onedio
Pink Floyd 20 Yıl Sonra Yeniden Bir Numarada
Efsanevi İngiliz rock grubu Pink Floyd yeni albümleri ‘The Endless River’la 20 yıl sonra yeniden liste başı olmayı başardı.20 yılın ardından çıkardıkları ilk ve son albüm olma özelliği taşıyan stüdyo kaydında daha önce kaydedilip yayınlanmamış şarkılarına yer veren Pink Floyd, satış listelerinde ilk sıraya yerleşti.The Endless River, Coldplay’in Ghost Stories ve Ed Sheeran’ın X albümlerinden sonra senenin en hızlı satılan albümü olmayı da başardı.Grubun sözcüsü albüme gösterilen uluslararası ilgi karşısında Pink Floyd üyelerinin hem şaşırdıklarını hem de mutlu olduklarını belirtip tüm hayranlarına teşekkür ettiklerini duyurdu.Diken
Napolyon'un Şapkasına 1.9 Milyon Euro
Fransız İmparatoru Napolyon tarafından giyilen bir şapka için açık artırmada, Güney Koreli bir koleksiyoncu 1,9 milyon euro ödedi.İki uçlu şapka, o zamanlar subaylar tarafından yaygın biçimde giyilen bir stile sahip.Şapkanın 1800 yılında Marengo Savaşı sırasında Napolyon tarafından giyildiği düşünülüyor.Daha sonra Napolyon'un veterinerine hediye olarak verilmiş.Monako Kraliyet ailesi şapkayı, diğer öğeleri yüzlerce Napolyon hatırası ile birlikte, Paris yakınlarındaki Fontainebleau'de açık artırmada satışa koydu.BBC Türkçe
Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Başladı
İkinci kez düzenlenen Uluslararası Boğaziçi Film Festivali başladı. Festivalde 102 ülkeden filmler gösterilecek. 100 yılını geride bırakan Türk sineması'na da özel yer ayrılacak.Boğaziçi Film Festivali, bu yıl 2. kez kapılarını açtı. Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği ve İstanbul Medya Akademisi tarafından düzenlenen festivale 102 ülkeden 3 bin 682 film başvurusu yapıldı.Festivalin açılış töreni, Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda yapıldı. Açılışa Meltem Cumbul, Janset, Belçim Bilgin ve Cansu Tosun'un da aralarında bulunduğu çok sayıda genç oyuncu ve yönetmen katıldı.Festivalde, konuk ülke Polonya'dan ve Asya filmlerinden de seçkiler yer alacak. 100 yılını geride bırakan Türk sineması da festivalde önemli bir yer alıyor. Festival 28 Kasım'a kadar devam edecek.Demokrat Haber
Ahmet Eser'in Objektifinden 1967 Senesine Damga Vuran Sanatçılar
Ahmet Eser, 1967 yılında elindeki körüklü 9x12 makinesi ile ve arkasına takılan 6x9 rol film şasesiyle İstanbul Aksaray'daki Opera Tiyatrosu'na gitmiş. O günleri şöyle anlatıyor: 'Tahminen 20-30 kadar tanınmamış amatör genç prova yapıyorlar. Sahne arkasına siyah bir perde gerdim ve fotoğraf çekimi için bir yer oluşturdum. Prova arasında bana gelip tiyatronun fuayesine asılmak için poz verdiler. Bunların arasında Kemal Sunal, Perran Kutman, Şemsi İnkaya, Aykut Oray ve başkaları da vardı. Bu fotoğraflar tiyatro oyunlarını ve oyuncularını tanıtan PASAV isimli tiyatro dergisinde yayınlandı. (Ekim, 1967) Diğer portre fotoğrafları ise kendi stüdyomda 35-40 yıl önce çekmiş olduğum sinema-tiyatro sanatçılarına aittir.'
Say: 'Laik ve Hür Bir Ülkede Öleceğim'
Piyanist Fazıl Say, Cumhuriyet Gazetesi'nden Esra Açıkgöz ile yaptığı röportajda yeni albümünü ve planlarını anlattı. Say kendisine yönelik yapılan eleştirilere cevap verirken “Ben laik bir ülkede doğdum. Laik ve hür bir ülkede de öleceğime inanıyorum” dedi.Farklı ülkelerde dünya prömiyerlerini gerçekleştirdiği ve yıllar boyunca hazırlıklarını sürdürdüğü besteciliğinin ilk ürünü olan eserlerini 'Say Plays Say' adlı yeni albümünde bir araya getiren dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say, Cumhuriyet gazetesinin sorularını yanıtladı. Yakın zamanda 2 yeni albümünün çıkacağını söyleyen Say Haziran Direnişi'nde yaptığı eserler için “ Gezi Parkı konusu sanat eserleriyle kalıcı olmalıdır. Ben de üç ayrı eserde toplamı bir saatlik bir müzikle kendimce anlattım yaşananları... Umutlarımız eksik olmasın... Karanlık ise her taraf, aydınlatalım” ifadelerini kullandı. Laik bir ülkede doğdunu, laik ve hür bir ülkede öleceğine inandığını söyleyen piyanist Fazıl Say kendisine yöneltilen 'elitist' eleştirileri için de “ Zehir gibi akan, durmadan akan, önyargılar, hazımsızlık ve kıskançlıklar” dedi.- Müzik hayatınız boyunca verdiğiniz konserlerde seslendirdiğiniz parçalar var bu albümde. Dile kolay 30 yıldır bestelediğiniz onlarca parça arasından bunları nasıl, neye göre seçtiniz? Neden bu 19 parçayla çıkıyorsunuz karşımıza?Bu CD’de Opus 1 dediğim, 1990 yılında, 20 yaşımdayken bestelediğim eserim “Nasreddin Hoca’nın Dansları”ndan itibaren yıllarca konserlerimde çaldığım solo piyano müziğimden örnekleri derledim. Beni dinleyen takip eden sanatseverler, “Kara Toprak” bestemi, kızım Kumru için yazdığım parçayı, baladlarımı bilirler, konserlerimde de çok çaldım. Sıkça memleketimden ezgilerin, ritimlerin yer aldığı baladlar, çağdaş eserler ve tabii ki konserlerde insanların çok zevkle dinlediği caz fantezilerim de var içinde…- Aziz Nesin, Âşık Veysel, Nâzım, Nasreddin Hoca, İsmail Dede Efendi... Albümde, esinlendiğiniz, ithaf ettiğiniz, içine kattığınız sanatçılar olarak yerlerini alıyor. Türkiye kültür ve sanat tarihinde bir yolculuğa çıkarıyorsunuz albümle bizi. Nedir bu isimlerin, toprakların sizdeki etkisi?Sanatçı ait olduğu toprağın çiçeğidir. Tabii ki bu saydıklarınız var, gayet doğal bunların olması. Benim geldiğim ailenin anlayışı da budur. Bu topraklara sahip çıkmak, bu toprakları insanlığın geleceği için çağdaş bir noktaya getirmek için uğraşanlardan biri olmak, bu bizim geleneğimizdir. Belki de ruhumuza işlenmiş, bizi biz yapan özelliğimizdir. Saydığınız isimler hiç tanımamış olsam da benim hocalarımdır, dostlarımdır aynı zamanda... - Say Plays Say, aslında bir albümden ötesi, bir nevi sizin hayat anlatınız. Ben albümü dinlerken iniş-çıkışlara rağmen daha çok umut ve aydınlık hissettim. Siz hayatınıza baktığınızda ağır basan duygular bunlar mı yoksa?- Ben yaşamaktan mutluluk duyan, ümitler taşıyan bir insanım. “O ümitler nedir?” diye soracak olursanız, “özgür ruh”, “özgür bir dünya”, “ hür bir insanlık” diye tanımlamak elimden gelir belki... Hür olalım, gerisi gelecektir.- 40’ınızdan sonrası için hedef ne?- Üretmeye ve daha iyi şeylere ulaşmaya devam etmek. 2015’de mesela altı CD’lik Mozart’ın tüm sonatları kaydım çıkacak. SAİT FAİK eserimi DVD yaptık o çıkacak. Bunun yanında ilki çok sevilen, büyük bir satış rakamı yakalayan şarkılarıma devam, İlk Şarkılar 2 çıkacak.- Müziğinizde Türkiye ve Anadolu esintisini de taşıyorsunuz. Köylerde konserler vermeye önem veriyorsunuz. Buna rağmen “burnu büyüklük”, “elitistlik” eleştirilerinden kurtulamıyorsunuz. Neden kaynaklanıyor sizce bu?