Uluslararası Camiada Bizi Başarıyla Temsil Edip Göğsümüzü Kabartan İlk Türk Opera Sanatçımız Semiha Berksoy

95PAYLAŞIM

Buram buram ilham kokan bir kadın, özgür bir ruh. Türk kadını olduğu için koltuklarımız da kabarmadı değil hani...

Bu içeriği hazırlarken leblebitozu, lebriz ve istanbulkadinmuzesi kaynak olarak kullanılmıştır.

Bankacı bir baba ve ressam bir annenin bıcır bıcır kızı olarak 1910'da Çengelköy'de dünyaya gelir Semiha Berksoy...

İstanbul'un en iyi okullarında öğretim görerek konservatuar ve akademiye giden Semiha Berksoy devlet bursuyla da Almanya'da macerasını sürdürür. 

Orada da büyük başarılar elde eden bu müstesna kadın Türkiye'nin ilk opera sanatçısı olur, bununla yetinmez ve ardından başarı çorap söküğü gibi gelir.

Ünlü Amerikalı yıldız Colleen Moore ile olan benzerliği onu daha da dikkat çekici kılar.

Anneden aldığı resim yeteneğiyle sanatını dünyaya yaymayı başarır ve uluslararası camiada tanınan ilk kadın ressamımız olarak bir kez daha bir ilke imza atmış olur.

Amerika seyahatleri ve Almanya'daki operalarıyla bilinirliği had safhaya çıkmışken ilk sesli Türk filmi olan İstanbul Sokakları'nda baş rol almak için Fransa'ya gider ve sonrasında Türkiye'ye gelerek tiyatroda ilerlemesini sürdürür.

Darülbedayi’de bir yıldız doğuyor: Artist Mektebi’nde çok muvaffak olan kız, olarak Cumhuriyet Gazetesi'ne çıkar.

Nazım Hikmet'in yazdığı bir oyunda yer almak için kendisi düşünülür ve bu hususla bir araya geldiği Nazım Hikmet'i tanıyınca aşık olur ve onu bir ömür sever. 

Nazım Hikmet'in başka oyunlarında da yer alır ama bu oyunlar birer birer yasaklanır, kendisi tiyatrolarda yer alamaz ama başarılı olan tek kız öğrenci olarak mezun olur.

İşsizlik döneminden çeşitli operet teklifleriyle çıkarak dönemin Maskot, Leblebici Horhor gibi önemli operetlerinde yer alır.

Atatürk'ün daveti ile ilk Türk operası Özsoy'da oynamak üzere seçilir ve hem ilk Türk opera sanatçısı olmanın hem de Atatürk'ün karşında opera sergilemişliğin verdiği haklı gururunu yaşar.

Ankara operalarında kendine yer verilmek istenmeyince Almanya'dan gelen kariyer teklifleri ile Nazım Hikmet'e olan saplantılı aşkından da yüz çevirip kariyerini seçer ve 10 yıl kadar Amanya'da sanatını icra eder.

Almanya dönüşü Ercümend Siyavuşgil ile evlenir ve bu evlilikten isim babası Nazım Hikmet olan Zeliha kız doğar.

Türkiye'deki operalarda yine kendine yer verilmek istenmeyince o da nefesi Avusturya'da alır. Küçük Zeliha'ya bakmak zorunda olan bir anne olarak çok başarılı konserlere imza atar.

Çok yönlü bir sanatçı olarak gerek opera, gerek tiyatro, gerekse resimleriyle kendini göstermeyi her daim başaran güçlü bir kadın olarak hep kendini aşmayı başarır.

Her daim zorluklarla baş eden Semiha Berksoy, güçlü bir kadın olarak her şeyin üstesinden gelir ancak o dönemler ülkemizde hak ettiği değeri göremez.

Sanata olan bağlılığını dile getirirken "Ne hissediyorsam onun resmini yapıyorum. Kiminde çocuk gibiyim, kiminde melek, kiminde şeytan. Melekliğim, karşılık beklemeden sevmemden geliyor. Sevince melekleşiyorum, sevince çocuk saflığına kavuşuyorum. Şeytanlığım ise sevdiğimi bırakıp gidebilmem. Sanatım için çekip giderim, gidebilirim... Bana şeytanlığı yaptıran sanat aşkı." cümlelerini kurar, Semiha Berksoy.

Şöyle bir bakıldığında sahip çıkamadığımız ama bir o kadar da değer hak eden güzel bir sanat kaynağı kendisi ve o kaynak 2004'te bir yıldız misali kayar, arkasında sadece bir ışık hüzmesi bırakır.

30 yılı aşkın kariyerine 1972'de emekliliğini istemesiyle beraber noktayı koyar.

Google amcanın da onu unutmadığını gördüğümüz 109. doğum günü için hazırlanan doodle, onun o tatlı makyajını ve nevi şahsına münhasır duruşunu bize gösterirken dünya için önemini de vurgular nitelikte bizce...

Sizce de Türk kadını için harika bir ilham kaynağı değil mi kendisi?

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
gzm-ynklr

Tebrikler başarıları daimi olsun.

guneyhan-ruzgar

kendisi 2004'te öldü

Görüş Bildir