Antalya'da Silahlı Kuyumcu Soygunu
ANTALYA (AA) - Antalya'da üzerinde polis kıyafeti ve başında kask bulunan silahlı şüpheli, girdiği kuyumcu dükkanından bir miktar altın alıp kaçtı. Kepez ilçesi Hüsnü Karakaş Mahallesi Ömer Halisdemir Caddesi'nde Feyzi Bulce'ye ait kuyumcu dükkanına, üzerinde polis kıyafeti ve başında kask bulunan bir kişi geldi.Polis olduğunu belirten şüpheli, silahla tehdit ettiği Bulce ve dükkandaki esnaf Şükrü Gülşen'in ellerini kelepçeledi, ağızları ve ayaklarını bantladı.Dükkandaki bir miktar altını alan şüpheli, daha sonra otomobille olay yerinden kaçtı. İhbar üzerine bölgeye çok sayıda polis ekibi sevk edildi.Kentin giriş ve çıkışlarını tutan ekipler, şüphelinin olay yerinden kaçtığı otomobili, Elmalılı Hamdi Yazır Caddesi'nde durdurdu.Gözaltına alınan sürücü Ş.G, polis ekiplerine, 'Polis kıyafetli bir kişi beni durdurarak otomobilime bindi. Ben de ona yardım ettiğimi sandım. Hareket ettikten 1 kilometre sonra araçtan indi, durdurduğu başka bir kamyonete bindi. Ben de anlam veremedim. Soygun yaptığını bilmiyordum.' ifadelerini kullandı. Ş.G, ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü. Şüphelinin yakalanması için başlatılan çalışma sürüyor.'Ağzımızı bantlayınca bunun bir soygun olduğunu anladık'Olayın görgü tanığı Şükrü Gülşen, gazetecilere yaptığı açıklamada, olay sırasında dışarıda olduğunu söyledi.Yunus polisi kıyafeti giymiş, başında kask bulunan bir kişinin kuyumcu dükkanına geldiğini belirten Gülşen, şunları kaydetti:'Kuyumcuyu silahla tehdit edip kelepçelemeye başladı. Müdahale etmek istedim. Durumu sormamız üzerine 'merkezde anlatırsın' diyerek beni de kelepçeledi. Beni ve kuyumcu arkadaşı kelepçeleyerek dükkanın arka tarafına götürdü, ayağımızı ve ağzımızı bantladı. Adam bizim ağzımızı bantlayınca bunun bir soygun olduğunu anladık.' Öte yandan, aynı kuyumcuya 31 Ekim 2019'da giren bir soyguncu, yaklaşık 700 bin lira değerinde ziynet eşyası alıp kaçmıştı. Güvenlik güçlerince yakalanan zanlı tutuklanmıştı.
Grafikli - Bolivya Bir Yıl Sonra Devlet Başkanını Seçmek İçin Sandığa Gidiyor
BUENOS AIRES (AA) - Bolivya halkı, eski Devlet Başkanı Evo Morales'in zaferiyle sonuçlanan 20 Ekim 2019 genel seçiminin iptalinden neredeyse bir yıl sonra yeni devlet başkanını seçmek için sandığa gidiyor.And Dağları'nın zirvesinde 11 milyondan fazla nüfuslu Bolivya'da 7 milyonun, ülke dışında ise 300 binin üzerinde olmak üzere toplam 7 milyon 332 bin 925 seçmen yarın yeni devlet başkanını belirlemek için oy kullanacak.Üç adayın öne çıktığı seçimde, adayların ilk turda devlet başkanlığı koltuğuna ulaşabilmesi için geçerli oyların yüzde 50'sini alması veya yüzde 40 oy alarak en yakın rakibine yüzde 10 fark atması gerekiyor. Aksi takdirde, en yüksek oyu alan iki aday 15 Kasım'da ikinci tur seçimlerinde yarışacak.Morales'in adayı anketlerde öndeSeçimlerde daha önce Morales'in liderliğini yaptığı Sosyalizm Hareketi Partisinden (MAS) Luis Arce Catocora, Yurttaş Birliği Partisinden (CC) eski Devlet Başkanı Carlos Mesa, Morales'in istifa sürecinde aktif rol oynayan İnanıyoruz İttifakı'ndan Luis Fernando Camacho, Güney Kore kökenli, Zafer İçin Cephesi Partisinden Chi Hyun Chung ve Bolivya Ulusal Eylem Partisinden Feliciano Mamani yarışacak.Adaylar arasından seçim anketlerinin çoğunluğunda birinci gelen Morales'in seçtiği aday Arce ile Morales'in istifa sürecinde aktif rol alan Mesa ve Camacho öne çıkıyor.Luis ArceSon seçim anketinde yüzde 42,2 oyla lider olan 56 yaşındaki Arce, Morales'in 14 yıllık iktidarında, sağlık sorunları nedeniyle 2017 ve 2019 haricinde, Ekonomi Bakanlığı görevini yürüttü.Ülkenin 2006-2014 yıllarındaki gelişimi sebebiyle MAS'nin içinde Bolivya'da 'ekonomik mucizenin yöneticisi' olarak tanınıyor.Carlos MesaTarihçi, yazar ve gazeteci 67 yaşındaki Mesa, son ankette yüzde 33,1 oyla Arce'nin en yakın rakibi olarak öne çıkıyor. 2002'de devlet başkanı yardımcılığı görevini yürütürken, 2003'te Morales'in öncülüğündeki protestolarla dönemin Devlet Başkanı Gonzalo Sanchez de Lozada'nın istifa etmesiyle devlet başkanlığını üstlendi. Morales'in öncülüğündeki protestolarla 2005'te yine görevini bırakan ve siyasetten uzaklaşan Mesa, siyasi profilini Morales hükümeti tarafından 2014'te, Bolivya'nın okyanusa açılabilmek için Şili’ye Uluslararası Adalet Divanında açtığı davada sözcü olarak görevlendirilerek yükseltti.Geçen yıl düzenlenen seçimlerde ikinci olan Mesa, seçim sonuçlarının açıklanmasının durmasının ardından Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) ile Avrupa Birliği'nin seçimlerde hile iddia olduğunu iddia etmesi üzerine taraftarlarını gösteri yapmaya çağırmıştı.Luis Fernando CamachoMorales'in istifa sürecinde aktif rol oynayan 41 yaşındaki aşırı sağcı iş adamı Camacho, son ankette yüzde 16,7 oy oranıyla üçüncü sırada geliyor.Seçimlerde aday olmadan önce Santa Cruz Sivil Komitesi liderliğini yapan koyu katolik Camacho, Morales'in 'darbe' olarak nitelediği süreçte babasının şiddet olaylarına müdahale edilmemesi için asker ve polisle anlaştığını itiraf etmişti.Morales'in istifa sürecinde Mesa ile yakınlaşan Camacho, daha sonra 'şahsi çıkarı' için çalışmakla itham ettiği muhalif aday Carlos Mesa ile yollarını ayırmıştı.Seçimin ikinci tura kalması Arce'nin zararınaHem MAS'nin yeni yüzü Arce'nin hem de daha önce Morales'in, partinin seçimi kazanmak için herhangi bir ittifaka ihtiyaç duymamasına dair açıklamaları, seçimin ikinci tura kalmasının Arce'nin işini zorlaştıracağı şeklinde yorumlanıyor.Mesa ve Camacho'nun Morales'i istifaya sürükleyen süreçteki birliktelikleri nedeniyle seçimin ikinci tura kalması durumunda Camacho'nun, Mesa'yı destekleyeceği tahmin ediliyor.Morales'in istifasıyla devlet başkanlığı koltuğuna gelen Jeanina Anez'in seçimlerde önce adaylığını açıklaması ve seçime 1 ay kala MAS'nin iktidara gelmesi korkusuyla adaylıktan çekilmesi de bu savı destekliyor.Ayrıca, oy oranı düşük olmasına rağmen eski Devlet Başkanı Jorge Quiroga'nın MAS'nin iktidara gelmemesi için adaylıktan çekildiğini açıklaması, olası bir ikinci turda Mesa'ya olan desteği artırıyor.Ekim 2019 seçimlerinin iptali ve Morales'in istifasıGeçen yıl 20 Ekim'de düzenlenen seçimlerin iptal edilmesine giden yolun temeli, Morales'in yüzde 45 ile birinci, Mesa'nın yüzde 38 ile ikinci olduğu seçimlerde oy sayımının yüzde 83'te durmasıyla atıldı.O dönem oyların ön sayımının elektronik cihazlarla yapılması, hükümetin kırsal kesimdeki altyapı yokluğundan verilerin geç gelmesiyle gerekçelendirdiği ve Bolivya seçimlerinde daha önce de yaşanan bu kesinti, hile iddialarını kampanya döneminde dillendiren muhalefeti harekete geçirdi.OAS ile AB'nin seçimde hile yapıldığı ve ikinci tura gidilmesi gerektiğine dair açıklamalarıyla Mesa, destekçilerini sokak gösterilerine davet etti.Durduğunda seçimin ikinci tura kalacağına işaret eden oy sayımının başlaması ve 25 Ekim'de Yüksek Seçim Mahkemesinin, Mesa'nın yüzde 36 oy aldığını, Morales'in de yüzde 47 oy alarak seçimi kazandığını açıklaması seçimlerdeki hile iddialarını pekiştirdi.Camacho'nun orduya darbe çağrısıyla gösterileri alevlendirmesi, MAS mensubu bakan ve yerel yöneticilerin şiddet yoluyla istifaya zorlanmasının ardından polisin isyan etmesiyle Morales'in etrafındaki çember git gide daraldı.Takipçilerini sokağa davet eden Morales'in genel seçimin yenilenmesini kabul etmesi de ülkedeki tansiyonu düşürmedi. Ordu halkla karşı karşıya gelmemek için şiddet olaylarına müdahale etmeyeceğini açıkladı ve 10 Kasım'da Morales'e istifa etmesi çağrısında bulundu. Morales istifa ederek önce Meksika'ya ardından da Arjantin'e siyasi sığınmacı olarak gitti.Bolivya Çokuluslu Yasama Meclisi'nin üst kanadı Senatörler Meclisi Başkan Yardımcısı muhalif Jeanine Anez, 13 Kasım'da, geçici devlet başkanlığı görevini üstlendiğini açıkladı ve devlet başkanlığı sarayına Camacho ile gitti.O dönemde meydana gelen gösterilerde çoğunluğu Morales yanlısı 35 kişi hayatını kaybetti ve 800'den fazla kişi yaralandı.
Pamukta Prim Artışı Sektör Temsilcilerini Mutlu Etti
ADANA (AA) - ÖMER FANSA - 'Beyaz altın' diyarı Çukurova'da, kütlü pamukta primin yüzde 37,5 artışla kilogram başına 1,1 liraya çıkarılması sektör temsilcilerini sevindirdi.Adana Ticaret Borsası Başkanı Şahin Bilgiç, AA muhabirine, Çukurova için bir zamanlar 'beyaz altın' olan pamuğun yeniden eski günlerine dönmesini arzu ettiklerini söyledi.Kütlü pamukta 4 yıldır 80 kuruş olan primin, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin müjdesiyle kilogram başına 1,1 liraya çıkarıldığını anımsatan Bilgiç, şöyle konuştu:'Pamuk üreticisi bu sene bu fiyatlarla memnun kalır ama bunun her sene güncellenmesi lazım. Şu açıdan güncellenmesi lazım, kütlü pamuk fiyatı şu andaki gibi 5-6 lira olarak seyrederse bu destek normal kalabilir ama geçen yıllar gibi 5-6 liranın altına düşerse önümüzdeki sene tekrar bunun güncellenmesi lazım. Primle beraber pamuğun fiyatı 80 sent olmalı. Dolar bugün 8 lira ise bu 6,4 lira eder. Yani üretici pirimle beraber 6,4 lira fiyatı yakaladığı zaman bundan memnun kalır ve pamuk ekmeye devam eder. Ayrıca primlerin çok uzun süre bekletmeden verilmesi lazım ki üreticiye can suyu olsun.'Bilgiç, pamuk üreticisinin desteklenmesi gerektiğini anlatarak, 'Keşke pamuk Türkiye'de 6-7 lira bandında olsa da prim 1,1 değil daha da aşağı olabilir. Pamuk fiyatının üreticiyi memnun edecek tarzda oluşması açısından prim bunu destekliyor. Bu açıdan primin şu aşamada faydalı olduğunu düşünüyorum.' değerlendirmesinde bulundu. Pamuk fiyatının artmasının ardından primin açıklanmasını da olumlu bulan Bilgiç, 'Eğer bir ay önce bu fiyat açıklanmış olsaydı pamuk fiyatı düşük kalacaktı. Pamuk şu an 5 liraya dayandı. Dövizin artışı, dünya fiyatlarındaki artışlar ister istemez Türkiye'ye de yansıdı.' dedi.'Çiftçimiz prim desteğinden memnun olacak'Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru da Türkiye genelinde pamuk ekim alanının yaklaşık yüzde 40 daraldığını ifade etti.Gelecek yıllarda pamuk ekim alanlarının genişlemesi için bu yıl üreticiyi memnun edecek fiyat oluşması gerektiğinin altını çizen Doğru, şunları kaydetti:'Çiftçinin pamuk üretimine devam etmesi için kilogramda destekle beraber eline en az 6 lira geçmeli. Şu anda üreticinin cebine pamuktan net olarak kilogram başına 4,8-5 lira civarında geliyor. Buna ek olarak 1,1 lira da prim açıklandı, oldu 6 lira. Mazot ve gübre desteğiyle daha da üzerine çıkacaktır. Çiftçimizin mevcut pamuk fiyatına ek olarak verimi de hesaba katarak alacağı 1,1 lira destekten memnun olacağı inancındayım. Tüm pamuk üreticilerine hayırlı olsun.'
"Edebiyat Dünyasının Dervişi : Nuri Pakdil"
İSTANBUL (AA) - AİŞE HÜMEYRA BULOVALI- Edebiyat dünyasına adını altın harflerle yazdıran mütefekkir, şair, deneme ve oyun yazarı Nuri Pakdil, vefatının birinci yılında anılıyor. Kahramanmaraş'ta 1934'te dünyaya gelen Pakdil, ailesinin tavrı nedeniyle eğitim hayatını aralıklarla sürdürdü. İlkokuldan itibaren yazmaya başlayan Pakdil, ortaokulda iken tanıştığı 'Büyük Doğu' dergisiyle hem düşünce ve hem de yazı macerasına ivme kazandırdı.Ailesinin okumasını istemediğini 'Bir Yazarın Notları'ndaki yazısında dile getiren usta edebiyatçı, bu durumu şöyle anlatmıştı:'İlkokulun öğretisiyle, annemin babamın öğretisi kanlı bıçaklı savaş halinde miydi birbiriyle? Ama evimize kimi günler oturmaya gelen o çok sevdiğim bayan öğretmenimi, annem de çok sevmez miydi? Annem, bazen bu öğretmenimle de gözyaşları içinde konuşmaz mıydı? Şu ilkokul, hep düğüm atılan acayip bir iplik miydi? Annem, babam ilkokuldan, genelde, tüm okullardan neden bu denli tiksiniyordu? Başka kentlerde de var mıydı ilkokulu, genelde tüm bu okulları özdeş bir duyguyla gören anne babalar?'Lise yıllarında 'Hamle' dergisini çıkardıOrtaokula 3 yıl gecikmeli başlayan Pakdil, 1954 -1955 yıllarında Maraş Lisesi'nde okurken, beraber eğitim gördüğü iki arkadaşı ile birlikte 'Hamle' isimli edebiyat dergisini çıkardı. Bu küçük lise dergisi Ankara'dan İstanbul'a birçok yazarın ve şairin dikkatini o dönem çekmişti.Nuri Pakdil, Maraş Lisesi'nin ardından İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Kahramanmaraş'ta çıkan 'Demokrasiye Hizmet' ve 'Gençlik' gazetelerinde de yazıları yayınlanan Pakdil, bir süre 'Yeni İstiklal' gazetesinde sanat sayfaları düzenledi.Üniversite yıllarında aralarında Sezai Karakoç ve Necip Fazıl Kısakürek'in de bulunduğu edebiyatçı, sanatçı birçok düşünürle yakın ilişki kuran Pakdil, askerlik görevini Bitlis'te tamamladı.Pakdil, üniversite eğitiminden sonra 1965'te bir bakanlıkta hukuk müşaviri olarak göreve başladı. Daha sonra Devlet Planlama Teşkilatında 1967'de çalışan Pakdil, bu görevinden de ayrılarak kendini yazarlığa verdi.Yedi Güzel Adam ile Edebiyat dergisini çıkardı Nuri Pakdil, edebiyat hayatı boyunca 'Büyük Doğu' ve 'Diriliş' dergileriyle de güçlü bağlar kurdu. Bu dergilerin çevresinde ayrıca çok sayıda yeni şair ve yazar yetişti. Pakdil, Diriliş dergisinin yayına ara verdiği ve bir daha basılıp basılmayacağının belli olmadığı dönemde, Türk edebiyatında 'Yedi Güzel Adam' olarak bilinen ekipten Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt ve Akif İnan ile 'Edebiyat' dergisini yayınlamaya başladı. 'Sabır üssü' olarak tanımladığı 'Edebiyat' dergisi, 1969'un Şubat ayından 1984 Aralık'a kadar aylık olarak okuyucuyla buluştu. Pakdil, dergide yazanlara müstear isimler takmakla meşhurdu. Kendisinin de dergide 16 farklı ismi bulunan Pakdil, en çok 'Ebubekir Sonumut' adını kullandı.Pakdil, bu süreçte 1972 yılında Edebiyat Dergisi Yayınları'nı kurdu. Bu yayınların ilk kitabı Pakdil'in 'Batı Notları' oldu. Edebiyat Dergisi Yayınları'ndan 1972-1984 yılları arasında 18'i kendisinin, 27'si yazar arkadaşlarının olmak üzere 45 kitap yayımladı.'Edebiyat' dergisinin çevresinde çok sayıda yeni şair ve yazar yetişti. Dergi ayrıca Orta Doğu'daki edebiyat ile İslamcı düşüncenin gelişiminden Türk edebiyat çevrelerini de haberdar etti. Dergi, aralıklarla 159 sayı çıkarıldı. Yayına son verdiği 1984 sonunda derginin elinde olan bütün sayılarını ve Edebiyat Dergisi Yayınları'ndan çıkan bütün kitaplarını dağıtan Pakdil, bunun için Ankara'daki birçok öğrenci yurduna haber verdi. 1984 yılına kadar 18 kitap çıkardıPakdil, 1984 yılına kadar 'Biat', 'Batı Notları', 'Bir Yazarın Notları', 'Anneler ve Kudüsler', 'Klas Duruş', 'Edebiyat Kulesi', 'Bağlanma', 'Sükut Suretinde'nin de aralarında olduğu 18 kitap çıkardı.Devlet Planlama Teşkilatındaki görevine 1988'de tekrar geri dönen usta şairin bundan sonraki çalışma yaşamı burada geçti ve 1999 yılında emekliye ayrıldı. Pakdil, 28 Şubat 1997'den itibaren Edebiyat Dergisi Yayınları aracılığıyla da yeniden kendi kitaplarını yayınlamaya başladı.Nuri Pakdil 'in 'Otel Gören Defterler' başlıklı 6 kitaptan oluşan deneme serisi 1997'den itibaren okuyucuyla buluştu. Uzun bir dönem otellerde yaşayan Pakdil, bu seride inzivaya çekilmiş bir yazarın tahlillerini, sorgulamalarını ve kendisiyle hesaplaşmalarını kaleme aldı.Edebiyat dünyasının dervişi olarak da gösterilen Pakdil hakkında Hüseyin Su, şu değerlendirmeyi yapmıştı:'Düşüncelerinden diline, biçiminden en küçük ayrıntılarına, hep korumaya çalıştığı hassasiyetlerinden ilkelerine, ayaklarını bastığı yerellikten evrensel sanat, edebiyat, düşünce ve siyaset açısına dek daha birçok kendine özgü özelliklerle kurduğu yapısı ile Edebiyat Dergisi, 1960'lı yıllardan günümüze, yeni, farklı ve aykırı bir çıkartmadır. Edebiyat dergisinin karakteri ile Nuri Pakdil'in karakteri birebir örtüşür. Edebiyat Dergisi, Nuri Pakdil'in manevi şahsiyetine mündemiçtir. Edebiyat, hiç kuşkusuz bir ocak dergidir. Ocağın sağaltıcı, terbiye edici manevi gücü ise Pakdil'in inanç ve düşüncelerinin manevi bir rabıta yoluyla okuyucuya, yazara, yazıya ve bütünüyle ortama ve hayata sirayet edişi ile gerçekleşir. Edebiyat dergisinin, bu dergide yazan yazarların yazınsal çabalarının, dost ve okuyucuların derginin yazınsal eylemine katılımının ve kitap yayınlarının genel bağlamı işte bu ilişkinin anlamındadır...'Kitaplarıyla deneme türünün ustaları arasında yer aldıNuri Pakdil, Paris izlenimlerinden oluşan, Batı insanını yeni bir yaklaşım ve söylem ile anlattığı ilk kitabı Batı Notları'yla da büyük ilgi topladı. Bu eserini izleyen 'Biat', 'Bir Yazarın Notları' ve diğer kitaplarıyla deneme türünün ustaları arasında yer aldı. Yazarın 'Bağlanma' adlı kitabı da birçok açıdan onun ve Edebiyat Dergisi'nin edebiyat ve düşünsel bağlamının anlaşılabilmesi için manifesto niteliğindeydi. Hem Orta Doğu hem Batı edebiyatından yaptığı şiir ve düşünce yazısı çevirileriyle edebiyat dünyasında farkını ortaya koyan Pakdil, 'Bir Yazarın Notları' adlı eserinde amacını 'İnsan! Seni savunuyorum; sana karşı!' cümlesiyle özetlemişti.Eserlerinde 'emek, emperyalizm, devrim' gibi kelimelere de yer veren Pakdil, verdiği röportajlarda kendisini 'Ben, antikapitalist, antifaşist, antinazist, antisiyonist, antisosyalist ve en önemlisi de Türkiye özelinde olmak üzere antifiravunist bir bilince ve iradeye sahip devrimci bir yazarım.' diye tanımladı.'Benim için yazı yazmak bir bakıma savaşmak demektir'Pakdil, devrimciliğinin temelini, İslam'a olan sarsılmaz bağlılığının oluşturduğuna da her zaman sözleriyle dikkati çekerek, şu ifadeleri kullanmıştı:'İslam dini kıyamete kadar sürecek sürekli devrim anlayışını öngörür. Yeryüzünde zulüm, haksızlık, adaletsizlik var olduğu sürece, bu zulmün, bu haksızlığın, bu adaletsizliğin kaynağı olan egemen güçlerin yok edilmesi için, Müslümanların devrimci mücadelesi de sürecektir. Kirli mülkiyete karşı, kara siyasaya karşı devrimci savaş kesintisiz sürecektir. Çünkü İslam dini bunu öngörmektedir. İslam dini özgürlükçüdür, ilericidir, devrimcidir, bağımsızdır, sömürünün her biçimine karşıdır, başta anamalcılığa karşıdır, başta yabancılaşmaya karşıdır İslam Öğretisi. İnsanın, yalnızca, 'emeğinin karşılığını yiyebileceğini' vurgular bu din.Benim için yazı yazmak bir bakıma savaşmak demektir. Çünkü yazılarımda, her türlü putçuluğa karşı, her türlü yabancılaştırmaya karşı, her türlü sapmalara karşı vermekte olduğum savaş anlatılmaktadır. Yazılarımda kirli mülkiyet tutkusunun insanı ele geçirmesi anlatılmaktadır. Yazılarım, kapitalizme ve sömürü düzenine karşı bir tepkiyi, bir eleştiriyi ifade etmektedir.'2019 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülünü aldıİşindeki titiziliğiyle bilinen Pakdil'in, 33 şiirden oluşan 'Sükut Suretinde' kitabındaki 'Edebiyat' başlıklı dizeleri, 191 kez yazdığı dile getirildi. Kitap kapaklarını da kendisi tasarlayan Pakdil'in, bir kitabın kapağını beğenmeyip defalarca değiştirdiği ve bu yüzden matbaada sabahladığı da bilinirdi.Pakdil, 2019 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nde, 'edebiyat' dalındaki ödüle, 'yerli düşüncenin egemenliği adına ürettiği özgün eserler, Türk Edebiyatı'na kattığı kelime tercihleriyle dolu estetik anlatım dili ve insanı kalbinden tutmayı öneren değerli fikirlerinden dolayı' değer görüldü. Usta yazar aynı zamanda 2013'te 'Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü'nü, 2014'te de 'Necip Fazıl Saygı Ödülü'nü aldı.Kudüs'üne 81 yaşında kavuştuTürk edebiyatının 'Kudüs Şairi' olarak tanımlanan usta yazar, Kudüs için hissettiği yürek sızısını, 'Yüreğimin yarısı Mekke'dir, geri kalanı da Medine'dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır' ifadeleriyle kaleme döktü.Pakdil'in en çok bilinen şiirlerinden 'Anneler ve Kudüsler' şiiri şu mısralarla hafızalara kazındı:'Tûr Dağını yaşa/ Ki bilesin nerde Kudüs/ Ben Kudüs'ü kol saati gibi taşıyorum/ Ayarlanmadan Kudüs'e/ Boşuna vakit geçirirsin/ Buz tutar/ Gözün görmez olur/ Gel / Anne ol / Çünkü anne / Bir çocuktan bir Kudüs yapar / Adam baba olunca / İçinde bir Kudüs canlanır / Yürü kardeşim / Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin' Nuri Pakdil, 2015'te 81 yaşında geldiğinde Kudüs'e giderek, Mescid-i Aksa'da cuma namazı kıldı ve hayali gerçek oldu.İslam dünyasının Kudüs'e tavrını çok 'trajik' bulduğunu dile getiren Pakdil, 'Zaten İslam dünyası kendi arasında kavgalı durumdadır ve maalesef Kudüs’e yönelme imkanı şu anda gözükmüyor. İslam dünyasının kurtuluşu ancak ve ancak Türkiye’nin ayağa kalkmasıyla mümkün olacaktır. Ben yeryüzündeki İslami hareketin, Türkiye’den başlayacağına inanıyorum. Bu inancı içimde her zaman capcanlı tutuyorum. Türkiye’deki İslami uyanışa büyük önem veriyorum.' demişti.Edebiyat çevrelerinin büyük saygı duyduğu Pakdil, 'Klas Duruş' için gençlere, 'Paraya pula metelik vermemek, adil olmak, insanlarla sıcak ilişki kurmak, çok kitap okumak, bir yabancı dil öğrenmek, geziler yapıp, notlar tutmak ve İstanbul'u tanımaya çalışmak' tavsiyelerinde bulunmuştu. Nuri Pakdil, üst solunum yolları enfeksiyonu nedeni ile kaldırıldığı Ankara Şehir Hastanesi'nde 18 Ekim 2019'da 85 yaşındayken hayatını kaybetti. Usta edebiyatçının cenazesi, Hacı Bayram Veli Camisi'nden kılınan cenaze namazının ardından Taceddin Dergahı'nda defnedildi. Türk edebiyatının usta ismi hakkında yapılmış sempozyum, tez, dergi, kitap ve belgesel çalışmalardan bazıları ise şunlardır:'Hece Dergisi: Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil Özel Sayısı', 'Dilimin Döndüğünce Sustum -Sıddık Akbayır', 'Düşünen Kalem Nuri Pakdil Sempozyumu', 'Yedi İklim Dergisi 58. Sayı: Nuri Pakdil Ustamıza', 'Sükut Suretinde Şerhi-Ali Göçer', 'Nuri Pakdil'de Protest Tavız (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi) - Tuğba Doğan', 'Abdsürd Tiyatro Bağlamında Nuri Pakdil'in Umut Adlı Oyunu Üzerine Bir İnceleme (Makale) - Nilüfer İlhan', 'Nuri Pakdil Belgeseli - TRT', 'Yedi Güzel Adam - TRT (dizi)'Nuri Pakdil'in hayatı boyunca kaleme aldığı 42 eserden bazıları da şunlardır:'Umut (oyun)-1974', 'Harikalar Tablosu (çeviri)-1974', 'Ay Operası (çeviri)- 1975', 'Bağlanma (deneme)- 1979', 'Put Yapımevleri (oyun) -1980', 'Bir Yazarın Notları-I (deneme)- 1980', 'Bir Yazarın Notları-II (deneme)- 1981', 'Edebiyat Kulesi (deneme)- 1984', 'Derviş Hüneri (deneme)- 1997', 'Arap Saati (deneme)- 1997', 'Klas Duruş(deneme)- 1997', 'Osmanlı Simitçiler Kasidesi (şiir)- 1999', 'Bakır Dönemi (oyun) 2014'
Bursa'da Otomobilde Tarihi Sikkeler Ele Geçirildi
BURSA (AA) - Bursa'nın İnegöl ilçesinde huzur uygulaması sırasında otomobilde yapılan aramada tarihi sikkelerle dedektör bulundu.İlçede ortaklaşa uygulama yapan emniyet ve jandarma ekipleri, N.U. ve B.Y'nin bulunduğu otomobili durdurdu. Araçta arama yapan ekipler, tarihi sikkeler ile altın arama dedektörü ele geçirdi.Sikkeleri ve dedektörü muhafaza altına alan ekipler, N.U. ve B.Y'yi İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürdü.
Reklam
Yıllar İçinde Ünü Ülke Sınırlarını Aştı ve Yeteneğiyle Dünyanın En İyi DJ’lerinden Biri Oldu: Mahmut Orhan
etiket
Türkiye ve DJ'lik deyince akla ilk gelen, ülkemizi Turizm Bakanlığı kadar iyi tanıtan, medar-ı iftiharımız Mahmut Orhan. 1993 doğumlu, genç yaşında birçok başarıya imza atan DJ'imiz, 2017 yılında GQ Man of The Year'da, 2018'de ise Altın Kelebek'te 'Yılın DJ'i seçildi. Yabancı şarkıları kendine has dokunuşlarla bambaşka bir boyuta taşıyan, hepimizin göğsünü gere gere dinlediği ve anlattığı büyük yetenek Mahmut Orhan yolcuğuna, buyurunuz.
Reklam
Oğuzhan Aygören Yazio: Ne Gerek Var?
etiket
A – Duvarlar çok boş kalmış. Bir resim assak? B – Binaya çok masraf ettik. Bütçemiz bitti. Hem ne gerek var? A – Apartman çok bakımsız. Duvarları mı boyatsak? B – Şimdi boyanın sırası mı? O parayla daha önemli işler yapabiliriz. Ne gerek var? A – TV izlemek yerine merak ettiğiniz ve ilgilendiğiniz bir konuda ders almaya ne dersiniz? Hem birçok üniversitenin programına ücretsiz erişmek ve sertifika almak da mümkün. B – Şimdi başımıza iş çıkarmayalım. Şöyle kanepeye oturup dizi izlemek ve telefonla oynamak varken ders alıp yorulmaya ne gerek var? A – Dünyada gelişen bir trend var. Bunun için erkenden hareket edip yol almaya ne dersiniz? Şirketimiz de öncü konumda olur ve dünyaya örnek işler yapabiliriz?B – Sen şimdi fırsattan bahsetmeyi bırak da çok acil sorunlarımız var. Onları çözelim önce. Sonra bakarız önerine. Şimdi ne gerek var yeni iş almaya? A – Yurtdışında bir seminere katılmak istiyorum. Hem çok şey öğrenebilirim hem de iş bağlantıları kurabilirim.B – Döviz kurları böyleyken yurtdışına gitmek mi? Bize ne faydası olacakmış bu seminerin? Ne gerek var? A – İşin içine eğlence katmaya ne dersiniz? Biraz müzik, biraz mizah, biraz sanat. B – Ne gerek var? Şimdi ekstra masraf. Biz işimize bakalım. Örnekler çok.
AB'nin Dış Ticaretinde Kovid-19’Nun Olumsuz Etkisi Ağustosta Devam Etti
BERLİN (AA) - Avro Bölgesi'nin ihracatı, ağustos ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,2 azalarak 156,3 milyar avroya geriledi.Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), AB ve Avro Bölgesi'nin ağustos ayı öncü uluslararası ticaret verilerini yayımladı. Buna göre, Avrupa Birliği'nin (AB) dış ticareti, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisinin ekonomi üzerindeki oluşturduğu belirsizlik nedeniyle ağustosta düşüş kaydetti.Avro Bölgesi'nin ihracatı, ağustos ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,2 azalarak 156,3 milyar avroya, ithalatı da yüzde 13,5 gerileyerek 141,6 milyar avroya düştü. Böylece Avro Bölgesi'nin, ağustos ayında yaklaşık 14,7 milyar avroluk ticaret fazlası gerçekleştirdi. AB'de ihracat, ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 14 daralarak 139,7 milyar avro, ithalat yüzde 15,6 gerileyerek 128,3 milyar avro oldu. AB'nin ticaret fazlası, ağustosta yaklaşık 11,3 milyar avroya ulaştı.Öte yandan, ocak-ağustos döneminde Avro Bölgesi’nin ihracatı yüzde 12,4 düşerek 1 trilyon 229 milyar avroya ve ithalatı da yüzde 13,4 azalarak 1 trilyon 119 milyar avroya geriledi.ABD Başkanı Donald Trump tarafından defalarca eleştirilen AB ile ABD dış ticaret dengesinin söz konusu dönemde 101,9 milyar avrodan 92,7 milyar avroya gerilemesi dikkati çekti. Ocak-ağustos dönemde AB’nin Türkiye’ye ihracatı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 azalarak 42,7 milyar avroya, ithalatı da ise yüzde 15,5 azalarak 39,3 milyar avroya geriledi.
8. Boğaziçi Film Festivali'ne Doğru
İSTANBUL (AA) - Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkıları, Global İletişim Ortağı Anadolu Ajansının destekleriyle bu yıl 23-30 Ekim'de düzenlenecek 8. Boğaziçi Film Festivali'nde, ulusal ve uluslararası uzun ve kısa metraj 60 film sinemaseverlere sunulacak. Bu yıl 'Her şeye rağmen' temasıyla, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri uygulanarak seyircisini ağırlayacak festivalin basın toplantısı çevrim içi olarak gerçekleştirildi.Boğaziçi Film Festivali Artistik Direktörü Emrah Kılıç, öncelikli amaçlarının festivalin sürekliliğini sağlamak olduğunu belirterek, 'Yarışmaları yapıp festivali bu yıl devam ettirmek ana amacımızdı. 4-5 filmlik bir yarışma dışı film seçkisi de yapmaya çalıştık. Bu yıl fiziksel gösterimlerle Kadıköy ve Beyoğlu Sinemaları'nda olacağız.' dedi.Festivalde yarışan Ensar Altay'ın 'Kodokushi' ve Ahmet Sönmez'in 'Sadece Farklı' filmlerinin dünya prömiyerini yapacağını hatırlatan Kılıç, Kovid-19 salgını nedeniyle uluslararası yarışmanın jüri üyelerinin festivale katılamayacağını söyledi.Kılıç, uzun metraj yarışmalara bu yıl 60'a yakın başvuru aldıklarını vurgulayarak, 'Ne kadar fazla film olursa, o kadar keyifli bir değerlendirme süreci oluyor. Hepsi bu sene çıkan filmlerdi. Kısa filmlerde ise 300'e yakın başvuru aldık. Özellikle kısa kurmaca filmlerde prodüksiyonların kalitesi artıyor. Burada da çok zorlandık. Normalde 10 film alma düşüncemiz vardı bu sayıyı 12 yaptık. Almak isteyip alamadığımız filmler de oldu.' ifadelerini kullandı.Bosphorus Film Lab Direktörü İpek Tugay ise Pitching Platformu, First Cut Lab ve Works in Progress platformlarında toplamda 21 projenin bulunduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Bu platformlarda da çok önemli isimlerden jüriler oluşturduk.Yabancı konukların dijital platformlar üzerinden katılımcılarla buluşup etkin bir paylaşım alanının yaratılacağı Bosphorus Film Lab etkinlikleri, finalistlere özel olarak organize edilen eğitimler ve endüstri davetlilerine yönelik proje sunumlarıyla çevrim içi olarak gerçekleştirilecek. Etkinlik takvimimizi de önümüzdeki günlerde sosyal medya hesaplarımızdan duyuracağız.'Festival 'Sun Children' filmiyle açılış yapacakFestivalin bu yılki açılış filmi, İranlı yönetmen Majid Majidi'nin dünya prömiyerini 77. Venedik Film Festivali Ana Yarışma bölümünde gerçekleştiren filmi 'Sun Children' olacak. 'Beyond The Clouds' filmiyle 5. Boğaziçi Film Festivali'nin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda Türkiye prömiyerini yaparak festivalden En İyi Kurgu ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleriyle ayrılan Majid Majidi’nin son filmi 'Sun Children', geçimlerini zorlukla sağlayan Ali ve üç arkadaşının hikayesine odaklanıyor.Altın Yunus için 10 film yarışıyorBu yılın önemli yerli yapımlarını bir araya getiren, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda bir film 100.000 lira değerindeki Altın Yunus ödülünü almaya hak kazanacak. Edebiyatçı, senarist ve yapımcı Tarık Tufan'ın başkanı olduğu ve yönetmen Ramin Matin, görüntü yönetmeni Taner Tokgöz, oyuncu İpek Türktan Kaynak ve oyuncu Ecem Uzun'dan oluşan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi yılın en iyi yerli filmini seçecek. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda, Derviş Zaim'in 'Flaşbellek', Orçun Benli'nin 'Gelincik, Erdem Tepegöz'ün 'Gölgeler İçinde', Ensar Altay'ın 'Kodokushi', Barış Gördağ ve Yasin Çetin'in 'Koku', Ferit Karol'un 'Kumbara', Fatih Özcan'ın 'Mavzer', Ercan Kesal'ın 'Nasipse Adayız', Reis Çelik'in 'Ölü Ekmeği' ve Ahmet Sönmez'in 'Sadece Farklı' filmleri yarışacak.Festivalde yer alan filmlerden 'Kodokushi' ve 'Sadece Farklı' dünya prömiyerlerini festivalde yaparken 'Flaşbellek', 'Gelincik', 'Gölgeler İçinde', 'Koku', 'Kumbara', 'Mavzer' ve 'Ölü Ekmeği' filmleri ise İstanbul'da ilk gösterimlerini gerçekleştirecek.Kısa kurmaca ve kısa belgesel filmler seyircisini bekliyorYönetmenler Banu Sıvacı ve Cihan Sağlam ile film eleştirmeni Murat Tolga Şen, Kısa Kurmaca jürisinde yer alacak.Ulusal Kısa Kurmaca kategorisinde jüri üyeleri, Mahsum Taşkın'ın 'Binbir Gece', Zeynep Dilan Süren'in 'Büyük İstanbul Depresyonu', Alperen Albayrak'ın 'Derinlik Algısı', Elif Hamamcı'nın 'Geri Dönüşüm', Emre Sert ve Gözde Yetişkin'in 'Kısmet', Volkan Girgin'in 'Konuşma', Gökalp Gönen'in 'Lal', Yeşim Tonbaz'ın 'Münhasır', Murat Uğurlu'nun 'Tapınak', Hüseyin Aydın Gürsoy'un 'Toz Olmak', Yavuz Akyıldız'ın 'Yağmur, Şnorkel ve Taze Fasulye' ve Onur Güler'in 'Yara' filmlerini değerlendirecek. Uluslararası Kısa Kurmaca kategorisinde ise Linh Duong'un 'A Trip to Heaven', Anthony Nti'nin 'Good Night', Zhannat Alshanova'nın 'History of Civilization', Sameh Alaa'nın 'I am Afraid to Forget Your Face', Firas Khoury'nin 'Maradona's Legs', Hristo Simeonov'un 'Nina', Pedro Peralta'nın 'Perpetual Night', Edgardo Pistone'nin 'The Flies', Farah Nabulsi'nin 'The Present' ve Francesca Canepa'nın 'The Silence of the River' filmleri yarışacak.Yazar Samed Karagöz ile yönetmenler Senem Bay ve Vuslat Saraçoğlu'ndan oluşan Kısa Belgesel Jürisi de Ulusal Kısa Belgesel Film Yarışması için Özgenur Gülerce'nin 'Aşık Feymani', Muhammed Emre Özdemir ve Hakan Demirel'in 'Baraka', Melih Aslan'ın 'Bisikletçi', Feyzi Baran ve Kamil Kahraman'ın 'Bu da mı Gol Değil?', Rıdvan Karaman'ın 'Donuk Bakışlar', Ahmet Keçili'nin 'Seval', Malaz Usta'nın 'Sürgünde Bir Yıl' ve Fatih Ertekin'in -'Yaylacı' belgesellerini değerlendirirken, Uluslararası Kısa Kurmaca Belgesel Film Yarışması içinse Mahdi Fleifel'in '3 Logical Exits', Randa Maroufi'nin 'Ceuta’s Gate', Halima Ouardiri'nin 'Clebs', Gregoire Verbeke'nin 'I Feel Your Eyes', Nevena Desivojevic'in 'Outside the Oranges are Blooming', Adriano Valerio'nun 'The Eagles of Carthage', Alex Evstigneev'in 'The Golden Buttons' ve Maja Novakovic'in 'Then Comes the Evening' belgeselleri arasından seçim yapacak.FİYAB'dan 10.000 liralık 'En İyi Yapımcı Ödülü'Ayrıca festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışmasında yer alan filmlerden birine yapımcılar Alper Tunga Özdemir, Nazif Tunç ve Metin Tunçtürk’ten oluşan FİYAB (Film Yapımcıları Meslek Birliği) Jürisi tarafından 10.000 liralık En İyi Yapımcı Ödülü takdim edilecek.Bu yıldan itibaren 'FİLM-YÖN En İyi Yönetmen' ödülü verilecek.Bu yıl ilk kez, 'FİLM-YÖN En İyi Yönetmen' ödülü ise Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda yer alan filmlerin yönetmenlerinden biri Film Yönetmenleri Derneği Jürisi tarafından sahibini bulacak. FİLM-YÖN Jüri üyeleri Mehmet Eryılmaz, Melisa Önel ve Selim Evci'den oluşuyor.
Reklam
AB: Türkiye'nin Tek Taraflı Eylemlerinden Üzüntü Duyuyoruz
BRÜKSEL (AA) - Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesinin sonuç bildirisinde Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de 'tek taraflı' eylemlerde bulunduğu savunularak AB Konseyi'nin bundan dolayı üzüntü duyduğu belirtildi. Zirvenin sonunda yayımlanan sonuç bildirisinin dış ilişkiler bölümünde Türkiye ile ilgili 2 madde yer aldı. Bildiride, 1-2 Ekim'de yapılan zirvede alınan kararlara atıf yapılarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de son arama çalışmalarıyla 'tek taraflı ve provokatif eylemlerde bulunduğu' savunuldu ve bundan dolayı AB Konseyi'nin üzüntü duyduğu ifade edildi.Kıbrıs adasındaki Maraş'ın statüsüyle ilgili 'BM Güvenlik Konseyi'nin 550 ve 789 sayılı kararlarına saygı duyulması' istenen bildiride, AB'nin Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimiyle dayanışma içinde olduğu vurgulandı.Bildiride, AB Konseyi'nin Türkiye'yi 'eylemlerinden geri dönmeye ve gerginliğin düşürülmesi için çalışmaya çağırdığı' ifade edildi.Afrika-AB ilişkileriAfrika-AB ilişkilerine geniş yer ayrılan bildiride Afrika ile stratejik ilişkilere büyük önem verildiği vurgulanırken, Afrika ülkeleri ile siyasi ilişkileri tüm alanlarda derinleştirme ve yenileme ihtiyacının altı çizildi. Kovid-19 döneminde AB'nin Afrika'daki sağlık sistemini güçlendirme ve uluslararası borçların hafifletilmesine yönelik çabalarıyla ilgili taahhüdü bildiride yer aldı. Bildiride Afrika'nın ekonomik dönüşümünde AB'nin ortaklığı ilerletme isteğinin ve yatırım programlarını genişletme arzusunun altı çizilerek, dijital ekonomi, yenilenebilir enerji, ulaştırma, sağlık ve tarımsal gıda sektörlerinin iş birliği ve yatırım için en önemli alanlar olduğu ifade edildi. AB Konseyi ayrıca Afrika'da barış, güvenlik ve istikrarın önemine vurgu yaparak, AB'nin Afrikalı ortaklarıyla yasal göç, yasa dışı göçle mücadele, yasa dışı göçmenlerin geri kabulü, göçmen kaçakçılığıyla mücadele konularında çalışmak istediği belirtildi. Belarus ve RusyaBelarus'a da yer verilen bildiride, 12 Ekim'de yapılan AB Dışişleri Bakanları Toplantısında alınan yaptırımları da içeren kararların onaylandığı, Belarus'un misilleme tedbirlerine karşı AB'nin Litvanya ve Polonya ile dayanışma içinde olduğu vurgulandı. Bildiride, Rusya'ya çağrı yapılarak Avustralya ve Hollanda ile Malezya Havayollarına ait 298 yolcu taşıyan MH17 sefer sayılı uçağın düşürülmesiyle ilgili üçlü görüşmelere devam etmesi istendi.AB Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinin iklim ve çevre, Kovid-19 salgınıyla mücadele ve Brexit sonrası AB-İngiltere ilişkileri ile ilgili maddeleri ise dünkü oturumdan sonra yayımlanmıştı.
Analiz - Şi'nin "Çin Rüyası" Ve Küresel Etkileri
İSTANBUL (AA) -İSHAK TURAN-İki bin yılı aşkın kadim bir devlet geleneğine sahip olan Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), Asya Pasifik’in en güçlü mali ve askeri gücüne sahip olduğu gibi dünyanın en kalabalık ülkesidir. Her ne kadar 1839’da Büyük Britanya’nın başlattığı Afyon Savaşı’nda mağlup olmasıyla yaklaşık 150 yıl süren işgaller ve istikrasız bir dönem geçirse de 1946-1949 yılları arasında süren iç savaş sonrasında yeni devleti kuran Mao Zedong liderliğinde göreceli de olsa bir istikrar kazanmıştır. 1978’de iktidara gelen Dıng Şiaoping, Mao dönemindeki kapalı devlet modelini kısa sürede iyi analiz ederek ülke ekonomisini dışa açmaya karar vermiştir. Yaklaşık iki asır önce limanlarını dış dünyaya açmamak için savaşı göze alan Çin’in Dıng döneminde ülke limanlarını gönüllü olarak açmak istemesi, değişen dünya düzeninin de aslında bir gereğiydi.Dıng’ın dışa açılım politikasını hızla benimseyen Çin, ucuz ve nitelikli işgücü sayesinde her yıl giderek daha fazla dış yatırım çekmeye başladı. Her ne kadar liberallerin, Çin’in Batı dünyasıyla karşılıklı bağımlılığını artırdıkça komünist yapıdan vazgeçerek daha demokratik bir yönetim şekline geçeceğine dair umutları olsa da özellikle 1989’daki Tiananmen Olayları ile Çin’in komünist yönetim şeklinden vazgeçmeye hiç de niyetli olmadığı açıkça anlaşılmıştır. Daha sonra ABD, Çin’in özellikle Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyeliği adaylığını yaklaşık 16 yıl bekleterek küresel sistemle daha uyumlu bir Çin yönetimi hayal etse de bunda da çok başarılı olamamıştır. ABD’nin uzun zamandır takip ettiği bu politika anlayışı, Çin’in kendi çıkarlarına zarar vermeden gelişmesi doğrultusundaydı. Çin’in barışçıl dış politika söylemi ve piyasa düzeni içinde hareket etmesi liberaller tarafından olumlu karşılansa da Kenneth Waltz, Robert Gilpin, Graham Allison ya da John Mearsheimer gibi neorealistler, bu politika anlayışını her zaman gizli bir tuzak kabul ettiler. Neorealistler, Çin’in elbet bir gün ABD’nin karşısına çıkarak hegemonya olmak isteyeceğini iddia etmişlerdir.Çin rüyası ve “Made in China 2025” vizyonuDiğer taraftan Dıng döneminden itibaren takip edilen düşük profilli dış politika anlayışının Şi Cinping yönetimiyle terk edildiği görülmektedir. 2013’te iktidara gelen Şi’nin kısa sürede aktif bir dış politika anlayışını uygulamaya koyması, Çin’e yönelik saklı şüphelerin de gün yüzüne çıkmasına neden oldu. Şi’nin Dıng ile başlayan iki dönemle sınırlanan devlet başkanlığı sistemini sona erdirerek devlet başkanlarının süresiz iktidarda kalabilmelerine imkân tanıyan yasayı çıkarması, 2013’te Kazakistan ve Endonezya’da hem karadan hem de denizden dünyayı iki koldan saran Kuşak ve Yol (KvY) İnisiyatifini açıklaması, Güney Çin Denizi üzerindeki tartışmalı adalar üzerinde giderek agresif davranması ve askeri amaçlı yapay adalar inşa ettirmesi, “bir ülke iki sistem” yönetim şekliyle yönetilen Hong Kong ile Tayvan üzerinde çok yönlü baskıları artırması, teknoloji alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olma hedefini içeren “Made in China 2025” vizyonu ve daha göreve geldiği ilk gün doğrudan “Çin Rüyası” hayalinin bir gün gerçekleşeceğini iddia etmesi Şi’yi seleflerinden farklı bir yerde konumlandırmıştır. Bazı uzmanlar, Şi’nin bu politika değişikliğinin, ABD Başkanı Barack Obama’nın 2011’de Avustralya Parlamentosunda ilan ettiği “pivot stratejisine” bir karşılık olarak geliştiğini iddia etseler de Şi’nin güçlenen ekonomik gücüne bağlı olarak daha bağımsız hareket ettiği de görülmekte.Çin rüyası, Şi’nin ÇHC’nin sistemde hak ettiği yeri alması ve tam bir saygınlık kazanması için askeri ve ekonomi alanlara ek olarak üstün teknoloji üretiminde de dünyada önde gelen gelişmiş ülkelerden birisi olması hedefine dayanmaktadır. 2012’deki Çin Komünist Partisi sekreterliğine terfi eden Şi Cinping, burada yaptığı konuşmada Çin hayaline atıfta bulunarak, “Tükenmeyen irademizle sürekli çaba göstermeliyiz, Çin’in karakteristik özellikleriyle sosyalizmi ileriye taşımaya devam edelim ve Çin ulusundaki büyük gençleşmenin Çin rüyasını gerçekleştirmesini başarmak için gayret etmeliyiz” [1] diyerek Çin rüyasını gerçekleştirmek için halkının desteğine ihtiyacı olduğunu ve bunu hep birlikte başaracaklarına olan inancını belirtmiştir. Çin rüyası, 2016’da iktidara gelen Trump’ın “Önce Amerika” ya da “Amerika’yı yeniden güçlü yapalım” söylemleriyle de kıyaslanabilir. Şi, Mao ve Dıng gibi karizmatik bir lider olarak anılmak istemektedir ve bunun için de Çin halkı için kayda değer bir başarı sağlamak zorundadır. Şi’nin bu rüyası, ülkenin 100. kuruluş yılı olan 2049’da ÇHC’yi dünyanın en gelişmiş sayılı ülkelerinden birisi yapmak üzerinedir. Bu bağlamda ABD strateji raporlarına da yansıdığı haliyle, Çin donanmasının modernize edilerek artık sadece bölgesinde değil okyanus ötesi operasyonlarda yer alabilecek bir savaşma kabiliyetine ulaşmaya yakın olduğu, küresel etkisini artırdığını ve Şi’nin “Çin Rüyası” hayalini giderek gerçekleştirmeye yakınlaştığı belirtilmektedir. [2]Şi'nin altı aşamalı stratejisiAyrıca Şi, Çin rüyası doğrultusunda ülkesinin güçlenmesinin ABD liderliğinde küresel bir blok hareketine dönmesinden büyük bir kaygı duyuyor ve bu bağlamda altı aşamalı bir yol izlemekte. Birinci olarak, özellikle 2008 krizi sonrasında büyük projeleri hayata geçirmede sıkıntı yaşayan ülkelere kredi desteğinde bulunmakta. Özellikle KvY İnisiyatifi Çin rüyasına giden en büyük adımdır. Bu çerçevede kendi mali fonlarını, kurumlarını ve bankalarını kuran Çin, ABD’nin küresel liberal düzeni şekillendiren Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi uluslararası kurumların rakipsiz olmadığını göstermekte. Diğer bir ifadeyle, bu gelişmeler, ABD’nin Soğuk Savaş sonrası kurmuş olduğu ekonomik düzenin ilk defa Çin’den gelen bir meydan okumayla karşılaşması demek.İkinci olarak Şi, yumuşak karnı olarak bilinen özerk bölgeler üzerinden iç işlerine müdahale edilmesini önlemek istemekte. Son yıllarda Tayvan’ın egemenliği sorunu ile Hong Kong’ta artan protestolar, Çin’in “bir ülke iki sistem” bağlamında kabul edilen bu özerk bölgelerin her anlamda kedisine tabi olmasını istemesinden kaynaklanmakta. Çin, Tayvan ile “1992 Konsensüsü” çerçevesinde hep bir barışçıl birleşmeden yana olduğunu belirtmesine rağmen Ortak Personel Dairesi Başkanı ve Merkezî Askeri Komisyon Üyesi Li Zuocheng’in, Tayvan’ın bağımsızlıkta ısrar etmesi durumunda Çin’in gerekirse Tayvan’ı işgal edebileceğini belirtmesi [3] ilk kez Şi döneminde açıkça dile getirildi. Üçüncü olarak Şi, Çin’in caydırıcı bir güç olduğunu gösterebilmek için askeri güç kapasitesi ile savaş kabiliyetini geliştirmekte. Çin’in ilk defa 2015’te Güney Çin Denizi üzerinde savaş gemilerinin demirleyebileceği ve savaş uçaklarının inebileceği yapay adalar inşa etmeye başlaması Çin’in yeni dış politika anlayışının da göstergelerinden. Çin’in bölge adaları üzerinde Filipinler ile dava konusu olan ve Uluslararası Adalet Divanı’na taşınan Scarborough takımadaları üzerinde kendi aleyhinde verilen kararı tanımamasıyla, bölgede uluslararası hukuk temelinde bir çözümün de olamayacağı görülmüştür. Dahası Çin’in yine ilk defa Şi döneminde uçak gemisi yapmaya başlaması ve gelişmiş füze rampalarıyla sınırlarını korumaya alması da çok önemli bir gelişme. Yine ilk defa Doğu Çin Denizi üzerinde Hava Savunma Tanımlama Sahası (ADIZ) ilan ederek agresif dış politika anlayışını tüm deniz sınırları boyunca devam ettirmektedir.Dördüncü olarak Şi, siyasi alanda uluslararası örgüt ve kurumlarda daha aktif bir rol izleyerek uluslararası sistemde çok sesliliği sağlamaya çalışmaktadır. Şi, çok kutuplu dünya düzenine geçilmesi için askeri ve ekonomik parametreler gibi uluslararası örgütlerin de önemli bir rolü olduğuna inanıyor. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını dolayısıyla Trump’ın Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) Çin’in arka bahçesine dönüşmekle ve salgının gizlenmesi konusunda suç ortağı olmakla itham etmesi de Çin’in artan etkisinin bir yansımasıdır. Çin, artan ekonomik gücüne paralel olarak uluslararası örgütlere daha fazla mali destekte bulunuyor ve haliyle bu kurumlar üzerinde de giderek artan bir nüfuza sahip oluyor. Bununla da yetinmeyen Çin, özellikle ekonomi alanında kendi kurumlarını sistemde bir alternatif olarak sunmakta ve söz sahibi olamadığı uluslararası kurum ve örgütlerin küresel etkisini azaltma niyetinde.Beşinci olarak, milli teknoloji hamlesi ile sadece diğer gelişmiş ülkelerin patentli ürünlerini üretmek yerine yüzde 100 “made in China” ürünleri ile rekabetçi sistemde kendine yer edinmeye çalışan Çin, uzay teknolojisinden telekomünikasyona, otomotiv endüstrisinden yenilenebilir enerjiye kadar her sektörde dünyada öncü markalar oluşturmayı başarmıştır. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sonuçlarında da görüldüğü üzere son yıllarda yetkin öğrenciler yetiştiren Çin, rekabetçi sistemde Çin patentli markalarıyla dünyada yeni bir çekim gücü olmayı başarmış ve bir zamanlar yaygın olan “uyduruk Çin malı” algısını kırmıştır. Bu da ABD’nin Çin’e yönelik ticaret savaşı başlatmasındaki en büyük nedenlerden biridir.Son olarak Şi, yükselişinin bir tehdit yerine “kazan-kazan” içinde değerlendirilmesi için yumuşak güç unsurlarını etkili şekilde kullanmaya çalışmaktadır. Bir taraftan medya unsurları ile kendi ideolojisini ve görüşlerini doğrudan diğer ülkelerin yerel dillerine çevirerek dünyanın en ücra köşelerine ulaşabilmekte, diğer taraftan da Konfüçyüs Enstitüleri ile hem dilini hem de kültürünü diğer ülke vatandaşlarına öğretmeyi amaçlamaktadır. Örneğin Türkiye’de Türkçe yayın yapan Xinhua Ajansı, CRI (China Radio International) Türk FM’e ek olarak dört farklı üniversitede de Konfüçyüs Enstitüleri mevcuttur. Böylece Çin, hem doğrudan iletişim kurma şansını yakalamakta hem de Çin’e yönelik önyargıları kırmayı amaçlamaktadır.ÇKP 18. Merkez Komitesi’nde konuşan Cinping, “Çin milletinin büyük yeniden kalkınışının gerçekleştirilmesi, yakınçağdan bu yana milletimizin en büyük rüyasıdır” diyerek, yeni dünya sahnesinde Çin’in hak ettiği yeri alacağını iddia etmiştir. [4] Şi Cinping’in gelecek vizyonu, Çin rüyasının bir süper güç olma hedefi taşıdığı ve bunun da dünyanın geri kalanı için pek de barışçıl olmayacağı yönündeki düşüncelerin giderek zemin kazanmasına neden olmaktadır. Özetle Çin rüyası, artık aşağılanan ya da içişlerine müdahale edilen bir Çin yerine sistemde saygın ve her alanda lider bir Çin haline gelme amacını ifade etmektedir. Her ne kadar Çin rüyasının gerçekleşmesi sistemdeki diğer ülkelerin neler yapabileceğiyle ilişkili olsa da Şi’in son yedi yıldır izlediği politika anlayışı, Çin rüyasının gerçekleşmesi konusunda kararlı olduğunu göstermektedir. [Dr. İshak TURAN, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Alanında Çin Dış Politikası, Enerji Güvenliği ve Tayvan üzerine çalışmalarını sürdürmektedir] [1] BBC. “What does Xi Jinping's China Dream mean?” https://www.bbc.com/news/world-asia-china-22726375[2] DOD (2016). “Military and Security Developments Involving the People’s Republic of China 2016”. Annual Report to Congress, Office of the Secretary of Defense.[3] Yew Lun Tian (2020). Attack on Taiwan an option to stop independence, top China general says. Reuters. https://www.reuters.com/article/us-china-taiwan-security-idUSKBN2350AD[4] Cinping, Şi. “China never seeks hegemony, expansion: Xi”. 2017d. http://www.xinhuanet.com/english/2017-10/18/c_136688622.htm
Reklam
Bankalardan Turizmcilere 10 Milyar Liralık Kredi Desteği
Türkiye Bankalar Birliği, Turizm Destek Paketi Uygulaması kapsamında, Hazine ve Maliye Bakanlığı garantisi ve Kredi Garanti Fonu kefaleti ile toplam tutarı 10 milyar TL'yi bulan kredi sağlayacak. Krediler, 12 ay geri ödemesiz ve 48 ay vade seçeneğiyle sunulacak.
