BlackBerry Şimdi de Kanserle Mücadele Ediyor
NantHealth isimli bir şirket kanserle savaşmak için genom tarayıcı sistemi geliştiriliyor. Şirketin iş ortakları arasında BlackBerry de var.NantHealth CEO’su Patrick Soon-Shiong‘un yaptığı açıklamaya göre kanser ile mücadelede önemli bir yola girilmiş olabilinir. CEO’ya göre hem tedavi hem de teşhis için çok mühim bir çalışma yürütülüyor. Soon-Shiong’un çalışması sayesinde doktorlar hastaların durumunu gerçek zamanlı olarak takip edebilecek ve kanser genom tarayıcısı ile her bir detayı izleyebilecek.BlackBerry ile ortak yürütüldüğü söylenen projede hasta herhangi bir doku parçası gönderecek. Süperbilgisayarlar tarafından taranan doku örnekleri anormal gen mutasyonlarını anında tespit ederek hangi ilacın verilmesi gerektiğine dair önemli bir yol gösterici görevi görecek. Bu işlemleri Google Maps servisine benzeten Soon-Shiong, yanlış adres hatalı tedaviya yönelme ve kanserin yayılması anlamına gelecektir diyor.Analiz sürecinde tüm genomun incelenmesi ve proteine kadar tüm detayların görüntülenmesi bu sayede artık mümkün olacak. Günde 4 bine yakın hastanın taramasını gerçekleştirebildiklerini belirten Patrick Soon-Shiong, toplamda 1.2 milyar dolar harcandığını ve dış yatırımcılardan NantHealth‘in yaklaşık 250 milyon dolar aldığını söylüyor.BlackBerry ile güvenlik için de anlaştıklarının altını çizen CEO, şimdiye kadar bu iş için herhangi bir ekosistemin yaratılmadığını, bunu kendilerinin gerçekleştirmeye başladıklarını ve hastaların hayati verilerini, nabız ve sıcaklıklarını takip etmek icap ettiğinden bahsediyor.Büyük Veri konusunun da kendileri için oldukça önemli olduğunun altını çizen CEO Patrick Soon-Shiong, tek bir hastanın genom bilgilerinin neredeyse 500 GB tuttuğunu, 10 bin ya da milyonlarca hastanın ise zettabyte’larca içerik anlamına geldiğini belirtiyor. Teknolojik yeterlilik açısından ilk önce Amerika, Kanada ve İngiltere’de işe başlayacaklarını söyleyen yönetici, her bir ülkenin kendine has kişisel gizlilik kuralı olduğunu da bildiklerinden bahsediyor.Shiong’un söylediği son şey ise oldukça ümit verici: “Hedefimiz kanseri sıradan, kronik bir hastalık seviyesine çekebilmek”.TechInside
İç Çamaşırı Seçiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler
Bir tişört bile alırken kumaşına, kalitesine ve modeline bakarız. Ama çoğu zaman iç çamaşırına bu kadar bile özen göstermiyoruz. Oysaki tenimize en yakın giysiler olarak hangi iç çamaşırını giydiğimiz gerçekten önemlidir… Hem sağlık, hem de rahatlık açısından iç çamaşırı / camasirim.com seçimi doğru yapılması çok önemli. Özellikle yaz aylarında terleme ve bu nedenle hem sağlık hem de konfor açısından rahatsızlık hissetme riski çok yüksek. Peki, hangi iç çamaşırını almamız gerektiğini nasıl mı bileceğiz? İşte cevabı…• Sizi sıkan, rahatsız eden bir iç çamaşırı giyinmek oldukça kötü bir durumdur. Ne kadar güzel olursa olsun mutlaka içinde rahat davranabileceğiniz bir iç çamaşırı seçmelisiniz.• Eğer açık renk kıyafetler tercihinizse sürekli koyu renklerde iç çamaşırı almanız bir işe yaramaz çünkü giymeniz mümkün olmaz. Ya da transparan giyinmeyi tercih edenlerdenseniz dantelli bir iç çamaşırı tüm gizliliğinizi ortadan kaldıracaktır.• Kendi vücut ölçünüze uygun olan bir çamaşır seçmelisiniz. Örneğin küçük göğüslere sahipseniz büyük görünsün diye büyük ölçülerde bir sütyen almaya kalkmayın. Bu sizi gün boyu rahatsız eder.• Çoğu kadın g-string giyinmekten kaçar oysa artık her vücuda göre bulmak mümkün ve kullandıkça yararlarını görebilirsiniz.• İç çamaşırında kullanılan malzemeye dikkat etmeniz gerekir. İpeksi string bir külot pantolonların ya da ince eteklerin altında oldukça hoş durabilir.• Kendi ten renginize uygun iç çamaşırı seçmenizde yarar var özellikle de siyah ve beyaz pantolonların altına giyinmek için. Çünkü beyaz bir pantolonun altına yine beyaz bir iç çamaşırı giyinmek oldukça çirkin duracaktır. Bunun yerine ten rengini tercih etmelisiniz.• Çoğu kadın kimsenin görmeyeceğini bilseler dahi sütyen ve külotun takım olmasına dikkat ederler. Çünkü kendilerini böyle daha çekici hissederler. Nasıl bir kumaştan yapıldığına dikkat etmemiz gerek iç çamaşırı satın alırken, öncelikle kumaşına dikkat etmek gerekir. Bunun için tabii ki pamuklu kumaşlar önerilir. Özellikle hassas cilde sahip olan kişilerin buna mutlaka özen göstermeleri gerekir. Vakıf Gureba Hastanesi’nden Dermatoloji Klinik Şefi Doç. Dr. Nahide Onsun, bazı kadınlarda iç çamaşırının, lastik yerinin deriyle temas ettiği bölgede alerji meydana geldiğini vurguluyor. Hatta bu bölgelerde baskı nedeniyle kaşıntı veya kızarıklık da oluşabiliyor. Bu nedenle kişiler, neye alerjilerinin olduğunu ve hangi iç çamaşırların kendilerine uygun olduğunu önceden belirlemeli.İç çamaşırların vücudu rahat ettirecek nitelikte olmalarına dikkat etmek gerekir. Çamaşırların vücudu sıkması durumunda, o bölgedeki yağ dokusunda bazı kayıplara yol açabilir. Bunun yanında, baskı oluşan deri bölgelerinde temastan dolayı egzama gibi rahatsızlıklar meydana gelebilir. Eğer sütyen lastikleri sizi sıkıyorsa, almayın! Herkesin göğüs yapısı birbirinden farklıdır. Bu nedenle uygun sütyen seçerken, çok sıkı olmamasına ve lastiğin tene temas etmemesine dikkat etmek gerekir. Çünkü eğer lastik açıktaysa, lateks alerjileri meydana gelebilir. Fanilaya gelince, bunlar her şeyden önce kış aylarında vücudu soğuktan korur. Günümüzde gençler fanila giymekten pek hoşlanmaz. Fanilalar ayrıca dıştan giyilen giysilerin tene temasını engeller. Özellikle pamuk içeren kaliteli çamaşırlar kullanırsanız, bu, vücudunuzu bir zırh gibi kavrar ve dışarıdan giydiğiniz sentetik kıyafetlerin teninize temasını engeller. Özellikle hastalıklarda slipe dikkat! Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Murat Taşdemir, kadınların özellikle külot seçiminde hassas davranmaları gerektiğini vurguluyor ve sözlerine şöyle devam ediyor; “En sık görülen jinekolojik sorunlardan biri, vajinal enfeksiyonlar. Şiddetli kaşıntı, yanma hissi, sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, cinsel ilişki sırasında ağrı, kötü kokulu akıntı gibi belirtiler, vajinal enfeksiyonlara işaret eder. Böyle sorunlarla karşı karşıya olan kadınların, doktor tedavisinin yanı sıra, çamaşır seçimine de dikkat etmeleri gerekiyor.” Doç. Dr. Nahide Onsun, vücudu fazla sıkmayan slip kullanılmasını öneriyor ve şu noktalara dikkat çekiyor; “Fazla sürtünmeden dolayı kadınların ter bölgelerinde tahriş egzamaları meydana gelebilir. Kullanılan iç çamaşırlar tamamen pamuk olmasa da, pamuk oranının yüksek olması gerekir. Ancak kişinin hiçbir şikayeti, herhangi bir maddeye reaksiyonu yoksa naylon iç çamaşırı da kullanabilir.” Ancak yaz aylarında özellikle naylon içeren iç çamaşırlardan uzak durmak önem taşıyor. Çünkü terleme nedeniyle oluşan mantar enfeksiyonları yaz aylarında daha sık görülüyor. Dr. Onsun, özellikle kalçaların arasına giren ve pantolonda izi belli olmasın diye tercih edilen slipleri fazla tercih etmemek gerektiğini belirtiyor. Bu slipler, eğer giyilen pantolon sentetikse veya sentetik karışımından oluşuyorsa ve kişinin sentetiğe karşı duyarlılığı varsa, ciltte yine bazı egzamaların ortaya çıkması kolaylaşıyor. Ancak Dr. Onsun, hiçbir şikayeti olmayan insanlarda buna bağlı rahatsızlık yaşanmayabildiğini de söylüyor ve sözlerine şunları ekliyor; “Bizim iç çamaşırlara bağlı en çok gördüğümüz rahatsızlık, sütyen ve külotların lastikleriyle ilgili ortaya çıkanlar.” Her renkli iç çamaşırı kullanmayın Renkli iç çamaşırı alırken, kumaşı renklendirmek için kullanılan boyalara dikkat etmek gerekiyor. Çünkü bazı boyamalarda, içeriğinde kanserojen madde bulunan boyalar kullanabiliyor. Bu nedenle aldığınız iç çamaşırların doğal boyalarla renklendirilmiş olup olmadığını öğrenin. Günümüzde birçok ünlü firma, iç çamaşırların renklendirilmesinde kullandıkları boyaların kanserojen madde içerip içermediğini belirtiyor. Boya maddesi kadar, iç çamaşırların yıkanması da büyük bir özen gerektiriyor. Deterjanlara karşı alerjisi olan kişiler, az miktarda deterjanla bile rahatsızlık hissedebiliyorlar. Böyle durumlarda kullanacağınız deterjanın özelliğine ve yıkadıktan sonra çamaşırı iyi durulamaya dikkat özen gösterin.NASIL bir ürün kullanırsam vücut şeklimi daha düzgün gösterir? Çocuksu ve düz hatlılar: Gece elbisenizin içine büstiyer giyerek daha dolgun hatlı bir görünüme kavuşabilirsiniz. Bunun yanında,vücut hatlarınızı daha düzgün gösterecek korse çeşitleri de deneyebilirsiniz. Vücut yapınıza uygun bir korse seçtiğiniz halde, istediğiniz görünüme sahip olabilir, bedeninizi olduğunuzdan daha ince gösterebilirsiniz
Kadınlarda Stres – Astım – Reflü Üçgeni
Günümüzde şehir hayatı ve stresin etkisiyle, çocukluk çağında hiçbir şikayeti olmayan bireyler, yetişkinliklerinde aniden astım hastası olabiliyorlar. Astıma bir de stres kaynaklı bir diğer hastalık olan reflü eklenirse, hastalar için durum içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Stresi yatıştırmak için tüketilen çikolata, kola, kahve gibi besinlerin astım ve reflü ataklarını daha çok alevlendirdiğini söyleyen Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, erkeklerin yaklaşık yüzde 5’i, kadınlarınsa yüzde 8’inde görülen astımla başa çıkmanın yollarını anlattı.Astımın görülme sıklığı tüm dünyada giderek artarken hastalığın kadınları daha çok etkilediği özellikle dikkat çekiyor. Bu durum tesadüf değil, astım hastalığında stres faktörü önemli bir yer tutuyor ve genel anlamda kadınlar, erkeklere oranla daha fazla psikolojik sorun ve stres yaşıyorlar. Stres, bağışıklık sistemine getirdiği olumsuz yük ile yalnızca astıma değil, aynı zamanda alerjik nezle ve alerjik egzama gibi alerjik hastalıklara; depresyona, reflüye, yeme bozukluğuna ve obeziteye de neden olabiliyor.Stres Arttıkça Astım ve Reflü Alevlenmeleri ArtıyorPsikosomatik denilen, diğer bir deyişle yaşanan stres ve psikolojik sorunlarla beynin istemeden vücuda zarar verdiği hastalıklardan kabul edilen reflü, mideden yukarı asit kaçması ile görülüyor. Önce yemek borusuna ardından soluk borusuna çıkan asit, akciğerlerde aşırı bir hassasiyet yaratıyor ve astıma sebep oluyor. Astımsa doğası gereği reflüyü arttırıcı bir özellik taşıyor. Reflü arttıkça astımın kötüleştiğini, astım kötüleştikçe reflünün arttığını söyleyen Prof. Dr. Yonca Tabak, bu iki hastalığın birbirini sürekli tetiklediğini belirtiyor.Sorunları Çözmek Astımı İyileştiriyorAstım şikayetleri ile doktora başvuran ve hastalığının altında psikolojik sorunların yattığından şüphe edilen hastalarda stres yaratan nedenin açığa çıkarılması ve bu yönde gelişme sağlanması astımın iyileşmesine yardımcı oluyor. Bu süreçte hastada reflü varsa beslenmesi buna uygun olarak düzenleniyor.Çikolata, Kahve, Alkol Tüketimine DikkatStresle mücadele yöntemi olarak, özellikle kadınlar tarafından çok tüketilen ve mutluluk hormonu endorfin salgılattığı bilinen çikolata konusunda ise astımlı hastaların çok dikkatli olması gerekiyor. İster sütlü ister bitter olsun çikolatanın içeriğindeki kafein mide başını gevşetiyor ve midede asit salgısını artırıyor. Kilo aldırmayacağı düşünülerek tüketilen kakao oranı yüksek çikolatalar ise daha fazla sorun yaşanmasına neden oluyor çünkü kafeinin kaynağı kakao. Benzer şekilde kahve, kola ve alkol de reflüyü arttıyor. Astım ve reflü hastalarının özellikle stresli anlarında tetikleyici nitelikteki tüm bu gıdalardan uzak durmaları gerekiyor. Özellikle yaklaşan sevgililer gününde çikolata tüketimine bu açıdan dikkat edilmesinde fayda var.Sağlıklı Psikoloji, Huzurlu Ortam, Doğru Nefes ŞartProf. Dr. Yonca Tabak, stres, astım, reflü üçgenindeki hastaların çok hassas davranması gerektiğini bir kez daha vurguluyor ve ekliyor: ‘Psikosomatik hastalık grubunda yer alan astımın sağlıklı bir psikolojiden olumlu etkilendiği de göz önünde bulundurulduğunda kadınların en doğal psikolojik rahatlama yöntemi olan nefes alma çalışmalarına katılmalarında fayda var. Çünkü karından başlayan, diyafram nefesi bol oksijen alımına neden olan doğru nefes, beyinde doğal bir antidepresan, mutluluk verici etki yaratıyor. Artık tıp dünyasında, çocuk astımı tedavisinde başarılı olunması için annenin ve babanın psikolojik durumunun düzeltilmesinin de önemle üzerinde duruyoruz. Biz çocuk astım alerji uzmanları, bir yandan çocuğun astımını tedavi ederken diğer yandan annenin nefesini açarak ev içindeki ruhsal stresin giderilmesi yolunda çalışmalar yapıyoruz’.
Dr. Mehmet Öz 'ün Önerileri Bilimsel Değil mi?
Ünlü Türk hekim Doktor Mehmet Öz’ün 3 milyon izleyicisi bulunan TV programında verdiği sağlık tavsiyelerinin neredeyse yarısının gerçeğe dayanmadığı öne sürüldü. Ünlü ekonomi dergisi Forbes tarafından 2013 yılında ‘Dünyanın en etkili 100 ismi’ sıralamasında 6’ncı sıraya yerleşen Türk Doktor Mehmet Öz, defalarca Emmy alan Dr. Oz Show isimli sağlık programıyla milyonların gönlünde taht kurdu. Sağlık adına tüyolar veren 50 yaşındaki hekimin, programının geçen sezondan rastgele seçilen 40 bölümünü inceleyen British Medical Journal uzmanları, Öz’ün bu programlarda 479 sağlık tavsiyesi yaptığını belirledi. Ancak bunların sadece %46’sının bilimsel dayanağı olduğu tespit edildi. Öz kendini savunduDergi için araştırmayı yapan uzmanlar, önerilerin yüzde 15’inin ise bilimsel gerçeklerle çeliştiğini belirledi. Öz’ün ‘ Kadınlar yumurtalık kanserini yenmek istiyorsa hindiba, kırmızı soğan ve levrek tüketsin riskleri yüzde 75 azalır’ tavsiyesini yerden yere vurdu. Aynı şekilde kahve çekirdekleri bazlı zayıflama haplarının da Öz tarafından programda tavsiye edildiği, ancak daha sonra bu ürünün reklamlarının geri çekildiği vurgulandı. New Yorker dergisi ise ABD’de en çok izlenen 5 talk show programından birisi olan ‘Dr Oz Show’un başarısının altında yatan sebepleri analiz etti.Eski mantıkDoktor Eric Rose, “Sıkıcı sağlık programlarından ayrışarak eğlenceli bir program yöneten ve şovmen haline gelen Öz’ün, tuhaf fikirlerle geldiğini görüyoruz” dedi. Doktor Öz ise, kendisini ezber bozan bir ikon olarak gördüğünü belirterek “Çoğu ilaç eski mantığa dayalı. İnsanları hasta olmaya ikna etmek istemiyorum. Programda sunduğum çözümler bu konudaki tek çözümler değil, ve söz konusu ilaçlar da tek geçerli ilaçlar değil” dedi. Tıp camiasınca başarılı bir ‘pazarlamacı’ olarak görülen Öz, New Yorker dergisine verdiği röportajda “Kanser bizim için Angelina Jolie gibi. Her gün bu hastalıktan bahsedebiliriz” demişti.‘Aileme de bunları tavsiye ediyorum’Bilimsel otoritelerce faydası kanıtlanmayan ancak Dr Öz’ün programında defalarca ‘mucize’ ve ‘sihirli’ kelimeleriyle promosyonunu yaptığı ‘yeşil kahve çekirdeği ’ diyet ürünü sebebiyle haziran ayında ABD Senatosu Alt Komisyonu karşısında ifade vermişti. Senatör Claire McCaskill’in “Bütün bilim topluluğu sizin mucize dediğiniz bu ürünlerin yararlığından şüpheli. Satın alınabilir bir ürüne mucizevi dediğinizde bu insanları boş yere umutlandırıyor. Bunu neden yapmanız gerektiğini anlamıyorum“ sözleri karşısında “Ben bu ürünlerin işe yaradığına inanıyorum, hepsini tutkuyla inceliyorum ve araştırıyorum. Bahsettiğim bir sürü maddenin etkilerinin bilimsel olarak kanıtlayamadığımın farkındayım, fakat bu tavsiyeleri aileme verdiğim gibi seyircilere de veriyorum” savunmasını yapmıştı.Kaynak : Medikal Akademi ve Gerçek Bilim
'Kara Atlas' Türkiye’nin Yeni Kanser Haritası mı Olacak?
Greenpeace, 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, kansere neden olan en önemli etmenlerden hava kirliliğine ve hava kirliliğinin en önemli nedenlerinden kömürlü termik santrallere dikkat çekti.Türkiye’de planlanan kömürlü termik santraller haritasının, Türkiye’nin kanser haritası olabileceği konusunda uyaran Greenpeace, Sağlık Bakanlığı’nı kömürlü termik santrallerle ilgili harekete geçmeye çağırdı.2013 yılında Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliği ve özellikle gözle görülemeyen parçacık maddelerin başta akciğer ve mesane kanseri olmak üzere pek çok kanser çeşidine sebep olduğunu açıkladı. Havadaki kirliliğin sebepleri arasında sağlık için en tehlikeli olanı, PM 2,5 adlı, saç telinden bile küçük olan ince parçacık maddeler. Her gün tonlarca kömürün yakıldığı kömürlü termik santraller de, kansere yol açan bu sessiz katillerin en önemli sebepleri arasında.Türkiye’de zaten var olan santraller ve mevcut hava kirliliği nedeniyle şu anda pek çok kent zehir soluyor. Buna rağmen 80 yeni kömürlü termik santral planı var ve bu planlarla Türkiye, dünyanın en büyük 4. kömür tehdidi konumunda. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de 64 ilde trafik, endüstri, yüksek hava kirliliği potansiyeli bulunuyor. Ayrıca bir de bu santraller yapılırsa bacalarından çıkacak olan sessiz katillerin kanser yapacağı resmen ispatlanmış iken, Sağlık Bakanlığı bu santrallere izin verilirken nerede diye soruyoruz?Bu santrallerin yapılacağı yerlere izin verilirken o bölgede kaç tane kanser hastası olduğu ve santraller yapılırsa bu sayının ne kadar artacağının araştırılması gerekiyor. İnsanların temiz hava hakkı ellerinden alındıktan sonra, erken tanı, teşhis ve tedavi ile kanserle savaşıyoruz demek gerçekçi ve yeterli değil. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı’nı, hava kirliliğine neden olan kömürlü termik santrallerle ilgili acilen harekete geçmeye çağırıyoruz. Sağlık Bakanlığı halkın sağlığını korumak için izin süreçlerinde aktif rol almazsa, planlanan santralleri gösteren ‘Kara Atlas’ın Türkiye’nin yeni kanser haritası olması kaçınılmaz.
Bugün Türkiye Gündemindeki En Önemli 10 Olay
BDDK'nın Bank Asya’nın yönetim kurulunu belirleyen imtiyazlı payın yüzde 63’lük bölümünün TMSF tarafından kullanılmasına karar vermesinin yankıları sürerken Bank Asya, gerek yorum, gerek paylaşımlar ile sosyal medyada en çok konuşulan konu başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. TMSF'nin Bank Asya Yönetimine El Koymasına Sosyal Medyadan Dikkat Çekici 24 Tepki
İyi Bir Uyku İçin Ne Yapmalı?
Yatıp da uyuyamamak çok rahatsız edici bir durumdur. Teorik olarak uykunun doğal ve çabasız olması gerekir. Ama çoğu insan uykusuzluktan şikayetçidir.Oysa fiziksel ve ruhsal sağlık açısından uyku da en az yeme içme ve fiziksel aktivite kadar önemlidir. İyi bir uyku, dikkati toplamak, sağlıklı bir ruh haline sahip olmak ve hafızayı güçlendirmek için gerektiği kadar, kalp hastalıkları ve diyabet gibi hastalıklardan korunmak açısından da önemlidir.Peki, iyi uyumak için ne yapmak, nelerden kaçınmak gerekir?
'İngiltere'de Nüfusun Yarısı Kanser Olacak'
İngiltere'de yapılan yeni bir araştırma, her iki kişinden birinin hayatının bir döneminde kanser olacağını ortaya koydu.Birleşik Krallık Kanser Araştırma kuruluşu, bu tahmini yeni bir hesaplama yöntemine dayandırdıklarını söyledi. Eski hesaplama yönteminde sayı, her üç kişiden birisinin kanser olacağını öngörüyordu.Kansere yakalanma riskiyle birlikte kanserden kurtulma oranları da artıyor.Kuruluş, uzayan yaşam süresinin daha çok insanın kanserden etkilenmesi anlamına geldiğini söyledi.Kadınlarda meme kanseri, erkeklerde ise prostat kanseri en yaygın türler arasında olmaya devam ediyor.Ama bunların yanında başka kanser türleri de yaygınlaşıyor.Obeziteden kaynaklanan reflü nedeni ile yemek borusunda tümörlere de sık rastlanıyor.Baş ve boyun kanserleri de artışta. Bunun kaynağının da oral seks olduğu düşünülüyor.Son verilere göre, erkeklerin neredeyse yüzde 54'ü hayatlarının bir döneminde kanserle karşılaşacakken, kadınlarda bu oran yüzde 48'in hemen altında.Kanserle karşılaşma riskini artıran ise şişmanlık, kırmızı et tüketimi ve sigara kullanımı.Akciğer kanseri kadınlar arasında hâlâ artıyor.Ancak kanseri önlemek imkansız değil. Kuruluş kilo vermek ve sigarayı bırakmak gibi yaşam tarzı değişikliklerinin önemli bir etki yaratabileceğini söylüyor.Her ne kadar artan rakamlar araştırmacıların artık daha ileri yöntemler kullanması nedeniyle olsa da, her iki hesaplama yöntemi de kanserle karşılaşan insan sayısında artış ortaya koyuyor.Araştırma ekibinin yöneticisi Londra Queen Mary Üniversitesi'nden Profesör Peter Sasieni, bu durumun 'kaçınılmaz olmadığını' söylüyor.Ona göre yaşam tarzında değişiklik yapmak kanser riskini yüzde 50 ila 30 arasında azaltabilir.BBC
Google'dan Kanseri 'Bitirecek' Bileklik
Arama motoru olmaktan öte geliştirdiği pek çok teknolojiyle dikkat çeken internet devi Google, kanser teşhisi koyabilecek akıllı hapın ardından bu kez de kanser, kalp krizi gibi rahatsızlıklara teşhis koyabilen bileklik üretiyor.California’da Google X laboratuvarlarında yürütülen çalışmanın henüz erken aşamada olduğu ve araştırma esnasında yapay insan derisinin kullanıldığı açıklandı.İnsan koluna en yakın bir yapay deri ve kol üretilmesinin nedeni ise, şirketin deneylerde doğruluk payını artırmak istemesi olarak açıklandı. Erken teşhisin hayati derecede önemli olduğu kanser ve kalp krizi gibi rahatsızlıkların, Google’ın ürettiği bileklik ile erken teşhis edilecebileceği umuluyor. Çalışmayı yürüten bilim insanı Andrew Conrad, bilekliğin nanopartiküller yardımıyla vücutta hastalık taraması yapacağını ve erken teşhis imkanı sağlayabileceğini öne sürdü.Google’ın nanoteknoloji içeren ve yutulduktan sonra giyilebilir bir cihaz ile birlikte çalışarak vücutta bulunan kanserli hücreleri tespit edebilen bir hap geliştirmekte olduğu da biliniyor.T24
'Kanser Hücrelerini Temizlemeliyiz'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Adalet Akademisi'nde yargı içine sızmış çetelerden bahsetti, 'Yeni Türkiye için tüm toplumu bu kanser hücrelerinden hep birlikte temizlememiz gerekiyor' dedi.Adalet Akademisi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, isim vermeden adalet yapısına sızdığını söylediği Fethullah Gülen Cemaati'ne tepkisini sürdürdü. Cumhurbaşkanı'nın sözleri şöyle:'Ülkemiz 17-25 Aralık 2013 tarihlerine bir felaketi yaşadı. Emniyet ve adalet teşkilatları içinde yuvalanmış bir çete ülkenin güvenliği ve adaletin tesisi için kendilerine emanet edilmiş imkanları kullanarak bir darbe yapmak istedi. Adalet, bir kısım savcı ve hakim aracılığıyla, ülkesine ve milletine ihanet içindeki bir çete tarafından istismara dönüştü. Kul iradesini Allah’tan başka kimseye teslim etmemelidir, asla. Ne cumhurbaşkanı, ne başbakan, ne elinde sermayeyi tutan para babalarına... asla. Teslim etmediğimiz sürece yaratılmışların en şereflisi olan insan oluruz. Hukuk dediğimiz kavram hakla bütünleşiyor.''Hukuk mu kanun mu derseniz...''Hukuk mu kanun mu derseniz, benim savunacağım şey hukuktur. Kanun önüne gelenin istediği gibi, nefsi neyi emrediyorsa buna göre hazırladığı yasalar manzumesidir. Benim hukukumu bir yasal düzenleme koruyamıyorsa ben ona hukuk diyemem. Bunları yaşadık. Şahsımda yaşadık. Talim Terbiye Kurulu'nun tasvip ettiği bir dörtlüğü okudum diye hapse girdim. Birincil mahkemeden üst mahkemeye kadar ne yazık ki, baktık ki bir çok şeyler oralarda dönüyor. Avukatlarıma talepler, teklifler geliyor. Vicdanla cüzdan arasında dolaşan bir yapı var, anladım. 17-25 Aralık'ta o da aşıldı. Orada da bir yerlerden gelen talimatla hareket eden bir kesim var. Adaletin asgari şartlarda işlemesi için hakimlerimizin ve savcılarımızın zihnen ve vicdanen bağımsız olması gerekiyor. Siyasi görevlerde bulunanlar yaptıklarının hesabını veren kişilerdir. Adalet sisteminde görev yapanların ise muhakemesini vicdanları yapar.''