Mikrodiskektomi ameliyatı ile hayatınızı çekilmez hale getiren bel ağrılarından tamamen kurtulabilir hatta ameliyat sırasında telefonla konuşup, dergi okuyabilirsiniz. Op. Dr. Onur Kulaksızoğlu geliştirilen son tekniklerle yürüyemeyecek derecede bel fıtığı olan hastalar da dâhil tüm bel fıtığı hastalarının, mikro cerrahi tekniğinin kullanıldığı Mikrodiskektomi ameliyatı ile sağlıklarına kavuşabileceklerini belirtiyor.Ortalama bir ömür yaşayan her insan, hayatı boyunca omurgasına yaklaşık 5-6 milyon kez yüklenme yapar. Eğilme, kalkma ve çömelme gibi hareketlerin hepsi yüklenme anlamına gelir. Yatma dışındaki tüm hareketlerde omurgaya yükleniriz. Bu nedenle tüm dünyada bel fıtığı sorunu yaşayan insanların sayısı oldukça fazla. Başlangıçta dikkate alınmayan bel ağrısı karşısında genellikle ağrılarımız dayanılmaz oluncaya kadar doktora gitmez, kulaktan dolma tedavi yöntemleriyle hastalığımızı kendimiz tedavi etmeye çalışırız. Oysaki günümüzde teknolojinin de yardımıyla geliştirilen teknikler sayesinde, bel fıtığının en ilerlemiş halleri dahi çok basit yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.Tıbbi olarak iki omur arasında omurgaya binen yükü emen ve eşit dağılımını sağlayan disk yapısının omuriliğe ve/veya sinir köklerine doğru bombeleşmesi sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlık olan bel fıtığı; bel ağrısı, bacaklara vuran ağrı, bacaklarda ve ayaklarda uyuşma, güçsüzlük, nadiren de olsa yanma ve iğnelenme, idrar yapamama ya da idrar kaçırma (bel ağrısı ile birlikte) gibi belirtiler gösterir.Bel fıtığının tedavi seçenekleri çeşitlidir. Yatak istirahati, ilaç kullanımı ve fizik tedavi çok ilerlememiş fıtıklarda genelde olumlu yanıt verir ancak durumu daha ilerlemiş olan fıtıklarda ileri tekniklerle cerrahi tedavi şarttır.Narkozsuz bel ameliyatı olun, yarım saatte ağrılarınızdan kurtulunMikro cerrahi tekniğin kullanıldığı mikrodiskektomi ameliyatında, hasta genel anestezi ile bayıltılmadan operasyon yapılıyor. Doktorsitesi.com üyelerinden Op. Dr. Onur Kulaksızoğlu’na göre bu yöntem sırf ameliyattan korktukları için yıllarca bu acıyı çeken hastaların ameliyat fobilerine, ameliyattan sonra uyanamama korkularına son veriyor.Ameliyatta epidural anestezi yalnızca bel bölgesine iğne ile uygulanıyor ve bu sayede hasta cerrahi müdahale esnasında konuşabilir ; doktoruna soru sorabilir; monitörden ameliyatını izleyebilir ve hatta yakınları ile telefonla dahi konuşabilir durumda oluyor.Operasyon sonrasında da yara miktarının az olması; kemik dokuda fazla hasar olmaması gibi etkenlerden dolayı hasta, ertesi gün normal yaşantısına dönebiliyor, birkaç hafta sonra da spor yapabilir hale geliyor. Mikrodiskektomi yönteminin temel amacı klasik bel fıtığı ameliyatı ile aynı ancak çok daha gelişmiş cerrahi tekniklerle yapılmakta.Op. Dr. Onur Kulaksızoğlu Mikrodiskektomi yönteminin avantajlarını şöyle sıralıyor:– Ameliyat tamamen mikroskop altında yapılır, mikroskobun büyütmesinden ve geniş görüş alanından yararlanıp çok daha küçük bir sahada çalışılır ve tüm ameliyat video kaydı altına alınır.– Cerrahi müdahale 12–14 milimetre içerisinde ve hastanın hissetmeyeceği şekilde gerçekleştirilir.-Müdahale çok daha küçük bir bölgeden gerçekleştiği için, hem iyileşme daha hızlıdır, hem de ameliyat sonrası cerrahi müdahaleye bağlı sıkıntılar bu yöntemle çok daha azdır ya da hiç olmamaktadır.-Cerrahi başarı oranı %97-98 civarındadır.
Türk erkeği vücudunun en çok hangi kısmından hoşlanmıyor? Araştırmalar gösteriyor ki erkeklerimizin %81’i vücudundaki yağlamadan hoşlanmıyor. Yanlış okumadınız. Erkeğin hafif göbeklisi artık makbul değil. Çünkü kadınlar kaslı görünümlü ama izbandut gibi durmayan yani fit, geniş omuzlu, atletik yapılı erkeklerden hoşlanıyorlar ve böyle bir vücudu sporla geliştirmek hele ki bir de yirmili yaşlar geçildiyse pek mümkün değil. Liposuction yani yağ alma ameliyatıyla bu problem halledilebilir mi diye araştırdığımız zaman Estetik ve Plastik Cerrah Op. Dr. Naci Çelik’ten sizi hayalinizdeki kaslı vücuda kavuşturacak olan High Def operasyonu ile ilgili çok ilginç bilgiler aldık.Estetik ameliyatlar artık eskisi gibi belli bir grubun, cinsiyetin, azınlığın ameliyatı olmaktan çıktı ve hepimizin gündelik hayatına girdi. Estetik ameliyatlarla önce ünlülerin yaptırdığı yüz germe ameliyatları sayesinde tanıştık, ardından burun ve göğüs büyültme ameliyatları. Sonra öğrendik ki pek çok Türk erkeği kellikten mustaripmiş. Ancak Türk erkeklerinin genelinin asıl büyük sorunu yağlanma. Bütün erkekler gibi yağlanmadan kurtulup kaslı bir vücuda kavuşma hayalinizi liposuction yani yağ alma ameliyatı ile gerçekleştirmek ise maalesef mümkün değil. Liposuction ile fit, atletik görünümlü, baklava karın kaslı, geniş omuzlu, geniş göğüslü bir vücuda kavuşamazsınız. Bunu sağlayan bir ameliyat vardır ancak adı liposuction değil High Def’dir.High Def ameliyatında ses dalgaları ile yağlar eritilerek alınır ve deri iyice inceltilerek alttaki kaslar ortaya çıkartılır. Her ne kadar bu ameliyat bir tür yağ alımı olsa da aslında bildiğimiz klasik liposuction ameliyatından çok farklıdır. Bir defa vücudunuz üç boyutlu olarak şekillenir yani doktorunuz vücudunuzda aynen bir heykel üzerinde çalışır gibi gölge ve ışık ile çalışır. Ameliyat öncesinde yapılan çizimler sırasında göğüs kaslarınızın, kol kaslarınızın ya da omzunuzun yetersiz olduğu görülürse de ameliyat sırasında alınan yağlar bu bölgelere enjekte edilir (kasların içine)ve bölgedeki kasların büyümeleri sağlanır. Bu işlem kası doğal ve kalıcı bir biçimde büyütür, Protez koyulmuş gibi komik ve yapay görüntüler ortaya çıkmaz. Hastanın ameliyat sonrasında ortaya çıkan kasları kendi kaslarıdır. Bu ameliyat hastanın karnındaki yağlara kas şekli verilmesi gibi yanlış bir şekilde tanıtılmıştır ancak bu çok yanlıştır. Bu ameliyatta yağlara hiçbir şekil verilmez, tamamı alınır. Zaten kaslar hepimizde mevcuttur, eğer üstlerindeki deriyi yeterince inceltirsek ortaya çıkarlar ve bizi atletik bir görünüme kavuştururlar.Op. Dr. Naci ÇELİK ameliyatın çok yaşlı olmamak şartıyla her yaştan erkek hastaya uygulanabildiğini; ameliyat sonrasında ise genellikle bir hafta kadar istirahatin uygun olduğunu belirtiyor ve ekliyor: ‘Benim hastalarımdan istediğim; bu ameliyatı olduktan sonra ya sporla uğraşmaları ya da kilolarını korumaları. Çünkü yaptığımız işlem tamamen doğal yani kilo almadığınız sürece sorun yok ancak kilo alırsanız ameliyatın sonuçlarını kaybedersiniz. Eğer bir de üstüne spor yaparsanız vücudunuzun çok hızlı bir şekilde cevap verdiğini görürsünüz. Çok şişman hastalara High Def operasyonu uygulanamaz onlar için başka çözümlerimiz var. Aşırı kilo verip sarkmış hastalara da uygulanamaz. Ben bu ameliyatlara ilk başladığımda fitness çalıştırıcılarından çok tepki almıştım. Ne gerek var biraz spor yapsa zaten olur diye. Ama olmuyor. Antrenmanlara düzenli vakit ayırmak gerekli. Herkesin kas yapısı farklı ama maalesef verilen antrenmanlar çok benzer. Dolayısıyla aynı sonucu almak mümkün değil. Ayrıca işin bir de son derece karmaşık beslenme boyutu var. Diyelim ki uzun süre uğraştınız ve sonunda istediğiniz vücuda fitness ile kavuştunuz. Harika. Şimdi bir de bunu korumak için çalışmak zorundasınız. Hem de daha fazla. Ne kadar yorucu olduğunu yapanlar bilir. Başlangıçta karşı çıkan eğitmenler sonuçları gördükten sonra önce bu ameliyatı oldular ardından da çalıştırdıkları öğrencilere de High Def operasyonunu tavsiye etmeye başladılar. Neden biliyor musunuz? Sonuç o kadar güzel oluyor ki antrenman bu ameliyatı olanların hayatının bir rutini haline geliyor.
Modern çağın hastalığı olarak isimlendirilen unutkanlık, önemsenmediği için tedavisi ihmal edilen hastalıkların başında geliyor. Unutkanlığın fiziki ve psikolojik sebeplere bağlı olarak geliştiğini belirten Psikolog Efser Selamet Çelik, unutkanlık sebeplerini ortadan kaldırılmak için kişinin psikolojik ve tıbbi tedavi alması gerektiğini söyledi.Bilincimizdeki konuların bilinçaltına geçme süreci olarak tanımlanan unutkanlık, çağın en büyük sorunlarından. İleri unutkanlık, kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Unutkanlığın kimi zaman fiziksel kimi zaman da psikolojik nedenlerle ortaya çıktığını belirten Psikoloji Uzmanı Efser Selamet Çelik, bu rahatsızlığın toplum tarafından fazla önemsenmediğine dikkat çekti.Çelik, sebebi ne olursa olsun kişinin günlük, iş ve özel hayatını etkiler hale gelen unutkanlığın mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Kişinin kendine olan güvenini kaybetmesi, stres, dalgınlık ve dikkatsizliğin psikolojik sebeplerin başında geldiğini ifade eden Çelik, 'Kişi dikkat kesilemediği için bilincini açık şekilde kullanamaz ve dolayısıyla bilinç, öğrendiği şeyleri doğrudan bilinçaltına yönlendirir. Bilinçte olmadığı için de bilgiyi geriden çağırmak çok daha zorlaşır. Kişi şayet çok agresifse konsantrasyon problemi yaşar ve bu da unutkanlık sebebi olabilir. Bu durumlarda kişi öncelikle psikolojini toparlamalı ve sinir sistemini güçlendirmeli.' diye konuştu.Kişinin kendisini 'ben unutkanım' diyerek etiketlemesinin de doğru olmadığını belirten Çelik, 'Olması gereken telkin 'hatırlıyorum', 'hatırlayacağım' ifadeleridir. Bilinçaltına hatırlama talimatını verdiğiniz takdirde o bilgi mutlaka hatırlanacaktır.' dedi.Efser Selamet Çelik, son zamanlarda sıklıkla görülen B12 eksikliği, kolesterol, tiroit hastalıkları ve kılcal damarlardaki tıkanıklıkların da unutkanlığın fiziksel sebepleri arasında sayıldığını ifade etti. Tedavi sürecinde mutlaka dahiliye ve nöroloji hekimlerinden destek alınması gerektiğini vurgulayan Çelik, 'İleri yaşa bağlı demans (bunama) rahatsızlığının daha erken yaşlara geldiğini görüyoruz. Kişi adresini bulamayacak kadar ileri safhada unutkansa nörolojik tetkiklere girmeli. Kılcal damarlar kontrol edilmeli. Ayrıca bir dahiliye ekibinden de destek alarak tiroit, kolesterol ve B12 düzeyi ölçülmeli.' uyarısında bulundu.Unutkanlığın önlenebilmesi için beslenme şekline dikkat edilmesi gerektiğini de belirten Çelik, 'Mesela ceviz, beyni destekleyen önemli gıdaların başında gelir. Havuç ve yeşil erik tüketmek hafızayı güçlendirecektir. Ayrıca B12 içeren gıdalar tercih edilmeli.' dedi.(CİHAN)
Öncelikle şu kesin yargıda anlaşalım. Mikroplar her yerde! Gün içerisinde, girdiğimiz hemen her ortamda sürüyle mikrobu bünyemize alıp, bir o kadarını da çevreye bulaştırıyoruz. Peki bu virüsler en çok nereden bulaşır ve basit çözümleri nelerdir, bölümler halinde bunlara bakacağız.
Chefhttp://www.imdb.com/title/tt2883512/Carl Casper şık bir restoranda çalışan bir baş aşçıdır. Kendi mutfağına ait yemekleri nefistir ama lokantanın menüsüne bağımlı çalıştıkça yaratıcılığı ve ona bağlı olarak da yemeklerinin lezzeti düşüşe geçer. Üstelik önemli bir gurmenin yemekleri hakkında yaptığı olumsuz eleştiriler Carl için bardağı taşıran son damla olur.
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu ülke genelinde damacana sulardan alınan 5 bin 178 numuneyi inceledi. 2014 yılının ilk 6 ayında 127 firmanın suyu mikroplu çıktı.Sağlık Bakanlığı'na bağlı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu (THSK) piyasadaki ambalajlı suları mercek altına aldı. Ülke genelindeki suları sağlık Bakanlığı'nca yetkilendirilmiş laboratuvarlarda inceledi.2014 yılı ilk 6 aylık periyotta ise Türkiye genelinde 2 bin 363 numune alınmışken, 127 firmaya ait 289 su numunesinde uygunsuzluk olduğu anlaşıldı.DİKKAT ÇEKİCİ BULGULARFiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelerine irdeledi. Toplam 1,5 yıl süren piyasa denetiminden dikkat çekici bulgulara ulaşıldı.SULARIN YÜZDE 18'İ SORUNLU2013'te Türkiye'de ambalajlı suların piyasa gözetim ve denetimleri neticesinde toplam 2 bin 815 numune alındı. Numunelerden 178 firmaya ait 501 su numunesinde yani yüzde 17,8'inde uygunsuzluk tespit edildi.Söz konusu 178 firmaların uygunsuz su numunesi dağılımı incelendiğinde 438'i mikrobiyolojik 35'i kimyasal, 15'i fiziksel, 12'si mikrobiyolojik ve kimyasal açıdan uygun bulunmadığı anlaşıldı.MİKROP VE KİMYASAL ARTIKLAR2014 yılı ilk 6 aylık periyotta ise Türkiye genelinde 2 bin 363 numune alınmışken, 127 firmaya ait 289 su numunesinde uygunsuzluk olduğu anlaşıldı.Suların 199'u mikrobiyolojik, 61'i kimyasal, 8'i fiziksel, 18'i mikrobiyolojik ve kimyasal, 3 numunede ise mikrobiyolojik ve fiziksel uygunsuzluk taşıdığı belirlendi.UYGUNSUZLUK 2014'TE ARTTI2013 ve 2014 ilk 6 aylık bulgular kıyaslandığında uygunsuzluk oranı yüzde 17,8'den yüzde 12,2'ye düşmesi olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi.Aynı şekilde mikrobiyolojik uygunsuzluk oranında da 2014'te azalma görülürken, kimyasal uygunsuzluk oranı 2013'te yüzde 6,9 idi. Bu rakamların 2014'te yüzde 21,1'e yükselmiş olması dikkat çekti.OZONLAMA İŞLEMİAraştırma ekibi mikrobiyolojik uygunsuzluktan kaçınmak için ozonlama işleminin yapılmadığından kaynaklanabileceği ihtimali üzerinde durdu.Milliyet
Stres yüzünden saçın bir gecede beyazlayabildiği inancı oldukça yaygın. Claudia Hammond sorunun kökenine inmenin zorluklarını anlatıyor.Kaptan Pilot Eric Moody, 1982’de Kuala Lumpur’dan Perth’e uçuş sırasında uçağın dört motorunun birden durduğunu, Cakarta havalimanına acil iniş yapmak zorunda kalmış. Bütün bu süreç boyunca pek korku belirtisi göstermeyen Moody’nin altı ay sonra saçlarında bir tutam beyazlaşmış; bir yıl sonra ise bütün saçı ağarmış.Benzer şeyler başka tarihsel karakterlerin de başına gelmiş. Fransa kraliçesi Marie Antoinette 37 yaşında giyotine gitmeden bir gece önce saçlarının beyazlaştığı söylenir. İngiliz avukat Thomas More’un da 1535’te idamından hemen önce saçlarının ağardığı rivayet edilir.Peki, bu hikâyelerin doğruluk derecesi ne? Saçların bir gecede ağarması bilimsel olarak mümkün mü? Saçın bu kadar kısa sürede renk değiştirmesine neden olan fizyolojik bir süreç var mıdır?Saça rengini veren iki tür melanin pigmenti vardır: Saçın koyuluğunu belirleyen ‘eumelanin’ ile saçın kızıllık ve sarışınlık derecesini belirleyen ‘feomelanin’. Yaşımız ilerledikçe saç foliküllerindeki hücreler bu pigmentleri üretmez olur. Bunun sonucu ise saçın renksiz hale gelmesidir. Saçımızın bir kısmı eski renginde bir kısmı ise renksiz olunca, özellikle koyu renk saçlılarda ortaya gri bir görüntü çıkar.Bu süreç hakkında tam bilgiye sahip değiliz. Bir araştırmada, saçı suni yollardan ağartmada kullanılan kimyasalın doğal ağarmada da devreye girdiği görülmüştür. Fareler üzerinde yapılan araştırmalarda şu sonuca varılmıştır: Melanin üreten hücreler hidrojen peroksit de üretiyor ve normalde bu katalaz adı verilen bir enzim tarafından parçalanıyor. Fakat yaş ilerledikçe bu enzim miktarı azalıyor ve hidrojen peroksit birikmesi melanin üretimini engelliyor.Ani saç ağarmasına tıpta ‘canities subita’ deniyor. Aslında saçlar renk değiştirmiyor, renkli olan saçlar dökülüyor. ‘Alopesia arieta’ adı verilen hastalık ani saç dökülmesine ve kısmi kelliğe yol açıyor. Vücudun bağışıklık sisteminin tetiklediği bir reaksiyon olduğu sanılıyor; vücut kendisine karşı harekete geçiyor. Stres durumu daha da ağırlaştırıyor. Korkunç şeyler tecrübe eden insanlarda ani saç ağarması bununla bağlantılı olabilir. Bazı durumlarda beyaz saçlar bu süreçten etkilenmiyor.Yani şok durumunda saç dökülmesi meydana gelebilir. Dökülen saç da renkli saçlar olacağından beyaz saçlar kalacak, tüm saç beyazlamış gibi görünecektir. Belki de bağışıklık sisteminin karşı saldırıya geçtiği şey pigment üretme sistemidir. Pigment üretmeyen beyaz saç folikülleri bu nedenle etkilenmiyor olabilir.Bu yaklaşım Kaptan Moody’nin durumunu açıklayabilir. Moody’nin saçının tümüyle beyazlaşması bir yılı bulmuş. Fakat saçları henüz beyazlamamış ya da az beyazlamış gençlerle ilgili anlatılan bir gecede beyazlama hikâyeleri için ne denebilir?Bir başka vaka da İsviçre’de 54 yaşındaki bir kadının kafasında küçük bir bölgede görülen saç dökülmesi. Kortizon tedavisiyle saç dökülmesi durmuş, ama birkaç hafta içinde saçları tümüyle beyazlamıştı.Bu yıl kimya alanında Nobel ödülü alan Robert Lefkowitz’in önderliğindeki bir ekibin geçen yıl yaptığı bir araştırma bu sorunun yanıtına bir adım daha yaklaşmamızı sağladı. Farelerde yapılan araştırmada, kronik stresin DNA’da hasara neden olan bir mekanizma yarattığını ve bunun saç ağarmasına yol açabileceğini tespit ettiler.Saçların beyazlaması tıbbın kolayca çözeceği basit bir sorun olarak algılanır, ama öyle değildir. Tam olarak meydana gelen süreci görmek için şoka uğratıcı bir olay öncesinde ve sonrasında saç yapısını, rengini, kalınlığını incelemek gerekir. Hayati tehlike oluşturan anlar nadir oldukları gibi önceden bilinemezler de. Hiçbir etik komisyonu da laboratuvardaki gönüllü denekleri yeterince korkutacak bir olaya meydan verilmesini kabul edemez.Kısacası, şok nedeniyle saçın renk değiştirmesi dşüncesi oldukça ilginçtir. Belki de bunun ardında yatan şey vücudumuzun bizim dışa vurduğumuzdan çok daha fazlasını yaşıyor olduğu düşüncesidir. Yani kaptan pilot Moody, motorları duran uçağa acil inişi soğukkanlı bir şekilde yaptırmış olsa da, vücudu ayrı bir hikâye anlatıyor olabilir.Claudia Hammond | BBC Future
Diyet bir yanda spor bir yanda… Zayıflamaya çalışmak zor diyorsanız, bu işe biraz eğlence katmanın vakti gelmiş demektir. İşte kilo vermenizi hızlandıracak 14 motive edici şey!
Uzmanlar, yağışlarla birlikte doğada kendiliğinden çıkan ve halk tarafından tüketilmek üzere toplanan mantarların zehirli olabileceği uyarısında bulundu. Doğal olarak yetişen ve çeşitli şekillerde tüketilen şapkalı mantarların yapısında zehirli madde bulunduğu ve ölümle sonuçlanabilen ciddi zehirlenme vakalarına sebep olabildiği, kişilerin her ne kadar zehirli olanla olmayanı ayırt edebildiğini iddia etse de her zaman bunun mümkün olmadığına dikkat çekildi.Afyonkarahisar Halk Sağlığı Müdürü Uzm. Dr. Lüfti Akgün, doğal ortamda kendiliğinden yetişen mantarların tüketiminden kesinlikle kaçınılması uyarısında bulundu. Akgün'ün verdiği bilgiye göre, mantar zehirlenmelerindeki belirtiler mantarın yapısındaki zehrin çeşidine göre 2 saatte ya da 6 saatte ortaya çıkabilir. Mantarın yenmesinden 2 saat sonra ortaya çıkan belirtiler; sersemlik, uykuya meyil, tansiyon düşüklüğü, yüz ve boyunda kızarma, nabızda artış, bulanık görme, ağızda metal tadı, bulantı ve kusma, terleme olarak sayılabilir. 6 saat sonra gelişebilen zehirlenme belirtileri ise bulantı ve kusma, ishal, ateş, nabızda artış, karın ağrısı, daha sonra da karaciğer ve böbrek bozuklukları ile bu organların bozukluğuna bağlı belirtiler olarak gelişiyor.Akgün, mantar zehirlenmelerinden korunmanın kesin yolunun doğada kendiliğinden yetişen mantarların yenmeyip, bunun yerine kültür mantarlarının tercih edilmesi olduğunu belirtti. Bu mantarları alırken de ambalajlı olmasına ve ambalajın üzerinde tüketiciyi bilgilendirmeye yönelik etiketlerin bulunması gerektiğini hatırlattı.YANLIŞ İNANIŞLARÖte yandan mantar zehirlenmesi konusunda halk tarafından kabul gören bazı yanlış inanışlar mevcut.Mantar tüketiminde doğru bilinen yanlışlarYoğurtla yendiğinde zehirlemezSirke ve tuzlu suda kaynatıldığında zehir yok olurPişirilen ve kurutulan mantarda zehir kaybolurÇayırlarda yetişenlerde ve ağaçlardakilerde zehir olmazGümüş kaşıkla kaynatılan mantarda kaşık kararıyorsa mantar zehirlidirSalyangozlar zehirli mantarları yemezlerMantar koparıldığında rengi değişmezse zehirsizdirKoparıldıktan sonra iç kısmı mavileşirse bu mantar zehirlidir.CİHAN
Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalında görevli Dr. Berna Ermiş , 'İki Uçlu Bozukluk Hastalarında Oksidatif Metabolizmanın ve Oksidatif DNA Hasarının Değerlendirilmesi' konulu çalışmayla 80 hasta ve 48 sağlıklı insan üzerinde araştırma yaptı.GAÜN Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Haluk Savaş ve Doç. Dr. Ahmet Ünal 'ın danışmanlığını yaptığı araştırma sonucunda, halk arasında 'manik depresif' olarak bilinen 'iki uçlu bozukluk' veya 'bipolar bozukluk' hastalarının DNA'sında hasar oluştuğu belirlendi.Cumhuriyet'te yer alan habere göre, Prof. Dr. Savaş, yaptığı açıklamada, manik depresif hastalığında kişinin kendini aşırı mutlu ya da huzursuz hissettiğini belirtti.Bu dalgalanmaların aylarca sürebileceğini ifade eden Savaş, sağlıklı kişilerdeki normal iniş ve çıkışların tersine, bu duygu durum dalgalanmalarının şiddetli ve yaşamı tehdit edici olabildiğine dikkati çekti.Yapılan çalışma ile hastalık belirtilerinin aktif olduğu dönemde DNA hasarının olduğu ve belirtilerin yatıştığı dönemde de DNA hasarının devam ettiğinin belirlendiğini ifade eden Savaş, 'Oksidatif stresin (vücuttaki kimyasal işlemlerin sonucunda oluşan zehirli atıklar) ise tespit edilen bu DNA hasarı ile ilişkili olduğu saptandı' dedi.Çalışmanın 12-16 Kasım'da Antalya'da düzenlenen TPD 50. Ulusal Psikiyatri Kongresi'nde 'Araştırma Bildiri Ödülü' almaya da hak kazandığını kaydeden Savaş, şunları söyledi:'Dünyada bu tür çalışmalar yapan sayılı merkezlerden birisiyiz. Bugüne kadar yaptığımız araştırmalarla dünyada bu alandaki çalışmalara büyük katkı sağladık. Bu çalışma da iki uçlu bozuklukta toplam oksidatif stresle DNA hasarı arasındaki pozitif ilişkiyi gösteren dünyadaki ilk çalışmadır ve bu açıdan çok kıymetlidir.'Dr. Berna Ermiş de hastalığın manik döneminde kişilerin kendini çok enerjik hissettiğini, neşeli olduklarını, çok konuşma, düşünce hızında, iştahta ve cinsel isteğinde artış gibi belirtilerin görüldüğünü dile getirdi.Hastalığın depresif döneminde ise belirtilerin manik dönemin tam tersi olduğunu kaydeden Ermiş, hastaların mutsuzluk, karamsarlık, umutsuzluk, özgüvende azalma, değersizlik hissetme, abartılı suçluluk veya pişmanlık duyguları hissettiğini ifade etti.Doç. Dr. Ahmet Ünal da iki uçlu bozukluğun tedavi edilmediği durumda ağır bir seyir izleyebilen psikiyatrik bir rahatsızlık olduğunu belirtti.Günlük 7-9 saatlik uykunun oksidatif stresi azalttığı ve uyku düzeninin iyi sağlanmasının, DNA hasarının da azalmasını sağlayabileceğini belirten Ünal, 'İlaç tedavisinin düzenli olarak sürdürülmesi ve uyku uyanıklık düzeninin sağlanması; hastalıkla baş etme, işlevsellik düzeyinin artması ve hastaların ev, aile, iş yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmelerine katkıda bulunur' ifadesinde bulundu.Çalışmaya Prof. Dr. A. Binnur Erbağcı, Doç. Dr. Feridun Bülbül, Yrd. Doç. Dr. Gökay Alpak ve Uzm. Dr. Mustafa Örkmez'in de katkı sağladığı belirtildi.T24
Geçtiğimiz haftanın en çok izlenilen, tartışılan ve dikkat çeken videoları karşınızda. İyi seyirler... Daha fazla eğlenceli video için Videolar butonunu ve her videonun üzerine gelince solunda açılan paylaş kısmını kullanabilirsiniz!
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhsin Akbaba, kış aylarında sık görülen soğuk algınlığı ve gribe karşı yoğurt tüketilmesini önerdi. Yoğurdun sofralardan eksik edilmemesini isteyen Akbaba, 'Yoğurt vücudun savunma sistemini güçlendiren bir gıdadır' dedi.Yılın her döneminde yeterli ve dengeli beslenmeyle sağlığın korunması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Muhsin Akbaba, beslenmeye kış aylarında daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Kışın hastalıklara karşı bolca meyve ve sebze tüketilmesini öneren Prof. Dr. Muhsin Akbaba şöyle konuştu:'Vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması gerekiyor. Savunma sistemini güçlendirici A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerden zengin, sebze ve meyveler tüketilmelidir. Taze sıkılmış meyve sularının tüketilmesi de önemlidir.'NELER YEMELİ?E vitamininin de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Muhsin Akbaba, şunları kaydetti:'Soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı E vitamini vücut direncini arttırmaktadır. E vitamini için yeşil yapraklı sebzeler, fındık ve ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir. Kışın yetersiz güneş ışınları, vücudun D vitamini gereksiniminin karşılanamamasını neden olur. D vitamininin yanı sıra balık, beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli omega, kalsiyum, fosfor, selenyum ve iyot mineralleri ile E vitamini için de iyi bir kaynaktır. Sofranızdan yoğurdu eksik etmemeniz gerekir. Özellikle soğuk algınlığı ve gribe karşı vücudun savunma sistemini güçlendiren bir gıdadır yoğurt. Kışın özellikle çocuklara ayrı bir özen gösterilmeli. Ev, ofis, sınıf, toplu taşıma araçları, sinema ve tiyatro salonları gibi çoklu kullanım alanları iyi havalandırılmalı. Birçok mikrop ve virüs, hava yolu ve el ile temas sonucu bulaşmaktadır.'DHA
Maltepe Üniversite Hastanesi’nde Dev Sağlık-İş’e üye olan 94 işçi işten atıldı. İşten atmalarla ilgili herhangi bir açıklama yapılmazken, hastane bahçesinde değerlendirme yapan işçiler direnişe başlama kararı aldı.Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 94 işçi sendikaya üye oldukları ve sendikal faaliyetlerde bulundukları için işten atıldı.Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çalışan 94 işçi sendikaya üye oldukları ve sendikal faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle işten atıldı. Kendilerine işten atıldıkları yönünde haber verilmeyen işçiler sabah işe geldiklerinde kovulduklarını öğrendi. Geçtiğimiz hafta ilk olarak 4 çalışanı işten çıkaran hastane yönetimi bu sabah 94 çalışanın işine son verdi.SABAH ŞOK YAŞADILARMaltepe Üniversite Tıp Fakültesi Hastanesi’nde temizlik kadrosunda çalışan 94 işçi işten çıkartıldı. Bugün (6 Aralık) sabah saatlerinde gece vardiyasından çıkan ve gündüz vardiyasına gelen işçiler hastane yönetimi tarafından çağrılarak işten çıkartıldıkları bildirildi.Yaklaşık iki aydır hastanede süren örgütlenme çalışmalarına yönelik yönetimin engelleme faaliyetlerine işten atmalara eklenirken, daha önce de sendika üyelerine önerilen türlü tekliflere türlü rüşvetlere rağmen örgütlenme çalışmaları hız kesmeden devam ediyordu.‘BİZ ATTIK, TAŞERON İSTERSE ÇALIŞIRSINIZ’Üniversite hastanesi yönetimi temizlik işlerini taşeron firmaya devredeceklerini ve bundan sonra işçilerin isterlerse veya taşeron firma kabul ederse hastanede çalışabilecekleri, bundan sonra ki iş akitlerinin ise hastaneyi bağlamadığı söylendi.İşten atmaların ardından işçiler iş başı yaptırılmazken, hastane önünde ki bekleyişi sürüyor. Hastane önünde Dev Sağlık-İş sendikası Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve yönetim kurulu üyeleri de bulunuyor.Sendika üyesi işçiler işten atmaların hukuksuz olduğunu belirtirken, “Ne taşeron firmaları kabul edeceğiz nede işten çıkarmalara boyun eğmeyeceğiz” diyerek hastane önünden ayrılmayacaklarını ifade etti. İşten atılan işçiler arasında 15-20 yıldır hastanede çalışan işçilerin olduğu belirtilirken, kanser tedavisi gören bir işçinin de olduğu bildirildi.ÇERKEZOĞLU: HAKSIZLIĞA BOYUN EĞMEYECEĞİZSağlık işçilerinin taşeron koşullarında çalışmayı kabul etmediklerini ifade eden Dev Sağlık-İş sendikası Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise, “Daha önce 4 arkadaşımız işten çıkarıldı. Bu sabah da 94 arkadaşımız işten çıkarıldığını öğreniyor. Bu arkadaşlarımız arasında yeni ameliyat olmuş raporlu bulunanlar var, birçok insan şuan mağdur durumdadır. Haksızlığı boyun eğmeyerek çalışanların işlerine geri dönmesi için hastane önündeki bekleyişimizi sürdüreceğiz” dedi.Kısa bir süre önce hastanede örgütlenme çalışması yürüten Dev Sağlık-İş sendikasının 4 üyesi sendikal faaliyet yürüttükleri için işten çıkartılmıştı. İki gün önce (4 Aralık) örgütlenme çalışmaları yürüten 4 isçinin isten atılması ve üniversite yönetiminin sendikal örgütlenmeyi engellemesine yönelik olarak hastane çalışanları vardiyalarına toplu giriş ve toplu çıkışlarla bir uyarı eylemi gerçekleştirdi.Evrensel
Yavuz Bingöl, Ahmet Hakan'a verdiği röportajda 'Tayyip Bey'in annesine küfredildi, o da Berkin'in annesini yuhalattı. Bu çok insani' deyince çok tepki çekti. Tepki gösterenlerden biri de Yavuz Bingöl'ün babası Yılmaz Bingöl. Baba Bingöl, ''Keşke ben de Alzheimer olsaydım da bunları görmeseydim'' diyor.İzmir'de yaşayan Yılmaz Bingöl, 'Oğlum adına Berkin'in ailesinden özür dilerim' diyerek başladı söze... Sonra da oğluna tepkisini dile getirdi...Yavuz düşünmeden konuşuyorÜç-dört gündür uyuyamıyoruz. Yavuz'un toplumda büyük antipati uyandıran, gerçek Atatürkçüleri, devrimcileri ve biz Alevi kitlesini üzen bu davranışlarını tasvip etmiyoruz. Yavuz'u benden daha iyi tanıyan olmaz. Büyük oğlum Yavuz düşünmeden konuşuyor. Ancak eleştirilerin linç edilme haline dönüşmesi de beni üzer.Yavruma yazık, psikolojisi bozukYıllardır gelip gitmiyor. Geçinemiyoruz. Ama evladımdır. Yavruma yazık, psikolojisi bozuk. Yavuz toplumun sanatçısıydı. Artık kasetleri kırılıyor. 30 yıllık emeğini 3 günde heba etti. İnsanın en büyük düşmanı kendisi.Yavrum gaf yapıyor(Yavuz Bingöl'ün 'Babam, Alevi olduğumuz anlaşılmasın diye benim ismimi Yavuz, kardeşimin ismini de Oğuz koydu demesi) Bu bir yalandır. Zavallı yavrum gaf yapıyor. Ben harp okulundan ayrılıp, öğretmen okulunun yatılı kısmındaydım ve Yavuz'un doğduğu gece orada bulunamadım. Ağabey İstanbul'daydı. Kamil ismini düşünüyorlar. Doğumu yaptıran doktorun ismi Yavuz'muş. 'Babası Yılmaz ile uyumlu olur' diye bu adı önermiş. Biz geçmişteki olaylara takıntılı insanlar değiliz.Atadan, dededen CHP'liyizBiz atadan, dededen CHP'liyiz. Kılıçdaroğlu'nun adaylığında Yavuz onun için geceli gündüzlü çalıştı. Belki siyasette kendine bir yer edinmeyi istemiş olabilir. Ama bu konuda onun adına konuşmayayım.Yavuz İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, ücretsiz veya düşük ücretler karşılığında CHP'li belediyelerin yanında olmuştur. Şimdi nasıl böyle oldu, anlamıyorum. Yavuz şaşkın. Tezcanlı olmasına, düşünmeden hareket eden yapısına bağlıyorum. Yavuz özünde iyi bir insandır.Keşke ben de Alzheimer olsaydımAnnesi rahatsız (Alzheimer) olduğu için gıyabında konuşmayı doğru bulmuyorum. Keşke ben de Alzheimer olsaydım da bunları görmeseydim.Kardeşi de Yavuz'dan şikayetçiDiğer oğlum Oğuz Almanya'da yaşıyor. Geçen ekimde onun evinde misafir oldum. Oğuz da Yavuz'dan çok şikayetçi. Zannedildi ki biz Yavuz'dan para istiyoruz, o da bize bakmıyor. Hayır. Para gönderse ben kabul etmem. Benim için 'kumar oynuyor' denilmiş. Ben kumar bilmem. Kahvehaneye bile gitmem. Üç-dört yıldır Yavuz ile görüşmüyorduk. Kanser olmama rağmen... Geçen mart ayında Yavuz bana telefon etti. 'Baba yanımda kız arkadaşım var. Sizinle tanışmak istiyor' dedi. 'Kapımız açık' dedim. Geldiler, bir akşam bende kaldıar. Yavuz'un bana maddi yardımı üçer, beşer bin lira olmak üzere toplamda 30 bin lirayı geçmez. Benim askerliğinden itibaren ona harcamalarım, verdiğini karşılar.Yavuz'un dik durmasını isterdimBen bu iktidarın anti demokratik uygulamaları karşısında Yavuz'un dik durmasını isterdim. Solcu olup da sağın nimetlerinden faydalanmak için sağa geçen, yalakalık yapan, mevki makam kapan, milyarları kazanan insanların yolunda yer almamalıdır.'''' Yavuz'un adına özür dilerim''Sözcü Gazetesi'ne konuşan Yılmaz Bingöl, Berkin Elvan'ın ailesinden özür dilediğini belirterek, ''Berkin Elvan, İsmail Korkmaz ve diğerleri... Hepsi evladım. Berkin ve annesine yapılan muameleye karşı dururum. Yavuz'un adına onlardan yüz defa özür diliyorum. Yavuz'un villaları vs. var. Gözü daha başka yerlerde... Yükselmek istiyor. Belki de yönünü siyasette makam mevki edinme rotasına yöneltmiş olabilir. Geçen yaz telefonda Yavuz'a 'Oğlum, Gezi'de insanlara zulmeden, gençleri öldüren, kör eden bir anlayışla nasıl yan yana olursun? Onların yanına nasıl gidersin? Onlarla nasıl türkü söylersin' diye sordum. Bana 'Peki baba ben milletvekili olursam ne yapacaksın? Evlatlıktan ret mi edeceksin' ifadelerini kullandı.CNN Türk
Saçlarınız okşanmaz belki ama sırtınız sıvazlanır, maskülenlik ta o zamanlardan aşılanır. Zehir vücuda girmiştir bir kere, yoğurt yedirsen de fayda etmez. Tavuk yumurta hikayesi gibi; böyle seviliyorsunuz diye mi bilinçaltından erkek gibi olursunuz, yoksa zaten öylesinizdir de aileleriniz sizi o yüzden mi böyle severler bilinmez.
Terlemek, her zaman terlemek büyük sıkıntı. Arkadaş buluşmasına giderken, toplantıya, iş görüşmesine giderken, merdiven çıkarken, otobüse yetişirken, hayatın her anında terlemek hem sizin hem de çevrenizdekiler için rahatsız edici olabilir. İşte çok terleyen insanlarla empati yapabilmeniz için onların hayatlarından kısa bir kesit.
Boston Üniveristesi’nden Dr. Ann McKeen çocukların erken yaşta topa kafa vurmaları sebebiyle beyinlerinin zarar görebileceği konusunda uyardı.Amerika’da 16 ve 18 yaş arasındaki 24 futbolcuda yapılan bir çalışmada, sezon sonunda beyinlerinde hafif travmatik hasarlar tespit edildi.Eski İngiltere ve West Brom forveti Jeff Astle 2002 yılında 59 yaşında öldü.Kendisine, normalde boksörlerde görülen ve kronik travmatik ensefalopati(CTE) denilen bir beyin hastalığı tanısı kondu.Astle'a önce yanlışlıkla Alzheimer tanısı konuldu.Ancak bu yılın başlarında Dr. Willie Stewart, Astle'ın beynini analiz etti ve tekrarlanan kafa travması nedeniyle beyinde dejenerasyona yol açan CTE'den öldüğünü belirledi.Stewart başka futbolcuların da bu hastalıktan etkilenmiş olabileceğini ekledi.Dr. McKeen “Bir kez topa atmak tehlikeli değildir ama bir ömür boyunca bunun binlerce kez tekrarlanması tehlikelidir. Bu ileriki yaşlardaki riskleri artıran bir durum” diye belirtti.BBC