Ortamlarda Bol Bol Hava Atabileceğiniz, Herkesin Kafasını Kurcalayan Soruların Cevapları

70PAYLAŞIM

Çoğu kez aklınızdan geçirdiğiniz ya da bir sohbet ortamında gündeme gelen bazı sorular var ve cevaplarını muhtemelen hala bilmiyorsunuz. İşte o soruların ortamlarda bol bol hava atabileceğiniz cevapları!

1. Neden bazen trafik belli bir sebep olmamasına rağmen sıkışır?

Belirgin bir sebep, örneğin bir kaza olmadığı halde trafiğin çok yoğun olduğuna tanık olmuşsunuzdur. Araştırmalar yola çıkan bir köpeğin, şerit değiştiren bir kamyonun ya da dışarıdaki bir şeye bakarken yavaşlayan bir sürücünün bu duruma sebep olabileceğini gösteriyor.

Şaşırtıcı olan ise böyle olayların gerçekleştikten belli bir süre sonra trafiği etkilemesi. Çünkü böyle bir durumda arkadaki sürücü sadece anlık olarak dursa da tekrar hızlanabilmesi için belli bir zaman gerekiyor. Arkadaki tüm araçların durup tekrar hızlanmasına sebep olan bu durum bir şok dalgası şeklinde arka kısımlara doğru yayılarak, yoğun trafikte beklenmeyen sıkışıklıkların ortaya çıkmasına neden oluyor.

2. Erkekler sabahları uyandıklarında neden ereksiyon olur?

Ereksiyona sebep olabilecek hormonlar, gün içinde vücutta en az seviyede tutuluyor. Gün sonunda, uyuyup dinlenme durumuna geçtiğiniz zaman ise baskılanan bu hormonlar vücut tarafından serbest bırakılıyor. Özellikle REM uykusundan itibaren hormonlar salgısını iyice arttırıyor ve doğal olarak penis ereksiyon olmaya açık hale geliyor. Kanda miktarı artmış olan erkeklik hormonu testosteron, uyandığınız an en yüksek seviyesine ulaşıyor. Hazır testosteron bu kadar yüksekken penis, cinsel bir uyarı olmamasına rağmen erekte olabiliyor.

Bu olay sadece erkeklere özgü değil. Kadınlarda da gece içerisinde veya uyanma sonrasında klitoral ereksiyon meydana gelebiliyor.

3. Güneşte cildimizin rengi koyulaşırken saçımızın rengi neden açılır?

Cilde rengini veren melanin pigmenti aynı zamanda yüksek enerjili morötesi ışınları soğurarak güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı cildin korunmasına yardımcı olur. Melanin derideki melanosit olarak isimlendirilen hücreler tarafından üretilir. Güneş ışınlarının etkisiyle cilt renginde ortaya çıkan koyulaşmanın temel nedeni, güneş ışınlarına maruz kalındığında ciltteki melanosit hücrelerinin daha fazla melanin pigmenti üretmeye başlamasıdır.

Saç kökü saçın biyokimyasal süreçlerin gerçekleştiği canlı olan bölümüdür. Saç kökünün içinde büyümeye başlayan saç tellerinin yapısındaki melanin pigmenti saça rengini verir. Morötesi dalga boyundaki ışınlar melanin pigmentinin kimyasal yapısında değişimlere yol açar. Saç telinin içinde herhangi bir biyokimyasal süreç gerçekleşmediği için saçın renginde açılmaya neden olan bu durum saç uzayana kadar kalıcıdır.

4. Köpekler neden araba ve motosiklet tekerleklerine saldırır?

Köpeklerin özünde avcılık içgüdüsü vardır. Bu içgüdüyü köpeklerin yanlarından ileri atılan bir top, kaçan bir kedi, hızlıca giden otomobil, bisiklet ve motosikletler körükleyebilir. Körüklenen bu avcılık içgüdüsü köpeklerin kendinden hızla uzaklaşan otomobilin tekerleklerini sanki bir avmış gibi algılamasına neden olmaktadır. Böylelikle köpekler arabayı kovalamaya başlar.

