Neden Yüzleri Tanır da İsimleri Hatırlamayız?
Yüzleri ve isimleri hatırlamak için beynimizin aynı şekilde çalıştığını düşünürüz; fakat uzmanlar bu iki sürecin birbirinden tümüyle farklı işlediğini belirtiyor.“Yüzleri çok iyi hatırlarım ama isimler konusunda çok kötüyüm” cümlesini sık sık duyarız. Fakat yaygın kullanılan bu ifade ne kadar doğru? Hafıza psikolojisine ufak bir yolculuk yapıp yüzler ve isimlerle ilgili hafızanın nasıl çalıştığına bir bakalım.İnsanların yüz tanıma konusunda uzman olduğu doğrudur. Birçoğumuz binlercesini tanırız ve bu işi otomatiğe bağlanmışçasına yaparız. Nörologlar bunu zor bir işin kolaymış gibi görünmesi olarak değerlendirir. Çünkü beyinde bu görev için ayrılmış çok sayıda mekanizma vardır.Beynimizde yüz tanıma görevini yerine getiren bir bölüm vardır; kısaca FFA olarak adlandırılan bu bölüm kulaklarımızın arkasında bulunan temporal lop bölgesinde yer alır. Bu bölgede herhangi bir hasar meydana gelmesi halinde, görmenizde bir sorun olmasa bile insanları yüzlerinden değil, ancak seslerinden ve giysilerinden tanıyabilirsiniz. Beynin bu bölgesindeki zayıflığın kalıtsal olması da söz konusu. Prospagnozi adı verilen ve yüz körlüğü olarak tanımlanabilecek bu durumda tüm aile fertleri, birbirlerinin yüzleri de dahil hiçbir yüzü tanıyamaz.Fakat ne ilginçtir ki isimleri hatırlamak için benzer bir alan yoktur beynimizde. Sadece kelimeleri hatırlama göreviyle yükümlü bölgeler vardır; isimler de zaten özel kelimelerdir. Bu bölgelerde meydana gelen bir hasar sonucunda isimleri de kelimeleri de hatırlamakta zorluk çekeriz. Örneğin muzu tanır, onun lezzetini bilir, hatta muzlu pasta tarifi bile yapabilir, ama adını hatırlamayız.Yüzleri tanımak ve isimleri hatırlamak için kullanılan hafıza işlemi birbirinden farklıdır. Yani iki farklı psikolojik işlem devreye girer: Tanımak ve hatırlamak.Örneğin bir partide konukların yüzlerine bakarken biriyle göz göze geldiğinizde “Bu kişiyi tanıyor muyum?” diye kendinize sorduğunuzda buna yüz tanıma işlemi denir ve vereceğiniz cevap ya “evet, tanıyorum” ya da “hayır, tanımıyorum” olacaktır.Daha sonra bir tanıdığınızla konuşurken onu başkalarıyla tanıştırmanız gerektiğinde hafızanın isim hatırlama kısmı devreye girecek, gördüğünüz bir şeyi tanımak değil, daha önce öğrenmiş olduğunuz bir şeyi hatırlamak söz konusu olacaktır. Burada basit “evet/hayır” yanıtı işe yaramayacak, bizzat ismin ne olduğunu hatırlamanız gerekecektir.Yani şöyle de diyebiliriz: Yüzler verili bir bilgidir; baktığımızda orada görürüz; yapmamız gereken tek şey onları daha önce görmüş olup olmadığımızı bilmektir. Oysa isimler hafızada saklıdır ve onlarla ilgili daha zor bir psikolojik işlem yapmamız, arayıp bulmamız gerekir.İsimleri hatırlama konusunda iyi değilseniz uygulayabileceğiniz bazı yöntemler vardır. Hafızayla ilgili deneyler, kendinizi zorlayarak hatırlamaya çalışmanın işe yaramadığını göstermiştir. Hatırlamaya çalıştığınız şeyi tekrarlamak ve onunla ilgili bağlantılar kurmak daha yararlı olacaktır.Yani isimleri hatırlamak istiyorsanız, biriyle ilk tanıştığınızda konuşma içinde ismini sık sık tekrarlamanız gerekir. İsmini mutlaka hatırlamanız gereken biri varsa onlarla ilgili bir özelliği tespit edip isimleriyle birlikte bu özelliği zihninizde çarpıcı bir görsel imgeyle birleştirmek yararlı olacaktır. Örneğin Jennifer isimli bir kadınla tanışıp onun Alaska’dan geldiğini öğrendiyseniz ve o bölge soğukluğuyla ünlüyse onu kar içinde kürk giymiş bir halde hayalinizde canlandırabilirsiniz (kürk İngilizce ‘fur’ demektir, yani JenniFUR bağlantısı). Böylece bir daha kimsenin ismini hatırlamadığınız için utanmanız gerekmeyecektir.BBC Türkçe
Kütahya'da Öğrenci Olmanın 8 Cazibesi!