- Zehir gibi akan, durmadan akan, önyargılar, hazımsızlık ve kıskançlıklar… Bunların önüne geçilemiyor maalesef. En iyisi onları görmemek, onlar yüzünden çok çektik hakikaten. En kötüsü de, dost zannettiğin insanların ihaneti...- Gezi Parkı için de üç beste yaptınız. Neydi Gezi Parkı’nın size öğrettiği, hissettirdiği?- Milyonlarca insan “hür bir insan hayatı” için el ele verdi. Bir nevi Rönesans, bir nevi 68 devrimi… Önemli olan gaz sıkılması değil, önemli olan hür bir hayat, hür bir millet, özgürlük ve demokrasi için milyonlarca insanın sokağa dökülmesi. Kendilerine baskı yapanlara, her şeye rağmen zeytin dalı uzatması… Uzatılan zeytin dalını tutup tutmamak artık karşı tarafa kalır. Bu insanlar hem Türkiye’ye, hem tüm dünyaya çok mühim bir mesaj verdiler. Öncülük ettiler. Gezi Parkı konusu sanat eserleriyle kalıcı olmalıdır. Ben de üç ayrı eserde toplamı bir saatlik bir müzikle kendimce anlattım yaşananları... Umutlarımız eksik olmasın... Karanlık ise her taraf, aydınlatalım...- Kültür ve Turizm Bakanlığı iki konserinizi Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın programından çıkartınca, geçen ay hükümete çok samimi, tane tane ve sakince her şeyi anlattığınız bir açık mektup yolladınız. Ancak ne yazık ki yine anlamayı denemediler. Gerçekten bir umudunuz var mıydı buna dair?- Evet yazdım, “bari, artık eserlerimi sansürlemeyin” dedim... “Biz zaten sansürlemedik” dediler, şaka gibi... Her şey aynı yerde kaldı, eserler programda yok, eserlerim henüz programa geri alınmadı yani. Ankara’da üç eser, Antalya’da da Nâzım oratoryosu programdan çıkartıldı... Öyle kaldı durum. Sanatçılar da çok fazla direnemiyor...- Başka ülkelerde yaşama şansınız var. Nereye gitseniz kapılar size sonuna kadar açık. Zaman zaman üzüntü ve sinirden, bu ülkeden gideceğim dediğiniz de oldu. Ancak ayrılamadınız. Niye bırakamıyorsunuz bu ülkeyi?- Yok, ben on beş yıl Türkiye’den ayrı yaşadım. Sekiz yıl Almanya’da, yedi yıl da ABD’de, New York’ta yaşadım. 2002 yılında memleketime geri dönmüştüm. Ben burada, laik bir ülkede doğdum. Laik ve hür bir ülkede de öleceğime inanıyorum. Umutlar yüreğimizdedir...İlerihaber.org
İskandinav Müziğin Sevilen İsmi İstanbul'a Geliyor
İsveçli müzisyen Lykke Li 18-19 Kasım tarihlerinde Babylon'da.Son albümü 'I Never Learn' turnesi kapsamında ilk kez Türkiye'ye gelecek olan İsveçli şarkıcı ve söz yazarı Lykke Li , 18 ve 19 Kasım tarihlerinde Babylon'da sahne alacak.28 yaşındaki müzisyen, son albümündeki dokuz parçanın da 'hayatının gerçek bir kesitini anlattığını' ifade ediyor:'Yaşamadığım bir şeyi şarkılarımda anlatmam imkansız, bu benim için samimi değil.'Konserin sınırlı sayıdaki öğrenci biletleri 50 TL; diğer biletler ise 80 TL ile 100 TL arasında değişiyor.Gerçek adı Li Lykke Timotej Svensson Zachrisson olan İsveçli indie pop sanatçısı, sahne adı olarak 'Lykke Li'yi kullanıyor. 2008 yılında 'Youth Novels' adlı albümüyle müzik piyasasına giren Li, 2011 yılında çıkardığı ikinci albümü 'Wounded Rhymes'ta yer alan 'I Follow Rivers' adlı parçası ile dünya müzik listelerine girmeyi başardı. Sanatçının müziğinde elektronik, indie pop ve alternatif ögeler bulunuyor.İşte Lykke Li'in sevilen parçalarından bazıları:Sanatçının, Youtube'daki izlenme sayısı 40 milyonu geçen 'I Follow Rivers' videosunu Tarık Saleh yönetti:'Youth Novels' adlı albümünden 'Until We Bleed':T24
Sanat Ne Anlatır? "6 Gizemli Yapıt ve Öyküleri" - 4
Eğer Mona Lisa olmasaydı şüphesiz onun yerini alacak yegane portre Erminli Kadın adlı bu eşsiz eser olabilirdi.Mona Lisa'nın en büyük rakibi olabilecek çalışmamız, Da Vinci'nin ustalığını bir kez daha gözler önüne seriyor.Bu resmin Mona Lisa'ya oranda daha az bilinir olmasının nedeni sanırım bu güzel kadının kimliğini biliyor oluşumuz olabilir. Bildiğiniz üzere Mona Lisa en son Da Vinci'nin kendisiydi sonra Annesi yaptılar (!) Yarın kız kardeşi olduğu ortaya çıkarsa şaşırmamak gerekiyor.Resimdeki kadının adı Cecila Gallerini'dir. İnanması güç ancak sanatçımıza model olduğu sırada henüz 16 yaşındaydı. Cecila'nın aslında oldukça zor bir hayatı olduğunu biliyoruz. Ve kucağındaki bir tür gelincik olan Ermin aslında bize pek çok şey anlatmaktadır.Da Vinci'ye model olmayı başarmışsa herhalde oldukça önemli bir ailenin kızıymış diyebilirsiniz ancak değil. Orta halli bir ailenin kültürlü ve eğitimli bir kızı olduğu biliniyor.  Genç yaşında nişanlanan Cecila'nın hayatı bu resminde siparişini veren ilk Milano Dükü ile kesişince tamamen değiştiğini dile getirebiliriz.Milano Dükü ile tanıştıktan sonra nişanını atıyor. Nede olsa Dük henüz bekar ve saraya girmesi an meselesi. Dükün resmen metresi haline gelmeye başlıyor. Oldukça alımlı olan Cecila edebiyat ve müzikle de ilgilendiğinden Dükün sarayına taşınıyor ve adeta gözdesi haline geliyor. (Planı gerçekleşmişe benziyor) Sarayda yaşamaya başlayan Cecila için hayat ne kadarda güzel ? Artık tek bir hedefi kaldı Dük ile birlikteliğini resmileştirmek.Ancak Cecila 1591 de bir oğul evlat dünyaya getirdikten sonra işler maalesef değişiyor. Dük onunla değil başka biri ile nişanlanıyor. Doğal olarak artık sarayın gözdesi olmadığından oradan ayrılmak zorunda kalıyor. Ve anlaşılan kucağında evladı ile eski nişanlısına dönebilmesi de pek söz konusu değil.Resimde o hayvanın ne işi var diye soracak olursanız nedeni, o gelincik türünün yalnızca kışın beyaz renge bürünmesidir. Cecila'nın oldukça temiz bir kız olduğunu simgeleştiriyor. Bildiğiniz üzere beyaz lekesizlik ve saflığın simgesidir...
Fragmanı Kendisinden Daha Güzel Olan 10 Film
Seyircide büyük beklenti yaratan, adeta gün saydıran, ''En İyi Fragman'' dalında Oscar dağıtılsa kafadan aday olabilecek kadar güzel fragmanlara sahip ancak gösterime girdikten sonra seyircide hayal kırıklığı yaratan 10 filmi içeren 'subjektif' bir liste.
İzlandalı İkizler Arasındaki Garip Bağı Gösteren 17 Ürkütücü Fotoğraf
Fotoğrafçı Ariko Inaoka.2006 yılında ( ikizler 6 yaşındayken )tanıştığı ikizlerle uzun soluklu bir projeye adım atmaya karar vermiş. Birbiriyle özel bir bağı olan ikizlerin gelişimlerini ve iletişimlerini 10 yıl boyunca fotoğraflamayı amaçlamış. ' Neden böyle bir çalışma yapılmış? ' diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Fakat ikizlerimiz Erna ve Hrefna'nın iletişimleri bir fotoğraf serisine konu olacak derecede güçlü. Birbirleriyle neredeyse telepatiyle anlaşıyorlar, sürekli birlikteler ve birisinin başladığı cümleyi diğeri tamamlıyor. İkisi de bale dersleri alıyorlar ve ilerleme seviyeleri hemen hemen aynı. Hatta aynı rüyaları gördüklerini söylüyorlar.Biraz ilginç biraz da ürkütücü olan fotoğraf serisine yakından bakalım...
İsminden Bir Harf Çıkarıldığı Zaman Tamamen Değişen 23 Film
Yazar ve çizer Austin Light, geçtiğimiz günlerde kendi çizimlerinden oluşan eğlenceli çizim taslaklarını yayınladı. Taslakların içeriği ise, ünlü filmlerin isimlerinden bir harfi düşürerek, yeni ve kısa bir senaryo oluşturarak ona uygun çizimlerdi. Bu fikir reddit'de, 'bir film seç, bir harfini at ve kısa bir özetini yap' şeklinde yankı buldu.Kısa süreli olarak düşünülen bu proje popüler hale gelince Light işi bir adım öteye taşıdı ve filmlerden sahneleri çizerek hayalindeki sahneyi yarattı.
Efsane Müzikleriyle 10 Coen Kardeşler Filmi
Kült yönetmen karakterlerden bahsedildiğinde unutulmaması gereken isimlerden biri de şüphesiz Coen Kardeşler olur. The Big Lebowski'den No Country for Old Man'e kadar efsane 10 soundtrack sizler için derlendi.