Köpeklerin içgüdüsel bu davranışı çoğu kişi tarafından saçmaymış gibi algılanabilir fakat bu sadece bir içgüdüden ibarettir. Yani köpekler içgüdülerini sadece kovalayarak da tatmin edebilirler. Hatta illaki avı yakalayıp yemeleri gerekmez bir müddet sonra kovaladıkları araçların peşini yorulup bıraktıklarını göreceksiniz.

5. Dondurmayı hızlı yediğimizde neden başımız ağrır?

Bilimsel ismi sphenopalatine ganglioneuralgia olan “dondurma baş ağrısı” ve “beynin donması” olarak bilinen durum soğuk yiyecek ve içecekleri hızlı tükettiğimizde ortaya çıkar.

Çok hızlı başlayan (birkaç saniyede ortaya çıkar) ve çabuk geçen bir baş ağrısı türüdür.

Ağzımızın çeperleri damar ağlarıyla kaplıdır. Bu damarlar özellikle beyni besleyen atardamarlardır. Soğuk yiyecekleri hızlı yediğimizde ağzımızın içinin sıcaklığı çok hızlı değişir. Bu durum damarların hızla daralmasına ve ardından genişlemesine neden olur. Soğuk besinlerin sebep olduğu baş ağrısının nedeninin bu durum olduğu düşünülüyor.

Beynimizde milyarlarca sinir hücresi olmasına rağmen acı reseptörlerine sahip olmadığı için aslında beynimiz acıyı hissetmez. Ancak beyni besleyen atardamarlardaki daralma ve genişleme, beynin dışını saran beyin zarındaki acı reseptörleri tarafından algılanır ve bu durum beyin tarafından ağrı olarak değerlendirilir.

6. Ayaklarımız neden uyuşur?

Ayağınızı uzun bir süre boyunca garip bir pozisyonda kıvrık halde tutarsanız, artık ayağa kalkmakta zorluk çeker ve ayağınızda bir miktar hissizleşme hissedersiniz. Bu durum gerçekleştiğinde, genellikle ayağımızın uyuştuğunu söyleriz.

Genellikle ayaklarda ve kollarda görülen bu his kaybı, sinirlerin geçici olarak sıkışmasından kaynaklanır. Bir sinir sıkıştığında da beynimize ve omurgamıza doğru şekilde sinyaller gönderemez. Sinirlerimiz, tıpkı bir hortumun su taşımasına benzer biçimde elektriksel sinyaller taşır. Bu sinyaller, vücudun belirli bir bölgesinden beyine ve omurgaya taşınır, sonrasında da nereden geldikleri anlaşılarak oraya doğru bir mesaj gönderilir. Sinirlerimizin oldukça özelleşmiş olması ve farklı sinir ve duyu alıcılarının farklı uyaranlara sahip oluşu ve farklı bilgiler iletmesi de uyuşma hissine katkı sunan sebeplerdendir. Dolayısıyla, farklı sinyaller karıştırılır ve normal olarak iletilmezse, beyin aldığı bilgiyi yanlış yorumlamaya başlar ve sıcaklık, uyuşma ve karıncalanma hissi oluşturur.

7. Ağladığımızda neden boğazımızda yumru varmış hissi oluşur?

Uzmanlara göre boğazdaki yumru hissinin oluşma nedeni, vücudumuzun "savaş-kaç" mekanizmasına dayanıyor. Bu mekanizma, tehlike veya stres altındayken nasıl bir karar alacağımızı belirliyor. Bu karara hazırlanma sürecindeki en önemli değişim ise solunum hızımızın artması oluyor.

Solunum hızının artması boğazımızda bulunan glotis kasını da doğrudan etkiliyor. Bu etki neticesinde glotis kası (nefes borusunun ağız kısmı) giderek genişliyor ve savaşma ya da kaçma eylemini daha efektik şekilde gerçekleştirmek amacıyla vücuda daha fazla oksijen girmesini sağlıyor.

İşte o yumru hissinin nedeni de tam olarak glotis kası. Nitekim yutkunma eylemi, glotisin kapanmasını gerektiriyor. Fakat glotis genişlediği için, yutkunma esnasında kapanması çok daha zor hale geliyor. Hal böyle olunca da boğazınızda o rahatsızlığı hissediyorsunuz. Yani aslında anlayacağınız o his gerçekte bir yumru değil. Tam aksine, daha fazla havanın girebilmesi için nefes borusunun genişlemiş olan ağız kısmı.

