Kadınların Ruh Sağlığını Ne Bozuyor?
Türkiye Psikiyatri Derneği Kadın Ruh Sağlığı Çalışma Birimi Koordinatörü ve Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, kadınların erkeklere göre ruh hastalıklarına daha çok yakalandığını, bunun ana nedenlerinin de kadına yönelik şiddet ve yoksulluk olduğunu bildirdi.Başterzi, cinsiyet olarak bakıldığında dünya genelinde kadınların ruh sağlığının erkeklere oranla daha fazla bozulduğunu, kadınlarda en yaygın görünen ruh hastalıklarının ise depresyon ve anksiyete (kaygı bozukluğu) olduğunu söyledi.Ruhsal hastalıklara çok daha sık yakalanan kadınların yardım aradığını ve yardımı reddetmediğini dile getiren Başterzi, erkeklerin ise sosyal rolleri ve sorumlulukları gibi nedenlerle sağlık sektörüne ulaşmakta biraz daha zorlandıklarını kaydetti.Başterzi, 'Çalışan erkekler, özellikle yoksul çalışan erkekler, bir yerde vardiyalı olarak çalışan erkekler izin almakta ve sağlık kurumlarına gitmekte ciddi zorluk yaşayabiliyor' dedi.Nedeni şiddet ve yoksullukKadınların ruh sağlığının bozulmasının iki temel nedeninin 'kadına yönelik şiddet ve yoksulluk' olduğuna dikkati çeken Başterzi, kadınlarda en sık görünen şiddetin fiziksel şiddet olduğunu, bunun yanında ruhsal ve ekonomik şiddete de uğradıklarını belirtti.Türkiye'de 2007 yılında yapılan kapsamlı bir araştırma ile kadınların yüzde 37,6'sının aile içinde hayat boyu en az bir defa fiziksel şiddete uğradığının tespit edildiğini bildiren Başterzi, geçen yıl İngiltere'de yapılan bir araştırmada ise ülkedeki kadınların yüzde 44'ünün hayat boyu en az bir defa aile içi şiddete maruz kaldığının ortaya çıktığını söyledi.Başterzi, 'Şiddet ülkemizde de çok yoğun, belki de çok dile getirilmiyor. Çünkü bizim kültürümüzde (kol kırılır yen içinde kalır) diye bir anlayış var. Aile içi şiddetin dile getirilmesi engelleniyor. Dünya genelinde kadınların ruh sağlığı erkeklere oranla daha fazla bozuluyor. Bunun ana nedenleri kadına yönelik şiddet ve yoksulluk' diye konuştu.'Televizyonların biraz kapatılması gerekiyor'Başterzi, ruh sağlığını korumanın en önemli yolunun sosyal etkileşimler olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:'İnsanlar arasındaki etkileşimin ruh sağlığı açısından koruyucu etkisi var. Bu, gerek ev içi gerekse sosyal yaşamla ilişkiler. Son 20-30 yılda özellikle büyük kentlerde yaşayan insanların yalnızlaştığını ve bunun birçok soruna yol açtığını biliyoruz. Hızlanan yaşam şartlarında insanların ilişkilerine baktığımızda evden işe, işten eve giden, eve girdikten sonra televizyonu açan, birbirleriyle konuşmayan insanlarla karşılaşıyoruz. Televizyonların biraz kapatılması gerekiyor. Televizyonları kapatın, insanlarla daha çok iletişim kurun, dertlerinizi paylaşın, insanların dertlerini dinleyin, komşularınızı, akrabalarınızı ziyaret edin. Bütün bunlar ruh sağlığı için çok önemli. Hem ev içinde hem de sokakta insanların bir arada olması, park, meydan gibi kamusal alanlara sahip çıkılması da ruh sağlığı açısından önemli.'Kentlerde ve köylerde sosyal alanların da genellikle erkeklere ait olduğunu dile getiren Başterzi, köy kahvelerinin, şehirlerde spor alanlarının çoğunlukla erkeklerce kullanıldığını, kadınların sosyal alandan çıkarıldığını savundu.İnsanların bireyselleşmesinin yoksulluğu da görünmez kıldığını ifade eden Başterzi, aynı apartmanda yaşayan insanların bile birbirini tanımadığına dikkati çekti. Başterzi, 'Kocaman, büyük binalar başkalarının acılarını görmemizi engelliyor, sosyal bağları kopartıyor. Yatay binalar insan etkileşimini daha çok artırıyor' diye konuştu.Dünyadaki yoksulların yüzde 70'inin kadın ve çocuk olduğunu ifade eden Başterzi, aynı hane içinde bile erkeğin karnının, kadın ve çocuklara göre daha iyi doyduğunu söyledi. Başterzi, yoksulluğunun da ruh sağlığı üzerinde çok önemli olumsuz etkileri bulunduğuna işaret etti.Kişilik bozukluklarıKadınlarda ve erkeklerde görülen kişilik bozuklukları hakkında bilgi veren Başterzi, kadınlarda sıklıkla histrionik (histerik) ve borderline (sınırda), erkeklerde ise antisosyal kişilik bozukluklarının görüldüğünü bildirdi.Kadınlarda görülen kişilik bozukluklarının sosyal yapıyla yakından ilişkisi bulunduğunu belirten Başterzi, 'Histrionik kişilik bozukluğu olan kadınlara baktığımız zaman, toplumda dikkat çekmeyi, ön planda olmayı, bunun için cinsel kimliğini öne çıkarmayı severler. Bunlar aile ve sosyal ilişkilerini etkilediği ve uzun süreli kronik bir şekilde devam ettiği zaman kişilik bozukluğundan söz edebiliriz' dedi.Başterzi, bağımlı kişilik bozukluklarında kadınların bir başkası olmadan karar alamadığını kaydederek, çocukluk çağından itibaren yalnız kalmış, sosyal açıdan içe dönük kişilerde bağımlı kişilik bozukluğunun daha fazla görüldüğünü dile getirdi.Sevgi ve şefkatle yetiştirilen, kendi kararlarını kendisinin alması desteklenen çocuklarda kişiliğin çok daha iyi geliştiğini vurgulayan Başterzi, 'Sevgi ve şefkat gösterilmesi, her şeye evet ya da hayır denilmemesi, gereken yerlerde doğru sınırların çizilmesi, nelerde haklı olduğu ve haklı olmadığı konusunda yol gösterici olması çocuklarda kişilik gelişiminde çok önemli' diye konuştu.
Apple Mağazaları Dünya AIDS Günü'nde Logolarını Kırmızıya Çevirdi
AIDS ile mücadele konusunda ön saflarda yer alan Apple, 1 Aralık Dünya AIDS Günü’nde de konuya dikkat çekmeyi sürdürüyor. Bugün için mağazalarındaki logolarını kırmızıya çeviren şirket, bugün hem fiziksel hem de çevrim içi mağazalarında yapılan alışverişlerden elde ettiği gelirin bir kısmını da AIDS ile mücadele için kurulan küresel fona aktarıyor. Apple’ın İstanbul’da Zorlu Center ve Akasya Alışveriş Merkezi’ndeki mağazalarının logoları da bugüne özel olarak kırmızıya çevrildi.Product (RED) organizasyonuyla birlikte hareket ederek AIDS ile mücadele konusunda kararlı bir duruş sergileyen Apple, farkındalık yaratma ve mücadeleye destek olma konusundaki çalışmalarının kapsamını bu yıl biraz daha genişletmiş durumda. Özel iTunes hediye kartları hazırlayan şirket, uygulama içi satış gelirlerinin bir kısmını AIDS ile mücadeleye aktarmak için bazı geliştiricilerle işbirliğine gitti.Teknoblog
'Meyve Suyu İçmeyin'
'Süpermarket tipi beslenme bağırsaklardaki yararlı bakterileri azaltıyor, doğal beslenmeye önem verilmeli'Türk Gastroenteroloji Derneği(TGD) tarafından düzenlenen Uluslararası katılımlı 31. Ulusal Gastroenteroloji Kongresi, Antalya Belek’te gerçekleştirildi. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Kongre Başkanı Prof. Dr. Hakan Şentürk, süpermarket tipi beslenmenin bağırsaklardaki bakterileri azalttığına dikkat çekerek, doğal beslenmeye önem verilmesini istedi ve ' meyve suyu içmeyin, meyve yiyin' önerisinde bulundu.'Kafa karıştıran diyetlerden uzak durulması gerek'Cumhuriyet'te yer alan habere göre, Prof. Dr. Şentürk, sık sık gündeme gelen ve kafa karıştıran diyetlerden uzak durulması önerisinde bulunarak, son zamanlarda sıkça gündeme gelen diyetlerin spekülatif olduğunu belirtti. Prof. Dr. Şentürk, 'Onu yemeyin, bunu yiyin. Bunların sonu gelmez. Acıkınca yiyorsanız, karnınız doyduğu zaman sofradan kalkıyorsanız ve hep hareket halindeyseniz sorun yok ama bunları yapmıyorsanız Karatay ya da başka diyet önerilerinin eline düşeceksiniz” diye konuştu.'Çok lezzetli gıdadan uzak durun'Kilo alımında en büyük etkenin hareketsiz yaşam olduğunu kaydeden Prof. Dr. Şentürk, 'Organizmanın şişmanlığa karşı koruyucu bir önlemi yok. Elini uzattığınız her yerde kalorili gıda bulacağınız yer var. Acıkınca yemiyoruz. Masaya oturduğumuz zamana iyi yiyoruz. Beslenme ile  ilgili sorunu kilolu insanlar yapıyor. Beslenme ilgili çok çeşitli reçeteler, çok spekülatif reçetelerdir. Ekmek yemeyin, zeytinyağı yiyin, tereyağı yemeyin türü benzer spekülasyonların sonunun gelmesi mümkün değil. Günümüzde tereyağı yemek doğru değil. Çünkü günümüzde çok oturuyoruz. Yani aslında bir eski deyim var. ‘Kendinizin doktoru olun.’ Eğer acıkınca yemek yiyorsanız sıkıntı yok, fakat gözünüz doyuncaya kadar yiyorsanız sıkıntı vardır.  İnsanı algılama organları kendisini yanıltabiliyor. Doğal bir sebze ve meyve için bunu söyleyemeyiz tabi ama onun haricinde aldığınız gıda çok lezzetliyse zararlı demektir. Aldığınız gıdanın şekeri, tuzu az derseniz o sağlıklıdır. Çok lezzetli gıdadan uzak durun' şeklinde konuştu.'Ya doğal yiyeceğiz, ya hacmi küçülteceğiz'Gıdalara konulan katkı maddeleriyle ilgili de önemli bir açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Şentürk, 'Ben meyve suyu içmem, meyve yerim örneğin. Herkese her şeyin doğalını öneririm, ancak günümüz beslenme sisteminde doğal gıda alabilmek pek mümkün değil. Aldığımız birçok gıdada katkı maddesi var maalesef. Bunlardan kaçamayacağımıza göre hacmini azaltacağız. Çok fazla tüketmeyeceğiz. Örneğin her gün yarım kilo yemek zorunda değiliz. Her şeyi ölçüsüyle tükettiğiniz sürece içinde kanserojen madde bile olsa size çok fazla zararı olmaz' dedi.'Vücudumuzda kilolarca bakteri var'TGD İkinci Başkanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Hakan Şentürk, dünyada toplumsal refah arttıkça gastrointestinal sistem hastalıkların (reflü, irritabl barsak hastalığı) da arttığını, yeme alışkanlıklarının değişmesi, artan stres, kanserojenlerle temasın çoğalmasının irritabl barsak hastalığı gibi fonksiyonel, pankreas, kolon tümörü gibi organik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığını söyledi. Prof.Dr. Şentürk, Türkiye'de, dünyada uygulanan tüm minimal endoskopik tedavilerin uygulanabilir hale geldiğini de vurguladı.Barsaklarda kilolarca bakteri bulunduğunu ifade eden Prof.Dr. Şentürk, 'Bunların sayıları ve çeşitliliği vücudumuzdaki hücrelerden kat kat fazla. Artık insan kendi hücreleri ve bağırsaklarında bulunan bakterilerle birlikte bir süper organizma olarak kabul ediliyor ve barsak bakterilerinin vücudumuz  kadar önemli olduğu kabul ediliyor. Bağırsak bakterileri çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişmesinde önemli bir faktör olduğu gibi erişkinde de, şişmanlık ve şeker hastalığı gibi metabolik olaylarda önemli bir rol oynuyor. Aynı zamanda bağırsak bakterileri, hassas barsak sendromu ve iltihabi barsak hastalıkları gelişiminde de etkili olabiliyor. Süpermarket tipi beslenme sonucunda bağırsak bakterilerinin çeşitliliğinin azalması çeşitli hastalıklara yol açabiliyor' dedi.'Karaciğer yağlanmasının temel nedeni aşırı beslenme ve egzersiz azlığı'Karaciğer dokusu içindeki yağ oranının sağlıklı koşullarda yüzde 5’ten az olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Şentürk, '9-10 kişiden birinde karaciğer yağlanmasını görüyoruz. Bu oran, yağlanmanın derecesine bağlı olarak yüzde 90’lara kadar çıkabilmektedir. Karaciğer yağlanmasının temel nedeni, çoğunlukla, aşırı beslenme ve egzersiz azlığı, seyrek olarak da yüksek derecede alkol alımı ve genetik hastalıklardır. Alınan yağlar ve şeker yakılarak tüketilmedikleri taktirde karaciğerde yağ birikmesine yol açmaktadırlar. Karaciğerde yağ birikmesinin uzun süre devam etmesi, sertleşme ve sonuçta siroz, karaciğer yetersizliği ve kansere yol açabilmektedir. Toplumda karaciğer yağlanma oranı, son zamanlarda, toplumdaki global şişmanlamanın sonucu olarak, yüzde 15’lere kadar yükselmiştir. Karaciğer yağlanması olan hastalarda, şeker hastalığı, damar sertliği, pankreas ve meme kanseri oranı, yağlanma olmayanlara kıyasla anlamlı olarak yüksektir. Karaciğer yağlanması, toplumda en sık rastlanan karaciğer hastalığının ötesinde, en sık rastlanan hastalıklardan birisi haline gelmiştir. Çoğu zaman sessizdir. Bazen halsizlik, yorgunluk, ve karın sağ üst kısmında şişkinlik, dolgunluk gibi bulgular verebilir' diye konuştu.'Hepatit B ve C virüsü bulaşma yollarına dikkat' Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Necati Örmeci ise, Hepatit B-C virüsü (HCV) dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü (yaklaşık 170 milyon kişi) hepatit B’nin 400 milyon insanı efekte ettiğini belirtti. Prof. Dr. Örmeci, 'Hastalığın en temel bulaş yolu hasta bireylerin kan ve kan ürünlerinin sağlıklı bireylere verilmesidir. Aile içi bulaş özellikle tıraş bıçaklarının, diş fırçalarının yanlışlıkla kullanımına bağlı olarak ortaya çıkar. İyi dezenfekte edilmeyen cihazların tanı veya tedavi amacıyla insanlarda kullanılması bulaşa yol açabilir. Cinsel yolla bulaş yüzde 1’in altındadır. Bağımlılık yapan ilaçların damardan veya kalçadan kullanımı, vücuda uygulanan dövmeler, eşcinsellik, berberler bulaşı kolaylaştıran faktörler olarak bilinir' ifadelerini kullandı.'Çölyak'ın teşhisi geç oluyor'İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim Hastanesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi  Doç. Dr. Emrah Alper de ince bağırsakların gıdaları emen bağırsak kısımlarında vücudun kendi kendine oluşturduğu hasara bağlı olarak gıdaların yeterince emilmemesine 'Çölyak' hastalığı dendiğini belirterek, buğday, yulaf ve arpa içeren gıdaların içindeki gliadın adlı proteinin bağırsakta oluşturduğu alerji olduğunu söyledi. Doç. Dr. Alper, 'Çölyak hastalığı ileri hastaların bağırsaklarında emici yüzeylerde oluşan hasara bağlı olarak emilim kusuru oluştuğunda hastalar kansızdır, belirgin zayıftır, adetleri düzensizdir, geç adet görmeye başlamıştır, bağırsak rahatsızlık hissi mevcuttur. Ancak çölyak hastalarının çoğunda bu kadar ileri düzeyde şikayet olmadığı için teşhis konulamamakta ya da geç aşamada teşhis konulmaktadır. Uzun yıllar kansızlık çeken hastaların bir kısmında aslında çölyak hastalığı nedeniyle oluşan demir emilim eksikliğine bağlı kansızlık mevcuttur. Uzun süredir adet düzensizliği olan kadınların bir kısmında aslında çölyak hastalığı mevcuttur. Büyüme, gelişme geriliği ile beraber yaşından daha geç zamanlarda adet görmeye başlayan ya da adet göremeyen kızlarda mutlaka çölyak hastalığı da akla gelmelidir' dedi.'Buğday ve türevlerinden uzak durmalılar'Çölyak hastalarının hayatları boyunca buğday, arpa, yulaf ve bunlardan üretilen ya da bunlarla temas eden gıdalardan uzak durması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Alper, 'Eğer diyete sıkı uyarsanız şikayetleriniz 1 ayda düzelmeye başlayacaktır. Ancak diyetinizi 1 gün bile bozarsanız tekrar başa dönme riskiniz yüksektir. Ülkemizde artık çölyak hastaları için diyet ürünleri ve gıdalar mevcut. Sağlık Bakanlığı, belediyeler ve çeşitli dernekler bu konuda size gereken yardımı yapabiliyor' şeklinde konuştu.'Akşam yatmadan önce yenilen yemek reflüyü tetikler'Dr. Alper, reflüyü yemek borusunun yanması olarak tanımlayarak, şunları kaydetti: 'Hemen hemen her gün göğüs kafesinizde yanma ve ağrı hissediyorsanız, siz muhtemel reflü (mide asidinin yemek borusuna geri kaçması) hastasısınız. Muhtemelen eskiden beri benzer şikayetleriniz var ve önemsemiyorsunuz. Unutmayın ki mide asidinin yemek borusuna kaçması ve bazen de yemek borusunun alt kısımlarında hasar oluşturması olarak tanımlanan reflü hastalığı yemek borusu kanserine de neden olabiliyor. Sigara kullanmanın, fazla alkol tüketmenin, akşam yatmadan önce yemek yemenin reflüye neden olabildiğini biliyoruz. Hayat standardınızda değişiklikler yaparak, şikayetlerinizde azalma olup olmadığı anlanabilir.''Üç kişiden biri hazımsızlık çekiyor'Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Halil Bahçecioğlu da hazımsızlığı, 'Üst karın orta bölgesinde hissedilen, yemeklerden sonra oluşan ve rahatsız edici dolgunluk hissi, erken doygunluk, ağrı ve yanma hissi yakınmaların olmasıdır. 3 kişiden birinde bu yakınma var. Hazımsızlık nedeni çoğunlukla organik ve yapısal bir bozukluğa bağlı olmaz. Çoğu zaman endoskopi dahil yapılan incelemelerde çok ciddi bir patolojik bulguya rastlanmaz. Mideden beyine gelen uyarıların algılamasında ve yönetilmesinde değişiklik olması, psikososyal faktörler ve midedeki helikobakter pylori enfeksiyonu buna neden olur. Müzmin seyredebilir. Hastalığın selim karakterli olduğu hastaya ifade edilmelidir. Özellikle yağlı gıdalar, çok fazla yemek, çok çeşit yemekte yakınmaların artmasına neden olur' diye konuştu. Hazımsızlık karşısında yapılması gerekenleri ise Prof. Dr. Bahçecioğlu şöyle sıraladı:'Yağlı gıdaların tüketimi azaltılmalıdır. Mide asit salgısını inhibe eden ilaçlar, bazı hastalarda düşük doz antidepressan ilaçlar fayda ediyor. Hazımsızlık nadiren daha ciddi hastalıklara bağlı olabilir. İleri yaşlarda birden bire başlayıp ve devam ediyorsa, açıklanmayan kilo kaybı varsa, ilerleyici yutma güçlüğü varsa, demir eksikliğine bağlı kansızlık varsa, kusma varsa, ailede kanser öyküsü varsa mutlaka tetkik edilmelidir.''Karaciğer olimpiyatları Türkiye'de olacak'Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastoenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve 24. Asya Pasifik Karaciğer Kongresi(APASL 2015) Başkanı Prof. Dr. A. Kadir Dökmeci,  12-15 Mart 2015 tarihleri arasında İstanbul’da, HEBIPA-Hepato Bilio Pankreatoloji Derneği ev sahipliğinde gerçekleştirilecek kongrenin Türkiye’de bugüne kadar karaciğer hastalıkları alanında düzenlenen en büyük bilimsel etkinlik olacağını ve bir ‘olimpiyat’ niteliğinde etkinlik olduğunu kaydetti. Asya Pasifik Karaciğer Derneği’nin (APASL) 3,5 milyardan fazla insanı ilgilendirdiğini dile getiren  Prof. Dr. Dökmeci, 'APASL tarihinde ilk defa, Avrupa’ya köprü olan İstanbul gibi bir merkezde kongresinin düzenlenmesi, sadece Asya-Pasifik bölgesine değil, Avrupa, hatta Amerika kıtasına hitap eden bir etkinlik haline gelmesine imkan vermektedir. Kongre düzenleme kurulu ve bilimsel program kurulu da bu doğrultuda, her 3 kıtayı kucaklayan bir program hazırlamıştır' diye konuştu.T24
Britney Spears'ı Sevmek İçin 7 Neden
1. İçimizden Biri 'Evet o Britney Spears. 200 milyondan fazla kayıt satışı, 6 #1 numara albüm sahibi olan. 2 Diamond albüme, 400'den fazla ödüle sahip ve 200 milyon dolardan fazla serveti var ama Starbucks kuyruğunda pijama giymiş halde bekliyor.'Britney Spears diğer starların aksine günlük yaşamında sadelikten yana olan bir sanatçı.Mümkün olduğunca abartıdan kaçınan Britney'i Starbucks kuyruğunda pijama veya eşofmanlarıyla görmek mümkün.Britney bu yönüyle ilgili bir röportajında 'Ben oldukça normalim, bilirsin!Herkes gibiyim, herkesinki gibi olan sıradan bir günü severim.' demiştir.
Ebola'da Son Üç Günde 1.250'yi Aşkın Ölüm!
Eboladan yaşamını yitirenlerin sayısındaki ani artışının birçok ölüm vakasının kayıtlara geçmemiş olmasından kaynaklandığı sanılıyorBatı Afrika’da yayılmaya devam eden ebola virüsünden ölümlerin sayısı her geçen gün artıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, sadece Çarşamba gününden bu yana bin 250’yi aşkın kişi yaşamını yitirdi.WHO tarafından yayınlanan son ebola bilançosunda, çoğunluğu Liberya, Sierra Leone ve Gine’de olmak üzere 16 bin 169 kişinin ebola virüsüne yakalandığı, bu kişilerden 6 bin 928’inin ise yaşamını yitirdiği kaydedildi. WHO, Çarşamba günü açıklanan son verilere göre, bin 250’yi aşkın kişinin daha hayatını kaybettiğine dikkat çekti.WHO tarafından Çarşamba günü açıklanan bir önceki rapora göre, Liberya, Sierra Leone ve Gine’de ebola virüsüne yakalananların sayısı 15 bin 935, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 5 bin 674 olarak verilmişti.Eboladan yaşamını yitirenlerin sayısının iki gün içerisinde ani artışının birçok ölüm vakasının kayıtlara geçmemiş olmasından kaynaklandığı sanılıyor.1976’dan bu yana Afrika’da görülen en ölümcül ebola salgını bu yıl görülüyor. Mart ayında Batı Afrika’da yayılmaya başladığı tespit edilen ebola salgınının ilk kurbanının Gine’de geçtiğimiz Aralık ayında yaşamını yitiren 2 aylık bir bebek olduğu tahmin ediliyor.Ebolanın henüz kesin bir tedavisi bulunmazken, virüsün bulaştığı kişilerin yüzde 50 ila 60 kadarının ölebileceği varsayılıyor. Şimdiye kadar yaşamını yitirenler arasında Batı Afrika’daki salgınla mücadele eden yüzlerce sağlık ve insani yardım görevlisi de bulunuyor.Demokrat Haber
Neden Esneriz?
