onedio
Senegal'de 2 Devlet Bakanı Görevden Alındı
DAKAR (AA) - Senegal'de 2 devlet bakanının görevden alındığı bildirildi.Cumhurbaşkanı Macky Sall tarafından imzalanan kararla, devlet bakanlarının ve Sosyal, Çevre ve Ekonomi Konseyi Başkanı Aminata Toure'nin görevine son verildiği duyuruldu.Buna göre, devlet bakanlığı görevlerinde bulunan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mahammad Boun Abdallah Dionne ve Hükümet Genel Sekreteri Maxime Jean Simon Ndiaye, kabine dışında kaldı. Kabine değişikliği için gerekçe belirtilmezken, görevine son verilen isimlere teşekkür edildi.
Sırbistan'da Yeni Hükümet Kuruldu
BELGRAD (AA) - Balkan ülkesi Sırbistan'da 21 Haziran'da yapılan genel seçimden 4 ay sonra yeni hükümet kuruldu.Sırp İlerleme Partisi (SNS), Sırbistan Sosyalist Partisi (SPS) ve Sırp Vatanseverler Birliğinden (SPAS) oluşan yeni hükümet, Sırbistan Meclisinden güvenoyu aldı.Oylamaya katılan 232 milletvekilinden 227'si yeni hükümeti desteklerken, 5 milletvekili ise aleyhte oy kullandı. Yeni kabinenin üyeleri, oylamanın ardından yemin etti.Ana Brnabic'in ikinci kez başbakan olarak görev yapacağı hükümeti oluşturan isimler şöyle:'Dışişleri Bakanı Nikola Selakovic, İçişleri Bakanı Aleksandar Vulin, Ticaret Turizm ve Telekomünikasyon Bakanı Tatjana Matic, İnşaat Ulaşım ve Altyapı Bakanı Tomislav Momirovic, Maliye Bakanı Sinisa Mali, Ekonomi Bakanı Andjelka Atanaskovic, Tarım Orman ve Su İşleri Bakanı Branislav Nedimovic, Çevre Bakanı İrena Vujovic, Madencilik ve Enerji Bakanı Zorana Mihajlovic, Adalet Bakanı Maja Popovic, Devlet İdaresi ve Yerel Yönetimler Bakanı Marija Obradovic, Savunma Bakanı Nebojsa Stefanovic, Kültür Bakanı Maja Gojkovic, Çalışma İstihdam ve Sosyal İşler Bakanı Darija Kisic Tepavcevic, Sağlık Bakanı Zlatibor Loncar, Gençlik ve Spor Bakanı Vanja Udovicic, Eğitim Bilim ve Teknolojik Gelişim Bakanı Branko Ruzic, Avrupa Entegrasyonları Bakanı Jadranka Joksimovic, Köy İşleri Bakanı Milan Krkobabic, İnsan Hakları ve Toplumsal Diyalog Bakanı Gordana Comic, Aile Bakanı Ratko Dmitrovic, devlet bakanları Novica Toncev ile Nenad Popovic.'Hükümet programını açıklayan Başbakan Brnabic, yeni hükümetin önceliklerinin salgınla mücadele, Kosova meselesi, organize suçlarla mücadele, hukukun üstünlüğü, reform sürecinin hızlandırılması ve ülke ekonomisinin güçlendirilmesi olduğunu vurguladı.Yeni dönemde 3 bakanlık daha kurulduğunu anımsatan Brnabic, yeni kabinede kendisi ile birlikte 11 kadının görev yapacağına dikkati çekti.Sırbistan'da 21 Haziran'da yapılan genel seçimde Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic'in genel başkanlığını yaptığı SNS oyların yüzde 60'ını almış, muhalefetin boykot çağrıları ve salgın gölgesinde yapılan seçime katılım yüzde 50 civarında olmuştu.
Aydın'da Sahte Altın Dolandırıcılığı Yaptığı İddiasıyla 5 Şüpheli Yakalandı
AYDIN (AA) - Aydın'ın Didim ilçesinde sahte altınlarla bir kişiyi 80 bin lira dolandırdığı iddia edilen 5 şüpheli gözaltına alındı.M.T'nin, satın aldığı altınların sahte çıktığını söyleyerek dolandırıldığını bildirmesi üzerine İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekipleri çalışma başlattı.Ekipler, mağdurun ifadeleri ve bölgedeki güvenlik kamerası kayıtları doğrultusunda şüphelilerin A.İ, M.D, A.R.B, Ö.B. ve B.A.K. olduğunu tespit etti.Belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenleyen ekipler, 5 zanlıyı gözaltına aldı. Adreslerdeki aramada, bir miktar sahte altın ve 23 bin 700 lira ele geçirildi.Şüphelilerden 80 bin lira karşılığında 59 reşat altın satın alan M.T'nin bir kuyumcuya gittiğinde altınların sahte olduğunu öğrendiği belirtildi.
Kırgızistan'da Caparov'un Hükümeti Yemin Etti
BİŞKEK (AA) - Kırgızistan Başbakanı Sadır Caparov'un başkanlığındaki hükümet yemin ederek göreve başladı. Mecliste iki hafta önce güvenoyu alan Caparov'un hükümet üyeleri, genel kurulda elini anayasaya koyarak yemin etti.Caparov'un kabinesinin üyeleri şöyle:Başbakan Birinci Yardımcısı Artöm Novikov, Başbakan Yardımcısı Maksat Mamıtkanov, Başbakan Yardımcısı Ravşanbek Sabirov, Başbakan Yardımcısı Elvira Surabaldiyeva, İçişleri Bakanı Ulan Niyazbekov, Maliye Bakanı Kıyalbek Mukaşev, Adalet Bakanı Marat Jamankulov, Ekonomi Bakanı Sancar Mukanbetov, Tarım, Gıda ve Sulama Bakanı Tilek Toktogaziyev, Bilim ve Eğitim Bakanı Almazbek Beyşenaliyev, Sağlık Bakanı Alımkadır Beyşenaliyev, Ulaştırma ve Yol Bakanı Bakıt Berdaliyev, Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanı Nurjigit Kadırbekov, Milli Güvenlik Devlet Komitesi Başkanı Kamçıbek Taşiyev, Savunma İşleri Devlet Komitesi Başkanı Erlis Terdikbayev, Sanayi, Enerji ve Yeraltı Kaynakları Devlet Komitesi Başkanı Jırgalbek Sagınbayev ve İletişim ve Haberleşme Teknolojileri Devlet Komitesi Başkanı Altınbek İsmailov.Temasları için Kazakistan'da bulunan Dışişleri Bakanı Ruslan Kazakbayev, yemin törenine katılamazken, İş ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı görevine henüz atama gerçekleştirilmedi. Ülkenin 32. BaşbakanıMemleketi Issık Göl bölgesinden 2005 ve 2010'da iki dönem milletvekili seçilen Milliyetçi Ata Yurt Partisi milletvekili Caparov, Issık Göl bölgesinde Kanadalıların işlettiği Kumtor altın madeninin kamulaştırılmasını savunmasıyla tanınıyor. Kumtor altın madenindeki sorunlara dikkati çekmek için 3 Ekim 2012'de miting düzenleyen milletvekili Caparov ve kendisine destek veren parti lideri Kamçıbek Taşiyev ile parti üyesi Talant Mamıtov, Cumhurbaşkanlığı idaresinin de bulunduğu parlamento binasını işgal girişiminde bulundu.Milletvekilleri, İlçe Mahkemesince 'anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs' suçundan 18 ay hapis cezasına çarpıtıldı.Bişkek Şehir Mahkemesi, ilçe mahkemesinin kararını bozdu. Issık Göl bölgesinde bir grup gösterici, 7 Ekim 2013'te Kumtor altın madenindeki gelirin adaletli paylaşılmadığı gerekçesiyle madene elektrik sağlayan trafonun şalterini indirerek dönemin Issık Göl Bölgesi Valisi Emil Kaptagayev'i rehin aldı.Bölgede 10 gün olağanüstü hal ilan eden Issık Göl Bölgesi yöneticileri, gösterilerin ardında yurt dışındaki Caparov'un bulunduğunu savundu.Dört yıl aradan sonra 2017 yılında ülkesine dönen Caparov, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Kırgız-Kazak Gümrük Kapısı'nda gözaltına alındı ve 11 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.Caparov'a, 4 Ekim'deki genel seçim öncesinde Kamçıbek Taşiyev'in liderliğinde kurulan 'Mekençil' (Vatanperver) adlı siyasi partinin aday listesinin ikinci sırasında yer verildi. Taşiyev'in liderliğinde kurulan 'Mekençil' partisi 4 Ekim'deki parlamento seçimlerinde seçim barajına az farkla takıldı.Meclise giremeyen partilerin düzenlediği protesto gösterilerinin şiddete dönüşmesinin ardından taraftarlarınca cezaevinden 6 Ekim'de çıkarılan Caparov aynı gün 'geçici başbakan' ilan edildi.Meclisten güvenoyu alan 51 yaşındaki Caparov, Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov'un görevinden istifa etmesinden sonra geçici olarak cumhurbaşkanlığı yetkilerini de üstlendi.Caparov, bağımsızlığının 29. yıl dönümünü 31 Ağustos’ta kutlayan Kırgızistan'ın 32'nci Başbakanı oldu.Kırgızistan'da Cumhurbaşkanlığı seçimleri 10 Ocak 2021'de yapılacak.
Denizli'de Kendisini Savcı Ve Polis Olarak Tanıtarak Dolandırıcılık Yapan Kişi Tutuklandı
DENİZLİ (AA) - Denizli'de kendisini polis ve savcı olarak tanıtarak dolandırıcılık yaptığı iddia edilen şüpheli tutuklandı.İl Emniyet Müdürlüğü Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, dolandırıldığını öne süren 3 kişinin şikayeti üzerine soruşturma başlattı. Mağdurlar, kendilerini telefonla arayan şüphelinin 'Kuyumcu soygununa isminiz karışmış.' diyerek kendilerinden para talep ettiğini anlattı. Polis şüphelinin 3 kişiden, toplam 15 bin 550 avro, 71 bin 750 lira, 5 Cumhuriyet altını, 2 Ata altını, 1 yarım altın, 10 çeyrek altın, 17 bilezik, 20 gram altın, küpe, yüzük, altın zincir ve yonca altını dolandırdığını tespit etti. Mağdurların ifadeleri ve 328 güvenlik kamerası kaydından yola çıkan polis, dolandırıcının kullandığı otomobili belirledi. Şüpheli D.O, düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerin ardından sulh ceza hakimliğine sevk edilen D.O, tutuklandı.
Reklam
Sesil Aktürk Yazio: Phantom of the Opera
etiket
“Operadaki Hayalet” gerçekten vardı. Uzun bir zaman için onun oyuncuların yarattığı, batıl inançların uzantısı olan bir hayal yaratığı olduğuna inanıldı ama hayır Eric gerçek bir hayaletin tüm özelliklerini taşıyordu ve basbayağı da etten kemikten oluşuyordu. Ben onu gerçekten tanıdım ve ancak yaşayan bir hayalet olduğunu söyleyebilirim…'                                                          Gaston Leroux / 1909 Fransa
Seta'dan "Türkiye-Rusya-İran Ekseninde Karabağ Çatışması" Paneli
ANKARA (AA) - Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA), 'Türkiye-Rusya-İran ekseninde Karabağ çatışması' konulu on-line panel gerçekleştirdi.Sakarya Üniversitesi Orta Doğu Enstitüsü (ORMER) Araştırma Görevlisi Mustafa Caner'in moderatörlüğünü yaptığı çevrim içi panele, gazeteci Ceyhun Aşirov, SETA Dış Politika Uzmanı Mehmet Çağatay Güler ve İran Araştırmaları Merkezinde (İRAM) araştırmacısı Kenan Aslanlı katıldı. Panelde, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu Türkiye, Rusya ve İran ekseninden değerlendirildi. Gazeteci Aşirov, yaptığı konuşmada Dağlık Karabağ savaşının üzerinden bir ay geçtiğini ve bir ay içinde Azerbaycan'ın Ermenistan'ın 30 yılda yaptığı tahkimat ve barikatı kırdığını söyledi. Azerbaycan'ın İran sınırını tamamıyla kapatmasının çok önemli ve stratejik olduğunu vurgulayan Aşirov, Ermenistan'ın Dağlık Karabağ'a Erivan ve Gümrü'den sevkiyat yapmasının yol ve güzergah açısından son derece zor olduğunu belirtti. Aşirov, Azerbaycan'ın Ermenistan'ın 30 senelik gücünü kırdığını ifade ederek 'Azerbaycan, Laçın Koridoru'na ilerlemektedir. Azerbaycan'ın bu ilerleyişine karşı olarak da Ermenistan, Terter ve Gence şehirlerini çok sıkı bombalamaktadır.' dedi.Ermenistan'a 'de facto' (fiili) olarak Dağlık Karabağ'da 'diz çöktürüldüğünü' kaydeden Aşirov, bunu Azerbaycanlı gazetecilerin yanı sıra Rus askeri uzmanlar ve bölgeyi izleyen bağımsız kuruluşların da söylediğini vurguladı. Aşirov, Türkiye'nin Dağlık Karabağ sorununa ilk kez 1991'de dahil olduğunu ancak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubunun bunu istemediğini kaydetti.Daha önce Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin askeri ve stratejik açıdan bu denli güçlü olmadığının altını çizen Aşirov, Türkiye'nin Azerbaycan'a çok önemli psikolojik desteğinin olduğunu belirtti.Dağlık Karabağ ve Rusya'nın politikalarıSETA Dış Politika Uzmanı Güler, Dağlık Karabağ ve çevresinde Türk dünyası içerisinde bir 'tampon bölge' oluşturulmak istendiğini ve bu politikaların aslında 19'uncu yüzyılın başında Çarlık Rusyası'nın politikalarına dayandığını belirtti. Bugün yaşanan çatışmaların nedeninin aslında o dönemde atılan iskan politikaları olduğunu vurgulayan Güler, Rusya'nın bu politikalarıyla bölgedeki Ermeni nüfusunun artırıldığını ifade etti. Güler, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından ve Rusya'nın kurulmasından itibaren Dağlık Karabağ bölgesinin Rusya için öncelikli öneme sahip olduğunu belirtti. Rusya'nın Dağlık Karabağ sorununda bugünkü pozisyonuna da değinen Güler, 'Rusya'nın resmi pozisyonu iki tarafın da taviz vererek orta bir yol bulması şeklindedir. Bu sayede bölgede sürdürülebilir yeni bir yapı tesis edilmesidir.' dedi. Bu yönde bazı öneriler ve girişimler olduğunu aktaran Güler, 'Son dönemde çatışma öncesinde gündeme gelen 5 Rayon'un Azerbaycan'a verilmesi ve bölgeye Rus askerlerinin konuşlandırılması aslında bunun bir göstergesidir. Bu yeni bir yaklaşım değildir, uzun süren izlenilen bir politikadır.' şeklinde konuştu. İran'ın Dağlık Karabağ yaklaşımında '3 dönem'İRAM Araştırmacısı Aslanlı da İran'ın Dağlık Karabağ sorununa ve sorunun çözümüne ilişkin değerlendirmelerini son 30 yıllık perspektiften ele aldı. İran'ın Dağlık Karabağ sorununa yaklaşımını 3 döneme ayıran Aslanlı, birinci dönemin 90'lı yılların başından sonuna kadarki zaman aralığında olduğunu söyledi.Aslanlı, İran'ın bu yıllardaki politikasında 'iş birliği' ve 'ara buluculuk faaliyetleri' kavramlarının öne çıktığını belirterek 'Sorunun ilk patlak verdiği andan itibaren İran bölgedeki güç boşluğunu da kullanarak çok aktif şekilde bu meseleye ara bulucu olarak katılmak istiyor.' değerlendirmesinde bulundu. Araştırmacı Aslanlı, çeşitli etkenlerle ikili ilişkilerdeki belirsizlikle 90'lı yılların sonu ve 2000'li yılların başında bir 'kriz dönemi' ortaya çıktığını kaydetti. 2004-2020 yılına kadar ikili ilişkileri 'durgunluk dönemi' olarak niteleyen Aslanlı, bu dönemde İran'ın Güney Kafkasya'ya yönelik politikalarında daha çok ekonomik iş birliği ve enerji iş birliği politikalarının öne çıktığını vurguladı.Aslanlı, bu sürecin en önemli kırılma noktasının da 2016'nın Nisan ayında Dağlık Karabağ'daki 4 günlük savaş olduğunu dile getirerek İran'ın bu süreçte Azerbaycan'ı tatmin edecek net bir tavır ortaya koymadığını belirtti.
Reklam
Kaybolduktan Sonra Ölü Bulunan Minik Leyla'nın Kaçırılıp Soğuk Ortamda Saklandığı Belirlendi
ERZURUM (AA) - Ağrı'da kaybolduktan 18 gün sonra cesedi bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir'in ölümüne ilişkin davada 'kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan amca Yusuf Aydemir'e verilen cezanın gerekçeli kararında, sanığın husumetli olduğu ağabeyinin tehdit maksatlı kızını oyun oynama bahanesiyle kaçırıp sakladığı, ölümü üzerine de serin bir alanda beklettiği, aramaların gevşetilmesi ve köyde normal hayata dönülmesini fırsat bilerek de cesedini dereye attığı kanaatine varıldığı vurgulandı. Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Leyla Aydemir'in ölümüne ilişkin çocuğun amcası olan tutuklu Yusuf Aydemir'in de aralarında bulunduğu 7 sanığın yargılandığı davada kurulan hükmün gerekçeli kararını açıkladı.Sanıklara yöneltilen suçlamalar, savunmalar, tanık beyanları ve adli tıp kurumları ve bilirkişinin raporlarının yer aldığı 84 sayfalık gerekçeli kararda, cumhuriyet savcısına ait esas hakkındaki mütalaada sanık Yusuf Aydemir'in üzerine atılı suçlamaları kabul etmediği ancak mahkemece yapılan değerlendirmede sanığın atılı suçu işlediği ve cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği aktarıldı.Gerekçeli karardaki söz konusu mütalaada, kaybolduktan 18 gün sonra ölü bulunan Leyla Aydemir'in Bezirhane köyündeki Kurudere'de yüz üstü yatar ve çıplak vaziyette ölü bulunduğu, cesedin sol kalça bölgesinin su yüzeyinde olduğu, sol kalçasında kızarıklıklar olduğu, boynunda mavi nazar boncuğu bulunduğu ve el ile ayak bölgesinde suda kalmaya bağlı olduğu değerlendirilen beyaz lekeler yer aldığının anlatıldığı kaydedildi. Erzurum Adli Tıp Kurumu ve İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhtisas Kurulundan gelen ihtisas kurulu raporlarının da Leyla Aydemir'in 'Otopsisinde cilt bütünlüğünün korunduğu, kafa, göğüs ve batın boşluğuna nafiz olacak herhangi bir yaralanma tanımlanmadığı, kafa içi kanama, beyin doku harabiyeti, beyin kanaması, iç organ ve büyük damar yaralanması tanımlanmadığı, mevcut verilerle çocuğun ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği' bilgisine yer verilen gerekçeli kararda, bilirkişi raporunda ise 'ölüm olayında kişinin en az 6-7 gün önce ölmüş veya öldürülmüş olduğu, böceklerin cesede ilgisinin az olmasının nedeninin ise bir süre soğuk bir ortamda tutulması ve/veya sonrasında suya atılması sonucu olduğu kanaatinin oluştuğundan Leyla Aydemir'in ölüm olayının 26-27 haziran 2018 tarihlerinden önce gerçekleşmiş olduğu düşünülmektedir' değerlendirmesinde bulunulduğu belirtildi.Gerekçeli kararda, bazı tanıkların beyanlarına göre, Leyla'nın babası Nihat Aydemir ile Yusuf Aydemir arasında ailenin traktör ve babasından miras kalan birden çok altın bileziklerin kimde kalacağı konusunda bir anlaşmazlık yaşandığına da işaret edildi.Sanık, Leyla'yı kaçırmak için oğlunu kullandıSanık Yusuf Aydemir'in, olay günü ağlamaması için iyi anlaşmaları dolayısıyla küçük oğlu Ümeyir'i yanına alıp Leyla'yı kandırıp evin önünden uzaklaştırdığı, Leyla'nın evden çıkması ile kaybolduğu süre arasında yaklaşık 20-30 dakika olduğu aktarılan aynı kararda, bu sürenin çocuğun kaçırılması için yeterli bir süre olduğu kaydedildi.Kararda, Yusuf Aydemir'in olaydan sonra yeğeni kaybolmuş gibi davranmaktan ziyade kaybolmadığı kanısındaymışçasına şüpheli tavırlar sergilediğine dikkati çekilerek, Aydemir'in işbirlikçisi ya da işbirlikçileri ile Leyla'yı köyün yapısı gereği her evde bulunan su kuyusu ya da ambar gibi yazlık kışlık besin saklamaya yarayan bahçe ya da evlerin altındaki bir yerde sakladığına işaret edildi. Gerekçeli kararda, şu değerlendirmelere yer verildi:'Sanık Yusuf Aydemir'in zaman zaman arama çalışmalarına katılmayarak maktul ile ilgilendiği değerlendirilmektedir. Köydeki ev içi adli aramalarının o dönem ki soruşturma esnasında yapılamaması ve özel eğitimli polis köpeklerine rağmen kuyuların genel olarak ev içerilerinde kalmasını da fırsat bilen sanığın adli tıp raporlarından anlaşıldığı üzere cinsel yönden bir zarar vermeden öncelikle maktul çocuğu yalnızca ağabeyi Nihat Aydemir ile arasındaki husumetten ötürü nedeni kesin tespit edilememekle beraber öldürmek yerine adli tıp raporlarınca da doğrulanır şekilde bir süre ağabeyinin ailesine tehdit maksatlı saklamayı hedef ettiği, fakat olayın jandarma ve AFAD ile medyada hızla yayılması ile yapılan sıkı aramalar nedeniyle maktul çocuğu Nihat Aydemir ile olan husumetine karşılık bir koz olarak kullanmayı hedeflemişken artık ortaya çıkarmasının mümkün olmadığı ve olayın adli boyut kazanmasından korkması sonucunda maktulü sakladığı yerden çıkaramadığı, bu süreçte maktulün aç, susuz bırakılıp bırakılmadığı konusunda adli tıp raporlarınca kanaate yeterli bir tespit yapılmaması nedeniyle bir sonuca varılamadığı anlaşılmıştır.'Leyla Aydemir'in ölüm nedeninin tespit edilemediği dile getirilen gerekçeli kararda, 'Mevcut verilerle çocuğun ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği' şeklindeki adli tıp raporu dolayısıyla maktulün ölüm nedeninin ne olduğu konusunda mahkememizce kanaat oluşturulamamış olup sanık Yusuf'un maktul çocuğun ölümüne neden olacak hareketinin ne olduğu bu sebeple tespit edilememiş olmasına karşın mahkememiz heyetince maktulün hayatta iken köy içinden cesedi bulunana kadar arama çalışmaları dolayısıyla çıkarılamadığı kanaatine varıldı.' bilgisi paylaşıldı.Sanık, Leyla'yı arayan ekiplerin kilere bakmasına izin vermedi Arama çalışmalarında ekiplerin sanık Aydemir'in evinin kilerinin kapısını açarak bakmak istediğini ancak sanığın kapının kilitli olduğunu söyleyip buna izin vermediği kaydedilen gerekçeli kararda, 'Sanık Yusuf Aydemir'in evden çıktığında peşinden gelen maktulü kaçırarak sakladığı ve ölümü üzerine serin bir alanda beklettiği, aramaların gevşetilmesi ve köyde normal hayata dönülmesini fırsat bilerek de cesedi dereye attığı kanaatine varılmıştır. Her ne kadar sanık tarafından suçlamalar kabul edilmemiş ise de maktulün babası ile önceye dayalı husumetinin bulunması, taziye evinden kısa bir süre ayrılması ve bu esnada çocuğun son görüldüğü kapıda çocuğun görülmesinden dakikalar sonra çevreyi gözetler şekilde görülmesi, bu andan kısa bir süre sonra çocuğun kaybolduğunun anlaşılmasına rağmen bulunamaması ve anne Şükran'ın olacakları önceden tahmin eder şekilde çocuğuna bir şey yapıldığını anlayarak feryat etmesi, aile içerisinde çocuğun bulunmasını engellemeye yönelik çabalar ile tüm bunların kısa bir zaman aralığında olması göz önüne alınarak sanığın savunma ve beyanlarına itibar edilmemiştir.' ifadelerine yer verildi.Sanıkların Leyla Aydemir'i alıkoyarak evlerindeki bir dondurucuda sakladığı yönündeki iddialarında araştırıldığı aktarılan gerekçeli kararda, Leyla'nın kilo ve boyu dikkate alınarak cesedinin bir dondurucuya sığmayacağı kanaatine varıldığı bildirildi.Minik Leyla'nın cesedi 18 gün sonra bulunmuştuAğrı'da 15 Haziran 2018'de Ramazan Bayramı dolayısıyla ailesiyle dedesine ziyarete gittiği Bezirhane köyünde kaybolan 4 yaşındaki Leyla Aydemir'in bulunması için çalışma başlatılmıştı. Çalışmalar kapsamında ekiplerce bölgedeki dere yatakları, sazlık alanlar, otla kaplı araziler, köydeki metruk yapılar, tandır evleri, ahır ve çocuğun gidebileceği bütün alanlar, kadavra köpekleri de kullanılarak aranmıştı. Leyla Aydemir'in cesedi, kaybolduktan 18 gün sonra köye 2 kilometre mesafede, kent merkezine giden yolun yakınında akarsu kenarındaki ağaçların arasında bulunmuş, vücudunda darp ya da yara izine rastlanmayan çocuğun cenazesi Bezirhane köyünde defnedilmişti. Sanık Aydemir'e 'ağırlaştırılmış müebbet' Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Ekim'de görülen karar duruşmasında, 4 yaşındaki Leyla Aydemir'in amcası Yusuf Aydemir'i 'kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet, 'cebir ve hile ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' suçundan 4 yıl hapis cezasına çarptırmış, diğer sanıklar Y.A, B.D, H.D. ve M. Aydemir, M.A. Aydemir ve A.A'nın ise delil yetersizliğinden beraatine hükmetmişti.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlanıyor
KAYSERİ (AA) - Kayseri, Niğde, Kırıkkale, Yozgat, Nevşehir, Kırşehir ve Sivas'ta 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla çelenk sunma töreni düzenlendi.Kayseri'de Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen tören, Vali Şehmus Günaydın, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Aziz Adalı ve Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç'ın Atatürk Anıtı'na çelenk sunumu ile başladı. Protokol üyeleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile öğrencilerin katıldığı törende, saygı duruşunda bulunularak, İstiklal Marşı okundu. Törenin ardından Vali Günaydın Erciyes Dağı'ndaki fidan dikim etkinliğine katıldı. Günaydın, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla ve minnetle andıklarını söyledi.Erciyes'in orman varlığının artırılması için 'Yol kenarı ağaçlandırma projesi' yapıldığını belirten Günaydın, bu kapsamda 132 bin fidan dikildiğini ifade etti.Bölgeye bugüne dek yaklaşık 4 milyon fidan dikildiğini hatırlatan Günaydın, 2020 yılı sonu itibarıyla Erciyes'teki ağaç varlığını 5 milyona çıkartacaklarını anlattı.Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ise ağaç dikme kampanyasını sürdürdüklerini ve Erciyes'i ağaçlandırmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını vurguladı.Tuğgeneral Aziz Adalı da 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı gönülden kutlandığını kaydetti.NiğdeNiğde Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen törende, Vali Yılmaz Şimşek ve Belediye Başkanı Emrah Özdemir Atatürk Anıtına çelenk sundu. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla program sona erdi.Programa, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, İl Jandarma Komutanı Albay Garip Gümüş, Niğde Cumhuriyet Başsavcısı Önder Yeniçeri, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlyas Gökhan'ın yanı sıra kamu kurumlarının müdürleri katıldı. KırıkkaleKırıkkale Cumhuriyet Meydanı'nda gerçekleştirilen çelen sunma törenine, Vali Yunus Sezer, Belediye Başkanı Mehmet Saygılı, Garnizon Komutanı Albay Mehmet Ali Durmuş, bazı siyasi partilerin il başkanları, kamu kurumlarının müdürleri ve vatandaşlar katıldı.Atatürk Anıtı'na çelenk bırakılmasıyla başlayan tören, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla sona erdi.Törenin ardından meydanda 'Atatürk ve Cumhuriyet' konulu fotoğraf sergisi açıldı. Yozgat Yozgat'ta yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri altında Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen törende, Vali Ziya Polat, Belediye Başkanı Celal Köse ve bazı siyasi partilerin temsilcileri Atatürk Anıtı'na çelenk sundu.Ardından saygı duruşunda bulunularak, İstiklal Marşı okundu.Törene, Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Uçak, Bozok Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Karadağ, İl Jandarma Komutanı Albay Ali Sefa Yılmaz, İl Emniyet Müdürü Murat Esertürk, daire müdürleri, siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.NevşehirNevşehir Valiliği önündeki törende, Vali İnci Sezer Becel ve Belediye Başkanı Rasim Arı, Atatürk Anıtı'na çelenk sundu.Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından sona eren törene, Vali Yardımcıları Kağan Mekan Çeviren ile Hasan Erkal, Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Kapadokya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, İl Jandarma Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Hüsamettin Erol, İl Emniyet Müdürü Mehmet Artunay, JAKEM Komutanı Jandarma Albay Ercan Altın, siyasi partilerin temsilcileri, daire amirleri, okul müdürleri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.Kırşehir Kırşehir'de Cacabey Meydanı'nda düzenlenen törende, Atatürk Anıtı'na çelenk sunulmasının ardından saygı duruşunda bulunularak, İstiklal Marşı okundu.Ardından protokol üyeleri, Kırşehir Belediyesi Aile Yaşam Merkezi tarafından düzenlenen 'Cumhuriyet ve Atatürk' temalı yağlı boya resim sergisinin açılışını yaptı.Öğretici ve kursiyerlerin hazırladıkları yağlı boya eserleri inceleyen Vali İbrahim Akın ve beraberindekiler, eser sahiplerinden bilgiler aldı. Vali Akın, gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla, minnetle andıklarını söyledi.Ülkenin dört bir yandan düşmanlar tarafından işgal edildiği bir dönemde, Atatürk'ün başlattığı mücadelenin, milletin azim ve kararlılığı sayesinde başarıyla sonuçlanarak, 29 Ekim tarihinde Cumhuriyetin ilan edildiğini vurgulayan Akın, 'Cumhuriyetin kazanımları sayesinde devletimiz çok önemli mesafeler elde etmiştir. Önemli gelişmeler göstermiş ve göstermeye devam etmektedir. Cumhuriyet Bayramımızı kutluyoruz. Bugün ise çelenk koyma töreninin ardından yağlı boya resim sergisini ziyaret ettik. Serginin açılması ve eserlerin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.' diye konuştu.Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu ise tüm vatandaşların bayramını kutladığını aktardı.SivasSivas Cumhuriyet Meydanı'ndaki törende, Vali Salih Ayhan, 5. Piyade Eğitim Tugay Komutanı Tuğgeneral Hakan Tutucu ve Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, Atatürk Anıtı'na çelenk sundu.Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından, Vali Ayhan şeref defterini imzaladı.Törene, CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu'nun yanı sıra il protokolü, askeri erkan, gaziler ve sivil toplum kuruluşları ile siyasi parti temsilcileri ve öğrenciler katıldı.Vali Ayhan ve beraberindekiler, daha sonra Atatürk Kongre Binası bahçesinde İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl ve Kültür Müdürlüğünce düzenlenen Atatürk'ün 40 fotoğrafının bulunduğu 'Cumhuriyet ve Atatürk' konulu serginin açılışını gerçekleştirdi.
