Psikologlara Göre Kendimizi Tanımak Neden Düşündüğünüz Kadar Kolay Değil
Hepimiz kendimizi çok iyi tanıdığımızı, kararlarımızın ve hislerimizin tamamen farkında olduğumuzu düşünerek yaşarız. Ancak bilimsel araştırmalar, 'kendini bilme' konusunda devasa bir yanılsama içinde olduğumuzu ve aynadaki yansımamızın gerçekliğimizden çok uzak olabileceğini kanıtlıyor.
Peki kendimizi tanımak neden bu kadar zor? Buyrun, beraber bakalım...
"Ben kendimi bilmez miyim?" cümlesini hayatınızda kaç kez kurdunuz?
Muhtemelen sayısız kere. İşin garip tarafı, çoğumuz bu soruya tereddütsüz 'Evet' cevabını veriyoruz. Peki ya size, kendinizi sandığınız kadar iyi tanımadığınızı, hatta devasa bir yanılsamanın başrolünde olduğunuzu söylesek?
Organizasyonel psikolog Dr. Tasha Eurich’in 5.000 kişiyle yıllar süren "Insight" araştırması, hepimizin yüzüne soğuk su çarpan o gerçeği ortaya koyuyor.
Endişelenmeyin, yalnız değilsiniz. Organizasyonel psikolog Dr. Tasha Eurich’in 5.000 kişiyle yıllar süren 'Insight' araştırması, hepimizin yüzüne soğuk su çarpan o gerçeği ortaya koyuyor: İnsanların %95'i kendini çok iyi tanıdığına inanıyor. Ancak gerçekte, hakiki bir öz farkındalığa sahip olanların oranı sadece %10 ile %15 arasında. Matematik yalan söylemez. Çevrenizdeki (ve muhtemelen aynadaki) her 10 kişiden 8'i aslında kim olduğu, ne istediği ve başkalarına nasıl göründüğü konusunda derin bir uyku halinde.
Madalyonun İki Yüzü: İç ve Dış Öz Farkındalık
Psikoloji dünyası, 'kendini bilme' halini tek bir kavram olarak ele almıyor. İşin sırrı, iki farklı boyutu dengeleyebilmekte:
İçsel Öz Farkındalık (Ayna): Değerlerinizi, tutkularınızı ve hedeflerinizi ne kadar net görebildiğinizdir. “Ben kimim ve ne istiyorum?” sorusunun cevabıdır.
Dışsal Öz Farkındalık (Kamera): Diğer insanların sizi nasıl gördüğünü okuyabilme yeteneğidir. Davranışlarınızın odaya girdiğinizde yarattığı etkiyi kavramaktır.
En çarpıcı olanı ise şu. Bu iki yetenek arasında neredeyse hiçbir bağ yok! Kendini çok iyi analiz eden biri, dışarıdan ne kadar itici veya yanlış anlaşıldığını hiç fark etmeyebilir. Ya da herkesin nabzına göre şerbet veren biri, kendi iç dünyasında tamamen kaybolmuş olabilir.
Göremediğimiz O Meşhur Kör Noktalar
Neden mi bu kadar yanılıyoruz? 1955'te geliştirilen Johari Penceresi bu durumu harika özetler. Hayatımızı dört farklı alanda yaşarız: Açık, Gizli, Bilinmeyen ve en tehlikelisi olan Kör Nokta.
Kör nokta, başkalarının sizde bariz bir şekilde gördüğü ama sizin inatla fark etmediğiniz o alandır. Siz kendinizi 'dobra ve dürüst' sanırken, ofisteki arkadaşlarınız sizi 'kırıcı ve agresif' buluyor olabilir. Prof. Chip Heath’in çalışmaları, kendi davranışlarımızın başkaları üzerindeki etkisini ölçme konusunda doğuştan 'kötü' olduğumuzu kanıtlıyor.
Bunun üstüne bir de o meşhur Dunning-Kruger etkisini ekleyin. Ne kadar az şey bilirsek, ne kadar yetersizsek, o kadar harika olduğumuzu sanma eğilimindeyiz. Beynimiz sürekli bize harika bir insan olduğumuzu fısıldayan bir halkla ilişkiler uzmanı gibi çalışıyor.
Çözüm 'Neden' Değil, 'Ne' Sorusunda Gizli
Peki gerçek %15'lik o elit dilime nasıl gireriz? Cevap sandığınız gibi dağ evine kapanıp aylarca meditasyon yapmakta değil. Farkındalığı yüksek olan, iş ve özel hayatında parlayan insanların çok basit bir sırrı var: Doğru soruyu sormak.
Çoğumuz bir hata yaptığımızda çamura saplanıp kalırız: “Neden böyle davrandım? Neden hep bunu yapıyorum?”Psikolojiye göre bu sorular bizi sadece kurban psikolojisine iter. Bunun yerine soruyu değiştirmemiz gerekiyor:
'Şu an ne hissediyorum?'
'Bu durumdan ne öğrenebilirim?'
'Bir sonraki sefer ne yapmalıyım?'
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın