan, yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili sorulan bir soru için Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nde hizmet vermediğini anlatarak 'Kusura bakmayın da Gazi Mustafa Kemal'in zamanında veya daha sonra yapılmış olan ki şu anda kullanılan Cumhurbaşkanlığı Köşkü Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği köşk değildir. Şu anda benim oturduğum yer, hizmet verdiğim yer, Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği yer değildir. Biz bu yeni yaptırdığımız yere geçerken başbakanlık binamız hizmete elverişli olmadığı için başbakanımızı şu anda benim hizmet verdiğim yere alacağız. Şu anda yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı da cumhurbaşkanlığının hizmetlerine mevcut yer el vermediği için zaten oraya taşınmıştır' dedi.'İSRAİL YÖNETİMİNİN ANLAYIŞI İLE BARIŞIK OLMAK BİZİM AÇIMIZDAN MÜMKÜN DEĞİL'İsrail ve Türkiye ilişkileri ile ilgili sorulan bir soruya Erdoğan, 'İsrail bölgede halkı Müslüman olan ülkeler olarak ilişkileri en ileri olan ülke Türkiye'ydi. İsrail böyle bir dostunu kaybetti. Gerek malum Mavi Marmara olayı diye uluslararası sularda Gazze'ye insani yardım götüren gemiyi vurmalarından sonra aramızdaki münasebetler olumsuz gelişti. Biz kendilerine o zaman 3 maddeden oluşan şart sunduk. Bunun bir tanesi özür dilenmesiydi. İki tazminat konusuydu. Üç, Filistin'e ambargonun kaldırılmasıydı. Özür dilendi. Tazminat için belli bir noktaya gelindi. Ambargonun kalkmasını beklerken Gazze vurulmaya başlandı. Filistin vurulmaya başlandı. Böyle İsrail halkı ile bir sorunumuz yok. Bizim ülkemizde Musevi vatandaşlarımız var. Sorunumuz yok ama İsrail yönetimi ile bizim sorunumuz var. Şu andaki İsrail yönetiminin anlayışı ile barışık olmak bizim açımızdan mümkün değil' diye yanıt verdi.'DARBECİ İLE YAN YANA OLAMAM'BM Genel Sekreteri Ban'ın verdiği yemekte Sisi ile aynı masaya oturmadığı konusunu 'Darbeci ile yan yana olamam' diyerek açıklayan Erdoğan, 'Benim demokrasi derdim var. Ben demokratik bir liderim. Mısır'da da demokrasi mücadelesinde Mursi yüzde 52 oy ile Mısır'a başkan seçildi. Mısır'a başkan seçilen Mursi, şu andaki Sisi'yi kendine Milli Savunma Bakanı yaptı. Kendisi aynı zamanda Genelkurmay Başkanı konumunda. Milli Savunma Bakanı yaptığı Sisi, kalktı darbe ile Mursi'yi indirdi. Burada Batı çok büyük bir yanlış yapmıştır. Ben Batı'ya sesleniyorum. Siz demokrasiden yana mısınız, darbeden yana mısınız? Ben uygulaması ile Batı'nın kusura bakmasınlar darbeden yana olduğunu gördüm. BM Genel Kurulu'nda verilen yemekte bizi liderler arasında bir masaya oturtacaklar. Sordum masada kimler var. Dediler ki Sisi de o masada. Sisi o masadaysa ben o masaya gitmem dedim. Niye? Çünkü benden meşruiyetini alacak bir darbeci ile yan yana olamam. Şu anda Batı da bir yol ayrımında. Eğer demokrasi diyorsak demokrasi ile ilgili mücadelemizi kalemlerimizle de vereceğiz, söylemlerimizle de vereceğiz, duruşumuzla da vereceğiz' diye konuştu.'TÜRKİYE'NİN SÖZDE SINIRLARA EVET DEMESİ, MÜMKÜN DEĞİL'Ortadoğu'daki yeni sınırlar ile ilgili sorulan bir soru için Erdoğan, 'Türkiye'nin burada oluşabilecek sözde sınırlara evet demesi mümkün değil. Bu konu ile ilgili olarak atılan adımlar çok önemli. Irak'ta maalesef zihinsel sınırlar başka ülkeler tarafından atılıyor bu da önemli. Burada DAESH’ın da (IŞİD) böyle bir adım atmadığını da kimse söyleyemez. Bu da bunu bir fırsata dönüştürmüş olabilir. Bu bir terör örgütüdür. Bu terör örgütünün orada böyle bir netice alabileceğine ben ihtimal vermiyorum. Aynı şekilde Suriye'de de böyle netice alabileceğine yine ihtimal vermiyorum. Sonunda ben inanıyorum ki Irak'ta Irak halkı galip gelecektir. Suriye'de de Suriye halkı galip gelecektir ve topraklarına sahip çıkacaklardır' ifadelerini kullandı.'PEŞMERGELER ÜLKEMİZE DAVULLU ZURNALI GELDİ'Peşmergelerin Türkiye'den geçişini farklı bir şekilde aktaran Fransız medyası ile ilgili sorulan bir soru için Erdoğan, 'Biz peşmergelerin Türkiye'den geçmesi için gayret sarf ettik. Biz Özgür Suriye Ordusu'nun Türkiye'den geçmesi ile ilgili gayret sarf ettik. Nitekim Özgür Suriye Ordusu Türkiye'den geldi ve Kobani'ye girdi. Peşmergeler Türkiye'ye geldiler ve tüm mühimmatı ile araç gereçleri ile ülkemize geldiler. Ve bir de davullu zurnalı geldiler, onu da söyleyeyim. Peşmergeleri uçakla biz Şanlıurfa Havalimanımıza aldık. Orada hala istirahat ediyorlar. Fakat şu anda bu akşam itibariyle 2 gündür bizdeler Erbil'den şu anda haber bekliyorlar. Çünkü gelen konvansiyonel silahların Kobani'ye girmesinin uygun olmadığına dair aldıkları bir haber üzerine Kobani'ye henüz girmiyorlar. Biz daha da fazlasını peşmergelerden bekliyorduk. Özgür Suriye Ordusu'ndan da daha fazlasını bekliyorduk. Oradaki gidip savaşacakların sayıları ortalama 100'er kişi diyebilirim. 100 Özgür Suriye Ordusu'ndan 100 peşmergelerden. Batı medyasına bu ifadeleri niçin böyle söylediğimi böylece anlamış olun. Bu kadar hassas bir konuda Türkiye'yi zor durumda bırakmak için peşmergeye müsaade etmiyor, Özgür Suriye Ordusu'na müsaade etmiyor. Böylece yalan yanlış doğru olmayan haberler yapıyorlar' şeklinde konuştu.'ŞU AN HİZMET VERDİĞİM YER, GAZİ MUSTAFA KEMAL'İN HİZMET VERDİĞİ KÖŞK DEĞİLDİR'Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasına ilişkin Atatürk Orman Çiftliği'ndeki yeni yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili soruya yanıt veren Erdoğan, Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nde hizmet vermediğini aktararak 'Kusura bakmayın da Gazi Mustafa Kemal'in zamanında veya daha sonra yapılmış olan ki şu anda kullanılan Cumhurbaşkanlığı Köşkü Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği köşk değildir. Şu anda benim oturduğum yer, hizmet verdiğim yer, Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği yer değildir. Onun yanında Pembe Köşk diye adlandırılan yerdir. Biz bu yeni yaptırdığımız yere geçerken başbakanlık binamız hizmete elverişli olmadığı için başbakanımızı şu anda benim hizmet verdiğim yere alacağız. Pembe Köşk'ü büyük ihtimalle Gazi Mustafa Kemal ile alakalı Ankara'da bir müze haline getirmek ve oturduğu yeri ondan kalan