Tcmb Başkanı Uysal Soruları Yanıtladı: (3)
İSTANBUL (AA) - Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Murat Uysal, 'Rezervlerimiz üzerinde bu dönemde bir baskı oluştu ancak önümüzdeki dönemde yapılan parasal sıkılaştırma ile kredi kanalından gelecek baskının kademeli olarak azalmasını öngörüyoruz.' dedi. Uysal, Merkez Bankası Ümraniye Ek Yerleşkesinde gerçekleştirilen 2020-IV Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı'nda ekonomistlerin ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.Merkez Bankası'nın döviz rezervi ve kamu bankalarının döviz satımına ilişkin bir soruya Uysal, 'Döviz rezervleri konusuna açıklık getireyim. Sunumumuzda da belirttiğimiz gibi bu olağanüstü dönemde, ağustos ayına kadar olan dönemde ciddi bir cari açık verdik. Turizmdeki gelirlerimizde ciddi bir düşüş oldu ilk etapta aynı şekilde ihracatta salgının ilk başladığı dönemde sert bir düşüş oldu. Güçlü kredi ivmesiyle birlikte yine ithalatta da bir artışla karşı karşıya kaldık. Bunlar başlı başına rezervler üzerinde baskı yarattı.' ifadelerini kullandı. Bununla birlikte portföy çıkışlarının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yoğun şekilde devam ettiğini dile getiren Uysal, aynı şekilde dış borç geri ödemelerinin de bu dönemde devam ettiğini ve güçlü kredi ivmesiyle düşük reel faizlerin getirdiği yurt içinde de bir miktar dolarizasyonla karşılaşıldığını söyledi.Uysal, tüm bunları bir arada değerlendirdiklerinde rezervler üzerinde bu dönemde bir baskı oluştuğunu belirterek, şöyle devam etti:'Ancak önümüzdeki dönemde artık yapılan parasal sıkılaşmayla birlikte kredi kanalı üzerinden gelecek baskının kademeli olarak azalmasını bekliyoruz. Aynı şekilde reel kurun dengeleyici etkisinin zaman içerisinde daha ön plana çıkmasını bekliyoruz, portföy çıkışlarında bir miktar durulma ve önümüzdeki dönemde terse dönüş olabilir. Tabii bu küresel gelişmeler ve risk algısıyla da bağlantılı olacak. Dolayısıyla cari dengede ve rezervlerde baskının azalması ve bir miktar daha olumlu bir döneme geçilmesi ön görülüyor. Burada tabii parasal duruşun önemi kritik olacak. Para politikasının duruşu aynı zamanda hem portföy tercihleri açısından önemli hem de yerleşiklerin portföy tercihi açısından da reel faizlerin seviyesi burada önemli olacak. Biz faiz seviyelerini belirlerken bunu da dikkate alıyoruz. Tabii Merkez Bankası'nın rezervleri şu anda kısa vadeli yükümlüklerimizi karşılayacak düzeyde o konuda herhangi bir sıkıntı yok. Fırsat oluştukça da rezervlerimizi artırmaya devam edeceğiz. Zaman zaman kamu bankaları piyasada geçmiş kadar olmasa da zaman zaman aktivitesi görülüyor. Bunları kendi pozisyonları çerçevesinde yapılan işlemler olarak değerlendiriyorum.''Swap anlaşmalarıyla ilgili süreç devam ediyor'Uysal, swap anlaşmaları ve enflasyon tahminlerinin detaylarına ilişkin sorulara da cevap verdi.Swap anlaşmaları konusunun salgının ilk döneminde daha çok ön plana çıktığı dile getiren Uysal, 'Tabii halen o dönemde başlattığımız bazı swap anlaşmalarımız çerçevesinde görüşmelerimiz vardı. Bunlardan bazılarıyla ilgili somut gelişmeler var. Bazılarında da son aşamalara yaklaştığımızı söyleyebilirim. Bunlarla ilgili, neticelenir neticelenmez de açıklamalarımızı yapacağız. Özellikle de bizim dış ticaretimizin yüksek olduğu ülkeleri daha önce belirtmiştik. Bunlarla ilgili süreç devam ediyor.' değerlendirmesinde bulundu.Enflasyon tahminlerini açıklarken kurdan kaynaklanacak etkileri de tahminleri dahil edere açıkladıklarına dikkati çeken Uysal, 'Son dönemde TL cinsi ithalat fiyatlarının enflasyon güncellemelerindeki etkisi hem 2020 hem de 2021 yılı için oldukça belirgin düzeyde. Kur seviyelerine baktığımız da da zaman zaman ekonomik temellerden uzaklaşmalar yaşanabilir ama orta vadede burada da bir normalleşme göreceğiz. Biz kurun seviyesiyle ilgili herhangi bir tahmin ya da hedef noktasında bir şeyimiz yok. Bu noktada kurun enflasyona yansımasından kaynaklanabilecek rahatsızlığımızı da para politikası duruşuna yansıtarak buna karşı olacak adımlarımızı da atmaya devam edeceğiz.' diye konuştu.'Para politikasındaki güçlü ve sıkı duruşumuzu devam ettireceğiz'TCMB Başkanı Uysal, Merkez Bankası ile ilgili güven konusuna ilişkin ise şunları kaydetti:'Merkez Bankası olarak geçtiğimiz olağanüstü dönem içerisinde elimizdeki araçlarla gerekli olan bütün müdahaleleri yapmaya gayret ediyoruz. Özellikle de son dönemde hem salgının etkilerini hafifletmek amaçlı attığımız adımlar hem de akabinde bu sürecin getirdiği yan etkilere karşı attığımız adımlar ve bunların devamı. Yani elimizdeki araçlarla gereken adımları atmaya devam edeceğiz. Tabii olağanüstü bir dönemden geçtiğimiz için zaman zaman Merkez Bankası'nın kredibilitesi, güveni veya enflasyon noktasındaki hedeflerin gerçekleşmemesiyle ilgili tartışmalar yaşanabiliyor. Biz buradaki para politikasındaki güçlü ve sıkı duruşumuzu devam ettirerek enflasyonla ilgili beklentileri iyileştirme noktasında zaman içerisinde güveni artırma gayreti içerisinde olacağız. İletişimi daha fazla yapmamız gerektiğini de düşünüyoruz. Hem iletişim hem de araçların kullanımı noktasında dozu artıracağımızı söyleyebilirim. Yönetilen ve yönlendirilen fiyatların da burada bir koordinasyon içinde yapılması, eş güdüm içinde yapılması...Kamunun kontrolünde olan fiyatların son dönemde aslında buna da özellikle dikkat edildiğini görüyoruz.'Yeni Ekonomi Programı'n (YEP) açıklandığı dönemden bu yana hem döviz kurlarında ciddi bir değişim yaşandığını hem de hem de güçlü kredi ivmesinin iktisadi faaliyet üzerindeki etkilerin devam ettiğini belirten Uysal, 'Dolayısıyla YEP ile bizim açıkladığımız enflasyon tahminleri arasında da aslında belirgin fark var. Onu biz tahminlerimize büyük ölçüde yansıttık. Bizim için esas olan hem 2020'nin sonu hem de 2021'deki enflasyon tahminimizde esas belirleyici olacak olan bizim para politikasındaki duruşumuz, enflasyondaki duruşu ve enflasyon görünümünü iyileştirecek düzeyde bir para politikası duruşu sergileyeceğimiz. Esas buradaki bizim için önemli olan husus bu. Bunların sonucunda hem iç hem de dış dengeye yansımalarıyla birlikte önümüzdeki dönemde hem iç talep üzerinde hem de muhtemelen döviz kuru üzerindeki etkileriyle birlikte hedeflerimize ulaşacağımıza inanıyoruz.' değerlendirmesinde bulundu.Altın rezervleri ve yerel paralarla ticaretUysal, 'Toplam ticaret içerisindeki payına baktığımızda biraz yavaş gidiyor. Son dönemde özellikle yuan tarafında. Türkiye ile Çin arasında yapılan ticarette hem TL'nin hem Çin yuanının kullanıldığını, bizim de swap anlaşmamızın bu kapsamda doğrudan kullanıldığını görüyoruz. Ancak daha fazla artırma konusundaki gayretlerimiz devam ediyor.' dedi.Uysal, salgının reel sektöre yönelik etkilerini araştırdıkları anketlerin devam edip etmediğine yönelik bir soru üzerine, reel sektörle temaslarının devam ettiğini, burada direkt temas kuracak ekipler oluşturduklarını anlattı.Murat Uysal, salgın sürecinde reel sektörün ihtiyaçlarına yönelik bilgi akışının sağlandığını ve bu konuda adımların atıldığını bildirdi.Swap görüşmelerine ilişkin soru üzerine, Asya tarafı ile devam eden görüşmelerinin bulunduğunu söyledi.Uysal, altın rezervlerindeki artışın ABD yatırımlarına hazırlık olarak görülüp görülmeyeceğine dair soruya karşılık, 'Altın rezervleri son birkaç yıldır stratejik olarak artırdığımız bir alan. Altın rezervlerinin diğer varlıklardan negatif korelasyon içerisinde olması portföy çeşitlendirmesi açısından önem verdiğimiz bir husus.' cevabını verdi.Bankacılık sektörüne sağladıkları altına dayalı likidite imkanlarının altın rezervinde kısa süreli dalgalanmalar oluşturabildiğini anlatan Uysal, 'Altın rezervlerini büyük ölçüde rezerv kompozisyonumuz içerisinde değerlendirmeye devam edeceğiz. Bu açıkçası ABD Başkanlık seçimleriyle olan bir süreç değil. Bu geçmişten gelen bir rezerv yönetimi. Buna yönelik spesifik bir pozisyonlanma olarak değerlendirmemek gerekir diye düşünüyorum.' dedi.(Sürecek)
Reklam
Analiz - Ermenistan Avrupa'nın Aşırı Sağcılarından Medet Umuyor
İSTANBUL (AA) -RUSİF HUSEYİNOV- Almanya Federal Meclisi (Bundestag) ve Eyalet Parlamentosu (Landtag) üyelerinden oluşan bir heyet, Azerbaycan ve Ermenistan arasında devam eden savaşın ortasında, 18 Ekim’de sözde “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti”ni ziyaret etti. [1] Delegasyonda Dağlık Karabağ ihtilafında Ermenistan tarafını destekleyen Steffen Kotre, Andreas Galau ve Andreas Kalbitz gibi mevcut ve eski Almanya için Alternatif (AfD) üyesi radikal sağcılar vardı.27 Eylül’de Ermenistan’ın gerçekleştirdiği saldırıların ardından Azerbaycan ordusunun işgal altındaki toprakları kurtarma operasyonunun başlamasıyla Ermenistan tarafı, çatışmaya dini kılıf uydurmaya ve sorunu Müslüman-Hristiyan çatışması olarak tanımlayıp bir medeniyetler çatışması yaşandığı algısını yaymaya başladı. “Batı medeniyetinin son kalesi” ve “Yükselen Türk-İslam hilafetine karşı duran kale” gibi Ermeni liderlerinin ve toplumunun sevdiği sloganların tekrarı, uluslararası toplumun dikkatini Azerbaycan topraklarının işgalinden başka yöne çekmeye yönelik bir girişimdi. Sahte entelektüel yanıyla ırkçı bir kavram olarak bilinen 'medeniyetler çatışması' tezi, kıtadaki bir dizi radikal sağcı ve popülist partinin sempatisine sahip. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, son haftalarda Ermenilerle dayanışma beyanlarının çoğu Avrupa’nın en tartışmalı siyasetçilerinden ve güçlerinden geldi.Hollanda siyasi yelpazesinde aşırı sağın lideri Geert Wilders 27 Eylül’de Twitter’da “Azerbaycan’ın İslami saldırganlığına” karşı “Hıristiyan Ermeni dostları” desteklediğini söyledi. [2] İslam ve yabancı düşmanı görüşleriyle tanınan Wilders, çeşitli etnik ve dini gruplara karşı şimdiye dek defalarca ayrımcılık ve nefret kışkırtıcılığında bulunmakla suçlanıyor.Aynı gün Fransa’da Marie Le Pen liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Meclis partisi tarafından Ermenistan’ı destekleyen bir açıklama yayınlandı. [3] Le Pen'in soykırım ve İslamofobiyi inkâr etmesiyle tanınan babası Jean-Marie Le Pen tarafından kurulan parti, radikal sağ gruplar ve Kremlin'le belirsiz bağlarla Fransız ve Avrupa siyasetinde hâlâ gündemde. Le Pen’in kendisi, Wallonia’nın Fransa ile birleşmesi çağrısında bulunan marjinal ve irredantist (yayılmacı milliyetçi) bir hareket olan Rattaşizm’e verdiği desteği gizlemiyor. En yakın danışmanı Emmanuel Le Roy, 2015 yılında Rusya destekli ayrılıkçı Donetsk Halk Cumhuriyeti’nin “bağımsızlığı”nı kutlamak için (çoğunluğu radikal sağcı politikacılardan oluşan) bir Avrupa delegasyonuna katılmış [4] ve bununla dikkatleri üzerine çekmişti.İsveçli Charlie Weimers, Avrupa Parlamentosunu (AP) Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e yaptırımlar uygulamaya ve Azerbaycan’da kurulan sözde “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti”ne yönelik “saldırganlığı” nedeniyle Türkiye’yi AGİT Minsk Grubu’ndan dışlamaya çağırdı. [5] Şaşırtıcı bir şekilde Weimers, kökleri İsveç faşizmine ve beyaz milliyetçiliğe uzanan ve sağcı popülist ve muhafazakâr siyasi güçler olarak tanımlanan “İsveç Demokratlarını” temsil ediyor.İtalyan senatör ve Kuzey Ligi’nin radikal sağcı lideri Matteo Salvini, ülkesindeki Ermenileri desteklemek için bir yürüyüşe katıldı ve “Avrupa medeniyetinin Orta Doğu ve Kafkasya’daki karakolu” olan Ermenistan’ı savunmanın önemi hakkında konuştu.Buna ek olarak, yukarıda bahsedilen Almanya için Alternatif (AfD) son yıllarda oldukça aktif bir tutum sergileyerek Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin tanınmasına yönelik teşvik çalışmaları yapıyor. AfD üyelerinin geçmişte Ermenistan’ı desteklemesi ve hatta birkaç yıl önce Dağlık Karabağ’a “seçimleri” gözlemlemek için bir heyet göndermesi [6] şaşırtıcı değil. Ermenistan’da aşırı muhafazakâr ve komplo temelli ve sağcı bir parti olan “Adekvad” benzer ideolojiye sahip AfD’yi dost olarak görüyor.Yunanistan’da neo-Nazi ve faşist parti olarak bilinen Altın Şafak’ın da geçtiğimiz günlerde Ermenistan’a destek açıklaması yaptığını belirtmek gerekir. Partinin internet sitesinde Dağlık Karabağ ile ilgili çok sayıda açıklama yayınlandı. Öte yandan Yunanistan’da, Yüksek Mahkeme geçtiğimiz günlerde Altın Şafak’ı bir suç örgütü olarak tanıdı [7] ve Nikos Miçaloliakos da dahil olmak üzere partinin siyasi liderliğini cinayet ve bir dizi başka cürüm işlemekle suçladı.Ermeni mücadelesinin bir başka ateşli destekçisi de skandallarıyla tanınan Sydney merkezli gazeteci Paul Antonopoulos. Esed rejimi yanlısı Al-Masdar haber bülteninde çalışan Antonopoulos, neo-Nazi duruşu ve ırkçı hakaretleri nedeniyle kovulmuştu. [8] Ermeni yanlısı görüşlerini yansıtan Twitter hesabındaysa Azerbaycan ve Türkiye aleyhine dezenformasyon faaliyetleri yürütüyor. Ermeni yönetici çevreleri tarafından aktif olarak gündeme getirilen medeniyetler çatışması, radikal soldan radikal sağa kadar uluslararası siyasi yelpazenin çeşitli akımlarının dikkatini çekmeyi hedefliyor. Ne var ki bu anlatı aslında Ermenistan’ın ancak aleyhine işleyebilir, çünkü radikal sağcı grupları meşrulaştırmak ve benzer ideolojileri onlarla paylaşmak (veya paylaştığını göstermek) Ermeni tarafına sempati kazandırmayacaktır. Diğer taraftan, ilave ve gereksiz unsurlar çatışmanın çözümüne katkıda bulunmayacaktır.Buna karşılık, siyasi konuları İslam ile Hıristiyanlık arasındaki medeniyetler çatışması olarak tasvir eden Batı ve Rus siyasi güçleri, Dağlık Karabağ çatışmasını, çatışmanın doğasını anlamadan dinler arasındaki başka bir savaş alanı olarak nitelendirebilir. Dağlık Karabağ sorununun kendi siyasi amaçları için kullanılmasıyla ilgilenen bu güçlerin desteği, Ermenistan’a yarardan çok zarar verecektir.[Bakü merkezli düşünce kuruluşu Topçubaşov Merkezi’nin kurucu ortağı ve direktörü olan Rusif Hüseynov, lisans derecesini Bakü Devlet Üniversitesi’nden, yüksek lisans derecesini Tartu Üniversitesi’nden aldı. İlgi alanlarını eski Sovyet ülkelerindeki sosyo-politik süreçler, donmuş çatışmalar ve etnik azınlıklar oluştururken araştırma alanları ise ağırlıklı olarak Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya’yı kapsamaktadır][1] https://news.ru/en/world/pashinyan-attracts-german-right-wing-radicals-to-conflict-in-karabakh/[2] https://twitter.com/geertwilderspvv/status/1310276929136873474[4] https://www.lefigaro.fr/vox/monde/2014/08/04/31002-20140804ARTFIG00073-belgique-chronique-d-une-implosion-annoncee.php[5] https://twitter.com/weimers/status/1313767247903707136[6] https://www.tagesschau.de/investigativ/kontraste/bergkarabach-afd-rechtsextreme-101.html[7] https://greece.greekreporter.com/2020/10/07/neo-nazi-golden-dawn-is-a-criminal-organization-greek-court-rules/[8] https://www.theaustralian.com.au/business/media/journalist-paul-antonopoulos-outed-for-racist-slurs/news-story/705cf62a502c41cf515a013ebe60d8a9
Grafikli - Trump İle Biden'ın Türkiye Perspektifleri Birbirinden Önemli Ölçüde Ayrışıyor
WASHINGTON (AA) - HAKAN ÇOPUR - ABD'de 3 Kasım seçimlerinde başkanlık koltuğuna oturmak için yarışan Cumhuriyetçi Donald Trump ile Demokrat Joe Biden'ın Türkiye'ye ilişkin yaklaşımlarında kayda değer farklılıklar öne çıkıyor.ABD'de 3 Kasım Salı günü yapılacak başkanlık seçimleri, sadece Amerikan iç ve dış politikası açısından değil, aynı zamanda Türk-Amerikan ilişkileri açısından da büyük önem arz ediyor.2016 yılından bu yana başkanlık koltuğunda oturan Trump'ın Türkiye'ye bakışına ilişkin pek çok veri, halihazırda Türk kamuoyunun önünde bulunuyor.Türk-Amerikan ilişkilerinin oldukça dalgalı seyrettiği bir dönemde Trump, gerek kriz anlarındaki olumlu-olumsuz açıklamaları gerek ikili ilişkilerin seyrine etki eden kararlarıyla Ankara'nın tanıdığı bir başkan konumunda. Bu bakımdan ikili ilişkilerin Trump'la 4 yıl daha nasıl seyredebileceğini öngörmek daha mümkün gözüküyor.Öte yandan, 2008-2016 yıllarında Barack Obama'nın başkan yardımcılığını yapan Biden'ın Türkiye'yi ve Türk-Amerikan ilişkilerini yakından bilen bir isim olduğu da bir gerçek.Buna karşılık Biden'ın, başkan seçilmesi halinde Türk-Amerikan ilişkilerine negatif yansıyacak bazı güncel açıklamaları Ankara'da soru işaretleri ve hatta tepkiyle karşılandı.Yine de Biden'ın seçimleri kazanması halinde oluşturacağı kabine ve özellikle belirleyeceği ulusal güvenlik danışmanı ile dışişleri ve savunma bakanları, onun nasıl bir Türkiye politikası izlemek istediğine ilişkin en önemli ipuçları olacak.Trump'ın Türkiye karnesinden notlarBaşkanlık koltuğuna 20 Ocak 2017'de oturan Trump'ın Türkiye'ye ilişkin yaklaşımlarında son 4 yıldır sarf ettiği sözler ve kritik anlardaki açıklamaları, onun Türkiye'ye bakış açısını anlamada önemli ipuçları veriyor.Suriye'den asker çekme ve 'Rahip Brunson olayı' dışında genel olarak Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile iyi ilişkileri olduğunu vurgulayan Trump, Kongre'deki Türkiye karşıtı havaya rağmen büyük oranda bu çizgisini korudu.Başkanlık dönemi S-400 ve YPG/PKK sorunlarının gölgesinde geçen Trump, her iki konuda da Erdoğan ile yakın temas halinde oldu ve zaman zaman Türkiye'ye hak veren önemli açıklamalarıyla Washington'daki Türkiye karşıtı korodan ayrıldı.Geçen yıl kasım ayında Beyaz Saray'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen Trump, buradaki açıklamalarıyla Ankara'nın haklılığını teyit etti.Suriye konusu en önemli çıpa olduBaşkan olduğunda dış politika açısından Suriye'deki DEAŞ konusunu kucağında bulan Trump, Obama döneminden 'YPG/PKK ittifakını' da bir miras olarak aldı.Seçim vaatlerinden biri 'DEAŞ'ı en kısa sürede bitirmek' olan Trump, Pentagon ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) Suriye'de terör örgütü YPG/PKK ile kurmuş olduğu yakın iş birliğini sürdürme kararı aldı.2017 yılının mayıs ayında Pentagon'a 'YPG'ye doğrudan silah yardımı yapılması' konusunda resmen izin veren Trump, Suriye'nin kuzeyinden Amerikan askerlerini çekene kadar örgüte yaptığı yardımları sürdürdü.Ankara, Obama yönetimine olduğu gibi Trump yönetimine de YPG/PKK iş birliği dolayısıyla büyük tepki gösterirken, Washington'ın terör örgütüne yapmış olduğu tırlar dolusu silah yardımı ikili ilişkilerdeki en büyük krizlerden biri oldu.Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 6 Ekim 2019'da bir telefon görüşmesi yapan Trump, bu görüşmenin ardından Türkiye'nin operasyon alanında bulunan Suriye'nin kuzeyindeki Amerikan askerlerini çekeceğini açıkladı.Washington'daki kurumsal yapı içerisinde ve Kongre'de memnuniyetsizlikle karşılanan bu karar, çok sayıda uzman tarafından 'Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zaferi' olarak yorumlandı.Bu açıklaması Washington'da şok etkisi yaratan Trump, sonraki gün 'Türkiye'nin sınırlara uymaması durumunda' ekonomisini hedef alacağını ifade eden sert bir açıklama yaptı.Birkaç gün sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir Suriye mektubu gönderen Trump'ın buradaki sözleri, muhtemelen 4 yıllık başkanlık döneminde Türkiye aleyhindeki en ağır ifadeleri olarak kaydedildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise söz konusu mektubu iade etti.Trump'ın hemen ardından 'PKK DEAŞ'tan daha kötü' ve 'YPG'liler melek değil' şeklindeki açıklamaları ise önemli itiraflar olarak kayıtlara geçti.Sonraki günlerde ABD askerlerinin sadece 30 günlüğüne Suriye'ye gidip sonra uzun yıllar orada kaldıklarına vurgu yapan Trump, Suriye, Irak ve Afganistan gibi ülkelerdeki Amerikan askerlerinin en kısa zamanda ülkelerine döneceklerini belirtti.Trump'ın S-400'ler ve CAATSA yaptırımlarına yaklaşımıKuşkusuz Trump dönemindeki bir diğer kriz alanı da Türkiye'nin Rusya'dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemleri oldu.ABD Kongresi, 2 Ağustos 2017'de Trump'ın imzasıyla yürürlüğe giren CAATSA'nın (Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) Türkiye'ye karşı uygulanmasını talep etti.Ancak hem CAATSA Yasası'nın uygulanmasını hem de Türkiye'ye karşı ayrıca yaptırımlar getirilmesini isteyen ve buna yönelik çok sayıda tasarıyı kabul eden Kongre'nin adımlarına Trump destek vermedi.2019 yılının haziran ayında Japonya'daki G-20 Zirvesi'nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelen Trump, S-400'ler konusunda Türkiye'ye hak veren ve Patriot'ların Ankara'ya satılmaması konusunda Obama'yı suçlayan açıklamalarıyla gündemi belirledi.Halen Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarını askıda tutan Trump'ın Kongre'den geçen Türkiye aleyhindeki tasarıları da gündemine almadığı görülüyor.Seçim sürecinde Trump'ın Türkiye açıklamalarıABD'nin seçim sathı mahalline girdiği son bir yıldır Türkiye ile ilgili pek çok açıklama yapan Trump, genellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çok iyi ilişkilere sahip olduğunu vurguladı.Rakibi Biden'ın dünya liderleriyle baş edemeyecek bir isim olduğunu savunan Trump, en çok Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı örnek gösterdi.Ankara ile en gergin günlerini Rahip Andrew Brunson konusunda yaşayan Trump, son dönemdeki açıklamalarında 'Brunson'ın serbest bırakılmasının kendisi için çok önemli olduğunu' ifade etti.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve buna bağlı olarak ekonomik sıkıntılarla uğraşan Trump'ın yeniden seçilmesi halinde en önemli önceliğinin salgınla mücadele ve ekonomi olması bekleniyor.Dış politikada salgının kaynağı olarak gösterdiği Çin'le 'hesaplaşmayı' ve rekabeti öncelemesi beklenen Trump'ın, Türk-Amerikan ilişkileri bakımından son 1-2 yıldır sürdürdüğü çizgiyi devam ettireceği tahmin ediliyor.Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kurmuş olduğu diyaloğun, ikili ilişkilerdeki kriz anlarında çözümün anahtarı olmaya devam edeceği değerlendiriliyor.Biden'lı yıllar ve bugüne yansımalarıObama'nın özellikle 2. başkanlık döneminde Suriye özelinde bozulmaya başlayan Türk-Amerikan ilişkileri, 2014 yılından itibaren Washington'ın YPG/PKK ile iş birliği yapmaya başlamasıyla giderek ivme kaybetti.Bu süreçte başkan yardımcısı olarak Ankara ile birçok temasta bulunan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşen Biden, büyük oranda Obama'nın gölgesindeki isim olarak hatırlandı.15 Temmuz 2016 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin ardından ağustos ayında Ankara'ya gelen Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede, 'Darbe girişimine ilişkin ABD'nin önceden haberinin olduğu yönündeki iddiaları reddediyoruz' açıklamasını yaptı ancak bu açıklama Türkiye'de kimseyi tatmin etmedi.Biden'ın NYT açıklamasıBiden'ın 8 yıllık başkan yardımcılığının ardından Türkiye'ye ilişkin en çok konuşulan açıklamaları, ocak ayında New York Times (NYT) gazetesinin yayın kuruluyla yaptığı bir röportajda ortaya çıktı.Bu röportajında, 'Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında seçim yoluyla muhalefeti iktidara taşıma' niyetinden söz eden Biden, Ankara'nın büyük tepkisini çekti.Ayrıca 'S-400'ler konusunda Türkiye'ye bedel ödetmekten' bahseden Biden'ın bu açıklaması da başkan seçilmesi halinde bu konuda daha sıcak bir krizin habercisi olabilir.Diğer yandan, Biden, başkan yardımcısı adayı Kamala Harris ile yaptıkları ortak açıklamalarda, Dağlık Karabağ konusunda Türkiye'yi 'Azerbaycan'a silah göndererek çatışmaları körüklemekle' suçladı.Benzer şekilde, Doğu Akdeniz'deki Türkiye-Yunanistan gerginliğine ilişkin yine Türkiye'yi suçlayan Biden'ın 'Ayasofya yeniden müzeye çevrilmeli' şeklindeki açıklaması da öne çıktı.Tüm bu söylemlere rağmen, Biden'ın seçim öncesindeki Türkiye'ye yönelik negatif açıklamalarının başkan seçilmesi durumunda politikaya ne şekilde dönüşeceğini görmek için beklemek gerekiyor.
Reklam
Analiz - Nijerya'nın Çözülemeyen Sorunları Ve Sokaklara Taşan Öfke
İSTANBUL (AA) -GÖKHAN KAVAK- Afrika’nın ekonomik olarak en büyük ülkelerinden Nijerya’da polis şiddetine karşı düzenlenen gösteriler ülkenin birçok eyaletine yayıldı. Başkent Abuja’da ve ülkenin ticaret merkezi Lagos’daki gösterilerde ise kan döküldü. Olaylarda en az 70 kişi hayatını kaybetti ve yüzlerce kişi yaralandı. Ülkenin güney eyaletlerinden Lagos, Rivers ve Delta’da ise sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Barışçıl gösterilerin yağma ve çatışmalara dönüşmesiyle can kayıplarının yaşanmasının ardından, Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler’in (BM) açıklamalarıyla konu uluslararası gündeme taşındı.Polis bünyesinde oluşturulan Özel Hırsızlıkla Mücadele Ekibi (SARS) tarafından Nijerya’nın Delta eyaletinde üç hafta önce bir gencin öldürülmesinin ardından başlayan gösterilerde, Nijeryalılar “insan haklarını ihlal ettiği” gerekçesiyle SARS’ın kaldırılmasını istiyor.Başta Hristiyan ağırlıklı güney eyaletlerde 8 Ekim’de başlayan gösteriler, Kuzey Grupları Koalisyonu’nun 19 eyalette yaptığı gösteri çağrısıyla, Müslüman çoğunluklu kuzey eyaletlere de sıçradı. Abuja ve Lagos başta olmak üzere birçok eyalette düzenlenen gösteriler yüzünden hayat durma noktasına geldi. Nijerya’da ay başından beri devam eden gösteriler sadece bu ülkenin değil, Afrika kıtasının da en büyük ve ses getiren gösterileri arasına şimdiden girdi. Ancak göstericilere yönelik saldırılar ve yaşanan yağmalar nedeniyle, barışçıl gösteriler amacından saptı ve gösterilere katılım nispeten azaldı.Nijerya güvenlik alanında birçok sorunla baş etmeye çalışıyor. Kuzeyde Boko Haram örgütü ve silahlı çetelerle mücadele eden hükümet, güneyde ise Biafra Yerli Halkları (IPOB), korsanlar, militanlar ve çetelerle uğraşıyor. Ülkenin en kalabalık eyaleti ve ilk başkenti olan Lagos’ta artan hırsızlık vakalarıyla mücadele için 1992’de kurulan SARS, üniversitelerde cinayetlerin artması üzerine, 2009’dan itibaren ülkenin farklı eyaletlerinde de yapılanmaya başladı.Kuruluş amacı güvenliği sağlamak olan SARS, son yıllarda masum vatandaşlara yönelik insan hakkı ihlalleriyle gündeme geliyor. Birçok Nijeryalı tarafından “silahlı çete” olarak tanımlanan SARS’ın üyelerinin, hırsızlıkla mücadele etme bahanesiyle masum insanları taciz ettiği ya da öldürdüğü dillendiriliyor. Aslında Nijerya polis müdürlüğünün geçen sene bu ekibin faaliyetlerini yasakladığını duyurmasına rağmen değişen bir şey olmadı ve SARS üyeleri görevlerine devam etti. Gösteriler sonrası Devlet Başkanı Muhammed Buhari, SARS’ın dağıtılacağı ve suçluların da cezalandırılacağı sözünü vererek göstericilere “eve dönün” çağrısı yaptı.Gösterilerin yayılmasında tek neden polis şiddeti değilNijerya’da polis şiddetinin yıllardır yaşanmakta olduğu bir gerçek. Uluslararası örgütler tarafından 2017-2020 yılları arasında Nijerya’da 82 polis şiddeti vakası belgelendi. SARS karşıtı gösterilerde de en az 70 kişinin hayatını kaybettiği iddia ediliyor. Yolsuzluk ve rüşvete en fazla bulaşan meslek grubu olan polislerin halk nezdinde de bir saygınlığı bulunmuyor. Nijerya İstatistik Bürosu 2017 verilerine göre polislerin yüzde 46,4’ü rüşvet alıyor. Polislerin rüşvete bulaşmasında düşük maaşın da önemli bir etkisi var. Aslında rüşvet ve yolsuzluk Nijerya’nın hemen her tarafını sarmış durumda. Nitekim polisin uyarılarını dikkate almayan vatandaşların asker karşısında çok daha dikkatli olduğu görülüyor.Gösterilerin özellikle gençler arasında yayılmasının en önemli nedenlerinden biri de ekonomideki sıkıntılar. Nüfusu 200 milyonu aşan ülkede 15-34 yaş arası nüfusun yüzde 70’i işsiz. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) kısıtlamaları da ülkedeki ekonomik krizi bariz bir şekilde derinleştirdi. Afrika’nın en önemli petrol ve doğalgaz merkezi olan Nijerya’da yeraltı kaynaklarının ülkenin kalkınması için ve halkın menfaati doğrultusunda kullanılamaması işsizliği artıran unsurlardan. Diğer taraftan, topraklarının önemli bir kısmı elverişli olmasına rağmen tarımın yıllardır geri plana itilmesi, işsizliği ve fakirliği artıran sebepler arasında. Bu durum gelir adaletsizliğine de neden oluyor. Nitekim mülteci çadırlarının hemen yanında lüks villaların yükseldiği bir ülke olan Nijerya’da nüfusun yüzde 40’ından fazlası fakirlik sınırının altında yaşıyor.Nijerya polisinin ortaya çıkan olağanüstü durumların çoğunda sivillere yönelik şiddet kullandığı ve olayları ilgili kişileri sindirmek yoluyla bastırdığı görülüyor. Kısa vadede belki çözüm olsa da, kişilerin haklarını ihlal eden ve gururunu kıran eden bu durum toplum tabanında bir tepkinin doğmasına neden oluyor. O tepki de bugün olduğu gibi sokaklara yansıyor.Geçmişteki misyonerlik faaliyetleri ve köle ticareti nedeniyle, Batılı eğitim tarzı güneyde daha yaygın ve diasporadaki Nijeryalıların çoğunluğu güneyli. Bu durum sendika faaliyetlerinin, fikrî hareketliliklerin ve medyanın güney eyaletlerde daha yaygın olmasını sağlıyor. Bu nedenle Nijerya’da gösteriler ilk olarak güney eyaletlerde başladı ve daha sonra sınırlı olarak kuzeye yayıldı.Son yılların en büyüğü olan bu gösteriler, aslında devlet başkanı adayı da olan güneyli gazeteci ve siyasetçi Omoyele Sowore liderliğinde geçen sene başlatılan gösterilerin devamı ve daha geniş kapsamlısı olarak da değerlendirilebilir. Nitekim Sowore, 2019 başkanlık seçimlerinin güvenilir olmadığı gerekçesiyle “devrim çağrısı” yapmış ve destekçileriyle gösterilere başlamıştı.Gösterilerin dünya kamuoyunda yer bulmasında, yukarıda bahsettiğimiz Nijerya diasporasının önemli bir etkisi bulunuyor. #EndSARS başlığıyla Kanada, İngiltere, Almanya ve ABD’deki Nijeryalılar gösterileri dünya gündemine taşıdılar. 1967-70 arasındaki Biafra İç Savaşı’nda da Nijerya diasporasının etkin bir rol oynadığı görülmüştü.Yolsuzlukla mücadele etmiş asker ve devlet başkanı: Muhammed BuhariBaşkan Buhari gösteriler başladıktan yaklaşık iki hafta sonra, perşembe akşamı yaptığı açıklamada, halkın sesini açık ve net bir şekilde duyduklarını, taleplerin yerine getirildiğini söyledi ve gösterilere son verilmesini istedi.1983’teki darbeyle devlet başkanı olan asker kökenli siyasetçi Buhari 2015 ve 2019 seçimlerini de kazandı ve iki dönemdir görev yapıyor. Kendisi Nijerya’nın kuzeyinden ve Fulani kabilesinden bir Müslüman. Gösteriler ise daha çok güney eyaletlerde devam ediyor. Buhari 1983-85 yılları arasındaki askeri rejim döneminde olduğu gibi bugün de yolsuzluklarla mücadele eden bir lider. Birçok insan Buhari’nin askeri rejimini ülke tarihindeki en iyi askeri rejim olarak görüyor. Tuğgeneral olarak ordudan emekli olan Buhari ülke yönetimine sivil olarak da talip oldu ve 2015 ve 2019 seçimlerini kazandı. Buhari Boko Haram sorununun çözülmesi, yolsuzluklarla mücadele ve ekonominin iyileştirilmesi gibi vaatlerde bulunsa da bu sorunlar çözülebilmiş değil. Diğer taraftan ekonomi alanındaki kontrolcü yaklaşımıyla dikkati çeken Buhari, yerli pirinç üretimine destek vermek için ithalatı yasaklayarak ve yolsuzluklarla mücadele ederek sosyoekonomik alanda adımlar atmaya çalışıyor.Gösteriler ülkeyi saran bir krize dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyaBarışçıl bir şekilde başlayan gösteriler iki hafta sonra çatışmaya dönüştü. Kimliği belirsiz kişilerce SARS karşıtlarına zaman zaman taş, sopa ve palalarla saldırılar düzenlenmesi, güvenlik güçlerinin göstericilere sert müdahalesi, marketlerin yağmalanması ve cezaevlerinden yaşanan firarlar, barışçıl gösterilerin ülkede büyük bir krize dönüşmesine neden oldu ve konuyu uluslararası gündeme taşıdı.Sonuç olarak, göstericilerin talepleri yerine getirilip SARS lağvedilse bile siyaset, ekonomi ve güvenlik alanlarında ciddi zorluklar yaşayan ülkede uzun vadeli bir çözümün sağlanması zor görünüyor. Son devlet başkanlığı seçimlerine 70 adayın başvurduğunu düşündüğümüzde ise ülkede kırılgan bir muhalefet olduğu tespitini rahatlıkla yapabiliriz. Ana muhalefet lideri Atiku Abubakar da göstericilere destek verdi ve bu haliyle gösteriler, iktidar-muhalefet cepheleşmesine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. Profesyonelce ve organize bir şekilde başlayan gösterilerin toplumsal tabanda bir karşılığının olduğu açık ve gün geçtikçe de bu destek artıyor; fakat olaylarda yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar, makul taleplerin lekelenmesine ve meşruiyetini kaybetmesine neden olabilir.
Yapı Kredi'ye İkinci Yarının En Yüksek Katılımlı Sendikasyon Kredisi
İSTANBUL (AA) - Yapı Kredi, yılın ikinci yarısında 20 ülkeden 38 bankanın katılımı ile 805 milyon dolar sendikasyon kredisi sağladı. Yapı Kredi'den yapılan açıklamaya göre, bankanın iki ayrı döviz cinsinden sağladığı 805 milyon dolarlık sendikasyon kredisi, dış ticaretin finansmanı için kullanılacak. Yapı Kredi'nin 284 milyon dolar ve 440,5 milyon avro olmak üzere iki ayrı döviz cinsinden sağladığı sendikasyon kredisinin vadesi 367 gün, maliyeti ise sırasıyla libor artı yüzde 2,50 ve euribor artı yüzde 2,25 oldu. Kredinin tutarı, sözleşmeye eklenen akordeon özelliği sayesinde gelebilecek yeni katılımlarla artırılabilecek.'Önceliğimiz, ülkemiz ekonomisine ve reel sektöre destek sağlamak'Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle tüm dünyanın içinden geçtiği söz konusu belirsiz sürece rağmen yılın şu ana kadarki en yüksek katılımlı sendikasyon kredisine imza attıklarını belirtti.Erün, Yapı Kredi'nin insanı merkeze alan anlayışına dikkati çekerek, şunları kaydetti: 'Yapı Kredi olarak güçlü sermaye yapımız, insanı merkeze alan, yenilikçi, sınır tanımayan hizmet anlayışımız ve nitelikli insan kaynağımız ile hedeflediğimiz alanlarda sektör ortalamasının üzerinde sürdürülebilir bir şekilde büyümeye devam ediyoruz. Küresel olarak içinde bulunduğumuz bu zor döneme rağmen saygın finans kuruluşlarının en yüksek talebi gösterdiği bu sendikasyon kredisi, ülkemiz ekonomisine ve Yapı Kredi’ye duyulan güvenin en önemli göstergesi.' Sendikasyon kredisi sözleşmesine eklenen akordeon özelliği sayesinde gelebilecek yeni katılımcılarla sağlanan tutarın yükselebileceğini bildiren Erün, 'Yapı Kredi olarak içinden geçtiğimiz bu zorlu günlerde de ülkemize ve topluma karşı olan sorumluluklarımızı yerine getirebilmek adına var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, uygun faiz oranları ile kullandırılan bu sendikasyon kredisi, dış ticaretin finansmanına yönlendirilecek. Önümüzdeki dönemde de müşteri odaklı bankacılık anlayışımız doğrultusunda ihracatı ve reel sektörü, dolayısıyla ülke ekonomisini desteklemeye devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.Yapı Kredi’nin sağladığı 805 milyon dolarlık sendikasyon kredisinin düzenleyiciliğini Bank of America, koordinatörlüğünü Bank of America ve Commercial Bank of Qatar, aracılığını ise Mizuho Bank üstlendi.
Reklam
İlke Vakfı'ndan "Geleceğin Türkiye'sinde Sosyal Politikalar Raporu"
İSTANBUL (AA) - İLKE İlim Kültür Eğitim Vakfı tarafından 'Geleceğin Türkiye'sinde Sosyal Politikalar Raporu' hazırlandı. Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Fatih Aysan tarafından kaleme alınan rapor, İLKE Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Geleceğin Türkiye'si Proje Koordinatörü Doç. Dr. Lütfi Sunar'ın yöneticiliğinde, vakfın YouTube hesabında yayınlanan programda kamuoyu ile paylaşıldı.Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Aysan, sunumunda sosyal politikalar bağlamında Türkiye'yi bekleyen 6 temel meydan okuma ile karşı karşıya olunduğunu ve bunların fırsata çevrilebileceğini ifade etti.Aysan, raporla ilgili konuşmasında toplumsal değişim, demografik dönüşümler, ekonomik riskler, uluslararası göç, çevre ve salgın hastalıklar, popülizm ve kayırmacılık başlıkları üzerinde durdu.Kadının istihdama katılımı, kırdan kente göç, boşanmaların artması evliliğin ötelenmesi gibi durumların Türkiye'de toplumsal değişimi ve refah dağıtımında farklılaşmaya gidildiğini gösterdiğini belirten Aysan, 'Bu durumlardan biri üzerinden gidilecek olursa kadının değişen ve artan ekonomik rolü baz alınarak istihdam politikalarını yenilemek, bir meydan okumayı fırsata çevirmek için önemli bir adım olacaktır.' ifadelerini kullandı.Raporda ayrıca eğitim, sosyal sigortalar, sağlık, sosyal hizmetler, sosyal yardımlar ve konut gibi 6 temel sosyal politika uygulama alanı incelendi.Aysan, sosyal politikaların sadece ihtiyaç sahibi insanlara ya da dezavantajları gruplara değil toplumun tamamına hitap etmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları aktardı:'1990'larda sağlık harcamaları yüzde 3 civarındayken, 2019 yılında bu oran yüzde 12,5'a kadar çıkıyor. OECD ülkeleri arasında sosyal harcamaları en fazla arttıran ülke Türkiye. 2006 yılında gerçekleştirilen sosyal güvenlik ve sağlık reformu, bu hizmetlerin 2011 yılında Aile ve Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı altında birleştirilmesi ve senkronize edilmesi, sosyal yardım harcamalarının son dönemde ciddi bir şekilde artışı ile bu hizmetlerden faydalanıldı, yoksulluk oranları düştü. Sosyal politikaların amacı aslında bir bakıma devletin vatandaşlarına kaliteli ve huzurlu bir hayat sunması anlamına gelmektedir. Bu nihai amacın sosyal adaleti sağlamak, beşeri sermaye ve insani gelişmeyi yükseltmek, yaşam memnuniyetini artırmak gibi izdüşümlerinin olması gerekir.'İLKE Vakfı tarafından 2018 yılında başlatılan Geleceğin Türkiye'si Projesi, eğitim, yükseköğretim, ekonomi, yönetim ve dış politika raporlarının ardından sosyal politikalar raporu ile odak noktasında yer alan geliştirilmeye müsait alanları derinlemesine inceleyerek mevcut sorunlara çözüm önerileri getiriyor.Raporun tamamına İLKE Vakfı'nın internet sitesi ve YouTube hesabından ulaşılabilir.
Sabancı Holding'ten Cumhuriyet Bayramı'na Özel Reklam Filmi
İSTANBUL (AA) - Sabancı Holding, Cumhuriyet’in 97’nci kuruluş yıl dönümüne özel anlamlı bir reklam filmi hazırladı.Sabancı Holding açıklamasına göre, oyuncu Timuçin Esen’in rol alıp seslendirdiği reklam filmi, 'Biz Bu Cumhuriyete Aşığız' etiketiyle, Sabancı Holding sosyal medya hesaplarından paylaşıldı.'Cumhuriyet kaç kere ilan edildi, bilir misiniz?' sorusuyla başlayan reklam filminde, Türkiye Cumhuriyeti’nin 97 yıllık başarıları ve Türkiye’nin bu dönemdeki kazanımları öne çıkarken, Cumhuriyetin ekonomi, turizm, sağlık gibi alanlardaki başarılarına vurgu yapıldı. Açıklamaya göre, söz konusu film sosyal medyada Cumhuriyet Bayramı için yapılan filmler arasında en çok paylaşılanlardan biri oldu.
Burs Ve Öğrenim Kredisi Başvuruları Başladı
ANKARA (AA) - Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, 2020-2021 eğitim öğretim yılı için burs ve kredi başvurularının başladığını duyurdu.Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı'na girerek ilk defa bir yükseköğretim programına girmeye hak kazanan öğrenciler ile halen bir yükseköğretim programına devam eden ara sınıf öğrencileri ve yurt dışında öğrenim gören Türk vatandaşlarının burs-kredi başvuruları başladı. Burs-kredi hakkından yararlanmak isteyen öğrencilerin 28 Ekim-3 Kasım tarihleri arasında e-Devlet üzerinden başvurması gerekiyor. Son gün 3 Kasım3 Kasım Salı günü saat 23.59’a kadar devam edecek olan başvurular, e-Devlet üzerinden alınacak. Bütün öğrencilerin e-Devlet'teki başvuru indeks sayfasını okuyup onaylaması gerekiyor. Başvuruda değişiklik yapmak isteyen öğrenciler, son güne kadar bilgilerini güncelleyebilecek.Başvuru sırasında öğrencilerin beyan ettiği ekonomik, sosyal ve başarı durumuna ilişkin bilgiler, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından kamu kurumları aracılığıyla teyit edilecek. Yapılan değerlendirme sonucunda mevzuata uygun olan öğrencilere burs ya da öğrenim kredisi tahsis edilecek. Öğrenim bilgileri doğru olmalı Burs/kredi başvuruları e-Devlet'te yer alan Yükseköğretim Bilgi Sistemi'ne (YÖKSİS) kayıtlı öğrenim bilgilerine göre alınacağı için öğrencilerin YÖKSİS’teki öğrenim bilgilerinin doğru ve eksiksiz olması gerekiyor.Öğrencileri başvuru sırasında herhangi bir sorun yaşamaması için öncelikle e-Devlet'e girerek okul/bölüm, hazırlık ve kayıt dondurma bilgilerini kontrol etmeleri, bilgilerinde hata olan öğrencilerin üniversitenin öğrenci işleriyle görüşerek durumlarını YÖKSİS üzerinden güncelletmeleri gerekiyor. Hatalı ya da eksik öğrenim bilgisiyle burs-kredi başvurusu yapan öğrencilerin başvuruları beyan etmiş olduğu bilgiler üzerinden değerlendirilecektir.Özel durum beyanları elektronik ortamda kontrol edilecek Başvuruda özel durum beyan eden öğrencilerin belge göndermesi gerekmiyor. Başvuru ekranında özel durum (şehit/gazi çocukları, şehit bekar ise bekar kardeşi/gazi bekar ise kendisi, anne ve babası (her ikisi de) vefat edenler, tam teşekküllü devlet hastanesinden alınan sağlık kurulu raporu ile yüzde 40 ve üzerinde engelli olanlar, lise ve dengi öğrenimlerini Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı sevgi evlerinde tamamlayanlar, Darüşşafaka Lisesi'nden mezun olanlar ve milli sporcular vs.) beyan eden öğrencilerin bilgileri Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından ilgili kamu kurum ve kuruluşu nezdinde web servisler aracılığıyla elektronik ortamda kontrol edilecek.Başvuru işlemleri hakkında Gençlik ve Spor Bakanlığı Kurumsal İletişim Merkezi (444 0 472 nolu hat) ile resmi Twitter destek hesabı üzerinden 7 gün 24 saat bilgi alınabilir.
Reklam