çakar Haberleri

çakar ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. çakar ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Bankaların Yeni Mağdurları Üniversite Öğrencileri
ARİFE KABİL HABERLER PazarTüketici şikâyetlerinde ilk sıralardan hiç inmeyen bankalar, mağdur yelpazesine üniversite öğrencilerini de ekledi. Kampüslerde tezgâh açan bankalar, öğrencilerden hiçbir gelir beyanı ya da teminat istemeden kredi kartı pazarlıyor.“Kartı alırım da benim bir gelirim yok ki” sözlerine karşılık, tatlı dille pazarlanan kredi kartlarında sıra borçları tahsil etmeye gelince o tatlı dil yerini mutsuz yüzlere bırakıyor. Tüketici haklarıyla ilgili derneklere ulaşan şikâyetlere göre bugün binlerce öğrencinin başı kredi kartı borcuyla dertte. Yapılan araştırmalarda Türkiye’de üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğu ‘gizli yoksulluk’ çekiyor.Öğrencilere kredi kartı pazarlamak için üniversite kampüslerinde konuşlanan bankalar, kayıt işlemleri sırasında hiçbir teminat ya da gelir beyanı istemiyor. İlk olarak ortalama 500 lira limitle açılan kredi kartları daha sonra yine hiçbir teminata gerek kalmadan 3 bine kadar yükseltiliyor. Oysa 2006’da çıkan kredi kartı yasasına göre bin TL üzeri kredi kartlarında limit ilk yıl en fazla aylık gelirin iki katı, ikinci yıl ise dört katı kadar yükseltilebilir. Bin liranın altındaki kartların muaf tutulduğu yasa, bankaların öğrencilere kredi kartı dağıtmasının önünü açıyor. Ancak binlerce mağdurun dosyasını inceleyen tüketici dernekleri, bin TL’nin de bir öğrenci için ödenebilir bir miktar olmadığı görüşünde. Düzenlemelerdeki eksiklik ve denetimsizliğin en açık örneği ise öğrenciler için açılan hesaplar. Erzurum Atatürk Üniversitesi öğrencisi Ahmet Ç., öğrenci kartı çıkarırken üniversitenin anlaşmalı olduğu bankaya 10 lira verince kredi kartı alabildiklerini söylüyor. Geçtiğimiz yıl kredi kartını açtırmak isterken kendisine geçmişte bir kez bile sigortalı gözükmüşse 3 bin TL’ye kadar limitinin artırılabileceği söylenmiş. Nitekim SSK kaydını gösteren Ahmet, kartının limitini 3 bin liraya çıkarmış. Ancak hâlihazırda öğrenci olan ve düzenli bir geliri olmayan Ahmet, bugün ailesinden sakladığı borçları nasıl ödeyeceğini düşünüyor.‘Daha rahat harcarım dedim, borçtan kurtulamıyorum’Mahmut, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğrenci. Beş yıl önce Diyarbakır’dan İstanbul’a okumaya gelen Mahmut, ilk olarak okula kayıt yaptırdığı yıl bir bankadan kredi kartı alır. Ailesinin maddi durumunun iyi olmadığını söyleyen genç, “Daha rahat harcama yapmak için kredi kartı alsam iyi olacak diye düşündüm.” diyor. Düşük limitle başlayan kart, zamanla 750 TL’ye yükselir. Ancak borcunu ödeyemeyince bütçesini döndürmek için başka bir bankaya kart başvurusu yapar. O banka da hiçbir teminat istemeden üniversite öğrencisine kartı verir. Mahmut, bu şekilde tam dört bankadan kredi kartı alır ancak hiçbirinin borcunu ödeyemez. Bunun üzerine memleketteki babasına tebligat gelir. Bunca hesaplar açılırken velinin onayını almaya gerek duymayan bankalar, sıra borcu tahsil etmeye gelince baba hakkında icra takibi başlatır.