Arkeoloji okumasanız da derslerden vizelerden fırsat buldukça gezinilesi bir yapı; Tarihe meydan okumuş, dimdik ayakta kalan bu yapıların arasında gezerken kendinizi arkeolog gibi hissedeceksiniz. Keşfettikçe daha derine inme isteğine kapılacaksınız.
18 Kasım 2014 Günlük Burç Yorumu Videoları
Lütfen videoları öz burcunuza ve özellikle YÜKSELEN BURCUNUZA göre izleyin. Yükselen burcunuzu bilmiyorsanız NÖBETÇİ ASTROLOG servisinde gerçek astrologlara sorup hemen öğrenebilirsiniz:)
İstanbul'un En Güzel 10 Teras Restaurant ve Barı
İstanbul, görmek isteyene o kadar çok güzellikler sunuyor ki, günlük hayatımızda yer etmiş koşuşturmadan, telaştan,  şehrin güzelliklerinin keyfini yeteri kadar süremiyoruz. Biraz açımızı değiştirirsek belki faydası olur diye düşündük. Sizler için İstanbul'u kuş bakışı izleyebileceğiniz 10 bar ve restaurant'ı listeledik. Şimdiden iyi seyirler;
'Türkiye'de 190 Bin Kişi Kölelik Koşullarında Çalıştırılıyor'
Avustralya merkezli insan hakları kuruluşu Walk Free tarafından yayımlanan 'Küresel Kölelik Endeksi'nde Türkiye 105'nci sırada yer aldı. 167 ülkenin yer aldığı raporda Türkiye'de 190 bin kadar kişinin kölelik koşullarında çalıştırıldığı öne sürüldü.Örgütün araştırması, modern dünyada 'köleliğin' hâlâ devam ettiğine işaret ediyor.Kuruluşun yayımladığı raporda, insan haklarına aykırı çalışma koşullarına gönderme yapılarak, dünya genelinde yaklaşık 36 milyon kişinin 'köle' olarak çalıştırıldığı belirtildi. Bu sayı, dünya nüfusunun bin'de beşine karşılık geliyor.
Reklam
Dövmenizin Hayatınız Olduğunun 20 Kanıtı
Dövmesi olan ya da dövme yaptırmayı düşünenlerin bunu neden yaptıklarını merak ediyor musunuz? Dövme yaptırdıktan sonra oluşan mahalle baskısından sıkılıp 'Beni de anlayan var mı?' diye mi düşünüyorsunuz? İşte o zaman bu liste tam size göre. 20 Maddede dövmenin hayatla ne kadar içli dışlı olduğunun kanıtı bu listede.Keyifli seyirler!..
Reklam
'Grinin Elli Tonu' Filminin Yeni Fragmanı Aklınızı Başınızdan Alabilir!
Vizyona girmesine ramak kala yayınlanan 'Grinin Elli Tonu' filminin yeni fragmanı cesur sahneleri ile dikkat çekti. Filmin ana karakterleri Anastacia Steele (Dakota Johnson) ve Christian Grey'in (Jamie Dornan) arasındaki ateşin yeteri kadar hissedilmediği, bu nedenle seks sahnelerin tekrar çekildiği belirtildi. Sevişme sahneleri için yeniden sete dönmek zorunda kalan oyuncuların yeni görüntüleri kısa sıra önce yayınlanan yeni fragmana yansıdı. 14 Şubat 2015 Sevgililer Günü'nde vizyona girecek olan filmin fragmanı karşınızda.