8. Ses kaydımızı dinlediğimizde sesimizi neden kendi duyduğumuzdan farklı algılarız?

Kendi ses kaydımızı dinlediğimizde çoğunlukla duyduğumuz sesten rahatsız olur ve kayıttakinin kendi sesimize benzemediğini düşünürüz. Çünkü normalde kendi sesimizi iki şekilde algılarız. Konuştuğumuzda oluşan ses dalgaları diğer dış kaynaklı sesler gibi havada yayılırken kulağımıza ulaşır ve kokleadaki tüy hücreleri tarafından algılanır. Ancak ses dalgalarını oluşturan ses telleri titreştiğinde bu titreşimler boynumuzdaki ve başımızdaki kemikler tarafından da iletilir. Kokleaya ulaşan bu titreşimlerin frekansı havada yayılan sesin frekansından daha düşüktür. Kendi sesimizi bu iki farklı yoldan ulaşan ses dalgalarının birleşimi şeklinde algılarız.

Ses kayıt cihazları sadece havada yayılan ses dalgalarını algıladığı için sesimizin vücudumuzun içinde iletilen bileşenini duyamamış oluruz.

9. Aynadaki görüntümüz fotoğraftaki görüntümüzden neden daha güzel görünür?

Bir uyarıcıya ne kadar "maruz bırakılırsanız", ona o kadar aşina olmaya başlarsınız. "Maruz kalma etkisi" tam olarak bunu söyler. İlk başta gözünüze çirkin gözüken birinin zamanla dış görünüşünün hoşunuza gitmesinin nedeni bu etkidir aslında.

Yapılan bir deneyde, bir grup insana kendilerinin fotoğraf makinesiyle çekilmiş fotoğrafları gösterilir. Daha sonra da katılımcılara ayna görüntülerinin fotoğrafları verilir. Deneyin sonunda çok çok büyük bir çoğunluk, ayna görüntülerini, fotoğraf makinesiyle çekilmiş gerçek fotoğraflarına tercih etmiştir. Çünkü onlar kendilerini hayatları boyunca aynadan görmüşlerdir. Ancak bu kişilerin yakınlarına aynı iki fotoğraf gösterildiğinde sonuçlar farklıdır. Tahmin edeceğiniz üzere katılımcıların yakınları, fotoğraf makinesiyle çekilmiş gerçek görüntüleri daha tercih edilir bulmuşlardır. Ne de olsa onlar da hayatları boyunca bu insanlara aynadan değil de direkt olarak karşıdan bakmışlardır.

10. Uçaklar neden arkalarında beyaz bir iz bırakır?

Bu beyaz çizgilerin havacılıktaki adı “contrail“dir. Dilimizde ise bunlara, uçak kuyruk izi ya da yoğunlaşma izi denir. Haklarında birçok gizemli hikâye uydurulmuş olsa da aslında bunun son derece basit bir açıklaması vardır. Bu çizgiler uçakların arkasında oluşan yoğunlaşmanın neden olduğu bulutlardır. Yakıt tüketimi otomobillerde olduğu gibi uçaklarda da egzoz gazına yol açar. Bu atık gazların içinde su buharında bulunur. Nasıl ki soğuk havalarda nefesimizdeki su buharı yoğunlaşıp, nefesimizin havada görünür kılıyorsa uçakların egzozlarından salınan su buharı da bu beyaz çizgilere neden olur.

11. Soğan doğrarken neden gözlerimiz yaşarır?

Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmasının arkasındaki kimyasal, syn-propanethial-S-oksittir. Soğanların doğranırken yaydığı güçlü ve baharatlı koku, şaşırtıcı bir şekilde gözlerinizi yaşartan kimyasalın kokusu değildir. Bu koku, sin-propanethial-S-oksitin yoğunlaşarak kokulu tiyosülfanatları oluşturmasıyla oluşur. Sin-propanethial-S-oxit uçucu bir sülfür bileşiği olduğundan, havaya kolayca yayılır. Gözünüzde bulunan kornea dokunma, sıcaklık ve ağrı algılamasından sorumlu olan daha büyük sinirlere bilgi aktaran sinirleri içerir. Oda sıcaklığında kolaylıkla buharlaşan syn-propanethial-S-oxitin varlığında uyarılan bu sinirler, merkezi sinir sistemine sinyal gönderirler. Daha sonra, göz yaşı bezleri üzerindeki otonom sinir liflerine iletilen mesaj ile gözleriniz yaşararak syn-propanethial-S-oxit seyreltilmeye çalışılır.

12. Gündüzleri pencere camlarına dışarıdan bakıldığında içerisi neden zor görülür?

Bir cismi görebilmemiz için o cisimden gelen ya da yansıyan ışığın gözümüze ulaşması gerekir. Gündüz dışarıdaki ışık yoğunluğu camın iç kısmındaki ışık yoğunluğundan çok daha yüksektir. Dolayısıyla camın yüzeyinden yansıyan güneş ışınlarının miktarı, camın iç kısmındaki cisimlerden yansıyan ışık miktarından fazladır. Bu durum içerideki cisimlerin gündüzleri pencere camlarının dışından görülmesini zorlaştırır.

13. Hareket halindeki araba tekerlekleri ya da pervaneler neden ters yönde dönüyormuş gibi görünür?

Bu duruma çoğunlukla televizyonda ya da sinemada izlediğimiz hareketli görüntülerde rastlarız. Video kameralar görüntüyü sürekli olarak kaydetmez.  Video kameralar tarafından çoğunlukla saniyede 24 kare olarak birbiri ardınca kaydedilen fotoğraflar, görüntüyü hareketli algılamamızı sağlar. Tekerleğin ya da pervanenin dönme hızının kameranın kayıt hızı ile eşleşmesi durumunda, tekerlek ya da pervane duruyormuş gibi görünür.

Pervanenin, kameranın kayıt hızından daha hızlı ya da daha yavaş dönmesi durumunda ise kanatlarının sayısına ve kanatlar arasındaki açıya bağlı olarak pervane normal dönüş yönünün tersi yönde ya da dönme yönünde ama olduğundan daha yavaş hareket ediyormuş gibi görünmesine neden olur.

Genellikle videolarda rastladığımız bu görsel yanılsamaya, nadir olsa da gerçek hayatta da tanık olmak mümkün. Aydınlanmanın belirli aralıklarla ortaya çıkan ışık parlamalarıyla sağlandığı durumlarda, ışık parlamaları arasındaki zaman farkı, kameralardaki görüntü kaydetme hızına benzer şekilde pervane ya da tekerleğin hareketinin farklı şekilde algılanmasına neden olur.

14. Ellerimiz ve ayaklarımız neden karıncalanır?

Karıncalanma dediğimiz bu olay uzun süre alışılmadık pozisyonda durduğumuzda ortaya çıkar. Atardamarlar sinirleri oksijen ve glikozla besler. Uzuvlarımızdaki sinirlerin üzerine basınç uygulandığında atardamarlar sıkışır ve yeterli miktarda kanı sinirlere ulaştıramaz. “Uykuya düşme” olarak adlandırılan bu durum uzuvlarımızı hissizleştirir.

Uzvun üzerindeki baskı kaldırıldığında kan dolaşımı normale dönmeye ve uzuv yeniden tepki vermeye başlar. Bu süreçte elimizin ya da ayağımızın üzerinde sanki bir sürü karınca dolaşıyormuş gibi hissederiz. Beyin ve omurilik haricindeki sinirlerde gerçekleşen bu olay elimizi ya da ayağımızı normal pozisyonda tutarak kan dolaşımı dengelenene ve damarlar eski hâline gelene kadar devam eder.

15. Denizler neden tuzludur?

Yağmur olarak düşen tatlı su yüzde yüzde 100 saf haldedir. Tatlı su atmosferde yere doğru düşerken karbondioksit ile karışarak asidik özellik kazanır. Bu damlacıklar yeryüzüne ulaştıklarında, toprak üzerinden su yollarına (dere, nehir, akarsu) ulaşır. Su hareket halindeyken, asidik yapısından dolayı kayaları parçalar ve bu kayaların içerisindeki iyonları yakalayarak denize kadar taşır. Kabaca bu iyonların yüzde 90’ı sodyum ve klorürdür. Sodyum ve klorür etkileşimi tuzu oluşturur.

Okyanuslara ulaşan tatlı su buharlaşarak bulutları oluşturur. Fakat denize tuzluluğunu veren sodyum, klorür ve diğer iyonlar geride kalırlar. Deniz yüzeyindeki hidrotermal ağızlar, sodyum ve klorür içeren çözülmüş haldeki ek mineralleri açığa çıkararak, deniz suyunun tuzlu yapısına katkıda bulunur.

16. Neden hapşırırız?

Bu durum tamamen burnumuzdan aldığımız nefesle ilgilidir. Hapşırıklar genellikle burnumuza girerek burun mukozamıza ulaşan yabancı bir parçacıkla ya da dış bir uyarıcıyla başlar. Bu durum histamin salınımını tetikler ve histaminler de burnumuzdaki sinir hücrelerini rahatsız eder. Bu rahatsızlık da burunda bulunan ve kaşıntı yapan şeyi, güçlü bir hava püskürtmesiyle dışarı atma isteği olarak hapşırığı ortaya çıkarır.

Hapşırıklar, yalnızca buruna kaçan ve rahatsızlık verici bir parçacığın tetiklediği bir durum olarak ortaya çıkmaz. Yaklaşık olarak toplumun yüzde 18 ila 20'si için göz alıcı parlak ışıklar da kontrolsüz hapşırmaya sebep olabilir. Bu durum "fotik hapşırma refleksi" olarak bilinen genetik bir durumdur ve mekanizmaları tam olarak anlaşılamamıştır. Bazı araştırmacılar bu durumu; hızlı gözbebeği küçülmelerinin hapşırmayla ilgili sinirleri harekete geçiriyor olabileceğine inanıyorlar, fakat yine de kimse tam olarak emin değil. Sonuç olarak, dışarıdaki zamanlarınızda eğer defalarca hapşırıyorsanız, gözlerinizi güneşten kısa bir süreliğine saklayın.

17. Dünyadaki herkes aynı anda sıçrarsa ne olur?

Dünyadaki herkesin bir araya geldiğini ve havaya doğru sıçradığını varsayalım. Peki dünyanın dönüş hızı bu durumdan etkilenir mi, gerçekten de gözle görülür düzeyde bir sonuç oluşturur mu?

Bilim insanları, 50 kilogram ağırlığı ortalama alarak 7 milyar insanı, 0.3 metre sıçrama mesafesini ve 6 x 1024 kg dünya ağırlığını göz önünde bulundurarak hesaplama yaptı. Hesaplamaya dünyanın dönüş hızı gibi bazı etkenler de ekledi. Yapılan hesaplama sonucunda ise 7 milyar insanın aynı anda sıçramasının hemen hemen hiçbir şey ifade etmediği ortaya çıktı. Yani bütün insanlar aynı anda sıçrarsa dünyanın hızında kayda değer bir değişiklik olmuyor.

18. Yeni bir yerde uyuduğumuzda yerimizi neden yadırgarız?

Yeni bir ortamda ilk defa uyuduğumuzda sıklıkla uyku problemi yaşarız. Bu, uyku araştırmalarında ilk gece etkisi olarak bilinir ve bir uyku bozukluğu türüdür.

Uyku sırasında beyinde ve bedende oluşan değişikliklerin gelişmiş bir cihazla kaydedilerek analiz edildiği polisomnografi yöntemi ve başka beyin görüntüleme teknikleri kullanılarak yapılan araştırmalarda, yeni bir ortamda uyuduğumuzda beynin sol yarım küresinin etkinliğinin sağ yarım küresinin etkinliğinden daha yüksek olduğu anlaşıldı. Uyku derinliği azalmış olan sol yarım kürede çevresel uyarılara karşı sağ yarım küreye göre daha fazla sinirsel aktivite gözlendi.

Yani yeni bir ortamda uyuduğumuzda beynin sol yarım küresi adeta bir gece gözlemcisi gibi davranıyor. İlk gece etkisi, tanımadığımız ve potansiyel olarak tehlikeli bir çevrede hayatta kalmak için gerekli bir uyum mekanizması olabilir.

