Şehirleri Yok Edebilecek Güçte: Dünyanın En Güçlü Savaş Makineleri Nasıl İmha Ediliyor?
10.000 tondan fazla ağırlığa sahip, tek bir emriyle koca şehirleri haritadan silebilecek güçte bir savaş makinesi, hizmet süresi dolduğunda öylece hurdaya çıkarılamaz. Emekli bir nükleer denizaltının sökülmesi, yüzyıllarca insanlıktan izole edilmesi gereken radyoaktif reaktörleri nedeniyle şu an gezegendeki en tehlikeli ve en yüksek hassasiyet gerektiren endüstriyel operasyonlardan biri olarak kabul ediliyor.
Sorun bu çelik devlerin devasa boyutu değil, geride bıraktıkları 'atomik miras'. Gemi kapatıldıktan onlarca yıl sonra bile, nükleer kalbi yanına yaklaşan bir insanı dakikalar içinde öldürebilecek seviyede radyasyon yaymaya devam ediyor.
ABD Donanması'nın resmi programı kapsamında bu ölümcül operasyon, dünyada sadece tek bir özel tesiste; Washington eyaletindeki Puget Sound Donanma Tersanesi'nde gerçekleştiriliyor.
Amerikan nükleer donanmasının babası Amiral Hyman Rickover liderliğinde 1954'te denize indirilen tarihi USS Nautilus'tan bu yana ABD yaklaşık 200 nükleer denizaltı inşa etti. Soğuk Savaş'ın bitimiyle emekliye ayrılan bu ölümcül makinelerin güvenli imhası ise tam anlamıyla bir mühendislik ve radyolojik güvenlik savaşına dönüştü.
4 Adımda Söküm Süreci
1. Adım: Kuru Havuz ve Ölümcül Yakıtın Boşaltılması
Yaklaşık 170 metre uzunluğundaki denizaltı devasa bir kuru havuza çekilerek sabitleniyor. Mühendisler robotik ve uzaktan kumandalı sistemler kullanarak, reaktörün içinde bulunan 4 metre uzunluğunda ve 300'er kilogram ağırlığındaki 100 ila 120 adet ışınlanmış uranyum yakıt çubuğunu tek tek çıkarıyor. Bu çubuklar, 1 metre mesafeden anında öldürücü radyasyon yaydığı için kalın kurşun duvarlı özel konteynerlere hapsediliyor. Bu ilk aşama bile tam 4 ay sürüyor.
2. Adım: Reaktörün Tek Parça Halinde Kesilmesi
Yakıt çıksa da tehlike bitmiyor; çünkü onlarca yıl boyunca nötron bombardımanına maruz kalan reaktörün kendi çelik gövdesi de radyoaktif hale geliyor. Sızıntı riskini sıfıra indirmek için reaktör parça parça sökülmüyor. Isısı 3200°C’ye ulaşan özel oksijen ve asetilen kaynak makineleriyle denizaltının gövdesi enine kesiliyor. Sonuçta ortaya 10 metre uzunluğunda, 9 metre çapında ve 100 ton ağırlığında, tüm çıkışları kaynakla kapatılmış devasa bir radyoaktif silindir blok çıkıyor.
3. Adım: 600 Yıllık Yeraltı Mezarlığı: '94 Numaralı Hendek'
Mühürlenen bu radyoaktif bloklar, özel mavnalarla Washington’ın doğusundaki Hanford bölgesinde bulunan ve '94 Numaralı Hendek' olarak bilinen devasa bir yeraltı çukuruna taşınıyor. Kulaktan kulağa yayılan şehir efsanelerinin aksine, donanmanın resmi verileri bu konteynerlerin en ufak bir sızıntı yapmadan en az 600 yıl boyunca bütünlüğünü koruyacağını gösteriyor. İlk konteynerin gömüldüğü 1986 yılından beri bu hendekte 140'tan fazla nükleer reaktör kalbi yüzyıllar sürecek uykusuna yatırılmış durumda.
4. Adım: Borulardaki Asitli Temizlik ve Radyoaktif Reçine
Reaktör bölgesi ayrıldıktan sonra geriye kalan kilometrelerce uzunluktaki soğutma boruları asidik çözeltilerle yıkanıyor. Metal yüzeylerdeki radyoaktif oksit tabakası bu asitte çözülüyor ve özel kimyasal reçinelerle yakalanıyor. Bu ölümcül sıvı atık daha sonra çimento ile karıştırılarak beton bloklar halinde nükleer atık depolarına gönderiliyor.
Denizaltının radyoaktif kirlilikten tamamen temizlendiği binlerce kez test edilip onaylandıktan sonra, geriye en tehlikesiz ama en değerli kısım kalıyor: Gövde çeliği.
Yüzlerce metre derinlikteki muazzam basınca dayanması için nikel, krom ve molibden ile zenginleştirilmiş 8 ila 10 santimetre kalınlığındaki bu ultra güçlü askeri çelik, binlerce derecelik plazma kesicilerle parçalanıyor. Elektrikli fırınlarda eritilen eski savaş çelikleri; köprü kirişleri, otoyol altyapıları ve sivil binalar için yeni levhalara dönüştürülüyor. Gemideki bakır, titanyum ve alüminyum da geri dönüştürülerek sivil hayata kazandırılıyor.
Bu devasa operasyonun her bir aşaması, saniyelerin bile hesaplandığı katı zaman çizelgelerine dayanıyor.
Robotik sistemlerle yapılan nükleer yakıt tahliyesi tek başına 3 ila 4 ay sürerken, 3200°C ısıyla kesilen 100 tonluk mühürlü reaktör blokları operasyonun en kritik çıktısını oluşturuyor.
Yeraltındaki Hanford bölgesine gönderilen bu devasa atıkların, en az 600 yıl boyunca hiçbir sızıntı yapmadan izole kalacağı garanti ediliyor. Sürecin sonunda plazma fırınlarında eritilen tonlarca askeri sınıf çelik ise sivil yapılarda kullanılmak üzere köprü kirişlerine ve altyapı malzemelerine dönüştürülüyor.
Nükleer denizaltı sahibi olmak sadece bir prestij veya savunma hamlesi değil, aynı zamanda nesiller boyu sürecek mali ve çevresel bir sorumluluk.
Nitekim kendi nükleer denizaltı programını başlatan ve ilk yerli nükleer gemisi Álvaro Alberto'yu geliştiren Brezilya gibi ülkeler de gelecekte bu devasa nükleer imha süreçleriyle ve maliyetleriyle yüzleşmek zorunda kalacak.
Atom çağının bu sinsi mirası, insanoğluna askeri teknolojinin sınırlarını ve sorumluluklarını bir kez daha hatırlatıyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın