Hem Utanıyoruz Hem Umutlanıyoruz! Siyahla Beyaz Kadar Farklı Yaşanan Olaylarıyla Türkiye’nin İki Farklı Yüzü

-

Bugün sizlere yeniden güzel ülkemiz Türkiye'de yaşanan benzer olaylarda nasıl siyahla beyaz kadar farklı gelişmeler yaşadığımızı aktaracağız. Hem insanlığımızdan utanacak hem de gelecek güzel günler için umutlanacağız.

Daha önce sizlerle madalyonun iki yüzünü gösteren ve sevinmeyle kaygılanma arasında bırakan olayları paylaşmıştık: 👇

Hem Utandıran Hem Umutlandıran Türkiye: Siyahla Beyaz Kadar Farklı Yaşanan Olaylarıyla Ülkenin İki Farklı Yüzü - onedio.com
Hem Utandıran Hem Umutlandıran Türkiye: Siyahla Beyaz Kadar Farklı Yaşanan Olaylarıyla Ülkenin İki Farklı Yüzü - onedio.com

1. İstanbul Ataşehir'de bir köpeğin havlama sesinden rahatsız olan gerçekten de 'rahatsız' biri cebinden çıkardığı silahla köpeği başından vurmuştu, hatırlarsınız...

Köpeği kanlar içinde bulan vatandaşlar durumu bir kliniğe bildirdi ve veteriner tarafından yaralı köpek tedavi altına alındı. Bir köpeğin havlamasından rahatsız olmak bir yana, bireysel silahlanmanın getirdiği kontrolsüzlükle nasıl başa çıkacağız?

Madalyonun bir de diğer yüzü var elbette: Rize'de yaşayan Ömer Yılmaz, aniden fenalaşan bir köpeğe kalp masajı yaptı, suni teneffüs uyguladı.

Kendirli Beldesi'nde köpeklere yemek veren Yakup Gör isimli vatandaş, bir köpeğin park etmiş bir aracın altına kaçtığını ve oradan çıkmadığını fark etti. Bunun üzerine süpürgeyle köpeği çıkaran Gör, köpeğin hareket etmediğini fark edince yoldan geçen Ömer Yılmaz'dan yardım istedi ve dünya birkaç saniyeliğine güzelleşti. Çünkü Ömer Yılmaz kalp masajı ve suni teneffüs uyguladığı köpeği hayata döndürmeyi başardı.

Bir yanda sokaktaki köpeğin sesinden rahatsız olan ve hiç hakkı olmamasına rağmen devletin kendisine sağladığı silahla bir canlıyı vuran insan(!); diğer yanda pek çok insanın yapmaya cesaret edemeyeceği bir işe imza atarak bir köpeği hayata döndüren Ömer Yılmaz... İkisi de Türkiye'de yaşandı, ikisi de yüreğimize farklı şekillerde işledi.

2. Ülkemizde şiddetin nereden, ne zaman, nasıl geleceği ve kimler tarafından gerçekleştirileceği hiçbir zaman belli olmuyor elbette ama lisedeki dedikodu kavgası gençliğe dair umutlarımızı paramparça ediyor...

Kütahya'da meydana gelen olayda, 16 yaşındaki bir lise öğrencisi kendisi hakkında dedikodu yaptığını iddia ettiği kendi yaşıtı genç kadını iki arkadaşıyla beraber dövdü. Evet, onlar televizyonlarda böyle görüyorlar, internette bunları öğreniyorlar. Belli ki ailelerinden de yeterli eğitimi alamamışlar...

Ama burası Türkiye, başka bir lisedeki pırlanta gibi iki genç Ömer Berkay Biçen ve Dağhan Akyürek işitme engelliler için alt yazılı gözlük geliştirdi.

Takıldığı gözlüğün yan bölümünde konuşmaları 'alt yazı' olarak veren bir düzenek geliştiren Ömer Berkay Biçen ve Dağhan Akyürek, gelecek güzel nesle dair umutlarımızı yeşertiyor. Siz ne dersiniz?

Bir tarafta 'dedikodu' yaptığı gerekçesiyle arkadaşına şiddet uygulayan genç kadınlar; diğer tarafta engelli bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmak ve sosyal hayata adapte olmalarını sağlamak amacıyla yola çıkan yaşıtları... İkisi de Türkiye'de yaşandı; biri isyan ettirirken, diğeri hayata umutla bağlanmamıza neden oldu.

3. Bu nasıl ihmal? İzmir'de ameliyat sırasında oksijen yerine azot gazı verilen minik Ege'nin kalbi durdu ve kalıcı hasar nedeniyle beyninde ödem oluştu.

Göz ameliyatı için götürüldüğü Torbalı Devlet Hastanesi'nde anestezi sırasında oksijen yerine azot gazı verilen 5 yaşındaki Ege Avcı'ya serebral palsi teşhisi konuldu. Minik Ege'nin hayatını karartan olayın ardından hastanenin ihmalkarlığı içimizi paramparça etti.

Ama işte burada da bir doktor var ki... Öz kızına çamaşır suyu ve sıvı sabun enjekte eden anne Doç. Dr. Hasan Önal'ın dedektif gibi iz sürmesiyle yakalanmıştı, hatırlarsınız...

Avcılar'da 1,5 yaşındaki öz kızına ısınamadığını söyleyen anne çamaşır suyu ve sıvı sabun enjekte ederek onu öldürmeye çalışmıştı. Jiletle işkence de uygulayan anne hakkında ilk olarak şüphe duyan Doç. Dr. Hasan Önal kapsamlı bir araştırma sayesinde minik kızın hayatını kurtardı. Evet, o da bir doktor ve dedektiflik yaparak suçluyu bulması onun görevi değil...

İki olaydaki insanlar aynı mesleği yapıyorlar, ikisi de Türkiye'de yaşanıyor. Madalyonun bir yüzü çok güzelken, diğerindeki iddialar kan donduruyor!

4. Hayat enerjimizi çalanlara bir yenisi eklendi: Sivri açıklamalarıyla gündemden düşmeyen Abdurrahman Dilipak, Feminist Gece Yürüyüşü'ne katılan kadınların fahişelikten yana olduklarını söyleyerek yine yeniden canımızı sıkmayı başardı!

Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde kaleme aldığı yazıda, kadın yürüyüşlerine katılanlara saldırıda bulundu. Dilipak, "Feminist Gece Yürüyüşü ile önce feminist gösteriye, ardından gay ve lezbiyenlerin, fahişelerin sokaklara çıktıkları bir gösteriye döndü. Bunların aile diye bir meseleleri yok. 'İffet'le dalga geçiyorlar, fahişelikten yanalar. Bunu özgürlük olarak görüyorlar" diye yazdı.

Ama bir gelişme yaşanıyor, umut hiç bitmiyor! Mahkeme, eşinden boşanmış bir kadının, kızına kendi soyadını vermesine onay verdi. Böylece Yargıtay'ın bu yöndeki kararının ardından bir ilk gerçekleşmiş oldu.

Kadın-erkek eşitliği mücadelesinin bir ürünü olan bu gelişmeyle yitirilmiş hakların yeniden kazanılacağına dair umutlarımız artıyor elbette...

Adaletsizliği en derinde hissettiğimiz, kadına yönelik eşitsizliğin önüne geçebilmek için mücadele ettiğimiz bugünlerde yaşanan bu iki gelişme "Aynı ülkede mi yaşıyoruz?" sorusunu akıllara getiriyor. Ama mücadele hiç bitmeyecek Sayın Dilipak!

5. Pes diyoruz! Bursa'da simit satarak geçimini sağlayan görme engelli Ahmet Tıkızoğlu'ndan simit alan bazı insanlar(!) onu sahte parayla dolandırıyorlar.

Yüzde yüz görme engeli bulunan ve epilepsi hastası olan 63 yaşındaki Ahmet Amca, şu sözleriyle insanlığımızdan utandırıyor: “Müşteriler bozuk para verdiğinde onları ayırt edip para üstü çevirebiliyorum. Ama bazıları geliyor 5 lira verdiği halde 50 lira verdim deyip beni kandırıp gidiyor. Aslında derneğin bize verdiği bir kağıt var, bununla kağıt paraları tanıyabiliyoruz. Ama onunla uğraşana kadar müşteri bırakıp gidiyor. Bu yüzden ben de insanların vicdanına bırakıyorum.”

Ama burası Türkiye! Yolda simit satan abiyi gören güzel bir insan, tüm simitleri satın alıyor...

Ne diyelim ki? İkisi de tam olarak bu topraklarda yaşandı.

Hem canımızı sıkan hem de umut aşılayan her gelişme kafamızı karıştırıyor, ülkemizin hali endişelerimizi artırırken bir yandan da güzel günlerin geleceğine dair bir sıcaklık içimizi ısıtıyor. Her zaman olumlu gelişmelerin yaşandığı günlerin gelmesi, bahar aylarının karanlık taraftan kurtulması dileğiyle...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
vulii

herkes yaşattığını yaşar.

adekaj

yeni nesilin zekileri de cingeneleri de bol

Görüş Bildir