bidon Haberleri

bidon ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. bidon ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

'Paralel Yapı 40 Yıl Boyunca Devlete Sızmaya Çalıştı'
Başbakan Erdoğan, parti grubunda yaptığı konuşmada 'Bunu buradan ilan ediyorum. Baykal'ın kasetinin arkasında paralel yapı vardı' dedi. Almanya ve Soçi temaslarının ardından yurda dönen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, parti grubunda açıklamalarda bulundu. 17 Aralık yolsuzluk operasyonu hakkında açıklamalarda bulunan Erdoğan '17 Aralık saldırısı sadece AK Parti'ye değil, millete yönelik, ülkemize yönelik yeni Türkiye'ye tüm kazanımlarımıza yönelik bir saldırıdır. Altını çiziyorum, sadece ve sadce bir yıkım projesidir. Sadece yıkmanın peşindeler. Yapmak gibi bir dertleri ve hedefleri yok. Kutsal emanet olarak taşıdığımız milli iradeyi, ipi uluslararası çevrelerin elindeki paralel yapıya asla peşkeş çekmeyeceğiz. Hodri meydan... Ellerinden geleni yapsınlar... Elllerinde hangi kirli araç varsa buyursunlar kullansınlar. Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın. Abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun' dedi. 'BUNU BURADAN İLAN EDİYORUM' CHP eski genel Başkanı Deniz Baykal hakkında çıkan kaset olayına da göndermede bulunan Başbakan 'CHP'nin gizli kayıtlarla nasıl şekillendiğini ve Baykal'ın nasıl gönderildiğini tüm millet gördü. Bunun arkasında da paralel yapı vardı. Bunu buradan ilan ediyorum. Şimdi onlar düşünsünler. Gidip o dostlarıyla irtibat kursunlar. Onlar sorsunlar, onlar arasınlar bulsunlar' şeklinde konuştu. Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları; Öncelikle Van'da şehit olan askerlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Önceki gün Medine'de Umre ziyaretçilerinin bulunduğu otelde çıkan yangında 17 kişi hayatını kaybetti, 130 kişi de yaralandı. Orada hayatını kaybeden kardeşlerimize de Allah'tan rahmet diliyorum. 'DUALARIMIZ KARDEŞLERİMİZLE' Bu arada Bosna Hersek'te devam eden olayları kaygıyla izlediğimizi, dualarımızın kardeşlerimizle bir arada olduğunu ifade ediyorum. Önceki hafta gerçekleştirdiğimiz grup toplantımızdan bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında çok sayıda temasımız oldu. toplantımızın ardından, komşumuz İran'a gittik. Cumhurbaşkanı, yardımcısı, dışişleri bakanıyla görüşmelerimiz oldu. İran ziyaretimizde tercihli ticaret anlaşmasını, ortak bildiriyi ve kurumlarımız arasında işbirliğini ön gören çeşitli protokolleri imzaladık. 'YENİ BİR SÜRECE DOĞRU GİDİYORUZ' Bildiğiniz gibi Kıbrıs'ın genelinde yeni bir sürece doğru gidiyoruz. Temennim odur ki inşallah gelinen noktadan geri adım atılmaz, böylece Kıbrıs sorununu da çözmüş oluruz diye inanıyorum. 'SİNCAN-METRO HATTI AÇILIYOR' İstanbul'da Okmeydanı'ndaki tapu sorununun çözümüne yönelik ilk adımı attık. 200 kadar tapuyu hak sahiplerine dağıttık. Cumartesi günü İstanbul Kartal'da inşa edilen 20 kavşak ve yolun açılışını gerçekleştirdik. Pazar günü ise Eyüp Alibeyköy'de Mecidiyeköy-Mahmutbey metro hattının temelini attık. 201 erguvan otobüsü, yani renginden dolayı erguvan. Engelli vatandaşlarımız için her türlü donanıma sahip, çok çok modern olan otobüsü hizmete aldık. Yarın yine önemli bir açılış gerçekleştiriyoruz. Ankara büyükşehir belediyemizin başlattığı, ulaştırma bakanlığımızın tamamladığı Batıkent-Sincan metro hattı artık açılma aşamasına geldi. Yarın Sincan'da İspanya Başbakanı'nın da katılımıyla inşallah bu hattı artık hizmete alıyoruz. SEÇİM ÇALIŞMALARI 30 Mart yerel seçimlerine 47 gün kaldı. AK Parti olarak seçim çalışmalarını bir noktaya getirdik. Adaylarımızın seçim süreci hassasiyetle tamamlandı. 'SİZLER ÖYLE BİR ÇALIŞMA YAPACAKSINIZ Kİ...' Gelecek hafta miting programına başlıyoruz. 81 ilimizde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 30 Mart'ın çok önemli olduğunu söylüyorum. Bu seçimde AK Parti'nin oyunu nasıl aşağı çekebiliriz. Dertleri bu! Sizler öyle bir çalışma yapacaksınız ki; Allah'ın izniyle bu seçimde de güçlenerek çıktığını ispat edeceksiniz. Çünkü halkımızın takdiridir. Yaşnanlara bakıldığında öngörülerimizin ne kadar haklı olduğunu gördük. 'BU ANCAK BİZİM ANALARIMIZDA OLUR' Cefayı çeken her zaman millet oldu, sefayı ise bir seçkinler zümresi çekti. Çektiği çileler yüzüne işlemiş bir milletiz. Bu millet asırlarca adeta inim inim inledi. Bir anne düşünün, yavrusunu dokuz ay karnında taşımış, onu beslemiş büyütmüş, yavrusunu canından bir parça olarak görmüş delikanlı olunca eline saçına kınalar yakmış dualarla askere uğurlamış, yavrusu şehit olduğunda düşmanı sevindirmeyeceğim diyerek ağlamamış başını eğmemiş, vatan sağolsun diyerek Anadolu kadınının ne mübarek olduğunu dünyaya göstermiş. Bu başka analarda olmaz. Bu ancak bizim analarımızda olur. 'BU ÜLKE BUNLARI GÖRDÜ' Bir devlet dairesine gidince ama yüzüne bakılmamış. Başörtülüsün sen buraya giremezsin demişler. Sen okuyamazsın demişler, sen köylüsün demişler, taşralısın demişler, fakirsin demişler. Daha da ileri gitmişler, sen makarnacısın, sen aptalsın, göbeğini kaşıyansın, bidon kafalısın demişler. Bu ülke bunları gördü, yakın zamanlarda yaşadı. Onun kendi iradesini ortaya koyarak verdiği oyu bu zihniyetle değerlendirmişler. 'KAZANAN DARAĞACI VE CELLATLAR OLDU' Her şeyi milletten aldılar ama milletin hissiyatını önemesemediler. Demokrasiye geçilmiş olması millete seçme hakkı verilmesi bile milletin kararının duyulmasına yetmedi. Merhum Menderes gibi milletten bahseden siyasetçiler geldi sonuçta kazanan darağacı ve cellatlar oldu. Kazanan yine CHP, sermaye ve seçkinler oldu. Bu ülkede medyanın dediği oldu, sermayenin dediği oldu, çetelerin mafyanın dediği oldu. Cumhuriyet tarihinde, hatta yüzlerce asırlık tarihimizde millet iradesi ilk kez bu ölçüde karar süreçlerinde AK Parti döneminde yansımıştır. 'ELBETTE BUNU SİNDİREMİYORLAR' Tarihte ilk kez, mill irade bu kadar güçlenmiş millet bu kadar karar süreçlerine hakim duruma yükselmiştir. Millet tarihinde ilk kez devletle kucaklamış ilk kez bu ölçüde iradenin sözün mührün kendisinde olduğunu hissetmiştir. Bu durum birileri için elbette yenilir yutulur bir durum değildir. Asırlardır ötelenen, itilen insan yerine konulmayan hali hatırı sorulmayan, fikrine kararına hissiyatına başvurulmayan millet ilk kez AK Parti döneminde iktidara gelmiştir. Bu durumu da birileri içine sindirememiştir. 11 yıl öncesine kadar hükümetleri sermaye kuruyor ve yıkıyordu. Medya bu ülkede hükümetlerin bile üzerinde fonksiyon icra ediyordu. Millet kaybediyor bir avuç mutlu zümre ise kazandıkça kazanıyordu. İşte biz bu çarkı bozduk. Bu kara düzeni, adaletsiz tezgahı biz altüst ettik. Elbette bunu sindiremiyorlar. Bunu kabullenemiyor hazmedemiyorlar. 'SENİN EVLADIN CUDİ'DE MÜCADELE EDERKEN...' Aziz milletim senin evladın eksi 40 derecede Cudi dağında terörle mücadele ederken, sen zannediyormusun ki bunların umrundadır. Senin derdinle bunlar hiç dertlenmedi. Senin gözyaşını görmediler. Çok açık söylüyorum bunlar senin dirini değil ölünü sevdiler. Bunları sadece AKPartililere söylemiyorum, CHP; MHP, BDP'ye, Alevi ve Sünni kardeşlerime, Çerkezlere, Romana, Boşnaka ne kadar etnik unsur varsa sağcı solcu hepsine söylüyorum. Bu ülkede artık iktidarı siz belirliyorsunuz. Bu ülkede kararları artık siz veriyorsunuz bundan rahatsızlar. Siz sandıkta ne derseniz o oluyor. Artık bu ülkeyi idare fırkası değil, sizler yani millet idare ediyor bundan rahatsız oluyorlar. Her meselenin çözüm yeri burasıdır. TBMM'dir. Fakat birileri çıkıyor siz çoğunluksunuz, ama azınlığa zulmediyorsunuz. Azınlığın güvencesi biz olduk. Bugüne kadar azınlığa bu ülkede hiçbir zaman hakları verilmedi. Biz onların haklarını da güvence altına aldık. Az oy alan siyasi partileri söylüyorsan onların bu dönemde yaptıklarını hiçbir dönemde muhalefette olan iktidarlar yapamadılar. Ama bu dönemde yaptılar. 'BAŞBAKAN'I ŞİKAYET EDECEK KADAR ALÇALDILAR' Bu ülkenin başbakanını kalkıp batıya gidip şikayet edecek kadar bunlar alçaldılar. Burada parlamentoda yaptıklarınız yetmiyor mu da batıya gidip anlatıyorsunuz. Batıda hangi muhalefet gelip Türkiye'de kendi iktidarlarını şikayet etti. Onlar dayanışma yaparlar. Ama bizim ülkemizde böyle bir dayanışmayı hiçbir zaman göremezsiniz. Tam aksine her olumlu adımın karşısında olmuşlardır. Bu ülke artık kapalı kapılar ardındaki toplantılarla yönetilemez. Bu ülke artık Faiz lobisi, vaiz lobisi, medya lobisi, sermaye lobisi tarafından idare edilemez. Kimin ne meselesi varsa bunu Türkiye'de görmelidir. Türkiye dışardan yönetilecek bir ülke değildir. Bunlar tarih oldu artık. Buyursun siyasettte o meseleyi çözmenin mücadelesini Türkiye'de versinler. 'SADECE YIKMANIN PEŞİNDELER' 30 Mart öncesinde siyaset dışı yöntemlerin kullanıldığı bir saldırının mücadelesini veriyoruz. Yargı kullanılıyor, bir kısım emniyet güçleri kullanılıyor. Fakat bu saldırıda ses kayıtları, ortam dinlemeleri, görüntüler kullanılıyor. Kara propaganda kullanılıyor. Devlete paralel yapı kullanılıyor. Bizim karşımıza mertçe siyaset meydanında çıkmıyorlar. Çünkü milletle aynı dili kullanmıyorlar. Milletle aynı yolda yürümüyorlar. Aynı istikamete bakmıyorlar. Millet bunların arkasında değil karşısında. Bunu bildikleri için siyasete ve sandığa yanaşmıyorlar. 17 Aralık mücadelemizi yeni bir istiklal mücadelesi olarak ilan ettik. 17 Aralık saldırısı sadece AK Parti'ye değil, millete yönelik, ülkemize yönelik yeni Türkiye'ye tüm kazanımlarımıza yönelik bir saldırıdır. Altını çiziyorum, sadece ve sadce bir yıkım projesidir. Sadece yıkmanın peşindeler. Yapmak gibi bir dertleri ve hedefleri yok. 'BUNU BURADAN İLAN EDİYORUM' Yapmak gibi bir dertleri ve hedefleri yok. AK Parti hükümet gitsin, kaos, belirsizlik, istikrarsızlık, yoksulluk, yolsuzluğu öneriyorlar. İdare fırkasının kazandığı bir Türkiye'nin özlemiyle ahlaksızca üzerimize geliyorlar. CHP'nin iradesine bu süreçte çok açık bir şekilde ipotek konulmuştur. MHP'nin iradesine çok açık bir şekilde ipotek konulmuştur. Gizli görüntü ve ses kayıtları CHP ve MHP'yi esir almıştır. CHP'nin gizli kayıtlarla nasıl şekillendiğini ve Baykal'ın nasıl gönderildiğini tüm millet gördü. Bunun arkasında da paralel yapı vardı. Bunu buradan ilan ediyorum. Şimdi onlar düşünsünler. Gidip o dostlarıyla irtibat kursunlar. Onlar sorsunlar, onlar arasınlar bulsunlar. 'ELLERİNDEN GELENİ YAPSINLAR' İşte o şekillenme devam ediyor. O şekillenme CHP'nin aday belirleme sürecinde kendini hissettiriyor. Yolsuzluktan ihraç ettiklerini aday yapıyorlar. Kendi içlerinden aday yokmuş gibi dünya görüşünü asla paylaşmadıkları kişileri aday gösteriyorlar. Takdirleridir, saygı gösteririz. Hayırlı olsun deriz. Paralel yapıyla birlikte bir uçuruma doğru gidiyorlar. Bu mesele sadece AK Parti değil Türkiye meselesidir. CHP ve MHP gizli yapının oyuncağı olabilir. Ama biz olmadık olmayacağız. Biz irademizi asla sinsi yapılara teslim etmedik etmeyeceğiz. Kutsal emanet olarak taşıdığımız milli iradeyi, ipi uluslararası çevrelerin elindeki paralel yapıya asla peşkeş çekmeyeceğiz. Hodri meydan... Ellerinden geleni yapsınlar... Elllerinde hangi kirli araç varsa buyursunlar kullansınlar. Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın. Abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. 'SIKIYSA YAPMA' Bütün partiler dinlenmiştir. Sadece benim değil, cumhurbaşkanının değil, bakan, vekil, sanatçı bürokratların görüşmeleri dinlenmiş: Şantaj amacıyla kullanılmış. Sen iş adamısın şunu şunu yap yapmazsan arkadan bu geliyor. Sıkıysa yapma. Şimdi CHP MHP çıkıyor sen hükümetsin gereğini yap diyor. O zaman HSYK ile ilgili anayasa değişikliğine neden yanaşmadınız. Biz bu düzenlemeyi bunun için yapıyoruz. Paralel yapıyla ilgili ağzınızı neden bıçak açmıyor. İnternet düzenlemesine neden destek vermiyorsunuz? İnternet yasası işte bu. Paralel yapıyı bu dinlemeleri izlemeleri çökertmeye yöneliktir. Niçin bunun yanında yer almıyorsunuz. Ama siz neden uzakta duruyorsunuz, engel çıkarıyorsunuz. Önce bunu bir açıklayın. Sizi kimin tehdit ettiğini açıklayın. İnternet düzenlemesiyle en başta siyasetin üzerindeki ahlaksız tehditi ortadan kaldırıyoruz. Dün kasetler yoluyla CHP dizayn edildi, MHP aynı şekilde tehdit edildi. 'SİYASİ HAYATLARINI BİTİRDİLER' Bunlar sosyal medyaya düştüğünde yayınını durduran biz olduk. Benim CHP'li kardeşlerim bunun farkında değil mi ya! Bütün Türkiye bunu izleyebilirdi... Aynı şekilde CHP'nin genel başkan yardımcısı yine bu şekilde düşmedi mi? Kim engelledi biz engelledik. MHP'nin genel başkan yardımcıları sosyal medyaya düşmedi mi? Siyasi hayatlarını bitirdiler. Kim bitirdi? Paralel yapı. Kim durdurdu? Biz durdurduk ya. AK Parti kasetlerle yıpratılmak isteniyor. Biz buna boyun eğmeyeceğiz. Buna boyun eğersek Türkiye'nin geleceği kararır. Biz mahremiyetin gizliliğini koruma altına alıyoruz. Engellemek 5 gün alıyordu. 5 gün buna karışmazsanız Türkiye'de duymayan kalır mı? Şimdi yapılan ne? Biz diyoruz ki hemen buna TİB müdahale eder. Mahkeme karar verene kadar kişilik hakları zedeleniyor, itibar suikasti yapılıyor. Burada TİB şikayetleri anında değerlendirecek, erişimi engelleyecek ve mahkeme kararını bekleyecek. 