Bir Öpücükle '80 Milyon Bakteri Bulaşıyor'
Bilim insanları, 10 saniyelik bir öpüşmede yaklaşık 80 milyon bakterinin bulaşabildiğini iddia etti.21 çift üzerinde araştırma sürdüren Hollandalı bilim insanları, günde en az dokuz defa öpüşen çiftlerin tükürüklerindeki bakterileri birbirlerine bulaştırdığı sonucuna vardı.Araştırmanın sonuçları 'Microbiome' adlı bilim dergisinde yayımlandı.Hollanda Uygulamalı Bilimler Araştırma Merkezi'nden bir ekibin yürüttüğü çalışmada, 21 çifte ne kadar sıklıkla öpüştükleri, en son öpüştükleri tarih ve öpüşme şekilleri soruldu.Daha sonra çiftler 10 saniye süreyle öpüştürüldü.Çiftlerin öpüşmeden önce ve sonra, ağzından ve tükürüklerinden bakteri örnekleri alınarak birbiriyle karşılaştırıldı.Ardından çiftlerden bir tarafa, içinde çok sayıda bakteri bulunan probiyotik bir içecek içirildi.İkinci öpüşmenin ardından yapılan testlerde, 10 saniyelik bir öpüşmede ortalama 80 milyon bakterinin partnerlerine bulaştığı gözlemlendi.Tükürükteki bakterilerin hızla partnere bulaştığı ancak dildeki bakterilerin bulaşmadığı belirtildi.Daha önce yapılan çalışmalarda da, ağızda en az 700 farklı tür bakteri bulunduğu, ancak bu bakterilerin bazılarının, diğerlerine göre daha kolay bulaştığı öne sürülmüştü.Araştırmayı yürüten ekibin başındaki Profesör Remco Kort, 'Fransız öpücüğü, kısa sürede ne kadar çok sayıda bakteri bulaşabildiğine dair mükemmel bir örnek. İleriki araştırmalarda bakterilerin özelliklerine ve dilin bakterileri bulaştırma evresindeki rolüne eğilmeliyiz. Bu tür araştırmalar sayesinde ileride bakteri terapileri gibi tedavi yolları da mümkün kılınabilir' dedi.Araştırmayı yürüten ekibin Hollanda'nın Amsterdam kentindeki 'Micropia' adlı dünyanın ilk mikrop müzesiyle işbirliği yaptığı belirtildi.Müzede açılan son sergide, çiftler benzer bir deneye katılabiliyor. Buna göre müzede öpüşen çiftlere hızlı bir test yapılarak hangi bakterileri bulaştırdıkları ortaya konuyor.BBC Türkçe
Vay Be! Dedirten 10 Hızlıca Okunası Hikaye
etiket
Olay, henüz döviz kurlarının uygulanmadığı yıllarda ABD-Kanada sınırındaki bir şehirde geçmektedir:  ABD ve Kanada malum ki para birimi olarak 'dolar' kullanmaktadırlar. Yalnız her iki ülke de kendi paralarının daha değerli olduğunu iddia etmektedirler. Şöyle ki Kanadalılara göre:      1 ABD Doları= 90 Kanada Centi, Amerikalılara göre ise :     1 Kanada Doları= 90 ABD Centi. Bir Amerikalı, cebindeki 1 dolarla dolaşmaya çıkar. Bir ara karnı acıkır ve simit alır (amerikan simidi!). Simidin fiyatı 10 centtir. Cebindeki 1 doları verir. Simitçi bozuk para ararken cebinin bir köşesinde 1 Kanada doları bulur, onu verir (90 cente eşit ya!). Derken sınırı yürüyerek geçer ve Kanada'da dolaşmaya başlar. Kaleme ihtiyacı olduğunu hatırlar. Girer bir kırtasiyeciye. Kalemin fiyatı da 10 Kanada centidir. Cebindeki 1 Kanada dolarını verir. Kırtasiyeci de para üstü olarak 1 ABD doları verir. Oradan da ayrılıp evine döner. Sonra düşünmeye başlar:     - Yahu sabah evden çıkarken cebimde 1 ABD dolarım vardı, şimdi de 1 ABD dolarım var. Pekiyi simitle kalemin parasını kim verdi?
