Kültür ve Turizm Bakanlığı, Operet Sahnesi'ni Sanata Kapattı
Ankara’nın bu önemli kültür ve sanat merkezlerinden olan Operet Sahnesi, Bakanlığın aldığı kararla artık bu sanatsal çalışmalara perdesini kapattı. Bakanlık gerçekçesini “Tarihi mekâna daha fazla zarar vermemek” olarak açıkladı Kültür ve Turizm Bakanlığı, tarihi dokusuyla Ankara’nın en seçkin mekânlarından olan Operet Sahnesi’ni, Devlet Opera ve Balesi, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün temsilleri başta olmak üzere sanatsal organizasyonlara kapattı. Umut Erdem’in haberine göre sahne, artık sadece Bakanlıkça düzenlenecek özel törenlerin kullanımına açılacak. Bakanlık, kararın gerekçesini “Tarihi mekâna daha fazla zarar vermemek” olarak açıkladı. Operet Sahnesi, ‘Tarihi Türk Ocağı Binası’ olarak bilinen Resim ve Heykel Müzesi’nin bünyesinde yer alıyor. 1930 yılında Yüksek Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından Namazgah Tepesi’nde inşa edilen bina, I. Ulusal Mimarlık Dönemi’nin de en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. 1979 yılında Resim ve Heykel Müzesi’ne dönüştürülen binanın en önemli özelliklerinden birisi de içerisindeki görkemli Operet Sahnesi’nde düzenlenen sanatsal etkinlikler. Operet Sahnesi’nde, Ankara Devlet Opera ve Balesi haftada bir olmak üzere temsiller veriyordu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı korolar ve sanat toplulukları da burada sık sık seyirciyle buluşuyordu. Sahne, bu etkinliklerin yanı sıra önemli sanatsal organizasyonlara da ev sahipliği yapıyordu. OPERET SAHNESİ ARTIK TÖRENLERE MEKANI Başkentin bu önemli kültür ve sanat merkezi, Bakanlığın aldığı kararla artık bu sanatsal çalışmalara perdesini kapattı. Sahne, artık sadece Bakanlıkça düzenlenecek özel törenler için kullanılacak. Kültür Sanat Sen’in sahne ile ilgili bilgi talep ettiği yazısına yanıt veren Güzel Sanatlar Genel Müdürü Salim Tokaç şunları söyledi. “Sanatsal anlamda Ankara’nın tarihi dokusuyla en seçkin salonlarından biri olan Operet Sahnesi bugüne kadar Bakanlığımızın sanata verdiği destek kapsamında tüm kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilere tahsis edilmekteydi. Ancak, Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nin tarihi dokusu da göz önüne alınarak bu tarihi mekâna daha fazla zarar vermemek adına Bakanlığımıza bağlı Koro ve Topluluklar dahil 2014-2015 sanat sezonunda kültürel, bilimsel ve sanatsal etkinliklere sınırlamalar getirilerek sadece Bakanlığımızca düzenlenecek özel törenler İçin kullanılması kabul edilmiştir.”Birgün
Nietzsche'den İyi Yazmanın 10 Kuralı
8 Ağustos 1882 ile 24 Ağustos 1882 tarihleri arasında Nietzsche; Lou Andreas-Salomé'ye yazdığı mektuplarda iyi bir yazar olmak için sahip olunması gereken on altın kuralını açıklar.
Yüzüklerin Efendisi'ndeki Kartallar ve Gandalf Üzerine 1 İlginç Teori
Bir çok insan Yüzüklerin Efendisi'ni izlerken 'neden kartallarla Mordor'a gidip yüzüğü atmıyorlar ki' diye düşünmüştür.  Peki neden zor yolu seçtiler, Gandalf bunu düşünecek kadar bilge birisi değil miydi? Bu teori Gandalf'ın bu planı düşündüğü üzerine. Kronolojik olarak gidelim:
Bu Hafta 5 Film Vizyonda
LİSELİ POLİSLER 2 Phil Lord ile Christopher Miller'ın yönettiği ve Channing Tatum, Jonah Hill, Peter Stormare ile Ice Cube'un oynadığı 'Liseli Polisler 2', aksiyon ve komedi meraklılarını sinema salonlarına çekmeyi hedefliyor. İlk filmde lisede görev alan polislerin bu seferki görevleri üniversitede. Çıraklık dönemlerini lisede uyuşturucu satıcılarını yakalayarak atlatan Schmidt ve Jenko, serinin ikinci filminde, bu kez bir üniversiteye kayıt olup, yeni tür bir uyuşturucu dağıtımını engellemek ve bunun sorumlularını bulup, adalete teslim etmek için kamera karşısına geçti.
Dev Gitarla Cover | Walk off the Earth - Rude
Reggae tarzında müzik yapan Magic tarafından seslendirilen ve büyük ilgi toplayan 'Rude' parçasını daha önce bir çok şarkıyı caoverlamış olan Walk off the Earth grubu kocaman bir gitar eşliğinde coverladı.
Reklam
Tekfur Sarayı'nda ‘Restorasyon Felaketi’
Restorasyona alınan 1000 yıllık Tekfur Sarayı’na ahşap pencere, alüminyum korkuluklar eklendi. Klima, merdiven ve çatı yapılarak kapalı bir mekâna dönüştürüldü. Uzmanlar Ortaçağ’dan kalan bir yapıya yapılan müdahaleleri “felaket” olarak nitelendirdi Bizans İmparatoru Porfirogenetos’un emri ile bin yıl önce yaptırıldığı tahmin edilen Tekfur Sarayı, 12.yüzyıldan İstanbul’un fethine kadar Bizans’ın yönetildiği Blakernai Saray Kompleksi’nin içindeydi. Dünyaca ünlü Kaşıkçı Elması’nın çöplüğünden çıktığı rivayet edilen Tekfur Sarayı, İstanbul’un fethinden sonra çeşitli amaçlarla kullanıldı. 18. yüzyılda çini, 19. yüzyılda cam imalathanesi olarak kullanılan ve 1864 yangınında büyük zarar gören saray, uzun yıllar harabe halinde kaldıktan sonra 2002’de restorasyona alındı. İhaleyi Alpek Müteahhitlik firması kazandı, mimarlığını ise Şirin Akıncı üstlendi. 10 yıllık restorasyon çalışmalarında sona gelinirken, bin yıllık maziye sahip saraya monte edilen ahşap camlar ile teras kısmına konulan alüminyum korkuluklar görenleri şaşırttı.  Mert İnan'ın Milliyet'te yer alan haberine göre, orjinal yapıya monte edilen bu eklentileri eleştiren sanat tarihi uzmanları, yapıya ayrıca merdiven eklenmesini ve çatı yapılarak kapalı bir mekâna dönüştürülmesini büyük bir hata olarak değerlendirdi. Restorasyona yönelik eleştiriler ve yanıtları şöyle; ‘Temalı tatil köyünü andırıyor’ Mimarlık Tarihçisi Prof. Dr. Uğur Tanyeli; “Restore edilen eser adeta yeni bir bina haline getirilmiş. Tarihsel nitelik kaybedilmiş, yeni bir Bizans eseri ortaya çıkmış. Sarayın restore edilmiş haline baktığımda Antalya’daki temalı tatil köylerinden farksız görüyorum. Ahşap camlar da neyin nesi! Bizans yapısında ahşap pencere mi olur? Merdivenlerin nereden çıktığı tam olarak bilinmiyordu. Restorasyonda merdivenler eklenmiş. Soğuk demirciye yaptırılan parlak korkuluklar gülünç olmuş. Bu kadar kolay hoyratlık olmaz. Ortaçağ’dan kalan bir yapıyı adeta yeniden inşa etmişler.” ‘Restorasyon felaketi’ İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Akyürek; “Bizans saray mimarisi konusunda önemli bir bilgi kaynağı olan yapının başına ne yazık ki ‘restorasyon felaketi’ geldi. İnşaat alanına konulan tabeladaki başlık, ‘Tekfur Sarayı Tamamlama İnşaatı’. Sadece dört beden duvarı kalmış olan yapı, mevcut haliyle konsolide edilip korunmak yerine tamamlanıyorsa, özgün niteliği yok olacak demektir. Bütün pencereler orijinal biçimleri bilinmemesine karşın, çift camlı pencere kanatları takıldı. Üçüncü Şapel dışarıdan algılanmayacak biçimde tamamlandı. Şapelin harika mimarisi dışarıdan bakıldığında kolayca algılanıyorken, artık bu görüntü fotoğraflarda kaldı. Şimdi şapel bina duvarına asılmış bir kutu gibi duruyor. Yapıya son darbeyi de vurmak üzere getirilen çok sayıda büyük boy klima cihazı, yapının tasarlanan işlevi konusunda fikir veriyor. Bu yapı, artık 12. yüzyıl Bizans sarayı kalıntısı olmaktan çıkmış, mimari bütünlüğü ve özgünlüğü bozulmuştur. Ne yazık ki çok değerli tarih yok olmuştur. Bütün bunlar da bir ‘bilim heyeti’nin öneri ve onayı ile yapılmıştır.” ‘İnfial uyandırdı’ Sanat Tarihi Uzmanı Prof. Dr.Zeynep Ahunbay: “Mimar Sinan Üniversitesi 1990’ların sonuna doğru sarayı bir kalıntı olarak korumayı öngörürken, şu anda uygulanan proje sıradan bir yapı gibi yeniden yapıma yöneldi. Önceki proje Sadettin Tantan’ın Fatih Belediye başkanlığı döneminde ortaya çıkmış; sarayın görkemli cephesini bir fon olarak kullanarak, avluda konser ve kültürel etkinlikler yapmak üzere geliştirilmişti. Son projede ise üst seviyelerine ulaşılan bir kapalı mekan yaratılma yoluna gidildi. Bu kadar önemli bir eserin ikinci derece tarihi eser muamelesi görmesi üzücüdür. Bu eserin cahil cesaretiyle, özgürce bütünlenmesi Bizans uzmanları, arkeologlar ve mimarlar arasında infial uyandırmıştır.” ‘Çalışmanın her aşaması belgelendi’ Tekfur Sarayı’nın restorasyonunu yürüten mimar Şirin Akıncı sözleşme gereği açıklama yapamayacağını belirtti. İBB ise eleştirilere şöyle yanıt verdi; “Sarayın 3 boyutlu tarama ve belgeleme çalışmaları yapıldı. Zemin kotlarının tespit edilebilmesi için Koruma Kurulu’ndan gerekli izinler alınarak İstanbul Arkeoloji Müzesi tarafından kazı çalışması hayata geçirildi. Kazıda çıkan buluntular belgelendikten sonra Koruma Kurulu’na verildi. Bizans ve koruma konusunda uzman kişilerden bir bilim heyeti oluşturuldu. Çalışmalar bu bilim heyetinin görüşleri doğrultusunda ilerlemektedir ve her aşaması belgelenerek, imalat detayları bu doğrultuda hazırlandı.” Mert İnan | Milliyet
Gerçek Hayattan Uyarlanmış 10 Korku Filmi
Korkarak izlediğiniz filmlerin gerçek olabilme olanağını düşündünüz mü hiç?Birçoğumuzun izlediği filmler gerçek hayattan ilham alınarak yapılmış.Bakalım hangileriymiş.
Reklam
En Yaratıcı 11 Kurgu Dünya
Yazarların hayal gücü ile yönetmenin görselliği bir araya gelince ortaya çıkan, yaşamak isteyeceğiniz birbirinden çekici 11 kurgu dünya.
Sarkis, Venedik Sanat Bienali'nde
Türkiye'nin ilk kez yer al-dığı Venedik Bienali’nde Sarkis’in son çalışması sergilenecek. Defne Ayas’ın sunum küratörlüğünde göste-rilecek olan eser, 20 yıl süreyle kendine ayrılan mekanda duracak.Gelecek yıl 56’ncısı düzenlenecek Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi kapsamında Türkiye Pavyonu’nda Sarkis’in yeni bir eseri sergilenecek. Sunumun küratörlüğünü ise hâlen Hollanda’da Witte de With Center for Contemporary Art’ın direktörlüğünü üstlenen Defne Ayas yapacak. Sarkis ve Ayas’ın çalışması, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın girişimi ve 21 destekçinin katkılarıyla, Arsenale’de 2014- 2034 yılları arasında tahsis edilen, uzun süreli mekânda yer alacak. Çalışmalarını 1964’ten bu yana Paris’te sürdüren Sarkis, resimle başladığı sanat hayatı boyunca heykelin yanısıra disiplinlerarası enstalasyonlar gibi farklı sanat formlarında da eser verdi. Sanatçının son dönem kişisel sergileri arasında 2013’te açılan Galeri Manâ ve Arter ile 2012’de açılan Museum Boijmans van Beuningen sayılabilir. 2005’ten bu yana New York Performa Bienali’nin küratörlüğünü de yürüten Defne Ayas, 2007’de Şangay’da Prens Claus Vakfı işbirliğiyle Arthub Asia Kültür Vakfı’nı kurdu. 2012’de 11. Baltık Uluslararası Sanat Trienali’nin eş-küratörlüğünü üstlenen Ayas, New York’taki New Museum of Contemporary Art’ta eğitim ve medya programları koordinatörlüğü görevinde bulundu. Türkiye, 2013’te düzenlenen Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi’ne Ali Kazma ile katılmıştı. Emre Baykal’ın küratörlüğünde gerçekleştirilen Türkiye Pavyonu’nda, Kazma Resistance/ Rezistans adlı insan bedeni için geliştirilen söylem, teknik ve yönetim taktiklerini inceleyen beş kanallı bir video yerleştirmesi sunmuş, sanat çevrelerinde beğeniyle karşılanmıştı. Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi, 9 Mayıs- 22 Kasım 2015 arasında düzenlenecek. Taraf
Johnny Depp'li Alice Harikalar Diyarı Filminin İkincisi Yolda
Lewis Caroll’un efsanevi öyküsünden beyazperdeye uyarlanan ve yönetmenliğini Tim Burton’un üstlendiği Alis Harikalar Diyarında filminin devamı için yapımcılar sonunda işbaşı yaptı.Son zamanlarda Muppets serilerinin beyazperde uyarlamalarıyla yankı uyandıran James Bobin’in kamera arkasına geçeceği Alice in Wonderland: Through the Looking Glass filminde; ilk öyküdeki ana kadro büyük oranda korunacak!Helena Bonham Carter, Johnny Depp ve Mia Wasikowska’nın yeninden kamera önüne geçeceği filmin, 27 Mayıs 2016 tarihinde vizyona gireceği belirtildi.kaynak: sanattakvimi.info/sinema
Reklam
Sight & Sound'un Tüm Zamanların En İyi Belgeselleri Soruşturması
BFI (British Film Institute/Britanya Film Enstitüsü) tarafından çıkarılan prestijli sinema dergisi Sight & Sound, sayıları toplam 340′ı bulan yönetmen, film eleştirmeni ve festival programcısına gelmiş geçmiş en iyi belgeselleri sordu, ortaya aşağıdaki liste çıktı. Oylamaya katılan yönetmenler arasında Paul Greengrass, Joshua Oppenheimer, José Luis Guerin, Isaac Julien, Sergei Loznitsa, Kevin Macdonald, Amos Gitai, Pawel Pawlikowski ve Walter Salles gibi isimler bulunuyor. 