Öğrencilerin anlattıklarında dikkat çeken diğer husus ise kampüsteki kredi kartı pazarlama yöntemi. Kız öğrencilere erkekler, erkek öğrencilere ise kadınlar iletişim kuruyor. Konuştuğumuz bir öğrenci, “Benimle çok samimiydi. ‘Almazsan çok üzülürüm, bana bir iyilik yapmaz mısın’ gibi sözler, gençlerin nasıl suistimal edildiğini ortaya koyuyor. Kampüste şahit olduğumuz bir konuşmada, bir öğrenciye, “Lütfen hedefimi tamamlamaya yardım edin” diye yalvaran genç kız, o kadar ısrar ediyor ki, öğrencilerden biri, “Düzenli gelirim yok. Borç yapsam ödeyemem ama yerime birini bulamazsam kendim alacağım.” diyecek noktaya geliyor.”diyorBin lira kredi limiti, öğrenci için çok fazlaTüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, “Klasik pazarlama yöntemlerini üniversitelilere uyguluyorlar. Kampüste bunu yapmak hiç ahlaki değil.” diyor. BDDK’nın bize yaptığı açıklamada, Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmelik’in ‘Kredi kartı limitli’ başlıklı maddesindeki, “İlk defa kredi kartı sahibi olacak kişinin aylık veya yıllık ortalama gelir düzeyinin tespit edilememesi durumunda tüm kart çıkaran kuruluşlardan edinilebilecek toplam kredi kartı limiti en fazla bin Türk Lirası’dır.” ifadesi söz konusu. Ancak bankalar bu maddeye riayet etmezken, öğrencinin başka bir bankaya borcu olup olmadığına da bakmıyor. “Bin lira banka için az bir meblağ olabilir ama bu parayı ödeyemediği için bunalıma giren, ailesiyle sorun yaşayan onlarca gençle tanıştık.” diyen Çakar, hayatın başındaki gençleri borca sokarak bankaların ipoteği altında ezmenin ahlaki olmadığını savunuyor.‘Bursumu direkt kart borcuna yatırıyorum’Üniversiteye kaydolurken okulun kendilerine hesap açtığını söyleyen Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerinden Zeynep Ç., “Bilgimiz olmadan kredi kartı hesabı açılmış ama aktifleştirilmemişti.” diyor. Bursunun yatacağı bankadan hesap açtırmak için gittiğinde kendisine kredi kartı teklif ettiklerini söylüyor Zeynep “Üst limit 750 TL idi. Her ay en azından asgarisini yatırsam da bir türlü borcu kapatamıyorum. Sanki harcadığımdan çok ödüyormuşum gibi geliyor. Çünkü önceki aylar faiziyle sürekli üzerine ekleniyor.” Aldığı burs da aynı bankaya yattığı için daha eline geçmeden kartın borcuna gittiğini söyleyen Zeynep, “Bu yüzden elimde nakit para olmayınca yine kartla harcama yapmak zorunda kalıyorum.” diyerek, bankaların bursla geçinen öğrencileri soktuğu çıkmazı ortaya koyuyor.Tüketici Hakları Merkezi’nden Avukat Faruk Hançer, 2006’da yürürlüğe giren yasayla stant kurarak kredi kartı pazarlamasının yasaklandığını söylüyor. Ancak denetim eksikliğinden dolayı kanunun düzgün uygulanmadığını anlatan Hançer, “Kanuna göre gelir beyanı olmadan kredi kartı verilemiyor. Ek kartın dışında bir kart çıkarmak için gelir durumunun yapılması şart.” diyor. Denetim olmadan kanun çıkarmanın bir önemi olmadığına dikkat çekiyor: “Bankacılık bakış açısı insanları sisteme bir şekilde dahil etmek. Daha sonrası bir şekilde geliyor.” Bu konuda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun görevini yapmadığını düşünen Hançer, BDDK’nın denetimsizliğinden bankaların cesaret aldığını savunup, hukuksuzlukların her geçen gün arttığını ekliyor: “Bankalar ne yazık ki öğrencilerimizin iki kuruşuna göz dikti.”
Ahmet Çakar: 'Dayamışsın Sırtını Bilal'e...'
Beyaz TV'de yayınlanan Derin Futbol programında 'Bilal Erdoğan' polemiği tartışmaya yol açtı.Beyaz TV'de yayımlanan Derin futbol programında iki yorumcu Sabah gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı ve Ahmet Çakar arasında atartışma çıktı.Kütahyalı'nın Çakar için 'Seni çok beladan kurtardım. Bunu en tepedekiler bile biliyor' demesiyle başlayan tartışma sertleşti. Çakar'ın 'Dayamışsın sırtını Bilal'e' demesiyle moderatör Ertem Şener programa hemen ara verdirdi. Derin Futbol programı reklamlardan sonra bir daha başlamadı ve yayın saatinden önce bitirildi.
Irkçılığa Karşı: Hepimiz Maymunuz
Villarreal maçında ırkçı hakarete maruz kalan Dani Alves'e her yerden destek yağıyor.  Barcelona'nın sağ beki Dani Alves'in kendisine atılan muzu yerden alıp yemesinden bu yana başta ünlü futbolcular olmak üzere, birçok kişi #weareallmonkeys (Hepimiz maymunuz) etiketiyle muz yerken fotoğraflarını paylaşıyor. Slogan ise 'Eğer ırkçılığı yenemiyorsanız, yiyebilirsiniz'. İşte o fotoğraflardan bazıları...
Fettah Can: Sahnede Tanrı Gibiyimdir!
Vardır mutlaka onun, dilinize dolanan bir şarkısı… Nasıl olmasın ki bugün Sezen Aksu’dan Hande Yener’e, Gülben Ergen’den Sibel Can’a, Levent Yüksel’den Murat Boz’a dek pek çok sanatçıya bestelerini veriyor ve her sene müzik sektörüne yeni yeni şarkılar kazandırıyor. Geçtiğimiz senelerde “Hazine” ismini verdiği ilk albüm çalışmasıyla “yorumcu” kimliğini de işin içerisine katan Fettah Can, bu kez hayranlarının karşısına “Yalanlar Cumhuriyeti” adını verdiği albümüyle çıkıyor. Alışılagelmiş “celebrity” imajından çok farklı bir görüntü sunan ve bu durumu da “Ben kompleksiz bir adamım” diyerek açıklayan Fettah Can ile bir araya geliyor hayatını, müzik kariyerini ve hedeflerini konuşuyoruz. İşte, şarkılarını evrenselleştirmek isteyen, ünlü olmayı kaygan bir zemin üzerinde yürümeye benzeten, aslolanın şarkı olduğuna inanan ve “Bir gün benim dönemim de bitecek” diyen bir adamın pek de bilmediğiniz hikâyesi… Öncelikle yeni albümünüz hayırlı olsun. Bize biraz bu albümün doğuşundan bahsedebilir misiniz? Her albüm aslında şöyle başlıyor; bir şarkı ana fikir oluyor. “Yalanlar Cumhuriyeti” de öyle bir şarkı. Bir önceki albümüm “Aklımda Kalanlar” idi ve aslında bu projenin devamını getirmeyi planlıyordum. Yani daha önceden seslendirilmiş şarkıları bir daha okumayı planlıyordum. Sonra beş şarkıyı, bitmesine rağmen çıkarttık, içinde yeni şarkıların da olduğu bir albüm yapmaya karar verdik. Böyle olunca da “Yalanlar Cumhuriyeti” hemen albüme girmiş oldu. Onun dışında yine yeni şarkı olarak “Kalp Ağrısı” diye bir şarkı yer aldı albümde… Onun dışındaki bütün şarkılar daha önce seslendirilmiş şarkılar. Genellikle ben kendi şarkılarımı okumayı tercih ediyorum ama bu albümde hem “Yalanlar Cumhuriyeti”ni hem de “Kalp Ağrısı”nı Cansu Kurtcu ile beraber yaptık. 10 şarkıdan oluşan, her şeyiyle canlı çalınan, müzisyenlerinin duygularının geçtiği sıcak bir albüm oldu. Yeni albümünüzün tanıtımını nasıl yapmayı planlıyorsunuz? Albüm lansmanları yapmayı tercih etmiyorum. Bunun yerine doğrudan seyirciyle buluşmayı tercih ediyorum ki zaten benim albüm çalışmalarım devam ederken konserlerim sürüyor. Sanatçıların çoğu albümlerini yaparken sahneye 5-6 ay ara verirler. Ben ara vermiyorum çünkü benim stüdyo zamanlarım çok uzun değil. Tüm albümü 15 günde tamamladım. Albüm çıktığı gibi ilk konserde de albümdeki tüm parçaları çalıyoruz. Yani ben lansmanı aslında dinleyiciye yapıyorum. Camiadan insanları toplayıp “Hadi böyle bir şey yaptık” demek yerine dinleyiciye sunuyorum şarkılarımı. Bunun çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Bir de işin şu tarafı var, albüm lansmanlarında playback yapıyorlar ki ben mutlaka şarkıların canlı olarak söylenmesi taraftarıyım. Gerek konserlerinizle gerek sahne aldığınız mekânlarda gerekse sosyal medyada sürekli dinleyicilerinizle etkileşim halindesiniz. Onları rahatlıkla gözlemleyebiliyorsunuz. Peki, kimler dinliyor sizi, nasıl bir izleyici kitleniz var? Normalde popüler insanların, yakışıklı şarkıcıların yani benim dışında olan adamların belli bir yaş aralığı olabiliyor. Ben de öyle bir aralık yok. 7 yaşından 70 yaşına kadar herkes beni dinleyebiliyor. Bu benim için çok güzel ve çok özel bir durum ki zaten ben şarkıla¬rın belli bir yaş aralığına sıkışmasını sağlık¬lı bulmuyorum. Çünkü şarkı dediğiniz şeyi bu yıl çok seversiniz, dinlersiniz, iki yıl hiç dinlemezsiniz, ardından dinlediğinizde ise yine sizi etkiler. Şarkı sınırsızdır ve duygu anlamında sınırları yoktur şarkının… Biraz da müzik kariyerinizin nasıl başladığını anlatabilir misiniz? Bursa’da doğdum, büyüdüm, çalıştım. Ortaokul okurken, okuldan ayrılıp çalışmaya başladım. Bir ara babamın yoğun ısrarı üzerine konservatuara girdim. Konservatuara girince de her şeyi bırakıp sadece müzikle uğraşmaya başladım. Bu anlamda şanslı sayılırsınız. Aileler genellikle çocuklarının müzikle uğraşmasını istemezler. Babamın kendi gençliğinde yapmak isteyip yapamadığı her şeyin denemesiydim ben. Herhalde kendi dönemindeki bir takım sıkıntılardan yapamadığı her şeyi bende görmek istedi. Ben de onun bu isteğini geri çevirmedim ve bugüne kadar zevkle geldik. İyi ki de gelmişiz. Biliyorsunuz dünyada iş hayatı çok zor. Çoğu kimse işe giderken mutsuz oluyor. Şanslı insanlarız ki en sevdiğimiz işi yapıyoruz ve bu da çok özel bir şey… Hiç sevmediğiniz bir tarafı yok mu işinizin? Şöyle ki hep bir kaygan zemin üzerinde yürümek zorundasınız. Hep bir kontrol içinde olmak zorundasınız, özgürlüğünüz kısıtlanıyor. Kendim için söylemeyeyim de pek çok arkadaşım kaldırımda dahi oturamıyor. Ben ise daha normal yaşamaya çalışıyorum, daha sakin yerleri tercih ediyorum. Örneğin Alaçatı’ya giderseniz kendinizi magazin sayfalarında görürsünüz, ben ise Ayvalık’ı tercih ediyorum. Tekrar Bursa günlerinize dönelim. Konservatuar eğitimi aldınız. Sonra? Belediye Konservatuarı’nda okudum. Dördüncü sınıfta da bıraktım. Benim öyle bir durumum var. Ben hiçbir şeyi tamamlayamıyorum. Hep bir ucu açık kalması lazım… Yarın yeniden başlayabilirim. Var mı peki kısa vadede öyle bir plan? Aslında müzikle alakalı bir eğitim almak istiyorum, özellikle de işin daha çok mutfak kısmıyla ilgilenmek... Öğrenmenin yaşı da yok. Her gün yeni hücrelerle doğduğumuz için o yeni hücreler belki bizim yeni bir şeyler öğrenmemizi sağlıyor. Okuyorum, kendimi müzikal anlamda geliştirmek için bir takım programlar kullanıyorum. İstanbul’a gelişiniz nasıl oldu? Neler yaşadınız bu büyük şehirde? İTÜ’de okuyan bir arkadaşım vardı, şarkılarımı çok beğeniyordu ve İstanbul’da bunları değerlendirebileceğimizi söyledi. Biz de geldik İstanbul’a. Uzunca bir süre kaldım İstanbul’da ve bu süre zarfında da pek çok değerli müzisyenle tanıştım. Burada bir takım bar çalışmalarım oldu. Çok gereksizdi ama yaşamımı devam ettirebilmek için şarttı. Zor bir dönem oldu, çok şarkı verdim piyasaya. Ondan sonra da her şey yoluna girdi. Şu an geldiğiniz noktada olmayı hayal etmiş miydiniz? Ben hep hayal ettim. Burası benim daha yeni başladığım bir yer. Şarkılarımı evrenselleştirmeyi istiyorum. Yunanistan’da şarkılarım Yunanca okundu. Başka bir dilde okunması beni acayip mutlu etti. Bunu şimdi başka ülkelerde de denemek istiyorum. Peki, nasıl yazıyorsunuz? Var mı bunun bir sırrı? Yoksa ilham mı sadece? Yazmanın keşfedilmesi gereken bir cevher olduğuna inanıyorum. Ben bunu keşfettiğimde ”Evet, galiba ben bunu yazabiliyorum” dedim. Ama bu yazma işini geliştirmek bunun için de çok okumanız gerekiyor. Etrafa iyi bakmanız, baktığınız şeyi de görmeniz gerekiyor. Zaten hayatın kendisinden etkilenmemek mümkün değil. Her gün inanılmaz şeyler oluyor dünyada. Bir fotoğraf görüyorsunuz, içiniz parçalanıyor ve o sizde bir şeyler biriktiriyor. İlham denilen şey aslında biriktirdiğiniz birtakım şeylerin ışık patlaması gibi önünüze çıkması… Ben önüme çıkan şeyleri toplamasını biliyorum. Ayrıca bu tarz şeyleri yapan insanları özel insanlarmış gibi göstermenin de bir manası yok bence… Ben de gidip doktor olamam veya bir taksiyi sabahtan akşama kadar kullanamam. Şu an dünyada bir sistem var ve ben de bu sistemin bir parçasıyım. Beni bu sistemden çektiğinizde ne kadar bir boşluk olur bilmiyorum. Belki hiç boşluk olmaz. Bence önemli olan o boşlukları doldurabilecek dehaya sahip olmak… Umarım ileride boşluk yaratabilecek kadar büyük biri olurum. Müziğinizi nasıl tanımlarsınız? Benim müziğim aslında popüler dünya içinde eriyip giden bir müzik… 10 yıl boyunca şarkılarım dinlensin diyemem. Çünkü bunun kararını dinleyici verebilir sadece… Ben bu sistem içinde biliyorum kaybolup gideceğini ama gidene kadar güzel bir anlatım dili ve melodiyle gitmesini istiyorum. Şarkılarımın içinde her öğe var. Müziğin evrensel olduğuna inanıyorum ve bir kategori içerisine sınırlandırmayı sevmiyorum. Ben çalınabilir müzik yapıyorum aynı zamanda. Şarkılarımı bir gitarla her yerde çalabilirsiniz. Gençler de yeni başlayanlar da çalabilsin istiyorum. Müziğinizi eriyip giden bir müzik olarak tanımladınız. Bu fikir bir