Balyoz Davası Haberleri

Balyoz Davası ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Balyoz Davası ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Ebru Gündeş'in Zarrab'ı Ziyaretleri Tepki Çekti
17 Aralık soruşturmasında tutuklanan Reza Zarrab'ı cezaevinde eşi şarkıcı Ebru Gündeş'in görüş günleri dışında sık sık ziyaret etmesi ve her gün 45 dakika görüşme izni aldığı yönündeki iddialar, tutuklu ve hükümlü yakınlarının tepkisini çekti. Bu haberlere Balyoz ve Ergenekon davalarının tutuklu ve hükümlülerinin yakınları, tepki gösterdi. Balyoz davası hükümlüsü olan ancak sağlık sorunları nedeniyle tutuklu bulunmayan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun'un kızı Ece Saygun, Twitter'dan, 'Silivri'de ayda 1, sadece 45 dakika açık görüş yapılabilirken, Reza Zarrab'ı Ebru Gündeş ve İbrahim Tatlıses nasıl ziyaret edebiliyor? Ben hasta babamı bile her gün ziyaret etmek için özel izin alamamıştım. Ebru Gündeş nasıl bir sebeple almış bu izni?' dedi. Ergenekon davası sanığı gazeteci Tuncay Özkan'ın kızı Nazlıcan Özkan ise yine Twitter'dan, 'Bunun Ebru Gündeş özelinde kinlenmesine karşıyım ama her gün 45 dakika görüş izni veren savcı: Ben niye yılda 12 kez sarılabiliyorum babama?' diye sordu. Milliyet'in sorularını yanıtlayan Ece Saygun, 'Sıklıkla cezaevine yapılan ziyaretleri görünce insan haliyle düşünüyor. Babam tutuklandığının ertesi günü açık görüş bile yapamadık. Her ayın ilk çarşambasında görüşebildik' dedi. Odatv davasında 1 yıla yakın Silivri Cezaevi'nde tutuklu kaldıktan sonra serbest kalan gazeteci Doğan Yurdakul ise 'Tutuklu bulunduğum süreçte de kanser hastası olan eşim Güngör Yurdakul vefat etti. Eşimle son kez görüşüp gözlerinin içine bakabilmek ve vedalaşabilmek için izin istedim ancak kabul edilmedi' diye konuştu. Balyoz davası hükümlüsü emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri'nin eşi Nilgün Tanyeri, 'Bunun çifte standart olduğunu düşünüyorum. Annesinin babasının cenazesine yetişemeyenler, gidemeyenler oldu. 3 yıl bitti 4. yıla giriyoruz, bizim çığlıklarımızı kimse duymadı. Cezaevine yaptığım ilk ziyaret sırasında telli çamaşır giymem nedeniyle X-ray'den geçerken durduruldum. Kızım manto tutarak perdeleme yaptı, herkesin içinde çamaşırımı çıkarmak zorunda kaldım' dedi. Balyoz ve Ergenekon davalarında bazı sanıkların avukatlığını yapan Celal Ülgen uygulamayı şöyle eleştirdi: 'Ziyaretçiler kapsamında yasa ve yönetmelikler önünde tutuklu olan Cumhurbaşkanı'nın akrabası ya da işçi Mehmet efendinin de çocuğu olsun aynı statüdedir. Herhangi bir farklılık yoktur. Ergenekon ve Balyoz sanıklarına uygulanan, düşman ceza infaz hukukuydu. Şimdi de dost infaz hukuku uygulanıyor.' Cezaevinde görüşmeler Hükümlü ve tutukluların ziyaret edilmeleri hakkında yönetmeliğe göre yapılıyor. Yönetmelikte 'Hükümlü ve tutuklular,yakınları ile haftada bir kez olacak şekilde, üçü kapalı biri açık görüş olmak üzere ayda dört kez görüşme yapabilir. Belirlenen ziyaret günü ve saatleri dışındaki ziyaretleri ile tutuklu ve hükümlü yakınları dışında kalan kişilerin ziyaretlerine, makul sebep bulunması halinde Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazılı olarak izin verilebilir' deniyor. Reza Zarrab'ın avukatı Şeyda Yıldırım ise Gündeş'in sık sık eşini cezaevinde ziyaret etmesiyle ilgili, 'Öyle her gün görüşmesi söz konusu değil. Ebru Gündeş ile 2 haftada kez gittik. Normal eş ziyaret günleri var. Salı günleri ona gidiyor. Onun dışında da 2 kez savcılıktan izin alarak gittik. Görüşlerde kapalı olarak yapılıyor cam arkasından. İbrahim Tatlıses ise kendisi izin almış, biz orada tesadüfen karşılaştık. İnsanlar tuhaf tuhaf şeyler yazıyorlar. Üstelik Twitter'da beni de ekleyerek yazıyorlar. Bir araştırın, bir öğrenin de gerçeği ondan sonra çemkirin' dedi. Zarrab 21 Aralık sabahı tutuklanıp Metris Cezaevi'ne gönderildikten sonra eşi Ebru Gündeş'in cezaevini sık sık ziyaret ettiği ortaya çıktı. DHA muhabirleri Gündeş'i 23 Aralık'ta, 25 Aralık'ta ve en son 30 Aralık'ta cezaevine girerken görüntüledi. Gündeş'in savcılıktan her gün 45 dakika görüşme izni aldığı iddia edildi. Zarrab'ın annesi, babası ve kız kardeşi de 24 Aralık'ta ziyarete gitti. ensonhaber.com
Tutukluluk Süresi 5 Yıla İnerse Kimler Tahliye Olacak?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hükümetin hazırlamakta olduğu yeni demokratikleşme paketi çerçevesinde tutukluluk süresinin 5 yılla sınırlanmasına ilişkin yasa çalışması olduğunu açıkladı. Yasa ile, uzun süredir devam eden Ergenekon davası gibi davalarda halen tutuklu olan ve cezaları kesinleşmemiş sanıkların tahliyesinin önü açılacak. Yasa TBMM'den geçip, resmen yürürlüğe girdiğinde hemen salıverilecekler arasında gazeteci Tuncay Özkan, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol, Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Doğu Perinçek, Emniyet eski özel hareket dairesi başkanı İbrahim Şahın gibi isimler de yer alıyor. DANIŞTAY DAVASI SANIĞI ARSLAN DA ÇIKACAK Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay davası sanıkları da, yasanın çıkması halinde tahliye edilebilecekler. Danıştay sanığı Alparslan Arslan 22 Mayıs 2006'da tutuklanmıştı. Arslan ile birlikte halen bu davadan tutuklu olan diğer sanıklar ise, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Aykut Metin Şükre, Kenan Özay, Selçuk Özkan, Erkan Ayyıldız. CUMHURİYET'İ KURŞUNLAMA DAVASI SANIKLARI DA TAHLİYE OLABİLECEK Yine Ergenekon davasıyla birleştirilen Cumhuriyet gazetesine saldırı davası sanıkları Bedirhan Şinal ve Boğaç Kaan Murathan'a da tahliye yolu açılabilecek. HİLMİOĞLU'NUN 5 YILLIK TUTUKLULUĞU NİSAN'DA SONA ERECEK Sağlık durumundaki bozulma nedeniyle son dönemde ismi gündeme gelen İnönü Üniversitesi eski rektörü Fatih Hilmioğlu ise, yasadan hemen etkilenmeyecek isimler arasında. Yasa, TBMM'den geçtikten sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayı ile Resmi Gazete'de yayınlanacak ve Resmi Gazete'de yayınlandığı gün geçerlilik kazanacak. Hilmioğlu, 13 Nisan 2009'da tutuklanmıştı. 13 Nisan 2014'te hapishanede tutukluluk süresi 5 yılı tamamlayacak. Eğer yasa 13 Nisan'dan önce geçerse, Hilmioğlu da bu tarihte serbest kalacak. İlker Başbuğ'U ETKİLEMEYECEK Ergenekon davasıyla bağlantılı olarak, irtica eylem planından yargılanan Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un durumu ise, yasa geçse bile değişmeyecek. Başbuğ, 6 Ocak 2012'de tutuklanmıştı. Dolayısıyla 5 yıllık tutukluluk süresi, eğer o zaman kadar cezası Yargıtay tarafından onanmaz, yeniden yargılama olmaz ya da Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru çerçevesinde farklı bir karar almazsa, 6 Ocak 2017'de doluyor. BALYOZ SANIKLARI DA ETKİLENMEYECEK Yasa, tutukluluk süresini 5 yılla sınırlandırdığından, Balyoz davası sanıkları bundan etkilenmeyecek. Yargılananlar arasında MHP Milletvekili Engin Alan, Bilgin Balanlı, Gürbüz Kaya, Can Erenoğlu gibi isimlerin de olduğu Balyoz davasında, hüküm kararları Yargıtay tarafından da onandığından, bu isimler 'tutuklu' değil, 'hükümlü' sıfatı taşıyorlar. Dolayısıyla, eğer yeniden yargılama ya da Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru çerçevesinde farklı bir kararı olmazsa, haklarındaki hüküm kadar hapis yatmaları gerekiyor. İŞTE ÇIKACAK ERGENEKON SANIKLARI Ergenekon davasında en uzun süreli tutuklu bulunan isimler, Ümraniye'deki gecekonduda bulunan el bombalarının sahibi olarak adı geçen ve 12 Haziran 2007'de tutuklanan emekli Astsubay Oktay Yıldırım ile, aynı tarihte tutuklanan gecekondunun sahibi Mehmet Demirtaş. Bu isimleri, 15 Haziran 2007'de tutuklanan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile 18 Temmuz 2007'de tutuklanan İsmail Yıldız izliyor. YAZAR ERGÜN POYRAZ DA ÇIKACAK Yine Ergenekon tutukluları arasında yer alan ve 27 Temmuz 2007'de tutuklanan yazar Ergün Poyraz da, tutukluluk süresini 5 yılla sınırlayan yasanın çıkması halinde, bu yasadan yararlanarak tahliye olacak isimler arasında yer alıyor. Aynı davadan emekli binbaşı Fikret Emek 25 Haziran 2007'de, emekli yüzbaşı Mehmet Zekeriya Öztürk de 20 Haziran 2007'de tutuklanmışlardı. ODA TV TUTUKLU SANIKLARI Oda TV davasında tutuklu sanık yok.Yalçın Küçük, Ergenekon hükümlüsü olduğu için, Hanefi Avcı da Devrimci Karargah davasından tutuklu bulunuyor. 2008'DE TUTUKLANANLARIN TÜMÜ ÇIKACAK 2008 yılında tutuklananlar da, yasanın çıkması halinde tahliye edilecekler. 2008'de tutuklanan isimler ve tutuklandıkları tarihler şöyle; Veli Küçük- Emekli Tuğgeneral- 22 Ocak 2008 Sevgi Erenerol- Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın sözcüsü- 22 Ocak 2008 Sedat Peker- 19 Mart 2008* Semih Tufan Günaltay - Akın Birdal suikastinin azmettiricisi - 20 Mart 2008 Doğu Perinçek- İşçi Partisi Genel Başkanı- 21 Mart 2008 Hikmet Çiçek- İşçi Partisi Basın bürosu başkanı 25 Mart 2008 Kemal Kerinçsiz- Büyük Hukukçular Birliği Başkanı, avukat- 22 Ocak 2008 Fikri Karadağ- Emekli Kurmay albay, Kuvayı Milliye Derneği Başkanı- 22 Ocak 2008 Emekli Orgeneral Hurşit Tolon - 1 Temmuz 2008 Levent Ersöz- Emekli Tuğgeneral- 1 Temmuz 2008 Hasan Atilla Uğur- Emekli Albay- 1 Temmuz 2008 Tuncay Özkan- 23 Eylül 2008 Durmuş Ali Özoğlu- Toplumsal Dönüşüm Yayınevi editörü- 1 Temmuz 2008* Kemal Aydın- 1 Temmuz 2008 Tutukluluğu 5 yılla sınırlayan yasa, 2009 yılının Ocak ayında tutuklananların da tahliyesinin önünü açacak. Bu isimler şöyle; Mustafa Dönmez- emekli yarbay- 7 Ocak 2009 Mustafa Levent Göktaş- Emekli Albay- 7 Ocak 2009 Hasan Ataman Yıldırım- 7 Ocak 2009 İbrahim Şahin- Emniyet Özel Harekat dairesi eski başkanı - 7 Ocak 2009 KCK DAVASINDA EN ESKİ TUTUKLULAR NİSAN 2009'DAN Tutukluluk süresini 5 yılla sınırlayan yasanın hemen çıkması halinde, bundan ilk etapta yararlanacaklar arasında KCK sanıkları bulunmuyor. Çünkü KCK’ya yönelik ilk operasyon 14 Nisan 2009’da gerçekleştirilmişti. 14 Nisan’da Diyarbakır merkezli başlatılan ve 12 ilde eşzamanlı düzenlenen bu ilk operasyonda 53 kişi gözaltına alınmıştı. Zeynep Gürcanlı | HürriyetAskeri casusluk davası Yargıtay'da onandı. Tutuklusu yok. Mahkeme kararını açıkladığı gün tutuklular tahliye edildi.
Perinçek’e Tahliye Veli Küçük’e Ret!
Mahkemeler 19 Ergenekon sanığının tahliyesine karar verdi. Tahliyesine karar verilen son isimlerden biri Doğu Perinçek. Veli Küçük dahil 7 sanığın tahliye talebi ise reddedildi. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Anayasa Mahkemesi'nin 'hak ihlâli' kararı üzerine 7 Mart Cuma akşamı Silivri Cezaevi'nden çıkarken, Ergenekon davasının diğer sanıkları için de tahliyeler gündemdeydi. Özel Yetkili Mahkemeleri kaldıran ve tutukluluk süresini 7,5 yıldan 5 yıla indiren yasanın cuma günü yürürlüğe girmesiyle, 5 yılı aşkın süredir cezaevide bulunan tutukluların tahliyesine kesin gözüyle bakılıyordu. Zira cuma günü birkçok davada benzer tahliye kararları çıkmıştı. Ancak, 13. Ağır Ceza Mahkemesi bugün sürpriz bir karar verdi. Veli Küçük, Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Sedat Peker, Mustafa Levent Göktaş'ın da aralarında olduğu Ergenekon davası sanığı 33 kişinin tahliye taleplerini reddetti. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Özel Yetkili Mahkemeleri kaldıran yasanın anayasaya aykırı olduğunu, bu konudaki kararın HSYK tarafından verilmesi gerektiğini söyledi. Özese, bu konuda Anayasa Mahkemesi'ne başvurduklarını açıkladı. Diğer mahkemelerden tahliye kararları Bu karardan kısa bir süre sonra, 13. Ağır Ceza'nın 'tahliye talebi reddedildi' diye açıkladığı isimlerden Tuncay Özkan, Levent Göktaş ve Sedat Peker için tahliye kararı açıklandı. Bu kararı 21. Ağır Ceza Mahkemesi verdi. Mahkeme Tuncay Özkan ve Levent Göktaş'a yurtdışı yasağı koyarken, Sedat Peker'e aldığı ceza miktarını dikkate alarak yasak koymadı. Ardından tahliye taleplerini inceleyen çeşitli mahkemelerden peş peşe tahliye kararları çıktı. Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, Emekli Org. Hasan Iğsız, Alaaddin Sevim, Danıştay saldırısı sanığı Alpaslan Aslan, Albay Dursun Çiçek, Eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, Kemal Kerinçsiz, Yalçın Küçük, Teğmen Mehmet Ali Çelebi. gazeteci Merdan Yanardağ, Mehmet Demirtaş, Hikmet Çiçek ve Hasan Atilla Uğur için tahliye kararı verildi. Aralarında Veli Küçük'ün de bulunduğu 7 sanığın tahliye talepleri ise reddedildi. Aslan ve Çiçek cezaevinden çıkamayacak Dursun Çiçek, Balyoz davasından hüküm giydiği için, Alpaslan Aslan da 3 davadan kesinleşmiş toplam 4 yıl 2 ay cezası olduğu için cezaevinden çıkamayacak. Aslan'ın avukatı, bu cezanın yattığı süreden düşülmesini isteyeceğini açıkladı. İlk Tuncay Özkan tahliye oldu Silivri Cezaevinden ilk çıkan isim 1994 gün sonra tahliye olan Ergenekon sanığı Tuncay Özkan oldu. Özkan çıkışta yaptığı açıklamada, '6 yıl sonra zulmün bittiği, özgürlüğe kavuşytuğumuz bir gün olmasını çok isterdim. 6 yıl boyunca çektiğimiz sıkıntıların, gündem olmasını isterdim. Biz kin, husumet, öç alma duygusu içinde asla değiliz' dedi. Tuncay Özkan 1996'dan 2007'ye kadar 5 kez suikast girişimine uğradığını, 2007'de de öldürülmediği için hapse atıldığını söyledi. 'Bugün çıkarken dahi, aldıkları tavır ibretliktir, şeytanla yatağa girdiler, çarpılarak çıktılar' diye konuştu. Bozdağ: HSYK'yı göreve çağırıyorum Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Ergenekon mahkemesinin kararına ilişkin açıklamada, 'İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, kaldırılmış bir mahkemedir. Ortada olmayan bir mahkeme var. Burada görevli hakim ve savcıların görevleri sona ermiştir. Bunlar sadece ellerinde bulunan dosyaları devredebilirler. Bu işlemleri yapabilirler. Karar verme yetkileri yoktur. HSYK'yı göreve çağırıyorum' dedi. Mahkemenin ısrarı 13- Ağır Ceza Mahkemesi, davaya bakan mahkeme. Tahliye talepleri için yetkinin kendisinde olduğunu söylüyor. Sanık avukatları ise, 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin artık yok hükmünde olduğunu, tahliye taleplerinin nöbetçi mahkemelerce karara bağlanması gerektiğini savunuyor. Sanık avukatlarından Celal Ülgen, ilginç bir iddiada bulundu. Ülgen, hafta sonu 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin infaz koruma memurları aracılığıyla Ergenekon sanıkları tek tek tahliye dilekçesi topladığını iddia etti. Ve bu dilekçeler ışığında tahliye taleplerini reddettiği söyledi. Ülgen 'Biz avukatlar olarak mahkemeye böyle bir başvuruda bulunmadık. Bu mahkeme kanunla kaldırıldı. Mahkeme kanuna direniyor. Beni HSYK kurdu o kaldırsın nasıl der? Artık tarihe gömüldüler. Bunlar sadece direnmedir. Bu bir darbedir. Darbeyi yargılayanlar darbe yapmaya çalışıyor. Bazı nöbetçil mahkemeler de tahlliye taleplerine direnebilir.' dedi. Ülgen, tahliyelerle ilgili bir sorun yaşanmayacağını savundu. 'Sorun çıkması için legal bir kurum olmalıdır karşı tarafta. Legal bir kurum yok. Onun için verilen kararın kıymet-i harbiyesi yok' diye konuştu. Al Jazeera'nin görüşünü aldığı bir savcı ise, özel yetkili mahkemelere ellerindeki dosyaları teslim etmeleri için 15 gün süre tanındığını, bu süre içinde yetkinin de kendilerinde olduğunu söyledi. 13. Ağır Ceza'nın 'hayır' dediği isimler Mustafa Levent Göktaş, Mehmet Fikri Karadağ, Özkan Kurt, Ulaş Özel, İsmail Sağır, Mehmet Demirtaş, Hasan Ataman Yıldırım, Levent Ersöz, Muzaffer Tekin, Sedat Peker, Boğaç Kaan Murathan, Semih Tufan Gülaltay, Veli Küçük, Fikret Emek, Kemal Kerinçsiz, Serdar Öztürk, Yalçın Küçük, Aykut Metin Şükre, Ergün Poyraz, İbrahim Şahin, Kemal Aydın, Doğu Perinçek, Mehmet Bedri Gültekin, Turhan Özlü, Erkan Önsel, Hikmet Çiçek, Mehmet Deniz Yıldırım, Hasan Atilla Uğur, Tuncay Özkan, Durmuş Ali Özoğlu, Memet Zekeriya Öztürk, İsmail Yıldız, Oktay Yıldırım. Hukukçuların görüşü: Mete Göktürk - Eski Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısı: 'Özel yetkili mahkemeler kalkınca bu davalar ağır ceza mahkemelerine devredildi. İki mahkemenin aynı suçlara farklı kararlar verebildiğini görüyoruz. Tam bir hukuk karmaşası hakim. Bu kararlara itiraz etmek hâlâ mümkün. Tahliye kararı verilenler çıkacaktır, asıl mağdur olanlar tahliye kararı verilmeyenler.' Yusuf Utku Tekayak - Ergenekon davasından 10 yıl hapis cezası alan Sedat Peker’in avukatı: 'Özel yetkili mahkemeler kalkınca, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yetkisi kalmadı. Artık incelemeleri yapacak olan diğer mahkemeler. 13. Ağır Ceza hâlâ görevli olduğunu söyleyip tahliyeleri reddediyor; ama bunun çözümü başka bir mahkemeyle alakalı değil. Kararı Yargıtay verir. 13. Ağır Ceza’nın tahliyesini reddettiği kişiler de itiraz hakkını kullanmalı. Tutukluluk süresinin 5 yıla inmesiyle zaten 13. Ağır Ceza kendiliğinden tahliye kararı vermeliydi. Burada bir hukuksuzluk var. Anayasa’yı ihlâl ediyor.' Süreç Başbuğ'un tahliyesi ile başlamıştı Mahkemelere, yeni yasanın yanı sıra, İlker Başbuğ'un tahliye gerekçesine atıfta bulunarak yapılan başvurular da vardı. Anayasa Mahkemesi, davada 5 Ağustos'ta açıklanan kararın gerekçesinin hâlâ yazılmadığına, bu nedenle temyiz yolunun kullanılamadığına dikkat çekmişti. Sanık avukatları dilekçelerinde, 'Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edildiği' yönündeki yüksek mahkeme kararının tüm sanıkları ilgilendirdiğini, Başbuğ için verilen tahliye gerekçelerinin kendileri için de geçerli olduğunu belirtti. Cuma gününden itibaren İstanbul Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'ne bu iki gerekçeyle tahliye talebinde bulunanların sayısı 30'u geçti. Bu isimler arasında Yalçın Küçük, Sedat Peker ve Teğmen Mehmet Ali Çelebi de var. 5 yılı aşkın süredir cezaevinde olan ve müebbet hapis cezası alan gazeteci Tuncay Özkan, yine müebbet alan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Albay Hasan Atilla Uğur, Muzaffer Tekin, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Hikmet Çiçek, Mehmet Demirtaş ve Oktay Yıldırım da daha önce tahliye talebinde bulunmuştu. Tutukluluk süresini 5 yıla indiren yasanın yürürlüğe girmesinin ardından, ilk tahliye olan isim, Hrant Dink cinayeti davası sanığı Erhan Tuncel'di. 8 Mart Cumartesi günü de, Zirve Yayınevi cinayetleriyle ilgili davanın beş sanığı tahliye edilmişti. aljazeera.com.tr
Erdoğan: 'Belli ki CHP de Artık Haşhaş Almaya Başladı'
Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu’nun Genel Kurul'unda 'Bazı müjdeleri burada açıklamanın daha uygun olacağına karar verdim' diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ardından AK Parti'nin grup toplantısında konuştu.İşte Erdoğan'ın konuşmasından satır başları:BURADAN MÜJDELERİ VERİYORUMDün sabah Afganistan’da bir bombalı saldırı neticesinde hayatını kaybeden üç vatandaşımıza Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yakınlarımızın milletimizin başı sağ olsun diyorum. yaralanan vatandaşımıza da acil şifalar diliyorum. Gerek şirketlerimiz gerek çalışanlarımız askerlerimiz Afganistan’da sadece ama sadece barışı tesis etmek için orada bulunuyorlar. Yapılan saldırının ciddiyetle soruşturulmasının ve önlemlerinin alınmasının takipçisi olacağız.Pazar günü yani 1 Haziran’da 14 yerleşim biriminde seçimler gerçekleştirildi. Bu 14 birimden 13’nde seçimler yenilendi. Bir tanesinde de ilk kez seçim yapıldı. Kuşkusuz bu 14 yerleşim birimi içerisinde önemli merkezler Ağrı ve Yalova illerimizdi. Ağrı’da daha önce BDP’nin kazandığı görülüyordu, seçimin yenilenmesi kararı alındı. Pazar günkü seçimde BDP adayı kazandı. Yalova’da ise bizim AK Parti olarak itirazımız vardı. Tabi yapılan ittifak neticesinde Yalova’da da seçimi CHP adayı az bir farkla kazandı. 14 yerleşim birimi üzerinden bakıldığında 5 merkezde AK Parti, CHP 3 merkezde, MHP 3, BDP 2, Saadet Partisi bir yerde kazandı.'MHP VARLIĞINI İNKAR ETTİ'AK Parti yüzde 43,5 oy almıştı, 1 Haziran itibariyle de yüzde 45,5 oldu. Yani 30 Mart seçimlerine göre 13 yerleşim biriminde oy oranımız 2,5 puan artış gösterdi. CHP’nin oyu bir puan, BDP’nin 2,3 puan arttı. MHP’nin oyları 1,9 puan düştü. Oy oranlarındaki değişime baktığımızda, Yalova ve Ağrı’da AK Parti’ye karşı ittifakların yapıldığı net olarak görülüyor. Bunlara rağmen oy oranının AK Parti’ye yetişemediğini görüyoruz. 30 Mart’ta CHP ve MHP’nin toplam oy oranı yüzde 43 olmuştu, AK Parti’nin ise yüzde 45,5 olarak gerçekleşmişti. 30 Mart’ta bu 13 merkezde, CHP ve MHP’nin toplam oy oranı yüzde 33, AK Parti’nin yüzde 43’tü.Biz Ağrı ve Yalova’daki sonucu analiz ettik ediyoruz. Ancak bu mikro düzeydeki seçimin hem CHP hem MHP için çok önemli yeni dersler verdiğini ama her iki partinin de ibretlik dersler almasını özellikle tavsiye ederiz, bunu fark etmediklerini de görüyoruz. MHP bir kez daha varlığını siyasetini inkar etti. 1 Haziran seçimlerinde MHP’nin esamesi okunmadı. MHP 1 Haziran’da vazifesini benimsemiş halde kimliğini CHP’ye teslim etmiş oldu. CHP sadece Yalova üzerinden kendisi için başarı tablosu çıkartmaya çalışırken bugün de genel manzarayı görmekten kaçınıyor.Doğu’da BDP karşısında AK Parti’den başka parti var mı? Yok. AK Parti’nin karşısında da BDP’den başka parti yok. CHP siyaseti 780 bin kilometrekarede yapmıyor, MHP de yapmıyor. Kendileri için uygun vilayetler, uygun ilçeler aramak suretiyle siyaseti böyle sürdürmek istiyorlar. Bunun adı demokratik bir mücadeleyi ülkeye yaymak değildir, ya ben burada yapabilirim, başka yerde buna gücüm yetiyor, vaka budur.Türkiye’nin her tarafında AK Parti var. buna karşılık MHP ve CHP’nin toplam oyları bile AK Parti’ye yetişemiyor. 1 Haziran seçimleri cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir sonuç olacaksa, ortaya çıkan sonuç çatının bir kez daha uçtuğudur çöktüğüdür.Bakınız 30 Mart seçimleri de 1 Haziran seçimleri de MHP tabanında, etraflı şekilde bir değerlendirmeye tabii tutulmalı. MHP artık kendi varlığını kendi kimliğini inkar eden bir partiye dönüştürülmüştür. MHP’yi adeta bir vagon partiye dönüştürmüştür. 2012 halk oylamasında, terör örgütleriyle aynı safta yer almayı seçmiştir. 2011 seçimlerinde ağır bir hezimet daha yaşamıştır. MHP pensilvanya’nın kuklası haline getirilmiştir. Bu yapılanı MHP seçmenine ben haksızlık olarak görüyorum. MHP seçmeni gönül verdikleri partinin kimlerin yedeği haline getirildiğini görmelidir diye düşünüyorum. MHP’ye gönül vermiş kardeşlerime hatırlatmak isterim, CHP içinde sadece bir kanat yok, Suriye’nin eli kanlı rejimine destek veren bir CHP var, mezhep farklılıklarını körüklemek için tahriki yapan CHP var. öbür tarafta kalkıp şöyle Suriye’nin batısına doğru gittikçe Türkmen kardeşlerimiz var. bunların yanında yer alan AK Parti iktidarı var, onların karşısında yer alan CHP anlayışı var. Ey MHP sen de mi yoksa Türkmen kardeşlerimin yanında yer alıyorsun?Gezi olaylarında başı çeken polis asker katilinin sırtını sıvazlayan bir CHP var. Hakkari’de türk bayraklarını sallayamayan, Ankara’da bozkurt işareti yapan her türlü renge bürünebilen bir CHP var. Bir MHP’li nasıl olur da İstanbul’da duvarlara “Zülüm 1453’te başladı” diyen bir zihniyetin yanında yer alabilir? Ankara’da Türk bayrağını yakan bir zihniyetin yanında durabilir?'GEZİ'NİN YIL DÖNÜMÜNDE YİNE CHP VARDI'Gezi olaylarının yıl dönümünde yine CHP vardı, milletvekilleri vardı, ellerinden gelen her türlü oyunu oynadılar. CHP il ilçe başkanlıkları cumartesi günü, çeşitli illerde lojistik merkez görevi yaptılar. Gençleri sokağa çıkartmak için, sokakta polisle çatışmaya girmek için çağrı yaptılar. CHP ve o marjinal terör örgütlerinin çağrısına rağmen karanlık senaryo devreye sokulamadı. Polisimizin dik duruşu sayesinde geldikleri gibi gittiler. Bundan önceki gezi’de onlara destek veren sermaye vardı. Onlardan da destek gelmeyince şimdi çırılçıplak ortada kaldılar. İstanbul’un lüks kafelerinde isyan çağrısı yapanlar cumartesi günü avuçlarını yaladılar.Bir tane o CNN’nin dalvakuğu oralarda bir şeyler yapmaya çalışıyor. CNN International yerlisi, geçen yıl 8 saat aralıksız yayın yaptı. Niye? Ülkemi karıştırmak için. Şimdi de suçüstü yakalandı. Bunların böyle hani özgür tarafsız bağımsız basın diye bir şeyleri yok. Bunlar görevli görevli, bunlar adeta ajan görevi icra ediyorlar.CNN INTERNATIONAL MUHABİRİ GÖZALTINA ALINDI“AVUÇLARINI YALADILAR”Pensilvanya’dan kaos çıkması için avuçlarını ovuşturanlar gazetelerini TV’lerini Twitter’daki maskeli korkaklarını görevlendirenler de onlar da avuçlarını yaladılar. Gezi olaylarının yıl dönümünde, nefret dilini faşizmin İslamafobinin dilini kullananlar avucunu yaladılar. Biz bunları konuşunda, bu başbakan çok gerilimci. Sokakta polisime kurşun sıkacak, polisimi yakacak. Bir tanesi hayati tehlike içinde. Bunu konuşmayacaklar ama farklı bir şey olduğu zaman polis şamar oğlanı, öldür vur yarala. Bunun için her yol meşru. Polisin savunma hakkı bile yok. Böyle bir şey olabilir mi?