'BİZE KİMSE BU KONUDA DERS VEREMEZ' Hiçkimse fişlenmeyecek, internetteki verileri depolanmayacak. Kimsenin özgürlüğü ihlal edilmeyecek. Biz göreve geldiğimizde geniş bant internet abonesi sayısı 20 bin idi. Şu anda ne? 34 milyonu aştı. 20 bin erede 34 milyon nerede? İnternete karşı olan bir iktidar böyle bir zemini hazırlar mı? Ama bunu ne batılı biliyor ne ülkemizdeki bu konularla ilgilenen çevreler biliyor. Bizim dönemimizde internet ağı genişledi. Biz bütün okullara internet erişimi sağladık. Aynı şeyi Yükseköğrenim yurtlarına ücretsiz erişim sağladık. Bize kimse bu konuda ders veremez, bu işi yapan biziz. Bu yatırımları yapan biziz. Çocuklarımıza 63 bin tablet dağıttık. Önümüzdeki haftalarda 600 bin tablet bilgisayar dağıtılacak. Bu hafta 600 binlik paketin 100 binini dağıtıyoruz. Önümüzdeki bir ay içinde de 675 bin tablet bilgisayar dağıtılacak. internetin karşısında olsak bunları yaparmıydık? Şu anda sadece Türkiye'de değil, AB ülkeleri ve ABD olmak üzere, dünyanın hemen her ülkesinde, siber zorbalık adı verilen ciddi bir sorun var. 'EVDE KÜÇÜK ÇOCUĞU OLAN BU DÜZENLEMEYE KARŞI ÇIKMAZ' İnternette görüntüleri çekilip yayınlanan ve intihar edenler, cinayet işleyenler var. Başta AB ve ABD olmak üzere bir çok ülkede internetle ilgili düzenlemeler var. Yakın zamanlarda ABD'de twitter üzerinde, ABD'yi yerlebir edeceğiz şaka yollu mesaj atan iki İrlandalı geceyi cezaevinde geçirdiler ve sınırdışı edildiler. İnternet üzerinden dolandırılanlar, tacize uğrayan çocuklar var. Her türlü ahlaksızlığın edepsizliğin dolandırıcılığın fırsat kolladığı bir internet dünyası var. Bu saldırılara karşı her ülkede tedbirler var. Türkiye'de siber zorbalığın bir türü de kaset siyasetidir. Biz yeni düzenlemeyle buna karşı mücadele veriyoruz. Çocuklarımızı korumanın yanında özel hayatı, mahremiyeti korumanın yanında siyaseti ve milli iradeyi korumaya çalışıyoruz. Aklı olan, vicdanı olan evde küçük çocuğu olan hiçbir insan bu düzenlemeye karşı çıkmaz, çıkamaz. 'GÖZÜMÜZÜ KIRPMADAN DEVAM EDECEĞİZ' Hele hele CHP gibi, MHP gibi siber zorbalığın acısını çekmiş partiler, böyle bir düzenlemenin karşısında duramaz, eğer duruyorlarsa orada bir başka sebep vardır. CHP'nin MHP'nin üzerindeki o tehdidi de biz kaldıracağız. Biz AKP'ye değil Türkiye'ye güç kazandıracağız. Bugün iktidarız, yarın olmayabiliriz. Bize bu makamları ehline teslim edin denildiğinde emaneti farklı birine vermenin sandıkta neticesi çıkıyorsa sahibine teslim ederiz. Ama bu emanet bizde olduğu müddetçe milli iradeyi sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Neslimiz için değil, Türkiye'nin geleceği için, istikbali ve istiklali için gözümüzü kırpmadan mücadele edeceğiz. 'BAKIYORSUNUZ HEPSİ AYNI GÜN HASTALANIYOR' Aziz milletimin bu paralel yapının ne olduğunu çok iyi kavramalarını diliyorum. Bu paralel yapı içinde yer almış saf ve temiz duygularla bu yapıda hizmet etmiş kardeşlerimin bu yapının karanlık tarafını anlamalarını gönülden temenni ediyorum. Kırk yıllık bir süreç sözkonusu, sadece bizim zamanımızda değil 40 yıl boyunca örgütlenmiş, devlete sızmaya çalışmış başka faaliyetlerin içine girmiş bir yapı sözkonusu. Amaçları için her yolu meşru kılan bir anlayışla sızmış. Bu yapı açık değil, şeffaf değil, sınırları belli olmayan, gayeleri, finansmanları açık olmayan bir yapı var karşımızda. Tabanında hasbi samimi saf ve temiz duygularla mücadele veren kardeşlerimiz de var. Ama tavanında lider kadrosunda çok farklı hedef ve gayelerin peşinde bir kadro var. Emniyet içinde gizlice örgütlenerek, amirlerinin talimatıyla değil liderlerinin talimatıyla hareket etmesini sağlıyor. Anayasa ve yasalar çiğneniyor. Emniyet içinde örgüt çıkarları öne çıkıyor. Aynı günde bakıyorsunuz hepsi hastalanıyorlar HSYK'de genel kurul toplanamıyor. Çarşama günü toplanamadı. Başkan olarak Bakan bey davet etti yine toplanamadılar. Aynı anda hasta olmuşlar. Kimisei resmi iznini kullanıyor kimisi de rapor alıyor. Bunlar devleti çalıştırmamanını adımlarıdır. Çok açık net söylüyorum. Bu nasıl anlayıştır ya. Hani dürüstsünüz siz? Tezgahı bu şekilde çalıştırıyorlar. HSYK'ya siz bunun için mi seçildiniz. Şimdi soruyorum HSYK'nın parlamentoda yasalaşma noktasında çıkmasını engelleyenlere sesleniyorum siz bunu engellediniz. Demek siz paralel yapıyla müşterek hareket ediyorsunuz ey CHP ey MHP! 'BUNLAR ALLAH'A VERECEK HESABI DA DÜŞÜNMÜYOR' İş olacağına varacak evelallah. Sonuna kadar. Onlar öyle mücadele ediyorsa, biz de adil olan netice hukuk içinde neyse çözmeye çalışacağız. Legal operasyonlar da bu yapının talimatlarıyla yapılıyor. Yargı içinde örgütlenmişler. Savcı, hakim ve bürokratların Türk milleti adına değil örgüt adına çalıştıklarını, talimatla hareket ettiklerini, davalara etki ettiklerini görüyoruz. Hukuk diye bir şey yok burada bunu böyle bilesiniz. Masum insanların örgüt çıkarlarına tehdit oluşturdukları için tehdit edildiklerini görüyoruz. Aynı yapı devletin hemen her kurumunda etkin hale gelmeye çalışmış. Yürütme olarak biz müdahale edince rahatsız olanlar var. Birileri önümüzü tıkıyorsa, önümüzü kesiyorsa bunu çözmek zorundayız. Bunlar millete hesap vermez, sadece liderlerine hesap verir. Bunlar Allah'a verecek hesabı da düşünmüyorlar. Çünkü bu millete verilecek hesap farklı bir şey. Biz halka ve Hakka verilecek hesabın peşindeyiz. Bunların kadrolaştığını ve hukuksuz işlem yaptığını görüyoruz. Devlet imkanlarıyla fişleme yapmışlar, illegal izlemeler yapmışlar. Elde ettikleri verilerle işadamı, gazeteci, siyasetçi bürokrat her kesime şantaj yapmışlar. 'TWIT HASTALIĞIM HİÇ YOK' Birtanesi azeriymiş, bir gazetede yazarmış. Bizim iktidarımız bunu yurt dışı etmiş. Bunlarda yalan meşrudur ha. Takiyye de meşrudur. Herşey bunlar için meşru. Bir defa Basın Enformasyon kurumu sizin basın kartınızı uzatır veya uzatmaz irade onlara aittir. Bunun için buradan izin alınır, benimle ilgili twit atmış benim bundan haberim bile yok. Twit hastalığım hiç yok. Benimi bu kadar boş zamanım da yok. Twit kullananlara hakaret etmiyorum ama benim bu kadar boş zamanım yok. Ben gece gündüz demeden sadece işime bakıyorum. 'YAPILANLAR DİNE İMANA SIĞAR MI?' Alım sınavlarında usulsüzlük yapılmış, fakir fukaranın parasını toplamış meçhule harcamışlar, usulsuzlük, iltimas, yolsuzluk yapmışlar. Ahlaksızlık ve hukuksuzluğu, temiz insanlar nezdinde dini görünüm altında mübah hale getirmeye çalışmışlar. Bir müslüman müslüman kardeşinin zaafını araştırır, kaydeder ve şantaj olarak kullanabilir mi? Bir Müslüman diğer bir insanın mahremine girebilri bunları kaydedip yayabilir mi? Bu yapı içindeki saf temiz kardeşelrime sesleniyorum. Yapılanların dine imana, vicdana insafa sığar yanı var mı? Lütfen başınızı iki elinizin arasına alın Rabbimizin hükmüne yönelin, 'Siz hiç düşünmez misiniz, akletmez misiniz?' Çünkü bu hükümlerde akıl sahipleri için hikmetler vardır. 'CESARETLE ÜZERİNE GİDECEĞİZ' Bizim inancımız hikmet ve bilgi dinidir. Örgütün lideri Amerikadan birilerinin izlendiğini, ses kayıtlarından dinlediniz, bunu engellediğini, gece yarısında, buna benzer başka vakaların kendisinde olduğunu itiraf ediyor. Bunun dışında hiç kimse çıkıp bunun hesabını sormadı. Bazı gazeteciler bunu hiç görmedi duymadı. Bunlar suç teşkil etmiyor mu? Her meselede konulan malum işveren örgütü var ya bu konuda konuşmadı. Çünkü onların da cdleri kasetleri var ellerinde. Bir tane savcıda çıkıp soruşturma başlatmadı. Herkes susuyor. Ama biz açıkça konuşuyoruz. Artık yeter, yetti. Madem ki onlar yazıyor çiziyor, konuşuyor, dinliyor, cd'lerle ülkemizi idare etmeye çalışıyor, artık biz de hem konuşacağız hem adımlarımızı atacağız. Biz cesaretle bunların üzerine gideceğiz. 'AMELİYATIMIZI BİLE GÜNDEM KONUSU YAPTILAR' Neler var neler... Ameliyatımızı bile gündem konusu yaptılar. Beddularınız bile tutmadı diyor. Böyle şeyler olabilir mi ya? Ne çirkin yakıştırmalar... Demek ki diyor iyi müslüman değilsiniz. Şu hale bak. Takdirler çok enteresan. Bu mesele bizimle başlamış bir mesele değil. Kökü 12 Eylül 1980 darbesinde. Hazırlıkları öncesi ama darbeyle devam ediyor. Bu meselenin kökü 28 Şubat'ta... Biz 7 Şubat hadisesi olduğunda meselenin ciddiyetini kavradık ve üzerine gidiyoruz. 17 Aralık ile birlikte bu meselenin üzerine tek başına biz gidiyoruz. Tek başımıza bırakıldık ama Rabbimiz bizim yardımcımızdır diyoruz ve aynı şekilde devam ediyoruz. 'MERAKLIYSANIZ PARTİNİZİ KURUN DA GELİN' Millet bizimle beraberdir. Şu anda yargıda bununla ilgili hazırlıklar yapılıyor. Hiçbir hukuksuzluğa izin verilmeyecek. Son nefesimize kadar bunun mücadelesini vereceğiz. Başlarını iki elleri arasına alıp tekrar tekrar düşünsünler. Nasıl sinsice bir yapı ve kumpasın içinde oldukların görsünler. Hiçbir şey görmüyorlarsa bunların milli kurumlara, teşkilatlarına çözüm sürecine nasıl saldırdıklarını görsünler. Bu yapının Türkiye'nin küresel projelerine nasıl saldırdığını görsünler. Türkiye'nin değil belli bazı ülkelerin, güneydeki o sevdikleri ülkelerin çıkarlarına nasıl hizmet ettiğni görsünler. Bu kardeşlerim oyunu göreceklerine, ihaneti göreceklerine ve yapıyla aralarına mesafe koyacaklarını, bu çirkin ahlaksız saldırganlarla yollarını ayıracaklarına yürekten inanıyorum. Bazı hanım kardeşlerim evleri dolaşıyormuş. Tüm ak partili kardeşlerimize sesleniyorum. Sizin de kapınız çalınırsa şunu söyleyin, Biz halimizden iktidarımızdan memnunuz, şimdi inandığımız gibi yaşıyoruz, düşündüklerimizi aynen konuşuyoruz, 10 yıl içinde ülkemiz değişti. Eğer bu işe çok meraklıysanız partinizi kurun da öyle gelin, bunlara bunları söyleyin. Biz tek başımıza da kalsak milli iradeyi şeref ve namusumuz gibi savunacağız. Bu ahlaksız saldırılar karşısında boyun eğmedik eğmeyeceğiz. 'ONLAR POSTA KUTUSUNA BROŞÜR BIRAKIYORSA...' Bu kutlu yolda Aziz milletimizin bizimle olduğunu biliyorum. Aramızdan milli irade hırsızları çıksa da, milletten aldığı emaneti örgüt liderlerine peşkeş çekenler olsa da biz bir olarak millet iradesini savunmaya devam edeceğiz. Türkiye'de hükümetleri sermaye, medya, kasetler değil sandık belirleyecek. Hükümetleri karanlık örgütler belirlemeyecek millet belirleyecek. Bu bir istiklal mücadelesidir. Ak Partili olsun ya da olmasın bu 77 milyonun irade mücadelesidir. 30 Mart bu iradenin sarsılmaz güç kazanacağı gün olacaktır. Türkiye düşmanlarının ve onların maşalarının kaybedeceği ve aziz milletin kazanacağı tarih olacaktır. Yeni Türkiye için bir milat olacak. Onun için asla ihmalkar olmayacağız. Yıkım ekibi bir çalışıyorsa biz 10 çalışacağız 10! Yüz çalışacağız. Onlar bir kapıya ulaşıyor, bir posta kutusuna broşür bırakıyorsa biz yüzlerce binlerce kapıya ulaşacağız. 'YENİ TÜRKİYE'Yİ ŞAHA KALDIRACAĞIZ' Tekrar ediyorum ne yaparlarsa yapsınlar, Allah bizimledir, millet bizimledir, unutmayın milletin hayır duası bizimledir. Siz ak bir kadrosunuz, aranıza karalar karışsa da bugüne kadar onları hep birlikte eledik. Bundan sonra da karalar çıkarsa onları da eleriz. Hiç önemli değil. Aklığınıza asla leke sürmeyin. Sürdürmeyelim. Yetimin hakkını 11 yıldır nasıl muhafaza ettiysek bundan sonra da muhafaza edeceğiz. Bizim sevdamız Türkiye sevdasıdır. Bu sevdanın neferleri olarak bu kutlu yolda hiç sarsılmadan yürüyeceğiz. Yeni Türkiye'yi şaha kaldıracağız. 'YAHU SİZ ZATEN BUSUNUZ!' Bu hafta İstanbul'da enteresan bir şey oldu. CHP'nin ileri gelenlerinden biri, eski İstanbul'u size iade edeceğiz demiş. Gerçekten işte bu CHP bu... Eski İstanbul neydi? Çöp dağlarıyla var olan istanbul, Susuz İstanbul, hava kirliliğiyle malum gazetelerin maske dağıttığı İstanbul, İski yolsuzluğuyla maruf İstanbulu tekrar getireceklermiş. Yahu siz zaten busunuz! Bunlar taş üstüne taş koyamazlar. Evelallah biz emin adımlarla, ülkemizi güncelleyerek, değişim dönüşümle çok güçlü bir şekilde, dünyanın hayranlıkla izlediği ,sessiz devrim dediği bütün reform paketlerimizle, ekonomimizle, ocak ayında yine ihracatta patlama var, tüm zamanların aylık rekoru kırıldı, aynı şekilde dün sanayide bir rekor daha. Bütün saldırılara rağmen bekledikleri gibi olmuyor olmayacak. Ben diyorum ki Allah bir kez daha yar ve yardımcımız olsun. Böyle dua ediyorum. Yolumuz bahtımız açık olsun. haberler.com
'Türkiye'de Basın Özgürlüğü Yok Diyenler Teröre Destek Veriyor'
Başbakan Tayyip Erdoğan , Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen Avrupalı Türk Demokratlar Birliği'nin kuruluşunun 10. yıl dönümü etkinliğinde konuştu. 15 bin kişinin katıldığı miting, kent genelinde 20 binden fazla kişi tarafından protesto edildi. Erdoğan, konuşmasında Alman dergisi Der Spiegel'in manşetini ağır bir dille eleştirerek, 'Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu, nasıl biliyorsa cehennemin yolunu, anlamak mümkün değildi' dedi. 'Polis öldürmek, bekçi öldürmek, askere kurşun sıkmak, evrakta sahtecilik yapmak, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür?' diyen Erdoğan, 'Türkiye’de basın özgür değil söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar' ifadesini kullandı. Erdoğan, 'Almanya belki 'Cehenneme git Erdoğan' tarzı ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir kez görüyor. Türkiye, her gün böyle manşetlerin atıldığı bir ülke' diye konuştu. Erdoğan’ın açıklamasının satırbaşları şöyle Sevgili kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti’nin Almanya Federal Cumhuriyeti’nin değerli vatandaşları, değerli katılımcılar, hanımefendiler, beyefendiler, sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun. Üzerimdeki bir emaneti bugün bir kez daha sizlere, emanetin sahiplerine teslim etmek istiyorum. Evet, Türkiye’nin sizlere selamı var. 77 milyon kardeşinizin sizlere selamı var. Türkiye’deki akrabalarınızın, dostlarınızın, yakınlarınızın sizlere selamı var. Sanmayın ki sadece sizler gurbettesiniz. Sizlerin hasretiyle, özlemiyle, inanın on yıllardır bizler de gurbeti içimizde yaşıyoruz. Sizin hasretiniz kadar bizler de içimizde hasret yaşıyoruz. Yarın, 25 Mayıs’ta vefatının 31. Seneyi devriyesine ulaşacağımız, rahmetle, minnetle bir kez daha hatırladığımız üstat Necip Fazıl ne güzel ifade etmiş: Dağda dolaşırken yakma kandili, Fersiz gözlerimi dağlama gurbet! Ne söylemez, akan suların dili, Sessizlik içinde çağlama gurbet! Titrek parmağınla tutup tığını. Alnıma işleme kırışığını Duvarda, emerek mum ışığını, Bir veremli rengi bağlama gurbet Gül büyütenlere mahsus hevesle, Renk dertlerimi gözümde besle! Yalnız, annem gibi, o ılık sesle, İçimde dövünüp ağlama gurbet!.. Sizler çok büyük çileler çektiniz, çok büyük sıkıntılara maruz kaldınız ama direndiniz. Tahammül ettiniz. Sabrettiniz. Gurbeti kendiniz için sılaya tahvil ettiniz. Şunu bilin ki millet olarak sizlere minnettarız. Millet olarak her birinize tek tek müteşekkiriz. Milletçe her birinizle gurur duyuyor, her birinizle iftihar ediyoruz. İşte bugün, bir kez daha sabrınız için, dirayetiniz için, ahde vefanız için, şahsım, ülkem ve milletim için sizlere gerçekten teşekkür ediyorum. Emeğinizle, alın terinizle, vakarınızla 50 yılı geride bıraktığınız, geride onur ve gurur dolu bir 50 yıl bıraktığınız için her birinize teşekkür ediyorum. Rabbim sabrınızı tahammülünüzü artırsın, Rabbim hasretinizi hafifletsin. Rabbim sizleri de bizleri de muhafaza eylesin diye dua ediyorum. Kardeşlerim, geçen hafta Salı günü bildiğiniz gibi, Manisamızın Soma ilçesinde elim bir facia yaşadık. 31 canımızı kardeşimizi o elim kazada Hakk’a uğurladı. Bizim Türkiye’de hissettiğimiz acıyı sizler de burada hissettiniz. Bizim kadar, sizin kadar yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimiz bu acıyı paylaştı. Sizlere Soma faciasının ardından verdiğiniz maddi destekler için, özellikle de ettiğiniz dualar için çok çok teşekkür ediyorum. Yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimize, taziyeleri, temennileri, duaları için teşekkür ediyorum. Soma’dan 10 kişilik bir heyet ziyaretime gelmişti, onlarla oturduk, dertleştik. Onlar da madenci, baretleriyle geldiler. Onlarla görüşmemin arkasından, Sayın Şansölye Merkel ile telefon görüşmesi yaptık. Kendisi başsağlığı ve destek mesajlarını iletti. Federal Almanya Cumhuriyeti’ne, hükümetine başta Sayın Merkel olmak üzere tüm Alman makamlarına huzurlarınızda Soma’daki madenlerle geleceğe yönelik ne gibi işbirliği yapabiliriz, bunları konuştuk. Kendisine şükranlarımı ifade ediyorum. Avrupalı Türk Demokratlar Birliği bu organizasyonla hem kendi 10. Kuruluş yıldönümünü kutlarken, bir diğer yandan da bizim değerler silsilemiz içinden gelen bir anlayışla yaklaşım sergiledi. Hatm-i Şerifler indirildi, Kuranı Kerim okundu, dualar edildi, ezanı Muhammedi burada okundu. Rabbim inşallah bunları kabul buyursun. 301 şehidimizin ruhunu muazzez etsin. Bir kez de burada sizlere şu sözü vermek istiyırum. Bu elim kazadaki ihmalleri mutlaka ortaya çıkaracak. Hangi kademede olursa olsun bunun hesabını mutlaka soracağız. Şu anda hem idari hem adli soruşturmalar devam ediyor. Şehitlerimizin bizlere emaneti olan yetimlerine, ailelerine devlet olarak sahip çıkacak, acılarını hafifletmek adına ne gerekiyorsa yapacağız ve yapıyoruz. Şu anda, AFAD adlı kuruluşumuz bu işle ilgili tek merkez olarak görevlendirilmiştir. Bu tür elim hadiselerin yaşanmaması için her türlü tedbiri aldık, alacağız. Almanya’da şehitlerimize rahmet niyaz ediyor, yakınlarına sabır temenni ediyorum. Fakat bir gerçek var. Nedir o? Biz orada bu elim faciayı yaşarken, ülkemizin içerisinde bu ızdırabı duyamayanlar da oldu. Ha bunlar, Türkiye’nin büyük bir yekunu değildi aslında. Bunlar azınlık olan ama buradan nemalanmaya çalışan kesimlerdi, illegal örgütlerdi. Maalesef baktık ki ana muhalefetin bazı milletvekilleri de bunlarla beraber bu eylemlere ortak oluyorlardı. Bununla da kalmadılar, şurada İstanbul Beyoğlu Okmeydanı’nda, Şişli Okmeydanı’nda illegal eylemlere girdiler ve bir gencimiz orada maalesef, o da öldü. Ardından bir gencimiz daha öldü. Ölenlerden bir tanesinin kız kardeşi şöyle diyordu: Siz bu eylemleri yapmasaydınız benim kardeşim ölmeyecekti diyor. Bakıyorsun hemen buraya yansıması olmuş ve bazı bu tür örgütler ve buradaki bir kısım medya ne yazık ki Soma faciasını kendileri için ranta dönüştürmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na farklı şekilde hakaretler ediyorlar. Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu, nasıl biliyorsa cehennemin yolunu, anlamak mümkün değildi. Tabi iş sadece bu değil, ya? İşin manidar olan yanı şu. Ülkemdeki bazı medya ile bunların aralarında koordine olması çok anlamlaydı. Yarın Almanya’da Avrupa Parlamentosu’yla ilgili seçimler var. Oradan oy devşiremezsin. Türkiye’deki Gezi olaylarında hopladınız oturdunuz, 17 Aralık’ta hopladınız oturdunuz, 25 Aralık’ta hopladınız oturdunuz. Benim milletim size en güzel dersi 30 Mart’ta verdi. Demokrasiye inanıyorsak, eğer sandığa inanıyorsak. Sandıktan çıkan neticeye saygı duyuyorsan, Türk milletinin verdiği karara da saygınız olacak. Benim ülkemin halkımın verdiği kararı bir yerlerin onaylamasına ihtiyacımız yok. Biz herhangi bir ülkedeki seçim sebebiyle oralara müdahale noktasına gidiyor muyuz? Dışarıdan izliyoruz, arıyoruz, tebrik ediyoruz. Türk milletinin o sandıklarda çıkardığı neticeye saygı duyacaksınız . Olay bu. Ve Soma’da 301 şehidimizle alakalı bizim içimiz yanıyor, birileri kalkıp buradan suiistimal etmeeye çalışıyor. Aynen benim ülkemdeki gibi. Sizin bu oyunlarınız tutmaz, biz dertliyiz be. Bizim derdimiz var ve biz kardeşlerim bunlar benim o kömür ocaklarına giren kardeşlerime bidon kafalı dediler. Göbeğini kaşıyan adam dediler. Bunlar bir şey bilmez dediler. Ama onlar bir şey bildiklerini anlattılar. Şu anda Tayyip Erdoğan, o kömür ocaklarının havasını bilir. Masada oturarak kömür ocağını tanımadım, kömür ocağını bildim ve kömür ocağının derinliklerinde 4 kilometre, 5 kilometre gittik. Orada kömür çıkardım, çıkardıktan sonra kömür madenindeki kardeşlerimle oturduk orada yemeğimizi de yedik. Ama bunlar, Boğaz’ın sularına bakarak demlenenlerdir. Benim bakanım Soma’da ocaklara girdi. O da girdi, o da orada çalışanlarla beraber iftarını yaptı. Siz kimlerle neyi değerlendiriyorsunuz ya? Batı bunu senin iyi anlaman lazım. Ülkendekiler ne yazarsa yazsın, çizsin 30 Mart’ta cevaplarını aldılar. Bundan sonra da alacaklar. Kardeşlerim, bakın biz burada şu anda hangi merasimi yaptık? Hatimler, Kuranlar, dualarla biz Soma’yı andık. Ama diğerleri maalesef ortalığı terörize etmek suretiyle kan gölüne çevirdiler, iki gencimizi öldürdüler. Batı hala polisimize fatura kesmeye çalışıyor. Molotof kokteyliyle aracın içine Molotof düştü, iki polisimiz yandı. Hala tedavideler. Geçenlerde de Güneydoğu’da bir polisimiz yandı, hala yatıyor. Bütün buı terör eylemlerine karşı ne yapacaktı bizim polisimiz? Gel bizi yak mı diyecekti? Emniyet amirini nasıl dövüyorlar belki televizyonda izlediniz. Bunlar illegal örgütler, toplumu terörize etmeye çalışanlar. Orası semtim, çok iyi bilirim oraları, herhangi bir şey yok. Bunların görevi sürekli terör estirmek. Başaramayacaklar. Bu iş de çözülecek, ama öyle ama böyle. 10 yıl önce Avrupa’da sayıları 6 milyona yaklaşan Türklerin hakları için mücadele etmek üzere, bir çatı örgüt olarak Avrupalı Türk Demokratlar Birliği kuruldu. Genel merkezi dönemin Şansölyesi Sayın Schroder ile birlikte açmıştık. Nefes alıp verdiğimiz her yerde, uyumu savunduk. Uyumlu bir toplum olmak suretiyle geleceğe yürümeyi savunduk. Asimile olmadan, özünde, öz kültüründen, öz dilinden taviz vermeden entegrasyonu teşvik etmeyi savunduk. Entegrasyona devam edeceğiz ama bunu bazı medya unsurları ne yazık ki farklı yerlere çektiler. Bakın, entegrasyon noktasında inanıyorum ki sizler hiçbir zaman zorluk çıkarmadınız. Bundan sonra da çıkarmayacaksınız ama asimilasyon dersek, bu konuda hayır. Ben aynısını söylemiştim, yine aynısını söylüyorum. Çünkü biz dinimizden, dilimizden, kültürümüzden taviz veremeyiz. Değişimden taviz veremeyiz. Sevgili kardeşlerim, 2014’te 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcının 100. Yıldönümünü idrak ediyoruz. Hem Türkiye için hem Almanya için çok büyük anlam ifade ediyor. 1914’te Osmanlı Devleti, Almanya ile 1. Dünya Savaşı’nın tarafı oldu. Bu savaşın ardından Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruldu. Yüzyıllar boyunca aslında Almanya ile kader ortağı olduk. Sadece savaşlarla değil, ekonomi ve kalkınma mücadelesinde Almanya ile yoğun işbirliği yaptık. Şu anda da yapıyoruz. 1960’larda yeniden inşa edilen Almanya’ya Anadolu’dan Trakya’dan gelen kardeşlerimizin mücadelesiyle destek verdik. Şu an karşımda 2. Kuşak, 3. Kuşak var. Sizin babalarınız buralara 60’lı yıllarda geldiler, bu işin temellerini attılar. İşçi vatandaşlarımız burada sadece işçi olarak kalmadılar. 80 bin işletme açtınız. 40 milyar Euro ciroya ulaştınız. 400 bine yakın istihdam sağladınız. Sadece ekonomi değil, siyasette de vazifeler üstlendiniz. Bakan olarak vazife yapan Türkler oldu. Sanatta, sporda, bilimde öne çıkan, çok önemli başarılara imza atan insanlarımız oldu. Buradaki varlığınız, başarılarınız Türkiye’nin Almanya’yla işbirliğine de çok olumlu şekilde yansıdı. İkili ticaret hacmimiz 30 milyar Euro’nun üzerine çıktı. G-20’de Almanya’yla beraberiz. Ve şu anda Türkiye, dünyanın en büyük ekonomileri arasında 17. sırada, şu anda 16’ya doğru tırmanıyoruz. Ve çok daha enteresanı, her yıl 4 milyon Alman turist Türkiye’yi tercih etti, çok sayıda Alman vatandaşı Türkiye’ye yerleşti. NATO’da, AGİT’te, Avrupa Konseyi’nde, Almanya’yla birlikte örnek bir işbirliği sergiliyoruz. AB sürevcinde sizler sayesinde, burada yaşayan vatandaşlarımız sayesinde Almanya’nın çoğunlukla desteğini alıyoruz. Bu ilişkiyi her alanda inşallah çok daha üst seviyeye taşıyacağız. Bizim dedelerimiz, babalarımız, bizler, hep birlikte Türkiye’de çok zor zamanlar yaşadık. Çok büyük acılara maruz kaldık. On yıllarca siyasi tercihlerimiz, beklentilerimiz yok sayıldı. On yıllar boyunca kimliklerimiz, değerlerimiz, inancımız tahkir edildi. Türk dediler, Kürt dediler, Laz dediler, Çerkez dediler, Abaza dediler, Gürcü dediler, Alevi dediler, Sünni dediler, değerlerimiz iyok saydılar. Müteddeyyin dediler, başörtülü dediler, sakallı dediler, namaz kılıyor, oruç tutuyor dediler, maneviyatımızı yok saydılar. Hüngür hüngür okulların kapısında ağlayan anneler bilirim, babalar bilirim. Okulların kapısından kovuldukları gibi üniveristede güvenlik güçleri tarafında başörtüleri başlarından sökülüp alınan yavrularımız ıbilirim. Ne dediler? İşçisin işçi kal, yoksulsun yoksul kal dediler. Senin başörtün var öyle mi? Senden ancak kapıcı olur dediler. Ancak hizmetçi olur dediler. Sen doktor olamazsın, öğretmen olamazsın, herhangi bir kurumda yönetici olamazsın, avukat olamazsın, parlamentoya giremezsin dediler ve biliyorsunuz parlamentoda ne dediler? Unutmayın. “Atın şu kadını dışarı” dediler. Nicelerinin varlığını dahi inkar ettiler, sorunlarını reddettiler, onları asimile etmek istediler. Siyasete yaklaşma, bürokrasiye yaklaşma, sorunlarını dile getirme, mücadele verme dediler. Sandıkta kendi irademizle seçtiğimiz, çok da sevdiğimiz merhum Adnan Menderes’i bir 27 Mayıs günü iktidardan indirdiler, idam ettiler. Kardeşlerim, bu unutulur mu? Adnan Menderes unutulmuyor, Rüştü Zorlu unutulmuyor, Hasan Polatkan unutulmuyor. Ama o kararı verenler unutuldu, onları kimse hatırlamıyor. Ne zaman ki Anadolu’nun milletin sesi yükseldiyse darbe yaptılar. O sesleri susturmak istediler. İktidarları sınırladılar, milli iradeye sınır çizdiler. Ne dediler, sandık her şey değildir diyerek milletin önüne engeller koydular. 12 yıl boyunca, demokrasi için, hukuk için, milli irade için yoğun mücadele verdik. Tüm garipler için, yoksullar için samimi mücadele verdik. Kardeşlerim, güzel ülkemizde darbe senaryoları hazırladılar, hepsini alt üst ettik. Çetelerle tehdit ettiler, boyun eğmedik. Tahrikler, provokasyonlar yaptılar, terörle üzerimize geldiler, geri adım atmadık. Size cumhurbaşkanı seçtirmeyiz dediler. Bildirilerle tehdit ettiler. Millete gittik. Milletten güç aldık ve milli iradeyi Abdullah Gül kardeşimizi seçtirmek suretiyle tecelli ettirdik. Yetmedi, işte geçen yıl Gezi olayları dediler. Ağacı, çevreyi, yeşili bahane ederek, Türkiye’nin istiklaline, büyüyen ekonomisine, birliğine, kardeşliğine kast ettiler. Onlara da eyvallah demedik. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yeşile önem veren bir hükümet ne geldi ne gelir. 17 Aralık’ta yolsuzluk kılıfı altında seçilmiş hükümete darbe yapmak istediler. Geri adım atmadık, Türkiye’yi 30 Mart’ta sağ salim seçime götürdük. Darbe heveslilerine gereken cevabı milletim verdi. Kardeşlerim, bu arada biliyorsunuz, bir de karşımıza bir şey çıktı. Pensilvanya… Pensilvanya’da uluslararası çevrelerin maşası olanlar benim ülkemin istiklaline kast etti, kendi ülkesine ihanet etti. Onlara fırsat tanımadık. Türkiye’de kendisini milletin üzerinde gören, kendi tercihini, yaşam tarzlarını milletin yaşam tarzlarının üzerinde gören, elit, seçkinci bir kesim var. Alışmışlar millete tepeden, kibirle bakmaya. Türkiye’ye millete rağmen, istedikleri gibi rota çizmeye alışmışlar. Bu mütekebbirlere, kibir abidelerine, millete tepeden bakan bu elitlere dur dedik. Bu ülkede biz de varız dedik. Biz milletiz dedik, 77 milyon bu ülkenin sahipleriyiz dedik. En önemlisi de kardeşlik dedik. 12 yıl boyunca tarihi nitelikli reformlar yaptık. Terör meselesini hamdolsun çözüm yoluna koyduk. Başörtüsünü sadece üniversitede değil kamuda dahi özgürlüğüne kavuşturduk. Artık benim başörtülü kızım okuluna gidebiliyor, devlet dairelerinde çalışabiliyor. Zaman zaman dışarıda da böyle kibir abidelerinin olduğunu görüyoruz. Türkiye’ye parmak sallamayı kendisine hak görenler var. Türkiye’nin büyümesini farklı şekillerde engellemeye, yavaşlatmaya çalışanlar var. Onlara da söylüyorum. Türkiye artık eski Türkiye değil. Türkiye o sizin bildiğiniz Türkiye değil artık. Köprünün altından çok sular geçti.” Avrupa'da büüyüme oranlarına bakıyoruz. En büyüğü ilk çeyrekte 0,8 Almanya. Bizim daha kesin olarak açıklanmadı ama görünen o ki en az 4 olacak. Çalışıyoruz be! Durmak yok yola devam dedik. Devam ediyoruz. Hani o Gezi olayları oldu ya işte 14 Mayıs'ta biz ne yaptık IMF'e borcu sıfırladık. Bizden öncekiler borçlandı biz ödedik ödedik sıfırladık. Merkez Bankası'nın kasasında 27. 5 milyar dolar vardı... Şimdi ne var 130 milyar dolar. Şunu da unutmayın Gezi eylemleri olduğunda adeta tavan yapmıştı 135 milyar dolar olmuştu. Düştü tekrar toparlanmaya başladı. Ve faiz neredeydi? % 63 faiz vardı. Tek haneli rakama indirdik. bu olaylarla gene tırmandı gene indirdik. Yüksek faizin bir sömürü aracı olduğuna inanıyoruz. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok gündem belirleyen bir Türkiye var. Türkiye'yi artık herkes görmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse hiçbir ülke hiçbir uluslararası çevre parmağını sallayarak kibirle bize istikamet çizemez. Hiç kimse Türkiye'yi azarlayamaz Kendisine hak gördüğünü hiç kimse Türkiye'den esirgeyemez Bizim eleştiriden korkumuz yok. Biz AB'ne tam üye olmayı önüne hedef koymuş bunun için çalışan bir ülkeyiz. Dostlarımız bizden korkmasın. İnsan haklarından başka gayemiz yok bizim. Türkiye içinde millete kibirle bakanlar ile Türkiye dışında kibirle bakanlar çok kötü bir işbirliği içindeler. İçerideki bazı siyasetçilerle dışarıdakilerle bazıları aynı dili kullanıyorlar. İçeridekilerle dışardakiler aynı tarz manşet atıyorlar. Köln'den soruyorum: Polis öldürmek bekçi öldürmek askere kurşun sıkmak evrakta sahtecilik yapmak basın özgürlüğü müdür? cinayet şebekesi kurmak basın özgürlüğü müdür? Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde polise askere kurşun sıkana müsamaha gösterilir? Hepsinin belgesi var ha. Resmi videosu hepsi var. Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde gösteri hakkı adı altında yakanlara kıranlara dökenlere müsamaha gösterilmiş? Diktatör sıfafı bu kadar rahat kullanılabilir? Almanya belki 'cehenneme git Erdoğan' tarzı ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir görüyor. Ama Türkiye her gün böyle manşet atılan bir ülke. Buna kim basın özgürlüğü yoktur diyebilir. Recep Tayyip Erdoğan ölümlüdür. Vakti gelince ölecektir. Ama Türkiye Cumhuriyeti hedefflerine ilerleyecektir. Benim üzerimden devlete operasyon çekmeye çalışanlar milletin asil duruşunu karşısında bulacaklardır. Biz iktidara manşetlerle gelmedik. Dünkü gittiği yer TOBB değil Barolar Birliğiymiş. TOBB dedim heralde Sehven, Barolar Birliği de beni çok sever malum. Biz istiyoruz ki Avrupa Türkiye üzerine değerlendirme yaparken çıkar kesimlerinin ideolojilerinin etkisinde kalmasın. hakkaniyetle karar versin. Belli zümreleri değil 77 milyonun tamamını görebilsin. “Büyüme rakamlarımız henüz açıklanmadı ama yüzde 4 gibi olacak. Çalışıyoruz be, durmak yok yola devam dedik, devam ediyoruz. Bu bölgede, bu coğrafyada biz de varız. Unutmayın sene 2002, Türkiye’nin IMF’ye borcu neydi, 23,5 milyar dolar. O Gezi olayları oldu ya, 14 Mayıs’ta biz ne yaptık. Bu borcu sıfırladık, bitti. Merkez Bankamız’ın kasasında ne vardı, 27,5 milyar dolar vardı. Şimdi 130 milyar dolar var. Gezi eylemlerinin olduğunda adeta tavan yapmıştı, 134 milyar dolara çıkmıştı. Düştü, tekrar toparlanmaya başladı. Sevgili kardeşlerim bu kararlı yolculuğumuz devam edecek. Demokrasi, özgürlükler, hukuk bizim de hakkımız. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok, gündem belirleyen bir Türkiye var. Kardeşlerim yeni Türkiye’yi artık herkes kabullenmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse, hiçbir uluslararası güç bize parmağını sallayarak istikamet çizemez, Türkiye’yi azarlayamaz, kendisine hak gördüğünü Türkiye’den esirgeyemez. Bütün engellemelere rağmen AB üyelik sürecinde reformlarını kararlılıkla yapan bir ülkeyiz. Türkiye içinde millete kibirle bakanlar ile kibirle bakanlar maalesef çok kirli bir ittifakın içindeler. Algı operasyonlarıyla iktidarı ve demokrasiyi zayıflatmak ve geçmişte olduğu gibi millete tahakküm etmek istiyorlar. Dikkat edin içeridekiler ne söylüyorsa dışarıdakiler de aynı şeyi söylüyor. İçeride çıkarları zedelendiği için yalan, iftira atan medya ile dışarıdaki işbirlikçileri aynı dili kullanıyor. Polis öldürmek, bekçi öldürmek, askere kurşun sıkmak, evrakta sahtecilik yapmak, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür? Türkiye’de basın özgür değil söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar. Avrupa’nın neresinde bunlara müsamaha gösteriliyor. 'Elimde hepsinin belgeleri var' Elimde hepsinin belgeleri var, resimli belgeleri var, videoları var. Vakti geldiğinde onları da gösteririz. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin kongresinde ana muhalefetin başkanı karşımdaydı, sen Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanına diktatör diyeceksin, sonra da konuşmaya devam edebileceksin. Ya diktatörün olduğu bir ülkede sen böyle konuşabilir misin? Recep Tayyip Erdoğan fanidir, vakti geldiğinde bir an bile erken ya da geç değil ölümü mutlaka tadacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti kutlu yolculuğuna mutlaka devam edecek ve hedefleriyle buluşacaktır. Benim şahsın üzerinden millete operasyon çekme k isteyenler milletin kararlı duruşunu karşılarında bulacaklardır.”“Biz iktidara manşetlerle gelmedik. İçeride ve dışarıda atılan manşetler de bize istikamet çizemeyecek, Türkiye’ye rota çizemeyecektir. Az önce TOBB demişim, Barolar Birliği olacaktı. Barolar Birliği de beni çok sever biliyorsunuz. Geçen onlarla da bir muhabbetimiz yok. Medyayla, sosyal medyayla ilgili uygulamalarımızı eleştirenlerin kendi yaptıklarına bakmalarını istiyoruz. Mısır’da darbeye darbe diyemeyenlerin Türkiye’de bir kısım emniyet ve yargı mensupları yoluyla yapılmak istenen darbe girişimini iyi okumalarını istiyorum. Mısır’daki idamlara niye susuyorsunuz? Bak hamile hanımlara bile idam kararı verdiler ya, Esma kızımızı kurşunlayarak şehit ettiler ya. Türkiye’de olanlarla ilgili ey Batı sesin çıkıyor da Mısır’da olanlarla ilgili niye sesin çıkmıyor? Hak neredeyse biz oradayız. Kim ne senaryo yazarsa yazsın, hangi provokasyonu hazırlarsa hazırlasın biz yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. Tüm tuzakların önünde iki önemli tuzak vardır, bir halkın tuzağı, iki hakkın tuzağı. Kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.T24
'Türkiye'deki Suriyeliler Ülkelerine Geri Dönecek'
Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Erdoğan, 'Sen Akif'in o muhteşem eseri İstiklal Marşı'nı eğer bilmiyorsan ne babanın suçu var, ne Akif'in suçu var. Suç sende' dedi.Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Bu CHP’nin, bu MHP’nin, bu HDP’nin adayları benim halkımın karşısına hangi yüzle geliyorlar. Bunların hiçbirisi halkın cumhurbaşkanı seçmesini istemediler ki. Kardeşlerim bunlara sandıkta öyle bir tokat vurun ki bir daha bellerini doğrultamasınlar' dedi. Erdoğan, cumhurbaşkanı seçim kampanyası kapsamında Malatya Büyükşehir Belediyesi yanında düzenlenen mitingde vatandaşlara hitap etti. Hasretle, muhabbetle selamladığı Malatyalıların düşmana korku, dostlara, kardeşlerine umut verdiğini dile getiren Erdoğan, “Allahına kurban Malatya. Malatya dimdik gururla Battalgazi’nin, Hamido’nun, Turgut Özal’ın hatırasına sahip çıkıyor” ifadesini kullandı. Başbakan Erdoğan, 6 Mart 2014'te Malatya’da bir miting düzenlediğini anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Malatya ne yaptı? Kendisine yakışanı yaptı. Malatya CHP’ye de MHP’ye de topuna birden ders verdi. Malatya, Pensilvanya çetesine, ihanet çetesine ders verdi. Yüzde 62 oy oranıyla Malatya, 30 Mart’ta bir kez daha AK Parti dedi.” Erdoğan, mitinge biraz geç geldiği ve vatandaşları sıcakta bekletiği için helallik istedi. Malatya'nın, 81 vilayet içinde Rize, Şanlıurfa ve Konya’dan sonra AK Parti’ye en çok oy veren dördüncü şehir olduğunu bildiren Erdoğan, 10 Ağustos cumhurbaşkanı seçiminde Malatya’dan birincilik beklediğini söyledi. Çok çalışılması halinde Malatya’nın birinciliği alacağına işaret eden Erdoğan, “Onların ablaları var, bizim ablalarımız 30 Mart’ta onlara dersi verdi, inanıyorum şimdi daha farklı ders verecek. Bir yarın var bir de cumartesi çalışacağız, derslerini vereceğiz. Onların abileri varmış, bizim abilerimiz burada, bizim abilerimiz daha güçlü, daha azimli, daha kararlı, evvelallah daha çok çalışıyoruz, pazar günü onlara gereken dersi veriyor muyuz, gençlerimiz veriyor muyuz” diye konuştu. Başbakan Erdoğan, 2007 halk oylamasında Malatya’dan yüzde 82, 2010 halk oylamasında ise yüzde 75 ‘evet’ oyu çıktığını hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü: “İnanıyorum ki 10 Ağustos’ta CHP’ye gönül vermiş kardeşlerimiz de bizi tercih edecek, MHP’ye gönül vermiş, diğer partilerden kardeşlerimiz de bizi tercih edecek. 10 Ağustos’ta rekora hazır mıyız, Malatya? Sandığa gidiyor muyuz Malatya? Yeni Türkiye’ye ‘evet’ mi, güçlü Türkiye’ye ‘evet’ mi, öncü Türkiye’ye ‘evet’ mi, milletin adayına ‘evet’ mi? Kim o aday?” Vatandaşların adını söylemesi üzerine de Erdoğan, “Sizin Allahınıza kurban, maşallah, süphanallah, barekaallah. Malatya’da bu iş tamam, Malatya kararını vermiş, verdiğiniz karar hayırlı olsun 10 Ağustos seçimi ülkemiz, milletimiz, Malatya için hayırlara vesile olsun” ifadelerini kullandı. 'Cumhurbaşkanlığında da statükonun değil milletin tarafını tuttu” Malatya’nın evladı Turgut Özal’ın, 1989'a kadar başbakan olarak ülkesine, milletine çok hayırlı hizmetlerde bulunduğunu ve 1989'da Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı olduğunu hatırlatan Erdoğan, “Görevi tamamlamasına ömrü vefa etmedi. 1993 yılının 17 Nisan günü ruhunu Rahman’a teslim etti, Allah ondan razı olsun, cennetiyle müşerref kılsın. Farklı bir başbakan, cumhurbaşkanıydı. Başbakanlıkta milletin hizmetkarıydı, cumhurbaşkanlığında da statükonun değil milletin tarafını tuttu” dedi. “CHP bize ne söylüyorsa merhum Özal’a da aynen onu söyledi' Erdoğan, o dönem muhalefetteki Süleyman Demirel ile SHP’nin, Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesine karşı çıktığını, onu seçtirmemek için ne gerekirse yaptığını ve dönemin SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal’ın, Özal’a “diktatör, sivil diktatör, tek adam olma heveslisi. Özal’ı Çankaya’dan onursuzca dindiririz” dediğini anımsatarak, şunları kaydetti: “Bugün CHP bize ne söylüyorsa merhum Özal’a da aynen onu söyledi. Bugün CHP bize ne söylüyorsa merhum Menderes’e de aynen onu söylemiştir. 2007’de 10. Cumhurbaşkanının görev süresi dolunca Meclis’te hazırlıklarımıza başladık. Merhum Özal nasıl seçildiyse aynı şekilde seçim yaptık. Sayın Demirel, Sayın Sezer nasıl seçildiyse aynı şekilde seçim yaptık. Ama işte bu CHP zihniyeti, darbeci vesayet aşığı zihniyet karşımıza çıktı. ‘Size cumhurbaşkanı seçtirmeyiz’ dediler. 367 gibi bir garabeti öne sürdüler, arkalarına da mahkemeleri aldılar. Meclis’i yani milli iradeyi çiğnemek istediler. Biz ne yaptık? Hemen halka gittik, bir yandan genel seçim yaptık, yüzde 47 ile seçimi kazandık, güven oyu aldık. Bir yandan da hemen Anayasa’yı değiştirmek kararı verdik, yine halka gittik, bu referandumdan da yüzde 69 oy oranıyla çıktık. Ne vardı bu referandumda? Cumhurbaşkanını bundan böyle millet seçecek. Millet ne dedi? ‘Evet’ dedi. İşte şimdi yüzde 69’un bugün inşallah pazar günü ilk oylamasını yapıyoruz.' 'Demokrasinin tokadı farklıdır' 'Bu CHP’nin, bu MHP’nin, bu HDP’nin adayları benim halkımın karşısına hangi yüzle geliyorlar' diye soran Erdoğan, bu partilerin halkın cumhurbaşkanı seçmesini istemediğini söyledi. Erdoğan, 'Kardeşlerim bunlara sandıkta öyle bir tokat vurun ki bir daha bellerini doğrultamasınlar. Demokrasinin tokadı farklıdır, bunu inşallah gösterelim, bunu ortaya tam manasıyla inşallah koyalım” diye konuştu. '8 yıl İslam Konferansı'nın başına gönderdik, ne büyük yanlış yapmışız' Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, '8 yıl İslam Konferansı'nın başına gönderdik, ne büyük yanlış yapmışız. Ne yaptın orada? Suudi Arabistan gibi ülkeler zor kurtuldular. Bize ricada bulundular, cumhurbaşkanımıza ricada bulundular, bana ricada bulundular, Dışişleri Bakanıma ricada bulundular. Çıksın bunu da inkar etsin. Doğru, eder, eder. Çünkü çarkçı Kemal'in yanında yetişen o da çarkçı Ekmel olur' dedi. Tarihte ilk kez 10 Ağustos'ta sandık başına gidileceğini ve doğrudan cumhurbaşkanının seçileceğini kaydeden Erdoğan, eski tartışmalara son verileceğini, darbeci ve vesayetçi sistemin artık devre dışı bırakılacağını belirtti. Erdoğan, tehditle, silah zoruyla, korkutarak cumhurbaşkanı seçme dönemlerinin artık geride bırakıldığına işaret ederek, 'Sandığa gidiyor, bu ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı kim olacak? Onu bizzat millet olarak siz belirliyorsunuz' ifadesini kullandı. Erdoğan, mitinge katılanlara reklam filmini izleyip izlemediklerini sorduktan sonra şunları söyledi: 'Ne oluyor o reklam filminde? Millet sahibi olduğu o yıldızı, forsu ehline teslim ediyor. Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız, hem 16 Türk devletini, hem de o devletin sahibi olan milleti temsil ediyor. İşte 10 Ağustos'ta inşallah devlet ile millet kucaklaşıyor. Bu MHP ne yaptı biliyor musunuz? YSK'ya şikayette bulundu. Neden biliyor musunuz? Bu reklam filminde ezan varmış. Bu reklam filminde seccade varmış. Bu reklam filminde namaz kılan bir Anadolu kadını teyzemiz varmış ve 6'ya 4 oy çokluğu ile YSK bu reklam filmlerinin o bölümlerini çıkarma kararı verdi. Ne yapalım. Biz de yargı dedik. O kısımları çıkardık. Diğer kısmı ile yola devam ediyoruz. Bunlar ne yaparsa yapsın. İstiklal Marşı'ndan 'Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli / Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli' bunu çıkarmaya muktedirler mi? Mesele bitti. İstedikleri kadar bu yollara başvursunlar. Ne olacak.' Muhalefetin seçtiği adayın İstiklal Marşı'nı bilmediğini kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti: 'Ne diyor? Çanakkale şehitleri diyor. Vah vah vah. Mehmet Akif, merhum babasının arkadaşı olabilir. Fakat sen Akif'in muhteşem eseri, İstiklal Marşı'nı eğer bilmiyorsan, ne babanın suçu var, ne Akif'in suçu var. Suç sende. Profesörmüş. Profesör olsan ne yazar. Sen ki, Malatya'dan şu dersi alamamışsın. Malatya sana şimdi bir ders veriyor. Hazır mıyız? 'Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda / Canı cananı bütün varımı alsın da Hüda / Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.' Ey Ekmel, bak Malatya sana o dörtlüğü okudu. Fakat bu, Çanakkale Şehitlerinden değil ha. Bu İstiklal Marşı'nda.' Erdoğan İstiklal Marşı'ndan bihaber olana cumhurbaşkanlığı makamının teslim edilemeyeceğine vurgu yaparak, 'Benim MHP'ye gönül veren kardeşlerim. Eliniz bu adama nasıl gidecek de oy verecek. Benim CHP'ye gönül vermiş kardeşlerim. Eliniz nasıl gidip de bu adama oy verecek? Vermeyecekler değil mi? Vermeyecekler inşallah' dedi. Kendisinin sözlerinden dolayı MHP'li ve CHP'li kardeşlerinin gocunmayacaklarını belirten Erdoğan, 'Çünkü buradaki ortak payda farklı. Bunu iyi değerlendirmemiz lazım. Şimdi CHP ile MHP'nin yönetimi birleşti. Arada artık fark kalmadı. CHP de böyleydi, o da ezandan rahatsız oluyordu. Ezanın aslından rahatsız olup Türkçeleştiriyordu. Camilerden rahatsız olup cami yıkıyordu. Kur'an-ı Kerim'in öğretilmesinden rahatsız oluyordu. Başörtüsünden rahatsız oluyordu. İşte MHP yönetimi de artık aynı çizgiye geldi ama MHP tabanı bundan çok rahatsız. MHP tabanı partilerinin CHP'ye vagon yapılmasından rahatsız' diye konuştu. Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun dün MHP'ye talimatlar verdiğini söyleyerek, 'Ne diyor? 'Sokağa çıkın' diyor. 'MHP daha görünür olsun' diyor. 'Ortak adayla daha fazla görünün' diyor. Hale bak, CHP'nin genel müdürü MHP'ye talimatlar veriyor. Ey Bahçeli sana da yazıklar olsun. MHP'li kardeşlerime bu muameleyi layık gördüğün için sana da yazıklar olsun. Fakat ben biliyorum MHP'li kardeşlerim buna itiraz edecekler. Hem MHP'li hem de CHP'li kardeşlerim 10 Ağustos'ta partilerinin yönetimine gereken cevabı verecekler' ifadelerini kullandı. İstiklal Marşı'nı bilmeyene MHP'li ve CHP'lilerin kalkıp oy vermelerinin mümkün olmadığını kaydeden Erdoğan, İhsanoğlu'nun 'Şiirle uğraşmayalım. Daha ciddi meseleler var' sözlerini anımsattı. Erdoğan, 'Ey monşer, o sıradan bir şiir değil, İstiklal Marşı. O, bu milletin bağımsızlık marşı. Şiir deyip geçiştirmeye çalıştığın o mısralar, bu milletin gönlüne yazılmış kitabedir. Senin hayatında ciddi olarak yaptığın ne var?' diye sordu. Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu'nu 8 yıllığına İslam Konferansı Örgütü'nün başına göndermekle yanlış yaptıklarını ifade ederek, şunları kaydetti: 'Ne yaptın orada, ne? Suudi Arabistan gibi ülkeler zor kurtuldular. Bize ricada bulundular, Cumhurbaşkanımıza ricada bulundular, bana ricada bulundular, Dışişleri Bakanıma ricada bulundular. Kendisi defaatle... Çıksın bunu da inkar etsin. Doğru, eder, eder. Çarkçı Kemal'in yanında yetişen o da Çarkçı Ekmel olur. Suudi Arabistanlılar bize 'Söyleyin de istifa etsin, çekilsin. Şunu alın, yerine başka bir Türk'ü verin' dedi. Dedik ki, 'Seçimler geldi, almak mümkün değil.' Çok ısrar ettiler. Kendisi bizzat bana ne dedi biliyor musunuz? 'Siz benim arkamda durmuyorsunuz' dedi. 'Yav, istemiyorlar seni' dedik. 'İstenmediğin yerde neden duruyorsun' dedik. Bu kadar ısrarcı olma. Tabii koltuk bunlara tatlı, tatlı. Dolar da var. Kolay kolay bırakılır mı?' diye konuştu. 'Saygısızca yüzde 99'u Müslüman olan bu halka hakaret ediyorsun' Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir televizyon programında, 'Halkın ahlak reformuna ihtiyacı var' dediğini belirterek, 'Oradan da gazeteci kılıklı bir militan çıkmış, edepsiz bir kadın, 'Müslüman ülkede bunu beklemek zor değil mi' diyor. Haddini bil haddini. Eline vermişler bir kalem, gazete köşesinde yazıyorsun. Çıkarıyorlar seni işte bu malum Doğan grubunun televizyonuna, oradan da saygısızca yüzde 99'u Müslüman olan bu halka hakaret ediyorsun' dedi. Erdoğan, cumhurbaşkanı seçim kampanyası kapsamında Malatya Büyükşehir Belediyesi yanında düzenlenen mitingde, Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'na yönelik, 'Şimdi çıkmış, monşer aklıyla bize üslup dersi vermeye kalkıyor. Sen git üslup dersini önce Pensilvanya'daki o hocana ver. Ağzını açtığında bela okuyan, lanet okuyan Pensilvanya'daki hocana edep dersi ver' ifadelerini kullandı. 'Ey monşer, sen git önce ağzından çıkanı kulağı duymayan, edepten, terbiyeden nasibini almamış, milletin adayına edepsizce hakaret eden CHP genel müdürüne üslup dersi ver. Ey monşer, sen eğer üslup dersi vereceksen git, sabah akşam ağzından küfür saçılan MHP Genel Başkanına üslup dersi ver' diyen Erdoğan, bunların dengelerinin artık tamamen bozulduğunu söyledi. Pensilvanya'nın dengesinin bozulduğunu, ağzından çıkanı artık kulağının duymadığını dile getiren Erdoğan, 'Kendi ülkesine, kendi ülkesinin devletine, hükümetine, milletine en ağır bedduaları ediyor ama bir kez olsun Gazze diyemiyor, bir kez olsun İsrail diyemiyor. Diyemez, derse, efendileri ipini çeker' değerlendirmesinde bulundu. Erdoğan, 'Ramazanda ne diyorlardı? 'İtikafta' diyorlardı. İtikaftan çıkmış akla, izana, vicdana, edebe sığmayacak beddualar ediyor. İtikaftan çıkan beddua eder mi? Gelip Malatya'da değil de Pensilvanya'da niye itikafa giriyorsun? Gaziantep'te niye girmiyorsun da Pensilvanya'da giriyorsun? İstanbul'da niye değil de Pensilvanya? Bursa değil de niye Pensilvanya? Konya değil de niye Pensilvanya? Rabbim kimseye kıblesini şaşırtmasın. Rabbim kimseyi zelil etmesin' dedi. 'Şirazesi dağıldı' 'CHP genel müdürünün zaten şirazesi dağıldı, ne söylediğini bilmiyor. MHP Genel Başkanı zaten bildiğiniz gibi. Bunların ortak adayı monşerin de artık dengesi bozuldu, sigortalar arttı' ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti: 'Kılıçdaroğlu, önceki gün bir televizyona çıkmış 'AK Parti kitlesinin sorgulama yeteneği yok' diyor. 'Halkın ahlak reformuna ihtiyacı var' diyor. Oradan da gazeteci kılıklı bir militan çıkmış, edepsiz bir kadın, 'Müslüman ülkede bunu beklemek zor değil mi' diyor. Haddini bil haddini. Eline vermişler bir kalem, gazete köşesinde yazıyorsun. Çıkarıyorlar seni işte bu malum Doğan grubunun televizyonuna, oradan da saygısızca yüzde 99'u Müslüman olan bu halka hakaret ediyorsun. Karşılıklı oturmuşlar, hem seçmene hakaret ediyor hem Müslümanlara hakaret ediyorlar. Siz bu kafayla devam edin. 'Bidon kafalı' dediniz, 'göbeğini kaşıyan adam' dediniz, 'sorgulamayan kitle' diyorsunuz şimdi. 'Müslüman' diyerek aşağılamaya devam edin. Bu millet sizi bunun için hiçbir zaman iktidara getirmeyecek.' Erdoğan, 10 Ağustos'un Türkiye için büyük bir değişimin tarihi olacağını, eski Türkiye'nin kapılarının kapanacağını, yeni Türkiye'nin kapılarının ardına kadar açılacağını vurguladı. '10 Ağustos artık bu eski kafalı muhalefetin de kendisini yenileyeceği, yenilemek zorunda kalacağı bir tarih olacaktır' diyen Erdoğan, muhalefetin ürettiği kutuplaşmaları, korku siyasetini, ayrımcılığı, ırkçılığı, yaşam tarzları ve etnik kökenler üzerinden istismar siyasetini eski Türkiye'de bırakacaklarını dile getirdi. Türkü ile Kürtü ile Arapı ile Lazı ile Çerkezi ile Gürcüsü ile Romanı ile Pomakı ile Boşnakı ile yaratılanı yaratandan ötürü seveceklerini anlatan Erdoğan, 'Onun için tek millet, tek millet. Ve bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Tek bayrak. Üç, tek vatan, 780 bin kilometrekareyle tek vatan. Batıda ne varsa doğuda da güneydoğuda da o olacak. Kuzeyde ne varsa güneyde de o olacak' diye konuştu. Vatanın üzerinde kimsenin operasyon yapamayacağına işaret eden Erdoğan, 'Yaptığı anda demir yumruğumuzu karşısında görürler. Dördüncüsü, tek devlet. Devlet içinde devlet yok. Paralel devlet, avucunu yalayacaksın. Ne dedik, 'İnlerine girilecek' Girilmeye başladı mı? Başladı. Yeterli mi? Değil. Durmak yok yola devam. Bunlara aynı şekilde gerekli olan dersi vereceğiz' ifadelerini kullandı. 'İşte hep böyle dimdik duracağız, izzetli duracağız' 'Burada, Malatya'da, kahraman diyarı, yiğitlerin, mert insanların şehri Malatya'da bir önemli hususa dikkatlerinizi çekiyorum' diyen Erdoğan, 7 Temmuz'da, bir ramazan günü, İsrail'in Gazze'ye karşı bir operasyon başlattığını hatırlattı. Ramazanın kendileri için çok acılı geçtiğini anlatan Erdoğan, Kadir Gecesi'ni kederli ihya ettiklerini, Ramazan Bayramı'nda katliamın devam ettiğini, bayramı buruk yaşadıklarını belirtti. Önceki gün başlayan ateşkese kadar Filistin'de, Gazze'de 2 bin kadar kişinin şehit edildiğini, 10 bine yakın kişinin yaralandığını, 350 binden fazla Gazzeli'nin evlerini terk etmek zorunda bırakıldığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: 'Rabbim onlara da sabır versin, tahammül gücü versin. Bu tarafa geldiğimizde yanı başımızda, Suriye aynı şekilde ramazanı ve bayramı yine acılarla yaşadı. Yine yanı başımızda Irak, ramazanı ve bayramı kanlı geçirdi. Yaptığımız her mitingde, Türkiye'nin tek yürek olduğunu, Türkiye'nin tek yürek halinde dimdik Irak halkının, Suriyeli mazlumların, Gazzeli kardeşlerinin yanında durduğunu gördük. Erzurum, tek yürek halinde Müslüman kardeşlerinin yanında. Diyarbakır, tek yürek halinde Müslüman kardeşlerinin yanında. Şanlıurfa aynı şekilde, İstanbul aynı şekilde. Şimdi Gaziantep'e gidiyoruz. İnanıyorum ki orada da manzara muhteşem olacak. Yarın Kayseri, ardından Ankara, ertesi gün Konya. İnşallah manzara aynı şekilde olacak. 81 vilayet, tek yürek halinde mazlumların yanında duruyoruz.' Erdoğan, vatandaşlara 'Sizin şu dik duruşunuz inanın düşmana korku salıyor. Dostlarımızın, kardeşlerimizin yüreklerini ferahlatıyor. İşte hep böyle dimdik duracağız, izzetli duracağız. Şu Malatya'da, şu meydanda nasıl ki biz biriz, diriyiz, beraberiz, kardeşiz, hep birlikte Türkiye'yiz. Ebediyen Rabbim bizi bir ve beraber kılsın. Siz burada durduğunuz müddetçe inşallah Filistin'in bayrağı yere düşmeyecek. Siz burada böyle dimdik durduğunuz müddetçe inşallah İslam coğrafyasının umudu hiç sönmeyecek' diye seslendi. 'Gençlik bizim her şeyimiz' Toprağın ve bayrağın asla yerde sürünmeyeceğini ve hep birlikte sahip çıkacaklarını belirten Erdoğan, gençlerin üzerinde önemli bir görev olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, AK Parti'nin seçilme yaşını 30'dan 25'e indirdiklerini hatırlatarak, MHP'nin bir milletvekilinin sağa soluna iki tane genç aldığını belirterek, 'Meclise çoluk çocuğu mu göndereceğiz' diyor. Ben de diyorum ki, 'Gençlik bizim her şeyimiz'. Şimdi de 25 değil seçme seçilme yaşını 18'e indireceğiz. Niye? 10'u aşkın Avrupa Birliği üyesi ülkede oluyor da benim ülkemde niye olmasın? Biz ki; 21 yaşında bir karanlık çağı kapatıp, aydınlık çağı açan Fatih Sultan Mehmet'in torunlarıyız. Bizim gençlerimize bu saygısızlığı yapan MHP yönetimine gençler, pazar günü ders vermeye hazır mıyız? Onun için çok çalışacağız. Biz, umudumuz olan gençlikten çok şey bekliyoruz' diye konuştu. 'Kalbinizden buğz edeceksiniz' İsrail'in bütün dünyada mahalle baskısı oluşturduğuna ve şımarıkça hareket ettiğine değinen Erdoğan, İsrail'in hukuk, insan hakları tanımadığını ifade etti. Başbakan Erdoğan, televizyon ya da gazetenin, gazetecinin İsrail'in yaptığı soykırımı eleştirdiği zaman hemen linç edildiğini dile getirdi. İnsanların şehit olduğunu, bebeklerin masum bedelleri görüp, içlerinden isyan ettiklerini ama korkudan bu durumu dile getiremediklerini vurgulayan Erdoğan, 'Biz getiriyoruz, bu can bu tende oldukça getirmeye devam edeceğiz. 3 şey var ya elinizle düzelteceksiniz bir yanlışı gördüğünüz zaman ya dilinizle düzelteceksiniz ona da gücünüz yetmiyorsa evet, kalbinizden buğz edeceksiniz ki bu, imanın en zayıf derecesidir. Biz, bu 3'ünden bir tanesini yapalım, inancımızın gereği bu. Tarih boyunca bu millet, Hint Yarımadası'na zulüm var diye donanma gönderen bir millet. Öyle bir ecdadın torunlarıyız' değerlendirmesinde bulundu. 'Doğan Grubu, Radikal gazetesi isim veriyorum açık' Başbakan Erdoğan, Türkiye'de bir kısım medyanın, işverenlerin, sivil toplum örgütlerinin, siyasetçilerin üzerinde mahalle baskısı olduğuna dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Doğan Grubu, isim veriyorum açık. Radikal gazetesi ne diyor; 'İsrail saldırı altında'. Ey Doğan Grubu, İsrail mi saldırı altında Gazze mi saldırı altında. İsrail'den kaç kişi öldü bir say bakalım, fosfor bombalarını gönderen 500-600 ton bombayı Gazze'ye yağdıran kim? Tanklarla, toplarla Gazze'ye giren kim? Gazze yerle bir edildi, bu kadar insan öldürülüyor bunu sen hangi ruhla, vicdanla bu şekilde yazabiliyorsun, bu başlığı atabiliyorsun. Tayyip Erdoğan'a 'sert' diyenler bundan dolayı 'sert' diyor. Hakkı söyleyince sert oluyorsun, evet eğer bu sözlerim sertlikse sert olmaya devam edeceğim. Çünkü biz, Akif'in Asım'ın nesliyiz. 'Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim. Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu.' Biz buyuz ister beğenirler, ister beğenmezler. Biz, halkımızın beğenmesini, hakkın beğenmesini istiyoruz. Rabbim bizden razı olsun yeter.' 'Ya Ekmel, sen ne anlarsın ekonomiden?' Erdoğan, İsrail'in Gazze'de bir ayda 10 gazeteciyi katlettiğini, medya kuruluşların ofisleri, koordinatları verildiği halde hedef yapılıp bombalandığını kaydederek, şunları söyledi: 'Dünyadan bir tepki duydunuz mu? Uluslararası basın kuruluşlarından bir tepki duydunuz mu? Türkiye'de polis öldürmekten, bekçi öldürmekten, hırsızlıktan, terörden hükümlü kişileri, gazeteci olarak dünyaya gösteren o basın kuruluşlarından İsrail'e bir tek tepki duydunuz mu? Sabah, akşam Türkiye ile uğraştılar. 'Türkiye'de basın özgürlüğü yok' diye yaygara kopardılar. 'Türkiye'den fazla gazeteci tutuklu, 100'den fazla tutuklu' diye yalan söylediler. Filistin'de 10 gazeteci öldü, bu örgütten ses çıkmadı, çıkmıyor. CHP'nin genel müdürü de bu örgütün sözcülüğünü yapıyor. Gidiyor dünyaya kendi ülkesini şikayet ediyor. Şimdi Filistin'de 10 gazeteci öldürüldü, ey Kılıçdaroğlu söyle bakalım, tek kınama var mı, tek değerlendirme var mı? Ey Bahçeli söyle bakalım var mı? Bizim için kimin ne dediği önemli değil bizim ne dediğimiz, ne düşündüğümüz önemli. Hiç kimse bize gündem dayatamaz, hiç kimse benim ülkeme istikamet çizemez. Biz tarih boyunca hakkı söyledik, hakkın mücadelesini verdik. Şu anda da hakkı söylemeye, hak için mücadeleye devam edeceğiz. Eski Türkiye geride kaldı, boynunu büken, her şeye rıza gösteren, gündemi belirlenen, özür dileyen Türkiye geride kaldı.' Türkiye'nin ekonomide de güçlü bir devlet olduğuna işaret eden Erdoğan, milli gelirin 820 milyar dolar, devletin borçlanma faizinin yüzde 9,3, enflasyonun yüzde 9,1 olduğunu ve Merkez Bankasının kasasında da 133 milyar dolar olduğunu belirterek, 'Bu gerçekler ortada çıkmış Ekmel anlatıyor. Ya Ekmel, sen ne anlarsın ekonomiden? Diyor ki, 'Ben cumhurbaşkanı olursam yolla falan ben uğraşacak değilim ki' diyor' ifadelerini kullandı. 'Biz 12 senede 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptık' Erdoğan, Malatya mitinginde yaptığı konuşmada, cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'nun, 'Ben cumhurbaşkanı olursam yolla filan ben uğraşacak değilim ki' dediğini anımsatarak 'Eyvah. Monşer ya onların böyle bir derdi yok' ifadesini kullandı. Göreve geldikleri tarihe kadar 79 senede Türkiye'de 6 bin 100 kilometre yol yapıldığını kaydeden Erdoğan, 'Biz 12 senede 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptık. Zaten fazla lafa hacet yok ki. Şurada Malatya Havalimanı'ndan şu şehre gelirken mevcut yol zaten... Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri' diye konuştu. Erdoğan, '(Malatya'yı büyükşehir yapacağız) dedik. Yaptık mı? Ahmet kardeşimi de tebrik ediyorum. Şu anda güzel bir performans gösteriyor. Maşallah havalimanından buraya gelirken yollar pırıl pırıl. İnşallah daha da güzel olacak. Modern bir şehir Malatya. Daha da güzel olacak' değerlendirmesinde bulundu. '10 Ağustos bizi daha da güçlü yapacak, Türkiye'nin gücüne güç katacak. 10 Ağustos 81 vilayetimizin, elbette Malatya'nın da gücüne güç katacak' diyen Erdoğan, şunları söyledi: '12 yılda Malatya'ya ne kadar yatırım yaptık biliyor musunuz? 9 katrilyon yatırım yaptık. Ulaştırma haberleşmede 2 katrilyon, toplu konutta bir katrilyon, eğitimde 700 trilyon, orman ve su işlerinde 930 trilyon, aile ve sosyal politikalarda 615 trilyon, tarım ve hayvancılıkta 450 trilyon, enerjide 345 trilyon yatırım yaptık. Sağlık alanında Türkiye'de ne kadar büyük işler başardığımızı biliyorsunuz. İstediğin hastaneye gidiyor musun? Eskiden ölümüzü rehine alıyorlardı, ölümüzü. Öyle mi? Artık böyle bir şey var mı? Bitti. Artık istediğimiz eczaneden ilacımızı alıyor muyuz? Ey Ekmel, bunlardan haberin var mı senin? Monşerlerin bu işlerden haberi olmaz.' 'Bunlara 3 tane koyun verin, kaybedip gelirler' CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, SSK Genel Müdürlüğü dönemine de değinen Erdoğan, 'Hali gördünüz değil mi? Bunlara 3 tane koyun verin, kaybedip gelirler' dedi. Gazeteci Savaş Ay'ın o dönemde hazırladığı programı anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti: 'Savaş Ay ne güzel yakalamış, Allah rahmet etsin. Ne diyor genel müdür? Sen yönetmiyor musun burayı? Ne bu hal?' diyor. Aman yarabbim sağlam gir, oradan hasta çıkarsın. Ama şimdi hastanelerimizin haline bak. Aynen öyle. Orada hala sırıtıyor bir de. Orada yavrunun sol kolunu kesmişler, 'Tabii ki bu iyi değil' diyor. 'İyi değil' diyor. Hale bak. Gözün yaşlansın ya bir kol gitti, 3 yaşında çocuk. Ruh yok, ruh. Biz sağlıkta yeni bir sayfa açtık. Seksen ilimiz gibi Malatya da bundan faydalandı. Malatya'yı sağlık tesisleriyle donattık. Hastanelerimizi modern teknolojiyle buluşturduk. Önce Malatya'ya 640 yataklı bölge hastanesini kazandırarak, sağlıkta bir merkez konumuna yükselttik. Tamam mı? Oldu mu? Bitmedi ama. Bu bölge hastanemize 2 ihtisas alanında 300 yataklı bir ek blok daha yapıyor, hastanemizi büyüterek bir şehir hastanesi haline getiriyoruz.' İktidara geldikleri döneme kadar Malatya'da 36 kilometrelik bölünmüş yol yapıldığını bildiren Erdoğan, 'Biz ne yaptık 12 yılda? 277 kilometre. Biz buyuz' diye konuştu. Malatya çevre yoluyla ilgili kamulaştırma ve altyapı çalışmalarının sürdüğünü aktaran Erdoğan, 'Anlatacak çok şeylerimiz var. Ama yoğun çalışıyoruz. O makama, bu kardeşinizi gönderirseniz, bilesiniz ki yarım kalan eserler tamamlanacaktır. Yeni eserlerle yeni projelerle biz hizmete devam edeceğiz. Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik' ifadesini kullandı. Yoksul çocuklara özel okul imkanı Malatya'dan tüm öğrencilere ve velilere bir müjdeyi açıklamak istediğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Biz daha önce çıkardığımız bir yasayla ihtiyaç sahibi öğrencilerimizin özel okullarda okumaları için destek imkanı getirmiştik. Bununla ilgili hazırlıklar tamamlandı. Anneler, babalar bu çok önemli. Çok önemli bu. 2014-2015 eğitim öğretim döneminden başlayarak ihtiyaç sahibi öğrencilerimize katkı verecek, özel okullarda okumalarını temin edeceğiz. Böylece hem özel okulları teşvik ediyoruz hem de yoksul çocukların da özel okul imkanından faydalanmalarını sağlıyoruz. Devlet olarak biz, bu yıl okul öncesi eğitimde 50 bin öğrenciye yıllık 2 bin 500 lira özel okul desteği vereceğiz. 50 bin öğrencimize yıllık 3 bin lira özel ilkokulda okuma desteği vereceğiz. 75 bin öğrencimize yıllık 3 bin 500 lira özel ortaokulda okuma desteği vereceğiz. Yine 75 bin öğrencimize özel lise için 3 bin 500 lira destek vereceğiz. Öğrencilerimiz için, velilerimiz için eğitimde başlattığımız bu yeni adımın da hayırlı olmasını diliyorum.' Erdoğan, 'Pazar'a kadar durmak yok. Yoğun çalışacağız, gayret edeceğiz. Sandıkları patlatmaya var mıyız? Maşallah. Gönlümdeki özel yerini, pazar günü de inanıyorum ki Malatya aynen koruyacak. İnşallah büyük yatırımlarla Malatyamızı daha farklı yere taşıyacağız' dedi. Başbakan Erdoğan, '2023 Türkiyesini hep beraber hazırlayacağız. Şundan hiçbir endişeniz olmasın: Biz bu yolu beraber yürüdük. 'Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece' dedik. Gideceğiz' diye konuştu. 'Çatı değil, çakı gibi aday' Mitinge, Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Başdanışmanı Binali Yıldırım, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Güldal Akşit, Malatya ve çevre illerin AK Partili milletvekilleri ve Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır katıldı. Erdoğan, konuşmasının ardından eşi Emine Erdoğan ile vatandaşlara, üzerinde Erdoğan logosu bulunan tişörtlerden dağıttı. Miting alanındaki 'Çatı değil, çakı gibi aday' pankartı dikkati çekti. AA
Genelkurmay: Sınırdan Türkiye'ye Ateş Açıldı
Genelkurmay Başkanlığı, Suriye-Türkiye sınırında, Suriye tarafında bulunan 8-10 kişilik silahlı grubun, Mobil Yol Kontrol Unsurlarının (MYKU) üzerine ateş açtığını bildirdi.Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde önemli sınır olaylarıyla ilgili bilgi verildi. Buna göre, Türkiye-Suriye hududunda Kara Kuvvetleri 1'inci Hudut Alay Komutanlığı (Kilis), İnanlı Hudut Karakol Komutanlığı sorumluluk sahasında, Hudut Devriye Timi (HDT) tarafından, Birinci Derece Askeri Yasak Bölgede, Türkiye'ye doğru yaşa dışı geçiş teşebbüsünde bulunan 45-50 kişilik grup tespit edildi. Bu durum üzerine, bölgeye bir Mobil Yol Kontrol Unsuru (MYKU) sevk edildi. MYKU personeli, şahıslara 'Dur'' ikazında bulundu. Şahısların ikaza uymayarak hududa yaklaşmaya devam etmesi nedeniyle, MYKU tarafından havaya uyarı atışı yapıldı. Bunun üzerine söz konusu şahıslar mayınlı sahadan Suriye istikametine geri kaçtı ve böylece yasa dışı geçiş teşebbüsü engellendi. Yasa dışı geçiş teşebbüsünün engellenmesinin ardından, sınırın Suriye tarafında bulunan zeytinlik alandan 8-10 kişilik silahlı grup tarafından MYKU üzerine kaleşnikof piyade tüfeğiyle ateş açıldı. MYKU personeli tarafından da derhal ateşe ateşle karşılık verildi. MYKU tarafından açılan karşı ateş sonucunda, Suriye tarafında bulunan bir şahsın taşınarak geri çekildiği, diğer şahısların ise Suriye tarafına kaçtığı gözlemlendi. Olayda unsurlar herhangi bir zayiat vermedi. Olay hakkında Kilis Valiliğine ve Kilis Cumhuriyet Savcılığına bilgi verildi. Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde 1-7 Ağustos'ta ele geçirilen personel ve malzemelere ilişkin bilgilere de yer verdi. Buna göre, Suriye sınırında, bin 828 şahıs ile iki makineli tabanca, 10 makineli tabanca şarjörü, bir tabanca, 2 bin av tüfeği fişeği, 3 bin 420 litre akaryakıt, 20 gram uyuşturucu madde, 281 şişe alkollü içki, 7 cep telefonu, 3 bin 661 karton sigara, 134 büyükbaş/küçükbaş havyan, iki adet yük hayvanı, 7 muhtelif motorlu araç, 1 köstebek makine, bin 359 kilogram muhtelif gıda maddesi, 80 muhtelif giyim eşyası, 580 kilogram bakır, 180 kilogram muhtelif hurda malzeme, 827 bin 200 Suriye Lirası, bin 605 Amerikan Doları ve akaryakıt kaçakçılığında kullanılan 8 bin metre boru ele geçirildi. İran sınırında ise 80 kişi yakalandı, bin 785 litre akaryakıt, 55 muhtelif giyim eşyası 3 yük hayvanı ele geçirildi. Irak sınırında 73, Yunanistan sınırında 342, Bulgaristan sınırında 210, Gürcistan sınırında ise 1 kişi yakalandı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hudut Birlikleri tarafından ele geçirilen malzemeler, kolluk kuvvetlerine teslim edildi. Akaryakıt kaçakçılığında kullanılan bidon ve borular, ilgili cumhuriyet savcılığı talimatıyla imha edildi. 'Türk savaş uçaklarının, Irak hava sahasında uçtuğuna ilişkin iddialar gerçeği yansıtmamakta' Genelkurmay Başkanlığı, Türk Hava Kuvvetlerine ait savaş uçaklarının, bugün Irak hava sahasında uçtuğuna ilişkin iddiaları yalanladı. Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer alan açıklamada, 'Türk Hava Kuvvetlerine ait savaş uçaklarının, 7 Ağustos'ta Irak hava sahasında uçuşlar icra ettiğine ilişkin iddialar gerçeği yansıtmamaktadır' denildi.AA
Amberin Zaman'dan Erdoğan'a Yanıt: 'Önce İnsan Ol'
Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan, önceki akşam CNN Türk'te yayınlanan Şirin Payzın'ın Kemal Kılıçdaroğlu'nu konuk ettiği ve kadın gazetecilerin de sorularıyla katıldığı 'Ne Oluyor' adlı programda yer alan Taraf gazetesi köşe yazarı Amberin Zaman için de ağır ifadeler kullandı. Erdoğan, 'Oradan da gazeteci kılıklı bir militan çıkmış, edepsiz bir kadın, 'Müslüman ülkede bunu beklemek zor değil mi' diyor. Haddini bil haddini. Eline vermişler bir kalem, gazete köşesinde yazıyorsun. Çıkarıyorlar seni işte böyle malum Doğan grubunun televizyonuna, oradan da saygısızca yüzde 99'u Müslüman olan bu halka hakaret ediyorsun. Karşılıklı oturmuşlar, hem seçmene hakaret ediyorlar hem Müslümanlara hakaret ediyorlar. Siz bu kafayla devam edin. Bidon kafalı dediniz, göbeğini kaşıyan adam dediniz, sorgulamayan kitle diyorsunuz şimdi. 'Müslaman' diyerek aşağılamaya devam edin. Bu millet sizi bunun için hiçbir zaman iktidara getirmeyecek' diye konuştu. Amberin Zaman, Erdoğan'ın bu sözlerine Taraf'taki köşesinden şu yazısıyla cevap verdi: Önce insan ol! Geçen salı gecesi CNNTürk’te katıldığım bir programda CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye’de ahlaki çöküş yaşandığını ve halkın bir kısmının sorgulama yeteneğine sahip olmadığını savundu. Kılıçdaroğlu düşüncelerini şu sözlerle ifade etti: “Bir kitle var ki bu yüzde 25 ile 35 arasında değiştiği söyleniyor... Bu kitle hiç bir şeyi sorgulamıyor.” Ben de bu görüşüne cevaben dedim ki: “Bunu Türkiye’de, bir Müslüman ülkesinde beklemek biraz zor değil mi? Çünkü neticede İslam, merkezine bireyi değil cemaati alan bir din.” Bu cümlem üzerine yazar Levent Gültekin’in lügatimize kazandırdığı “Erdoğanistler” bir linç kampanyası başlattılar. Kendilerine dindar diyen bu kişiler ağza alınamayacak küfür, hakaret ve tehdidi üzerime yağdırdılar. Kimi hemcinslerim dâhil. Yeni Şafak konuyu dün manşetine taşıdı. Fotoğrafımı basmayı da ihmal etmedi. Beni açıkça hedef gösterdi. Başbakan dün koroya katıldı. Meydanlarda beni yuhalattı. Peki, bakaracı makaracılar değil de ben mi dine, Müslümanlığa hakaret ettim? Bana yapılan linç kampanyası benim özetlemek istediğimin tam da bir özeti. Düşünmeden, tartışmamdan, ikna yoluna başvurmadan grup refleksiyle topluca hakaret ediyorlar. “İslam bireyi değil cemaati esas” alır dedim. Peki, Türkiye temelinde bu tespitim yanlış bir tespit mi? Siz yıllarca “cemaatte rahmet vardır” deyip bütün insanları bir çatı altında toplanmaya çağırmamış mıydınız? “Yalnız kalan koyunu kurt kapar” diye hadisler üretmediniz mi? Düşünmeyen, tartışmayan cahiliye toplumlarını özgürleştirmek için gelen İslam’dan anladığınız bu mu? Bütün İslam dünyasında cemaatler, tarikatlar, siyasi hareketler etrafında toplanan milyonlar var. Bu hareketler içerisinde yer alıp da bağımsız hareket eden tek bir birey gördünüz mü? Bağımsız hareket eden bireylerin o yapılar içinde barındırılmadığını hepimiz bilmiyor muyuz? Kaldı ki beni linç edenlere şu soruyu sormak istiyorum: Hayatınızda tek bir kez olsun mensubu olduğunuz cemaat, tarikat, siyasi hareket liderinden işaret almadan oy kullandınız mı? Çok beğendiğiniz hâlde başka partilere oy verebildiniz mi? Dindar çevrelerin en büyük mottosu “kol kırılır yen içinde kalır” değil mi? Bu ne anlama geliyor? Hatalara bireysel açık itirazlar yapılmaz anlamına gelmiyor mu? Bu tavrınızla hem İslam’ı hem Müslümanları dünyanın gözünde değersizleştirdiniz 2. sınıf vatandaş durumuna düşürdünüz, farkında mısınız? Daha geçen gün kurtarıcı gözüyle baktığınız Başbakan Erdoğan “bize itiraz eden, farklı çizgi izleyen herkes kaybetti” demedi mi? Bu ne anlama geliyor? Yanlışı söyleyen herkesi kapının önüne koyduk ve o da siyaseten yaşayamadı anlamına gelmiyor mu? Neden Erdoğanistler bütün “AK gerçekleri” bildikleri hâlde kendi tabanlarında bu düzenin devam etmesi için çırpınıyorlar? Kur’an da “Düşünüyor musunuz”, “Akletmiyor musunuz” diye kaç kez soruyor. Tek bir gün Türkiye’nin geldiği noktayı düşünüp aklettiniz mi? İslam adına insanları kafalarını kesenlerin yolgeçen hanı hâline nasıl geldiği üzerine kafa yordunuz mu? Alevileri, Gürcüleri, Ermenileri aşağılamanın caiz olup olmadığını kendinize sordunuz mu? Şimdi kalkmış durumunuzun resmini çeken bir Müslüman kadını linç ediyorsunuz. Çünkü kadınlar daha kolay lokma değil mi? Hem bu din sadece sizin dininiz mi? Size imanın kimde olduğunu belirleme yetkisi mi verildi? Müslümanların içinde bulunduğu duruma, bana “Yahudi kahpe”, “Git IŞİD’in cariyesi ol” diyerek aklınızca aşağıladığınızı zanneden sizlerden daha çok üzüldüğüm muhakkak. Tek farkımız bunun sorumlusunun sizin gibiler olduğunu söylüyorum. Size yaptığım eleştiriyi İslam’a bir hakaret olarak göstererek kendinizi kurtaramazsınız. Hadi diyelim bu dünyada kurtardınız, yaptıklarınızdan dolayı en küçük bir utanma, vicdan acısı hissetmediniz. Ya çok önemsediğiniz ahirette bu yaptıklarınızı nasıl açıklayacaksınız? Bir Müslüman olarak soruyorum.Demokrat Haber
1 Litre Atık Yağ 1 Milyon Litre İçme Suyunu Kirletiyor
Türkiye’de her yıl yaklaşık 1,7 milyon ton bitkisel yağ tüketiliyor. Bunun yaklaşık 350.000 tonu bitkisel yağ atığı olarak tüketilemez hale gelir. Su ve toprağa karışması halinde çevreye ciddi zarar veren bitkisel atık yağlar, evsel atık su kirliliğinin de % 25’ini oluşturuyor.Peki atık yağ nedir? Çevreye nasıl zararlar veriyor? İşte 7 soruda atık yağ kullanımı ve geri dönüşümü…. Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği kapsamında, bitkisel ham yağ rafine sanayinden çıkan soap-stock, tank dibi tortu ve yağlı topraklar, kullanılmış kızartmalık yağlar, çeşitli tesislerin yağ tutucularından çıkan yağlar ve kullanım süresi geçmiş olan bitkisel yağlar, bitkisel atık yağ olarak tanımlanmaktadır. Türkiye'de her yıl yaklaşık 1,7 milyon ton bitkisel yağ tüketilmektedir. Yağ rafinasyon prosesi sonucu ve elde edilen yağın tüketimi sonucu yaklaşık 350 bin ton bitkisel atık yağ oluştuğu tahmin edilmektedir. Her 100 kişiden 90’ı kullanılmış atık yağları lavaboya dökerek temizliyor. Lavaboda dökülen yağlar atık sularla birlikte kanalizasyonlara, göllere ve denizlere karışıyor. Yağlar çöpe döküldüklerinde ise çöplük alanlarda önce toprağa daha sonra kullanılabilir yer altı sularına karışıyor. Atık yağlar ekotoksik özelliğe sahiptir. Çevreyi kirletmekte ve bulunduğu ortamda yaşayan canlılara zarar vermektedir. Yeraltı sularını kirletmekte, sualtı canlı varlıklarını etkilemekte, kanalizasyon sistemlerinde ve atık su arıtma tesislerinde tıkanıklıklara ve kirlilik yükünün artmasına neden olarak işletim ve bakım maliyetini arttırmakta, toprağa döküldüğünde kirlenmelere neden olmaktadır. 1 lt atık yağ 1 milyon litre içme suyunu kirletebiliyor. Yapılan araştırmalarda atık su kirliliğinin % 25’ini kullanılmış bitkisel ve hayvansal yağların oluşturduğu bulunmuştur. Arıtılmayan atık suların içindeki bitkisel ve hayvansal atık yağlar, denizlere, göllere ve akarsulara ulaştığında suyun kirlenmesi ve sudaki oksijenin azalması sonucu; başta balıklar olmak üzere ortamdaki diğer canlılar üzerinde büyük tahribata yol açmaktadır. Ayrıca atık bitkisel yağlar özgül ağırlıkları nedeniyle su yüzeyini bir film tabakası gibi kaplamakta ve oksijen transferini önleyerek su altı canlı varlığını yok etmektedir. Atık yağlar deniz anası oluşumunu da hızlandırır. Kullanılmış yağlar lavaboya döküldüğü zaman dren sistemine sıvanmakta, kanalizasyon borusu iç cidarında diğer atıkların yapışmasına ve zamanla borunun daralmasına neden olmaktadır. Bu şekilde tıkanıklıklara ve taşmalara neden olarak kanalizasyon sistemine ve arıtılması gereken atık yükünü arttırarak atık su arıtma tesislerine zarar vermekte ve bakım ve işletme maliyetini arttırmaktadır. ABD’nde yapılan bir araştırmaya göre lavaboya dökülen atık yağlar, kanalizasyon sistemlerinin % 40 oranında tıkanmasına neden olmaktadır. Bitkisel Atık Yağ Yönetmeliği’ne göre atık yağ üreticisinin yükümlülükleri şöyle: Madde 10 — Atık yağ üreticileri; a) Atık yağları diğer atık madde ve çöplerden ayrı olarak biriktirmek, b) Faaliyetleri sonucu oluşan atık yağların biriktirilmesi için sızdırmaz, iç ve dış yüzeyleri korozyona dayanıklı bidon, konteynır ve tank gibi toplama kaplarını kullanmak, c) Atık yağları lisanslı taşıyıcılarla lisanslı geri kazanım veya bertaraf tesislerine göndermek, d) Atık yağ sevkiyatında ulusal atık taşıma formu kullanmak ve her taşımadan sonra bunların bir kopyasını ilgili valiliğe göndermek, bu belgeleri beş yıl süreyle tesiste muhafaza etmek Yönetmeliğe aykırılık Çevre Kanununun 24. maddesi uyarınca, aykırı hareket edenlere 2872 sayılı Çevre Kanununun 20 (r) bendine istinaden idari para cezası gerçek kişilere 31.745 TL, Kurum/kuruluş ve işletmelere 95.235 TL uygulanmaktadır. Kızartma yağları, plastik, metal vb. farklı biriktirme kaplarında biriktirilerek Çevre ve Orman Bakanlığı ya da belediyelerin atık toplama merkezlerine gönderilebilir. Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliğine göre bitkisel atık yağların geri kazanımı, bitkisel atık yağların Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan çevre lisansı almış geri kazanım tesisleri tarafından geri dönüştürülür. Belediyeler tarafından belirlenmiş atık yap toplama merkezlerine temizcevreengelsizhayat.org adresinden ve 444 9 929 telefonundan ulaşılabilir. Yönetmelik gereğince; lokantalar, sanayi mutfakları, oteller, tatil köyleri, motel ve yemekhaneler, hazır yemek üretimi yapan firmalar ile diğer yerlerden çıkan bu atık yağlar İstanbul’da Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan lisans almış firmalar tarafından toplanması gerekmektedir. Lisanslı taşıma aracı; beyaz renkte ve araç kasasının veya tankının her iki yüzünde yeşil renkte, dikey yüksekliği en az 20 cm olan Bitkisel Atık Yağ Taşıma Aracı ibaresi bulunacaktır. Taşıma araçlarının kasa veya tankları; sızdırmaz, koku önleyen ve kolaylıkla temizlenebilir bir sisteme sahip olması zorunludur. Toplanan bitkisel atık yağlar fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçirilerek biodizel yakıta dönüştürülmekte ve dizel motorlarda yakılarak imha edilir. Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliğine göre bitkisel atık yağların geri kazanımı, bitkisel atık yağların Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan çevre lisansı almış geri kazanım tesisleri tarafından toplanarak endüstride kullanılacak yarı mamul (külçe sabun, stearin, kimya sanayinde kullanılacak hammadde ve benzeri) ve ürün (sabun, biyodizel ve benzeri) ürünlerin elde edilmesinde kullanılır. Petrol, kömür doğal gaz gibi alışılagelmiş bu enerji kaynakları rezervlerinin sınırlı oluşu ve petrol krizleri buna bağlı olarak artan fiyatlar ülkeleri hem çeşitli tasarruf önlemlerine hem de yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesi konusuna yöneltmiştir. Yağlı tohum kökenli çeşitli sıvı, katı ve gaz yakıtlar alternatif yakıt olarak üretilmekte ve kullanılmaktadır. Bu yakıtların önemli bir bölümünü de motorine ve fuel-oil’e alternatif sıvı yakıtlar oluşturmaktadır. Bitkisel yağlar doğrudan veya modifikasyon teknikleri ile motorine ve fuel-oil’e alternatif olarak değerlendirilmektedir. Ozon tabakasına olan olumsuz etkiler biyodizel kullanımında dizel yakıta nazaran % 50 daha azdır. Asit yağmurlarına neden olan kükürt bileşenleri biyodizel yakıtlarda yok denecek kadar azdır. Kaynaklar cygm.gov.tr atikyönetimi.kadiköy.bel temizcevreengelsizhayat.org
'Öyle Bir Felaket Hayatımda Görmedim'