1- Kameralı Adam (Chelovek s kino-apparatom, 1929) – Dziga Vertov 2- Shoah (1985) – Claude Lanzmann 3- Güneşsiz (Sans soleil, 1983) – Chris Marker 4- Gece ve Sis (Nuit et brouillard, 1955) – Alain Resnais 5- The Thin Blue Line (1989) – Errol Morris 6- Chronicle of a Summer (1961) – Jean Rouch & Edgar Morin 7- Nanook of the North (1922) – Robert Flaherty 8- Toplayıcılar (Les glaneurs et la glaneuse, 2000) – Agnès Varda 9- Don’t Look Back (1967) – D.A. Pennebaker 9- Grey Gardens (1975) – Ellen Hovde, Albert Maysles, David Maysles, Muffie Meyer 11- The Sorrow and the Pity (1969) – Marcel Ophüls 12- Ayı Adam (Grizzly Man, 2005) – Werner Herzog 12- Las Hurdes (1933) – Luis Buñuel 12- Işığa Özlem (Nostalgia de la luz, 2010) – Patricio Guzmán 15- F for Fake (1975) – Orson Welles 15- The Up Series (1964-) – Paul Almond, Michael Apted 17- Hoop Dreams (1994) – Steve James 17- West of the Tracks (2002) – Wang Bing 19- The Act of Killing (2012) – Joshua Oppenheimer, Christine Cynn 19- La batalla de Chile (1975-78) – Patricio Guzmán 19- The House is Black (1963) – Füruğ Ferruhzad 19- Listen to Britain (1942) – Humphrey Jennings and Stewart McAllister 23- The Emperor’s Naked Army Marches On (1987) – Hara Kazuo 24- Harlan County U.S.A. (1976) – Barbara Kopple 24- Histoire(s) du Cinèma (1998) – Jean-Luc Godard 24- Salesman (1968) – Albert Maysles, David Maysles, Charlotte Zwerin 27- Titicut Follies (1967) – Frederick Wiseman 28- Canım Babacığım (Capturing the Friedmans, 2003) – Andrew Jarecki 28- Gimme Shelter (1970) – Albert Maysles, David Maysles, Charlotte Zwerin 30- Leviathan (2012) – Lucien Castaing-Taylor & Véréna Paravel 31- Lessons of Darkness (1992) – Werner Herzog 31- The Quince Tree Sun (1992) – Victor Erice 33- Night Mail (1936) – Harry Watt & Basil Wright 33- Primary (1960) – Robert Drew 35- Crumb (1994) – Terry Zwigoff 35- A Diary for Timothy (1946) – Humphrey Jennings 37- Close-Up (1989) – Abbas Kiarostami 37- 100 Yılın İtirafları (The Fog of War, 2003) – Errol Morris 37- Los Angeles Plays Itself (2003) – Thom Andersen 37- Man on Wire (2007) – James Marsh 37- Moi, un noir (1959) – Jean Rouch 37- Portrait of Jason (1967) – Shirley Clarke 37- À Propos de Nice (1930) – Jean Vigo 37- Roger & Me (1989) – Michael Moore 37- Le Sang des bêtes (1948) – Georges Franju 37- The War Game (1965) – Peter Watkins 47- Culloden (1964) – Peter Watkins 47- Diaries, Notes and Sketches: Walden (1969) – Jonas Mekas 47- D’Est (1993) – Chantal Akerman 47- Handsworth Songs (1986) – John Akomfrah 47- Fırınların Saati (La hora de los hornos, 1968) – Octavio Getino & Fernando Solanas 47- Seasons (1975) – Artavazd Pelechian 47- Triumph of the Will (1935) – Leni Riefenstahl 47- Beşir’le Vals (Waltz with Bashir, 2008) – Ari Folman 47- Welfare (1975) – Frederick Wiseman 47- Workers Leaving the Lumière Factory (La sortie des usines Lumière, 1895) – Louis & Auguste Lumière Kaynak: Altyazı
En İyi 40 Video Oyun Fragmanı
Oyun oynuyoruz.Çünkü 20 saatlik film yok.Oyun oynuyoruz.Çünkü  iyi müzik piyasada kayboldu.Oyun oynuyoruz.Çünkü hayal edebildiğimizi sanal da olsa yapabiliyoruz.Oyun oynuyoruz.Çünkü Televizyon kanallarından daha çok ortak noktayı tek platformda yakalayabiliyoruz.Oyun oynuyoruz.Çünkü fikirlerimizi gerçekleştirebilip,deneyebildiğimiz tek dünya video oyunlarının içinde.Oyun oynuyoruz.Çünkü çocukluktan bu yana en kolay ve en eğlenceli gelişime tutkunuz.
Reklam
Reklam
NBC: 'Tarantino Bana 'Kulübe Hoş Geldin!' Dedi'
'Kış Uykusu', Altın Palmiye kazandığı Cannes Film Festivali'ne ev sahipliği yapan Fransa'da dün vizyona girdi. Yönetmen Nuri Bilge Ceylan, Fransa gazetelerine verdiği röportajlarda, Altın Palmiye'nin henüz hayatını değiştirmediğini söyledi.Nuri Bilge Ceylan’a Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’yi kazandıran ‘Kış Uykusu’, festivale ev sahipliği yapan Fransa’da dün gösterime girdi. Daha evvel ‘Koza’ adlı kısa metraj filmiyle adım attığı Cannes Film Festivali’nde, festivalin en uzun filmlerinden biriyle büyük ödülü alan yönetmen, 3 saat 20 dakikalık filmin gösterimi dolayısıyla Fransa’nın büyük gazetelerine söyleşiler verdi.Liberation gazetesine tam sayfa röportaj veren Türk sinemasının ünlü yönetmeni, ödülün kariyeri ve hayatında yarattığı etkiye dair soru üzerine; “Belki bir sonraki filmim daha hızlı ilerleyecek. Ama şimdilik hayatımda fazla bir değişiklik olmadı. Elbette film her yerde gösterime girecek ve bu benim daha da tanınmama yardımcı olacak. Ödül gecesindeki seramoniden sonra toplu fotoğraf çekiminde de ilk duyduğum cümle bu olmuştu. Quentin Tarantino bana ‘Kulübe hoş geldin! Ben Altın Palmiye aldığımda festival başkanı da bana aynı şeyi söylemişti’ demişti” sözleriyle yanıt verdi.‘HER KARAKTERDE BİRAZ BEN VARIM’“Buna benzer büyük ödüller almakta bir tehlike olduğunu söyleyebiliriz. Sanatçının bir yanını öldürebilir, çünkü bir sondur neticede. Ama diğer taraftan heyecanım sönmedi. Ben hayatı zor kaldıran biriyim ve sürekli olarak sanata ihtiyacım var. Benim sinema yapma ihtiyacım buradan geliyor. Yaşamakta zorlandığım zor şeylerden söz etmeye devam edeceğim. Sanki film yaparak kendi varlığımla pazarlık ediyorum. Kış Uykusu’nun her karakterinde biraz benden izler var. Ama elbette kendimi en çok Aydın’a yakın hissediyorum. Filmlerimde benden izler olduğu gibi, karakterlere insanların hiç sevmediğim yanlarını da koyuyorum.” HürriyetArzu Morin ÇAKIR
1600 Yıllık El Yazması İncil Ele Geçirildi
1600 yıllık el yazması 6 deri İncil, jandarmanın operasyonuyla ele geçirildi.Muğla'nın Köyceğiz İlçesi’nde, 33 yaşındaki B.S.’nin satmaya çalıştığı 1600 yıllık el yazması 6 deri İncil, jandarmanın operasyonuyla ele geçirildi. Adliyeye sevk edilen şüpheli tutuklanırken 6 İncil müzeye teslim edildi.İl Jandarma Komutanlığı ile Köyceğiz İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, 33 yaşındaki B.S.’nin, tarihi el yazması 6 İncil’i satmak için müşteri aradığı istihbaratını edindi. Yapılan teknik takip sonrası İncil’i satmak için yola çıkan B.S., geçen salı günü akşam saatlerinde, Beyobası’ndan ilçe merkezine giderken yakalandı.Araçta yapılan aramada yaklaşık 1600 yıllık olduğu belirtilen 6 İncil ele geçirildi. B.S., jandarma tarafından gözaltına alındı. B.S.’nin ifadesinde kitapları yolda bulduğunu ve eserleri Fethiye Müze Müdürlüğü’ne teslim etmek için yola çıktığını söylediği öğrenildi.CNNTürk
İstanbul'un Deyimleri Bu Kitapta