Reklam
Centilmenlik Kavramını Tozlu Raflardan İndirip Yeniden Hayata Geçirmek İsteyen Erkeklere 10 Tavsiye
Dünya komik bir düzende işliyor. Bunun temel problemi ise, kompleks problemleri basitleştirme çabamızdan kaynaklanmaktadır. Bir kültürün bir tarafının sıkıntılı olduğunu keşfettiğimiz zaman, eğer bulduğumuz yol ideal yol değilse, bunun hemen yanlış olduğuna inanıp 180 derece dönerek tam aksi yolda ilerliyoruz.Örnek vermek gerekirse; centilmenlik müessesesi. Centilmen olmak cesur olmak, kibar olmak gibi birçok kriterden oluşur. Günümüzde birçok birey kadın ve erkek arasındaki farklılıkları hemen seksist tutumlarla açıklama gayretindeler. İşin iyi tarafı, çok sayıda insan – umarım en kısa sürede bütün insanlar- kadın ve erkeğin eşitliğine inanıyor ve bu şekilde yaşıyor.Eski zamanlarda, seksizmin centilmenlik yüzünden yayıldığına dair bir inanç vardı. Tabi ki 5 parmağın 5'i de bir olmadığı için bu durum yanlış bir algıya yol açtı ve centilmen olmak, erkeklerin kadınlar üzerinde üstünlük kurma çabasına döndü.Asıl sorun şu ki, centilmenlik adı altında yapılan ve kurgulanan davranışlar yer yer şovenist bir algıya dönüşebiliyor. Erkekler sahiplenmeyi yanlış algılayıp, her haliyle, her tavrıyla kadın üzerinde egemenlik kurup 'saçma' bir kölelik hayatı oluşturmaya çalışıyor. Centilmen olmak, her erkeğin üzerinde çabalaması gereken bir şeydir. Bu kadınların ihtiyacı olduğu için değil, hayatlarınızda özel olan kadınların hak ettiklerini yaşamaları içindir. Her erkek centilmen olmalıdır çünkü yapacakları daha iyi bir şey yoktur.
Öğle Saatlerinde Yaşanan Açlık Krizlerinin Nedenleri ve Sağlıklı Çözüm Önerileri
Tok olduğunuz halde açlıktan kıvrandığınızda, ya da canınız çikolata gibi çok sevdiğiniz bir şey istediğinde o şeyi yemeden tatmin olamadığınız anlar mutlaka olmuştur. Bu şey bazen bir bardak kahve, bazen çikolata, bazen de birbirinden lezzetli, çekici ve güzel kokan hamur işleri olabilir. Yememek için kendinizi zorlasanız da, başka şeylerle oyalanarak dikkatinizi dağıtmaya çalışsanız da, sonunda kendinizi pişman olacak kadar çok yemiş halde bulursunuz.Yemek krizlerinin en kötü yanlarından biri, size kendinizi tamamen kontrolden çıkmışsınız hissi vermesi. Herhangi bir şeyi yemek için gösterdiğiniz çaba, kendi vücudunuza karşı savaşıyormuşsunuz gibi bir his uyandırabilir ve kendinizi kontrolden çıkmış gibi hissetmenize sebebiyet verebilir.Yeme krizlerini bastırabilmenin en kolay ve etkili yolu, bu davranışın ortaya çıkımasına neden olan faktörleri incelemek ve bu faktörler üzerinde çalışarak yeme krizinin ortaya çıkışını engellemek.Uplifers olarak bu hafta, yemek krizlerinin ortaya çıkışına sebep olan faktörlerden en önemlilerini sizler için derledik.1. Öğle yemeğinde yenen salatalarÖğle yemeğinde tüm iyi niyetiniz ve fit kalma isteğinizle salata sipariş etmiş ve sağlıklı beslenmenin vermiş olduğu gururla ve huzurla, bu öğününüzü salatayla geçiştirmiş olabilirsiniz. Ancak salata sizi yalnızca 3-4 saat tok tutacaktır. Saat 4’e yaklaştığında, enerji seviyenizde bir düşüş hissedebilir, şekerinizin düştüğünü varsayarak kurabiye, kahve ve diğer şekerli yiyeceklere sarılabilirsiniz.