Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Türklerin Kökeni Hakkında Çok Az İnsanın Haberdar Olduğu Bir Konu: Atatürk ve Kayıp Kıta 'MU'

-

Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün ardından onlarca yıl geçti ancak hala onun dehası, yaptıkları ve bilinmeyen konular her geçen gün ortaya çıkmaya devam ediyor. Aslında uzun yıllardır var olan ancak çok az insan tarafından bilinen bir konu daha var. Hatta bu konu hakkında geçtiğimiz yıllarda birkaç kitap bile yazılmış. Atatürk ve Kayıp Kıta 'MU'  hakkında kısaca ilginç bilgileri derledik. 

Kaynaklar : 

https://www.youtube.com/watch?v=-7SCq6Lsx3I

https://tr.wikipedia.org/wiki/Mu

Atatürk’ün en büyük hayallerinden birisi Türklerin kökenini ortaya çıkartmaktı.

Atatürk’ün belki de en az bilinen yönlerinden biri antik gizemlere, okültizme ve ezoteriye olan merakıdır. Gazinin emriyle Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarından cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Türklük akımları üzerine yapılan araştırmalar derlendi. Birçok bilim adamı ve araştırmacı bu alanda yeni çalışmalara başladı. Yabancı bilim adamları davet edildi. 1930 yılında Türk tarih kurumu kuruldu. Çalışmalar sonucu çok zengin kaynaklara ve bilgilere ulaşıldı. Ancak Türklerin nereden geldiği sorusu yanıt bulamadı.

Konu yavaş yavaş gündemden düşerken eldeki kaynaklar ışığında Atatürk bizzat kısa tezler hazırlıyor ve bunları yemeğe davet ettiği akademisyenlerle uzun uzadıya tartışıyordu.

Derken 1932 Yılında emekli general Tahsin Mayatepek, Atatürk’ü ziyaret etti. Tahsin Bey Maya dili ile Türk dili arasındaki benzerlikleri anlatmaya başladı ve Bir 'Mu' kıtası araştırmacısı olarak tanınan İngiliz Albay James Chruchward‘ın kendisine bahsettiği Hindistan da bulduğu tabletleri anlattı Atatürk’ün gözleri parladı.

Chruchward ertesi gün apar topar Ankara'ya davet edildi.

İki hafta sonra Chruchward, Ankara'ya gelerek Çankaya'da, Atatürk ve Tahsin Bey ile akşam yemeği yedi. Chruchward, bu tabletleri nereden bulduğunu , 50 yılını bu araştırmaya adadığını, tabletlerdeki dilin Antik Mayalara dayandığını, M.Ö. 200.000 ila 70.000 yılları arasında Pasifik'te yer alan Avustralya'dan biraz daha büyük 'Mu' isminde bir kıtadan bahsedildiğini ve kıtada yaşayanların yüksek bir medeniyete ulaştıktan sonra sel ya da tufanla battığının düşünüldüğünü Atatürk'e iletti. Bu görüşmeden sonra Atatürk, 60 kişilik bir heyet kurdurarak Mu kıtası hakkındaki kitapların tercümesi emrini verdi.

Bundan sonrasını Salih Bozok, hatıralarında şöyle anlatıyor:

''Gazi, kitapların tercümesi yapılırken çok heyecanlıydı, günaşırı 'Tercümeler bitmedi mi? Heyet neden bu kadar yavaş çalışıyor?' diye hayıflanıyordu. Nihayet sonunda tercümeler bitti. Kitap basılmadı daktilo edilerek Atatürk'e sunuldu. Gazi metinleri tekrar tekrar büyük bir dikkatle okudu, yaratılışı anlatan bölümle özel olarak ilgilenmişti. Mu kıtasının insanlığın ana vatanı olduğunu, nüfusun 64 milyona çıktığını yazan kısmın altını çizmişti. Mu'da geçen tanrı kavramıyla da yakından ilgilenmiş, yaratıcının insan aklıyla anlaşılamayacağının üzerinde durmuştu. Mu dili kökenli özel isim ve sıfatları öz Türkçe ile karşılaştırarak notlar alıyordu.'' 

Salih Bozok'un anlattıkları burada sınırlı kalıyor.

Daha sonra Atatürk, Tahsin Bey'i Meksika'ya elçi olarak atamış, ayrıca TBMM bütçe kayıtlarından da anlaşıldığı üzere kendisine yüklü bir miktarda araştırma bütçesi tahsis etmişti.

Tahsin Bey'in elçilik vazifesindeki esas görevi Maya dilinin öz Türkçe'yle olan benzerliğini ve maya tabletlerini araştırmaktı. Meksika'ya gitmesinden bir süre sonra Etnografya Müzesi'nden bazı görevlileri yanına gönderdiler. Ekibin araştırma sonucu, 3 ciltlik bir kitap haline getirilerek Atatürk'e sunuldu. Kitaplarda; Maya , Aztek ve İnka uygarlıklarının kullandığı eşyaların, Türklerin kullandığı eşyalara ne kadar çok benzediği, hatta davul ve kalkanlarında kullandıkları ay ve yıldızın Türk bayrağındaki ay ve yıldızdan hiçbir farkı olmadığı açıkça kanıtlanıyordu.

Ayrıca yüksek ücretler karşılığında William Niven tarafından bulunan tabletlerden bir tanesi satın alınarak Atatürk'e gönderildi.

Bu tablet günümüzde hala Atatürk'ün saklı mektuplarıyla birlikte muhafaza edilmektedir. Atatürk'e ulaştırılan cilt halindeki araştırma sonuçları ise 70'lere kadar Türk Dil Kurumu'nda bulunuyordu. Şu anda ise Anıtkabir kütüphanesinde iki cilt olarak 1301 ve 1302 numarasıyla halen ziyarete açıktır. 3.cilt ise kaybolmuştur. Ayrıca Chruchward'ın kitaplarından yapılan çeviriler de 4 cilt olarak aynı yerde saklanmaktadır. Tahsin Bey'in, Atatürk'e gönderdiği 700'ü aşkın fotoğraf da Anıtkabir fotoğraf arşivinde yer almaktadır.

Fotoğraflarda, tapınak ayinlerini yöneten kişilerin kürsülerinde, istisnasız şekilde dünyada sadece Türk mitolojisinde görülen ''Bozkurt'' figürünün bire bir aynısının kullanılması, Atatürk'ün üstünde durduğu bir diğer konu olmuştu.

Sonuç olarak Atatürk, akademik ve bilimsel delillerle desteklenen bir Türk tarih tezi sunmuş ancak bunu kitaplaştırmaya ömrü yetmemiştir. Teze göre şu sorulara net cevaplar veriliyordu: "Türkler, Orta Asya'dan gelmişlerdi ancak Orta Asya'ya nereden ve nasıl gelmişlerdi?", "Türklerin, Amerika kıtasının yerlileri olan Maya, Aztek ve İnka uygarlıkları ile olan tartışmasız benzerlikleri nasıl açıklanabilirdi?", "Dünya tarihi nerede başlamıştı?", "Orhun Yazıtları ve Maya tabletlerindeki benzerlikler nereden geliyordu?"

Bu arada bir dipnot olarak belirtelim, Tahsin Bey'in soyadı ''Mayatepek''dir.

Bunun sebebi ise Maya dilindeki "tepe" sözcüğünün "tepek" olmasından gelir. Tahsin Bey, 1932-1938 yılları arasında tuttuğu yüzlerce notu Türk Tarih Kurumu'na 14 farklı rapor halinde yollamıştır. Raporların bazı kayıp parçaları zaman zaman sahaflardan, zaman zaman da bazı kişilerden parça parça ortaya çıkmaktadır.

Ancak elde olan bilgilerin sadece bir kısmı, 2006 yılında Sinan Meydan tarafından kitap haline getirilmiştir.

Anıtkabir arşivleri acilen açılmalı ve uzman bir ekip Atatürk'ün yarım bırakmak zorunda kaldığı bu hayalini gerçekleştirmelidir.

Ancak son yıllarda bu tip bilimsel ve tarihsel konular devlet kurumlarımızın ilgi alanlarına girmiyor. Fakat yine de kenara atılamayacak kadar önemli bir konu.

BONUS: Daha fazla bilgi isteyenler bu haberi alıntıladığımız videoyu seyredebilirler ve Tahsin Bey'in torunu Osman Mayatepek'in bir canlı yayına bağlanarak söylediklerini dinleyebilirler.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
karayel2009

türklerin neden gizemli bir soyu olsun onu anlamadım. Türkçe Moğolca, tunguzca, mançuca dilleriyle ortak kökenden gelen bir altay dilidir ve ilk Türkçe konuşanlar mongoloid fizyonomide insanlardır. onlarında kökeni Sibirya'ya dayanır. ilk Türkçe bugünkü şekliyle diğer altay dillerinden ayrılarak ya da ayrı bir dil haline gelerek altay dağlarının kuzey doğusunda oluşmuştur. bilimsel gerçek bu. mu kıtası, Atlantis, lemurya vs. bilim dışı fantastik gerçekçilik yanlılarının yani gizemcilerin uydurduğu varsayımsal yerlerdir.

sagan

Uzak Doğu'da "Mu" yakın batıda Atlantis aynı efsaneden çıkma. Muhtemelen önce ilgisini çekmiş, sonra Atlantis efsanesiyle aynı şey olduğunu görünce 'neyse' demiştir. Bu efsaneleri ve safsataları ortaya atan tipoşları zaman makinesi icat edilince çok fena yapıcam da şimdilik neyse. :))))

feyk

100-200yil once mantiksiz tutarsiz teoriler deilllerdi. insanlarin kokeni hakkinda cok az bilgi vardi, jeoloji gelismemisti, kita hareketleri bile bilinmiyordu, radyo tarihleme yoktu. o devrin sinirli bilgisiyle bakinca medeniyet dunyanin her yaninda benzer sekillerde yakin tarihlerde ortaya cikiyor. dogal olarak hepsinin anasi olan bir proto medeniyet oldugunu dusunmusler. yok olan kayip bir kitadan cikmis oncu bir medeniyetin dunyanin her yanina ayni medeniyeti yaydigini dusunmusler. simdi bugunku teknik imkanlarla bunun mumkun olmadigini biliyoruz. nitekim kita plakalari okyanus tabaninda farklidir. suya batmis bir kitanin yenizlenda cevresindeki zelendiya gibi gozden kacmasi mumkun degil. buyuk ileri bir medeniyetin iz birakmadan yok olmasi mumkun degil. dolayisiyla bugun hepsi gecersiz teoriler, ataturkun zamaninda tutarliligi olabilir ama bugun yok. bugun ancak bilimi bilmeyen bilgisi kit insanlara guzel hikaye olup, kitap sattiriyorlar.

sagan

Mu efsanesi Atlantis adıyla kalsaydı çoğu kişi kaale almayacaktı. Yaklaşık 2800 yıllık Homeros hikayesi Atlantis'mi Mu'dan alıntı yoksa tam tersi mi bilemiyorum. Tek bildiğim ikisi de heyecan verici ama tutarlılığı olmayan hikayeler. Aslında Atatürk direk olarak Atlantis adıyla karşılaşmış olsa zaten 'hadi oradan' der geçerdi bana kalırsa. Farklı bir hikayeymiş gibi anlatılınca dikkatini çekmiş olabilir. Bu arada Atatürk gibi bir komutan ve devrim üstadının Kavimler göçü öncesi Türk topraklarını araştırması çok doğal zannımca. :)

ekinocal

Bozkurt figüründen bahsedilen yazının altında ki fotoğraf Romus ve Romulus kardeşleri evlat edinen kurtun heykelidir bu iki kardeş efsaneye göre roma imparatorluğunun kurucusu olarak kabul edilir yani biraz alakasız olmuş gibi geldi

birinci-tekil-birey

Araştırmak, sorgulamak insan ufkunu açan güzel şeylerdir.

baykusator

Amerikayı Türkler keşfetmiştir. Hatta Honduras Hun Türkleri tarafından kurulmuştur. Hunlar keşif yaparken yorulmuşlar ve Hun! Dur az diyerek dinlediklere yere bu ismi vermişlerdir.

Başlıklar

AnkaraBilimHindistanİngiltereKitapTürkiye Büyük Millet Meclisi
Görüş Bildir