“BİR GRUP TOPLANTIMIZDA BUNLARI YAYINLAMAK İSTİYORUM”Geçenlerde bu ne sabırdır dedim diye, beyefendiler rahatsız olmuş. Niye rahatsız oluyorsun? Sen bunu git de ABD’de yap bakalım. Git İngiltere’de İspanya’da yap bakalım. Sizlere de şöyle özellikle bazı çekimleri göstermek istiyorum. Bunları bir göreceksiniz nerede ne nasıl yapılıyor görmek lazım. Sürekli olarak bizim güvenlik güçlerimizi bu işlerde tahrik unsuru olarak hedef haline getirenler dünyada neyin nasıl yapıldığını görmeleri lazım. Onun için herhalde bir grup toplantımızda da buradan bunları özellikle yayınlamak istiyorum.“HEDEFİN NE OLDUĞUNU BİZLER DE AZİZ MİLLETİMİZ DE GÖRDÜK”Cumartesi günü beklenenin gerçekleşmeyeceği, isyan ve çatışma çağrılarının karşılık bulamayacağı zaten çok net biçimde görülüyordu. Bir yıl önce Ak Parti’ye, milletin iktidarına karşı o malum çevreler ellerindeki imkanları seferber etmişlerdi. Hatırlayın her yerden taarruz ettiler medya sosyal medya yazarlar, sözüm ona aydınlar, sözüm ona sanatçılar taarruz ettiler. Bu taarruzun içerisinde hepsi yer aldılar. İş dünyası, iş veren örgütleri yer aldılar. Başta CHP olmak üzere, milletten umudunu kesmiş siyasi partiler bu taarruzun içinde yer aldılar. Bu şiddet ve Vandalizm gösterileri dünyaya çevre protestosu gibi sunuluyordu. Hedefin ne olduğunu bizler de aziz milletimiz de gördük.Bir tane sanatçı müsveddesi şunu söylüyordu “hala bunun ağaç meselesi olmadığını anlamadınız mı”“DUVARLARA YAZDIKLARI YAZILAR UNUTULAMAZ”Camiye girerek orada her türlü, bizim cami adabımızın aksine, orada her türlü bira şişelerine varıncaya kadar, ayakkabılarıyla camiye girenleri nasipsiz olarak savunanlar var. hemen ilerisinde dozerle yaya kaldırımlarını söktüler. Biraz ileri gittiler başbakanlık ofisimizi yakma girişiminde bulundular. Duvarlara yazdıkları yazılar unutulamaz. Onlar tamamıyla küfürname. Kendi kişiliklerini ortaya koydular.Başbakan bunları savunsun, başbakan gerilimci. Bunları söylemeyecek miyiz? Bunları millete tanıtmayacak mıyız? Yanlarına kar mı kalacak? Öyle bir paralel yargı var ki, bir kapıdan alıyor oradan bırakıyor. Neymiş? Yasalar buna müsait değilmiş. Bütün bunları bu şekilde uygularsanız o zaman tabi ki bunlarla mücadele zorlaşır.Anadolu ve Trakya’nın iktidarda olmasını hazmedemeyenler sokağı kullanarak kendilerine göre darbe gerçekleştirmek istiyorlar.“SADECE SANDIKTIR…”Adama sorarlar demokrasi sandık değilse ne? Bunu bana anlat derler. Ha o zaman şurada gidersin. Dağda eli silahlı olanlarla mezrayı basarsın, dersin ki bak her ne kadar sandık önüne getiriliyorsa da bilesiniz ki sadece sandık değildir bak silahımız ensemizdedir. Buna mı evet diyeceğiz? Sadece sandık değil diyenlerin dediği budur. Sadece sandıktır, halkın iradesini birileri ipotek alma girişimine girmesin.“KAN VARSA SİZİN OLDUĞUNUZ YERDE VAR”Şu anda bakıyorsunuz Ağrı’da belediye başkanı seçilen kişi “devlet terörü” diyor. Ağrı’da devlet terörü estirilmiş. Şu ifadeye bak ya. Bir milletvekili olarak bu ülkede devlet teröründen bahseden bir insan önce aynaya bakmalı. Sen bir defa terörün desteğiyle belediye başkanı seçilen birisisin. Kan varsa sizin olduğunuz yerde var.  Bak Diyarbakır’da ağlayan annelerin, belediye başkanlığı önünde oturmalarına tahammül edemediniz.“KÖPÜKLE ORALARI YIKAMA BAHANESİYLE KOVDUNUZ”Bunu neyle izah edeceksiniz? Oradan kaldırdınız. Devamlı TOMA’lardan sıkılan sudan rahatsız oluyordunuz. Orada sizler köpükle oraları yıkama bahanesiyle kovdunuz. Orta refüje soktular, yol düzenlemesi yapacaklarmış. Tehdide başladılar. Dediler ki çocukları halledeceğiz, bize bu kadar müsaade. AK Parti olarak bunun takipçisi olmaya mecburuz.Hadi bakalım, şu anda da bu çocukları getirip anne babalarına teslim etmeniz lazım. Adreslerini gayet iyi biliyorsunuz.“PİKNİĞE GÖTÜRÜYORUZ DİYEREK DAĞA GÖTÜRÜYORSUN”Dedim ya B planı C planı devreye girecektir. Şu anda Hür Demokrat Partili milletvekillerinin bu işin yakın takipçisi olarak bu süreci kendilerinin çözme sorumluluğu var. Bizim çözüm yolumuz farklı olacak. Bir tarafta çözüm süreci diyeceksin sonra engellemenin mücadelesini vereceksin. Bir tarafta barış barış barış diyeceksin. Biz olmazsak kan olur burada, lafa bak ya. Barış barış diyorsun yavruları analarından alıp pikniğe götürüyoruz diyerek dağa götürüyorsun. Bu nasıl barış? Bazıları taciz bu nasıl barış? On binlerce insanın katili sizsiniz, bu terör örgütü. Bunları görmeyecek miyiz? Sürekli aşağıladıkları tepeden baktıkları köylülerin insafı ve vicdanı olanların ülkeyi yönetmesinden rahatsız oldular. Bir şekilde buna son vermek istiyorlardı. Sokak eylemleriyle başarabileceklerini zannettiler.Sermayeleriyle kontrol ettikleri hatta birer kuklaya çevirdikleri marjinal sol örgütleri sokağa dökerek başarabileceklerini zannettiler.“BAK SİZİN BU YAPAMADIKLARINIZI AK PARTİ YAPTI”İşte o günlerde bizler de meydanlara çıktık. Beş şehrimize milli irade mitingleri yaptık. Halk akın akın meydanlara koştu. Zaman zaman bunların yazarları yorumcuları şöyle söylüyorlardı “Taksim meydanına iki milyon insan geldi” ya bunlar saymayı bilmiyor ya bunlar Taksim meydanına ne kadar insan alınabilir bunu bilmiyor. Debreli hikayesini de bilmiyorlar tabi. Sürekli olarak atıyorlar. Tabi bunların Yenikapı’yı niye kabullenmedikleri, niye gelmedikleri ortaya çıkıyor veya Küçükyalı Maltepe’deki meydana niye gelmedikleri ortaya çıkıyor. Çünkü oraya geldiklerinde o zaman her şey meydana çıkacak. Bunlar bir şeyi hala öğrenemediler. Elinizde sopayla molotofla değil nefret söylemiyle değil büyük bir sabırla meydanlara gelin. Bak sizin bu yapamadıklarınızı AK Parti yaptı. AK Partili seçmenin elinde ne Molotof ne sopa vardı.“CHP MEDYASI HER GÜN YALAN HABERLERLE GENÇLERİ TAHRİK EDİYOR”Yakın tarihten şu hadiseyi hatırlatmak istiyorum. 1960 yılı Nisan ayı. İstanbul ve Ankara’da üniversite öğrencileri gösteriler yapıyorlar. CHP tıpkı bugün olduğu gibi tahrik ediyor. CHP medyası her gün yalan haberlerle gençleri tahrik ediyor. Yüzlerce öğrencinin öldürüldüğü, kıyma makinelerinden geçirdiği iddiası CHP tarafından dillendiriliyor. Merhum Necip Fazıl Adnan Menderes’i ziyaret ediyor. Necip Fazıl, Menderes’e gerekli tedbirleri almasını tavsiye ediyor. Merhum Menderes ise mevcut tavrını sürdürmeyi tercih ediyor.“BU TEHDİDE SESSİZ KALMADIK”Biz geçen yıl gezi olaylarıyla bir darbe senaryosu devreye alındığında Menderes gibi üzerimize gelen bu tehdide sessiz kalmadık. Mısır’da yaşananların, Ukrayna’da yaşananların Türkiye’de yaşanmasına izin vermedik. Sokakları vandallara milli iradeyi de CHP’ye teslim etmeden bu ihtilal aşıklarının geldikleri gibi gitmelerini sağladık.“BU FEZLEKELER YOK EDİLMEK İSTENDİ”Sokak eylemleriyle ihtilal yapamayanlar, 17 ve 25 Aralık’ta bir başka darbe senaryosunu uygulamaya koydular. Orada da dik durduk taviz vermedik. Daha önce de ifade ettim darbe girişimleri için fezlekede, bunu inkar ediyor paralel yapının paralel yayın organları. Dönemin başbakanı ifadeleri geçiyor. Tam ifade şu “suç işlemek için oluşturulan örgütün lideri dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan” aynı şekilde bakanlarımızdan da örgüt üyesi olarak bahsediliyor. Bu fezlekeler yok edilmek istendi. Silinmiş dosyalar kurtarıldı. Bu fezleke büyük oranda ortaya çıkarıldı.“ŞU ANDA İNLERİNE GİRDİK”Şimdi paralel medya, başına gelecekleri önceden bildikleri için, rezilliğin farkında olmak için bunların düzmece olduğu için kampanya başlattı. Hiç boşuna uğraşmasınlar. Ortaya çok vahim belgeler deliller çıkıyor. Yaptıklarının hesabını vermeye başlayacaklar. İnlerine gireceğiz demiştik. Şu anda inlerine girdik. Bütün pisliklerini ortaya döküyoruz. Kaçıp saklandıkları inlerinden de sorumluları çıkaracak adalete teslim edeceğiz. Bu ülkede artık hiçbir darbe girişimi hesapsız kalmayacak.Dün dört CHP’li milletvekili basın toplantısı düzenlediler. Son derece ilginç. CHP, MHP ile birlikte Pensilvanya’nın siyasi taşeronluğu üstlenmişti. Pensilvanya tapeleri yaptığı montajları servis edecek, yargı ve emniyetteki maşalarıyla hükümeti devirecekti, MHP ve CHP buna destek verecek. AK Parti gidince CHP MHP iktidara oturacaklardı. Pensilvanya kapı kapı dolaşarak CHP’ye MHP’ye BDP’ye oy istediler. Ama en çok CHP’ye çalıştılar. CHP genel müdürü, eline tutuşturulan malzemeyi salladı durdu.“YARGI ÖNÜNDE HESABINI ELBETTE SORACAĞIZ”Zaten dünyada hep söylüyorum ya, bunun kadar yalanı maharetli kullanan ikinci bir kişi bulamazsınız. Ve yalanı kullanırken de yüzü filan kızarmaz ha gülerek bunu söyler. Bunlar hep birlikte tarihi nitelikte bir işbirliği gerçekleştirdiler. Ellerine hiçbir şey geçmedi. 30 Mart’ta millet gereken cevabı verdi. Tabi CHP’de bunun hesabı soruluyor.CHP’de bu sorgulamadan kurtulmak için farklı gündemlere sarılıyor. Kendisini temize çıkartmaya çalışıyor. Kamuoyunda Balyoz davasıyla ilgili rapor hazırlamışlar. Yeni dostları yol arkadaşları olan Pensilvanya örgütüne en küçük bir eleştiri yok. Bütün sorumluğu hükümete Genelkurmay’a Yargıtay’a yıkma peşindeler. Genelkurmay başkanına hakaret ettiler. CHP de artık haşhaş almaya başlamış. Yeni yol arkadaşlarına çok hızlı uyum sağladılar. Genelkurmay başkanlığımız gerekli açıklamayı yaptı. Dava açacaklarını ifade ettik. Biz de bunun peşini bırakmayacağız. Yargı önünde hesabını elbette soracağız. Ama bir temel ilkeyi hatırlatmak isterim. Biz bu davanın hakimi savcısı da değiliz. Bizden hukuka müdahale etmemizi bekliyorlarsa daha çok beklerler.“BU, TAVŞANA KAÇ DEMEK TAZIYA TUT DEMEK”Pensilvanya ile ilişkilerinin üzerini örtemezler. Bu tavşana kaç demek tazıya tut demek, tazı bunu tutmayacaktır. Bize bunu yutturamazlar. Balyoz davası sanıklarının, sanık yakınlarının duygularını istismar etmekten de CHP vazgeçsin.Geçen hafta grup toplantımızda, Türkiye’nin hangi yapay sorunlarla meşgul edildiğini aktarma fırsatım olmuştu. Yüz yıldır Kürt ve Alevi kardeşlerimizin sorunları Türkiye’yi yavaşlatmak, kalkınmasını, ilerlemesini güçlü bir devlet olmasını engellemek amacıyla kullanıldı. İç huzurumuzu yaralamak adına bu sorunları sıcak tutuldu. Türkiye ne zaman güçlendiyse bu sorunlar gündeme taşındı. Terörle çatışmayla sokak eylemleriyle Türkiye’nin enerjisi bu sorunlar üzerinden heba edildi. Bütün engelleri aşarak tuzakları aşarak bugünlere geldik.“ZOR BİR YIL GERİDE KALDI”Türkiye bir yıl önce Mayıs ayında tarihinin en büyük ekonomik başarılarını konuşuyordu. Ardından Gezi eylemleri başlatıldı, 17, 25 Aralık darbe girişimiyle ağır bir darbe indirmek istediler. Tüm bunları basiretle geride bıraktık. 2013 yılının mayıs ayı gibi 2014 yılının mayıs ayını başarılarla tamamladık. 93 bini aşan İstanbul borsası 60 binlere kadar gerilemişti. Şu anda borsa toparlandı 79 bin seviyesini aştı. MB rezervimiz, geçen Mayıs’ta 135 milyar dolara ulaşmıştı. Şu anda yeniden 131 milyar dolar seviyesine ulaştı. İhracatta Mayıs ayında yine tüm zamanların rekorunu elde ettik. Geçen yılın mayıs ayına göre yüzde 5,8 oranında arttı ve 13 milyar 412 milyon dolar oldu. Bu cumhuriyet tarihinin rekorudur. Geriye dönük 12 aylık ihracatımız da 156 milyar doları aştı, bu da cumhuriyet tarihimizin en büyük rakamı. Zor bir yıl geride kaldı, eylemler darbe girişimleri geride kaldı.“TÜRKİYE’YE BİR YIL KAYBETTİRDİ”Artık bu ilerlemenin sekteye uğramasına tahammül edemeyiz. Yapay sorunlar üzerinden ağır bedeller ödemesinden müsaade edemeyiz. Gezi olayları 17-25 aralık darbe girişimleri Türkiye’ye bir yıl kaybettirdi. Mesaimizin bir kısmını işte bu huzur ortamını bozmak isteyenlerle mücadeleye sarf etmek zorunda kaldık.“ŞİDDET HİÇBİR MESELENİN ÇÖZÜM ARACI DEĞİL”Bizim 77 milyon olarak gece gündüz çalışıp reformu yapıp, 2023 hedeflerine doğru ilerlemememiz gerekiyor. Bakınız terör de sokak eylemleri de bugüne kadar hiçbir netice alamamıştır, alamaz. Her zaman ifade ediyorum. Şiddet hiçbir meselenin çözüm aracı değil. Şiddet arkasından kandan gözyaşından huzursuzluktan başka bir şey getirmez. Bütün sorunlarımızı hukuk zemininde çözeceğiz. Siyaset hukuk ve demokrasi dışında hiçbir yol sorunlara çözüm üretemez.“5 KADIN TERÖRİSTİ ACIMASIZCA KATLETTİLER”Sizlerin, aziz milletimin, doğu ve güneydoğudaki kardeşlerimizin, annelerinin buraya dikkatlerini çekiyorum. 2010 yılında, beş kadın terörist dağdaki zorbalığa dayanamayarak örgütten kaçma kararı aldı. Diyarbakır kırsalında yakalandılar. Hatırlayın. Bu beş kadını bir mağaraya hapsettiler. Günlerce işkence yaptılar. Ardından acımasızca katlettiler. Cansız bedenlerini bilinmeyen yerlere gömdüler. Anneleri babaları yavrularının öldürüldüğünden habersizdi. Bu katliama şahit olan İranlı kadın bir terörist dayanamadı, anneleri aradı ve katledildiğini duyurdu.“BDP BUNU SORGULAMADI”Terör örgütü ne dedi biliyor musunuz? Kış hazırlıkları sırasında jeneratör gazından zehirlendiler ve öldüler dedi. Bir yıl geçtikten sonra bu kadın teröristler için cenaze töreni düzenlediler. Hale bak. Çünkü karakterleri bu. BDP’nin bazı milletvekilleri, kadın milletvekilleri buna sahip çıktılar. BDP bunu sorgulamadı. Hani barıştan yanayız diyorlar ya. Kadın hakları yanlısı vekilleri bu katliamı sorgulamadılar. Halktan gizlemeye çalıştılar.“ÖLMEYE VE ÖLDÜRMEYE GÖNDERDİLER”2011 yılında Cudi dağındaki, bir mağarada teröristler kıstırılıyor, askerimiz saatlerce dil döküyor. Nihayet teröristler teslim oluyor. Bir tanesine subayımızı soruyor. Annen baban sağ mı? Terörist bilmiyorum diyor. Subayımız kaç yıldır görüşmüyorsun diyor. Terörist beş yıldır diyor. Bunlar üzeri örtülemeyen yüzlerce hikayeden iki tanesi. Buna benzer çok acı yaşandı. Aile trajedisi yaşandı. Ölmeye ve öldürmeye gönderdiler. İşlerine gelmeyince de vahşice katlettiler.“KENDİ ÇOCUKLARINI DA ABD’YE İNGİLTERE’YE GÖNDERİYORLAR”Genç bir çocuğun beş yıl boyunca annesiyle babasıyla görüşmesini engelleyerek kim neyin mücadelesini veriyor? Buradan mı özgürlük barış gelecek? Buradan mı barış mücadelesi verecek? Vicdanın olmadığı yerde özgürlük olur mu? Biz terör örgütünden ne vicdan bekliyoruz ne insaf bekliyoruz ne de acıma duygusu bekliyoruz. Ben BDP’nin HDP’nin vekillerine soruyorum. Sizin çocuğunuz yok mu? İnsafınız vicdanınız yok mu? Kaçıyorlar, dağa götürüyorlar, kendi çocuklarını da ABD’ye İngiltere’ye gönderiyorlar. Fark bu.Benim Kürt kardeşimin bunu bilmesi lazım. Bizim yavrularımız dağlara kaçırılırken şu anda bölücü terör örgütüyle el ele olan HDP’nin işte başındakiler veya milletvekilleri belediye başkanları onların çocukları da ABD’de Avrupa’da değişik yerlerde, eğitim alıyorlar, turistik seyahat yapıyorlar.Ey HDP milletvekilleri siz evde çocuklarınızın yüzüne nasıl bakıyorsunuz? 30 yıldır evladının nerede olduğunu, yaşayıp yaşamadığını bilmeyen anne babalar var.“O ANNELER BABALAR ARTIK İSYAN ETMEYE BAŞLADILAR”Ben de geçen akşam bir tanesinin anne babasıyla ninesiyle görüştüm. O da son kaçırılanlardan. Telefonda tabi hüngür hüngür ağlıyor. Dertleştik. Tablo bu. Ve belediyenin önünde de kalkıyorsun saldırıyorsun. Niye? Hadi işte onlar da Kürt, çocuklarını kaçırdınız. Niye rahatsız oluyorsun? Ama gelip Taksim meydanında şurada burada her türlü eylemi molotofla yapıyorsunuz. Can alıyorsunuz, can yakıyorsunuz, silah kullanıyorsunuz. Evladı ölse bile gözyaşı dökemeyen ağıt yakamayan acısını paylaşamayan anne babalar var bugün. Bunlar çocukları almakla kalmıyor, ağıt yakmalarını engelliyorlar. O anneler babalar artık isyan etmeye başladılar.Çocuklarının kaçırılmasına yüreklice isyan ediyorlar. Anneler babalar artık susmuyorlar, kan tüccarına dönüşen terör örgütü karşısında boyunlarını öne eğmiyorlar.İşte şimdi Diyarbakır’da anneler evlatlarına sahip çıkıyor. Demokrasiden barıştan insan haklarından olduğunu savunan HDP göstericilere eziyet ediyor. Çok rahatsız oldular. Gerçek yüzlerinin görünmesinden çok rahatsız oldular. 15 yaşındaki çocukların kaçırılmasını izah edemediler. İnanın rezil oldular.şimdi rezilliklerini bastırmak için de gösteri yapan o kardeşlerimizi dağıtmaya kalkışıyorlar. 30 yıl susturdunuz, artık susturamayacaksınız. Annelerin ağıdını gözyaşını 30 yıl bastırdınız. Artık bastıramayacaksınız. Özgürlük ve barış bağımlılık yapar. Doğu ve güneydoğudaki kardeşim özgürlüğün ve barışın tadına vardı. Terör örgütünün baskısından kurtulan vatandaşlar artık özgürlüğe barışa sahip çıkıyorlar. Bir buçuk yıldır anneler babalar barışın ve özgürlüğün huzurunu yaşıyor. Bakın bizim de hiçbir şekilde şımarıklığa tahammülümüz yok.Yol keserek polisi askeri taşlayarak ülkeye yeni açı yaşatmak isteyenlere asla eyvallah etmeyiz. Çözüm için biz değil elini gövdesini taşın altına koymuş bir iktidarız. Bedeli her ne olursa olsun bu meseleyi çözeceğiz dedik, hamdolsun çok önemli mesafeler kaydettik.BDP HDP dürüstseniz samimiyseniz, siyasi Kürtçülük yapmayan Kürt kardeşlerime, diğerlerine de sesleniyorum. Diyorum ki siz acaba bu yol kesmelere evet diyor musunuz? İnsani midir? Yol kesmek bak ses geldi oradan, tarihimizde eşkıyanın işi olarak bilinir. Şimdi tabi terörist bunu yapıyor. Terörist eşkıyanın çok daha ötesinde. Köyüne gidecek onların da yolu kesiliyor. Ana yolda onların da yolu kesiliyor. Bazıları bakıyorsunuz alıp kaçırılıyor. Paralar isteniyor, haraç isteniyor. Bunlar haraççı. Bu kadar diyor haraç vereceksin. Hale bak. Sanki orada yolları yapan onlar, suyu getiren o. Sanki bütün üniversiteler okullar bunları kuran o. Bu vergilerden bunlar yapılıyor, senin haracında terör estiriliyor.15 yaşında çocukların ana kucağından alınıp dağa götürülmesine, robota döndürülmesine sessiz kalamayız. Bunu HDP çözmeyecekse, şımarıklığın sırtını sıvazlayacaksa bunu bilelim. Bu sorunu çözmek için, anneleriyle kucaklaştırmak için bizim de yöntemlerimiz var. bu çocuk kaçırma eylemlerinin son bulmasını, çocukların geri getirilmesini istiyoruz. Eğer korkuyorlarsa bunu söylesinler, tehdit varsa bunu söylesinler, o yürekli anneler gibi cesaretleri yoksa bunu da söylesinler.Diyarbakır’da 15 yaşındaki çocuğunun peşine düşen annenin karşısına başka anneler çıkartmak zalimliktir. Anneliğin siyaseti yoktur. Sağcılığı solculuğu yoktur. Hiçbir annenin yavrusundan kopmasına tahammülümüz olamaz. Biz çözüm sürecini tüm anneler için babalar için başlattık. Oğlu askerde olan anneler için, oğlu dağa kaçırılmış anneler için başlattık.Tüm annelerin bu sürece yüreklerini koymalarını istiyorum. Bu terör baronlarına kan tüccarlarına itiraz etmelerini istiyorum. Hiçbir anne korkmasın, çekinmesin. Anneler ne kadar bu sürecin içerisinde olursa barış da bu kadar mümkün olacaktır. Ben Diyarbakır’da eylem yapan o yürekli anneleri selamlıyorum. Yavrularına kavuşmaları için çırpınmaya devam edeceğimizi belirtiyoruz. Çözümün yanında durmaya, inadına demokrasiyi kardeşliği savunmaya devam edeceğiz.TBMM genel kurulunda yoğun bir hafta bizleri bekliyor. Çok önemli tasarı ve teklifleri cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde inşallah çıkartmış olacağız. Bugün grup toplantımız öncesinde çok önemli tasarı ve teklifimizin detaylarını açıkladım. Alt işverenlik yani taşeronluk konusunu yeniden ele alıyoruz. Çok önemli düzenlemeler getiriyoruz. İşçilerimizin hak kayıplarının önüne geçiyoruz. Alt işverenlikte iş sağlığı ve güvenliği, kıdem tazminatı gibi konularda önemli düzenlemeler yapıyoruz. Yer altında çalışan işçilerimiz için haftalık çalışma saatini 36 saat günlük çalışma süresini 6 saat olarak kısıtlıyoruz. Şehit madencilerimizin anne babaları için muhtaçlık şartını da kaldırıyoruz. Soma’da şu anda çalışamayan madencilerimizin ücretleri işveren tarafından ödenecek. Ne alıyorsa, o işletme açılana kadar aynen alacak. Ayrıca çalışamadıkları dönemde işsizlik sigortası fonundan net maaşları kadar biz de ödeme yapacağız. Madenlerde çalışan işçilerimizin emeklilik yaşını da 55’ten 50’ye indiriyoruz. Yıpranma payını değiştiriyoruz. İzinde geçirdikleri süreler tatiller de yıpranmaya dahil edildiğinde erken emekli olmak isteyen madenci kardeşimiz 43 yaşında bile emekli olabilecek.Şu anda AFAD’dan başka yetkili hiçbir birim yoktur. Bunu genelgeyle de valiliklerimize bildirdik. AFAD’da sadece somadaki madencilerimizin ailelerine bunlar olacak. Belki iki belki üç ev düşecek. Belki kiraya verecek. Çocuklarını onunla okutulacak. Bazıları üniversiteleri okumalarını sağlayacağım diyor. Bunlar AFAD’da toplanacak. Ama bu paralelin vakıflarına derneklerine sakın ha, bunlar aldatırlar, bu paralar biliyorsunuz farklı yerlere giderler. Bunlar kara para, bu kara parayı da bazı şirketler vasıtasıyla aklarlar.haberler.com
Bayrak Krizinin Yaşandığı Komutanlık Lağvedildi
YAŞ kararı ile Türk bayrağının indirildiği Diyarbakır merkezli 2. Hava Kuvvet Komutanlığı lağvedildi. Yeni oluşturulan komutanlığın başına ise Korgeneral Abidin Ünal getirildi Radikal'de yer alan habere göre Yüksek Askeri Şura kararı ile özellikle PKK ile mücadele döneminde sınır ötesi operasyonların yürütüldüğü komutanlık olan ve direkten Türk bayrağının indirilmesiyle tartışılan Diyarbakır merkezli 2. Hava Kuvvet Komutanlığı lağvedildi. Bu karar ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren Eskişehir merkezli 1. Hava Kuvvet Komutanlığı ve Diyarbakır merkezli 2. Hava Kuvvet Komutanlığı’nın tüm faaliyetleri Eskişehir’de yeni kurulan Muharip Hava Kuvveti ve Hava Savunma Komutanlığı’na devredildi. Muharip Hava Kuvveti ve Hava Savunma Komutanlığı’na ise geçen yıl Balyoz Davası ’nın Yargıtay’daki temyiz duruşmasına katıldığı gerekçesiyle Hava Kuvvetleri Komutanı olamadığı öne sürülen Korgenerallikten Orgeneralliğe yükseltilen Abidin Ünal getirildi. Böylece Ünal’ın Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın önü de açılmış oldu.T24
En Kısa YAŞ'ta  Sürpriz Kararlar
YAŞ kararlarında 3 farklı davanın sanıklarına, 3 farklı uygulama damgasını vurdu. Balyoz ve Ergenekon sanığı komutanlar emekliye sevk edildi, 28 Şubat sanıklarına temdit ve Askeri Casusluk sanığı komutanlar terfi aldı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile TSK’nın 2014-2015 yılı komuta kademesi şekillendi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ve kuvvet komutanları beklendiği gibi görevlerinde kalırken, 4 yıllık görev süresi dolan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Servet Yörük ve Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Yalçın Ataman ile yaş haddi nedeniyle 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ahmet Turmuş emekliye sevkedildi. Meriç Tafolar'ın Milliyet'te yer alan haberine göre, Ege Ordusu Komutanı Orgeneral Abdullah Atay, Jandarma Genel Komutanlığı’na atandı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda gerçekleştirilen reform kapsamında ülkedeki tüm ana jet üsleri, Eskişehir’de oluşturulan Muharip Hava Kuvveti ve Hava Füze Savunma Komutanlığı’na bağlandı. Şuraya 3 farklı davanın sanıklarına, 3 farklı uygulama damgasını vurdu. YAŞ kararları kapsamında Balyoz Davası sanığı 12 komutan ile Ergenekon davası sanığı 1 komutan emekliye sevk edilirken, Balyoz davası ile aynı hukuki statüde bulunan 28 Şubat davasının sanığı 3 komutanın görev süreleri bir yıl uzatıldı. Erken bitirdiler İzmir’deki Askeri Casusluk davasında ise tutuksuz olarak yargılanan iki komutan ise sürpriz bir şekilde terfi aldı. Terfileri önünde hukuki engel bulunmayan Tuğamiral Ahmet İskender Yıldırım ve Deniz Kurmay Albay Mithat Kemal Akgül’ün terfileri, Ak Parti hükümetinin “kumpas davaları” olarak tanımlanan davalardaki tutumunu değiştirdiği biçiminde yorumlandı. Mesaisine önceki gün başlayan ve bugün sona ermesi öngörülen YAŞ toplantısı sürpriz bir kararla dün sonra erdi. 3 gün olarak planlanan toplantının iki günde sona ermesi sürpriz olarak değerlendirilirken, böylece son yılların en kısa YAŞ toplantısı yapılmış oldu. Toplantının ikinci gün çalışmaları dün saat 10.30’da Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda başladı. Toplantı saat 14.30’da Erdoğan’ın karargahtan ayrılmasının ardından tamamlandı. Toplantılarda alınan emeklilik, terfi ve temdit kararları dün saat 18.00’de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e arzedildi. Yaklaşık yarım saat süren kabulde Gül, kararları onayladı. 37 terfi, 43 emekli Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesinden yaptığı açıklamada, şunlar kaydedildi: “30 Ağustos 2014 tarihinden geçerli olmak üzere; 37 general ve amiral bir üst rütbeye, 51 albay ise general ve amiralliğe yükseltilmiş; 34 general ve amiralin görev süreleri bir yıl uzatılmıştır. Ayrıca bu yıl rütbe bekleme süresini dolduran 41 general ve amiral kadrosuzluk nedeniyle 30 Ağustos 2014 tarihinden itibaren, 2 general ise yaş haddini doldurduğu için 1 Eylül 2014 tarihinden itibaren emekli olacaklardır.” Lice’deki askeri üste Türk bayrağının indirilmesi olayında, bölgenin en üst düzey sorumlusu olması nedeniyle gündeme gelen ve orgeneralliğe terfi listesinde bulunan 2. Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Nejat Bilgin de emekliye sevk edildi. Bilgin’in sorumluluğundaki komutanlık da, fiilen Eskişehir’de yeni oluşturulan Muharip Hava Kuvveti ve Hava Füze Savunma Komutanlığı’na bağlandı. Toplantıda, personelin disiplinsizlik ve ahlaki durumları nedeniyle ihraç kararı da çıkmadı. Akar 2015’te bir numara YAŞ kararlarıyla şekillenen yeni komuta kademesi doğrultusunda bir aksilik yaşanmadığı sürece Ağustos 2015’te Orgeneral Özel emekliye sevkedilecek. Özel’den boşalan Genelkurmay Başkanlığı’na Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar’ın getirilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Orgeneral Akar’dan boşalacak Kara Kuvvetleri Komutanlığı için de Ege Ordusu Komutanı Orgeneral Galip Mendi ve 1. Ordu Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak’ın isimleri geçiyor. Teamüller gereği 2019 YAŞ’ında Akar’ın emekliye ayrılarak boşaltacağı 2019 YAŞ’ında bu koltuğa Orgeneral Çolak’ın getirilmesi büyük bir olasılık olarak değerlendiriliyor. YAŞ kararıyla TSK’nın 2014-2015 orgeneral ve oramiral kadrosu da şöyle şekillendi Genelkurmay Başkanı: Orgeneral Necdet Özel Kara Kuvvetleri Komutanı: Orgeneral Hulusi Akar Deniz Kuvvetleri Komutanı: Oramiral Recep Bülent Bostanoğlu Hava Kuvvetleri Komutanı: Orgeneral Akın Öztürk Jandarma Genel Komutanı: Orgeneral Abdullah Atay Ege Ordusu Komutanı: Orgeneral Galip Mendi 1- Ordu Komutanı: Orgeneral Salih Zeki Çolak Genelkurmay 2. Başkanı: Orgeneral Yaşar Güler 3- Ordu Komutanı: Orgeneral Ümit Dündar EDOK Komutanı: Orgeneral Kamil Başoğlu 2- Ordu Komutanı: Orgeneral Adem Huduti Harp Akademileri Komutanı: Orgeneral Abdullah Recep Muharip Hava Kuvveti Komutanı: Orgeneral Abidin Ünal Balyoz davasından tahliye olan komutanlarla aynı hukuki statüde bulunan 28 Şubat davası sanığı 3 tuğgeneralin görev süresi ise ikinci kez temdit işlemine tabi tutuldu. Tuğgeneraller İsmail Hakkı Önder, Metin Keşap ve Mehmet Faruk Alpaydın’ın görev süreleri geçen yıl olduğu gibi bu yıl da uzatıldı. 28 Şubat davası ile Balyoz davası sanıklarına yapılan bu farklı uygulama dikkati çekti. Bir süre önce Mardin’deki faili meçhul davası kapsamında yargılanıp beraat eden Tuğgeneral Musa Çitil’in de görev süresi bir yıl uzatıldı. Balyoz ve Ergenekon’a emeklilik kararı Kararlarla Balyoz davası kapsamında bir süre önce tahliye edilen ve 12 general ve amiral ile görev süreleri dolan albay rütbesindeki komutanların tamamı emekliye sevkedildi. Bu doğrultuda Tümgeneral Gürbüz Kaya, Koramiral Deniz Cora, Tümamiral Ahmet Sinan Ertuğrul, Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, Tuğamiral Şafak Yürekli, Tuğamiral Fahri Can Yıldırım, Tuğamiral Ali Sadi Ünsal, Korgeneral Turgut Atman, Tümgeneral Bülent Kocababuç, Tümgeneral Ayhan Gümüş, Tuğgeneral Mehmet Eldem ve Tuğgeneral Kubilay Baloğlu emekliye sevkedildi. Ayrıca Ergenekon Davası kapsamında yargılaması süren ancak tahliye olan Tümgeneral Hıfzı Çubuklu da emekliye sevk edilen diğer komutan oldu. Meriç Tafolar | Milliyet