19. Gözlerimiz kapalıyken neden dümdüz yürüyemeyiz?

Vücudumuzda tam olarak nasıl bir mekanizmanın bu sapmaya neden olduğu bilinmiyor, ancak uzmanların tahminine göre mekânsal algı ve denge becerilerimizi yöneten vestibüler sistem ile vücudumuzun ve vücudumuzu oluşturan bölümlerin (kollar, bacaklar, baş gibi) hangi pozisyonda olduğunu anlamamıza yarayan proprioseptif sistem birlikte çalışarak konumumuzu anlamamızı ve düzenli olarak güncellememizi sağlıyor. Görsel ipuçları olmadığında ise iç kulaktaki vestibüler sistemin hata verdiği, bunun da konumumuzla ilgili bizi yanılttığı düşünülüyor.

20. Bağcıklar neden kendiliğinden çözülür?

Normal koşullar altında ayakkabı bağcığınıza attığınız bir düğüm, merkezindeki sürtünme sayesinde olduğu haliyle kalıyor ve ilmekler ne kadar çok birbirine dolanmışsa düğüm de o kadar sağlam oluyor. Çünkü oluşan her bağ sürtünmeyi artırıyor.

Ancak koşu ya da yürüyüş sırasında ayağın yere aniden çarpması bütün işi bozuyor. Bu çarpma, düğümün merkezine bir kuvvet uygulanmasına neden oluyor ve bir ivme oluşturuyor. Bu ivme, bağcıklar her adımda ileri geri hareket ederken sanki görünmez bir el gibi bağcıkları iki yandan çekiştiriyor. Sonunda öyle bir an geliyor ki oluşan ivme sürtünmeye galip geliyor ve düğüm çözülüyor.

21. Yara izleri neden kalıcıdır?

Yaralanma anında vücudun ilk tepkisi kanamaktır. Daha sonra burada pıhtılaşma olur. Pıhtının üst tabakası kuruyarak kabuk haline gelir. Böylece yara dış etkenlerden korunur. Pıhtının alt tabakası ise fibroblast adı verilen hücreleri barındırır. Bu hücreler kabuk kalktığında ortaya çıkan yara izini oluşturacak dokunun yapı taşlarıdır. Yara izini oluşturan doku normal deri ile aynı hücrelere sahip olsa da kolajen adlı proteinin yapısı nedeniyle farklı bir görünüm ve his yaratır.

22. İnsanlar neden uykularında konuşur?

Uykuda konuşma, uykuda yürüme ve diş gıcırdatma gibi davranışsal uyku bozukluğu türlerinden biridir. Özellikle çocuklarda yaygın olarak görülür. Uykusunda konuşan kişinin sesi ve konuşma şekli çoğunlukla normal konuşmasından farklıdır. Aynı zamanda konuşulanlar genellikle mantıklı ve anlaşılır değildir.

Uykunun farklı aşamaları arasındaki geçişlerde insanlar kısmen ya da tamamen uyanabilirken çoğunlukla kısa sürede tekrar uykuya dalarlar. Ancak bu geçişler sırasında beynin bir bölümü uykudayken, bir bölümü uyanık halde kalabilir. İnsanların uykuda konuştukları esnada böyle bir durumun söz konusu olduğu düşünülüyor. Ayrıca araştırmalar göz kasları dışındaki bütün kasların pasif durumda olduğu REM uykusu sırasında da insanların konuşabildiğini gösteriyor.

23. Neden esneriz, esneme neden bulaşıcıdır?

Bu soruya en sık verilen cevap esnemenin alınan oksijen açısından zengin hava ile kandaki oksijen seviyesini artırdığı, böylece uyku halinin ortadan kalkmasına yardımcı olduğudur. Ancak esnemenin kandaki ve beyindeki oksijen seviyesini etkilediğine dair bir kanıt yok.

Son yıllarda yapılan araştırmalar ise esnemenin beyinde sıcaklık düzenleyici etkisi olduğunu gösteriyor. Bu görüşe göre esnemeyle alınan derin nefes -arabalardaki radyatör gibi- beynin soğumasını sağlıyor.