sanatçı olarak sizi rahatsız etmiyor mu? Bir takım şeyler dönemseldir ve benim de bir dönemim olacak. Bir gün ben de kaybolacağım. Bunu bilerek yaşayınca bir problem haline gelmiyor. Uzun yıllardır müziğin içerisinde olan biri olarak Türk popüler müziğini değerlendirmenizi istesek… Bir dönem Türk popüler müziği bir ajitasyon dönemi yaşadı. Sürekli ağlamaklı, insanları karamsarlaştıran şarkılar yapıldı. Şu anda ise dünyayı daha iyi tahlil eden şarkılar yapabiliyoruz. Son 10 yılı değerlendirdiğimde ise şu anda daha iyi şarkıların yapıldığına inanıyorum. İyi şarkıdan kastınız nedir? Bir cümle duyarsınız bir kulağınızdan girer öbüründen çıkar. Bununla birlikte bir cümle duyarsınız ve duymanızla birlikte de beyninizde şimşekler çakar. İşte ben öyle şarkılar istiyorum. Peki, yazdığınız şarkıların sizin için özel bir anlamı var mı? Hani kimi sanatçılar yazdıkları veya besteledikleri eserleri için “yavrularım” diyor ya… Yok, onlar benim yavrularım filan değil. İş yapıyoruz biz burada. Mesela bir masa yaptınız ve yaptığınız bu masayı “aman çok güzel yaptım” diye satmamazlık etmezsiniz. Sonuçta da şarkı dediğiniz şey paylaşılmalı… Ben çok güzel bir şarkı yazmışım ve sadece ben dinliyorum, bunun hiçbir anlamı yok bence… Önemli olan yaptığınız parçayı herkesin dinlemesi… Son olarak şunu sormak istiyorum: Sizin için “Fettah Can olmasa bugünün ünlüleri hangi şarkıyı bulup söyleyecekler” deniyor. Bu iddialı cümle hakkında ne düşünüyorsunuz? Yok, öyle demeyelim. Benim için böyle bir şey söylüyor olmaları çok güzel ama böyle bir şey imkânsız. Çünkü piyasada çok değerli besteci arkadaşlar var. Onlara ayıp etmiş oluruz. Sonuçta benim tek başıma sırtlanabileceğim bir şey değil bu ya da bir başkasının…
Nasıl Bir Dövme Yaptırmalısın?
Dünyada karar vermesi en zor şeylerden birisi de nasıl bir dövme yaptırman gerektiğidir. Karakterine uyacak mı, sonradan pişman olacak mısın gibi bir sürü soru işareti vardır bu yüzden. Ancak bu test, sana, hangi dövmeyi yaptıracağın konusunda itinayla yardımcı oluyor.
'Türkiye'ye Şikeyi Sokan Galatasaray'dır'
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe Genel Sekreteri Mahmut Uslu, Abdi İpekçi Spor Salonu'nda oynanan Galatasaray Liv Hospital-Fenerbahçe Ülker maçında yaşanan tribün olayları sonrası basın toplantısı düzenledi. Derbide yaşanan olaylar ve küfürlerle ilgili televizyon görüntüleri izletildikten sonra Başkan Yıldırım konuştu: 'Basketbolda yaşananlar ile ilgili basın toplantısı düzenliyoruz. Oğuz Savaş'ın annesine Allah'tan rahmet diliyorum. Türk basketbolundaki gerçekleri ortaya koymak istiyoruz. Burada amacımız onlar bunu yaptı, biz bunu yaptık değil. Tamamen basketbolu seven, basketbolla ilgilenen bir seyirci topluluğu oluşturduk. Türkiye'de sorunun tek sebebi seyirci değil. Hakemlerin durumu, sporcuların durumu, yöneticilerin durumu ve basının sorumluluğunun altında toplamalıyız. Biraz önce arkadaşlar gösterdiler. '18 defa camiamıza ve sporcularımıza küfür edilmiştir' 18 defa küfür edilmiştir. Bu küfürler camiamıza, sporcularımıza edilmiştir. Galatasaraylı taraftarlar 'Şike, şike' diye bağırdılar. Bizde Ergin Ataman 'Doping yapsana' diye bağırıldığında ilk anons yapılmıştır. İsteğimiz bize uygulanan kuralların diğer takımlara da uygulanması. 