Öğle yemeğinden sonra hissettiğiniz bu açlık hissini bastırmak için vücudunuz sağlıklı ya da sağlıksız olarak ayırmaksızın, en yakındaki enerji kaynağından enerji almaya çalışacaktır. Bu nedenle öğle yemeklerinde sadece sebze ağırlıklı beslenmek yerine tam tahılların, proteinin ve farklı çeşit sebzelerin yer aldığı, büyük porsiyonlu bir öğün yemeyi tercih edin. Böylelikle günün geri kalan kısmında da enerji seviyenizi koruduğunuzu ve akşam yemeğinden daha hafif yeme ihtiyacı duyduğunuzu hissedeceksiniz.2. Patronunuzun ruh haliStresli bir iş ortamı ya da emir-komuta zincirine bağlı bir yönetim stili, boş kaldığınız her an en yakınınızdaki çikolataya sarılarak mutluluğu onda aramanıza neden olabilir. Müdürünüzün size sürekli mobing yapıyor oluşu, hatalarınız karşısında yapıcı tutumlar sergilememesi; yani iş ortamında üzerinizde çok fazla baskı oluşu ve bu baskının yarattığı stres; kortizol seviyenizi artırarak daha çabuk acıkmanıza ve daha fazla yemenize neden olur.Bu nedenle, iş yerinizde stres yaratan herhangi bir durum yaşamanız durumunda yiyecek aramak yerine ofisten kısa bir süreliğine uzaklaşarak hava alın ya da kısa bir yürüyüş yapıp kendinize gelin. Stres kaynağından kısa bir süreliğine de olsa uzaklaşmak resmi bir bütün olarak görmenize ve daha kolay çözüm üretebilmenize olanak sağlar.3. Yanlış kararlar karşısında çözümsüz kalmakHayatımızla ilgili vermiş olduğumuz yanlış kararlar ve bunun getirdiği umutsuzluk hissi, bizi en kolay yoldan mutlu edecek yiyeceklere daha fazla yaklaştırır. Mutlu bir ilişkisi, yolunda giden bir işi, sağlıklı ve fit vücudu olan kişiler kendilerini yemeklere daha az bağımlı hissederler ve yiyerek mutlu olma ihtiyacı duymazlar.Yiyeceklere daha az bağımlı olmak için hayatınızda size mutluluk veren diğer aktiviteleri çoğaltın. Daha fazla seks yapın, egzersiz sıklığınızı artırın ya da ilgi duyuyorsanız sanatsal aktivitelerle uğraşın.4. Şişmanlama korkusuŞekeri ve yağı azaltılmış gıdalarla dolu bir dünyada yemek yerken yağ konusunda dikkatli olmamak mümkün değil. Ancak beslenme düzenimizden yağları çıkarırken aklımızdan da çıkardığımız bir şey var: Vücudumuzun enerji ihtiyacını karşılamak, kilo vermemizi hızlandırmak ve daha verimli çalışmak için ihtiyaç duyduğu faydalı yağlar…Vücudumuz için faydalı olan yağları tüketmediğimizde, vücudumuz kıtlık durumunda olduğumuzu düşünerek peynir, dondurma, patates kızartması gibi besinlerde bulunan sağlıksız yağlarla yağ ihtiyacını karşılama isteği duyuyor. Yağ ihtiyacınızı karşılamak için abur cuburlara sarılmak yerine, avokado, fındık-fıstık, tam tahıllar, zeytin, hindistan cevizi gibi sağlıklı besinlerin yağlarıyla yağ ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.5. Yetersiz su tüketimiÇok fazla üzerinde durulmasa da, vücudun susuz kalması açlık krizlerinin başlıca sebeplerindendir. Vücudumuzun %70’i sudur ve gün içinde boşaltım sisteminin vücuttan attığı suyun sürekli yenilenmesi gerekir. Günlük su ihtiyacınızı karşılamadığınızda, vücut beyne susuzluk değil açlık sinyalleri gönderir.Bu nedenle kendinizi aç hissettiğiniz durumlarda atıştırmalık bir şeyler yemek yerine büyük bir bardak su için ve bir kaç dakika bekleyin. Büyük bir olasılıkla suyun açlık krizinizi bastırdığını göreceksiniz.
Sakarya Nehri'nin Kaynağı Görüntülendi
Sakarya Nehri'nin doğduğu Eskişehir'in Çifteler ilçesindeki su kaynağı, dalgıçlar tarafından görüntülendi.Sualtı Fotoğrafçısı ve Dalış Eğitmeni Recep Şen, 824 kilometre uzunluğundaki nehrin akmaya başladığı Sakaryabaşı mevkisinde bulunan kaynağa tüple daldı. Şen'in kamerayla çektiği görüntüler, seyri doyumsuz güzellikler sunuyor.Şen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sakarya Nehri'nin doğduğu su kaynaklarını görüntülediklerini, temiz suyun Sakarya’ya ulaşana kadar insan faktörüyle geldiği durumun üzüntü verici olduğunu söyledi.Sakarya Nehri'nin doğduğu kaynaklar hakkında bilgi veren Şen, şunları kaydetti:“Sakarya’da mümkün olduğunca su altı görüntüleme çalışmalarına katılıyorum. Sakarya Nehri’nin doğduğu yer olan Çifteler ilçesinde bulunan kaynaklara birçok dalış gerçekleştirdik. Yaz kış 22 derece olduğunu öğrendiğimiz su, inanılmaz derecede berraktı. Kaynakların bulunduğu alanlar 6-7 metre ortalama derinlikteydi ve çok güzel görsel çalışma gerçekleştirdik ancak Sakarya’ya döndüğümüzde insan faktörüyle nasıl kirlilik yaşadığı ortada. Her taraf pislik, moloz ve çamur. Sakarya Nehri'ni bu hale biz insanlar getiriyoruz.”Sakarya Nehri'ndeki kirlilikSakarya Üniversitesi (SAÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve TEMA Vakfı Sakarya Temsilcisi Yrd. Doç. Dr. Mahnaz Gümrükçüoğlu da nehrin Türkiye’nin önemli havzalarından biri olduğunu anlattı.Eskişehir’den doğan nehrin denize döküldüğü Karasu ilçesine kadar yoğun şekilde kirlendiğine işaret eden Gümrükçüoğlu, “Doğduğu yerdeki suyun ne kadar temiz olduğunu görüp, denize döküldüğü yerde kirliliği gördüğümüzde, aradaki farkı çok daha net anlayabiliriz. Aslında bunun sebeplerini hepimiz çok iyi biliyoruz çünkü su ortamlarını, kaynaklarını alıcı ortam olarak değerlendirdiğimiz için sanayi atıkları, evsel atıklar, kum ocakları ve nehir kenarlarındaki taş ocakları gibi birçok faktör, nehrin kirlenmesine sebep oluyor” diye konuştu.Nehir güzergahında alınacak önlemlerle kirliliğin önüne geçilebileceğini aktaran Gümrükçüoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:“Atıkların çok iyi arıtılmadan alıcı ortamlara verilmemesi gerekir. Nehirler, suyu bir yerden bir yere taşıdıkları için su döngüsünde çok önemli paya sahip. Bu nedenle diğer su kaynaklarında olduğu gibi nehirlerin de çok iyi korunması gerekiyor. Hidroelektrik santrallerini (HES) de saymamız gerekiyor. Elbette ki enerjiye ihtiyacımız var ancak 'bir nehrin üzerine gereğinden fazla HES yapılması' demek, nehrin ekosistemini alt üst etmek anlamına geliyor.O sebeple bu sayının çok iyi ayarlanması ve en azından nehirleri boruların içine almayan HES türlerinin yapılması kaynakların korunması için çok önemlidir.”AA
Reklam
Depresyonda Olan Bir Sevdiğinize Yardım Etmeye Çalışırken Dikkat Etmeniz Gereken 16 Detay
etiket
Bu insanları seviyorsunuz ve onlara yardım etmek istiyorsunuz. Biliyorum, depresyonda olan bir sevdiğinize nasıl yardım edeceğinizi kestirmek oldukça zor. Gerçekten depresyonda olan insanların deneyimlerinden yararlanarak, psikolojik sorunları olan sevdiklerinize nasıl yaklaşmanız gerektiği hakkında bazı küçük ipuçlarını bir araya getirdim. İşte bu ipuçlarından bazıları;
Reklam
Yalnız Kalmak ve Kafa Dinlemek İçin Zaman Ayırmanızı Sağlayacak 10 Mantıklı Sebep
Bazı şeylere çok fazla alışıp onlara tamamen tepkisiz olmamız gerçekten acayip. Mesela çalışan klima ya da buzdolabı sesine öyle alışığız ki aniden durduklarında ya da ses kesildiğinde  korku ile karışık bir rahatlığa kavuşuyoruz. Aynı şekilde, artık teknolojiyle dolu hayatlarımızın vızıltısına da dikkat vermiyor gibiyiz.Akıllı telefon kullanıcıları her 6,5 dakikada bir telefonlarına bakıyorlar, bu da günde yaklaşık 150 defaya tekabül ediyor. Sessizliğin yerini ahenksiz bir ses uğultusu, yalnız kalabilme lüksümüzü ise sosyal medya ile değiştirmiş durumdayız. Sessizlik ve tenhalık gerçekten de yok olmak üzere olan kavramlar; yine de bünyelerinde çok fazla faydalı ve önemli şeyler barındırıyorlar. İşte sizin için derlediğimiz on örneği:
Van Gölü 2 Metre Çekildi
Türkiye'nin en büyük gölü olan ve bölge halkı tarafından 'deniz' olarak adlandırılan Van Gölü'nün kıyı kesimlerinde yaşanan gözle görülür çekilme, özellikle sahil şeridinde yaşayan insanları tedirgin ediyor.Eski iskelelere ait kalıntıların ve birçok kayalığın ortaya çıktığı gölde, Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Doğu tarafından yapılan araştırmalarda da bu yılki su kaybının 2 metreyi geçtiği belirlendi.Su seviyesindeki düşüşle ilgili açıklama yapan Prof. Dr. Doğu, son yıllarda yaşanan düşüşün binlerce yıldır olagelen doğal bir işleyiş olduğunu belirtti.Düşüşün anormal bir durum olmadığını anlatan Doğu, 'Göl seviyesinin ve özellikle kapalı göllerin tüm dünyada bilinen bir gerçeği var. Bu göllerin seviyesi iklime bağlı olarak alçalır veya yükselir. Bunu farkında olmayan vatandaşlarımız telaşa kapılabilir ama iklim değişikliğiyle ilgili yapılan bu olgu göl için doğal bir süreç. Tabii bu doğal olmakla beraber sonuçları yaşamımızı ve bugünü ilgilendiriyor' diye konuştu.'Her 10 yılda bir düşüş yaşanıyor'Doğu, göldeki seviye düşüklüğünün özel bir araştırma veya çözülebilecek bir problem olmadığına değinerek, Van Gölü'ndeki düşüşün her 10 yılda bir periyodik olarak gerçekleştiğini ifade etti.