Peki neden genellikle uyumadan önce, uyandıktan sonra ya da sıkıldığımız zamanlarda esneriz? Ağırlığı vücut ağırlığının %2’si kadar olan beyin, toplam enerji tüketiminin ise %20’sinden sorumludur. Uyku ve stresin beyin sıcaklığında değişimlere neden olduğu düşünülüyor. Örneğin uykusuzluğun beyin sıcaklığını artırdığı biliniyor. Esnemenin uyku ve yorgunlukla ilişkili olmasının nedeni beyin sıcaklığı üzerindeki etkileri olabilir. Esneme aynı zamanda bulaşıcı. Başka birinin esnediğine tanık olmak ya da esneme hakkında bir şeyler okumak esnemeyi tetikleyebiliyor. Esnemenin bulaşıcı olmasının empati duygusuyla ilişkili olduğu düşünülüyor.

24. Kedilerin gözleri neden karanlıkta parlar?

Kedi, köpek, geyik gibi hayvanların gözlerinde ışığı yansıtma özelliği olan tapetum lucidum isimli ince bir katman bulunur. Gözün arkasındaki tapetum lucidum, hayvanların ışık yoğunluğunun düşük olduğu koşullarda daha iyi görmesini sağlar. Kedilerin ve tapetum lucidum tabakasına sahip diğer hayvanların gözlerinin geceleri parlamasının nedeni, flaşlı fotoğraflarda bazı insanların gözlerinin kırmızı görünmesine sebep olan mekanizmayla benzerdir. Işık yoğunluğunun düşük olduğu koşullarda, gözün içine daha fazla ışık girebilmesi için gözbebekleri büyür. Bu nedenle gözün arkasındaki tapetum lucidum tabakasından yansıyan ışık geceleri daha kolay fark edilir ve parlama olarak algılanır.

25. Neden yürürken kollarımızı sallarız?

2009 yılında yapılan bir araştırmada yürürken kolların sabit tutulması durumunda, normal bir şekilde sallandığı duruma göre yüzde 12 daha fazla enerji harcandığı anlaşıldı.

Yürüyüş esnasında kolların sallanmasının sebebinin, bacakların hareketi nedeniyle vücudun üst bölümünde ortaya çıkan dönme etkisinin dengelenmesi olduğu düşünülüyor. Ancak bu etki sadece sağ ayağın sol kolla, sol ayağın da sağ kolla uyumlu şekilde hareket ettiği durumda ortaya çıkıyor. Araştırmalar sağ ayak ile sağ kol, sol ayak ile sol kol birlikte hareket ettiğinde normal yürüyüşten yüzde 26 daha fazla enerji harcandığını gösteriyor.

26. Kaşlarımız ve kirpiklerimiz neden saçlarımız gibi uzamaz?

Saçlar dahil vücudumuzdaki bütün kıllar aslında sürekli uzamaz. Büyümenin devam ettiği ve durduğu farklı evrelerden oluşan bir döngü söz konusudur. Ancak kılın türüne göre bu döngüdeki evrelerin süreleri değişir.

Saçlarda büyüme evresinin süresi 2-6 yıl arasında değişir. Bu evrede saç kökündeki saç telini üreten hücreler hayli etkindir ve her 24 saatte bir bölünürler. Ayrıca oluşan saç telleri saç köküne sıkı bir şekilde bağlıdır. Büyüme evresinde saç günde ortalama 0,35 milimetre uzar. Büyümenin aniden durduğu evre ise genellikle geçiş evresi olarak isimlendirilir. Bu evrede saç kökleri küçülür. Bu durum saç telinin kan damarlarıyla bağlantısının zayıflamasına neden olur. Saçlarda bu evre birkaç gündür. Büyümenin durduğu üçüncü evrenin uzunluğu ise saçlarda 1-4 aydır. Bu evredeki saç telleri çekildiklerinde kolayca kopar. Duraklama evresinden sonra tekrar büyüme evresi başlar.

Saç köklerinin her biri bu evreleri ayrı ayrı geçirir. Herhangi bir anda saçlarımızın yaklaşık yüzde 85’i büyüme, yüzde 1’den daha azı geçiş, yüzde 10-15’i ise duraklama evresindedir.

Vücudumuzdaki kılların türüne göre bu evrelerin uzunlukları değişiklik gösterir. Kaşlarda ve kirpiklerde büyüme evresinin süresi saçlara göre çok daha kısadır. Örneğin kirpiklerde büyüme evresi ortalama 30 gündür. Kılların uzamasının durduğu evre ise daha uzundur. Örneğin kaşlarda duraklama evresi birkaç yıl sürer.