Engin Alan'dan Hapishanede Yediği Yemeklerin Parası İsteniyor
Balyoz davasında 4 yıl hapis yatan MHP Milletvekili Engin Alan 'dan cezaevinde yediği yemeklerin parası isteniyor.Emekli korgeneral ve MHP milletvekili Engin Alan Balyoz davası nedeniyle 2010 yılında tutuklanıp 18 yıl ceza aldı. Geçtiğimiz Haziran ayında Anayasa Mahkemesi kararıyla cezaevinden çıktı.Birkaç gün önce ise Alan'ın adresine Sincan Cezaevi'nden bir yazı geldi. Yazıda, Engin Alan'dan 4 yıl boyunca cezaevinde yediği yemeklerin bedeli olan 850 lira istendi.Haberi MHP milletvekilinin kızı Tülin Alan sosyal medya hesabından duyurdu. Yönetmeliğe göre, hapiste geçirdikleri süre boyunca yapılan harcamalar, hükümlülerden istenebiliyor.T24
“Hukuk Herkese Lazım”
Türkiye’de özellikle son 10 yıldır yargı sistemi çokça tartışılır hale geldi, hukuka güven azaldı. Ergenekon, Balyoz Davalarıyla başlayan ve birçok kişi tarafından siyasileştiği ifade edilen davalarda günümüzde cemaate yakın isimlerin yargılandıkları görülüyor.Yaşanılan bu süreçte özellikle hukuk camiası içerisinden bazı isimler yaşanılan bu hukuksuzluklara itiraz ederek direndi, mücadele etti ve mücadeleye devam ediyorlar. Bunlardan birisi de Genç Avukat Onur Cingil. Cingil,1 Mayıs 2013′teki ve Gezi Direnişindeki polis şiddetinde başta dönemin Başbakanı ve İçişleri Bakanı olmak üzere sorumlular hakkında dava açmasıyla dikkat çekti. Daha öncesinde Ergenekon davalarında da avukatlık yapan genç hukuk savaşçısı Onur Cingil, kamunun avukatlığını yapmaya, gördüğü hukuksuzluklara karşı bağırmaya devam edecek.Biz de Genç Hukuk Savaşçısı Onur Cingil ile Türkiye’de çok tartışılan yargı sistemini, yargının sorunlarını, gündemi ve CHP Kurultayını konuştuk.“HUKUK HERKESE LAZIM”Ercan KÜÇÜK (EK) : Avukat Onur Cingil kimdir?Onur Cingil (OC) Öncelikle böyle bir imkan sağladığınız için teşekkür ediyorum. Avukat Onur Cingil 10.10.1987’de Burs Yenişehir’de doğmuş, İlk orta lise eğitimini orada tamamlamış, 2005’te Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanarak İstanbul’la tanışmış, hayallerinin şehri olan, her daim yaşamayı düşündüğü İstanbul’da 10 yıldır yaşayan 5yıldır faal avukatlık yapan, bir çok kişinin tabiriyle Hukuk Savaşçısıdır. Şuanda Marmara Üniversitesi’nde Uluslar arası Hukuk üzerine yüksek lisans yapmaktayım. Hukukun içerisinde lise çağlarından beri de siyasetin içinde yoğrulduk. Ülke sorunlarına her zaman eğildik. Kolektif yaşama inandığım için sadece kendi sorunlarıma değil herkesin sorunlarına eğilmeyi düstur edindiğim için bu şekilde bir mücadeleye lise yıllarımda başladım. Halen CHP’de ilçe yöneticiliği yapmaktayım. Hukuku her zaman insanları daha fazla özgürleştirmek ve toplumu düzenli bir hale getirmek için bir enstrüman olarak görüyorum. Onun için avukatlığı özel avukatlık olarak değil kamunun da avukatlığını yapmak ilkesiyle yapıyorum.YARGININ EN ÖNEMLİ SORUNU?EK : Sizce Türkiye’de hukuk sisteminin ve yargının en önemli sorunu nedir?OC Hukuk sisteminin her daim delindiği ve son 10 yılda hukuk sisteminin göz ardı edildiği bir ortamda hukukçu olmak çok zor. Çünkü sizin öğrendiklerinizin reel hayatta gerçek olmadığı ve açık açık yasaların çiğnendiği bir ortamda mücadele ettiğinizi görüyorsunuz. Hukuk sisteminin aslında en önemli sorunu bu. Hukuku tanımamak. Hukuku delmeyi bir siyasi eylem olarak görüyor iktidarlar. Sokaktaki vatandaşın hukuku, kanunları çiğneme dürtüsü dünyanın her yerinde olan bir şey. İnsan yasaları zorlamak ister. Bunu bilerek de yapmaz. Ama burada asıl tehlikeli olan ve Türkiye’nin en önemli sorunu, bilerek ve isteyerek hukuku tanımamak. Hukuk herkese lazım ifadesi buraya tam oturuyor. Hukuku çiğneyenler hukuka ihtiyaç duyuyorlar, daha da ihtiyaç duyacaklar. İşte o zaman hukuk sistemini delik deşik etmenin ne kadar kötü olduğunu görecekler. Bununla beraber çok fazla sorun var. İstanbul’da 2 tane adliyemiz var. Birisi dünyanın en büyük, diğeri Avrupa’nın en büyük adliyesi. Dünyanın en büyük adliyesi olması övünülecek değil aksine üzülecek bir şey. Çünkü adliyelerin büyümesi demek ülkedeki hukuk sisteminin aslında ne kadar kötüye gittiğini gösteriyor. Suç oranının ne kadar çok olduğunu, borçlunun ne kadar çok olduğunu, dosyaların ne kadar çok olduğunu gösteriyor. Ne kadar küçük binalar olursa hukuk o kadar kendi içerisinde işliyor, toplum o kadar kendi içerisinde hukuku içselleştiriyor demektir. En büyük sorun da belki çok fazla dosya, hantal bir sistem, hakimlerin, savcıların özgür bağımsız olmaması, iradeleriyle karar vermemeleri, bu sistem içerisinde bilgi eksik debelenip durmaları. Özetle,Hukuk sistemimiz patinaj yapıyor denilebilir.EK : Yargıçlar, hakimler özgür değil dediniz. Yargı sistemi içerisinde yıllardır yargı cemaatin kontrolünde denirdi. Ama özellikle 25 Aralıktan sonra cemaat sorgulanır hale gelmiş durumda. Sizce Türkiye’de yargı AKP’nin mi cemaatin mi kadrolaşması altında?OC Buna şu an başka cevap, 1 ay önce başka bir cevap, 17 Aralık’tan sonra başka bir cevap verebilirim. İşte sıkıntılardan birisi de bu. 17 Aralık’ta bir hukuk sistemimiz var. 22 Temmuz da başka bir hukuk sistemimiz var. 2007’de Ergenekon, Balyoz davalarında başka bir hukuk sistemimiz var. Çünkü hukuk sistemi siyasete endeksli sürekli değişiyor.EK : Ama yasalar aynı yasalar..OC Aslında hem haklısınız hem haksızsınız. Önce şuna cevap vereyim. Hali hazırda hakimler ve savcılar AKP’nin hakim ve savcıları olma yolunda ilerliyor. Kadrolar bunlarla dolduruluyor. Özellikle HSYK 1.Dairesi’nde yapılan değişikliklerle oradaki bazı bizim bildiğimiz muhalif hakimlerin diğer bölümlere kaydırılması daha sonradan Sulh Ceza Mahkemeleri’nin kaldırılıp Sulh Ceza Hakimliklerinin kurulması, 22 Temmuzdaki tutuklamaları getirdi. 17 Aralık’tan sonra cemaatin hakim ve savcıları tasfiye edilmeye başlandı. Daha önceden hakimler ve savcıların belirli bir kısmı AKP ve cemaatin kol kola verdiği kararlarla atanmışlardı. Bunu suçlamak için değil durum tespiti için yapıyorum. Bizim hukukçu olarak arzu ettiğimiz şey şudur: Berlin’de hakimler vardır hikayesi vardır. Bizim arzu ettiğimiz ‘İstanbul’da, Ankara’da, Konya’da hakimler var’ diyeceğimiz, Türkiye’nin her yerinde gerçekten hukuku temin eden anayasada geçtiği gibi tarafsız ve bağımsız hakimleri savcıları görmek. Ama maalesef şuan göremiyoruz.EK : 17-25 Aralık operasyonlarından sonra bir iddia konuşuldu. AKP’ye yakın olan avukatların hakim ve savcılığa geçiş yaptığı konuşuldu. Siz bu iddialara katılıyor musunuz?OC Bu konuyla ilgili benim de kulağıma gelen bazı şeyler var. Ben bunu baro yetkilileriyle görüştüğümde, bu şüphe acaba doğru mu diye sorduğumda kendilerinden şunu duymuştum. “Evet gerçekten çok fazla hakimlik savcılığa başvuran avukat var”. Biz hakimlik savcılığa, noterliğe vs başvurduğumuzda faaliyet belgesi alırız. Kaç yıldır avukatlık yaptığımıza, mesleki durumumuza dair. Ayrıca baro ile ilişiği keseriz. Baro bunları tespit eder denetler kayıtlara geçirir. O dönemde çok olağandışı, fazla sayıda bir geçişin olduğu biliniyor, görülmüş ama bunun sebebi bizzat budur diyemeyiz, ama şüphe uyandırıyor.EK : Özellikle son 3 yılda bayağı dava açtınız. 1 Mayıs’ta, Gezi’de sorumlu olarak gördüğünüz Başbakan, İçişleri Bakanı ve İstanbul Valisi hakkında davalar açtınız. Takipsizlik kararları çıktı. Yargının bağımsız olmadığını söylediniz. Bu davaları açarken nasıl beklentileriniz vardı ki? Bu davalar hakkında bilgi alabilir miyiz?OC Dedik ya hukuk herkes için gereklidir. Bir kere biz hukuk gözüyle bir davanın sonucunu ne olacağını çok önemsemeyiz. Tabi ki de kazanmak isteriz fakat en önemli özelliğimiz belki de budur. Bundan bir şey çıkmaz diyerek sade bir vatandaş gözüyle bakmaz, davanın sonuna kadar gideriz. Bu davaları açarken ben şunu çok iyi biliyordum ki; Ben Haklıydım, Biz Haklıydık. Bunu zaten kamuoyu gerek 1 Mayıs’ta gerek Gezi döneminde görmüştü. Ama soruyorsanız dürüst bir şekilde cevap vereyim. Burada bir sonuç çıkmasını engelleyeceklerini biliyordum. Her şeye rağmen bir hukukçu olarak bunun savaşını verdik, vereceğiz, vermeye devam edeceğiz. Çünkü hukukun, yasalarımızın şöyle bir güzelliği vardır: İlla bir şeyden sonuç almak değil, birilerinin hala bir savaşı verdiğinin göstermesi önemli bir olgudur. Hala bu ülkede korkmadan birileri suç duyurusunda bulunabiliyor. Başbakan hep şunu söyler; Bu ülkenin koskoca başbakanı. Bu ülkenin koskoca başbakanı değil de bu ülkenin koskoca vatandaşları vardır. Çünkü burada asıl olan vatandaştır. Adı üstünde milletin vekili olan vekillerdir onlar. Vatandaşa yapılan her türlü haksızlığa, zulme karşı da hukukçular olarak mücadele vermek bizim boynumuzun borcudur. Bunu kendimiz için değil de, vatandaş için kamunun avukatlığını yapmayı düşünüyorsanız bunu yapmamanız zaten sizin için asıl yanlış olandır. Bu söylenen dosyalarda da bunları yaptık.Biliyorsunuz başka açtığımız davalar da var. Ama gündeme oturanlar bunlar. Türkiye’de 12 yıldır hukuk tanımazlık, baskı, şiddet rejimi vardı. Bu rejim içerisinde 1 Mayıs 2013 bana kalırsa bir fitilin ateşlenmesiydi. Tabi ki birçok faktör var ama zaten 1 Mayıs olmasaydı bence Gezi olmazdı. 2007-2009-2010’da da şiddet devam ediyordu. Ama 1 Mayıs’ta patlama oldu. 2013’te ben hukuksuzluğa da maruz kaldım. Tahminen 4 m mesafeden gözlerimin içine baka baka bir çevik kuvvetin attığı gaz kapsülü geldi bacağıma. Aynı gün Dilan’ın başına gelmişti kapsül. Bununla ilgili, hukukun gösterdiği gibi hiyerarşik açıdan sorumlular hakkında suç duyurusunu yaptık. Kimdir sorumlular? Başta emri bizzat ben verdim diyen Başbakan.Araçlar, belediye otobüsleri, tekneler, gemiler durdurulmuştu. Seyahat özgürlüğü de yoktu. Çevik kuvvet etrafımızı sardığından hürriyetimiz de kısıtlandı, canımıza kastedildi. Ve yaralandım. Böyle bakıldığında Başbakan, İçişleri Bakanı, polisin amiri olan emniyet müdürü, Vali, Belediye Başkanı ve polisler hepsi birlikte olanlardan sorumluydu. Gezide de aynısı yaşandı. Tahmin edebileceğimiz üzere takipsizlik kararı verildi. Bu kararlara karşı hukukun gösterdiği yollardan itiraz mekanizmasını işlettik. Şu an her iki dosya da Anayasa Mahkemesi’nde.Bireysel başvuruda bulundum. Bununla ilgili mücadeleyi bırakmayı düşünmüyorum. Bundan sonraki adım AİHM’dir. 1 Mayıs’ta 20 gün raporlu yatmıştım. Bu nedenle tazminat da talep edildi Anayasa Mahkemesi’nden. Bireysel başvurunun konusu da şu oldu: Bize etkin hukuk yolu tanınmadı. Bu Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine, insan haklarına aykırı bir durumdur. Ben hukuk sisteminin olduğu bir yerde Başbakandan, Bakandan, Validen hukuk sistemi içerisinde hesap sorabilirim. Ama bunların hepsine takipsizlik kararı verildi. Fezleke hazırlanıp dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin görüşme de beklenmedi. Sorumsuzca davranıldı. Polislerle ilgili tesadüf odur ki tam benim gaz yediğim vurulduğum yerde, Gezi döneminde Divan otelinde mahsur kaldığımız yerdeki gibi mobeseler çalışmıyordu. Aziz Nesin hikayesi gibi. Görgü tanığı yoktu, kapsül yoktu, silah yoktu, memur yoktu. Dolayısıyla bunların yargılanmaması için ellerinden geleni yaptılar. Çağlayan’da biliyorsunuz avukatlar gözaltına alındı. Benim arkadaşlarım da alındı. Ben de oradaydım. O gün de kanunsuz emri yerine getirenler hala yargılanmadılar. O dosya da AYM’de hala. Biz hukuk çerçevesinde birileriyle mücadele etmeye devam edeceğiz. Ben ve benim gibiler anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz mantığında değiliz.KANUNSUZ EMRİ UYGULAMAK SUÇTUREK : O dönem polislerle yapılan görüşmelerde, söyleşilerde polisler “emir aldık” dediler. Emir aldık cümlesi polis şiddetini ne kadar normal gösterir? Emir almaları emri uygulamaları polisi ne kadar masum gösterebilir? Polisin emre karşı gelme hakkı yok mudur?OC Bunu o dönem çok sık söyledik. Halen de söylüyoruz. Hukukçu meslektaşlarım çok iyi bilir. Bir kavram vardır. Kanunsuz emri uygulamak suçtur. Dolayısıyla kanunsuz emri yerine getirenlerin bu sebepten yargılanması gerekir. Bu emri verenlerin de yargılanmaları gerekir. Bana emir verildi ben de bunu yaptım demek onların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tabii ki de burada hukuki açıdan çizdiğimiz gibi sosyal olgu olarak baktığımızda polislerin durumlarını da tartışmak lazım. Birçokları emir aldıklarından bunu yapıyorlar ve sonunu düşünmüyorlar. Özlük hakları, çalışma durumları tartışmalı. Banklarda günlerce yatırılıyorlar. Bozuk peynirlerin olduğu sandviçler veriliyor. Eğitimli değiller, hukuktan hiç haberleri yok.EK : Ethem Sarısülük’ün katili Polis Ahmet Şahbaz, mahkemede kendisine şiddet uygulandığı, afişe edildiği gerekçesiyle Ethem’in ailesinden şikayetçi oldu. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?OC Yolunda giden bir hukuk sistemi sanığın haklarını da korur mağdurun haklarını da korur. Ama siyasallaşmışsa hukuk ya da birilerine göre olmuşsa sanığın da mağdurun da hakları zedelenir.. Ama spesifik olarak söylendiğinde Ethem Sarısülük herkesin gözü önünde, mobese kameralarının her ne kadar görüş açısını değiştirmeye çalışsalar da, açıkça öldürülmüştür. Bu bir polis kurşunuyla olmuştur. Ahmet Şahbaz’ın yaptığı görülmüştür. Şu an için kesinleşmiş bir hüküm olmasa da delilleri ile olay ortadadır. Asıl burada, bir gencin öldürülmesi, ailesinin durumu, o dönemde neredeyse 81 ilde hükümet tarafından yapılan şiddetin tartışılması gerekmektedir. Bu tartışılmadan açılan davalar vicdanı yaralayan bir durumdur. Ben Ethem, Ali İsmail ve diğer davaların mahkemeler tarafından objektif olarak ilerletilmediğini biz de çok söylenen vicdanı rahatlatıcı kararlar vermediğini söyleyebilirim.EK : Akit Gazetesi ve Sancaktar Dergisi’ne dava açtınız. Bu dava hakkında bilgi alalım. Davayı neden açtınız ve şuan bu dava ne durumda?OC 10 Kasım 2013’te Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu ve kurtarıcısı olan Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili Sancaktar Dergisi tarafından Akit Gazetesi’ne verilen bir ilan vardı. Bir holdingin vermiş olduğu bir reklama benzer ama oradaki görüntüyü, mantığı kullanarak, Atatürk’ün manevi şahsiyetine hakaret eden bir ilan verilmişti. Bu başka bir zaman başka bir düşünce olarak belirtilseydi belki farklı yorumlar yapılabilirdi. Burada bence mahkeme heyetinin de gözden kaçırdığı olay şuydu: Bu ilan Atatürk’ün ölüm yıl dönümü olan 10 Kasım’da verilmişti. İsim verilmese de kastedilen kişi belliydi. Siyah bir fon üzerine “Olmasaydı da Olurduk” diyerek bütün ülkenin aslında hatta bütün manevi değerlere baktığınızda Atatürk özelinde manevi şahsına bir hakaret edilmişti. Bununla ilgili bir suç duyurusunda bulundum. Bu konuda ben suç duyurusunda bulunurken Kadro Hareketi de destek vermişti. Kadro Hareketi de bu tip sosyal konularda her zaman yanımızda oldu. Mahkeme bu dosyayla ilgili 3. Celsede sanıklarla ilgili beraat kararı verdi. Bu kararı verirken herhalde mahkeme heyetinin vicdanı da rahat değildi diye düşünüyorum. Hatta bununla ilgili savcı 1,5 sayfaya yakın mütaala verdi ve bu mütalaada da bizim birçok tespitimizi savcının da tespit ettiğini gördük. Ama burada bu ilana düşünce özgürlüğü dendi. Ben düşünce özgürlüğüne en gemiş sınırlarda inanan bir insanım. Bununla ilgili her zaman hukuk mücadelesi verdim. Ama burada mevcut olan bir kanun vardı. Atatürk’e edilen bir hakaret vardı. Ve bu hakarete düşünce özgürlüğü demek bana göre hukuk bilmezlikti. Ve bu karar vicdanları da etkilemişti. Bu beraat kararını temyiz ettik. Temyiz neticesinde Yargıtay’dan olumlu bir cevap geleceğini düşünüyoruz. Bu olayı Türkiye’deki son 10 yıldaki siyasi ortamdan da ayıramayız. Karşımızdaki yayın grubu daha önceden bu kararı veren mahkeme heyetinin meslektaşlarına, hakimlere düzenlenen Danıştay saldırısında bir nevi tetikçiliği yapan bir gazeteydi. Bunu yapmaya devam ediyorlar. Bu verilen kararlar aslında onların yaptıkları hakaretleri, hukuka aykırı eylemleri ve hedef göstermeleri de cesaretlendiriyor. Benim bu davada verilen beraatla ilgili en çok üzüldüğüm nokta buydu. Ben Yargıtay’ın bu karardan döneceğini ve sanıkların işlenen suçtan yargılanacaklarını düşünüyorum.EK : Atatürk’ü koruma kanunu düşünce ve ifade özgürlüğüne aykırı mı?OC Bu aslında geniş perspektifte başka alanlarda konuşulabilir ama bu yasalar özel yasalar bir çok ülkede mevcutta olan yasalardır. Bunları genel çerçevede bu böyledir bu düşünce özgürlüğüne aykırıdır şeklinde değerlendirmekten çok, burada bir hakaret var mıdır kanun neden çıkmıştır gerekçesi nedir? Bunlara bakarak konuşmak lazım. Kanun maddesinin gerekçesinde ve daha sonrasında öğretim görevlilerinin, hukukçuların yaptığı yorumlarda ülkenin kurucusu ve kurtarıcısı olarak tüm millete mal olmuş, ülke sınırları gibi, bayrak gibi bütün ülke için manevi anlamlar taşıyan ve buraya karşı yapılan ve işlenen suçlar bütün toplumu ilgilendiren bir eylem olduğundan bu tüp uygulamalara yasak getirilmiştir. Çok eskiden, Demokrat Parti döneminden gelen bir yasadır. O dönem Atatürk’e karşı büstlerine, ismine, yazılan yazılarla, yapılan eylemlerle hakaretler sonucunda çıkan bir yasadır. Düşünce özgürlüğünün sınırları çerçevesinde değerlendirildiğinde şöyle diyebiliriz: Bir kişiye hakaret etmek düşünce özgürlüğü denilebilir mi? Dolayısıyla burada eğer bir hakaret varsa bu düşünce özgürlüğü kapsamında Değildir. Hele ki bu bir ülkenin milli kahramanıysa.EK : Seçim döneminde AKP’nin astığı pankartlarla ilgili hukuki mücadele başlattınız. Bu başvurulardan nasıl bir sonuç elde ettiniz?OC Türkiye’de son 12 yılda yapılan seçimler aslında AKP iktidarının düşündüğü gelecekte konulan taşlar. Ve her seçimin aslında seçimden çok ötede önemleri var. Cumhurbaşkanı seçimleri de böyleydi. Bu seçimde RTE Başbakanlıktan cumhurbaşkanlığına geçmek istemekle perde arkasında şunu arzu ediyordu. Bir anlamda yetkilerinin arttığı ama sorumluluklarının azaldığı bir makam. Sorumsuz bir hale geliyor. Son dönemde deklare ettiği devlet başkanlığı, başkanlık sistemi de düşünüldüğünde atılan adım ve talep edilen görev Başbakan açısından sadece bir seçim zaferi değildir. Seçimin kaybedilmesi de sadece bir seçim kaybı değildir. Bu seçimde aslında diğer seçimlerde de olan ama daha fazla artan 298 sayılı Seçim Kanunu’nun ihlali, son çıkan Cumhurbaşkanlığı Kanunu ihlali yapıldı. Benim yaptığım da teknik anlamda bir suç duyurusu değil, görevli olan idari makamlar olan Kaymakamlığa ve ilgili idarelere karşı şikayet ve itirazlarımdı. Bunu siyasi olarak ilçe başkanlıkları da yaptı. AKP, Üsküdar’da bazı pankartlar astı, sonra bu pankartları başka ilçelere de astı. Biz bu pankartları 2 Temmuz’da Üsküdar’ın her yerine asıldığını gördük. O kadar çok asıldı ki toplanmasını zorlaştı. Bu siyasi bir taktiktir. Pankartın üzerinde cumhurbaşkanlığı forsu ve üzerinde Yeni Türkiye’nin Yeni Cumhurreisi ifadesi vardı ve adayı ifadesi olmaksızın seçilmiş havası yaratılıyordu. Burada, milli iradeyi ne kadar zikretseler de milli iradeye karşı gelmek vardı. Adaydan öte seçilmiş bir insandan bahsediyorlardı. Son kanun uygulamaları ve değişikliklerle beraber partiler propaganda yapamazken buradaki pankartlarda AKP’nin amblemlerini, aday kelimesinin olmadığını ve forsu görüyoruz. Belki de hepsinden önemlisi bu pankartlar 2 Temmuz’da asılmaya başlandı. Ama seçim propaganda serbestliği 11 Temmuz’da başlamıştı. Tam 9 gün bu pankartların indirilmesi için mücadele ettik. Bu mücadelede 11 Temmuz’u geçirene kadar idare uğraştı. YSK’dan görüş sorduklarını söylediler. Ben zaten İlçe Seçim Kurulu’na ve Yüksek Seçim kurulu’na da başvurmuştum.Kaymakamlığa hatta ve hatta mevcut kanunlarımızda tamamen yasaklanmasına rağmen cami ibadethane ve buna benzer yererle asıldığı için müftülüğe de sormuştum. Üsküdar Küçük Selimiye Camii’ne pankart astılar. Üsküdar Belediyesi tarafından kurulan çadır cami, namazgaha, Karacaahmet Mezarlığı’na astılar. Müslümanlıktan en çok bahseden insanlar siyasetin ibadethanelere sokulmaması gerektiğini bilmesi gereken insanlar buralara astı. Sonuç olarak Onur Cingil başarısız mı olmuştur? Hayır olmamıştır. Yine mücadele etmiş, bunda başarılı olmuştur. En önemlisi de şunu ifşa etmiştir. Burada başarısız olan idaredir. Yani eğer ki kaymakamlık bu pankartları kaldıramadığını ortaya koyuyorsa başarısız olan yerler kaymakamlıktır, müftülüktür. Üsküdar’ı, İstanbul’u ya da Türkiye’nin herhangi bir yerini vali, kaymakam değil, ileri demokrasilerde olmaması gerektiği halde yürütmenin başı yani o dönemki Başbakan yönetiyordu. Asıl sorgulanması gereken bu. Ve ben bu tespiti ve tescili yaptığım için kendimi mutlu hissediyorum. Ama gönül isterdi ki vatandaşlarımızın bunu görmemesi ve hukukun çiğnenmesinin engellenmesi. Ama bu konuda da mücadeleye devam edeceğim.EK : 22 Temmuz’da başlayan Emniyet mensuplarına operasyon devam ediyor. Bu polislerden bazılarının Ergenekon, Balyoz davalarında aktif görevler aldıklarını, cemaate yakın olduklarını da duyduk. O hukuksuzluklar içinde yer alan polisler bugün yargılanıyor. Bu süreçte hukuksuzlukların yaşandığı, sahur vakti gözaltına alındıkları tartışıldı. Kağıt üstünde yattıklarını, Çağlayan Adliye’sinde çevik kuvvet polisleri tarafından zincire alındıklarını gördük. Ergenekon, Balyoz, Odatv gibi davalarda hukuk yoktu da şimdi mi ortaya çıktı? Siz bu davalara nasıl bakıyorsunuz?OC Bir vatandaş olarak da, bir hukukçu olarak da, siyasetin içinden birisi olarak da vereceğim cevap aynıdır. 22 Temmuz operasyonları başladığından ibaren yapılan hukuksuzlukların karşısında durdum. Bununla ilgili her ortamda bunu dile getirdim. Hatta bazı fotoğraflarla anlatmaya çalıştım. 2007 yılında başlayan benim de avukat olarak görev yaptığım Ergenekon sürecinde gördüğüm bir şey vardı. İnsan hakları ihlal ediliyordu, masumiyet karinesi ihlal ediliyordu. İnsanlar kaçacaklarmış gibi CMK’ya aykırı olarak sabaha karşı elleri kelepçelenerek polis arabalarına girerken başlarını polisler elleriyle ittirerek kaktırarak, tek bir kelime söylemelerine izin vermediklerini gördük. Ve bunlara karşı çıktık. Konuşmamızın aslında ana fikri şu oluyor; ‘hukuk herkes için lazımdır’ı herkese her fırsatta hatırlatmak gerekiyor. O gün hukuku çiğneyenler bugün hukuku hatırlamaya başladılar. Bizde hukuk sisteminde sana göre yasa bana göre yasa yoktur. Hatta biz anayasayla ilgili son dönemde “banayasa” kavramı üretildiğini gördük. Bunu anayasa değişikliklerinde de çok net gördük. Yasaların çıkmasında en önemli husus şudur: yasalar herkes içindir, geneldir soyuttur, subjektif değil objektiftir. Bu son dönemde yapılan bütün yasaları incelediğimizde bir amaca gitmek için yapıldığını görüyoruz. 2007’de Ergenekon operasyonu yapılması için iletişimin ve ortam dinlemelerinin yapılması için çıkan yasa maddeleri, gözaltı, arama, el koyma ve en önemlisi tutukluluk süreleriyle ilgili çıkan yasaların yasa maddelerinin tesadüf eseri olarak çıkarılmadığını gördük. Bunlar 2007’yi getirdik. O dönemde doğruları gören hukuktan yana olan yürekli hukukçular ve vatandaşlar bunlara karşı geldik. Bana yakın aydınlar yazarlar, benimle aynı şeyi düşünen siyasetçiler olduğu için yapmadım. Bunu 22 Temmuz sürecinde herkese gösterdim. Cemaatin AKP’yle sorun yaşayacağı, AKP’nin cemaati ele geçirmek için yasalar yapacağı, Sulh Ceza Mahkemeleri’ni formülüze edeceği, sulh ceza hakimliği kurup HSYK 1.Dairede yaptığı değişikliklerle kendi istediği kararları verecek hakimleri atayacağını kimse bilemezdi. 22 Temmuz’da yapılan operasyonda gözaltı süresi olan maksimum 4 günlük süre ihlal edilmekle gözaltı süresi 2 gün 3 gün hatta günlerce orada gözaltı süresi biten insanlar tutsak edildi. Yasa açık açık ihlal edildi. Bu Ergenekon ve Balyoz davaları, Odatv, KCK davalarında yapılan ihlallerin birebir aynısıydı. Polislerin, polis ablukasına alındığı gün aklıma biz avukatların Çağlayan Adliyesinde ablukaya alınıp gözaltına alındığı gün geldi. Ki orası avukatların çalışma alanı olup çevik kuvvet polislerinin girmeyeceği bir yerdi. 2 fotoğrafı yan yana koyduğumda aslında roller değişiyor ama hukuka ihtiyaç değişmiyor. Cemaat şu anda bir hukuksuzlukla karşı karşıya. Dosyalardaki iddialar doğrudur yanlıştır onu tartışmıyorum. Savcı iddiada bulunur aleyhe ve lehte delilleri ortaya koyar. Hüküm açıklanana kadar herkes masumdur. Hatırlanacağı üzere biz bunu Ergenekon ve Balyozda da söyledik. Suçta ve cezada kanunilik dedik, masumiyet karinesi, deliller, uzun tutukluluk, gözaltı sürelerinin ihlali dedik. Bugün baktığımızda aynı yerdeyiz. Ama kanunların ihlali de aynı yerde. Roller değişti. Yapılan haksızlıklara ve hukuk ihlallerine karşı hepimizin aynı anda tepki göstermesi gerekiyor yoksa Nazi zulmüne maruz kalan rahip gibi bir sabah kalktığımızda tepki verecek kimsesi olmayan hale düşeriz.EK : Yargının vicdanları rahatlatması gerekiyor dediniz. Bu davalar önceki davalarda mağdur edilenlerin vicdanlarını rahat ettirmiş olamaz mı? Böyle düşünülemez mi?OC Ergenekon ve Balyozda hukuk zulmüne maruz kalanlar , 22 Temmuzdaki hukuka aykırılıklara maruz kalan insanların tahmin edemeyeceği kadar ilkeleri olan, hukuka inanan insanlardır. Hiçbirinin oh olsun dediğine inanmıyorum. Vatandaşların bile hiçbiri oh olsun demiyor. Ama şunu söylüyor herkes “Gördünüz mü? O dönem neredeydiniz?” Bazı milletvekilleri o dönem neredeydi? Bazı TV kanalları ben çok iyi hatırlıyorum “Ergenekon Terör Örgütü” diyordu. Hepsine terörist diyordu. Ama o dönem yapılan bir şey vardı. Aslında yapılan yargılama değil itibarsızlaştırma operasyonuydu. Burada askerleri, aydınları, yazarları ayrı ayrı değerlendirmek lazım. Zira hepsinin tutsak edilmesinin stratejik ayrı bir amacı vardı. Ama hepsinin ortak bir noktası da var. Hepsi bir şeye engeldi. Siyasal iktidarın yapacağı karanlık da diyebileceğimiz işlere engeldi. Bugün gördüğümüz geldiğimiz noktaya engeldi. Bir köşe yazarı düşünün, eminim dışarıda olsaydı yazdıklarıyla onları engelleyecekti. O dönem onu yaptılar. 