16 bin kişi salona gelmiş. 4 bin kişi fazladan salona alıyorlar. Siz basket maçında 16 bin kişiyi kontrolsüz şekilde sahanın içine doldurulmuştur. Oyuncularımıza, yöneticilerimize küfürler edilmiştir. Savcıların suç duyurusunda bulunması lazım. Sorumluları savcının çözmesi lazım. Dünyanın en önemli antrenörünü getirdik. Hem Fenerbahçe'yi hem Milli Takım'ı çalıştırmak olmaz. Obradovic Fenerbahçe'yi seçti. Obradovic 'Basketbolu ileriye götürmeye geldim. Savaşmaya gelmedim. Bizim amacımız basketbolu sevdirmek' dedi. Bunları iyi düşünmek lazım. Ergin Ataman milli takım antrenörü artık. Galatasaray'ın antrenörü değil. Bütün oyuncuları kucaklaması lazım. Fenerbahçeli sporcuların yüzüne nasıl bakacak? Aklı başında olması gereken Ergin Ataman maalesef hadiselerin ortasında yer almıştır. 'Basketbol hakemleri miadını doldurmuştur' Basketbol hakemleri miadını doldurmuşlardır. Genç hakemler basketbolun içine girmesi gerekir. Rakibimizi iki maçta en iyi şekilde ağırladık. Hepimizin dürüst olması lazım, açık olması lazım. Bizim hedeflerimiz iyi oyuncular, iyi koçlar getirerek Avrupa'da başarılı olmak. Bu da belli oyunlarla olmaz. Basına çok önemli görevler düşüyor. 'Ergin Ataman bütün köşe yazarlarını arıyor' Lig TV'de yorum yaparken yorumcular tarafsız olmalı. Herkes kendi düşüncesini kendi görüşünü tarafsız anlatmalı. Maalesef böyle bir şey yok. Birisi hangi takımda oynamışsa onun hakkında yorum yapıyor. Bunlar yanlış. Biz şampiyon olacağız. Biz hocamıza ve bu takıma güveniyoruz. Ergin Ataman bütün köşe yazarlarını telefonla arıyor. Ama Obradovic kimseyi aramıyor, sadece görevini yapıyor. Maçın neticesinde Galatasaray yenmiştir, ama şu olaylar da olmuştur denilmelidir. Taraftarlar kötü şeyler yaptılar diyebilmelisiniz. Aksi halde istemediğimiz olaylar olur. Hep bunları durdurmaya çalışıyoruz. Küfürle mücadele ediyoruz. Diğer kulüplerin de mücadele etmesi lazım. 'Türkiye'ye şikeye sokan Galatasaray Kulübü'dür' 'Şike var' diye bağırıyorsunuz ama Türkiye'ye şikeyi sokan Galatasaray Kulübü'dür. 6-0'lar, 8-0'lar... Neler götürdüklerini, çantaların nereye gittiklerini Ahmet Çakar söylüyor, ben söylemiyorum. Beşiktaş'ın yabancı oyuncusunu ayarttıkları ortaya çıkmıştır. Şunu söylüyorum Fenerbahçe bu şike davasından aklanacaktır. Bize şikeyi öğretenlerin biraz utanması lazım.' Uslu: 'Savcılığa suç duyurusunda bulundum' Mahmut Uslu ise şöyle konuştu: 'Ben savcılığa bana yapılan küfürlerden dolayı savcılığa suç duyurusunda bulundum. Belki bir ders alınır, Galatasaray-Fenerbahçe Ülker maçında bunlar yapılmaz dedim, ama bunlar Avrupalı oldukları için bunlar el hareketlerini modernleştirerek çok ayıp şeyler yapıyorlar. Bu insanlar neden tekrar bir sorgulamaya çekilmez ben merak ediyorum. Yasa çok açık.' 'Rahmetli Metin Oktay rahatsız olmuştur' Daha sonra yeniden söz alan Yıldırım şöyle devam etti: 'Rahmetli Metin Oktay herhalde rahatsız olmuştur bu yapılan hareketler sonrası. Bu merdivenler bile dolu, bir yerlere girmiş demek ki. Bir belge göstereceğim. Tezgahı anlatmak için. Obradovic'e ceza vermemişler, benche vermişler. Teknik faulü coach'a vermek lazım. Şimdi teknik faulü kime çalarsınız soruyorum size basın? 4 tane yabancı soktu içeri oraya kim sorumlu orada. Koça çalacaksınız orada. Bence çalınma ihtimali var mı? Basın söylesin. Bence çalabilir misiniz? Rezalet, ama değerli basın bunu yazmıyor. Burada size görev düşüyor. Takip edin ve doğruları yazın. Kasti faul nedir? Bilerek düşünerek rakip oyuncuya bir hareket yapmaktır. Bu isteyerek yapılan bir harekettir. Arkadan bilerek yapılan faul de kastidir. (Ender Arslan ile McCalebb arasında yaşanan pozisyon izlettirildi) 8 dakika Fenerbahçe'nin aleyhine yapılan hareketler var. TBF 10 senede hakem yetiştirememiştir. Türkiye Basketbol Federasyonu koltuğuna tarafsız bir başkan oturmalıdır. Herkesi kucaklamalıdır. Bazı haksızlıklar var orada. Onu da yakında açıklayacağız. 'Ya tarafsız olsunlar ya da yayını bıraksınlar' Lig TV ailesinin hem futbolda hem basketbolda tarafsız olması lazım. Tarafsızlık ilkesi onların 1. ilkesi olması lazım. Tarafsız olamıyorlar, kalamıyorlar. Lig TV ben karar verdim, maçları yayınlıyorum diyemez. Ya tarafsız olsunlar, ya da yayını bıraksınlar. Herkes birbirine bir yerden bağlı. Bu bağlılık ortadan kalkmalı.''Skorboarda bir şey yazarsak bu 'Geçmiş olsun' olur' Galatasaray Antrenörünü görüyorsunuz. Aynı zamanda Milli Takım antrenörü. Tanjevic hem Fenerbahçe'yi hem de Milli Takımı çalıştırdı. Tanjevic'in taraftarları galeyana getiren bir hareketini gördünüz mü? O efendilik nerede burada yapılanlar nerede. Milli Takım antrenöründe önce ahlak olmalı. Fenerbahçe'nin istemediği kişiler de belki bir noktaya gelebilir, ama uzun yaşayamaz. Fenerbahçe camiası onu orada tutturmaz. Galatasaraylı olabilir, saygı gösteririz. Ergin Ataman, Fenerbahçe havlusu yerde, havluyu tekmeliyor. Bunun hesabını bir yerde sorarız. Gerekeni de yaparız. Fenerbahçe'den Milli Takım'a sporcu alacaksınız. Onlar size nasıl saygı gösterecekler? Başka şeyler söyleyeceğim de söylemek istemiyorum. Şampiyon olacağız. Eskiden Galatasaray'ı batıya açılan pencere olarak ayrıcalıklı olarak görüyorlardı. Biz onları her yerde yeniyoruz. Onlara karşı sportif anlamda önde gidiyoruz. Tribünlerde onlardan daha kaliteliyiz. Biz yine saygılı davranacağız. Skorboarda bir şey yazarsak 'geçmiş olsun' yazarız.'Skorer
Sahte ve Harbi Kızlar Arasındaki 20 İnce Fark
Hepimiz bir zamanlar hiç hak etmeyen birilerine gereğinden çok vakit harcadık. Bilirsiniz, 'sahte kız tipi' vardır, sizi dinliyor, sorunlarınızla ilgileniyor gibi görünür, ama aslında sallamaz, umrunda bile değildir. Size 'daha çok takılalım' derken arkanızdan konuşmaktan asla utanmaz. İşte sahte kız tipiyle, harbi kız tipi arasındaki farklar.