İnsanlarda bu evrelerin süreleri kişiden kişiye kalıtsal olarak değişiklik gösterebilir.

27. Kekeme insanlar nasıl takılmadan şarkı söyleyebiliyor?

Bu durumun nedeninin, konuşma sırasında beynin sol tarafı etkinken, sayı saymak ya da bilinen bir şarkıyı söylemek gibi mantıksal bir düşünme süreci gerektirmeyen sözlü ifadelerde beynin ağırlıklı olarak sağ tarafının etkin olması olduğu düşünülüyor. Benzer davranışsal özellikler olarak görülseler de konuşma ve şarkı söyleme aslında beyinde tamamen aynı mekanizmalarla ortaya çıkmıyor.

Kekemeler şarkı söylemenin dışında fısıldarken ve kendi seslerini duymadıklarında da takılmadan konuşabiliyor. Konuşma sırasında beyin kulaktan gelen işitsel verileri, ses tellerinin ve ağız hareketlerinin kontrol edilmesinde kullanıyor. Normalde bu duyusal veriler beynin sol tarafındaki premotor kortekste birleştiriliyor. Bazı bilim insanları kekemeliğin nedeninin konuşma süreçlerinde ortaya çıkan bir problem değil, beynin sol tarafındaki bir bozukluk sonucu duyusal verilerin doğru şekilde birleştirilememesi olduğunu düşünüyor.

28. Kara kediler yıllarca neden uğursuz olarak görüldü?

Eski Mısır'da kara kediler bugünkü inancın aksine kutsal sayılmaktaydı, hatta toplum dişi kara kedilerin tanrıça olduğunu kabul ediyordu. Bu kedilerin öldürülmesini engellemek için kanunlar bile çıkarılmıştı. 

Hristiyanlık yayılmaya başladığında insanların kara kedilere bakış açısı değişmeye başladı. 

Hristiyanlığın inatçılık, özgürlük gibi karakter özelliklerine şeytani anlamlar yüklemesi ve kara kedilerin geceleyin şeytana dönüştüğü gibi inançların kilise tarafından Avrupa'ya yayılması insanların bu hayvanlara olan nefretini iyice arttırdı. Evinde kedi besleyen binlerce kadın cadı ya da büyücü olduğu gerekçesiyle kedileriyle birlikte yakılarak öldürüldü.

29. Metal maddeler, oda sıcaklığında neden daha soğuk olur?

Vücudumuzun sıcaklığı yaklaşık 37 santigrat derece iken, oda sıcaklığı yaklaşık 20 santigrat derecedir. Tabii odadaki eşyalar da oda sıcaklığındadır. Eşyalarımızın metal kısımlarını tahta kısımlarına göre daha soğuk hissederiz. Çünkü metal iyi bir iletkendir ve hemen bizden ısı almaya başlar. Elimizde ısı kaybı olur ve elimiz üşür. Biz de metali daha soğukmuş gibi hissederiz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
-.47

28 kismen dogru ya gece seytana donusyorlar resmen 2 senedir uyuyamiyorum saat 3 gibi evin icinde kosacak diye sayin kedi efendi, tabi ben de mecbur pesinde kosuyorum yoksa zaten isirmayi miyavlmayi kesmiyor)))

pxx

LAJHSDQPWAIUJDESKBNQKSDLD

soyledim-gitti

Sadece #1'i okuyup hemen yazmak istedim. Özellikle sıkışık trafikte diğer şerit akıyor diye şerit değiştirilmez(Arkadan gelen aracın olmadığı durumlar hariç). Sizin o an sıkışıklıkta kalmanızın sebebi ileride bir dallamanın girdiği şeriti yavaşlatmasıdır. Bu konuda bir çok araştırma mevcut. Hatta İstanbul'da köprü girişine bir iki km kala şerit değiştirmeyi engelleyerek köprü trafiğini rahatlatabiliriz diye öneren bir bilim adamı bile vardı.

pofudukpofyumak

Keyifle okudum. Teşekkürler editör (:

gamzeyavuzer

#1 numarayı deneyimlemek isteyenler için traffic-simulation.de

Görüş Bildir