Siirt'te Alkumru Barajı yakınlarında piknik yaparken suya kapılanlardan biri olan ve kurtarıldıktan sonra hastanede tedavi edilen 38 yaşındaki Ercan Olgun, taburcu olduktan sonra yaşadıklarını DHA'ya anlattıPiknik yaptıkları yerdeki suyun sadece 20 santim derinliğinde olduğunu belirten Ercan Olgun, şöyle devam etti: 'Yani ayakkabılarımızla basarak geçtik gittik, oturduk. Yemeğimizi, mangalımızı pişirdik. Tam yiyecekken bağırma sesini duyduk yukarıdan. Üst taraflar da doluydu, yukarılar da hep kalabalıktı. Kaçmaya çalıştık. Öyle bir felaket hayatımda görmedim. Önce kızım suyun akışına kapıldı, onu kurtardım. Sonra geri döndüm bu sefer eşimi, oğlumla çıkardık. Tabi o arada nefesimiz tükendi, diğerlerini kurtaramadık. Diğerleri de kenetlendi birbirlerinin elini tutarak Kelime-i Şehadet getirerek orada beklediler. Ben de arabama atlayıp köprünün üzerine ana yola çıktım. Ana yolda bir vatandaşı durdurdum. Hacı Beşir adında. Dedim ki 'Cep telefonunu ver bizim telefonlar hiç çalışmıyor hepsi su doldu:' Jandarmayı aradım. Onlara 'Şu an suyun içinde 30 tane insan mahsur durumda lütfen acilen bir şeyleri yapın en azından kapakları kapatın' dedim. Onlar ise 'O kapakları ancak Vali kapatabilir' dedi. Sonra 'O zaman Vali'yi arayın' dedim. 'Tamam ilgili yerlere söyleyeceğiz' dediler. 10 dakika sonra ambulanslar geldi. 112 Acil'e buradan çok teşekkür ediyorum. 10 dakika içinde 10-15 ambulans seferber ettiler oraya. Geri döndüm olay yerine o sıra olay yerinde hiç kimse kalmamıştı. Hepsi sürüklenmişti. Sağ tarafa kayanlar, kayalık tarafa kayanlar boğuldu gitti. Sol tarafa ağaçlıklara asılarak yarı baygın durumda olanlar vardı. Geri dönüşte onları gördük, kurtardık. Mesela yeğenim Emre 2 kilometre sürüklenmişti. Ağaçların arasında yarı baygın durumdaydı. Sağ olsun 112 Acil en son sedye indirerek kurtardı. Derin bir yerdi de orası. İki bayan ve bir erkek daha kurtardık oradan. Diğerlerine ulaşamadık.' GELİN DEDİM, GELMEDİLER Olay sırasında siren sesi duymadıklarını da kaydeden Ercan Olgun, 'Olay sırasında kesinlikle hiçbir siren sesi duymadık biz. Eğer siren sesini duysaydık zaten siren sesinden birkaç dakika sonra veya yarım saat sonra suyu bırakıyorlar. Yani biz eğer o siren sesini duymuş olsaydık herkes oradan çekilecekti. Bu arada ben onlara söyledim bu tarafa gelin, onlar suda adanın ortasında kaldılar. 3 aile bacanağım başta olmak üzere ve bu şehit olanlar adanın ortasında kaldılar. Bağırıyorum onlara 'Gelin bu tarafa sizi kurtaracağım' diye. Birisi bana arabanın anahtarını atıyor 'Sen arabamı kurtar biz kurtulacağız' zaten. Neyse arabasını yukarı çıkardık ne dediysek gelmiyorlar. Ne o tarafa gidiyorlar ne bu tarafa geliyorlar, ama bağırıyorlar çağırıyorlar 'Bizi kurtarın. Bana ip at' diyor. O alanda nereden ip atacağım. Vallahi artık kendimizi zor kurtarabildik oradan. Bacanağım, onlar da kendilerini suya bıraktılar. Onlar da tam 10 metre kala suyun ortasında halsiz düştüler. Çocuğum Süleyman kızının üzerine atladı kızını çıkardı oradan. Bir bidon attık diğer çocuğa o da bidonu tutarak 10 metre mesafe kat ederek ileriye geldi.' HELİKOPTER GELSEYDİ KURTULURLARDI Nehir yatağına gelen suyun kısa sürede 10 metreye ulaştığını belirten Ercan Olgun, şunları anlattı: 'Böyle bir durum oldu çok acı bir haberdi ama keşke jandarmaya söylediğim zaman jandarma bize bir helikopter gönderseydi. Hiçbirine bir şey olmayacaktı. Bir helikopter gelseydi oraya inecekti su daha 1 metreydi daha aşmadan hepsini kurtaracaktı. Ama söylememize rağmen maalesef bize sadece ambulans gönderdiler. Ambulansta 4-5 kişi kurtardı ambulanstaki görevliler su kenarına gelenleri kurtardılar. Kurtarma ekipleri ambulanstan önce gelmesi gerekirken, ambulanstan sonra geldi. Su öylesine birden bire geldi ki... Sürekli pikniğe gittiğimizde görüyoruz, su yavaş yavaş yükseliyor ama bu sefer öyle bir şey oldu ki 15-20 dakika sürmedi su 10 metreyi geçti. Arabalar suyun altında kaldı. Yani hayatımda böyle şey görmedim. Televizyonlarda görüyoruz fırtına olaylarını falan ama burada öyle bir şey görmedim halen de şoktayım. O çocukların çığlıkları benim kulağımda sabaha kadar yatmadım. Zaten gece yarısı çıktım hastaneden. Ben o çocukların çığlıkları belki ömür boyu benim beynimde kalacak.' BABA VE İKİ KIZI TOPRAĞA VERİLDİ Siirt'te Alkumru Barajı faciasında yaşamlarını yitiren Osman Parlaküşer ile kızları Betül ve Şeval Parlaküşer'in cenazeleri ise otopsileri tamamlandıktan sonra ailelerine verildi. Osman Parlaküşer ile kızları Betül ve Şeval'in cenazeleri Aydınlar İlçesi üzerinde bulunan Zevye mezarlığında Siirt Valisi Mustafa Tutulmaz, Siirt Emniyet Müdürü Metin Özkan, İl Jandarma Komutanı Albay Şenol Yeloğlu ve Siirt AK Parti Milletvekili Osman Ören ve çok sayıda vatandaşın katılımıyla toprağa verildi. Osman Parlaküşer'in suda kaybolan kızı 10 yaşındaki Semanur Parlaküşer'i arama çalışmaları ise halen devam ediyor. Felat BOZARSLAN-Bayram BULUT/Turan KOYUNCU - Siirt DHA
'Askere Yaylım Ateşi Açıldı'
Genelkurmay Başkanlığı, Hatay sınırında devriye görevi yapan askerlerin üzerine Suriye tarafından Kalaşnikof tüfeklerle ateş açıldığını ve askerlerin karşılık verdiğini, olayda ölen veya yaralanan olmadığını açıkladı.Genelkurmay Başkanlığı, Hatay'da devriye görevi yapan askerlere yaylım ateşi açıldığını duyurdu. Açıklamada, şu bilgilere yer verildi:'Türkiye-Suriye hududunda, Kara Kuvvetleri 2'nci Hudut Alayı Hatay Kavalcık Hudut Karakol Komutanlığı sorumluluk sahasında, 20-25 şahsın Suriye'den Türkiye istikametine doğru yaklaştığı tespit edilmiş ve Mobil Yol Kontrol Unsurları (MYKU) tarafından şahıslara 'Dur' ikazında bulunulmuştur. 'Dur' ikazına uymayan şahısların sınıra yaklaşmaya devam etmesi üzerine, MYKU tarafından havaya uyarı ateşi yapılmıştır. Uyarı ateşine grubun gerisinde bulunan ve Suriye topraklarında mevzilenen kişiler tarafından Kaleşnikof piyade tüfeği ile 20-25 el ateş açılmıştır. Bunun üzerine MYKU tarafından anında karşılık verilmiş ve açılan karşı ateş sonucu şahıslar Suriye istikametine doğru kaçarak gözden kaybolmuşlardır.Yine Kavalcık Hudut Karakol Komutanlığı sorumluluk sahasında, 8-10 şahsın Suriye'den Türkiye istikametine doğru yaklaştığı tespit edilmiş ve MYKU tarafından şahıslara 'Dur' ikazında bulunulmuştur. 'Dur' ikazına uymayan şahısların sınıra yaklaşmaya devam etmesi üzerine, MYKU tarafından havaya uyarı ateşi yapılmıştır. MYKU'nun açtığı uyarı ateşi sonucu şahıslar Suriye istikametine doğru geri kaçmışlardır. Bu esnada Kavalcık Köyünden unsurlarımızı oyalamak maksadıyla bölgeye yaklaşık 8-10 motosikletli grup gelmiş, MYKU'nun açtığı uyarı ateşi sonucu şahıslar geri kaçmışlardır. Uzaklaşan gruptan 1 adet motosiklet ele geçirilmiştir.Ayrıca Hatay Hacıpaşa Hudut Karakol Komutanlığı sorumluluk sahasında bölgede hudut devriye faaliyeti icra eden MYKU tarafından, Asi Nehri üzerinde ve çevresinde toplam 600 litre akaryakıt bulunan 60'ar litrelik 10 adet bidon ve 1 adet sal tespit edilmiştir. Söz konusu akaryakıt dolu 10 adet bidon ve 1 adet sal Altınözü Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı ile tutanak tutularak olay yerinde kullanılmaz hale getirilmiştir.' DHA
‘İnsanlığın’ suya gömüldüğü an!
Avrupa’da bir ülkeye sığınmak için Kaçak yollardan bindikleri gemiden Atlas Okyanusu’na bırakılan 2 Senegalli’nin videosu denizcilik camiasını karıştırdı. Yaz ortasında çekildiği anlaşılan 7 dakikalık kayıtta, Batı Afrika ülkesi Liberya Bukhanan’da bulunan Lady Saliha adlı bir Türk şirketine ait kuru yük gemisinden 2 Afrikalı'nın deniz ortasında kaderlerine terk edildiği anlar yer alıyor.‘Balıklara yem olmazlarsa’ Görüntülerde çekimi yapan kişi, Deval Denizcilik’e ait Lady Saliha adlı gemide olduklarını ve Senegal’in Dakar limanından kaçak olarak binen 2 kişiyi gemide yakaladıklarını söylüyor. Daha sonra bidonlardan yapılmış ilkel sallara bindirilen 2 mültecinin deniz üzerindeki mücadelesi görüntülere yansıyor. Afrikalılardan biri sık sık ters dönen saldan denize düşerken, diğeri ise üzerinde 2 bidon su, ekmek ve 2 küreğin bulunduğu saldan düşmemek için çaba harcıyor. Bir iple gemiye bağlı bulunan sallardan biri 2 kaçak Senegalli’nin dengelerini tam olarak sağlamasının ardından ipten serbest bırakılıyor. Ardından da mülteciler, salları birbirine bağlayarak en yakın kıyıya doğru kürek çekiyor. Görüntüyü çeken denizcinin kaydın bir yerinde, 'Dakar’dan (Senegal'in başkenti) Lady Saliha gemisine kaçak yolla binen iki tane kaçağı gemiden indirmek için yaptığımız sallarla 10 mil açıktayız. Köpek balıklarına yem olmazlarsa” demesi dikkat çekiyor. ‘Günlerce aç kalacaklar’ Görüntülerde, bir salın diğerine göre çok daha dengesiz yapıldığı dikkat çekerken, sürekli denize düşen genç Senegalli tekrar tekrar sala çıkmak için çaba sarf ediyor. Genç Senegalli’nin sala çıkmak için yardım istediği Türk denizciler ise gülerek Afrikalı göçmeni duymazdan geliyor. Atlas Okyanusu kıyısında kaderlerine terk edilen 2 mültecinin akibetinin ne olduğu görüntülerden anlaşılamıyor. Görüntüyü çeken denizci, salda dengede durmaya çabalayan Afrikalılara bakarak, 'Günlerce aç kalacaklar... Garibanlar inşallah köpekbalıklarına yem olmazlar' diyor. Videonun sonunda yaptıklarının suç olduğunu fark eden denizcilerin 'Kamerayı kapatın' deme anları da kayıt altına alınıyor. Bir diğer görüntüde ise geminin Afrikalılardan hızla uzaklaştığı anlar yer alıyor.Firma: 'Karaya çıktılar' Geminin sahibi Deval Transport A.Ş. görüntülerin Mart 2013’te kaydedildiğini belirterek şu açıklamayı yaptı: 'Geminin o tarihteki kaptanından izahat talep edilmiştir. Gemi kaptanından alınan sözlü beyanata göre ilgili geminin Liberya’nin Buchanan liman sınırları içerisinde (okyanus ortasında değil - görüntülerin belirli bölümlerinde sahilin ne kadar yakın olduğu açıkça görülmektedir) demir yerinde demirli vaziyette yükleme yapmak üzere beklerken 16 Mart 2013 günü geminin yeke dairesinden gürültü gelmesi üzerine gemi kıç tarafı kontrol edilmiş ve geminin dışarısında, dümen yelpazesi üzerinde iki yabancı uyruklu kişinin bulunduğunu görmüştür.Ancak bu kişiler geminin ABD’ye gitmeyeceğini öğrendiklerinde geminin dümen yelpazesinden denize atlayarak karaya doğru yüzmek istemişlerdir. Gemi kaptanı, kişilerin yüzerek karaya gitme niyetlerinde olduklarını anlamış, karaya daha kolay çıkabilmeleri için birkaç sal ve küreği denize indirerek bu kişilere vermiştir. Bilahare, dürbünle yapılan takip sonrasında kişilerin karaya çıktıkları görülmüştür. Çıkan haberlerin kötü niyetle yapıldığı ortaya çıkmıştır.'Düşmanı bile olsa yardım etmeliydiGörüntüleri Milliyet'e değerlendiren Türkiye Denizciler Derneği, okyanus ortasında büyük bir suç işlendiğini belirtti. İlk sorumlunun geminin kaptanı olduğunu, videonun şirketten yeni ayrılan bir güverte elemanı tarafından intikam amaçlı kamuoyuna sızdırıldığını ileri sürdü.Derneğin hukuk danışmanı ve deniz hukuku uzmanı Ömer Faruk Bostancı, gemi kaptanının 'Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun'u ihlal ettiğini söyledi. Bostancı, 'İlgili kanunun 14. maddesi; ‘Her kaptan, denizde can tehlikesine uğramış olarak rast geldiği kimselere, düşman bile olsa, kendi gemisini, gemi adamlarını ve yolcusunu ciddi bir tehlikeye atmaksızın elinden gelen her yardımı yapmakla ödevlidir’ demekte. Yani kaptan, karşıdakinin vasfı ne olursa olsun, hatta düşman bile olsa yardımla mükelleftir. Bu yapılan ise insanlık dışı bir muameledir' dedi.1-3 yıl alabilirler Sorumluların 1-3 yıl arasında hapis cezası istemiyle yargılanabileceğini belirten Bostancı, denize bırakılan Afrikalıların ölmesi halinde cezanın artabileceğine dikkat çekti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen yaşam hakkı ilkelerinin de hiçe sayıldığını belirten Bostancı, BM’nin bu tür durumlarda kaçakları en yakın güvenli bir limanda bırakılmasını veya mülteci statüsü tanınmasını tavsiye ettiğini söyledi. 1974'te imzalanan Denizde Can Güvenliği Uluslararası Sözleşmesi'ni (SOLAS74) hatırlatan Bostancı, “Türkiye’nin 1980’den beri taraf olduğu sözleşmeye göre kaptanlar denizdeki kişilerin güvenliğinden sorumlu. Dernek olarak suç duyurusunda bulunacağız” dedi.‘Güvenli limana götürülmeliydi’ Adını vermek istemeyen bir gemi kaptanı ise Lady Saliha gemisi kaptanının kaçak yolcuyu nerede tespit ederse etsin ilk yapması gerekenin güvenli limana kadar götürmek olduğunu söyledi. Uzak yol kaptanı, 'Tespit edilen kaçak yolcuları kabul edecek bir sonraki limana kadar gemide personel ile birlikte yaşama katılmaları sağlanmalıydı. Bu şekilde gemiden tahliyeleri hayati tehlike arz ediyor. Ayrıca gemiyle gelen kaçak yolcu olduğunda, durum hakkında derhal pasaport polisi ve gümrük idaresine yazılı bildirim yapılmalıydı. Yasa dışı göçmen kaçakçılığıyla ilgili harekete geçen BM bir sözleşme hazırladı. 2000’de Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol tüm üye ülkelerin imzasına sunulmuştu” dedi.Göçmen gemisinde 100 çocuk ölmüşUluslararası Göçmenlik Örgütü (IOM), geçen hafta Malta’da göçmenleri taşıyan geminin batması sonucunda yaşanan faciada ölenlerin 100’ünün çocuk olduğunu açıkladı. IOM’ye konuşan göçmenler, insan kaçakçılarının kendilerini daha küçük bir gemiye geçirmek istediklerini ve geminin kaçakçılar tarafından batırıldığı iddialarını yineledi. Mısır, Sudan, Suriye ve Filistin’den gelen göçmenler, İtalya’ya gidebilmek için kaçakçılara 2 bin dolar ödeme yaptıklarını anlattı. IOM, şu ana kadar aralarında iki yaşında bir kız çocuğunun da olduğu 9 kişinin batan gemiden kurtulduğunu söyledi.
Ankara'da Karşılaşılan Şehir Hatalarından En Trajikomik 23 Tanesi
Daha önce yaklaşık 1 milyon kişi tarafından görüntülenen 'Türkiye'nin En Hatalı Şehri: Ankara - İşte Ankara'nın En Acayip 33 'Bug'ı' içeriğimizi yayınlayalı neredeyse 1 yıl olacak ama Ankara'daki hatalar çoğalıyor, sevgili Ankara'nın Bugları ekibi ve topluluğu da bu hataları vermeye devam ediyor.  Yine en komik Ankara'nın Bugları paylaşımlarından bir derleme yapmanın zamanı gelmiş dedik ve aşağıdaki fotoğrafları seçtik. Süper facebook yorumları ve daha fazla bug için, kaynak adresinden Ankara'nın Bugları Facebook sayfasını mutlaka ama mutlaka ziyaret ediniz, hatta siz de komikli ve garipli fotoğraflarınızı Ankara'nın Bugları'na yollayınız