17 Aralık olmasaydı 22 Temmuz olur muydu? Bence olmazdı. Ya da 17 Aralık operasyonunda 25 Aralık operasyonunda Halkbank Genel Müdürünü tutuksuz yargılanması için tahliye eden birisinin bugün arama el koyma kararlarını veren hakim olması tesadüf mü? Bu sorulara cevap verdiğimizde her şey ortaya çıkacak.EK : Ergenekon, Balyoz Davası sanıkları bu dava bizim davamızdır, AKP’nin davası değildir, biz bu davaları sonuna kadar destekliyoruz, elimizdeki her türlü belgeleri sunarız şeklindeki görüşlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?OC Bu da madalyonun başka bir yüzü. 22 Temmuzla ilgili ortaya atılan iddiaların boyutunu tartışmadığımı zaten söylemiştim. Bunların doğru olup olmadığı er ya da geç ortaya çıkacaktır. Burada benim tartıştığım nokta şu: 22 Temmuzla ilgili açıldığı iddia edilen Selam Tevhid dosyalarının açıldığı tarih aslında 2011dir. Yani 2011 den beri bu dosyalar mevcuttur. 3 yıl beklendi. Siyasi iktidar bunu bilmiyor muydu, biliyordu. Ne tesadüftür ki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde bunu akıl etti. Bu bir algı yönetimidir bence. Ergenekon sanıklarının söylediklerine gelince 22 Temmuzu yapan polisler birçoğunu Ergenekon balyoz davalarında dinlemeleri gözaltıları yapan yakalamaları aramaları el koymaları yapan kişiler olduklarını biliyoruz. Bu sürecin içerisinde oldular. Ama bu soruşturmanın düğmesine basanlar da o dönem Ergenekon ve Balyozu yönlendirdiler. Siyasal iktidarın o dönem başındaki bir kişi ben Ergenekon’un Balyoz’un savcısıyım diyordu. Şimdi de 22 Temmuz sürecinin ihbarcısı oldu ya da sözcüsü oldu bütün her şeyi o yönlendiriyor. Hatta öyle bir şey oldu ki artık görün bak daha neler olacak denmeye başlandı. Ergenekon balyozda bunu önceki cumhurbaşkanı demişti. Şimdi de Erdoğan söylüyor. Cemaat AKP işbirliğinde Ergenekon, Balyoz, KCK, Odatv gibi son 12 yıla damgasını vuran davaların açıldığı da kesin. Bunun ismi Selam ve Tevhid olmuş başka bir şey olmuş. Hiçbir şey fark etmez. Polislerle beraber bunu yapan başkaları da vardı. Hukuk bunları da yakalayana kadar bağımsız tarafsız yargıçlar tarafından sorgulamalar yapılıncaya kadar benim bu davalarla ilgili soru işaretim vardır. Yine soruyorum 17 Aralık olmasa 22 Temmuz olur muydu? Bu polisler bu işi yapmıştır denmesi bir yana buradaki asıl olayın faillerinin ortaya çıkmadığını da görmek gerekir. Yani siyasal iktidarın başındakilerin..EK : Bir kesim de cemaatin üstüne gidildiğini, cemaatin ortadan kaldırılacağını ifade ediyor. Bu operasyonlarda sonuna kadar gidilmeli, bu operasyonlara karşı çıkan cemaate sahip çıkıyor deniyor.OC Burada öne çıkan hukuksuzluklardır. Hukuka uygun olarak yapılan bir şey varsa tabii ki de üzerine gidilecek. Ama benim gördüğüm kadarıyla ilk üstüne gidilmesi gereken şey hukuksuzlukların tespit edilmesidir. Ondan sonra ortaya koymanız gereken şey bu soruşturma dosyalarında soruşturmayı yapan savcıların, kararları veren hakimlerin durumlarına bakmak gerekiyor. Biz burada hukuka uygun bir şekilde eğer karar verildi diyebiliyorsak burada karşı çıkmamamız gerekiyor. Ama burada cemaate değil hukuka sahip çıkmak olarak düşünülmeli. Öteki türlü çok basite indirgenmiş oluyor. Ama soruluyorsa ki cemaat hukuksuzluk yapmamış mıdır? En az AKP kadar yapmıştır. Buna cemaate sahip çıkmak olarak görülmesine karşıyım. Ben kendi adıma hukuka sahip çıkarım. Ortada bir şey varsa üstüne gidilmesini isterim. Cemaat de olsa böyledir, AKP de olsa ben de olsam böyledir. Eğer ki bu soruşturmanın adil olduğuna inansaydık ki bundan üzüntü duyuyorum. Son dönemde yapılan bütün her şeyde hukuka güvenmeme var. Hukuka güven çökmüştür Türkiye’de. İnansaydık ben de sonuna kadar derdim ki evet cemaatin hukuksuzluk yaptığı için üstüne gidiyorlar. Ama ben art niyet olduğu konusunda, daha doğrusu açık bir hesaplaşma olduğu konusunda derin şüpheler taşıyorum.HSYK KİMİN?EK : Adalet Bakanı 17 Aralık operasyonlarından sonra “Bu HSYK bizm hazırladığımız HSYK değildir. CHP’nin hazırladığı HSYK’dır” şeklinde bir açıklama yaptı. Sizce bu HSYK kimin HSYK’sı?OC Siyaset içerisinden bir cevap vereyim. Ben Türkiye’de ilk defa şunu gördüm. Her zaman muhalefet olan bir iktidar var. Hep muhalefet. Aslında iktidar ama hep mağdur. Mağrur ama mağdur. CHP’nin suçlanması da bir AKP alışkanlığı. Erdoğan 6-7 Eylül olaylarında bile iktidarda CHP’nin olduğunu söylemişti ama çok sevdiği Menderes vardı. Dolayısıyla bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanlar vatandaşın olağan yaşantısında inanacağı şeyler söylüyor. Ama aslında yalan atıyorlar. Bugünkü HSYK, 12 Eylül 2010 referandumundan sonra oluşan bir HSYK’ydi. HSYK’nın bir önceki seçimlerinde eşekli demokrasi vardı. Yani iktidar bir kişiyi parmakla gösterdi. Ve ona oy verildi. Bununla ilgili bazı konuşmalar ortaya çıktığında şu cümle söylendi; “İktidar eşeği göstersin ona da oy veririz”. HSYK’yı CHP yapmadı, AKP yaptı. 2010 referandumuyla birlikte. O referandumda biz halka kandırılıyorsunuz. Şekerlemeler konuldu ama bu aslında fare zehiri gibidir diyorduk. HSYK cemaatle AKP birbiriyle zıtlaşmadan önce ikisinin işbirliğiyle kurulan bir HSYK’ydı. Kavga oldu cemaat tavsiye edildi. AKP’nin HSYK’sı olmaya başlandı. Son HSYK değişikliklerinin ardından 1.Daireden yapılan değişiklikle tamamen AKP’nin kurulu oldu. AKP’nin HSYK’sı oldu. Burada cemaate yakın olduğu söylenen hakim ve savcıların 17-25 Aralık’ı yapacağı tahmin edilememişti. Dolayısıyla tasfiye de edilememişti. Hukuka aykırı iş yapan kim varsa bunlarla ilgili idari soruşturma açıp gerekli cezalar verilebilirdi. Ama bana dokundu diye yapılan bir tasfiye varsa bu çok yanlış olur. Dün Atatürkçüler tasfiye ediliyordu bugün cemaatçiler tasfiye ediliyor. Öyle bir an gelir ki AKP’nin hakim ve savcıları tasfiye edilir. Bu hukuk değildir.EK : Biraz da siyasete grelim. CHP, MHP ile ortak Cumhurbaşkanı adayı gösterdi. Milletvekilleri de dahil olmak üzere birçok partili adayı basından öğrendi. Büyük uzlaşıya gidildi ve birçok parti adaya desteklerini açıkladı. Ama CHP’de adayı eleştirenler parti ahlakına aykırı davrandı denildi. Parti kurullarına, örgüte danışılmadan aday gösterilmesi mi parti ahlakına aykırıdır, yoksa o adaya karşı gelinmesi mi?OC Ben olaya şöyle bakıyorum. Bir kere ülke içinde ve parti içinde demokrasi olmazsa olmaz. Bu demokrasiyi ülkemize getiren CHP içinde de olmazsa olmazdır. Bazı konulara cevap verirken Türkiye’nin son dönemine ve bazı dinamiklere de bakmak gerekiyor. Türkiye’de ciddi anlamda bir kötü gidişat var. Herkes huzursuz, geleceğini göremiyor, sindiriliyor. Bence Türkiye’nin son dönemine Recep Tayyip Erdoğan’ın ciddi anlamda otoriterleştiği, siyasi anlamda hiç kimseyi tanımadığı bir ortamda cumhurbaşkanlığı seçimine gittik. Bu çerçevede bazı kararları değerlendiriyoruz. Tabana sorulmadan verilen kararlar bana göre demokrasiye çok uygun değil ve bunların tartışılması gerekiyor. Ama bir partide yönetici olmak çok dikkatli davranmayı gerektiriyor. Bir karara karşı çıkmak demek başka bir yanlışı yapmak anlamına gelmemeli. Demokrasiyi kesinlikle savunalım. Tabana sorulmamasını tartışalım. Ama vereceğimiz tepkilerde dikkatli olalım. Bazen tepkilerimizi sert verdiğimizi düşünüyorum. Bu tepkilerin vatandaş nezdinde “işte anlaşamıyorlar, gördünüz mü?” şeklinde değerlendirildiğini ya da siyasi muhatabınız parti tarafından ciddi anlamda kullanıldığını görüyorum. Partiyi aileye benzetiyorum. Aile içerisinde her zaman sorun olur. Ama bunların dışarıya taşmaması önemlidir. Sorunların hepsinin içeride çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de baskı ve şiddetin bitmesi gerekiyor. Siyasal iktidarın daha fazla güçlenip pervasızlaşmasından korkuyorum. Bundan önce yaşadıklarımızı özleyeceğimizi düşünüyorum. Tahmin bile edemeyeceğimiz hukuka aykırılıklar, siyasi etiğe aykırı şeylerin yaşanacağını düşünüyorum.YENİ TÜRKİYE TARTIŞMALARIEK : Ekmeleddin İhsanoğlu 10 Ağustos’ta seçilemedi ve RTE 12.Cumhurbaşkanı oldu. Yeni Türkiye söylemleri bir hayli arttı. Sizin Yeni Türkiye’den beklentileriniz ne? Ve sizce Yeni Türkiye ne demek?OC Devletler geçmişten günümüze gelen gelenekleri, yaşadığı tarihi olayları, dünyadaki gelişmelere göre aldığı tavırları ile yaşayan, gelişen, geçen yıllar içerisinde değişen bir yapı gösterirler. Ülkemiz neredeyse bir asırlık bir Cumhuriyet ve kurulduğu günden bu yana değişen dünyada elbette ki değişme ve gelişme gösterdi. Fakat devletlerin bazı gelenekleri vardır ki, bazı temel anlayışları, kuruluş felsefeleri vardır ki, bunlar insanın genlerinin değişmesi nasıl ki sonunu getirir, devletlerin de temel anlayışlarının değişmemesi gerekir. Bunları şundan söylüyorum, son yıllarda “değişim” “yenilik” “yeni” kelimeleri içleri adeta boşaltılarak vatandaşlarımıza her şekil ve şartta olumlu bir şey gibi gösterilmekte. Halbuki “Erdoğan değişim anlayışı ve uygulamaları” ilerleme yönünde değil tamamen demokrasimizi ve geleneklerimizi geriye götürür şekilde, kendi iktidarını ortaya koyan, olumsuz yönde bir değişim olarak gerçekleşmekte.Bu gerçekleri ortaya koyduktan sonra net bir şekilde şunu söyleyebiliriz ki, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması, işte kurmaya çalıştıkları kendi anlayışları ve hegemonyalarını ifade eden Yeni Türkiye kavramını ortaya çıkardı.Bir şeyin yenisi varsa, eskisi de vardır. Devletin yenisi olmaz, bazı anlayışlar yenilenir. Ama burada Erdoğan’ın söylediği Yeni Türkiye artık demokrasinin askıya alındığı, hukukun olmadığı, belki seçimlerin bile ilerde yapılmayacağı, özgürlüğün korunmadığı, tek parti, tek anlayış, tek adamın olduğu, rahatça yolsuzluğun hırsızlığın yapıldığı, ülkenin dış ülkelerinin oyuncağı, toprakların ise sömürülme alanı olduğu, kısacası Erdoğan’ın Türkiye’si anlamına geliyor. Bu da bana göre Türkiye’nin bitmesi anlamına geliyor. Dediğim gibi Türkiye tektir, Yenisi olmaz ama benim için Yeni anlayışı Erdoğan’sız ve AKP iktidarının olmadığı bir ülkeyi ifade ediyor.CHP KURULTAYIEK : CHP 5-6 Eylül’de 18.Olağanüstü Kurultayı’nı gerçekleştirdi. Siz de PM’ye adaydınız. 2 aday yarıştı ve kazanan Kılıçdaroğlu oldu. Saadet Partisi’nden gelen Mehmet Bekaroğlu PM’ye girdi. Muharrem İnce ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultay sürecindeki söylem ve hareketlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bundan sonra CHP’de neler yaşanır? Parti sola mı kayar? Yoksa AKP-HDP Karışımı bir partiye dönüyor kaygısı ne kadar gerçekçidir?OC CHP’nin Kurultay tecrübesi fazladır bilirsiniz. Ben bile 4 yılı aşkın siyasi yaşamımda 1’i Tüzük Kurultay’ı olmak üzere 3 Kurultay gördüm. Açıkçası Kongreler ve Kurultaylar süreçlerini ben pek sevmemekteyim bunu öncelikle söylemek isterim. Her ne kadar sosyal demokrat partiler için Kurultay ve Kongreler kendini kontrol etme, düşüncelerden bir sentez çıkarma ve yenilenme buluşmaları olsa da, Kongreler ve Kurultaylar enerjiyi içe dönük bir hale getirdiği ve maalesef çoğu CHP’linin sadece içteki seçim zaferlerini kazanım olarak gördüğünden bu süreçler benim için aslında çok olumlu gelmemekte.5-6 Eylül’de yapılan 18. Olağanüstü Kurultay’da sizin de dediğiniz gibi ben de Parti Meclisi Üyesi Adayıydım. Bilindiği üzere Üsküdar’da 2 dönemdir İlçe Yöneticiliği yaptım. Gençlik Kollarındaki dönemi de katarsak, 1 Genel Seçim 1 Yerel Seçim ve 1 Cumhurbaşkanlığı Seçimi olmak üzere her türlü seçim çalışmasında ve atmosferinde bulundum, emek verdim. Özellikle hukuki ve siyasi mücadelemi birçok kişi yakından bilmekte. Genç yaşta ve kısa sürede CHP’ye ciddi emekler sarf ettiğimi düşünüyorum. Ayrıca gençliğin dinamizmini içinde taşıyan, iktidar olmak için birçok plan ve projesi olan bir hukukçuyum. Bu sebeple de Parti Meclisi’nin aktif, katılımcı, genç ve kaliteli bir yapıda olması amacıyla ben de taşın altına elimi koymak istedim. Seçimdeki benim sözüm “Muhalefette geçen yaşamımda iktidar olabilmek adına daha çok emek vermek ve daha çok ter dökmek”ti.Bu çerçeve de yaklaşık 2 hafta iyi bir çalışma sergiledik. Tüm Türkiye’ye ulaştık ve sonradan aday olursak iyi bir oy alacağımızı fark ettik. Ankara’ya gidip toplam 4 gün de orada bire bir adaylarla tanıştık, görüştük ve oy istedik. Türlü olumsuzluklara, engellemelere, anahtar listelere rağmen, bir anlamda bağımsız bir aday olarak neredeyse Türkiye’nin her ilinden oy alarak benim için bir birinden değerli 67 oy aldım fakat PM’ye maalesef giremedim. Tabi ki bu bir adımdı, bir başlangıçtı. Gezinin sloganında olduğu gibi “Bu daha başlangıç Mücadeleye devam” dedik. Beni mutlu eden, ülkenin her yerine bu kısa siyasi yaşamımda ulaştığımı görmekti Benim tanışmak isteyen genç kardeşlerim, ağabeylerim bana ulaştı, bazı delegeler Gezi ile ilgili olarak yaptığım suç duyurusunu bilmekteler ki arkamdan Gezi’nin avukatı diye seslenenler oldu. Bir daha ki Kurultay için ben kendi adıma çalışmalarıma aralık vermeksizin devam ediyorum ve arkadaşlarımla bir daha ki Kurultay’a, umarım CHP’nin iktidarında, PM’ye girmeyi hedefliyorum.Diğer yönden CHP’in Kurultay’ına bakarsak, siyasi açıdan birçok tespitte bulunabiliriz. Öncelikle Genel Başkan Adaylarının nezaketi açıkçası çok hoştu. Tabi ki aksaklıklar olur, laflar söylenir ama genel olarak tarafların birbirine saygılı davrandığı bir Kurultay yaşandı.Kurultay’da partinin politikaları, son durumu, siyasi hamleleri, Genel Başkanın tercihleri tartışıldı ve bu sosyal demokrat partilerde olması gereken tartışmalardı. Burada Cumhurbaşkanlığı Seçimlerindeki İhsanoğlu tercihi ya da seçime ilk turda birden fazla aday ile girilmemesi eleştirilere neden olmakla beraber Bekaroğlu’nun Genel Başkanın anahtar listesinde olması da yeni bir tartışma doğurdu.Bunlar siyasi ve şahsi tercihlerdir. Bunlara yönelik olarak tabi ki eleştiriler olacaktır. Zira şahsen ben sağdan oy almaya tamam, ama sağdan siyasetçi devşirmeye karşı olan bir kişiyim. CHP bir kitle partisi, herkes üye olabilir, organlarında görev yapabilir, aday olabilir. Fakat partinin ilkelerine, anlayışına, programına bağlı olmak, sol – sosyal demokrat ilkelere sahip çıkmak şartıyla. Yoksa nasıl ki Ertuğrul Günay AKP’ye geçince solcular AKP’ye oy vermediyse, Bekaroğlu partiye geldi diye sağcılar da CHP’ye oy vermeyecektir. O yüzden alınan kararlara saygı göstermekle beraber ben çözümün sol anlayışta, umudun da solcu siyasetçilerde olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bir de CHP’ye emek veren benim gibi son dönemlerin deyimiyle “partinin öz evlatları”nın partide daha fazla yer bulması gerekmekte. Bu hem bizler için bir hak; hem de CHP’nin geleceği için bir zorunluluktur.Ama son olarak şunu söyleyebilirim ki, partinin soldan uzaklaşmasını kimse sağlayamaz. Tartışmalar, yanlış kararlar olabilir ama partinin kimliği, değerleri ve kurtuluşu, ülkenin kurtuluşunda da olduğu gibi soldadır.