Esnemek 2000 yıldır bilim insanlarının kafasını kurcalayan bir mesele. Bu konudaki yeni bir teori, tartışmalara son verebilecek mi?Yorgunluk, sıkılma ya da bir başkasını esnerken görmek esneme nedenleri arasında sayılıyor. Peki, esneme vücudumuzda nasıl bir işlev görüyor?Bu konudaki araştırmalarıyla bilinen Maryland Üniversitesi’nden psikolog Robert Provine 1980’lerde çalışmalarına ilk başladığında esnemeyi “hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz en yaygın insan davranışı” olarak tarif ediyordu. Aradan geçen 30 yılda belki bir yanıta daha çok yaklaştık; ama uzmanlar arasındaki görüş ayrılığı devam ediyor.Esnemeyle ilgili ilk araştırmayı 2500 yıl önce Yunan doktor Hipokrat yapmış ve esnemenin özellikle ateşli bir hastalık sırasında vücuttaki kötü havayı temizlemeye yardımcı olduğu sonucuna varmıştı. Bu görüş 19. yüzyıla kadar hakimiyetini korudu. Bu yüzyılda artık bilim insanları esnemenin nefes almaya yardımcı olduğu, vücuttan karbondioksitin atılıp kana daha çok oksijen girmesini sağladığına inanıyordu. Provine ise gönüllü deneklerine çeşitli gaz karışımları soluttuğunda bir değişiklik görmedi.Birçok teori daha çok esnemenin ilginç olan bulaşıcı özelliği üzerinde duruyordu. Provine, “Karşılarında biri esnediğinde insanların yüzde 50’sinin de esneyerek karşılık verdiğini” belirtiyor. “Öyle bulaşıcı ki birinin esnediğini görmek, duymak, hatta sadece bu konuda okumak bile esneme eylemini tetiklemeye yetiyor,” diyor.Bu özelliğinden dolayı bazı uzmanlar esnemenin ilkel bir iletişim biçimi olup olmadığını merak etmeye başladı. Eğer öyle ise esneyerek ne anlatılmak isteniyordu? Genellikle yorgun olduğumuzda esnediğimiz için bazıları bu yolla herkesin biyolojik saatini aynı ayara getirme işlevi görüyor olabileceğini iddia etti. Bern Üniversitesi’nden Christian Hess de bu fikirde: “Esnemenin bir sosyal grubun davranışlarını eşzamanlı kılma, örneğin herkesin aynı zamanda uyumasını sağlama gibi bir sinyal işlevi olabilir,” diyor. Böylece ertesi gün grup üyeleri çok daha verimli çalışabilir.Fakat stresli olduğumuz zaman da esneriz. Atletler yarış öncesi, müzisyenler konser öncesi bol bol esner. Bu nedenle Provine da dahil olmak üzere birçok uzman esnemenin beyni canlandırıcı bir işlevi olduğuna, uyku çöktüğünde uyanıklığı, dikkat dağıldığında yeniden toplanmasını sağladığına inanıyor. Grup içinde yayılmasıyla da herkeste aynı dikkat seviyesinin gelişmesi, böylece örneğin herhangi bir tehlikeye karşı daha uyanık hale gelmeleri mümkün oluyor. Fransız araştırmacı Olivier Walusiski ise beyin etrafında omurilik sıvısının pompalanması yoluyla sinir hücrelerinin daha aktif hale geldiği görüşünde.Yakın zamanda ise bütün bu fikir ayrılıkları ve kafa karışıklığına son verme umuduyla New York Üniversitesi’nden Andrew Gallup yeni bir teori geliştirdi. Gallup’a göre esneme yoluyla aslında beynimizi aşırı ısınmaktan koruyoruz. Çenenin şiddetle açılması kanın kafatasında dolaşımını sağlayarak aşırı ısıyı dağıtıyor, esneme sırasında alınan derin nefesle sinüs boşluklarına dolan hava ise beyni serinletiyor.Gallup bu teoriyi sınamak için insanları farklı sıcaklıklarda esnerken inceledi. Normal koşullarda insanların yüzde 48’i esnemiş, fakat deneklerden kafalarına soğuk bir bez bastırmaları istendiğinde bu oran yüzde 9’a düşmüştü. Daha etkili olan şey ise burundan solumaktı. Bu yolla beyin soğuyor, esneme isteği ortadan kalkıyordu.Bu teoriyi destekleyen bir gelişme oldu. Gallup araştırmalarını yayımladıktan kısa bir süre sonra, bazen bir saat süreyle esneme krizine giren iki kadın ona başvurmuştu. Kadınlardan biri çare olarak kendisini soğuk su dolu küvete attığını söylüyordu. Gallup onlardan, esneme krizi gelmeden önce ve sonra ağızlarına bir termometre koyup vücut ısılarını ölçmelerini istedi. Ölçümler, esnemeden önce vücut ısısında az bir yükselme olduğunu ve ısı tekrar 37 dereceye düşünceye kadar esnemenin devam ettiğini gösterdi.Vücut ısımız uykudan önce ve sonra biraz yükselir. Bu durum o anlarda neden esnediğimizin açıklaması olabilir. Beyni biraz serinletmek dikkatimizi daha fazla yoğunlaştırmamızı sağlayabilir. Sıkılıp dikkatimiz dağıldığında bu nedenle esniyor olabiliriz.Fakat Gallup’un teorisi bu konuda araştırma yapan herkesi tatmin etmedi. Bazıları onun yeterli deneysel veri sunmadığını, bazıları doğrudan insan beyninin ısısını ölçmediğini iddia ediyor. Provine ise bu teoriye daha olumlu bakanlardan.Fakat Gallup’un teorisi bazı şeyleri açıklasa da hala yanıtlanmayı bekleyen başka sorular da var. Örneğin anne karnındaki fetüs neden esniyor olabilir? Provine bebeklerde esnemenin yetişkinlerden daha önemli rol oynadığına, akciğerlerinin gelişimine yardımcı olduğuna inanıyor.Provine ayrıca esnemenin hapşırma ve seks ile de paralellikler gösterdiğini, her birinin bir tırmanma ve sonunda rahatlama durumu içerdiğini, bir kere başlandı mı sonuna vardırma güdüsü taşıdığını ve bunlar arasında sinir hücrelerinin işleyişi bakımından ortak bir yan olabileceğini belirtiyor.Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future ’da okuyabilirsiniz.Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz .
Reklam
Dövme Kanser Yapar mı?
Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahinin işlerinden birisi de cilt kanserleridir. En sık görülen cilt kanserleri  arasında bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom ve malign melanom sayılabilir. Risk grubu ise Beyaz tenli renkli gözlü insanlardır. Çevresel faktörler ise toplam güneşe maruz kalma süresidir. Vücutta kansere dönüşebilecek cilt lezyonlarıda risk faktörleri arasında sayılabilirDövme cilt kanseri yapar mı?Ben dövme üzerinde gelişmiş cilt kanseri görmedim. Gördüğümüz cilt kanserleri uzun yıllar güneş altında çalışan açık tenli insanlardı. Bilimsel literatüre bakmak için Pubmed i açtım. Dövme cilt kanseri arasındaki ilişkiyi araştıran makaleleri inceledim. Dövme üzerinden cilt kanseri gelişmesinin bilimsel değeri vardır ve yayın olarak bilimsel dergilerde kabul görür.Dövmenin ne kadar yaygın olduğunu söylememe sanırım gerek yok. Cilt kanserleri de sık görülen kanserler arasındadır. 2012 yılına kadar 50 dövme üzerinde gelişmiş cilt kanseri bildirilmiş (Kluger N. 2012) Dövmeye siyasi yada dini olarak karşıysanız, bu yayınlar yeterli argüman oluşturur.Bilim istatistik ile konuşur. Bilimsel gerçeklikten bahsedebilmek için İstatistiksel olarak anlamlı olması gerekir. Milyonlarca dövmeden 50  cilt kanseri gelişmesi İstatistiksel olarak yeterli kabul edilmez. Kluger ve arkadaşları cilt kanseri ve dövme arasındaki ilişkiyi  tesadüfi olarak değerlendirmişlerdir.Cilt kanseri ile sebep sonuç ilişkisi ancak ultraviole ışınları ile kurulabilir.Dövmenin bazı siyasi görüşler tarafından hoş karşılanmaması sonucu kanser yapar diyenlere, her siyasi görüş tarafından yaygın kullanılan kaş konturunun da bir dövme olduğunu da belirtmek gerekiyor.Dövme kanser yapar mı?- Bilimsel olarak hayırGüzel bir hafta dilerim.Dr. Barış Çakır
Reklam
Hamilelikte Spor Yapanların Normal Doğum Şansı Yüzde 58 Daha Fazla
9 aylık hamilelik sürecinde anne adaylarını birtakım fizyolojik değişiklikler bekliyor.İlk 3 ay yaşanan bulantı ve kusmalar 20. haftadan itibaren beliren karın büyümesiyle gelişen bel ve kasık ağrıları, bunlara sadece birer örnek. Oysa sağlıklı spor ve düzenli beslenmeyle bu sorunları aşmak mümkün.Fransız dermokozmetik markası Lierac’ın anne adayları için verdiği eğitimde konuşan Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Faruk Onur Başeğmez, sporun hamileler için faydalarını anlattı.1- DAHA AZ KİLO Yapılan araştırmalara göre spor yapan anne adayları yapmayanlar göre 7 kilo daha az kilo alıyor.2-DAHA KOLAY DOĞUM Kuvvetli karın kasları ve güçlü pelvik taban sayesinde normal doğumdaki ağrılara annenin itici gücü de eklenince rahat normal doğum kaçınılmaz hale geliyor. Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre spor yapan kadınlarda yapmayanlara oranla normal doğum oranı yüzde 58 daha fazla.3-DAHA DÜŞÜK DİYABET RİSKİ 28-40 haftası arası rastlanan ani bebek ölümü, yüksek doğum ağırlığı gibi riskler taşıyan gebelik şekeri (gestasyonel diyabet) riski spor yapanlarda yüzde 27 daha az.4-DAHA AZ KABIZLIK Anne adayları gebelik boyunca östrojen hormonunun yükselmesi nedeniyle kabızlık ve buna bağlı gelişen hemoroitlerden şikâyet eder. Düzenli yapılan egzersiz ve sıvı tüketimi bu şikâyetleri büyük ölçüde azaltmaktadır.5- DAHA ÇOK ENERJİ DAHA YÜKSEK MORAL Gebelik boyunca çizgi film izlerken ağlayan anne adayları sıkça görülür. Düzenli yapılan spor anne adaylarının psikolojisi üzerinde olumlu etki yapar.6- DAHA AZ SEZERYAN Düzenli yapılan yoga, pilates ve esneme egzersizleri pelvik tabanı, relaksin denilen bir hormon aracılığıyla gevşetir ve bu sayede sezaryen doğum olasılığı azalır.7-DAHA AZ ÖDEM Hamileliğin son döneminde vücutta dolaşımda gelişen bir takım hormonal etkilerden dolayı bacak şişmeleri görülür. Düzenli egzersiz ile bu durum önlenebilir.8- DAHA RAHAT UYKU Gebeliğin son döneminde gelişen uykusuzluk için de düzenli spor birebir.9-DAHA FİT BİR GÖRÜNTÜ Gebelikte artan kilolar, karın kaslarının ayrılması (diastesis rekti) , şişen bacaklar tüm bunlar görsel anlamda anne adaylarını mutsuz eder. Düzenli egzersiz bu durumların gelişmesini engeller.HANGİ TİP EGZERSİZ?Egzersiz seçiminde hamileleri hamilelik öncesi spor yapan ve yapmayan anne adayları olmak üzere 2 gruba ayırmak gerekir. Yapılan çalışmalar gebelik öncesi aktif spor hayatı olan kişilerin gebeliğinde var olan bir risk olmadığı sürece rutin aktivitelerine devam etmesinde bir sakınca olmadığı yönündedir.Gebelik döneminde spor yapmaya başlayacak anne adayları ise yürüyüş, yüzme, gebelik pilates, fitness ve yoga yapabilir. Ancak tüm bunlar konusunda deneyimli kişisel antrenör takibinde yapılmalıdır. Çünkü bütün bu antrenmanlar için gebeliğe özel durumlar ve hareketler olacaktır.