Grafikli - Kırgızistan'daki Siyasi Kriz Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov'u İstifaya Götürdü
BİŞKEK (AA) - ALİ CURA - Kırgızistan'da 4 Ekim'de yapılan parlamento seçiminin sonuçlarının protesto edilmesiyle başlayan siyasi kriz, Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un istifasını getirdi.Son 15 yıldır 'yolsuzluk' iddiaları sık sık gündeme geldiği için 2005 ve 2010’da çıkan olaylar yüzünden cumhurbaşkanı değiştirmek zorunda kalınan Kırgızistan’da 4 Ekim'de yapılan parlamento seçimlerinin sonuçları, ülkeyi bir kez daha cumhurbaşkanını istifaya zorlayan yeni bir kaosa sürükledi.Katılım oranının yüzde 55 civarında olduğu seçimin ilk sonuçlarına göre, 4 siyasi parti yüzde 7'lik barajı aşarak 120 sandalyeli meclise girmeye hak kazandı. Gelecek 5 yıl görev yapacak milletvekili seçim yarışına katılan 16 siyasi partiden 'Birimdik' (Birlik), 'Mekenim Kırgızistan' (Vatanım Kırgızistan), 'Kırgızistan' ve 'Bütün Kırgızistan' meclise girmeyi başardı. Böylece mevcut Meclis Başkanı Dastanbek Cumabekov'un aday gösterildiği Kırgızistan Partisi yerini korurken diğer 3 parti ilk kez parlamentoya girmeye hak kazandı.Seçim sonuçlarının iptal edilmesi istendiSeçimler öncesinde başlayan siyasi parti liderlerinin karşılıklı suçlamaları, taraftar kavgaları, saldırılar, yolsuzluk iddiaları seçim sonrasına da taşındı.'Ata Meken', 'Bir Bol', 'Reforma', 'Bütün Kırgızistan', 'Çok Kazat' partileri ve diğerlerinin barajı aşamadığının ilan edilmesiyle 5 Ekim’den itibaren ülkede sokaklar karıştı. 'Milletvekili seçimlerinin adaletli geçmediğini ve oyların satın alındığını' iddia eden parti liderleri, seçim sonuçlarının iptal edilmesini istedi. Barajı geçemeyen partilerin lider ve üyeleri, seçim sonuçlarını protesto etmek için başkent Bişkek'in ana meydanı Ala-Too'ya çıktı.Bazı göstericilerin Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na doğru yürüyüşe geçmesi ve sarayın ön tarafındaki kapıları zorlaması üzerine polis kalabalığa sert müdahale etti. Göstericiler de polise taş atarak ve çöp konteynerlerini ateşe vererek karşılık verdi.Eski Cumhurbaşkanı Atambayev, cezaevinden çıkarıldı6 Ekim'de gecenin ilerleyen saatlerinde protestocular, 'iktidar yanlısı partilerin hile yoluyla seçimleri kazandığı' iddiasıyla cumhurbaşkanlığı ve hükümet binalarını işgal etti. Polis, bu defa göstericilere müdahale etmedi. Göstericilerin işgal ettiği Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın üst katlarında yangın çıktı ve bir süre sonra bu yangın söndürüldü. Çıkan olaylarda 120 kişi ağır yaralandı, 1 kişi yaşamını yitirdi.Daha sonra protestocular, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na yakın mesafede bulunan ve eski Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev'in kaldığı Milli Güvenlik Devlet Komitesi'ndeki cezaevine giderek arbede çıkardı. Ardından Atambayev kaldığı cezaevinden çıkarılarak taraftarlarına teslim edildi.Atambayev'in iktidarı döneminde 11 yıl 6 ay hapse mahkum edilen ve suçunu kabul etmediği için Cumhurbaşkanı Ceenbekov'un iktidarında çıkarılan af yasasından kendi isteği ile yararlanmayan eski milletvekili Sadır Caparov da kaldığı hapishaneden serbest bırakıldı. Caparov, 4 Ekim'deki parlamento seçimlerinde seçim barajına az farkla takılan 'Mekençil' adlı siyasi partinin aday listesinin 2. sırasında yer almıştı.Milletvekili seçim sonuçları iptal edildiCumhurbaşkanı Ceenbekov, bazı siyasi güçlerin seçim sonuçlarını bahane edip iktidarı ele geçirmek istediklerini belirterek, aynı gün (6 Ekim) Kırgızistan Merkez Seçim Komisyonu'na 4 Ekim'de yapılan milletvekili seçim sonuçlarının iptal edilmesini tavsiye etti. Merkez Seçim Komisyonu, 6 Ekim'de seçim sonuçlarını iptal etti. Devam eden olaylar nedeniyle Kırgızistan Başbakanı Kubatbek Booronov ve Parlamento Başkanı Dastan Cumabekov görevlerinden istifa etmek zorunda kaldı.Kırgızistan'da seçim sonuçlarını kabul etmeyen muhaliflerin kamu kurumlarını işgali sürerken ülkede durumun kontrol altına alınması için Koordinasyon Kurulu oluşturuldu ve başına eski Bütün Kırgızistan Partisi lideri Adahan Madumarov getirildi. Koordinasyon Kurulunca Bütün Kırgızistan Partisi Üyesi Kursan Asanov İçişleri Bakanlığından ve Parti Üyesi Ömürbek Suvanaliyev de güvenlik güçlerini koordine etmekten sorumlu yapıldı. Kurulun ömrü uzun sürmedi. Asanov ile Suvanaliyev, sorumlu oldukları kurumların personellerince uzaklaştırıldı. Asanov, 'daha sonra kitlesel olaylar çıkardığı' iddiasıyla gözaltına alındı.Hapisten çıkarılan Caparov’a 'başbakanlık' görevi verildiSeçim barajını aşamayan siyasi partilerin taraftarlarının organizasyonunda bir otelde bazı meclis üyeleri toplantı yaptı. Toplantıda, Meclis Başkanlığı görevine Milletvekili Mıktıbek Abdıldayev ve geçici Başbakanlık görevine de 51 yaşındaki Sadır Caparov seçildi.Madumarov'un liderliğinde kurulan Koordinasyon Kurulu'nu tanımayan Caparov, Ala-Too Meydanı'nda taraftarlarıyla bir araya gelerek ülkede hukuki düzeni sağlamak için elinden gelen gayreti göstereceğini belirtti. Bişkek'te 7 Ekim’de 24 saat boyunca göreve çıkmayan güvenlik güçlerinin yokluğunu fırsat bilen bazı gruplar, şehirde yağma teşebbüsünde bulundu.Ülkede olaylar kontrolden çıkarken, gün içinde bakanlıklar, televizyon binaları, kamu ve belediyelerdeki makamlar işgal edilmeye çalışıldı. Bişkek ve Oş Büyükşehir Belediye Başkanları görevinden istifa etti.Bazı parti taraftarlarının baskısı üzerine görevlerinden ayrılan Bişkek ve Oş Belediye Başkanları, 8 Ekim'de makamlarına tekrar geri döndü.Ülkenin çeşitli bölgelerinde yabancıların işlettiği altın madenlerine baskınlar düzenlendiği, madendeki yapıların ateşe verildiği, yağmalandığı ve işgal edilmeye çalışıldığı haberleri geldi. Muhalifler arasında 'iktidar kavgası' başladıGeçici başbakanlık koltuğuna oturtulan Sadır Caparov'un taraftarları, Başbakanlık binası önündeki gösterilerde, Caparov'un başbakanlık koltuğunda kalmasını istedi.Başbakanlık binasının diğer tarafında toplanan Reforma, Ata Meken, İman Nuru Adalet ve Kalkınma adlı parti temsilcileri de başbakanlık koltuğuna genç ve yeni yüzün oturması amacıyla gösteri yaptı.Gösteride, Başbakanlık kapılarının açılması ve kurulmaya çalışılan yeni geçici kabinede Ata Meken Partisi Adayı Tilek Toktogaziyev'in yer alması talepleri dile getirildi. Caparov'u tanımayanlar, Tilek Toktogaziyev’i başbakanları olarak ilan etti.Başbakanlıkta makam mücadelesi yapılırken bina dışında da her iki kesim arasında sert tartışmalar yaşandı.Cumhurbaşkanı Ceenbekov, 8 Ekim'de göstericilere ateş açılması ve olağanüstü halin ilan edilmesi için bilinçli olarak talimat vermediğini, tüm siyasi güçlerin masada toplanmaları çağrısında bulundu.Taraflardan hiçbirinin durumu çözmek için tek bir müzakere platformunu sunmadığını sitem eden Ceenbekov, siyasi güçlerin teklifini beklediğini ifade etti. Ceenbekov, ülkenin hukuki zemine oturur oturmaz cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılmaya hazır olduğunu duyurdu.Ceenbekov, Merkez Seçim Komisyonunun milletvekili seçim sonuçlarını iptal ettiğini ve Komisyonun yeni seçim tarihiyle ilgili kararın alınmasından sonra mevcut siyasi gerilimi düşüreceğine dikkati çekti. Atambayev, Ceenbekov’u istifaya çağırdıCezaevinden çıkarılan eski Cumhurbaşkanı Atambayev, Ceenbekov'un istifasını talep etmek için taraftarlarıyla başkent Bişkek'teki Ala-Too Meydanı'nda toplandı.Ala-Too Meydanı'na yakın mesafedeki Başbakanlık binası önünde gösterilerini sürdüren Caparov'un destekçileri, Atambayev'in taraftarlarının bulunduğu alana gelerek arbede çıkardı.Taş ile müdahale sonucu Atambayev'in taraftarları dağılırken, kalabalık içinde bulunan kimliği belirsiz 1 kişi tarafından Atambayev'in zırhlı aracı kurşunlandı.Atambayev ve oğulları, 10 Ekim'de evine düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. Oğulları, emniyet müdürlüğünde bir süre tutulduktan sonra serbest bırakıldı.Bişkek’te OHAL ilan edildi Cumhurbaşkanı Ceenbekov, 12 Ekim'de kitlesel olaylar nedeniyle can ve mala olası saldırıların önlenmesi amacıyla başkent Bişkek'te Olağanüstü Hal (OHAL) ilan etti.19 Ekim saat 05.00'e kadar geçerli olacak karar uyarınca, 22.00-05.00'te sokağa çıkma yasağı uygulamaya konuldu.Ordu, Bişkek'in girişlerinde, polis ise şehir içindeki asayişi kontrol etmeye başladı. Ordu ve polise, şehir sakinlerinden oluşturulan gönüllü sivil hareketleri de destek verdi.OHAL, parlamento tarafından 16 Ekim'de iptal edildi. Başbakan ve yeni kabine belli olduCumhurbaşkanı Ceenbekov, toplumda Caparov'un Başbakanlığı ve kabinesinin meşruiyetinin sorgulandığını gerekçe göstererek, Caparov'un hükümet yapısı ve programının onaylanması için kendisine gönderdiği kararnameyi veto etti.Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, başbakan adayı, hükümetin programı, yapısı ve kabine üyelerinin onaylanması için Meclisin salt çoğunluğunun, yani en az 61 milletvekilinin, oylamaya bizzat katılması gerektiği vurgulandı.Bu arada, Meclis Başkanlığı görevine 6 Ekim’de seçilen Bir Bol Partisi Milletvekili Mıktıbek Abdıldayev'in görevinden istifa etmesinin ardından Genel Kurulda yeni başkan için seçim yapıldı. Kırgızistan'da Meclis Başkanlığı görevine Kırgızistan Partisi Başkanı Kanat İsayev seçildi.Ceenbekov'un önerisi ile Ala-Arça Cumhurbaşkanlığı Konutları'ndaki Kongre Merkezi'nde toplanan mevcut 120 sandalyeli Meclis üyelerinden 83'ü, Caparov'un başbakanlığı ve kabinesine güvenoyu verdi.Caparov, meclis oturumunda sabıkalı olup olmadığına ilişkin soruya, bir suç işleyerek cezaevine girmediği, siyasi suçlu olduğu yanıtını verdi.Ceenbekov, 14 Ekim'de Caparov başbakanlığında kurulan yeni kabinenin üyelerinin atamalarına ilişkin kararı imzaladı.Yeni kabinede, FETÖ geçmişi olan isimKabine üyelerinin büyük çoğunluğunu değiştiren Caparov'un özellikle Eğitim ve Bilim Bakanlığına getirdiği Almazbek Beyşenaliyev'in özgeçmişi dikkat çekti.Beyşenaliyev'in Türkiye'de terör örgütü ilan edilen Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen'in, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki yüksek eğitim kurumunda ve bu kurumdan mezun olanların kurduğu dernekte yöneticilik yaptığı göze çarptı. Özgeçmişinde Beyşenaliyev, Gülen yandaşlarının 1996'da kurduğu Ala-Too Uluslararası Üniversitesinde 2008-2010'da uluslararası bölümde öğretim görevlisi ve 2014-2017'de Bilim Araştırma ve Dış İlişkilerden Sorumlu Rektör Yardımcılığı görevini üstlendi.Beyşenaliyev, yine Gülen'in kurucusu olduğu bilinen okullarından mezun olanların kurduğu 'Kırgızistan Genç İşadamları Derneğine' 2007-2010'da başkanlık etti.Beyşenaliyev, Başbakanlık Eğitim, Kültür ve Spor Daire Başkanı ile görevini de üstlendi. Caparov ve taraftarlarından da Ceenbekov’a 'istifa' çağrısıKırgızistan'da Başbakanlık koltuğuna oturan Caparov ve taraftarları, Cumhurbaşkanı Ceenbekov'un istifasını ve parlamentonun da kendini feshetmesini talep etti. Ertesi gün (15 Ekim) Cumhurbaşkanı Ceenbekov görevinden istifa etme kararı aldığını açıklayarak, kendisi için her şeyden önce Kırgızistan'da barış, ülkenin bütünlüğü, halkın birliği ve toplumdaki huzurun önemli olduğunu vurguladı.Başbakanlık binası önündeki destekçilerine seslenen Başbakan Caparov, Ceenbekov'un istifasının ardından Meclis Başkanı Kanat İsayev'in cumhurbaşkanlığı görevlerini yerine getirmeye hazır olmadığını bildiren dilekçe yazdığını aktararak, 'Böylece cumhurbaşkanlığı yetkileri bana devredildi.' dedi.Milletvekili seçimlerinin iptali ve Ceenbekov'un istifasının ardından Caparov'un gelecek günlerde yeni cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin tarihini ilan etmesi bekleniyor.
Reklam
Tayland'da Protestolar Sürerse Sokağa Çıkma Yasağı İlan Edilecek
KUALA LUMPUR (AA) - Tayland'da hükümet karşıtlarının anayasal reform ve Başbakan Prayut Çan-oça'nın istifası için bir süredir düzenlediği protestoların sürmesi halinde sokağa çıkma yasağı ilan edileceği bildirildi.Bu sabah kabinesini toplayan Başbakan Prayut, toplantının ardından yaptığı basın açıklamasında, hükümetin dün aldığı ve başkent Bangkok'ta 5'ten fazla kişinin toplanmasını yasaklayan olağanüstü hal kararının kabine toplantısında onaylandığını belirterek, 'Tayland halkını, bu sorunu hükümeti destekleyerek çözmeye çağırıyorum.' dedi.Anne ve babalara, çocuklarını protestolardan çekme çağrısında bulunan Prayut, 'Yaptıkları şey çok tehlikeli. Bu işin arkasındakilerin asıl amacını bilmiyoruz.' diye konuştu.Tayland Başbakanı, gazetecilerin, gösterilerden ötürü sokağa çıkma yasağı ilan edilip edilmeyeceği sorusuna, 'Eğer durum kontrolden çıkarsa sokağa çıkma yasağı getirilecek. Fakat şu an o aşamada değiliz.' cevabını verdi.Hükümet Change.org sitesine yasak koyduÖte yandan, Dijital Ekonomi ve Toplum Bakanlığı, internet ortamında dilekçe yazılan Change.org sitesinde protestocuların, Tayland Kralı Maha Vajiralongkorn'un Almanya'da istenmeyen kişi ilan edilmesi için kampanya açmasının ardından ülke çapında siteye erişimi engelledi.Yaklaşık 130 bin kişinin imza verdiği dilekçede muhalifler, Tayland Kralı'nın kendi ülkesinden çok Almanya'da ikamet etmesi ve bulunduğu ülkede Tayland siyasetine yön vermesine karşı çıkmıştı.Tayland'da hükümet karşıtı protestolarTayland'da hükümet karşıtları, tartışmalı 2019 genel seçimlerinin ardından muhalefetteki İleri Gelecek Partisinin kapatılarak meclisten ihraç edilmesi üzerine geçen yıl 14 Aralık'ta protestolara başladı.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle bir süre ara verilen gösteriler, temmuz ayından itibaren geniş kalabalıklarla devam etti.19 Eylül'de başkent Bangkok'ta 50 bin kişilik katılımla 2014'ten bu yana ülkedeki en kalabalık protestoyu gerçekleştiren muhalifler, en son 14 ve 15 Ekim'de büyük çaplı gösteriler yaptı.Son protestoların ardından hükümet 15 Ekim'de, başkent Bangkok'ta 5'ten fazla kişinin toplanmasını yasaklayan olağanüstü hal ilan etti.Kararı dinlemeyen ve aynı gün Bangkok'ta sokaklara dökülen protestocular, gösterilere devam etmeyi planlıyor.Siyasette askeri vesayet ve monarşinin baskılarına karşı çıkan farklı muhalif gruplar, cunta yanlısı hükümetin istifası, adil seçimler için anayasal reform ve monarşinin dokunulmazlığının kaldırılarak hukukun üstünlüğüne tabi olması gibi taleplerde bulunuyor.2014 darbesiTayland'da büyük çapta gösteriler üzerine 9 Aralık 2013'te parlamentoyu fesheden eski Başbakan Yinglak Şinavatra, 2 Şubat 2014'te erken seçim kararı almıştı. Ancak 7 ay süren siyasi tıkanıklığın ve 28 kişinin öldüğü protestoların ardından ordu, 22 Mayıs 2014'te yönetime el koymuştu.Cunta lideri General Prayut Çan-oça, kendisini başbakan ilan etmiş, senato feshedilmişti. Bu dönemde Genelkurmay Başkanı olan Prayut Çan-oça, 'Ulusal Barış ve Düzen Konseyi' adı verilen 'askeri cuntanın lideri' sıfatıyla başbakanlık görevini üstlenmişti.5 yıl süren cunta yönetiminin ardından martta yapılan seçimde, Prayut'un kurucusu olduğu parti, yeni seçim kanununun sağladığı avantajlarla parlamentoda çoğunluğu sağlamış, cunta lideri, tamamı ordu tarafından atanan senatonun desteğiyle yeniden başbakanlık koltuğuna oturmuştu.
Bora Farsak Yazio: Türkiye’de Sağlık
etiket
İnsan olmanın en büyük temel ihtiyaçları barınma, giyinme, beslenme, eğitim ve sağlıktır. Hiçbiri diğerinin yerini tutamaz. Ama bir düşünür müsünüz evinizi kendiniz yapabilirsiniz. Belki 10 katlı bir apartman olmaz ama barınacak bir yer yapabilirsiniz. Bir şekilde bir giysi oluşturabilir ya da dikebilirsiniz. Yiyeceklerinizi hem de sokaktan aldıklarınızdan daha sağlıklı bir şekilde yetiştirebilirsiniz. Belki bir matematik dehası oluşturamazsınız ama eğitim verebilirsiniz. Peki ya sağlık???  Hiç kendi kendini ameliyat edebilen birini gördünüz mü?? Demek ki sağlık hep bir numarada. Zaten dünyanın en eski mesleklerinden. Peki pandemi ile birlikte gene kıymete binen ama işimiz düşünce göklere çıkardığımız, işimiz yokken yerden yere vurduğumuz, işimize gelince önce Allah'a sonra sana emanet dediğimiz, işler iyi giderse Allah'a kötü giderse cerraha fatura çıkardığımız sağlık sistemimiz ne durumda?
Analiz - Türkiye'nin Yeniden Asya Girişimi Ve Bangladeş
İSTANBUL (AA) -NAZMÜL İSLAM- Bangladeş’in Türkiye Büyükelçiliği kompleksinin açılış töreninde Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina’nın yaptığı konuşmada tekrar vurguladığı üzere, Bangladeş ile Türkiye arasındaki gayri resmi ilişkiler 13. yüzyılda “Türk General İhtiyaruddin Muhammed Bahtiyar Halaci’nin Bengal’i fethetmesiyle” başlayıp 1974’ten bu yana resmi diplomatik ilişkilerle devam etmektedir. Türkiye ile Bengal halkları arasında orta çağdan günümüze (Saltanat, Babür ve İngiliz dönemleri) kapsamlı ilişkiler mevcuttur. Babür-Osmanlı ilişkilerinin yanı sıra, Bengalli Müslümanlar Türk Kurtuluş Savaşı’nda (1919-1922) Türkiye’ye destek vermişlerdir. Tarih boyunca etkileşimler ve kültürel değişimler farklı yönleriyle önemli işbirlikleri doğurmuştur. Türk siyasetinin ve dış politikasının Soğuk Savaş’tan sonra dünya çapında stratejik önemi artmıştır. 2002’den bu yana Türkiye’nin iç ve dış politikasının dünyanın her köşesinde muazzam etkileri olmakla birlikte, özellikle “çok boyutlu dış politika” açısından, Türkiye eski müttefikliklerini sürdürmek için ekonomik işbirliği, diplomatik angajmanlar, insani yardım, kültürel ilişkiler veya tarihi bağlar gibi birçok aracı kullanmaktadır.Temel işbirliği alanları5 Ağustos 2019’da Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu çok boyutlu bir dış politika yaklaşımı olan “Yeniden Asya” dahilinde, Türkiye ile Asya ülkeleri arasında ticaret, yatırım, eğitim, savunma sanayi, teknoloji, kültür ve siyaset alanlarında diyaloğun artırılmasının önemini vurguladı. Yeniden Asya yaklaşımı ile Türkiye’nin finansal yatırımlarının coğrafi dağılımını çeşitlendirmesi, özel sektörün ticaret kapasitesinin genişletilmesi, akademik işbirliğinin geliştirilmesi ve sosyal etkileşimin artırılması amaçlanmaktadır. Çavuşoğlu’nun belirttiği gibi “Bangladeş canlı ekonomisi ve genç nüfusu ile Türkiye’nin Yeni Asya Girişimi’ndeki kilit ortaklarından biridir”. Bangladeş ekonomik büyüme oranı ve stratejik önemi açısından bölgedeki kilit aktörlerden biridir.Recep Tayyip Erdoğan’ın 2010’daki Dakka ziyareti ve Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina’nın 2012 yılında Türkiye ziyareti sonrasında, Türkiye ile Bangladeş arasında ortaklık büyümekte olup Türkiye-Bangladeş İş Konseyi ve işbirliğini çeşitlendirmek için geniş bir gündemin geliştirilmesi hedeflenmektedir.Türkiye ile Bangladeş arasında yaşanan birkaç yıllık siyasi kriz ve yanlış anlaşılmanın ardından, normalleşme süreci Bangladeş Cumhurbaşkanı Muhammed Abdul Hamid ve dönemin Türk Başbakanı Binali Yıldırım’ın 2017 yılındaki karşılıklı ziyaretleriyle başlamıştı. O zamandan beri, her iki ülke de mevcut ilişkiyi bu iki kardeş devlet arasında bugüne kadar görülmüş en iyi ilişki olarak tanımlamıştı. Bangladeş’in mevcut Dışişleri Bakanı Abul Kalam Abdul Momen Bangladeş’in nüfus büyüklüğü nedeniyle Türkiye için mükemmel bir ekonomik pazar olabileceğini ifade etmiş, Çin ve Hindistan gibi yükselen iki Asyalı güç arasında yer aldığına işaret etmiş, aynı zamanda iki Müslüman ülkenin işbirliğinin barışçıl bir dünya ortak hedefine de hizmet edeceğini vurgulamıştı.Elbette Bangladeş ekonomik işbirliği ve doğrudan yabancı yatırım konularında Türkiye için ilk hedeflerden biridir. Türkiye ile Bangladeş’in ticaret hacmi 2019’da 936 milyon dolara ulaşmıştı ve burada ticari ilişkileri güçlendiren ana alan hazır giyim sektörü olmuştu. Aşağıdaki tablo Bangladeş’in Hindistan’dan sonra Türkiye’nin Güney Asya’daki ikinci en büyük ticaret ortağı olduğunu göstermektedir:Tablo: Türkiye’nin 2010’dan beri Bangladeş, Hindistan ve Pakistan ile ticareti (milyon dolar)2010201820192020(İlk üç ay)Bangladeş1,015858936269Hindistan4,0168,6577.8021,605Pakistan998793865244İkili ticaret hacmi 2010 yılından bu yana 1 milyar dolar seviyesinde kalmasına rağmen, Türkiye bunun 2 ila 3 milyar dolara çıkmasını istemektedir. Şu anda Bangladeş, Avrupa Birliği’nin (AB) 2012’de daha önceki serbest ticaret anlaşması (FTA) girişimini veto etmesi nedeniyle, ekonomik ortaklığı genişletmek için yeni bir ticaret anlaşması (PTA) bağlamında Türkiye ile masaya oturmuştur.Türkiye’nin yumuşak güç politikası kapsamında “Diriliş Ertuğrul”, “Payitaht Abdülhamit”, “Mehmetçik”, “Kurtlar Vadisi Filistin” gibi Türk dizileri başta olmak üzere, TRT World, Anadolu Ajansı (AA), Daily Sabah gibi Türk medyası, Türk hükümetinin bursları, TOGG markalı elektronik arabası, Cezeri markalı uçan arabası, İHA’lar gibi bilim ve teknolojideki Türk yenilikleri ve Recep Tayyip Erdoğan’ın karizmatik liderlik rolü, Bangladeş ile Türkiye arasında halklar arası ilişkilerde büyük bir etki oluşturmaktadır.Son birkaç yılda Türk savunma sanayi Bangladeş için önemli bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Nitekim Bangladeş, ordusu için Otokar Kobra hafif zırhlı araçlar satın almıştır. Ardından Bangladeş 2017 yılında bir Türk firması ile 680 hafif zırhlı araç için sözleşme imzalamıştır. Türkiye’nin ROKETSAN şirketi Bangladeş’e orta menzilli güdümlü çoklu roketatar alayı tedarik etmek için sözleşme imzalamıştır. Ayrıca Türkiye’de 3 binden fazla Bangladeş subayı askerî eğitim almıştır.Bangladeş iki dostu olan Hindistan ve Çin’den gördüğü desteği kaybettiğinde, Türkiye’nin Arakanlı mülteciler konusunda oynadığı rol, Bangladeş ve Türkiye’yi güvenilir bir kardeşlik ilişkisine taşımıştır. Türkiye’nin Arakanlı mülteciler için BM, G20, Meksika-Endonezya-Türkiye-Avustralya (MIKTA) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde sürdürdüğü çok taraflı diplomatik mücadele, Bangladeş ve Arakan’a meşru taleplerini dünyaya sunma konusunda yardımcı olmuştur. En önemlisi, Sayın Emine Erdoğan’ın Türkiye eski başbakanı, mevcut dışişleri bakanı, eski aile ve sosyal politikalar bakanı ile birlikte Bangladeş’teki Arakan mülteci kamplarını ziyaret etmesi, dünya kamuoyuna meselenin insani öneminin duturulmasında çok faydalı olmuştur. Diplomatik ve insani kampanyaların yanı sıra, aralarında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD), Türk Kızılayı, Türk Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bulunduğu Türk kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları ile Türk hükümeti Arakanlı mülteciler için hastaneler ve kamplar inşa etmiş, yemek programları ihdas etmiştir.Yeniden Asya yaklaşımı dahilinde, birbirleriyle daha yoğun bir işbirliği arayışında olan Türkiye ve Bangladeş’in ortak inanç, gelenekler ve güvene dayalı, karşılıklı yarar sağlayan ilişkilerini güçlendirmeleri için öncelik vermeleri gereken temel alanlar olarak savunma ve ekonomi ön plana çıkmaktadır.[Nazmül İslam Boğaziçi Asya Araştırmaları Merkezi (BAAM) ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Kıdemli Araştırmacı olarak görev yapmaktadır]
Lonca'dan Mezun Olan Girişimci Ekip Sayısı 49'A Ulaştı
İSTANBUL (AA) - Katılım finans kuruluşu Kuveyt Türk’ün yeni fikirleri destekleyip geliştirerek ülke ekonomisine kazandırmak amacıyla hayata geçirdiği Lonca Girişimcilik Merkezi’nde beşinci dönem programı tamamlandı. Kuveyt Türk'ten yapılan açıklamaya göre, yenilikçi iş fikirlerinin geliştirilip ülke ekonomisine kazandırılması amacıyla Kuveyt Türk tarafından 2017’de kurulan Lonca Girişimcilik Merkezi, beşinci dönem mezunlarını verdi.Kuveyt Türk Bankacılık Üssü’nde düzenlenen ve Teknoloji İletişimcisi ve Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Sertaş Doğanay’ın misafir konuşmacı ve moderatör olarak eşlik ettiği Lonca Demoday etkinliği, pandemiden dolayı misafirlere kapalı gerçekleşti ancak online platfromlardan canlı olarak yayınlanarak 10 binden fazla kişinin erişimine sunuldu. Lonca Girişimcilik Merkezi'nin beşinci döneminden mezun olan 9 girişimci ekip ise Çember, Goldtag, Akıllıfon, Wallids, StrixEye, Ayonvi, Preticks, AlmanPay ve Jetlexa oldu. 40 bin TL’ye kadar hibe desteği verildiGirişimcilerin sadece projelerine odaklanmasını önemseyen Lonca Girişimcilik Merkezi, ekiplere 40 bin TL’ye kadar nakit hibe desteği verdi.Dijital ortamda tasarlanan ve kamp şeklinde organize edilen eğitimlerin de eklendiği hızlandırma programında, girişimlere ulusal ve uluslararası yarışmalara katılım imkânı, 5 bin dolarlık sanal sunucu desteği, pazarlama ve tanıtım desteği Lonca Girişimcilik Merkezi’nin sunduğu ayrıcalıklar arasında yer aldı. Lonca girişimcileri ayrıca startup’lara yatırım amacıyla kurulan Teknogirişim Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’na başvuru konusunda da önceliğe sahip olacak. Bunların yanı sıra Lonca Girişimcilik Merkezi İTÜ ARI Teknokent ile iş birliği kapsamında “BİGG Uygulayıcı Kuruluş” olduğundan, Lonca Girişimleri, TÜBİTAK’ın her yıl 300’den fazla genç girişimciye verdiği 200 bin TL hibeden de faydalanma fırsatını yakalıyor. “Genç beyinlere destek olmaya devam edeceğiz”Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Genel Müdür Yardımcısı ve Lonca Yönetim Komitesi Başkanı İrfan Yılmaz, şunları kaydetti: “Kuveyt Türk olarak ülkemize ve ülke ekonomisine değer katmak için startup'lara yardımcı olmaktan ve onlara rehberlik etmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Lonca Girişimcilik Merkezi’ne bugüne kadar 1.500’ün üzerinde başvuru aldık. Bu döneme özel sadece FinTech alanında başvuru kabul ettik. Çok yoğun bir ilgiyle karşılaştık. Yüzlerce başvurunun arasından 9 girişimi seçtik. İlk dört dönemde toplam 40 girişimciyi Lonca’dan mezun etmiştik. Bu mezuniyet törenimizle bu sayıyı 49’a yükseltmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Sürekli eğitim ve gelişim ilkesi doğrultusunda hayata geçirdiğimiz Lonca Girişimcilik Merkezi, kuruşunun üzerinden sadece 3 yıl geçmiş olmasına karşın ülkemizin en etkin kuluçka merkezi ve girişim hızlandırma programları arasına girme başarısı gösterdi. Lonca gibi merkezlerin toplumumuza, ülkemizin ekonomisine ve geleceğe yapılmış en önemli yatırımlardan biri olduğuna inanıyor ve bu merkezlerin sayısının artmasını temenni ediyoruz. Önceki dönemlerde olduğu gibi beşinci dönemimizden mezun olan girişimcilerimizle de çeşitli platformlarda bir arada olmaya devam edeceğiz. Bu merkezimiz ile gelecekte de inovatif teknolojileri geliştirmek ve yeni ürünlerle ülke ekonomisine katkı sağlamayı amaçlayan girişimcilere destek olmayı sürdüreceğiz.”Beşinci dönem eğitimlerini tamamlayan 9 startup ve faaliyet alanlarıLonca Girişim Merkezi’nin beşinci dönem eğitimlerini tamamlayan 9 startup ve faaliyet alanları şöyle:'Çember: Birikim yapmak isteyen insanları bir araya getirerek ortak bir hedef için para biriktirmelerini sağlayan bir sosyal birikim uygulaması. www.cemberapp.comAkıllıfon: Yapay zekâ tabanlı portföy optimizasyon ve robo danışmanlık platformu. www.akillifon.comGoldtag: Uygun fiyatla altın alım-satımı, diğer kullanıcılara kolayca altın transferi yapma ve özel günler için etkinlik oluşturup altın hediye gönderimine imkan sağlayan dijital bir kuyumcu. www.goldtag.orgWallids: Bulut tabanlı olup yapay zekâ algoritmasıyla çalışan bir siber güvenlik yazılımı. www.wallids.comStrixEye: Bir web uygulamasına gelen tüm istekleri gerçek zamanlı olarak analiz edip anomali tespiti yapan ve ürettiği bulguları bir monitoring servisi olarak sunan bir PaaS ürünü. www.strixeye.comPreticks: Finansal haberleri makine öğrenmesiyle sınıflandıran ve artması öngörülen şirket hisselerinin mobil bildirimlerle kullanıcılara haber verilmesini sağlayan bir servis. www.preticks.comAlmanPay: İnternet üzerinden yapılan ödemelerin ve aboneliklerin güvenli bir şekilde yönetilmesini sağlayan harcama yönetim platformu. www.almanpay.comAyonvi: Marketlerde, akıllı alışveriş arabasıyla ürünleri kolayca okutup kasaya gitmeden ödeme yapmayı sağlayan bir uygulama. www.ayonvi.comJetlexa: Sıklıkla ihtiyaç duyulan hukuki belgelerin hazırlanmasını otomatikleştiren sözleşme otomasyon yazılımı. www.jetlexa.com'
Reklam