Oscar Ödüllü Bir Yıldızdan Monaco Prensesi'ne Dönüşen Grace Kelly'nin Gizemli Hayatıyla İlgili Duyulmamış Gerçekler

-

Doğuştan gelen asaleti, güzelliği ve gizemli gülüşü ile beyaz perdenin en etkileyici kadınlarından biri Grace Kelly. Onun hikâyesi kimileri için bir peri masalı kimileri içinse 'oynadığı bir başka senaryo' olsa da bir şekilde hafızalarda yer edinmeyi başardığı kesin... 

Grace Kelly'nin sinema salonlarından kraliyet saraylarına uzanan ve içinde hala çözülememiş pek çok sır barındıran hayatıyla ilgili bilinmeyenleri sizler için derledik.

1. Grace Kelly, sporcular ve sanatçılarla dolu bir aileden geliyordu.

Kelly'nin babası olimpiyatlarda altın madalya kazanmış bir atletti, annesi ise Pennsylvania Üniversitesi’nin kadın kürek takımına antrenörlük yapıyordu. Bir amcası Pulitzer Ödüllü bir oyun yazarı, diğeri ise yerel tiyatrolarda sahne alan bir oyuncuydu. Ebeveynleri, Grace Kelly’nin de spora yönelmesini beklemişti çünkü hem aile meslekleri sayılırdı hem de uzun ve zayıf vücudu ile spor yapmaya çok uygundu. Ama Kelly kendini adamak için bambaşka bir yol seçti ve kariyer tercihini oyunculuktan yana kullandı.

2. Gençlik yıllarında adeta bir çirkin ördek yavrusuydu.

Beyaz perdeye adım attığı ilk günlerden itibaren dünyanın en güzel kadınlarından biri olarak anılan ve asil tavırlarıyla herkesi büyüleyen Grace Kelly, her zaman böyle güzel değildi. Özellikle ergenlik yıllarında ailesi ve arkadaşları onun çirkin olduğunu düşünüyorlardı. Oyuncu olmaya karar verdiğinde kimse onda ‘star ışığı’ olduğunu düşünmemişti. Kelly, genellikle saçına taktığı bir bandana, basit bir süveter ve gözlüklerle dolaşıyordu. Oyuncu olana kadar herkes onun güzelliğinden bihaberdi.

3. Sakin ve soğuk gibi görünse de özünde o bir isyankardı.

Ekran karşısında bambaşka bir havası vardı Grace Kelly’nin. Çoğu insan onun ‘buzlar prensesi’ olduğunu düşünse de o, içten içe ateşli ve isyankar bir kadındı. Oyuncu olmak için New York’a geldiğinde ailesi onun yalnızca kadınların konakladığı bir otelde kalmasını istemişti. Kelly, bir süre ailesinin sözünü dinledi ama hayatını kısıtlamalar altında sürdüremeyeceğine karar verdi. Sonrası ise adeta bir başkaldırıydı; ailesinin onaylamayacağı kişilerle birlikte oldu, çılgın maceralara atıldı ve kendisine konulan bütün kuralları teker teker çiğnedi. Sonrasında ise öyle mağrur durdu ki hiç kimse onun böyle şeyler yapabileceğine ihtimal dahi vermedi.

4. Kelly’nin yalnızca aşk hayatı bile başlı başına bir film konusuydu.

Gençlik yıllarında Don Richardson ile birliktelik yaşadı. Richardson’ın yaşı Kelly’den oldukça büyüktü, karısıyla ayrı yaşasa da henüz boşanmamıştı, yahudiydi ve Kelly’nin ailesiyle tanışmaya geldiğinde çantasında prezervatif taşıyordu. Ailesi bu birlikteliği kesinlikle onaylamıyordu, zaten bir süre sonra ikilinin ilişkisi de sona erdi. Sonrasında Kelly yine evli olan rol arkadaşı Gary Cooper’a aşık oldu, Clark Gable ile Afrika’da ufak bir kaçamak yaşadı ve Ray Miller’la adı pek çok dedikoduya karıştı. En ciddi ilişkilerinden birini moda tasarımcısı Oleg Cassini ile yaşadı. Cassini ile nişanlanmadan önce hamile kaldığı ve çocuk aldırdığı söylentileri ortalığa yayıldı. Cassini Kelly’nin şöhretinin altında ezilmeye başlayınca bu ilişki de tarihe gömüldü.