Bursa'da Termik Santral Tartışması
Bazı sivil toplum kuruluşları, Bursalıların sağlığını olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle şehir içine termik santral kurulmasına karşı. Santrali inşa edecek DOSAB ise 'Karşımızda doğalgaz lobisi var' diyor.'Yeşil Bursa' son yıllarda yeşilinden çok şey kaybederek hızla sanayileşti ve Türkiye'nin dördüncü büyük sanayi kenti oldu.Bu hızlı sanayileşmeyi sürdürebilmek için yeni bir buhar ve elektrik santrali kurulması planlanıyor.Bazı meslek odaları ve çevre örgütleri, kent içine kurulacak Demirtaş Buhar ve Elektrik Üretim Santrali'nin çevre sağlığını bozacağı görüşünde.Kentte kurulan Termik Santrale Hayır Platformu, Bursa’nın yaşanmaz bir yere dönüşeceğini söylüyor. Meslek odaları, çevre örgütleri ve halkın bir bölümü santralin yapılmasına karşı.Termik santrali yaptıracak olan Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi (DOSAB) yönetimi ise santralin çevreye ve toplum sağlığına zararlı olmayacağını savunuyor. Şu anda Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu bekleniyor.Proje gerçekleşirse, termik santral saatte 390 ton buhar ve 49,9 MW elektrik üretecek. Bu üretim için günlük bin 200 ton kömür ve 150 ton kireç taşı yakılacak.“Çocuklarımızın kanser olmasını istemiyoruz”Santralin kurulması planlanan bölgeye yakın mahallelerde oturanlar tedirgin. 1988’den bu yana Panayır Mahallesi’nde oturan Nurcan Başboğa da onlardan biri. Başboğa, “Evimin yanında santral istemiyorum. Çocuklarım için kaygılanıyorum. Çocuklarımızın kanser olmasını istemiyoruz” diyor.Santralin yapılmasına karşı kadınların oluşturduğu girişimin bilgilendirme toplantısına gelinini ve torunlarını da alarak gelen Dudu Mat, “Otuz yıldır biz buradayız. Evimizin yanına santral kurulmasını ister miyiz?” diyor.“100 bin kişinin sağlığı etkilenebilir”Bursa Tabip Odası bir kitapçık yayınlayarak santralin halk sağlığına tehdit oluşturabileceğini dile getirdi. Bursa Tabip Odası Başkanı ve Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Toplum Sağlığı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kayıhan Pala’ya kurulması istenen santralin olası etkilerini sorduk.Pala, Bursa'da daha önce kurulan ve halen faaliyette olan Orhaneli Termik Santrali'ni örnek verdi:'2004- 2005 yıllarında Orhaneli Termik Santrali yakınında yaşayan insanların bundan etkilenip etikenmediklerini araştırmak için bir buçuk yıl süren bir araştırma yaptık. Bir de santrale 30 kilometre mesafede bir kontrol grubu aldık. Her iki grubun akciğer solunum fonksiyon testlerini ve diğer bulgularını inceledik. Her iki grubu karşılaştırınca termik santralin yakınındaki insanların akciğer solunum fonksiyonlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olduğunu kanıtladık ve bunu uluslararası bilimsel bir dergide yayınladık.'Bu durumun DOSAB’taki santral için de geçerli olup olmayacağı sorusuna ise, “DOSAB’da kömür yakılarak enerji üretecek bir santralin bunlara yol açmaması için herhangi bir bilimsel kanıt elimizde yok. DOSAB'ın termik santali en az 100 bin kişinin ciddi şekilde sağlığının olumsuz etkilenmesi potansiyeline sahip bir termik santraldir” yanıtı aldık.“Enerjiye ihtiyaç var ama çevre gözardı edilmemeli”Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Bursa İl Koordinasyon Kurulu Dönem Sözcüsü ve Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Remzi Çınar da kent içerisinde kömürle çalışan bir santralin kurulmasının hata olduğu görüşünde.TMMOB olarak projeyi her yönüyle incelediklerini belirten Çınar, “TMMOB olarak bir rapor hazırladık. Raporda açıkça söylüyoruz; bu ülkenin enerji üretimine ihtiyaç var ancak çevresel faktörleri gözardı etmememiz gerekiyor” diyor.Havanın değişmesi ile birlikte Uludağ’a kar yağışının da etkileneceği savunan Çınar, “Bacasız sanayi de önemli. Bu santral turizm kenti olan Bursa’nın turizmini de etkileyecek. Dağda kar istiyor turizmcimiz. Bunun kar için engel olduğunu da düşünüyoruz” diyor.“Bursa’nın havası kirli, daha da kirlenmesin”Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER) de santrale karşı. Dernek başkanı Murat Demir “Bursa’nın zaten kirli bir havası var. Bunu düzeltmek varken, kirli havayı daha da kötüye götürecek bir santral yapılıyor” diyor.2 bin ailenin bir kış mevsiminde yaktığı kömürün santralde bir günde yakılacağını söyleyen Demir, DOSAB’ın tüm Bursa’ya rağmen birşeyler yapmak istediği görüşünde. Demir, “DOSAB Termik Santraline Hayır' adlı bir platformumuz var. 100’ün üzerinde bileşenden oluşuyor. Aramızda meslek örgütleri, akademik örgütler, hayvan hakları örgütleri, taraftar örgütleri var. Kentin bütün dinamiklerini kapsayacak bir platformuz. Bu santrali DOSAB yönetiminin dışında kimse savunmuyor ve bu kent de üç beş sanayiciden oluşmuyor” diyor.“Şehrin içerisinde de santral olabilir”Santral projesinin arkasında DOSAB yönetimi var. DOSAB Bölge Müdürü Serhat Şengül akademik oda, çevre örgütleri ve bölgedeki tedirgin vatandaşların aksine kömürle çalışan santrallerin şehrin içerisinde de faaliyet gösterebileceğini savunuyor. Şengül, “Şehri zehirleyeceğiz gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bu çok yanlış” diyor.Kömürün taşımasından yakılmasına, külün bertarafına kadar tüm planların tesisin şehrin içerisinde olacağı göz önüne alınarak yapıldığını kaydeden Şengül, karşılarındaki grubu ikna etmenin mümkün olmayacağını söylüyor, “Bu santrali dağın tepesinde de yapsak, en ücra yerde de yapsak bu gruplar yine karşı çıkacaklar” diyor.“Kömür santrali için hayal rakamlar”Santralin projesinde görülen olası zararların Avrupa Birliği’ndeki standart değerlerin çok altında olduğunu belirten Şengül, “O kadar yüksek verimlere ulaşıyoruz ki bir kömür santrali için hayal rakamlar” diyor.Sanayi bölgesinin mevcut yapısında ihtiyaç duyulan buharın ayrı ayrı ve kontrollü tesislerde üretildiğini belirten Şengül, “DOSAB'ta 98’i doğal gazlı, 3’ü kömürlü tesis var. Biz bunların hepsini kapıyoruz ve denetlenebilir tek bir tesis yapıyoruz. Sanayi bölgesindeki mevcut fabrikaların oluşturdukları kirlilik ve emisyondan çok daha düşük emisyonlu bir tesis yapıyoruz. Bunun neresi yanlış?” diye soruyor.“Sermaye düşmanlığı yapılıyor”Tepkiler için 'Sermaye düşmanlığı yapılıyor' diyen Şengül buna rağmen herkesin izleyebileceği bir kontrol sistemi önerdiklerini anlatıyor:“Bunlar 7/24 izleme yönetmeliğine tabi. İzlenmemesi gibi bir durum söz konusu değil. Kamuoyuna ikinci bir şey teklif ettik. Devlet yasal olarak izlesin, ayrıca bir heyet kurulsun ve bir danışman şirket seçilsin ve ikinci bir izleme sistemi de oluşturulsun. Bedelini de biz verelim.”Şengül, bölgede yaşayan insanların kaygılarını gidermek için çok sayıda bilgilendirme toplantısı yaptıklarını ve santral için hazırladıkları web sitesinde santrale karşı çıkanların iddialarına yanıt verdiklerini de belirtiyor.“Arkalarında doğalgaz lobisi var”Şengül, 'Bu proje ile Türkiye’nin doğalgaza bağımlılığı azalacak ve Türkiye’nin cari açığı benzer projelerle birlikte azaltılacak' diyor ve Enerji Bakanı ile yaptıkları toplantıda kendilerine “Sizinki gibi 10 tane daha tesis olsun başka bir şey istemiyoruz” denildiğini belirtiyor.Şengül’e göre karşılarındaki grup Türkiye’nin doğalgaza bağımlılığının azalmasını istemiyor.Şengül, “Karşımızdaki grubu hafife almayalım. Bu, uluslararası bir problem. Bunun ardında doğalgaz lobisi var” diyor.Al Jazeera Turk, Okan Yüksel
Neden Uyuruz?
Bu konuda ilginç teoriler ve ipuçları var. İpuçlarından en belirgin olanı, yeterince uyuduğumuzda kendimizi iyi, mahrum kaldığımızda ise çok daha kötü hissetmemiz. Birkaç günlük mahrumiyetin ardından uyku ihtiyacı öylesine ağır basar ki hiçbir şey uyanık kalmamızı sağlayamaz. Yapılan deneylerde bu haldeki insanların aşırı yüksek müzikte, ayakta, hatta tekmelenirken bile uyuduğuna tanık olunmuştur. Birkaç günlük uykusuzluk hali insanda kafa karışıklığı, unutkanlık ve halüsinasyona neden olur. (En uzun süreli uyanık kalma rekoru 11 gündür.)Fakat yorulduğumuz için uyuduğumuzu söylemek acıktığımız için yemek yediğimizi söylemek gibi olur; uyuma nedenimiz budur, ama neden uykuya ihtiyaç duyduğumuz sorusunun yanıtı değildir bu.Bellek yardımıSon yıllarda ortaya çıkan bir teoriye göre uyku, yeni bellek oluşumunda ve pekiştirilmesinde önemli rol oynar. Hafıza sistemimiz psikolojik gizemini korurken, birçok araştırma uykunun perde arkasında bakım ve muhafaza işlevi gördüğünü iddia ediyor.California Üniversitesi’nden Matthew Walker ve ekibi, deneklere bilgisayarda sırasıyla çeşitli şekiller gösteriyor. Deneklerin yarısı bu şekilleri sabah, diğer yarısı ise akşam izleyip ezberlemeye çalışıyor. Daha sonra laboratuvara dönen deneklerin sabahçı olanları tüm gün boyunca uyanık kaldıktan sonra, akşamcı olanlar ise gece uyuduktan sonra hafıza testine tabi tutuluyor. Uyumuş olanların şekillerin sıralamasını çok daha iyi hatırladığı ortaya çıkıyor.Gün içindeki kısa uykuların da hafızayı güçlendirdiği düşünülüyor.Bazı araştırmacılar uykunun tazeleme ve yeniden düzenleme yoluyla belleğimize yardımcı olduğunu ifade ediyor. Sıçanlara labirent içinde yol bulma eğitimi verilerken beyinlerinde gerçekleşen aktivite biçiminin gece uyku sırasında da tekrarlandığı görüldü. Buradan, gündüz edinilen tecrübenin uyku sırasında da tekrarlandığı sonucuna varıldı.Dinlenmek ayrıca kötü deneyimlerin etkisinin azaltılmasına da yardımcı oluyor. Walker’in araştırmasında, kötü ve travmatik olayların yarattığı olumsuzluklarla beynin uyku sırasında baş etmeye çalıştığı da iddia ediliyordu.Rüya alemiBurada rüya olgusu da devreye giriyor. Belleğimizin uyku sırasında yaşadığı çılgın maceralar olarak ifade edebileceğimiz rüyaların, belleğin tazeliğini korumak için rastgele harekete geçmesi ve yaşanan olaylar arasında bağlantı kurma çabasının ürünü olduğu sanılıyor. Uyku mahrumiyetinin halüsinasyona yol açmasının nedeni de bu olabilir. Uyku yoluyla belleğimizi yeniden düzenleme fırsatından mahrum bırakıldığımızda rüyalar davetsiz bir şekilde uyanık dünyamıza girerek gerçek olanla olmayanı birbirinden ayırmamızı zorlaştırıyor.Bütün bunlar aslında bazı verilere dayanan spekülasyonlar. Beynimize çeki düzen vermenin yanı sıra, vücudumuz uykuyu hasarlı hücrelerin onarımı gibi bazı düzenleme ve idare işlerini yapma fırsatı olarak da değerlendiriyor olabilir.Bazı bilim insanları ise uykunun düzen ve onarım amaçlı olmadığını savunuyor. “Neden uyuyoruz?” sorusu yerine “Neden uyanığız?” sorusunun sorulması gerektiğini belirtiyorlar. Sıcak, güvende ve tok haldeyken, yani temel ihtiyaçlar giderilmişken etrafta dolaşmanın ve uyanık kalmanın enerji israfı olduğunu ifade ediyorlar.Net olan şey, uykunun akıl ve beden sağlığı için gerekli olması. Herkesin ihtiyacı farklılık gösterse de ortalama 7 saat uyumak gerekiyor. Daha az uyuyanların kalp hastalıkları gibi bazı hastalıklara daha açık hale gelme riskinin yanı sıra yaşam sürelerinin de kısaldığı düşünülüyor.Yani, bir dahaki sefere uyumak istediğinizde suçluluk duygusuna kapılmak yerine, uykunun size ne kadar iyi geleceğini düşünmek daha doğru olabilir.
Reklam
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
ABD Başkanının Savunma Bakanını istifaya zorlaması ardında, Hagel'in Erdoğan ve Davutoğlu'nun da isteği olan Esad'ın devrilmesini IŞİD stratejisine dâhil etme ısrarı yatıyor.Dün, İran’la nükleer müzakerelerin Haziran 2015 sonuna kadar uzatıldığının açıklanmasından kısa süre sonra ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in istifa haberi geldi.Başkan Barack Obama tarafından istifaya zorlanmıştı.
Nargile Dumanı En Tehlikelilerin Arasında
ABD’deki San-Diego Üniversitesi’nin bilim adamları, nargile dumanının, lökoz dahil birkaç kanser türünün oluşumu ve gelişiminden sorumlu kanserojen benzen kimyasalının organizma üzerindeki negatif etkiyi ikiye katladığını tespit etti.Rusya'nın Sesi Radyosu'nun Medical News Today'den aktardığı habere göre benzen, zehirli maddelerin en tehlikelilerinin bulunduğu birinci grupta yer alıyor. En büyük konsantrasyonuna tütün ve kömürde rastlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü, bu zehirli maddenin zararsız düzeyinin bulunmadığını iddia ediyor.Amerikan Kanser Araştırmaları Topluluğu'nun yayımladığı dergide yer alan araştırma kapsamında 105 nargile tüketicisi ile nargile kullanmayan 103 kişiden alınan idrar örnekleri incelendi. İdrar örnekleri, deneklerden sabah ve nargilenin tüketilmesinin ardından olmak üzere iki kez alındı. İncelemenin sonuçlarında, nargile kullanan deneklerden alınan idrar örneklerindeki başta SPMA-asidi (benzen metabolidi) olmak üzere kanserojen kimyasal oranının 4,2 kat arttığı, diğerlerinde bu artışın 2,6 olarak gerçekleştiği kaydedildi.San-Diego Üniversitesi Davranış Epidemiyolojisi ve Halk Sağlığı Merkezi Müdür Yardımcısı Nada Kassem, “Nargile içenlerle iletişim içinde bulunan içmeyen kişiler de yanan kömürün ürettiği yüksek miktarda zehirli madde ve kanserojen emisyon soluyor. Bu yüzden nargile, onu doğrudan kullanmayan kişiler için bile çok tehlikeli” diye açıkladı.Odatv.com
Reklam
Büyükşehirde Psikolojimizi Bozan 10 Neden
Türkiye'de sağlık sektöründe en önemli sorunlardan biri de insanlarımızın psikolojik ve psikosomatik sorunlarının büyük ölçüde artması. Büyük kentlerdeki stres ortamı, gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle alt gelir grubunda kalan insanların günlük yaşamdaki sıkıntıları, trafik, Türkiye'deki Kürt sorunu, terör olayları gibi tartışmalar insanlarımızı psikolojik açıdan büyük ölçüde etkiliyor.ŞEHİRDEKİ KİŞİLER PSİKOLOĞA GİTMEYE TEŞVİK EDİLMELİPsikiyatrist Dr. İnci Şen, “İnsanlarımızda ruh sağlığı çok önemlidir. 77 milyonluk Türkiye’mizde stres altında çalışan insanlarımızın ruh sağlığı büyük ölçüde bozulmaya yönelmekte. Bu açıdan sağlık sektöründe ve sağlık ekonomisinde psikolojik ve psikosomatik konulara daha fazla bütçe ayrılmalı, insanlarımız bu konuda doktorlara gitmeye teşvik edilmeli. Sağlık Bakanlığı’mızın bu konuda daha duyarlı olmasında büyük ölçüde yarar var” dedi.Psikiyatrist Dr. İnci Şen, özellikle büyük şehirdeki insanlarımızın depresyona girmelerinin nedenlerini söyle sıraladı:1. İç göç sürecinin tam başarıyla sonuçlanmaması ve iç göçle büyük kentlere gelen insanların belirli statüye ve amaçlarına ulaşamaması2. Türkiye´deki insanların ekonomik nedenlerle sorunlarının artması3. Aile içi uyumsuzlukların artması, ailede dışlanma, ayrımcılık ve küçümsenmenin gelişmesi4. Toplum tarafından istenmemek ve kabul görmemek5. Büyük kentin sorunlarıyla baş edememek6. İşsizlik ve ekonomik sıkıntılar7. Gittikçe artan fakirleşme ve sosyal yardımlarla yaşama mecburiyeti8. İnsanların ekonomik kayıplar nedeniyle kendini güvende hissedememesi9. Kadınlarımıza uygulanan aile içi şiddet10. Çocuklara ailede gösterilen şiddet ve baskı“Özel sigortalar, psikiyatrik sorunları sigorta kapsamına almalıdır” diyen Psikiyatrist Dr. İnci Şen, “Kalp, damar ve diyabetik gibi hastalıklar ne kadar önemliyse insanlarımız için ruh sağlığı da o kadar önemlidir” diye ekledi.Zaman
Reklam
Üniversiteliye Yeni Af Meclis’ten Çıktı
Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) kurulmasına ilişkin yasa, Meclis Genel Kurulu’nda eklenen yeni torba hükümlerle genişletilerek kabul edildi.Yasaya göre TÜSEB bünyesinde Türkiye Kanser Enstitüsü, Türkiye Biyoteknoloji Enstitüsü, Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü, Türkiye Kronik Hastalıklar Enstitüsü, Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü kurulacak. Enstitü Başkanı, Sağlık Bakanı’nın teklifi üzerine Başbakan tarafından atanacak. Başkanlık, görevleri kapsamında Ar-Ge konuları için gerekli gördüğü her türlü bilgiyi, kamu kurum ve kuruluşları ile vakıflara ait olanlar dahil tüm yükseköğretim kurumlarından talep edebilecek. Kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolu olarak çalışanlar, başkan tarafından, yapılacak çalışmanın kapsamı ve süresi de dikkate alınarak en çok 3 yıl süreyle TÜSEB’de görevlendirilebilecek. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Tarihi gelecekte Türkiye’nin sağlık alanındaki dinamiklerine çok önemli katkıları olacaktır” dedi.AF VE ATILMA ŞARTLARIYasaya eklenen maddelere göre, üniversitelerde, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilişiği kesilen öğrenciler 5 ay içinde geri dönebilecek. Öğrenciler ilişiklerinin kesildiği program üniversitede var ise bu yıl bahar döneminde, eğer yoksa üniversitelerin açıldığı ekim ayında öğrenim görmeye başlayacak. Öğretim dili tamamen Türkçe olan programlarda mesleki yabancı dil dersleri dışında zorunlu yabancı dil hazırlık sınıfı açılamayacak. Ancak üniversite yetkili kurullarının kararı ve YÖK’ün onayı ile isteğe bağlı olarak yabancı dil hazırlık sınıfı eğitimi verilebilecek. Hazırlık sınıfında başarılı olamayan öğrencilerin ilişikleri kesilemeyecek ve eğitimlerine devam edecekler.YÖK ONAYIYLA ATMAÜniversite öğrencileri 2 yıllık ön lisans programlarını azami 4 yıl, 4 yıllık lisans programlarını azami 7 yıl, 5 yıllık lisans programlarını azami 8 yıl, 6 yıllık lisans programlarını azami 9 yıl içinde tamamlamak zorunda. Azami süreler içerisinde katkı payı veya öğrenim ücretinin ödenmemesi ile kayıt yenilenmemesi nedeniyle öğrencilerin ilişikleri kesilemeyecek. Ancak üniversite yetkili kurullarının kararı ve YÖK’ün onayı ile 4 yıl üst üste katkı payı veya öğrenim ücretinin ödenmemesi ve kayıt yenilenmemesi nedeniyle öğrencilerin üniversiteyle ilişiği kesilecek. Düzenlemenin gerekçesi “Azami süreler içerisinde katkı payı veya öğrenim ücretinin ödenmemesi ile kayıt yenilenmemesi sebebiyle öğrencilerin ilişiklerinin kesilmemesi esas olmakla beraber, öğrencilerin eğitime devam edip etmeyecekleri bilinmeksizin bu kadar uzun süreler kayıtlarının devam etmesi, üniversiteleri kontenjanları ve bütçe planlamalarını gerçekçi olarak yapamaz duruma getirecektir” diye açıklandı.NİTELİKLİ OPERASYON ZAMMIDevlet hastaneleri, araştırma hastanelerinde, organ nakli, nitelikli yoğun bakım hizmetleri, kök hücre ve kemik iliği nakli gibi yüksek eğitim ve beceri gerektiren operasyonlarla ilgili hekimlere yapılacak ek ödemeler bir kat artırıldı. sağlık bakanlığı’nca, özellikli tıbbi işlemler karşılığı yapılacak ek ödemelerde yüzde 800 ve yüzde 700 oranları bir kat artırılarak uygulanacak. Milli Eğitim Bakanlığı, aday öğretmenlerin sınavlarını yazılı veya yazılı ve sözlü olarak yapabilecek. Veteriner hekimlikte de uzmanlık yapılabilecek. Yeni kurulan devlet üniversitelerinde ortaya çıkan öğretim üyesi açığının kapatılmasına katkıda bulunmak amacıyla vakıf üniversitelerine yapılan görevlendirme 2 yılı geçemeyecek.TAM GÜN UYUMUHekim, diş hekimi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim üyelerinden mesai saatleri dışında özel muayenehanesinde veya özel hastanelerde görev yapanlara üniversite ödeneği ve ek ödeme verilmeyecek. Ancak bu hekimler, muayenehanelerini kapatır ve özel hastanelerden ayrılmak isterlerse 31 Aralık 2014’e kadar bu konudaki beyanlarını görevli oldukları kurum yönetimlerine bildirmeleri gerekecek. Bu kişilerin en geç 31 Mayıs 2015’e kadar faaliyetleri sona ermiş sayılacak ve çalışma uygunluk belgesi veya izinleri iptal edilecek. Bu süre içerisinde mali hakları ve ek ödemeleri tam olarak ödenecek. Bu düzenleme GATA’da çalışan öğretim üyelerine de uygulanacak. Ancak GATA’daki öğretim üyelerine üniversite ödeneği ile sağlık hizmetleri tazminatı ödenmeyecek. Gerekçede, maddenin, Anayasa Mahkemesi’nin tam gün yasasına ilişkin verdiği kararlara uyum amacıyla düzenlendiği belirtildi.Habertürk
Soğuk Bir Ortamda Uyumanın Beraberinde Getirdiği 5 Önemli Fayda
Bilim adamlarına göre, uyuduğunuz ortamın sıcaklığını biraz değiştirerek çok daha sağlıklı bir hayat sürebilirsiniz. Huffington Post'dan doktor Chris Winter'a göre, sıcaklığı 15-19 santigrat derece arasında olan bir ortamda uyumak sağlığınız açısından çok faydalı şeyleri beraberinde getiriyor.Soğuk bir ortamda uyumaya alışık olanlar bunu zaten biliyordur, onlara selam olsun! Fakat benim gibi, uyumadan önce üstüne birkaç kat battaniye örten ve oldukça sıcak bir ortamda uyuyanlar için dikkate alınması gereken bazı önemli gerçekler bulunmakta. Eğer uyuma ortamınızı soğutursanız, bu durum size hem fiziksel hem de mental açıdan bazı faydalar sağlayacak. İşte o faydalardan dikkat çeken birkaç tanesi;
Koah, Ölüm Nedenleri Arasında Üçüncü Sırada
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nevin Fazlıoğlu, KOAH hastalığının dünyada 4. ölüm nedeni olan, her yıl 3 milyon kişinin ölümüne yol açan ve yaygınlığı giderek artan kronik hava yolu hastalık olduğunu söyledi. Dr. Nevin Fazlıoğlu, 'KOAH Türkiye'de kardiyovasküler hastalıklar ve serebrovasküler hastalıklardan sonra 3. ölüm nedenidir.' dedi.19 Kasım Dünya KOAH günü dolayısıyla açıklama yapan Acıbadem Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nevin Fazlıoğlu şunları söyledi: 'KOAH, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Akciğerin tıkayıcı, kronik yani devamlı olan hastalığı anlamına gelmektedir. KOAH oldukça yaygın bir hastalıktır, yaşam kalitesi üzerinde çok önemli etkileri vardır ve çok sayıda insanın ölümüne yol açmaktadır. KOAH Türkiye'de kardiyovasküler hastalıklar ve serebrovasküler hastalıklardan sonra 3. ölüm nedenidir. Ancak her 10 KOAH'lı hastadan 9'u hastalığını bilmemektedir. Bu durum hastalığın geç teşhis edilmesine ve yeterince tedavi edilmemesine neden olmaktadır.'KOAH tarama testinden bahseden Dr. Nevin Fazlıoğlu, şu uyarılarda bulundu: 'Sık öksürükleriniz oluyor mu? Balgam çıkartıyor musunuz? Yaşıtlarınıza göre nefesiniz daha kolay mı daralıyor? 40 yaşını aştınız mı? Sigara içiyor musunuz ya da önceden içtiniz mi? Bu sorulardan en az 3'üne evet diyorsanız risk altındasınız demektir. Bunun için göğüs hastalıkları doktoruna başvurarak çok basit ve kolay uygulanan bir test olan solunum fonksiyon testi diğer bir deyişle nefes ölçüm testi yaptırarak bunu öğrenebilirsiniz.'KOAH HASTALIĞI EĞER TEDAVİ EDİLMEZSE İLERLEYİCİ BİR HASTALIKTIRDr. Nevin Fazlıoğlu, KOAH hastalığı eğer tedavi edilmezse ilerleyici bir hastalık olduğunu anlatarak 'KOAH hastalığının en önemli ve en büyük nedeni sigara kullanımıdır. Sigara içenler içmeyenlere göre 10 kat daha fazla KOAH hastalığına yakalanmaktadırlar. KOAH'ın en önemli belirtileri uzun zamandır devam eden nefes darlığı, öksürük, balgam çıkarma yakınmalarıdır.' diye konuştu.'KOAH'ın tedavisi vardır ve hastalık ne kadar erken teşhis edilirse, tedavi de o kadar etkilidir.' diyen Dr. Nevin Fazlıoğlu, şunları söyledi: 'KOAH teşhisi konulan hastalar doktorlarının önerilerine uygun şekilde ilaçlarını kullanarak, egzersiz yaparak ve sürekli aktif kalarak (doktorunun önerilerine uygun aktiviteleri seçerek) hastalıklarının ilerlemesini durdurabilirler ve kendilerini daha iyi hissedebilirler. KOAH önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bu nedenle belirtilen şikayetleri yaşayanların kendisine bir nefeslik zaman ayırıp ve nefes ölçüm testi yaptırması son derece önemlidir.'(CİHAN)
Bir Kerden Birşey Olmaz Demeyin!
Psikolog Güneş Aydın, son günlerde özellikle sentetik uyuşturucu Bonzai ile ailelerin korkulu rüyası haline gelen madde bağımlılığı konusunda önemli uyarılarda bulundu.Dörtyol Toplum Sağlığı Merkezinde görevli Psikolog Güneş Aydın, madde bağımlılığı ile ilgili yaptığı açıklamada, 'bir kereden birşey olmaz' düşüncesinin tamamen yanlış olduğuna vurgu yaparak önemli uyarılarda bulundu.Madde Kulanım Yaşı Düşmekte!'Türkiye’de ve dünyada sigara, alkol ve uyuşturucu madde (esrar, eroin, kokain, ecstacy, bonzai, vs.) alım oranları artmakta, maddeye başlama yaşı ise tüyler ürpertici şekilde azaldığının endişe verici olduğunun altını çizen Psikolog Güneş Aydın, 'Bağımlılık, kullanılan maddeye karşı aşırı bir istek, zorlantılı bir şekilde madde arama ve kullanma ile karakterize süreğen, tekrarlayıcı ve maddenin birtakım manevi değerlerin önüne geçmesi demektir. Ne garip bir tezattır ki aileye, topluma, okula karşı koyarak özgürleşmek için alınan madde, aslında o kişinin özgürlüğünü elinden alan en önemli faktör haline gelir' dedi.'Bir Kereden Birşey Olmaz' Demeyin!Aydın, gündemde oldukça yer alan yeni psikoaktif maddelerden olan sentetik cannabinoid (Bonzai) vakaları okul çevrelerinde yaygınlaşmıştır ve ne yazık ki gençlerimiz bonzai kullanımının ölümle sonuçlanabileceğinin farkında değildir. Tamamen kimyasal bir uyuşturucu olan bonzai, ‘bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesiyle kullanan gençleri pençesi altına alır ve bağımlı hale getirir. Bonzai beyin hücrelerinde kısa sürede büyük hasarlara neden olurken, genetik yatkınlığı olan kişilerde şizofreni benzeri etkiler meydana getirir, hatta ani kalp durmasına ve ölümlere neden olacağını söyledi.Madde Kullanımına İten SebebplerPsikolog Güneş Aydın, kişiyi madde kullanımına iten nedenler arasında; merak, arkadaş grubunun maddeye özendirmesi, kişilik sorunları depresyon ve diğer psikolojik problemler, aile içi sorunlar, ebeveynlerin madde kullanması ve rol model oluşturması ve en önemli etken olarak stres gösterilebilir' dedi ve ekledi 'Ergenlik döneminde yargılama ve karar verme becerileri hala gelişmekte olduğu için, riski doğru değerlendirme yetileri kısıtlı olmaktadır. Bu da gençlerin madde kullanımına yönelmesini arttırmaktadır. Bu yüzden gençlerimiz bu dönemde önemli kararlar almaktan kaçınmalı, **problemlerini aile ve uzman kişilerle paylaşmalı, kötü arkadaş gruplarından uzak durmalı ve bilmedikleri herhangi bir maddeyi denememelidir.'Anne- Babalar Örnek Olmalıdır! ' Aileler de çocukların değerler sisteminin oluşmasında önemli bir yere sahip olduğunu' söyleyenPsikolog Güneş Aydın, ' Anne-babalar çocuklarına doğru-yanlışı, sorumluluklarının gelişmesini, kendilerini zarar verici davranışlardan korumalarını öğretmelidir. Bunu yaparken onlara güvenli bir ortam sağlamalı, ancak bazı sınırlamaların olduğunu da göstermelidir. Anne-baba olarak çocuğunuzun madde ile ilişkili bilinçli bir tutum geliştirmesini sağlamada yapacağınız en önemli şey, kendi davranışlarınızla onlara örnek olmanızdır' dedi.Madde Bağımlıları Tıbbi Yardım AlmalıdırPsikolog Güneş Aydın, Madde kullanımı ve bağımlılığı tedavisi mümkün olan bir sağlık sorunu olduğunu belirterek 'Tedavinin başarıya ulaşması kişinin iradesine ve bırakma isteğine bağlıdır' dedi.   Tedavi içinde için muhakkak tıbbi yardım ve uzman desteği gerektiğini belirten Aydın, ' Bu bağlamda Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlıları Tedavi ve Araştırma Merkezi AMATEM, alkol ve madde bağımlılarına yönelik tedavi hizmeti vermektedir. En yakın AMAYEM merkezi olarak Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesi, alkol ve madde bağımlılarına ayaktan ve yataklı olarak sağlık hizmeti vermektedir. Bu süreçte kişi kendisini madde kullanımına iten ortamlardan ve arkadaş çevresinden uzaklaşmalıdır. Aksi takdirde tekrar madde kullanma ihtimali oldukça yüksektir. Tedavi boyunca bireyin kararlı olması ve tedavi sonuçlanana kadar aile ve çevrenin desteği oldukça önemlidir. Tedavinizi sonuna kadar sürdürün. Unutmayalım ki bağımlılık kader değildir, tedavi edilebileceğini belirtti.
Reklam