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Çilem Tercüman tarafından kaleme alınan kitap, İstanbul'un kültürel değerleri hakkında ipuçları vermenin yanı sıra Türkçenin zenginliklerini hatırlatmayı amaçlıyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş., masalların, efsanelerin, tarihi olayların kaynaklık ettiği, günlük konuşmada sıklıkla kullanılan, Türkçeye zenginlik katan 100 deyimi, ilginç hikayeleri ile birlikte tek kitapta topladı. 'İstanbul’un 100 Deyimi' isimli kitap, İstanbul’da yaşanmış olayların, İstanbul’da yaşamış tarihi kişiliklerin konu olduğu deyimlerin anlamlarını ve ortaya çıkış hikayelerini içeriyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Çilem Tercüman tarafından kaleme alınan kitap, İstanbul'un kültürel değerleri hakkında ipuçları vermenin yanı sıra Türkçenin zenginliklerini hatırlatmayı amaçlıyor. 'Püsküllü Bela', 'Dingo’nun Ahırı', 'Divanyolu’nda Fidan Büyütmek', 'Eşref Saati', 'Derdini Marko Paşa’ya Anlat', 'Serçeden Başka Kuş, Zeyrek’ten Başka Yokuş Bilmemek', 'Üsküdar’da Sabah Oldu', 'Göksu Testisi Gibi Terlemek', 'Ayasofya’da Dilenip Sultanahmet’te Sadaka Vermek', 'Marmara Çırası Gibi Tutuşmak', 'Mahşer Midillisi', 'Surre Devesi Gibi Takıp Takıştırmak', 'Lahanacı-Bamyacı', 'Vermeyince Mabud neylesin Mahmud', 'Hafız Paşa Tokatı' ve 'İçerisi Mahmutpaşa Çarşısı', kitapta hikâyeleri ile birlikte yer alan deyimlerden bazıları... Ağzınla Kuş Tutsan Nafile : “Kişinin kendini yahut yaptığı işi beğendirememesi” anlamında kullanılan “ağzınla kuş tutsan nafile” deyiminin ortaya çıkışı, kaynaklarda şu hikayeyle anlatılır: Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerinde, Fransa ile her alanda iyi ilişkilerin kurulduğu yıllarda bir gün, Topkapı Sarayı’nda huzura kabul edilmeyi bekleyen Fransa elçisi, işinin çok önemli ve acele olduğunu söyleyerek kızlarağasını kendisini bir an önce içeri alması için ikna etmeye çalışır ve buna karşılık şu cevabı alır: 'Şevketli padişahımız bugün çok hiddetli. Biraz önce külahından tavşanlar çıkaran, alev alev yanan çubukları ağzında söndüren, havaya uçurduğu kuşu birkaç sözüyle geri döndürüp ağzıyla ayaklarından yakalayan hünerli bir hokkabazı dahi huzurundan kovdu. Senin anlayacağın, ağzınla kuş tutsan nafile, ama yine de büyük bir hünerin varsa söyle, zat-ı şahaneye arz edeyim.' Amme-i Davadan Zembili Yırtmak : Osmanlı’nın meşhur şeyhülislamlarından “Zembilli” lakabıyla tanınan Ali Efendi, evinin üst katındaki penceresinden zembilini sarkıtır, kimin bir sorusu olursa yazarak bu zembile koyar, Ali Efendi de uygun fetvayı yine zembille aşağıya yollarmış. Hatta rivayet odur ki yolda yürürken bile zembilini elinden bırakmaz, herkes yazdığı soruları zembile atarmış. Zembili kısa sürede eskiyen Ali Efendi, yenisini almak için çarşıya gittiğinde işlerinin çokluğundan kinaye olarak alışveriş yaptığı dükkân sahiplerine “Amme-i davadan yine zembili yırttık!” dermiş. Ayasofya’da Dilenip Sultanahmet’te Sadaka Vermek : Hayatını başkalarının yardımıyla sürdürdüğü halde gösteriş yapmak amacıyla elindekileri etrafa dağıtanlar için kullanılan bu deyim kaynaklarda, “Sultanahmet’te dilenip Ayasofya’da sadaka /zekât vermek” şeklinde geçmektedir.Milliyet Sanat
Reklam