bütün objeleri de orada toplamak sureti ile Pembe Köşk'ü daha anlamlı kılabilecek bir adımı da böylece atmış olacağız. Şu anda yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı da cumhurbaşkanlığının hizmetlerine mevcut yer el vermediği için zaten oraya taşınmıştır. Biliyorsunuz artık Yeni Türkiye var. Yeni yer yine bizim imari üslubumuza, Türkiye bir medeniyetin varisidir. Nasıl ifade ediyorsunuz Atatürk'ün mirasları diyorsunuz, işte biz Selçuklu bakiyesi üzerine bir Osmanlı bakiyesi üzerine gelmiş bir ülkeyiz. Bizim bir mimari anlayışımız var. Gayet güzel bir eseri ortaya çıkarmış olduk' dedi.Gülten ÖZBEY-Bahar DEMİREL - DHA
Altın 4 Yılın En Düşüğünde
Uluslararası piyasalarda altının ons fiyatı 1172,52 dolara kadar geriledi. Bu düşüşle birlikte altın fiyatı ons bazında son dört yılın en düşük seviyesine gerileyerek Ağustos 2010'daki değerine geriledi.Serbest piyasada dolar 2,1966 lira, euro 2,7592 lira seviyesinde işlem görüyor.Altının gram fiyatı serbest piyasada dolardaki düşüşle de birlikte 82,86 liraya kadar geriledi.Saat 11:30 itibariyle altın fiyatları Kapalıçarşı'da düşüşünü sürdürüyor.Altının gramı 83,20 lira, çeyrek altın 136 lira ve Cumhuriyet altını ise 559 liradan el değiştiriyor.ALTINDA YENİ HEDEFLERTurkishFX, altın piyasasının durumuyla ilgili olarak hazırladığı günlük raporunda şu yorumu yatırımcılarla paylaştı:Altın dün Asya oturumunda en yüksek 1215.70$ seviyesini görse de ABD tarafında gelen 3.çeyrek büyüme verisinin beklentilerden iyi gelmesi ve Japonya Merkez Bankası (BOJ) beklenmedik şekilde parasal genişlemeyi 70 trilyon yen'den 80 trilyon yen'e çıkarmasıyla, gün boyu ve Asya oturumunda görülen sert satışlarla en düşük 1184.13$ seviyesine kadar indi.
iPad Air 2 ve iPad Mini 3 Türkiye'de
Apple'ın 16 Ekim tarıhin de tanıttığı yeni nesil tabletleri iPad Mini 3 ve iPad Air 2 nihayet ülkemizde satışa sunuldu. İşte yeni nesil iPad modelleri için Türkiye satış fiyatı.Apple'ın 16 Ekim tarihinde duyurduğu yeni nesil tabletleri iPad Mini 3 ve iPad Air 2, 30 Ekim tarihi itibariyle ülkemizde satışa sunuldu.En çok merak edilen konu ise hiç kuşkusuz bu cihazların fiyatlarıyken Apple tıpkı yeni nesil iPhone modellerinde olduğu gibi elini çabuk tuttu ve cihazları ön siparişe açtı. Bu sayede ürünlerin fiyatları da ortaya çıkmış oldu.A8X yongasetine sahip iPad Air 2'nin yanı sıra Apple, iPad Mini 3 'te A7 yongasetini tercih etmiş durumda. Tasarım olarak büyük değişikliklerin gözlenmediği cihazlarda, Apple'ın parmak izi tarayıcı sistemi Touch ID'ye yer verilmiş.Gümüş ve altın renklerin yanı sıra uzay grisi seçeneğine de sahip olan iPad Air 2 ve iPad mini 3 için belirlenen fiyatlar ise şu şekilde:Wi-Fi modelleri:iPad Air 2 16 GB 1.449 TLiPad Air 2 64 GB 1.729 TLiPad Air 2 128 GB 2.009 TLiPad mini 3 16 GB 1.169 TLiPad mini 3 64 GB 1.449 TLiPad mini 3 128 GB 1.729 TLWi-Fi ve Hücresel (3G) modelleri:iPad Air 2 16 GB 1.819 TLiPad Air 2 64 GB 2.099 TLiPad Air 2 128 GB 2.379 TLiPad mini 3 16 GB 1.539 TLiPad mini 3 64 GB 1.819 TLiPad mini 3 128 GB 2.099 TLShiftDelete.Net
Reklam