İzin vermedik, vermeyeceğiz''Vicdanları adalete değil de başka yerlere açılanların yaptıkları zulümdür. Büyük Türkiye, yeni Türkiye için tüm toplumu bu kanser hücrelerinden hep birlikte temizlememiz gerekiyor. 2023 hedeflerimizi hayata geçirmek için ortak ideallerde kenetlenmiş kurumlara ihtiyacımız var. En büyük desteği soruşturmalarını hukuk adına yapan savcılaırmızın, hükümlerini millet adına veren hakimlerimizin vermesi gerekiyor. Gücünü milletten almayan hiçbir kesimin bu millete hükmetme çabasına izin vermedik, vermeyeceğiz.''Yasama-yürütme-yargı ahengini sağlamak görevim''Siyasetçi işini hukukçu da işini yapacak. İtibarı olmayan adalet sisteminin gerçek anlamda işlerliğinin kalmayacağı da açıktır. Biz yıllarca siyasetçinin itibarını yükseltmek için çalıştık, her türlü fedakârlığı yaptık. Cumhurbaşkanı olarak yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki ilişkinin ahengini sağlamakla da hükümlüyüm. Yaşadığımız son hadiseler, yargının da ülkenin tüm renklerini yansıtan bir yapıya kavuşması gereğini ortaya koydu.'Erdoğan, yetkililere Adalet Akademisi'nin en az bin kişilik bir konferans salonunun olması gerektiğini de söyleyerek, 'Bir yıl içinde bir müteahhit bunu Adalet Akademisi'ne kazandırır' dedi.Al Jazeera Turk
Sağlık Bakanlığı'ndan 'LÖSEV' Açıklaması
Sağlık Bakanlığı, basında 'LÖSEV reklamı ortada kaldı', 'Sağlık Bakanlığı LÖSEV'in kamu spotundan rahatsız oldu' başlıklarıyla yer alan haberlere ilişkin açıklama yaptı.Sağlık Bakanlığından, Lösemili Çocuklar Vakfına (LÖSEV) yönelik hazırlanan kamu spotları ile ruhsatlandırılmamış ve izni alınmamış bir hastane için toplanan yardımların gerçeklikten, ihtiyaçları belirlemek ve karşılamaktan uzak olduğu bildirildi.Bakanlıktan yapılan açıklamada, basında, 'LÖSEV Reklamı Ortada Kaldı', 'Sağlık Bakanlığı LÖSEV'in Kamu Spotundan Rahatsız Oldu', 'Lösemili Çocuklar Bakanlığı Rahatsız Etti' başlıklarıyla haberler yer aldığı anımsatıldı.Türkiye'de her yıl yaklaşık 900 çocukta lösemi vakası görüldüğü belirtilen açıklamada, yetişkin hastalarda olduğu gibi çocuk hastaların da gerek özel gerekse tam teşekküllü kamu hastanelerde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geri ödemesi yapılarak ücretsiz tedavi edildiği bildirildi.Açıklamada, Türkiye'de kanser konusunda faaliyet gösteren 150'ye yakın sivil toplum kuruluşu bulunduğu, ulusal politikalar oluşturulurken bu kuruluşlardaki bilim insanlarıyla çalışıldığı, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin Ulusal Kanser Danışma Kurullarında da aktif şekilde rol aldığı ifade edildi.Ankara'da, 14 yatakla hizmet veren özel bir hastaneye sahip olan LÖSEV'in, 2012'de yeni bir adreste ve daha büyük bir kapasiteyle ön izin almak amacıyla Bakanlığa başvuruda bulunduğu bildirilen açıklamada, şunlara yer verildi:'Mevcut yatak sayısı ile yeni bir adrese taşınması uygun olmasına rağmen yaklaşık 400 yataklı yeni bir hastane projesinin mevzuatla tanımlanmış planlamalar açısından uygun olmadığı söz konusu vakfa aynı yıl bildirilmiştir. Ankara'da 6 kapsamlı onkoloji merkezi, 5 onkoloji tanı tedavi merkezi, bu standartları taşıyan bir de özel radyoterapi merkezi aktif olarak hizmet vermektedir.Bakanlığımız, toplumsal politikaları, gerek ulusal gerekse uluslararası veriler ışığında oluşturmaktadır. Yeni hastanelerin kurulması, tanı ve tedavi standartları bu şekilde belirlenir. Ülkemizde, eğitim ve araştırma, üniversite ve özel hastanelerde çocuk kanser hastalarımız başarıyla tedavi edilmektedir. Bilim insanlarımız da yaptığı değerlendirmelerde ayrı bir çocuk onkoloji hastanesine gerek olmadığı konusunda görüş birliğine varmışlardır. Böyle bir gereklilik oluşması halinde ise Bakanlığımız gereken hastaneyi en kapsamlı şekilde yapacak güç ve donanıma sahiptir. Dolayısıyla hazırlanan kamu spotları ile ruhsatlandırılmamış ve izni alınmamış bir hastane için toplanan yardımlar gerçeklikten, ihtiyaçları belirlemek ve karşılamaktan uzaktır.''Hasta 4 gün bekletildi' iddiasıÖte yandan Sağlık Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, bugün bir gazetede yer alan '4 Gündür Sandalye Üstünde Tedavi Bekliyor' başlıklı haberle ilgili yazılı açıklama yaptı.Söz konusu hastanın, 29 Ocak 2015'te komşusu aracılığıyla Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil polikliniğine başvurduğu belirtilen açıklamada, hastanede gerekli tetkik ve tedavi işlemlerinin derhal başlatıldığı ifade edildi.Hastanın, gerekli tetkikler yapıldıktan sonra 'Periferik damar hastalığı' tanısıyla Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine nakledildiği kaydedilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:'Burada anjiyosu yapıldıktan sonra Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi ortopedi kliniğinde yaralı bacağının cerrahi yöntemle alınması gerektiği, hastaya tebliğ edilmiştir. Söz konusu hasta ise cerrahi müdahaleyi reddetmiştir. Hastanın evine gitmek istediğini belirtmesi üzerine Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesince gerekli hazırlıklar yapılmıştır. Bu aşamada hastanın bilgi vermeden hastaneyi terk ettiği görülmüştür. Hastayla ilgilenilmediği ve 4 gün acil serviste bekletildiği iddiası, kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır.'AA
Kamuda Çay Tek Şekerle İçilecek, Tuzluk Kalkacak
Sağlık Bakanlığı, 81 il valiliğine tuz ve şeker kullanımı ilgili genelge gönderdi. Bakan Mehmet Müezzinoğlu imzalı genelgede kamu kurum ve kuruluşlarında şeker ve tuz kullanımı ile ilgili düzenleme yapılması istendi. Çay, kahve vb. ikramlarda ve kafe, kantin, lokanta, çay ocağı gibi yerlerde çay şekerinin tek şeker olarak ve mümkünse hijyen açısından ambalajlı şekilde sunulması istenen genelgede yemekhane, lokanta vb. hizmetlerde masalardan tuzlukların kaldırılması gerektiği bildirildi.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 81 il valiliğine 'Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Şeker ve Tuz Kullanımı ile İlgili Düzenleme' başlıklı bir genelge gönderdi. Dünyada en önemli halk sağlığı sorunu olarak kabul edilen bulaşıcı olmayan hastalıkların, ülkemizde her geçen gün sayısı hızla artan ölümlerin başlıca nedenlerinden olduğu belirtilen genelgede, erken ölümlere yol açan ve kişilerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bulaşıcı olmayan hastalıklardan önleyici yaklaşımların geliştirilmesinin zorunlu olduğu kaydedildi.Değiştirilebilir temel risk faktörlerinden olan yetersiz ve dengesiz beslenmenin önlenmesinin bulaşıcı olmayan hastalıklardan korunmada güncel stratejilerden birini oluşturduğu ifade edilen genelgede, 'Toplumdaki bireylerin aşırı şeker ve tuz tüketiminin de yer aldığı beslenme bilgi, tutum ve davranışlarını olumlu yönde değiştirecek faaliyetler bu stratejilerin kapsamındadır' denildi.Aşırı şeker ve tuz tüketiminin değiştirilebilir bir sağlıksız beslenme sorunu olduğu hatırlatılan genelgede, şu ifadelere yer verildi: 'Özellikle oluşumunda aşırı şeker ve tuz tüketiminin önemli bir etken olduğu obezite, diyabet, hipertansiyon ve kanser gibi bulaşıcı olmayan hastalıklar dünyada önlenebilir ölüm nedenleri içerisinde birinci sırada yer almaktadır.Dünya Sağlık Örgütü'nün son yayınlarında bulaşıcı olmayan hastalıkların ve diş çürüklerinin önlenmesinde günlük şeker alımının, günlük kalori ihtiyacının yüzde 5'ine indirilmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca ülkemizde yapılan bilimsel çalışmalarda tuz tüketiminin Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği değerin yaklaşık üç katı kadar olduğu gösterilmiştir.'Genelgede, Türkiye sağlıklı beslenme ve Hareketli Hayat Programı ve Türkiye Aşırı Tuz Tüketiminin Azaltılması Programı kapsamında tüm kamu kuruluş ve kuruluşlarında alınması gereken önlemler şu şekilde sıralandı: 'Çay, kahve vb. ikramlarda ve kafe, kantin, lokanta, çay ocağı gibi yerlerde çay şekerinin tek şeker olarak ve mümkünse hijyen açısından ambalajlı şekilde sunulması, yemekhane, lokanta vb. hizmetlerde masalardan tuzlukların kaldırılması, dileyenlerin tuz almak için ayrı bir yerde mümkünse 0,5-1 gr'lık kağıt poşetlerde halinde bulundurulan tuzu alarak kullanmalarının sağlanması şeklinde genelge mevcuttur.'CHA
'Emniyet 77 Bin 400 Bomba Alacak' İddiası Meclis Gündeminde
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası almayı planladığı iddiası Meclis gündeminde.CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, İçişleri Bakanı Efkan Ala'ya, 'Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için almayı planladığı 77 bin 400 adet ses-ışık bombasının 180 desibellik ses ve 8 milyon mum ışık saçma etkisine maruz kalanların gözlerinde, kulaklarında ve iç organlarında hasara yol açtığı iddia edilmektedir. Ses-ışık bombasının yayacağı 8 milyon mumluk ışık ise retina hasarı, katarakt gibi kronik zararların yanı sıra kısa körlük yaratma etkisi de taşımaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası almayı planladığı iddiası doğru mudur?' diye sordu.CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın yanıtlaması istemiyle TBMM'ye sunduğu soru önergesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası almayı planladığı iddialarını Meclis gündemine taşıdı. Ses ve ışık bombalarının insan sağlığına olan kalıcı etkilerine değinen Tanrıkulu, 'Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için almayı planladığı 77 bin 400 adet ses-ışık bombasının 180 desibellik ses ve 8 milyon mum ışık saçma etkisine maruz kalanların gözlerinde, kulaklarında ve iç organlarında hasara yol açtığı iddia edilmektedir. Uzmanlar İnsanın duyabileceği ses aralığı sınırının 140 desibel olduğunu, 130-140 desibel üzerindeki gürültüler ise akustik travma yaratacağı, kulak ağrısı, kulak zarı yırtılması, çınlama, iç kulak sinirsel tip kalıcı işitme kaybı gibi sonuçlara yol açacağını belirtmektedir. 150 desibel ve üstü, mutlaka yasaklanması gereken bir sınır olarak kabul edilir. Bu sınırdaki gürültüler çarpıntı, kan basıncı yükselmesi, denge bozukluğu, bulantı, kusma, metabolizma ve hormon dengesi bozulmaları, mide salgısı azalması, ülser, kas gerginliği, damar büzülmesi, baş ağrısı, migren, yorgunluk, göz kırpma artışı etkileri yaratmaktadır. Ses-ışık bombasının yayacağı 8 milyon mumluk ışık ise retina hasarı, katarakt gibi kronik zararların yanı sıra kısa körlük yaratma etkisi de taşımaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğünün insan sağlığına zarar veren, kalıcı hasar bırakma riski bulunan araç-gereç ve malzeme kullanması insan hakları ihlalidir. İçişleri Bakanlığının güvenlik kuvvetlerinin toplumsal olaylara müdahale ederken göstericilerin hayatının ve sağlığının tehlikeye atılmaması için önleyici tedbirleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Fransa'da bir vatandaşın polisin attığı gaz bombası sonucu yaşamını yitirmesinin ardından polisin gaz bombası kullanımı yasaklanırken Türkiye'nin binlerce gaz bombası alması düşündürücüdür' açıklamasında bulundu.'SES-IŞIK BOMBASI ALINMASININ GEREKÇESİ NEDİR?'Ses-ışık bombası alınmasının gerekçelerini soran Tanrıkulu, şu ifadelere yer verdi: 'Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası almayı planladığı iddiası doğru mudur? İddia doğru ise ses-ışık bombası alınmasının gerekçesi nedir? Ses-ışık bombasının 180 desibellik ses ve 8 milyon mum ışık saçma etkisinin bulunduğu iddiası doğru mudur? 180 desibellik ses ve 8 milyon mum ışık saçma etkisinin insan sağlığına zararlı olduğu iddiası doğru mudur? Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombasını hangi firmadan temin edecektir? Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası ihtiyacı nasıl tespit edilmiştir? İhtiyaç ile ilgili bilimsel bir araştırma yapılmış mıdır?''KULAK ZARI PATLAMASINA VE KALICI İŞİTME KAYBINA YOL AÇACAĞI İDDİASI'Ses ve ışık bombalarının insan sağlığına olan etkilerine değinen Tanrıkulu, 'Güvenlik güçlerinin kullanacağı 180 desibellik ses ve ışık bombalarının kulak zarı patlamasına ve kalıcı işitme kaybına yol açacağı iddiası doğru mudur? İddia doğru ise 77 bin 400 adet ses-ışık bombasının kullanılması halinde kulak zarı patlaması ve kalıcı işitme kaybı yaşayacak vatandaşımızın tahmini sayısı kaçtır? Güvenlik güçlerinin kullanacağı 8 milyon mumluk ışık saçan ses ve ışık bombalarının retina hasarı, katarakt, kısa körlük yaratma etkisinin olduğu iddiası doğru mudur? İddia doğru ise 77 bin 400 adet ses-ışık bombasının kullanılması halinde retina hasarı, katarakt, kısa körlük yaşayacak vatandaşımızın tahmini sayısı kaçtır?' diye sordu.'FRANSA'DA POLİSİN GAZ BOMBASI KULLANIMI YASAKLANIRKEN TÜRKİYE NEDEN SÜREKLİ GAZ BOMBASI ALMAKTADIR?'Fransa'da polisin gaz bombası kullanımının yasaklandığını ancak Türkiye'de gaz bombası alımının devam etmesini eleştiren Tanrıkulu, 'Fransa'da polisin gaz bombası kullanımı yasaklanırken Türkiye neden sürekli gaz bombası almaktadır? Türkiye'de Fransa'da polisin kullanımını yasakladığı ya da eşdeğeri gaz bombasından bulunmakta mıdır? Varsa mevcut ve kullanılan gaz bombasının sayısı kaçtır? Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için almayı planladığı 77 bin 400 adet ses-ışık bombası insan sağlığını, Fransa'da kullanımı yasaklanan gaz bombasından daha az mı tehdit etmektedir? Fransa'da polisin kullanımını yasakladığı gaz bombası özellikleri nelerdir? Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası özellikleri nelerdir?' ifadelerini kullandı.Hakime Torun, DHA
İnsana Kendini Yumruklama İsteği Veren En Lanet 11 Fiziksel Ağrı Sızı
Bütün gün şen şakrak biçimde oradan oraya gezen siz değilmişsiniz gibi gece olduğunda bir anda gelir diş ağrısı. İlk dakikalarda “Eheh, bir şey yok ya, geçer şimdi” umudu zamanla “Allah Allah geçmiyo bu” umutsuzluğuna dönüşür. Ardından insan Rus Hükümeti’yle anlaşma yapıldığını, yeni doğalgaz hattının muhtemelen kendi dişinden geçeceği için oranın delinmekte olduğunu düşünür. Çözümü: Dişinizi kerpeten, pense, balyoz, şişe açacağı, artık ne bulursanız onunla çekiniz…