İklimlerdeki salınım sonucu göl seviyesinde belirli oranda alçalma ve yükselme yaşanabildiğini vurgulayan Doğu, şöyle konuştu: '2003-2004 yıllarında göl seviyesinde meydana gelen ve bin 648 metreye kadar inen düşüş, 10-11 yıl içerisinde 1-2 metre olarak gözlemleniyor. Göl kapalı olduğu için gölü besleyen kaynaklar, akarsular ve yağmurla beslendiği oranda göl seviyesi yükselecek. Eğer yağış ortalamaları yükselirse devam eden yıllarda göl seviyesinde 10-15 santimetre ya da yarım metrelik yükselmeler olur. Yağış miktarında düşme ve buharlaşma yaşanması sonucu böyle bir durum ortaya çıkabiliyor.''Düşüşte iklim değişikliği etkili oluyor'Buharlaşma, dere ve nehir suyunun tarla ve tarım alanlarında daha çok kullanılması gibi nedenlerle gölün girdisinin azaldığını kaydeden Doğu, konuşmasına şöyle devam etti: 'Kıyılarda görülen değişimi iki gruba ayırmamız lazım. Şimdi göl seviyesi bir veya 1,5 metre yükseldiği zaman kumsal alanlar sular altında kalıyor. Göl seviyesi şimdilerdeki gibi düştüğü zaman kumsal alanlar büyüyor. Burada 15-20 santimetrelik oynama bile karşımıza 15-20 metrelik bir çekilme olarak çıkıyor. Ancak bu dikey mesafede çekilme değil. Van Gölü için 1-2 metre seviyesindeki çekilmeler varlığı için kesinlikle tehdit değil.'Göl, 2 metrenin üzerinde seviye kaybettiBu yıl yaptıkları araştırmalarda gölde 2 metrelik bir düşüş yaşandığını belirlediklerini anlatan Doğu, çekilmenin Tatvan-Van arasında çalışan feribotların iskeleye yanaşması açısından problem oluşturduğunu dile getirdi.Doğu, 'Son zamanlarda sürekli seviye kaybı yaşayan Van Gölü, 2007 yılında en yüksek seviye olan bin 650 metreye göre, 2 metrenin üzerinde seviye kaybına uğradı' dedi.Van Gölü'nü, İran'ın Urumiye Gölü'yle karşılaştırmaları durumunda, oradaki çevre felaketinin Van Gölü için geçerli olmadığını kesin olarak bildiklerine işaret eden Doğu, Urumiye Gölü'ndeki aşırı sulama ve gölün ortasından geçen yanlış karayolunun su döngüsünün bozulmasına neden olduğunu, ayrıca küresel iklim değişikliğinin de su varlığının yarısının kaybedilmesine yol açtığını kaydetti.Doğu, Van Gölü için ise böyle bir tehlikeyi ön görmediklerini vurgulayarak, kıyı kesimlerdeki çekilmelerin göreceli bir durum olduğunu ifade etti.Göldeki kirlilik'Van Gölü su seviyesindeki düşüşle değil hızla kirletilmesi nedeniyle 50 yıla kadar kaybedilebilir' diyen Doğu, bunun için Van Gölü kıyısındaki yerleşimlerin gerekli önlemleri alması gerektiğinin altını çizdi.Doğu, göldeki kirliliğin önüne geçmek için Van merkez ile Edremit, Gevaş, Muradiye, Erciş ilçeleri ile Bitlis'in Tatvan, Ahlat ve Adilcevaz ilçelerindeki yönetimlere büyük sorumluluk düştüğünü bildirerek, kent ve bölgenin yanı sıra ülke için önemli bir değer olan Van Gölü'nün gelecek nesillere ulaşmasını sağlamak gerektiğini sözlerine ekledi.Van Gölü sahilindeki Selimbey Mahallesi'nde yaşayan Fesih Yavuz ise çocukluk yıllarında yüzdükleri iskeledeki çekilmeden endişe duyduklarını belirterek, su seviyesindeki düşüşün Van Gölü Feribot İskelesinin bulunduğu bölgeden çok daha rahat gözlemlendiğini bildirdi.AA
Reklam