ÖCALAN’A AF TARTIŞMALARI, ÖCALAN SERBEST KALIR MI?EK : Yasalar herkese eşittir, sana bana göre yasa olmaz dediniz. Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü yıllardır tartışılan bir konudur. Genel af çıkartılsın deniyor. Bu af Öcalan’ı kapsar mı diye sorulduğunda yasalar herkesi kapsar deniliyor. Af Abdullah Öcalan’ı da kapsarsa siz buna nasıl bakarsınız? Vicdanlar yaralanmayacak mı?OC Buna hukukçu olarak cevap vermek gerekirse mevcut yasalar Öcalan’ın özgür kalmasına izin vermiyor. Dolayısıyla biz her vatandaşa aynı şekilde baktığımızdan şuan için böyle bir ihtimal yok. Bazı hamleler var. Bunların da değerlendirilmesini biz hukukçular ve vatandaş yapacak. Yasalar çıkarsa değerlendireceğiz. Ama böyle bir ihtimal pek görünmüyor. Ben terör sorunu değil de Güneydoğu, doğu olarak bakıyorum olaya. Orada yaşanılan bazı sorunlar var 30-35 yıldır. Böyle bakıldığında, yapılan hamleleri eleştirirken şöyle görüyorum. Aslında, Terörün bitirilmesi için yapılan hamleler eleştirilmiyor. Şu an yapılan şey tamamen siyasi iktidarın kendi geleceklerini devam ettirmek için yaptıkları popülist işbirlikleri olduklarını görüyoruz. Eleştirdiğim nokta işte bu. Burada ne bazı sorunları çözmek ne de terörü bitirmek var. Benim gördüğüm kadarıyla bir grubun diğer grupla Oslo’daki gibi seçimlere endeksli, “seçimlere kadar, seçimlerden sonra, aman şunu yapmayın” tarzında ciddi bir işbirliği var. Burada terörü bitirme, vicdanları rahatlatma, bir kişiyi yargılama gibi bir şey yok. Bu amaçlarda olduğunda bunu başka şekilde konuşabiliriz. Bunun dünyada örnekleri var. İngiltere’de İspanya’da var. Burada önemli olan şey şu; herkes terörü bitirmek istiyor mu? Siyasi iktidar işbirliği içerisine girip önündeki seçimi kazanmaya çalışıyor. Diğer grup biz Amerika’yı Irak’ta nasıl koruduysak burada da AKP’yi koruruz şeklinde ilerliyor. Ama ne oluyor? İki popülist yaklaşımın arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları eziliyor. Hala Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da birçok sorun çözülemedi. Ama baktığınızda birçok kişi sorunu çözmek için çalıştığını söylüyor. Bu sorunları eğer ki çözmek istiyorsak söz vereceğiz. Biz bu masaya çözmek için oturduk, menfaatimiz, popülist yaklaşımımız yok, önümüzdeki seçimler gibi bir hesabımız yok diyeceğiz. Biz ayrılıkların bitmesini istiyoruz. Biz her türlü çatışmanın bitmesini istiyoruz diyeceğiz. Bunu emperyalizmle antiemperyalistlerin çatışması olarak değerlendiriyorum. Birileri silah üretiyor birilerine satıyor. Sonra ötekine de satıyor. İkisine de birbirine vur diyor. Bizim gibi antiemperyalistler bunu anlıyor, bu bizi birbirimize kırdırma, emperyalizme daha fazla para kazandırma oyunudur. Bu coğrafyadaki, petrol, doğalgaz, su oyunudur. Bu oyunda roller taraflar değişiyor ama hikaye aynı. Bunu herhalde önümüzdeki süreç gösterecek.TÜRK BAYRAĞINI İNDİRENLERE POLİSİN MÜDAHALESİEK : Diyarbakır’da başlayan bayrak indirme olayını da konuşalım. Birileri çıkıp bayrağı indiriyor, polis de çıkıp ayağından vuruyor. Sonra deniyor ki bayrağı indiren ruhsal problemi olan birisidir. Polis aşağıdan baktığında bunu fark edebilir mi? Polisin müdahale etmesi, silah kullanması hukuki midir?OC Bayrak bu ülkenin bayrağı, hepimizin bayrağıdır. Her ülkede olduğu gibi bizim bayrağımız da değerlidir. Burada bayrağa, manevi olan değerlere yapılan müdahaleleri ben yanlış buluyorum. Bu cami de olabilir, toprak da olabilir, bayrak da olabilir. Burada Türkiye inen bayrağı tartıştı. Fakat, son yıllarda fiziken inmese de, özellikle dış politikada inen itibar ve karizma kaybını görmedi. Ortadoğu’da Türkiye’ye biçilen rol, projelerin eş başkanlığını üstlenme, sıfır sorun diyerek yola çıkılarak bütün komşularla sorun yaşaması, bölgede istenmeyen bir model durumuna düşülmesi, içeride sürekli yaşanılan sorunlar, Soma vs. Türkiye’nin içte ve dışta karizması ve itibarı zaten aşağıya inmişti. Dolayısıyla bayrağa yapılan müdahaleyi Türkiye’de bozulan düzen, birlik, dirlik olarak bakıyorum. Son 10 yıldır yalpalayan bir ülke görüyorum. Buna müdahale hukuki midir, değil midir noktasında manevi değerlere yapılan hareketlerin yanlış olduğu söylenebilir. Hukuka da aykırıdır. Buna yapılacak müdahale ne olmalıdır bu tartışılır? Polisin silah kullanması gerekir mi? Bana sorarsanız gerekmezdi. Başka türlü bir müdahale ya da müdahalesizlik yapılabilirdi. Tabiî ki engelleme yapılmalıydı. Ama bence silah kullanımı olmamalıydı.EK : Son sözlerinizi alalım.OC Teşekkür ederim. Benim için çok keyifli oldu. Sorular güzeldi. Çetin sorulara maruz kaldık. Umarım okuyanlar da sohbetten keyif alırlar. Türkiye’de artık herkesin özgür bir şekilde birlik, dirlik içerisinde, insan haklarına, hukuka saygılı, herkesin eşit kabul edildiği, ayrılığın olmadığı, gerçekten ekonomik refahın olduğu, bir babanın ya da annenin evine erzağını rahat rahat kendi parası ile götürebildiği, çocuklarıyla ilgilenebildiği, çok yüksek saatler çalıştırılıp sömürülmediği, eve ölmüşçesine gelmediği, emeğin en yüce değer olarak kabul edildiği günler olmasını temenni ediyorum. Ben inanıyorum ve bunun için çalışıyorum. Savaşıyorum.
'CHP Genel Seçimde İttifak Yapmayacak'
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olarak, 'MHP ile geliştirdiğimiz, ortaya koyduğumuz tutum o seçimde kalmıştır. Genel seçimde CHP herhangi bir ittifak, iş birliği yapmaksızın kendi mücadelesini yürütecektir' dedi.Kurban Bayramı dolayısıyla partisinin Bodrum ilçe örgütünü ziyaret eden Hamzaçebi, burada gazetecilere açıklamalarda bulundu.Hamzaçebi, 91 yıllık Cumhuriyet'in 12 yılının AK Partisi hükümetleriyle geçirildiğini hatırlatarak, 12 yıl önceyle kıyaslandığında Türkiye'nin, demokrasi, hak, hukuk, özgürlük yönünden daha iyiye gitmediğini savundu.12 Eylül döneminin işkencelerinin yerini polis fezlekeleri, savcı iddianamelerinin aldığını iddia eden Hamzaçebi, şöyle konuştu:'Haksız, hukuksuz yere cezaevinde tutulan o Balyoz Davası olarak isimlendirdiğimiz davanın mensupları, sanıkları 'Bizim hayatımızdan çalınan o 5 yılı kim geri verecek?' diye haykırıyor. 'Bugün özgür olduk, bizim geleceğimiz çalındı, bizim sağlığımız çalındı, bizim hayatımız çalındı' diyorlar. 'Biz iş bulamıyoruz, çalışamıyoruz, özgürüz ama iş bulamıyoruz'... Hiç kimse bu sorumluluktan kaçamaz. Bu sorumluluğun sahipleri bunun hesabını Türkiye Cumhuriyeti'nin yargısında bir gün mutlaka verecektir.'PYD Lideri Müslim'in Türkiye'ye gelişiHamzaçebi, bir gazetecinin PYD Lideri Salih Müslim'in Türkiye'ye gelişiyle ilgili sorusuna şu yanıtı verdi:'PYD Lideri Salih Müslim'in Türkiye'ye gelişi, hükümet yetkilileriyle teması ona verildiği ifade edilen sözler CHP'nin bilgisi dahilinde değildir. Biz CHP olarak bir başka ülkenin içişlerine karışma anlamında bir politikayı kesinlikle doğru bulmuyoruz. Hedefe bir ülkenin yönetimini, hükümetini koyup, hükümeti devirmek için o yönetim karşıtı, rejim karşıtı kişilerle gruplarla iş birliğine girmek bizim anlayışımızda yoktur.'Cumhurbaşkanı seçimleriHamzaçebi, cumhurbaşkanı seçimlerinde MHP ile kurulan ittifakın milletvekili seçimlerinde de uygulanıp uygulanmayacağı sorusunu, 'MHP ile geliştirdiğimiz, ortaya koyduğumuz tutum o seçimde kalmıştır. Genel seçimde CHP herhangi bir ittifak, iş birliği yapmaksızın kendi mücadelesini yürütecektir. Milletimize güveniyoruz, partimize güveniyoruz, örgütümüze güveniyoruz. Hiçbir ittifaka ihtiyaç duymayacağız' şeklinde yanıtladı.Hamzaçebi, ortaöğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasıyla ilgili de çocukların okulda sadece eğitimle uğraşmasını istediklerini söyledi. Hamzaçebi, 'Siyasetin, kızlarımızın, kadınlarımızın başındaki örtüden elini çekmesini istiyoruz' dedi.Muhabir: Ali Ballı
Özkök: 'Balyoz'u Basından Duydum'
Balyoz Davası'nda 24. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, ilk kez ifade verdi, iddiaları basından duyduğunu söyledi. Özkök, 2 yıl önce Ergenekon davası sırasında 'bu konuda duyumlar aldığını ve astlarına araştırılmasını emrettiğini' söylemişti.Balyoz davası, Anayasa Mahkemesi'nin 'haklarının ihlal edildiği' yönünde verdiği kararın ardından yeniden görülmeye başlandı. İlk duruşmada 24. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ifade verdi. Dava, asker eliyle hükümeti devirme iddiası ile 2010 yılında açılmıştı. Özkök, 2012 yılında darbe girişimi iddiasıyla açılan Ergenekon davası kapsamında ifade vermiş, o ifadesinde kendisine Balyoz davasına konu olan darbe iddiaları da sorulmuştu. Özkök, Balyoz darbe planıyla ilgili duyumlar aldığını, astlarından bunu araştırmalarını istediğini söylemişti. Bugün ise davaya konu olan seminer, toplantı ve girişimlerini basından öğrendiğini söyledi.'Basından duydum'Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, Mahkeme Heyeti Başkanı Özlem Karaçam,Özkök'e sanıklardan tanıdıkları ve tanımadıkları sordu.Özkök'ün,'Genelkurmay başkanıyken emrimde çalıştıkları için hepsinin ismini hatırlamayabilirim' demesi üzerine Başkan Karaçam, 'Önemli değil onlar. Şu anda hatırlayıp hatırlamadığınızı söyleyin' dedi.Özkök, isimleri okunan Dursun Çiçek, Engin Alan, Ergin Saygun, Ergün Balaban, Oktay Memioğlu, Mücahit Şişlioğlu, Halil İbrahim Fırtına, Bilgin Balanlı, Nejat Bek, Mustafa Aydın Gürül ve Özden Örnek gibi isimleri tanıdığını söyledi.Başkan Karaçam 'Öncelikle Suga, Oraj, Çarşaf ve Balyoz harekat planlarıyla ilgili bilginiz var mı? Bunu anlatın' dedi. Özkök, 'Bu planların hiçbirini duymadım. Özellikle Balyoz kelimesi bana çok yabancı geldi. Ancak basından duydum. Darbe planı yapıldığına dair bir duyum almadım' dedi.2003'te Genelkurmay Başkanı olduğunu hatırlatan Özkök, 'O zaman darbe planı yapıldığına dair bir duyum aldınız mı?' sorusuna karşılık da, 'Darbe planı yapıldığına dair herhangi bir duyum almadım. Dedikodu mahiyetinde bilgiler geliyordu' ifadelerini kullandı.Mahkeme Başkanı Karaçam'ın, 'Sanıklardan Çetin Doğan ifadesinde, 'Özkök ile bir görüşme yaptım ve Özkök bana, orduda bazı kıpırdanmalar var, bu nedir diye sordu. Ben de, bunlar dedikodu dedim' beyanında bulunuyor, ne diyorsunuz?' diye sorduğu Özkök, 'Doğrudur. Doğrudan doğruya bunları kendisine sormayı yeğledim. Kulaktan gelen bilgiler vardı dedim' diye konuştu.Hilmi Özkök, 'Bu kulaktan dolma bilgileri kim getiriyordu size?' diye sorulması üzerine de, 'Basından duyuyordum. İmzasız mektuplar geliyordu. Askeriye dışından geliyordu bu mektuplar' ifadelerini kullandı.Savcının, '27 Mart 2012'de yapılan duruşmada Çetin Doğan beyanında, sizinle yaptığı bir görüşmeden bahsediyor. Bu görüşmede de, 'köstebek bir evrakı alabilir ama bütün bir valizi alamaz' şeklinde sözler sarf ettiğinizi söylüyor. Ne diyorsunuz?' diye sorduğu Özkök, 'Benimle kendisi arasında olmadı. Böyle konuşmadım. Bu sözü kendisinin söylediğini basından duydum' yanıtını verdi.Başkan Karaçam'ın, 'Seminerde senaryonun görüşülüp görüşülmemesi konusunda herhangi bir yazışma yapıldı mı?' diye sorduğu Özkök, 'Hayır yapılmadı, zaten de yapılmaz' dedi.Özkök'ün ifadesi sadece 15 dakika sürdü. Sanıklar ve avukatları tanık Özkök'e soru sormadı.Özkök, daha önce 'Duyumlar geldi' demişti2012 yılında Ergenekon davasında tanık olarak ifade veren Hilmi Özkök, Balyoz davasına konu olan darbe planı ile ilgili bilgisi olup olmadığı sorusuna şu yanıtı vermişti;'Genelkurmay, her 2 yılda, 1. Ordu, 2. Ordu, 3. Ordu'ya hangi planların oynanacağını, seminerlerin yapılacağını, ne şekilde oynanacağını ve tarihleri bildirir. Bu, benden önce rutin olarak yayımlanmıştır. Uygulanması gerekir. Ben yoğunluğumdan katılamadım. Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yapılmasını emrettim. Bu seminer icra edilmiş, fakat en tehlikeli senaryo amacını biraz aşkın şekilde oynanmış, siyasi kişiler ve siyasi olaylar, gerçekmiş gibi oynanmış gibi duyumlar geldi.'Yalman: Hiçbir istihbarat almadımÖzkök'ten sonra dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman dinlendi. Mahkeme Başkanı Karaçam'ın 'İddia edilen hareket planları hakkında bilginize başvuracağız. Bu planlar hakkında ne biliyorsunuz? şeklinde yönelttiği soruya Yalman, 'Bu davayla ilgili, yani Balyoz davasıyla ilgili olarak size söyleyebileceğim hususlar, ben Balyoz Planı ilgili hiçbir istihbarat almadım. Hiç belge ve bilgiye sahip değilim. Bu konuyu basına intikal ettikten sonra öğrendim. Ayrıca bu konuyla ilgili herhangi bir eylemim, bir girişimim, bir hareketin engellenmesi hususunda bir girişimim olmamıştır.'Karaçam'ın, 'Balyoz Planı dışında, 'Oraj', 'Sakal', 'Çarşaf' ve 'Suga' planlarını duydunuz mu?' şeklinde soru yönelttiği Yalman, 'Hayır duymadım' yanıtını verdi.Balyoz Davası duruşması 3 gün devam edecek.Kaynak: Al Jazeera