5. Monaco prensesliği için önce Marilyn Monroe düşünülmüştü.

Grace Kelly’nin kariyerindeki yükselişte Alfred Hitchcock’un büyük katkıları vardı. Hitchcock’un sarışın kadınlara olan ilgisi malum, Kelly de bu ilginin hakkını veriyordu doğrusu. Dışarıdan soğuk ve kibirli ama içten içe tutku dolu bir kadın oluşu onu oldukça gizemli kılıyordu ve Hitchcock onun bu yanını vurgulamayı çok iyi beceriyordu. Bu halleri onu 1950’lerde en çok kazanan yıldızlardan biri haline getirmişti. Ancak tüm şöhretine rağmen Kelly’nin çocukluk hayali henüz gerçekleşmemişti. O bir prenses olmalıydı, nitekim bu fırsat da önüne çıktı ve az kalsın Marilyn Monroe’ya kaptıracağı Monaco tacının sahibi oldu. Ateşli Marilyn Monroe'ya karşı Kelly'nin soğuk havası ona prenseslik yolunu açmıştı.

6. Grace Kelly ile Prens Rainier’in arasını yapan Paris Match’in yayın yönetmeni Pierre Galante idi.

Prensin niyeti ülkesinin popülaritesini artırmaktı, Kelly ise ailesine kendini ispat etmenin peşindeydi. Şans eseri bu ikili birbirinden hoşlandı, hatta prens bu soğuk güzelliğe sırılsıklam aşık olmuştu. Prensin ailesi evlilik için Kelly’nin ailesinden yaklaşık iki milyon dolar ‘başlık parası’ istedi. Kelly’nin babası bu isteğe şiddetle karşı çıksa da Kelly, bu konuda da kimseyi dinlememişti. Üstelik kraliyet ailesinin istekleri yalnız bununla da bitmiyordu. Kelly’nin taht için bir varis dünyaya getirebilecek durumda olup olmadığı da mühimdi. Bunun için muayenelerden geçti ve bir sorun olmadı ortaya çıktı. Amerikan vatandaşlığından vazgeçmek zorunda kaldığına ise değinmiyoruz bile... Anlayacağınız, Kelly için prenses olmak o kadar da kolay değildi.

7. Kraliyet ailesinin bir mensubu olmak, film yıldızlığına veda etmek anlamına geliyordu...

Kelly'nin kariyeri de Prens Rainier ile evlendikten sonra bitmiş oldu. Prens, Kelly'nin filmlerde oynamasını istemiyordu ve bu yüzden Kelly oyunculuk yapmayı bırakmıştı. İlerleyen zamanlarda bu durum Kelly'nin en büyük pişmanlıklarından biri olacaktı. Kelly, git gide daha soğuk ve daha despot birine dönüşmeye başladı. Prens Charles ile Prenses Diana'nın nişan törenlerine katıldıklarında Kelly'nin gözü yaşlı Diana'ya "Boşuna ağlama canım, bu saatten sonra artık her şey çok daha kötü olacak." dediğine dair söylentiler bile var. O maceraperest ve aklı bir karış havada Grace Kelly'nin ne kadar çok değiştiğini yalnızca bu cümleden bile anlamışsınızdır herhalde.

8. Grace Kelly, küçük kızı Stephanie ile birlikte geçirdiği kaza sonrasında hayatını kaybetti.

Kelly ve Prens Rainier, herkes tarafından bir peri masalı olarak adlandırılan ama işin iç yüzünde pek de masal sayılmayacak bir evlilik yapmışlardı. Kelly, prense üç çocuk vermiş, sahip olduklarını bir kenara bırakıp kraliyet ilmeğini boynuna geçirmiş ve hayatını içten içe keşkelerle bitirmişti. Belki de kendisini ailesine kanıtlama çabası içine girmese çok daha mutlu bir hayat sürebilirdi. Kelly'nin 52 yıllık yaşamı, 14 Eylül 1982'de ardında pek çok sır bırakarak sona erdi ve prenses görkemli bir törenle son yolculuğuna uğurlandı.

Bu içerik de ilginizi çekebilir:

Asaleti ve Güzelliğiyle Tüm Dünyayı Büyüleyen İngiltere'nin Buruk Prensesi Diana'nın Hayatıyla İlgili Hiç Duyulmamış Gerçekler - onedio.com
Asaleti ve Güzelliğiyle Tüm Dünyayı Büyüleyen İngiltere'nin Buruk Prensesi Diana'nın Hayatıyla İlgili Hiç Duyulmamış Gerçekler - onedio.com

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
gizem.dikmen

Biyografisini okumuştum. Devamlı Audrey Hepburn ile kıyaslanmaktan, ailesinin sporcu olamadığı için aşağılamasından bıkmış ve kimsenin ulaşamayacağı bir mertebeye yani prensesliğe ulaşmıştı. Güzel bir kadındı ve oscar bile kazanmıştı ama denildiğine göre kimseye yaranamıyordu. Bu yüzden evliliği biraz sevgi biraz da proje gibi lanse edilir.

elif-gork

Bu kadar yalan yanlış bilgiler yazılamazdı. Araştırıp yapın şu içerikleri, biyografisini falan okuyun mesela?!

Görüş Bildir